Dicle University
Discipline

Psychology

Dicle University

1,473

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar, aleksitimi ve algılanan eş desteği bağlamında yordanması

Bu araştırmanın amacı, evlilik uyumu ile ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar, aleksitimi ve algılanan eş desteği arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini en az 1 yıldır evli olan, Türkiye'nin farklı şehirlerinden araştırmaya gönüllü olarak katılan 24-73 yaş aralığında 465 (262 kadın, 203 erkek) evli birey oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği (İİBÇÖ), 20 maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Eş Destek Ölçeği (EDÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde evlilik uyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Evlilik uyumunu yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi uygulanmıştır. Evli bireylerin evlilik uyumlarının yaş, eğitim düzeyi, evlenme şekli, evlenme yaşı, eş ile aradaki yaş farkı, evlilik süresi, çocuk sayısı ve gelir durumu değişkenlerine göre farklılaştığı; cinsiyet, yaşam yeri, evlilik sayısı ve çalışma durumu değişkenlerine göre ise farklılaşmadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçları, evlilik uyumunun ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve aleksitimi ile olumsuz yönde, eş desteği ile olumlu yönde anlamlı ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucuna göre; bilişsel çarpıtmalardan yakınlıktan kaçınma, aleksitiminin alt boyutlarından duyguları tanımada güçlük, eş desteğinin alt boyutlarından duygusal destek, maddi yardım ve bilgi desteği, takdir desteği ve sosyal ilgi desteğinin evlilik uyumunun anlamlı yordayıcıları oldukları bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Evlilik Uyumu, Bilişsel Çarpıtmalar, Aleksitimi, Algılanan Eş Desteği

AleksitimiAlgılanan destekAlgılanan eş desteği+5
Gül Muhtar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Majör Depresif Bozukluk tanılı bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolü

Bu çalışmanın amacı majör depresif bozukluk tanılı bireylerin depresyon düzeyleri ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkide kişiler arası ilişki tarzlarının aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvuran ve DSM-V ölçütlerine göre majör depresyon tanısı almış 87 kadın (%77,7), 25 erkek (%22,3) katılımcıdan oluşmaktır. Araştırmanın modeli, değişkenler arasındaki ilişkilerin aracılık analizi ile incelenmesini amaçlayan ilişkisel modelde tasarlanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 ve Kişiler Arası Tarz Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde, betimsel istatistik yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve Paralel Çoklu Aracı Değişken analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, majör depresyon düzeyinin yaş ile pozitif yönde ilişkili, eğitim durumu ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, zedelenmiş otonomi ve diğeri yönelimlilik boyutlarında kadınların daha yüksek ortalamaya sahip olduğu ve erkeklerin daha yüksek oranda baskın tarz kullandığı görülmüştür. Bununla birlikte, zedelenmiş otonomi boyutunda aile öyküsünde psikiyatrik bir bozukluk bulunmayanların, diğeri yönelimlilik şema boyutunda ise aile öyküsünde psikiyatrik bozukluğu olanların daha yüksek puan aldığı belirlenmiştir. Alınan tedavi biçimine göre incelendiğinde, zedelenmiş otonomi, diğeri yönelimlilik ve yüksek standartlar boyutlarında yalnızca medikal tedavi alanların, zedelenmiş sınırlar boyutunda ise medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların daha yüksek puan ortalamasına sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, baskın tarzda medikal tedavi ile birlikte psikoterapi alanların, duygudan kaçınan/duyarsız tarz boyutunda ise henüz herhangi bir tedavi almayanların daha yüksek puan ortalamalarına sahip olduğu belirlenmiştir. Majör depresyon düzeyi, şema alanları ve kişiler arası ilişki tarzları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Aracı değişken analizi sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile majör depresyon düzeyi arasındaki ilişkide kaçınan tarzın ve duygudan kaçınan/duyarsız tarzın aracı rolünün olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Majör Depresyon, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Kişiler Arası Tarzlar

Depresif bozuklukDepresif bozukluk-majörDepresyon+2
Rojin Yazar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumunun psikolojik iyi oluş, duygu düzenleme güçlüğü ve eş desteği bağlamında yordanması

Bu çalışmanın amacı evlilik uyumu ile psikolojik iyi oluş, duygu düzenleme güçlüğü ve eş desteği arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma %57'si kadın (236) ve%43'ü erkek (177) olmak üzere toplam 413 kişi ile yürütülmüştür. Katılımcılara Çift Uyum Ölçeği (ÇUO), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİÖO), Eş Destek Ölçeği (EDÖ)ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ile birlikte araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Evlilik uyumunun demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek amacı ile ANOVA ve t testi, değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerini belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi ve evlilik uyumunu yordamak amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda evlilik uyumunun yaş, cinsiyet, evlilik süresi, evlenme yaşı, eşle aradaki yaş farkı, eğitim durumu, algılanan sosyoekonomik düzey, çocuk sayısı evlenme şekli ve eşle evlilik öncesi ilişki süresi değişkenlerine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Evlilik uyumu ile psikolojik iyi oluş ve eş desteği toplam puanları arasında istististiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilirken duygu düzenlemede güçlükler ölçeği toplam puanı ile anlamlı ilişki bulunamamıştır. Son olarak evlilik uyumunun bazı demografik değişkenler, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği- Farkındalık alt boyutu, eş desteği ve psikolojik iyi oluş tarafından yordandığı saptanmıştır. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüEvlilik uyumu+3
Berfin Değer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik danışmanların bilinçli farkındalıkları, psikolojik esneklikleri ve temel psikolojik ihtiyaçları ile öz-duyarlılıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışmanların bilinçli farkındalıkları, psikolojik esneklikleri ve temel psikolojik ihtiyaçları ile öz-duyarlılıkları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi araştırmaya gönüllü olarak katılan 22-57 yaş aralığında %75,3'ü kadın ve %24,7'si erkek olmak üzere 324 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma katılımcılarına Kişisel Bilgi Formu, Öz Duyarlılık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Psikolojik Esneklik Ölçeği ve Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçekleri çevrim içi platformlar aracılığıyla uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde demografik değişkenlere göre farklılık için bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin tesbit edilmesi için Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Öz duyarlığı yordayan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, psikolojik danışmanların öz duyarlılıklarının sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaştığı, cinsiyet, yaş ve medeni duruma göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Psikolojik danışmanların eğitim ve süpervizyon alma durumlarına göre öz duyarlılık, psikolojik esneklik ve temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeklerinden aldıkları puanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Psikolojik danışmanların çalıştıkları kurumlara göre bilinçli farkındalık puanları anlamlı farklılık gösterirken, öz duyarlılık, psikolojik esneklik ve temel psikolojik ihtiyaçlar arasında fark bulunmamıştır. Psikolojik danışmanların mesleklerini isteyerek seçip seçmemelerine göre öz duyarlılık, bilinçli farkındalık ve psikolojik esneklik arasında fark bulunamamış, temel psikolojik ihtiyaçlar arasında fark bulunmuştur. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda temel psikolojik ihtiyaçların özerklik, ilişkisellik ve yeterlik alt boyutları ile psikolojik esnekliğin anda olma ve kabul alt boyutlarının öz duyarlığı anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştır. Araştırma sonuçları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılarak sonuç ve öneriler sunulmuştur.

Bilinçli farkındalıkDanışmanlarDanışmanlık+6
Fatma Betül Demir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü ile aleksitimi ve obsesif inanışlar arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, obsesif inanışlar ve duygu düzenleme güçlüğü değişkenlerini sosyo-demografik ilişkiler bakımından incelemek, söz konusu değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek ve aleksitimi ile obsesif inanışları yordayan faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmaya Diyarbakır ilinde yaşayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 286 kadın (%69,4), 126 erkek (30,6) katılmıştır. İkiden fazla değişken arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlayan bu çalışmada değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için ilişkisel tarama modeli esas alınmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-28), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği- Kısa Formu (DDGÖ-16) ve Obsesif İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44) ölçekleri kullanılmış, ölçekler katılımcılara online olarak uygulatılmıştır. Verileri analiz etmek amacıyla cronbach α değeri, betimleyici analiz yöntemleri, bağımsız örneklemler t-testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal Wallis testi, Post Hoc-Tukey HSD, Post Hoc-Games Howell, Post Hoc-LSD, Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar aleksitimi ve obsesif inanışlar puan ortalamalarının cinsiyete göre farklılaşmadığını fakat çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü puan ortalamalarının cinsiyete göre farklılaştığını göstermektedir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmalarının aile yapısı, kardeş sayısı ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. Bununla birlikte aleksitimi puan ortalamasının aile yapısı, kardeş ayısı, bakım veren ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Obsesif inanışların ise eğitim durumuna göre değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde tüm değişkenler arasında pozitif yönlü doğrusal ilişkinin olduğu ortaya konmuştur. Aleksitiminin yordayıcılarına ilişkin regresyon analizi sonucunda model anlamlı bulunmuştur. Yaş, cinsiyet, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğünün, aleksitimi varyansının %41,8' inin açıkladığı tespit edilmiştir. Son olarak yaş, cinsiyet, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğünün obsesif inanışların yordayıcıları olduğu saptanırken obsesif inanış varyansının %33,2' sinin bu değişkenler ile açıklandığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular ilgili literatür kapsamında incelenerek yorumlanmış, gelecek çalışmalara ve uygulayıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çocukluk Çağı Travmaları, Aleksitimi, Obsesif İnanışlar, Duygu Düzenleme Güçlüğü

AleksitimiDuygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğü+4
Selma Karahan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı engel gruplarına sahip çocukların anneleri ile normal gelişim gösteren çocukların annelerinin duygu düzenleme, aile içi uyum ve tükenmişlik düzeyi açısından karşılaştırılması

Bu araştırmanın temel amacı, özel gereksinimli çocuğa sahip olan annelerin aile içi uyum, tükenmişlik düzeyleri ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmacın ulaşabildiği ve araştırmaya katılmayı kabul eden Elazığ'da yaşayan yaşları 0-25 arasında değişen otizm, down sendromu, özgül öğrenme, dil ve konuşma güçlüğü, bedensel veya zihinsel engelli tanılı çocuğa sahip 180 anne ile yaşları 0-15 arasında değişen normal gelişim gösteren çocuğa sahip 30 anne araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Aile Uyumu Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada aile içi uyumun ve tükenmişlik düzeyinin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Aile içi uyumu yordayan değişkenleri saptamak amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, annelerin özel gereksinimli çocuğa sahip olmanın ve çocuğun tanı türünün aile içi uyum ve tükenmişlik düzeyinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı belirlenmiştir. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçlarına göre, özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin aile içi uyumu bilişsel duygu düzenleme ve tükenmişlik düzeyleri ile pozitif yönde ilişkilidir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonuçları; tükenmişliğin kişisel başarı alt boyutu ile bilişsel duygu düzenlemenin diğerlerini suçlama ve plana tekrar odaklanma alt boyutunun özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin aile içi uyumunun anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bulgular ilgili alanyazına göre tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Aile içi uyum, Tükenmişlik, Bilişsel duygu düzenleme, özel gereksinimlilik

Kübra Polat
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk toplumunda 18 yaşından önce evlendirilmiş kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile benlik saygısı ve ebeveyn kabulü arasındaki ilişki

Bu çalışma, 18 yaşından önce evlendirilmiş olan kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri, benlik saygıları ve ebeveyn kabulleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından önce evlenmiş olan toplam 200 kadın gönüllülük esasına göre randomize edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak hazırlanan sosyo- demografik kişisel bilgi formunun yanı sıra Psikolojik İyi Oluş Envanteri, Ebeveyn Kabul/red Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda psikolojik iyi olma hali ve benlik saygısı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, erken yaşta evlendirilen kadınların benlik saygısı düzeyi ile ebeveyn kabul/red ölçeği düzeyleri arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır.

