Dicle University
Discipline

Medical Microbiology

Dicle University

263

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C enfeksiyonlu hastalarda hepatit C virüs genotiplerinin dağılımı

Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne 2011-2020 yılları arasında başvuru yapan 815 kronik hepatit C enfeksiyon hastasının retrospektif olarak genotip dağılımı belirlenmiştir. Genotip dağılımındaki değişimi ve göçün etkilerini incelemek amaçlanmıştır. PCR yöntemi ile amplifikasyon sonrası elde edilen HCV genomunun dizileme yöntemi kullanılarak genotip tayini yapılmıştır. Çalışma sonucu en sık genotip 1b saptanmış, genotip 1 oranının yıllar içinde azaldığı, genotip 4 oranının arttığı belirlenmiştir. Suriyeli bir hastada genotip 5 saptanmıştır. Çoğunluğu erkeklerden oluşan