Benlik saygısıEbeveyn kabul veya reddiErken evlililk+4
İsa Kolkısa
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evli kadınlarda aile içi şiddet ile evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı evli kadınlarda evlilik doyumu, psikolojik iyi oluş ve aile içi şiddet seviyeleri arasındaki ilişkilerin elverişli örneklem yöntemiyle incelenmesidir. Bu amaçla araştırmanın evrenini Türkiye'nin batısında bulunan fakat küçük bir ilçesi olması nedeniyle de merak uyandıran Muğla'nın Bodrum ilçesinde yaşayan 100 evli kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Doyumu Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kadınların algıladıkları evlilik doyumu düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine farklılık göstermediği; fakat yaşanılan yere, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilik süresine, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine, çocuk sayısına göre farklılık göstermediği fakat yaşanılan yere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların yaşadıkları aile içi şiddet düzeylerinin yaşa, yaşanılan yere, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine göre farklılık göstermediği fakat eğitim durumuna, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.

Aile içi şiddetEvli kadınlarEvlilik doyumu+2
Elifsu Yiğit
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik doyumu ile paternal bağlanma arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yapılan araştırmanın amacı babaların evlilik doyumu ile paternal bağlanma ve altboyutları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırma Ankara ili Çankaya ilçesindeki üç adet farklı Aile Sağlığı Merkezinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 6-12 aylık bebeği olan 25 yaş ve üstü 142 evli baba oluşturmaktadır. Data toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği ve Evlilik Yaşamı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada SPSS programı kullanılmıştır. Araştırma sorularının cevaplanması amacıyla seçilecek testler için veri dağılım türleri dikkate alınmış ve parametrik test tekniklerinin normal dağılım varsayımının sağlanmadığı görüldüğünden araştırma sorularının cevaplanması amacıyla parametrik olmayan test tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda evlilik doyumu ile paternal bağlanma arasında ilişki bulunmuştur. Farklı yaş grubundaki katılımcılar arasında sabır ve hoşgörü altboyutu ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği bakımından istatiksel olarak anlamlı farkların olduğu görülmüştür. Bu bulgulara ek olarak ortalama sıra değerleri incelendiğinde 3-4 çocuk sahibi olan katılımcıların 1-2 çocuk sahibi olan katılımcılardan daha yüksek Evlilik Doyumu Ölçeği puanına sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın esas konusu olan paternal bağlanma ile evlilik doyumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş dolayısı ile iki kavram arasında ilişki olduğu tespit edilerek literatüre yeni bir kaynak sağlanmıştır.

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaEvlilik+2
Gizem Hamurcu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde riskli davranışlar, benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasındaki ilişki

Bu araştırmada ergenlerde riskli davranışlar, benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasındaki ilişkiler demografik değişkenlerle beraber incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Riskli Davranışlar Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Ölüm Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki 14-18 yaş arası lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini basit tesadüfi yöntemle seçilmiş 244 ergen oluşturmaktadır. Veri analizi SPSS paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon ve Spearman Korelasyon kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizinin anlamlı çıktığı durumlarda farklılığın kaynağı olan grup veya grupları saptamak amacıyla Tukey Post Hoc testlerine başvurulmuştur. Araştırma sonucunda üç ana değişken arasında anlamlı sayılabilecek düzeyde korelasyon saptanamamasına rağmen, demografik değişkenler ile ana değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları ve sınırlılıkları tartışılmıştır.

Benlik saygısıErgenlerRiskli davranışlar+2
İrem İzgi
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Danimarka'daki ve Türkiye'deki Türklerin ölüm kaygılarının, kişilerin benlik saygıları ve kişilik özellikleri bağlamlarına göre karşılaştırılması

Bu araştırmada, farklı iki ülkede yaşayan fakat ortak kültürel geçmişe sahip bireylerin ölüm kaygılarının incelenmesi hedeflenmiştir. Ölüm kaygısıyla ilgili yapılan kültürler arası çalışmalar genellikle farklı iki kültürü karşılaştırmaktadır. Araştırmanın hedefi alan yazındaki bu eksikliğe katkı sunmaktır. Katılımcıların bu bağlamda benlik saygıları ve kişilik özellikleri de incelenmiştir. Hem benlik saygısının hem de kişilik özelliklerinin ölüm kaygısıyla ilişkisi olduğunu gösteren araştırmalar vardır fakat araştırmaların sonuçları birbirleriyle tutarsızdır. Bu araştırmada bu iki değişkenin de ölüm kaygısıyla ilişkisine bakarak alan yazında var olan bilgiler desteklenmeye çalışılmıştır. Araştırmada Ölüm Kaygısı Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve 5 Faktör Kişilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya 74 kişi Türkiye'den, 67 kişi Danimarka'dan katılmıştır. İki farklı ülkede yaşayan katılımcıların ölüm kaygılarını incelemek amacıyla bağımsız t testi yapılmış ve Türkiye'de yaşayan bireylerin ölüm kaygılarının daha fazla olduğu görülmüştür. Benlik saygısı ve ölüm kaygısı arasında ters bir ilişki saptanmıştır. Kişilik özelliklerinden nörotiklik ile ölüm kaygısı arasında pozitif bir korelasyon olduğu görülmüştür.

Benlik saygısıDanimarkaDış Türkler+5
Seher Özdemir
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin meslek seçimlerinin ve geleceğe yönelik tutumlarının algılanan anne-baba tutumları ile ilişkisinin incelenmesi

Yetişkin bireyler günlerinin büyük bir bölümünü meslekleriyle uğraşarak geçirirler. Böylece seçtiğimiz meslek geleceğimizi de büyük ölçüde şekillendirir bu noktada meslek seçiminde üniversitedeki bölüm seçimimin ve bu seçimin nasıl yapıldığının da önemli bir payı vardır. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin meslek seçiminin geleceğe yönelik tutumlarını ve algılanan anne baba tutumlarıyla ilişkisini araştırmaktır. Araştırmanın verileri çeşitli üniversitelerde ve çeşitli bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin cevaplarına göre oluşturulmuştur. Bu araştırmada gönüllü olan öğrencilere araştırmacı tarafından oluşturulmuş, öğrencilerin meslek seçiminde nelere dikkat ettikleriyle ilişkili olabileceği düşünülen soruların olduğu Kişisel Bilgi Formu, öğrencilerin algılanan anne baba tutumunu belirlemek için Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Çocuk Formu (KAET-Ç) ölçeği ve öğrencilerin geleceğe yönelik tutumlarını belirlemek için de Geleceğe Yönelik Tutum Ölçeği Kısa Form uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin %67.2 si bölümünü isteyerek seçerken, %32.8'i bölümünü istemeyerek seçmiştir. Bu sonuçlara göre bölümünü isteyerek seçen öğrencilerin geleceğe yönelik olumlu ve planlı tutum puanları bölümünü istemeyerek seçenlere göre daha yüksek olduğu anlamlı bulunmuştur. Mezun olduktan sonra kolay iş bulma imkanına göre meslek seçen öğrencilerin babalarından algıladıkları aşırı koruyuculuk puanları, mesleklerini ilgi ve yeteneklerine göre seçen öğrencilere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bunun yanında üniversite öğrencilerinin anne baba tutumları ve öğrencilerin geleceğe yönelik tutumları arasındaki ilişki incelenmiştir. Son olarak sonuçlar, güncel litaratürle birlikte tartışılmıştır.

Ana-baba tutumuGelecek beklentisiMeslek seçimi+1
Zehra Şeyma Maraş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Akademisyenlerin akademik tükenmişlik ve mesleki motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Duygusal çöküş, duyarsızlaşma, özgüven azalması, çaresizlik ve umutsuzluk hissi, yüksek kaygı, düşük başarı, motivasyon kaybı, yıpranma, enerji kaybı vb. şekillerde kendisini gösteren tükenmişlik, her yaş grubundan ve farklı mesleklere mensup birçok kişide ortaya çıkabilmektedir. Aslında tükenmişlik kavramı günümüz iş dünyasının doğal bir çıktısı olan fazla iş yüküne sahip kişilerde, yoğun mesai saatlerinde çalışmak zorunda kalan işçilerde, insanlarla sıkça bir diyalog kurmak zorunda olan eğitimcilerde, sağlık çalışanlarında ve hatta bazen ev hanımlarda olmak üzere çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkabilmektedir. Bu noktadan hareketle bu çalışmada akademisyenlerin akademik tükenmişlik ve mesleki motivasyon düzeyleri arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırma kapsamında Beykent Üniversitesi'nde akademisyen olarak görev alan toplam 179 gönüllü akademisyene veri toplamak amacıyla Akademik Tükenmişlik Ölçeği ve Mesleki Motivasyon Ölçeği ile araştırmacı tarafından hazırlanan Akademisyenin Sosyo – Demografik Bilgi Formu (ASDBF) uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; akademisyenin mesleki motivasyon düzeyi ile tükenmişlik arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Mesleki motivasyonun, akademisyenin tükenmişlik düzeyini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

AkademisyenlerMotivasyonTükenmişlik+2
Gizem Arıkan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Algılanan ebeveynlik yaklaşımlarının, annelerin akılcı olmayan inançları ve kendi çocuklarına karşı gösterdikleri ebeveynlik tutumlarıyla ilişkisi

Bu araştırmada, annelerin algıladıkları ebeveynlik yaklaşımları ile kendi çocuklarına karşı olan ebeveynlik tutumları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2019 yılı içinde Türkiye'de yaşayan, 2-6 yaş aralığında çocuğu olan ve sosyal medyaya erişimi bulunan toplam 490 anne oluşturmaktadır. Çalışmada, katılımcıların algıladıkları ebeveynlik yaklaşımlarını belirlemek için Young Ebeveynlik Ölçeği, ebeveyn tutumlarını değerlendirmek için Ebeveyn Tutum Ölçeği ve akılcı olmayan inançlarını belirlemek amacıyla Anne-Babaların Akılcı Olmayan İnançları Ölçeğinden faydalanılmıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan annelerin demografik özellikleri araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyodemografik Bilgi Formu" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, demokratik ebeveynlik ile otoriter ebeveynlik arasında ve demokratik ebeveynlik ile beklentiler arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Otoriter ebeveynlik ile duygusal bakımdan yoksun bırakan ve cezalandırıcı anne arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Kuralcı/kalıplayıcı baba ile kusur bulucu/küçümseyici baba arasında ve cezalandırıcı baba ile değişime kapalı/duygularını bastıran baba arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Analiz sonuçlarına göre, çalışmayan anneler, kendi annelerini duygusal bakımdan yoksun bırakan ve değişime kapalı / duygularını bastıran kimseler olarak algılamaktadırlar. Yine çalışmayan anneler, kendi babalarını duygusal bakımdan yoksun bırakan olarak değerlendirmektedir. Ebeveyn tutum ölçeği ile ebeveynlerin akılcı olmayan inançları ölçek puanlarında çocuğun sahip olduğu kardeş sayısına göre anlamlı farklılık vardır. Kardeş sayısı arttıkça demokratik ebeveynlik eğilimi puanları ve izin verici ebeveynlik eğilimi puanları düşmektedir. Kardeş sayısı arttıkça otoriter ebeveynlik eğilimi puanları ve beklentilere ait puanlar yükselmektedir. Mükemmeliyetçilik puanlarında ebeveyn yaşına göre anlamlı farklılık vardır. Yaşı 20-29 aralığında olan annelerin mükemmeliyetçilik puanları, yaşı 30-39 aralığında olanlara göre daha yüksektir. Bu sonuçlar literatür eşliğinde tartışılmıştır.

Akılcı olmayan inançlarAna-baba algısıAna-baba tutumu+2
Çağla Şen Akkoyun
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uçak fobisinin giderilmesinde "Hipnotik yaklaşım" ve "Sanal gerçeklik" uygulamalarının etkililiğinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında uçak fobisi tedavisinde hipnotik yaklaşım ve sanal gerçeklik teknolojisiyle gerçekleştirilen maruz bırakma terapisinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda uçuş fobisi taşıyan 36 katılımcı (12 katılımcı VR grubu, 12 katılımcı Hipnotik Yaklaşım grubu, 12 katılımcı kontrol grubu) üç gruba ayrılarak araştırma yapılmıştır. Katılımcılara tedavi süreci ve uçuş deneyimlerinden sonra "Sosyodemografik Veri Formu", "Beck Anksiyete Ölçeği" "Öznel Tehlike Birimleri Ölçeği (SUD)" uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda, ilişkili örneklemler için Friedman Mertebeler testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Kruskal Wallis H Testi ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Korelasyon analiz için ise Spearman's Rho kullanılmıştır. Çalışma sonucunda hipnoz uygulamasının ve sanal gerçeklik teknolojisinin uçuş korkusunu azaltmada etkili oldukları tespit edilmiştir. Hipnoz uygulamasının ve sanal gerçeklik teknolojisinin uçuş korkusunu azaltmada benzer etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Bulgular, literatür kapsamında tartışılmıştır.

FobilerHipnoterapiHipnotik yeniden işleme terapisi+4
Orhan Burak Uçkun
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol kullanan bireylerde obsesif kompulsif içme davranışı, başa çıkma stilleri ile sosyal destek türlerinin incelenmesi

Alkol ile ilgili yaşanılan problemler dünyada ve ülkemizde önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı; alkol kullanan bireylerde obsesif kompulsif içme davranışı, başa çıkma stilleri ile sosyal destek türlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi alkol kullanan 264 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama amacı ile sosyodemografik bilgi formu, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi (AKBTT), Obsesif Kompulsif İçme Ölçeği (ÖKİÖ), Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; Alkol kullanan katılımcılarda riskli grupta obsesif kompulsif içme ve sosyal destek arasında zayıf ve orta düzey korelasyon vardır. Başa çıkma stilleri puanları ve algılanan sosyal destek puanları arasında zayıf düzey, pozitif ilişki vardır. Riskli grupta katılımcıların obsesif kompulsif içme davranışları daha fazladır. Risksiz grupta başa çıkma stilleri ve algılanan sosyal destek arasında pozitif korelasyon vardır.

Alkol kullanımıBaş etme stratejileriBaşa çıkma+3
Gözde Avar
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara içenlerde ve içmeyenlerde duygusal zekâ, psikolojik iyi oluş ve tükenmişlik düzeyinin karşılaştırılması

Bu araştırma sigara kullanan ve kullanmayan bireyleri duygusal zekâ, tükenmişlik ve psi-kolojik iyi oluş seviyeleri bakımından karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğ-rultusunda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan 18 yaş üstü 240 ye-tişkin araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada 'Sosyodemografik Bilgi Formu' katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, 'Duygusal Zekâ Ölçeği' duygusal zekâ seviyesini, 'Tükenmişlik Ölçeği' tükenmişlik seviyesini ve 'Psikolojik İyi Oluş Ölçe-ği' iyi oluş seviyesini ölçmek amacıyla kullanılmıştır. Toplanan verilerin değerlendirilmesi ve analizinde IBM SPSS v.21 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında sigara kullanan ve kullanmayan bireylerin duygusal zekâ, tükenmişlik ve psikolojik iyi oluş seviyeleri bakımından farklılık göstermediği ortaya konmuştur. Araştırma sonuçları, önceki bulgular ışığında başka uygulamalara da yol gösterecek şekilde tartışılmıştır.

Duygusal zekaPsikolojik iyi oluşSigara içme+1
Erinç Erbildim
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin yaşam kalitesine, uyku kalitesine ve gece yeme bozukluğuna etkileri

Bu çalışmanın amacı çalışan ve çalışmayan kadınlarda depresyon belirtilerinin uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve gece yeme sendromu üzerine etkisinin incelenmesi ile çeşitli demografik değişkenlere göre farklılıkların incelenmesidir. Araştırmada depresyon belirtilerini saptamak amacıyla katılımcılara Beck Depresyon Ölçeği, uyku kalitelerini ve yaşam kalitelerini saptamak amacıyla ise Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHQOQLBREF) ve Gece Yeme Anketi kullanılmıştır. Araştırmamızda çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt boyut puanlarıyla, anlamlı bir şekilde orta düzey negatif korelasyona sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak çalışanların korelasyonu daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışanların yaşam kalitesi ölçeği fiziksel sağlık boyutu, psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksektir. Çalışmayanlarda gece yeme ve puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda, Beck Depresyon Ölçeği puanlarının, Gece Yeme Anketi puanlarıyla anlamlı şekilde pozitif orta düzey korelasyon tespit edilmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlarda gece yeme puanlarıyla uyku kalitesi puanları arasında da anlamlı şekilde zayıf düzey negatif korelasyon görülmüştür, ancak çalışmayanlarda kolerasyon daha yüksektir. Ayrıca çalışan kadınların psikolojik sağlık ve uyku kalitesi puanları anlamlı şekilde daha yüksek saptanırken çalışmayan kadınlarda ise gece yeme ve depresyon puanları çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Depresyon Belirtileri, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Gece Yeme Bozukluğu Belirtileri

Beslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozukluklarıDepresyon+5
Rümeysa Kaya
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Problem çözme becerileri ve akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin ebeveyn çocuk iletişimi üzerindeki etkisi

Bu çalışmadaki hedef, problem çözme becerileri ve akıllı telefon bağımlılığının belirtilerinin çocuk ve ebeveyn arasındaki iletişime etkisinin belirlenmesidir. Bu amaçla İstanbul ili Esenyurt ilçesinde ikamet eden ebeveynler araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu evrenden rastgele örneklem yöntemiyle toplamda 300 ebeveyne anket uygulanmıştır. Araştırmada genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada üç farklı ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler; Akılı Telefon Bağımlılığı Ölçeği- Kısa Form, Problem Çözme Becerileri Algısı Ölçeği ve Ebeveynin Çocuğu İle İletişimi Ölçeği'dir. Araştırmada toplanan veriler, SPSS 25.0 paket programına işlenmiş ve analiz edilmiştir. Bu kapsamda araştırmadaki katılımcıların demografik özelliklerinin dağılımına bakmak için frekans analizi yapılmıştır. Sonrasında ölçeklerin ve verilerin güvenirliliğini test etmek adına güvenirlilik analizi yapılmıştır. Bu analizlerden sonra demografik değerler ile ölçek verilerinin ilişkisini ölçmek adına Bağımsız t-Testi, Anova Testi ve Korelasyon Analizi yapılmıştır. Son olarak ölçekler arasındaki regresyon değerlerini test etmek adına Regresyon Analizi yapılmıştır. Gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda bazı ebeveynlerin iletişim becerilerinin ve problem çözme becerilerinin daha gelişmiş olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin akıllı telefon kullanma süresinin problem çözme becerileri ve çocukları ile iletişimde olumsuzluklara neden olabildiği belirlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmaya katılım genel olarak anneler tarafından sağlanmıştır. Ayrıca araştırmada kendi için destek alan kişilerin kendini daha rahat ifade ettiği belirlenmiştir. Bireyler aldıkları destek sonucunda kendini analiz ve ifade edebilmektedir. Bu araştırmada yapılan analizler sonucunda ebeveynlerin çocuk sayısı arttıkça problem çözme becerilerinin arttığı görülmektedir. Bireyler akıllı telefon yerine tuşlu telefon kullandıklarında, karşılarındaki kişiyi daha iyi dinlemekte ve problem çözmede daha başarılı olmaktadır.

Aile içi iletişimAkıllı telefonlarAna-çocuk iletişimi+7
Sevim Doğan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri, benlik saygısı ve fonksiyonel olmayan tutumların incelenmesi

Bu çalışmada; üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri, benlik saygısı ve fonksiyonel olmayan tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-21 yaş aralığındaki 365 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-28), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ-A) kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların fonksiyonel olmayan tutum puanlarında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Gelir düzeyine göre çocukluk çağı ruhsal travma belirtileri puanlarında ve benlik saygısı puanlarında anlamlı bir farklılık vardır. Doğum sırasına göre çocukluk çağı travma belirtileri puanlarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ile benlik saygısı düzeyi arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki vardır ve çocukluk çağı travmaları benlik saygısı düzeyini negatif yönde yordamaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasında anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur ve çocukluk çağı travmaları fonksiyonel olmayan tutumları pozitif yönde yordamaktadır.

Benlik saygısıFonksiyonel olmayan tutumPsikolojik travma+3
Ayça Gamzeli
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dövme yaptıran bireylerde kimlik yönelimi, duygu durumu ve beden algılarının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, dövme yaptıran bireylerde kimlik yönelimi, duygu durumu ve beden algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada, 18-45 yaş aralığındaki dövmesi olan (n=165) ve dövmesi olmayan (n=100) toplam 265 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Örneklemi dövme yapan bireylerin oluşturması ölçüt olarak ele alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS v26 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Duygudurumları Profili, Kimlik Ölçeği ve alt boyutlarıdır. Bağımsız değişkenleri ise dövme yapan ve yapmayan grup, cinsiyet, eğitim düzeyi, dövmenin görünürlüğü, pişmanlık durumu ve dövme sayısıdır. İki kategorili değişkenler için bağımsız örneklemler t- testi, üç veya daha fazla kategorili değişkenler için Anova analizi yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişikiyi belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Ayrıca, parametrik koşulların sağlanmadığı durumlarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analizi yapılmıştır. Bulgularda, vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların gerginlik-anksiyete, depresyon-keder, öfke-saldırganlık, yorgunluk-atalet, konfüzyon puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Vücudunda dövme olan katılımcıların gerginlik-anksiyete, depresyon-keder, öfke-saldırganlık, yorgunluk-atalet ve konfüzyon puan ortalaması vücudunda dövme olmayan katılımcıların puan ortalamasından daha düşük belirlenmiştir. Vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların toplam VAÖ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Vücutta dövmenin olup olmaması durumuna göre katılımcıların kolektif kimlik puan ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulgulanmıştır. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlarüzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.

Beden imajıDuygudurumDövme+3
Buse Bilgi Dinçer
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde sosyal medya kullanım süresinin özgüven ve depresyon düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada sosyal medya kullanım süresinin özgüven ve depresyon düzeyiyle arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 18-45 yaş aralığındaki 210 birey ile yürütülmüştür. Veri kaybı olmayan ölçekler değerlendirmeye dâhil edilmiş ve işaretlemeleri eksiksiz yapan 198 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Elde edilen verilerin analizi için SPSS v26 programı kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri, Beck Depresyon Envanteri (BDE), Öz-Güven Ölçeği (ÖÖ) ve alt boyutları olmuştur. Bağımsız değişkenleri ise cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum, kullanılan sosyal medya aracı, yaş ve sosyal medyada günlük geçirdiği süre olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada, bağımsız örneklemler için t-testi kullanılmıştır. Eğitim düzeyi, kullanılan sosyal medya aracı ve günlük kullanım süresine depresyon, öz-güven ve alt boyutları olan iç öz-güven ve dış-özgüven puanları arasındaki farklılığı belirlemek için tek yönlü varyans (ANOVA) analizinden yararlanılmıştır. Farkın anlamlı olduğu durumlarda farkın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Scheffe testi kullanılmıştır. Yaş,depresyon, öz-güven ve alt boyutları olan iç öz-güven ve dışöz-güven arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Ayrıca, yaş ve Öz-Güven Ölçeği (ÖÖ) alt boyutlarından olan iç öz-güven ve dış öz-güvenin depresyon puanlarını ne düzeyde yordadığını tespit etmek için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Araştırmada, anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Araştırma bulgusuna göre kullanılan sosyal medya aracına göre depresyon puanları ve özgüven puanları farklılaşmaktadır. Twitter'ı kullananların depresyon puanları daha yüksek olarak tespit edilmiştir. Twitter kullanan bireylerin diğer sosyal medya araçlarını kullanan bireylere göre özgüven puanları daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sosyal medyada vakit geçirme sıklığı arttıkça bireylerin özgüven puanlarının düştüğü bulgulanmıştır. Ayrıca sosyal medya kullanım süresi ile depresyon puanları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.

DepresyonSosyal medyaYetişkinler+3
Seray Altun
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde COVID-19 korkusu ile anksiyete ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada Covid-19 korkusu ile anksiyete ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki incelenmiştir. Bununla birlikte çeşitli demografik faktörlere göre Covid-19 korkusu, anksiyete ve psikolojik sağlamlık düzeyinin farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. İlişkisel tarama modeli kullanılarak tasarlanan araştırmada veriler, 238'i erkek 368'i kadın olmak üzere toplam 606 katılımcının yer aldığı anket çalışması ile elde edilmiştir. Veri toplama araçları olarak, Covid-19 tedbirleri kapsamında mail aracılığıyla anket şeklinde gönderilen; "Demografik Bilgi Formu", "Covid-19 Korkusu Ölçeği", "Beck Anksiyete Ölçeği" ve "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 26.0 kullanılarak nicel analiz yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Demografik verilerin analizinde t-testi ve tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Covid-19 korkusu, anksiyete ve psikolojik sağlamlık arasındaki ikili ilişkileri tespit etmek için Pearson korelasyonu ve basit doğrusal regresyon analizinden faydalanılmıştır. Analiz sonucunda, Covid-19 korkusunun, hem anksiyete seviyesi; hem de psikolojik sağlamlık seviyesi ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Anksiyete seviyesi yüksek katılımcıların Covid-19 korkusunun daha yüksek olduğu; psikolojik sağlamlığı yüksek katılımcıların ise Covid-19 korkusunun daha düşük olduğu görülmüştür. Aynı zamanda, demografik verilerin bağımlı değişkenler üzerinde anlamlı bir farklılık yarattığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara istinaden psikolojik sağlamlığı artırmaya yönelik akademik ve eylemsel çalışmaların; toplumun genel ruh sağlığının korunmasında faydalı olduğu kadar, Covid-19 korkusunu yenme konusunda da olumlu etkisinin olacağı düşünülmektedir.

AnksiyeteCOVID 19Korku+3
Fidan Öztürk
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anoreksik bedenin ontolojik boyutları: Bir niteliksel meta-sentez çalışması

Benlik ve sosyal rollerle yakından ilişkili bir sorun olan anoreksiya nervoza, beden kontrolünün merkezi hale geldiği kimlik arayışının bir parçasıdır. Söz konusu kontrol ihtiyacı, bedenin kabul edilemez göründüğü bir bedensel yabancılaşma durumu tarafından tetiklenmektedir. Bu nedenle mevcut çalışma, anoreksiya nervoza özelinde bedene yabancılaşma durumunu incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda niteliksel meta-sentez araştırması yapılmış ve incelenecek çalışmaların seçiminde amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda anoreksiya nervoza tanısı almış kadınların deneyimlerini inceleyen on üç nitel çalışma, Sartre'ın beden ontolojisi çerçevesinde, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak yeniden incelenmiştir. Analiz sonuçlarından "kendi-için beden", "başkası-için beden", "kendi-için-başkası-için beden" olmak üzere üç ana tema ve "temel acı", "eksiklik hissi", "birincil duygular", "kontrol", "kaçınma", "kimlik", "kişilik", "ikincil duygular", "onay talebi ve diğerleri yönelimlilik" olmak üzere dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları, ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve anoreksiya nervozanın yalnızca bedensel bir işlev bozukluğu ya da kültürel bir ürün olmadığı gösterilmiştir.

AnoreksiMeta-sentez yöntemiOntoloji+2
Miray Develioğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 sürecinde sosyal izolasyonun depresyon ve COVID-19 korkusu ile ilişkisi

Bu araştırmanın amacı COVID-19 sürecinde yaşanan sosyal izolasyonun depresyon ve COVID-19 korkusu ile ilişkisini incelemektir. Ek olarak ise pandemi sürecinde çeşitli demografik değişkenlere göre (Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, depresyon ve kaygı tanısı, evde sosyal izolasyon süresi) depresyon ve COVID-19 korkusu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmanın katılımcıları Türkiye genelinde 18 yaş üzeri bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya toplamda 518 gönüllü katılmış ve veriler çevrimiçi oluşturulan anket yardımı ile toplanmıştır. Bu araştırmada katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına araştırmacı tarafından hazırlanmış Demografik Bilgi Formu, katılımcıların bu süreç içindeki depresyon düzeylerini ölçmek için Beck Depresyon Envanteri ve COVID-19 korkularını ölçmek içinse COVID-19 korkusu ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak işlenmiştir. Verilerin analizinde basit doğrusal Regresyon analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız örneklem T testi araçları kullanılmıştır. ANOVA analizi sonrası hangi gruplar arası fark olduğunu tespit etmek için ise Scheffe ve Tamhane's T2 post hoc testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi sonucunda pandemi sürecinde evde izolasyonda kalma süresinin depresyon puanlarını yordamadığı tespit edilmiş öte yandan yine pandemi sürecinde evde izolasyonda kalma süresinin COVID-19 korkusu puanlarını yordadığı tespit edilmiştir. Bu araştırmada depresyon puanlarında yaş, medeni durum, çalışma durumu ve daha önce depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı alma değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Öte yandan araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda cinsiyet, eğitim durumu ve evde izolasyonda kalma süresi değişkenlerine göre COVID-19 korkusu puanlarında anlamlı bir farklılaşma tespit edilmiştir. Cinsiyet, eğitim durumu, evde izolasyonda kalma süresi değişkenlerine göre depresyon, yaş ve daha önce depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı alma değişkenlerine göre COVID-19 korkusu düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma tespit edilememiştir. Bu araştırmada elde edilen bulguların hem COVID-19 sürecinde hem de sonrasında yapılacak diğer araştırmalara ve çalışmalara katkısı olacağı düşünülmektedir.

COVID 19DepresyonPandemiler+1
Çağan Yüksel
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Instagram hikaye efektleri kullanımının estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısı ile ilişkisinin incelenmesi

Çalışmanın temel amacı, Instagram hikaye efektleri kullanımının estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısıyla ilişkisinin incelenmesidir. Günümüz teknolojisinde özellikle Instagram'da hızla yaygınlaşan güzellik efektleri kadınlar tarafından sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu efektler yüze estetik işlemler ve makyajlar yaparak yüzü adeta kusursuzlaştırmaktadır. Bu kusursuzlaştırma estetik cerrahi uzmanlarının bile hastalara sunamayacağı boyutlardadır. Dolayısıyla efekt kullanımının yaygınlığı düşünüldüğünde bu durumun kadınların güzellik algısını bozabileceği, benlik saygılarını düşürebileceği ve onları estetik cerrahiye yönlendirebileceği öngörülmüştür. Bu çerçevede Instagram Hikaye Efektleri Kullanım Ölçeği (IHEKÖ) geliştirilmiş, estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısıyla ilişkisi incelenmiştir. Çalışma 2022 yılında çevrimiçi ortamda Google Formlar aracılığıyla hazırlanan anketin çeşitli sosyal medya platformlarında (Instagram, Whatsapp, Facebook) ve e-posta gruplarında paylaşılmasıyla ulaşılan 506 Instagram hikaye efektleri kullanıcısı kadının verilerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçlarını Sosyodemografik Bilgi Formu, Instagram Hikaye Efektleri Kullanım Ölçeği, Estetik Cerrahi Kabul Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği oluşturmaktadır. Toplanan veriler, SPSS programı kullanılarak; korelasyon, regresyon, bağımsız örneklem t-test ve one-way Anova testleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma bulguları Instagram hikaye efektleri kullanımıyla estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda estetik cerrahiyi kabul etme ve benlik saygısının düşmesi, Instagram hikaye efektlerinin kullanımı ile açıklanabilmektedir. Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu ise Instagram'da hikaye efektlerini kullanmanın güzellik algısını olumsuz etkilediğini göstermektedir.

Benlik saygısıCerrahi-plastikEstetik+5
Melisa Yudum Tabak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Covid 19 sürecinde salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun incelenmesi

Bu araştırma, COVID-19 sürecinde salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca, salgın hastalık kaygısı, dini başa çıkma, spiritüel iyi oluş ve huzurun demografik değişkenlere göre göre nasıl farklılık gösterdiği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemin grubunda uygun örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 405 katılımcı yer almaktadır. Araştırmada Tarama Modeli kullanılmıştır. Araştırmada, Sosyodemografik Bilgi Formu, Salgın Hastalık Kaygısı, Dini Başa Çıkma Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği ve Huzur Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-Testi, ANOVA ve PearsonKorelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, salgın hastalık kaygısı ile pozitif ve negatif, dini başa çıkma arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu ancak spritüel iyi oluş ve huzur ile genel olarak anlamlı ilişkiler bulunmadığı belirlenmiştir. Pozitif dini başa çıkma ve negatif dini başa çıkma ile spritüel iyi oluş arasında alt boyutlar bağlamında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu görülmüş; Huzur ölçeği ile negatif dini başa çıkma arasında bir ilişki bulunmazken, negatif dini başa çıkma ile huzur arasında zayıf düzeyde ve negatif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Spritüel iyi oluş ile huzur arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir.

Başa çıkmaBulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklar+5
Nimet Göknur Gözen
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal fayda projelerinde gönüllü çalışan üniversite öğrencilerinde mutluluk ve psikolojik yardım aramaya gönüllülük düzeylerinin değerlendirilmesi

Ait olunan toplumun gelişmesine katkıda bulunmanın vermiş olduğu haz ve elde edilen manevi doyum sayesinde gönüllülük yaşamın bir parçası haline gelebilmektedir. Gönüllü olarak çalışmalara katılmak bireylerin çekingenliklerini atmasını ve sosyal cesaretlerinin artmasını sağlar ve bu kazanımlar sayesinde bireylerin psikolojik yardım aramaya gönüllü olmak düzeyleri de yükselir. Bu çalışmanın amacı da sosyal fayda sağlayan vakıf kuruşlarında gönüllü olarak çalışan üniversite öğrencilerinin mutluluk ve psikolojik yardım aramaya gönüllülük düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ek olarak, araştırmada öğrencilerin cinsiyet, yaş, gönüllü oldukları vakıf kuruluşları gibi değişkenlerin mutluluk ve psikolojik yardım aramaya gönüllülük düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilindeki sosyal fayda sağlayan kuruşlarda gönüllü olarak çalışan 100 üniversite öğrencisi alınmıştır. Aynı zamanda üniversite öğrencilerinin demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Psikolojik Yardım Aramaya Gönüllük Ölçeği ve Oxford Mutluluk Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Spearman Koreslasyon Testleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; kadınların mutluluk ölçeğinden aldıkları puanları erkeklerin mutluluk ölçeğinden aldıkları puanlara oranla daha yüksek olduğu ve üniversite öğrencilerinin yaşları arttıkça psikolojik yardım aramaya gönüllük ölçeğinden aldıkları puanlarında artmakta olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan öğrencilerin kaçıncı sınıfta okudukları, herhangi bir işte çalışıp çalışmadıkları gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Gönüllü çalışanlarGönüllülükMutluluk+5
Elif Çolak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ile sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin farklı değişkenler açısından değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, 18-24 yaş arası üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin farklı değişkenler açısından değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleri ve sosyal görünüş kaygıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinde yaşayan 18-24 yaş arası 140 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem grubu kolay örnekleme metoduyla seçilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) ile çözümlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı Doğan(2010) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Akın, Özbay ve Baykut (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Medya Kullanım Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada yer alan değişkenler arasındaki ilişkilerde Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak incelenmiştir. Verilerin analiz edilmesinde SPSS istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın temel problemi doğrultusunda 18-24 yaş arası üniversite öğrencilerinin çeşitli değişkenler ile birlikte sosyal görünüş kaygısı ve sosyal medya kullanım düzeyi arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Cinsiyet, gelir düzeyi, bölüm, yaşanılan yer, üniversite türü, yaş ve ebeveyn birliktelik durumu kontrol edildiğinde sosyal medya kullanım düzeyinin sosyal görünüş kaygısını önemli ölçüde değiştirmediği ve bu durumlarla ilişkili olmadığı anlaşılmıştır. Sosyal medya kullanım düzeyinin bu değişkenlere göre sosyal görünüş kaygısını etkileyebileceği görüşü bu araştırma sonuçlarına göre desteklenmemiştir. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.

Sosyal görünüş kaygısıSosyal kaygıSosyal medya+2
Ece Çakmak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Düşünce tarzlarının panik bozukluğuyla ilişkisi

Bu araştırmanın amacı, kişilerde düşünce tarzları ile panik bozuklukları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada tarama modeli kullanılmış ve bireylerin içinde bulundukları durumun araştırması yapılmıştır. Araştırmanın evreni DSM V tanı kriterlerine uygun olacak şekilde Panik Bozukluk teşhisi almış kişilerdir. Araştırmanın örneklem grubu ise bu evrenden seçilen 75 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada kullanılan anketler, "Felaketleştiren Bilişler Ölçeği" ve "Belirti Yorumlama Ölçeği"dir. Araştırmada ilk olarak literature taraması yapılmıştır. Daha sonrasında bulgulara ulaşmak için anketler yardımıyla verilen veriler ibm SPSS 23.0 versiyonuna aktarılmış ve çalışmanın geri kalanını SPSS paket programı ile tamamlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, felaketleştiren bilişler alboyutları ile belirti yorumlama altboyutları arasındaki en yüksek korelasyonun bedensel fekaletler alboyutu ile bedensel atıf arasında anlamlı ve ortanın altı derecede güçlü bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Fiziksel felaketler altboyutu incelendiğinde yüksek bedensel atıf grubunda olan katlımcıların yüksek fiziksel felaketleştirme ortalama sıralarına sahip oldukları görülmüştür. Mental felaketler altboyutu incelendiğinde yüksek bedensel atıf grubunda olan katlımcıların yüksek mental felaketleştirme ortalama sıralarına sahip oldukları bulunmuştur. Bedensel felaketler altboyutu incelendiğinde yüksek bedensel atıf grubunda olan katlımcıların daha yüksek bedensel felaketleştirme ortalama sıralarına sahip oldukları görülmüştür. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular, panik bozukluğundaki bilişsel süreçlerin anlaşılması ve konu ile ilgili gelecekte yapılacak araştırmalara olacak katkısı açısından önemli bir yere sahiptir.

Düşünce tarzlarıKaygıPanik bozukluk
Elçin Kurşunoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ailesinde hemofili hastalığı olan kadınlarda evlilik uyumu ve cinsel uyumun incelenmesi

Bu araştımanın amacı; hemofili hastası olan ailerdeki kadınlar ile hemofilik birey olmayan ailelerdeki kadınların evililik ve cinsel yaşantılarındaki uyumlarını karşılaştırmaktır. Evlilik ve cinsel uyumlarını etkileyen yaşamsal olaylar, psikolojik problemler tanımlanmaya çalışılmıştır. Araştırmada tarama modeli kullanılmış ve kişilerin evlilik ve cinsel yaşantılarındaki uyum skorlarına bakılmıştır. Araştırmanın evreni hemofili hasta yakını olan ve ya olmayan evli kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklem grubu ise hemofili yakını olan 50 evli kadından ve hemofili öyküsü olmayan ailerdeki 50 evli kadından toplam 100 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya alınan anketler Evlilik Uyum Ölçeği ve Cinsel Uyum Ölçeğidir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS 24.0 İstatistik paket programı kullanıldı. Araştırma bulgularına göre; hemofili yakını olan kadınların ölçek skorları , hemofili öyküsü olmayan ailelerdeki kadınların ölçek skorlarına göre daha düşük olarak saptanmıştır. Ayrıca ölçekler arası ilişki incelendiğinde; Kontrol ve hasta grubundaki olguların cinsellik uyum ölçeği toplam puanları ile evlilik uyum ölçeği toplam puanları pozitif korelasyon olduğu bulunmuştur. Hemofili yakını olan kadınların evlilik yaşantılarında ve çift ilişkilerine yönelik yapılan bu araştırmanın hemofili alanı için önemli bir yere sahip olunacağı düşünülmektedir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular; hemofilik eşe ve ya çocuğa sahip olan kadınların özel ilişkilerindeki sorunların ele alınmasının klinik düzeydeki araştırmalara yararlar sağlayacaktır.

CinsellikEvlilikEvlilik uyumu+3
Irmak Erdoğmuş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Altı haftalık modifiye bilinçli farkındalık uygulaması yapılan bir örneklemde duygusal zekâ ve psikolojik dayanıklılığın değerlendirilmesi

Bu çalışma bilinçli farkındalık temelli hazırlanan psiko-eğitsel program sonrası bireylerin duygusal zekâ ve psikolojik dayanıklılık seviyelerinin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu sonuçlara ulaşmak için tek gruplu öntest– sontest deneysel modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, araştırmacının daha önce eğitim vermiş olduğu şirketlerde yaptığı duyuruya olumlu cevap vermiş olan on beş kadın katılımcıdan (yaş ortalamaları 37,26±6,06) oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılardan kişisel bilgi almak amaçlı demografik bilgi formu kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak; Duygusal Zekâ Özellik Ölçeği-Kısa Formu (DZÖÖ-KF) ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Ölçme araçları deney grubuna uygulama öncesinde ön test, uygulamanın bitiminde ise son test olarak uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmada deney grubuna 6 oturumdan oluşan 90'ar dakika süren bir program uygulanmıştır. Sonuç olarak yapılan veri analizi bilinçli farkındalık eğitimi sonrası katılımcıların duygusal zekâ ve psikolojik dayanıklılık puanlarının anlamlı düzeyde yükseldiğini göstermiştir. Bilinçli Farkındalık eğitimi sonrası bireylerin kendilik algısı, psikolojik dayanıklılık ve duygusal zekâ puanları için olumlu sonuçların elde edildiği görülmüştür.

Bilinçli farkındalıkDuygusal zekaPsiko-eğitim programı+1
Yasemin Balcı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) olan Suriyeli sığınmacıların bilişsel etkilenme düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmada Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) sıklığının ve TSSB'nin bilişler üzerindeki etkisine bakmak amacıyla İstanbul'daki Suriyeli sığınmacılar ile çalışılmıştır. Çalışma katılımcıların kendi kendilerini değerlendirdiği iki ölçek kullanılarak yüz yüze görüşmeler şeklinde yapılmıştır. TSSB sıklığını ölçmek için Davidson Travma Ölçeği, Bilişleri değerlendirmek için ise Travma Sonrası Bilişler Envanteri kullanılmıştır. Bu araştırma Temmuz ve Ağustos 2017 ayları içerisinde 2 ay süren, sığınmacıların yoğun yaşadığı İstanbul ilinin beş farklı ilçesinde saha çalışması şeklinde yapılmıştır. Pek çok kişiyle görüşüldüğü halde sadece tam veri toplanabilen 49'u kadın, 51'i erkek olmak üzere toplam100 kişinin verileri istatistiksel analize dahil edilmiştir. Verilerin analizi için ise SPSS paket programı kullanılmıştır. DTÖ'nin iki farklı kesim puanına göre TSSB olanlar ve olmayanlar şeklin belirlenmiştir. Katılımcıların %39'unun hafif, %28'inin yoğun derecede TSSB semptomları gösterdiği %33'ünün ise TSSB tanısı alacak kadar belirti göstermediği bulunmuştur. Dolaysıyla Suriyeli sığınmacıların halen TSSB sıklığının çok yüksek olduğu, TSSB'si olanların "Yeniden Yaşantılama" ve "Aşırı Uyarılmışlık" durumlarının anlamlı şekilde farklılaştığı bu farkın etki büyüklüğünün yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Bununla birlikte TSSB'si olanların olmayanlara göre bilişsel olarak da yine farklılaştığı ve bu farkın etki düzeyinin de yüksek olduğu görülmüştür. Bu bilişsel farklılıkların ise "Kişinin Kendiyle İlgili Olumsuz Bilişleri" ve "Dünyayla İlgili Olumsuz Bilişleri"nde yüksek düzeydeyken "Kendini Suçlama" konusundaki bilişlerde orta düzeyde olduğu görülmüştür. Daha önce yapılan ve kadın olmanın TSSB geliştirme üzerinde bir risk faktörü olduğunu söyleyen pek çok çalışmanın aksine bu çalışmada TSSB geliştirme konusunda kadınlarla erkekler arasında anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Savaşta bir yakınını kaybetmiş olma ve Türkiye'ye resmi veya kaçak yollarla girmiş olmanın ne TSSB geliştirme ne de bilişler üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Bunlar, çalışmanın en ilginç bulguları olsa da veriler toplanırken yapılan görüşmeler sırasında kişilerin güvenlik sebebiyle ciddi korku ve kaygılar taşıdığı gözlemlenmiştir. Eğer ki katılımcılar korku ve kaygıyı taşımıyor olsalardı bu konuda daha farklı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.

BilişGöçmenlerMülteciler+6
Emine Şan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir okul örnekleminde anne baba tutumlarının ergenlerin kişilik yapısı ve cinsiyet rolü ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı 12-17 yaş aralığında bulunan ergenlerin, anne baba tutumlarına ilişkin algılarının kişilik yapıları ve cinsiyet rolleri ile ilişkili olup olmadığını incelemektir. Araştırmaya Hakkâri'deki bir ortaokul ve 2 liseden 226'sı kız, 151'i erkek olmak üzere 377 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların anne baba tutumlarını nasıl algıladıklarını ölçmek için Anne Baba Tutum Ölçeği, kişilik yapılarını ölçmek için Beş Faktör Kişilik Ölçeği, cinsiyet rollerini ölçmek için Bem Cinsiyet Rolü Envanteri ve kendilerine ilişkin bilgilere ulaşmak için araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Algılanan otoriter anne baba tutumu kızlara göre erkeklerde daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Beş faktör kişilik ölçeğinin alt boyutlarından olan 'nevrotiklik' ve 'açık görüşlülük' erkeklere görekızlarda daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyet rolü alt boyutları ile otoriter anne baba tutumu ve demokratik anne baba tutumu arasında her biri kendi içerisinde olmak üzere anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. 'Dışadönüklük' ve 'açık görüşlülük' kişilik alt boyutları ile ergenlerin yaşları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ergenlerin kadınsı cinsiyet rolü düzeyleri ile beş faktör kişilik ölçeği alt boyutları olan dışa dönüklük, nevrotiklik, sorumluluk ve açık görüşlülük boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir.Aynı zamanda ergenlerin erkeksi cinsiyet rolü düzeyleri ile beş faktör kişilik ölçeği alt boyutları olan dışa dönüklük, nevrotiklik, sorumluluk ve açık görüşlülük boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. 'Dışa dönüklük' alt boyutu ile algılanan demokratik anne baba tutumu arasında pozitif yönde ilişkiler tespit edilmiştir. 'Nevrotiklik' alt boyutu ile algılanan koruyucu/istekçi anne baba tutum arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Anne baba tutumlarının ergenlerin kişilik özellikleri ile ilişkili olması, aileye yönelik terapötik çalışmalarda anne baba tutumları konusunun dikkate alınmasını düşündürebilir.

Ana-baba tutumuCinsiyet rolleriErgenler+3
İrem Pekyürek
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İn vitro fertilizasyon tedavisi gören kadınlarda psikolojik belirtiler, bağlanma ve yılmazlık düzeylerinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada IVF tedavisi gören kadınlarda psikolojik belirtiler, bağlanma ve yılmazlık düzeylerinin tedavi sonuçlarıyla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya Şubat 2017- Ağustos 2017 tarihleri arasında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yardımla Üreme Teknikleri Merkezi'ne IVF tedavisi için başvuran kadınlar arasından amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 88 kadın dâhil edilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri, Fertilite Sorunu Envanteri, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri ve Yetişkin Yılmazlık Ölçeği uygulanmış, bu ölçeklerden elde edilen verilerin IVF tedavi sonucuyla arasındaki ilişkiler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen bulgulara göre; anksiyete, depresyon ve somatizasyon puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). İnfertiliteye İlişkin Global Stres puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). Fertilite Sorunu Envanteri'nin Çocuksuz Yaşamı Ret alt boyut puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermiştir (p<0.05). YYÖ toplam puanı ortalamaları, YİYE kaygı ve YİYE kaçınma puan ortalamaları IVF tedavi sonucuna göre farklılık göstermemiştir (p>0.05). Yaptığımız çalışmadan IVF tedavi başarısının psikolojik etkenlerle pek ilişkili olmadığı sonucu çıkmaktadır.

BağlanmaFertilizasyon-in vitroPsikolojik belirtiler+2
Pelin Kalcı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel travma öyküsü olan kadınlarda transformal nefes uygulamalarının umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; oldukça zorlu bir hayat yaşamak zorunda bırakılan cinsel travma yaşamış kadınlara Transformal Nefes Tekniğini uygulayarak motivasyon, umut ve beklentiler üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Tecavüze uğrayan kadınlar hem yaşadıkları olayın etkisi ile hem de çoğu zaman tek başlarına mücadele vermek zorunda kaldıkları için psikolojik olarak büyük sorunlar yaşayabilmektedirler. Cinsel şiddete maruz kalan kadınlarda ileriki yıllarda fiziksel, psikolojik, bilişsel ve ilişki sorunları ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Nefesle ilgili yapılan çalışmalar doğru nefesin beden üzerinde iyileştirici etkisi olduğunu göstermiştir. Doğru nefes alma teknikleriyle sempatik sinir sistemi sakinleşmekte ve dolayısıyla da stres azaldığı için kaslar rahatlamaktadır. Sonuçta parasempatik sinir sitemi aktive olduğu için kişi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan kendini dengede hissetmektedir. Araştırma psikiyatrik başvuru ve tedavi öyküsü olmayan, geçmişte tecavüze uğramış 20 gönüllü katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara önce Beck'in Umutsuzluk Ölçeği uygulanmış ve akabinde 4 hafta boyunca Transformal Nefes seansı yapılmıştır. Beck Umutsuzluk Ölçeği nefes seansları sonrasında yeniden uygulanmış ve seanslar öncesi ve sonrası sonuçlar değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda tecavüze uğrayan kadınların beklenti ve hayallerinde tekrar bir canlanma olduğu, umutsuzluk düzeylerinin düştüğü ve beklentilerinin artış gösterdiği istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) bulunmuştur.

Cinsel saldırı suçuKadınlarNefes egzersizleri+3
Selda Soytürk Akyılmaz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde premenstrual dönemdeki dikkatin premenstrual sendrom, duygudurum bozuklukları belirtileri ve menstrual siklusun özellikleri ile incelenmesi

Premenstrual sendromu hafif, orta, ağır şiddette en az bir semptom olarak kadınların bir çoğu yaşamaktadır. Fiziksel, emosyonel ve kognitif semptomları olan premenstrual sendrom kadınların yaşamlarının bir çok alanında problem yaşamalarına neden olmaktadır. Bir kadının her ay ortalama 6 gün, hayatı boyunca 8 yıl adet gördüğünü düşünürsek anlaşılması ve tedavisinde etkili çalışmaların yapılması oldukça önemlidir. Bu araştırma, kadınlarda premenstrual sendromun (PMS) kognitif semptomlarından dikkat eksikliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda üniversite öğrencilerinde premenstrual dönemdeki dikkat pms, duygudurum bozuklukları belirtileri ve menstrual siklusun özellikleri ile incelenmiştir. Araştırmada 98 premenstrual döneminde olan, 78 premenstrual döneminde olmayan, 8 menstruasyon dönemi bilinmeyen toplam 184 kadına araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyodemografik Bilgi Formu, D2 Dikkat Testi, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Premenstrual Sendrom Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan araştırmada pms ile dikkat ve menstruasyon siklusunun özellikleri arasında anlamlı bir fark ve ilişki bulunamamış, pms ile duygudurum bozuklukları belirtlileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PMS ile anksiyete, depresyon, hostilite, olumsuz benlik, somatizasyon belirtileri arasında pozitif bir kolerasyon vardır ve belirti şiddeti arttıkça premenstrual sendromun şiddetinin de arttığı saptanmıştır. Bununla birlikte premenstrual dönemde, duygudurum bozuklukları belirtileri ile dikkat arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

DikkatDuygudurumMenstrüal siklus+3
Esra Kaya
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde çocuğu olan evli bireylerin duygusal zekâ düzeylerinin ve problem çözme becerilerinin evlilik uyumu ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemde çocuğu olan evli bireylerin duygusal zekâ düzeylerinin ve problem çözme becerilerinin evlilik uyumu ile ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya İstanbul ili Bağcılar ilçesinde anaokulunda çocuğu olan 205 kadın ve 91 erkek toplam 296 evli birey katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Acar tarafından Türkçe'ye çevrilen ve geçerlilik, güvenilirlik çalışmaları yapılan Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği, Baugh, Avery ve Sheets-Hawoth tarafından geliştirilen, Türkçe standardizasyonu Hünler ve Gençöz tarafından yapılmış olan Evlilikte Problem Çözme Ölçeği, Locke ve Wallace tarafından geliştirilen, Tutarel-Kışlak tarafından Türkçe'ye uyarlanan Evlilik Uyum Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows programı kullanılmış olup değişkenler arası ilişkilerin ortaya konması için korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Bağımlı değişkenlerle demografik değişkenlere göre değişimi ise Bağımsız Örneklem t-Testi ve ANOVA ile ölçülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre, duygusal zekâ, evlilikte problem çözme ile evlilik uyumu arasındaki neden sonuç ilişkisini belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Duygusal zekâ düzeyi ile evlilik uyumu düzeyi pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişkilidir. Evlilikte problem çözme becerisi düzeyi de evlilik uyumu düzeyi ile pozitif yönde anlamlı ölçüde ilişkilidir. Araştırma sırasında elde edilen bulgular literatürde yer alan araştırmalar eşliğinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Duygusal zekaEbeveynlerEvli çiftler+5
Yeliz Sıbğatullah
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obezite hastalarında aleksitimi ve öfke ifade tarzının incelenmesi

Araştırmanın amacı obez ve obez olmayan bireylerde alektisimi, sürekli öfke ve Öfke ifade tarzlarının farklılaşmasının incelenmesidir. Araştırmadaki temel amaçlardan bir tanesi olarakta obez bireylerde alekstiminin sürekli öfke ve öfke ifade tarzları üzerindeki yordayıcı etkisinin incelemektir. Ayrıca çalışmada demografik faktörlere göre obez bireylerin alekstimi, sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının farklılaşması test edilmesi hedeflenmiştir. Bu bağlamda araştırma 70 obez ve 70 obez olmayan bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşamasında Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare Testi, Bağımsız Örnekler T-Testi, ANOVA, Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada gerçekleştirilen farklılık tersleri sonucunda obez bireylerin aleksitimi, duyguları tanımlama zorluğu, duygular ifade etme zorluğu, dışa vuruk düşünce, sürekli öfke, kontrol altına alınmış öfke, dışa vurulan öfke ve içte tutulan öfke düzeylerinin obez olmayan bireylere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmada gerçekleştirilen ilişkisel testler sonucunda ise obez bireylerin sürekli öfke düzeylerinin duyguları ifade etme zorluğu tarafından yordandığı; kontrol altında alınmış öfke düzeylerinin duyguları ifade etme zorluğu ve dışa vuruk düşünce tarafından yordandığı; dışa vurulan öfke düzeylerinin duyguları ifade etme zorluğu tarafından yordandığı tespit edilmiştir.

AleksitimiObeziteÖfke
Gülşah Erçelik
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Narsistik kişilik özellikleri ve mükemmeliyetçiliğin yaşam doyumu ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma, Narsisizm ve Mükemmeliyetçiliğin Yaşam Doyumuna etkisini incelemeyi hedeflemiştir. Araştırma genel olarak; Kuramsal Açıklamalar, Yöntem, Bulgular ve Tartışma olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Kuramsal Açıklamalar bölümünde narsisizm, mükemmeliyetçilik ve yaşam doyumu kavramları açıklanıp ele alınmış ve teorik çerçeveleri birer birer ortaya konmuştur. Narsisizm daha çok kişilik özelliği ve kişilik bozukluğu şeklinde iki ayrı boyutta incelenmiş bundan ayrı olarak narsisizmle ilgili kendilik psikolojisi gibi kuramlardan bahsedilmiştir. Mükemmeliyetçilik ise alt boyutlar şeklinde incelenmiş ve narsisizm ile olan ilişkisine değinilmiştir. Yaşam doyumu ise bazı kuramlar çerçevesinde ele alınmış ardından hedonik uyum, kişilik, narsisizm ve mükemmeliyetçilik ile ilişkisine değinilmiştir. Yöntem kısmında araştırmanın yöntemi hakkında bilgi verilirken, bulgular kısmında hukuk fakültesi, tıp fakültesi ve sağlık bilimleri fakültesi öğrencileri olmak üzere toplamda 310 kişiye uygulanan Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBM), Narsistik Kişilik Envanteri (NKE) ve Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ) anketlerinin sonuçlarından elde edilen bulgular ortaya konmuştur. Tartışma bölümünde ise bu bulguların hipotezler ve daha önceki çalışmalar ile karşılaştırılması yapılmıştır.

MükemmeliyetçilikNarsisizmNarsist Kişilik Envanteri+3
Selda Kıratlı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerin bilinçli farkındalık ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı; sigara kullanan ve kullanmayan bireylerin bilinçli farkındalık ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, en az 2 yıl süreyle sigara içen (N=92) ve hayatı boyunca hiç sigara içmemiş (N=114) gönüllü katılımcılarla çalışılmıştır. Veriler BİFÖ (Bilinçli Farkındalık Ölçeği) PDÖ (Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği) ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi sırasında gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılıma uymadıklarından dolayı Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmış olup; p<,05 olması durumunda değişkenlerin normal dağılıma uymadığı, p>,05 olması durumunda ise değişkenlerin normal dağılıma uydukları belirtilmiştir. Normal dağılıma uymayan değişkenler arasındaki ilişkiler incelenirken Spearman's Korelasyon Katsayısından yararlanılmıştır Araştırma sonucu çıkan bulgulara göre; bilinçli farkındalık ile sigara kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Bilinçli farkındalık ölçeği toplam puanı ve sigara kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (z=-2,972, p<,05). Sigara kullanmayanlarda bilinçli farkındalık ölçeği toplam puanı ile Psikolojik Dayanıklılık ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (r=0,250, p<,05) ve psikolojik dayanıklılıkla sigara kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>.05).

Bilinçli farkındalıkPsikolojik dayanıklılıkSigara+1
Öykü Özer
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mühendislik, psikoloji ve tiyatro bölümlerinde okumakta olan üniversite öğrencilerinde iletişim ve empati becerilerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı, İstanbul ili içerisindeki 3 farklı üniversitenin 3 ayrı fakültesinde okuyan öğrencilerin empatik eğilim ve iletişim becerilerini karşılaştırmaktır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili içerisindeki 3 fakültenin; tiyatro, psikoloji ve mühendislik fakültesi öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma grubu; 101 psikoloji, 70 tiyatro ve 99 mühendislik olup 139 kız, 131 erkek öğrenci toplam 270 öğrenciden oluşmaktadır. Bu araştırmada model olarak nedensel - karşılaştırmalı yöntem kullanılmıştır. Araştırma da Empati Ölçeği ve İletişim Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma analizi için bağımsız T test, Anova, Pearson korelasyon kullanılmıştır. Bu çalışmada empati ve iletişim becerileri konusunda bölümler arasındaki farklılığa dair önemli bulgular saptanmıştır. Araştırma sonucunda empati ve iletişim becerileri konusunda öğrencilerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bölümler arası farklılıklara bakıldığında ise; psikoloji öğrencilerinin empati ve iletişim becerileri konusunda tiyatro ve mühendislik öğrencilerinden daha iyi olduğu, tiyatro öğrencilerinin de mühendislik öğrencilerinden daha iyi olduğu saptanmıştır. Erkek öğrencilerin bilişsel empati açısından kızlardan daha iyi olduğu, empatik ilgi-sempati açısından da kızların erkeklerden daha iyi olduğu saptanmıştır. Kız öğrencilerin iletişim becerileri konusunda erkek öğrencilerden uyum yetenekleri, konuşmayı idare etmeleri ve konuşmaya karşı alakaları açısından daha yüksek çıktığı görülmüştür. Araştırma sonuçları, elde edilen bulgular ışığında tartışılmış ve gelecekteki çalışmalara dair öneriler verilmiştir.

EmpatiEmpatik beceriKarşılaştırmalı analiz+2
Büşra Aydoğan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım merkezlerinde psikoz hastalarına bakım vericilerde bağlanma stili, iş stresi yükü ve iyilik hali

Bu çalışmada, bakım merkezlerinde psikoz hastalarına bakım vericilerde, bağlanma stilleri, iş stresi yükü ve iyilik hali arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bakım vericilerin iyilik halinde, bağlanma stillerinin ve iş streslerini algılama arasında nasıl bir ilişki olabileceği konusunda inceleme yapılmıştır. Araştırmaya, gönüllülük esasına dayalı 80 katılımcı katılmıştır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak form ve ölçekler kullanılmıştır. Katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Bağlanma Stilleri Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve İş Stresi Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Depresyon, Kaygı, İş stresi ve güvensiz bağlanma stilleri ile cinsiyet farklılıkları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p> .05). Depresyon ve kaygı ile öğrenim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). İş stresi ile öğrenim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<.05). Depresyon,kaygı ve iş stresi ile medeni durum, aylık net gelir ve çalışma süresi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). Ayrıca yapılan korelasyon analizine göre, bağlanma alt ölçekleri olan güvenli, korkulu, saplantılı ve kayıtsız bağlanma stilleri ile depresyon, kaygı ve iş stresi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05). Güvensiz bağlanma stilleri ile depresyon, kaygı ve iş stresi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05). İş stresi ile depresyon ve kaygı arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05).

BağlanmaDepresyonYaşlı bakım hizmetleri+4
Setenay Alay
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu tedavisi alan hastalarda duygu düzenleme güçlüğü ve borderline kişilik bozukluğu özelliklerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, madde kullanım bozukluğu tedavisi gören hastaların duygu düzenleme güçlüğü ve borderline kişilik bozukluğu özelliklerinin sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Buna ek olarak, madde kullanım bozukluklarında duygu düzenleme güçlüğü ve borderline kişilik bozukluğu özellikleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Balıklı Rum Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 64 hasta ile cinsiyet, yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 64 sağlıklı gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) ve Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ile toplanmıştır. İki grubun niceliksel verilerin karşılaştırılmasında student T testi, değişkenler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde Pearson Korelasyon Analizi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi, Fisher-Freeman-Halton testi ve Fisher's Exact testi kullanılmıştır. Risk faktörlerinin incelenmesinde Lojistik Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Duygu düzenleme güçlüğü ve borderline kişilik bozukluğu özellikleri madde kullanım bozukluğu olan grupta kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüğü skorları ile borderline kişilik envanteri skorları arasında da anlamlı bir korelasyon bulunmuştur.

Duygu düzenleme güçlüğüKişilik bozukluklarıMadde kullanım bozuklukları+1
Esra Keskin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu tedavisi alan hastalarda dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişki

Bu çalışmada madde kullanım bozukluğu tedavisi alan hastalarda dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İlişkilere dair değerlendirme, yatarak tedavi gören madde kullanım bozukluğu olan bireyler ile psikolojik olarak sağlıklı kontrol grubu karşılaştırılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklem evreni, İstanbul Balıklı Rum Hastanesinde yatarak tedavi gören 62 madde kullanım bozukluğu tanısı alan gönüllü katılımcı ile cinsiyet, yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 62 sağlıklı gönüllü katılımcı ile oluşturulmuştur. Araştırmada elde edilen veriler öz bildirim ölçekleri olan Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, oran, minimum, maksimum) yanı sıra nicel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında Student's t-test, normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. Nitel verilerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare test, Fisher Freeman Halton test değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda madde kullanım bozukluğu ile dürtüsellik ile ilişki tespit edilmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü olan bireylerin madde kullanım bozukluğu gösterme eğilimleri saptanmıştır. Dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasında da pozitif yönlü korelasyon tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, dürtü kontrol bozukluğu, duygu düzenleme, duygu düzenleme güçlüğü

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüDürtü kontrol bozukluğu+2
Ayşe Burcu Babaç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyetin duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi

Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyetin duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Siber zorbalık, siber mağduriyet, duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 450 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada İlişkisel Tarama Modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu', 'Siber Zorbalık Ölçeği', 'Siber Mağduriyet Ölçeği', 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği' ve 'Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği- KF' kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örnek t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte; siber zorbalık ve psikolojik iyi oluş, siber mağduriyet ve psikolojik iyi oluş, siber zorbalık ve duygusal zeka, siber mağduriyet ve duygusal zeka, duygusal zeka ve psikolojik iyi oluş değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı kabul edilebilecek düzeyde ilişkili olmadığı belirlenmiştir.

Duygusal zekaMağduriyetPsikolojik iyi oluş+3
Nursel Gönenç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul ili özel anadolu lisesi öğrencilerinin yeme tutumları ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi (Bakırköy ve Büyükçekmece ilçeleri örneklemi

Bu çalışmanın amacı özel anadolu lisesi öğrencilerinin yeme tutumları ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreninin İstanbul ili Bakırköy ve Büyük Çekmece ilçelerinde hizmet veren özel anadolu liselerine devam eden öğrenciler oluşturmuştur. Bu evren içinden uygun örneklem metodu ile okullar belirlenmiş ve belirlenen her ilçeden 4 okul, toplam 8 okul olmak üzere 466 kişi örneklemi oluşturmuş analizler bu örneklem üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" "Yeme Tutumları Ölçeği" ile " İnternet Bağımlılığı Ölçeği " kullanılmıştır. Analizlerde frekans ve yüzde dağılımı alınmış, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplanmış, t testi, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Farklılığın anlamlı bulunması durumunda Scheffe testi uygulanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkileri tespit etmek için Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Görüşler arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı α = 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda; Yeme tutumları ölçeği puanlarının öğrencilerin yaşlarına, sınıflarına, baba ve anne mesleklerine, ailelerin gelir durumuna, internet kullanım süresine göre grupların aritmetik ortalamaları arasındaki farklıık anlamlı bulunmamıştır. Kızların erkeklerden, kendilerini biraz şişman olarak algılayanların, yeme sorunu algısı yüksek olanların internet kullanımına ilişkin sorun yaşadığını düşünenlerin diğer gruplardan anlamlı farklılaştığı ve daha yüksek yeme tutumu puanına sahip olduğu görülmüştür. İnternet bağımlılığı ölçeği puanlarının öğrencilerin yaşlarına, sınıflarına, ailelerinin gelir durumu, kendi kilolarını değerlendirmelerine, kilo sorunu algılarına göre grupların aritmetik ortalamaları arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerden, babası emekli olanların memur ve serbest çalışanlardan, annesi serbest meslek sahibi olanların ev hanımı olanlardan daha yüksek internet bağımlılığı yaşadığı görülmüştür. İnternet kullanım süresi arttıkça internet bağımlılığı ölçeği puanlarının da arttığı bulunmuştur. Yeme tutumu ölçeği ile internet bağımlılığı ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur.

Lise öğrencileriYeme bağımlılığıYeme tutumu+6
Didem Tuğba İbrahimoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım evlerinde yaşayan yaşlıların yalnızlık, umutsuzluk, depresyon düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yalnızlık, umutsuzluk ve depresyon düzeylerinin bakım evlerinde yaşayan yaşlılar üzerindeki sonuçlarının incelenmesidir. Araştırmaya, Kayseri ilinde yaşayan, Hacı Rukiye Gazioğlu huzurevinde kalan, gönüllülük esasına göre seçilen 64-88 yaş arası kadın ve erkekler katılmıştır. Çalışmada veri toplamak amacıyla "Yalnızlık Envanteri (UCLA-LS)", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Beck Depresyon Envanteri" uygulanmış, "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler olarak sayı, yüzde ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile test edilmiştir. Araştırmada hiyerarşik regresyon modelleri uygulanarak Baron ve Kenny (1986) tarafından belirtilen aracılık rolü belirlenmeye çalışılmıştır. Hiyerarşik regresyon modelleri sonrasında aracılık etkisini belirlemek üzere Sobel (1982) tarafından geliştirilen test uygulanmıştır. Araştırma sonucunda yaşlılarda yalnızlığın depresyon üzerine etkisinde umutsuzluğun aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir.

DepresyonHuzurevleriUmutsuzluk+3
Hande Taştekin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve yalnızlık düzeyi ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çocukluk çağı travmaları ve yalnızlık düzeyi ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin bir grup lise öğrencisi örnekleminde incelenmesi bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışmada literatür taraması ve anket uygulaması yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırmada Kişisel bilgi Formu, Çocukluk Çağı İhmali Ölçeği, Yalnızlık Ölçeği ve Problemli İnternet Kullanımı Ölçeğinden faydalanılmıştır. 400 lise öğrencisinin katılımının gerçekleştiği bir araştırma uygulanmıştır. Araştırmada erkek öğrencilerin yalnızlık algılarının kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ulaşılan sonuçlara göre lise öğrencilerinde problemli internet kullanımı ile yalnızlık arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. Yalnızlığın internet bağımlılığının belirleyicilerinden birisi olduğu çalışmada ulaşılan temel sonuçlardan birisidir. Çocukluk çağındaki travmalar ile yalnızlık arasında ise negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, lise öğrencilerinde problemli internet kullanımının çocukluk çağı ihmali ile değil, yalnızlık algısı ile ilişkili olduğu görülmektedir

Lise öğrencileriYalnızlıkÇocukluk çağı travmaları+3
Nükte Balcı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel engelli ve / veya otizm tanısı olan çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarını kabul red düzeyi ve yaşam doyumları arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı zihinsel engelli ve / veya otizm tanısı olan çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarını kabul red düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Ek olarak, araştırmada ebeveynlerin cinsiyeti, yaşı, eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi değişkenlerin ebeveyn kabul red düzeyleri ile yaşam doyumları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın evreni İstanbul ili Şişli ilçesinde zihinsel engelli veya otistik bozukluk tanısı almış çocuk sahibi ebeveynler oluşturmaktadır. Bireylerin demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Ebeveyn Kabul Red Kontrol Ölçeği ile Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; erkeklerin ihmal alt ölçeğinden aldıkları puanların kadınların ihmal alt ölçeğinden aldıkları puanlara oranla daha yüksek olduğu, kadınların kontrol alt ölçeğinden aldıkları puanların erkeklerin kontrol alt ölçeğinden aldıkları puanlara oranla daha yüksek olduğu, üniversite mezunu olan ebeveynlerin yaşam doyumu ölçeğinden aldıkları puanların lise mezunu ve altı olan bireylerin yaşam doyumu ölçeğinden aldıkları puanlara oranla daha yüksek olduğu ve ortaokul mezunu ve altı olan ebeveynlerin red ölçeğinden aldıkları puanların üniversite mezunu olan bireylerin red ölçeğinden aldıkları puanlara oranla daha yüksek olduğu gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca; ebeveynlerin yaşam doyumu ölçeğinden aldıkları puanlar artıkça ebeveynlerin sıcaklık-şefkat, düşmanlık, ihmal, red ve ebeveyn kabul red ölçeklerinden aldıkları puanlarda düşmekte olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Ebeveyn kabul veya reddiEbeveynlerOtistik çocuklar+3
Tuğba Muştu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00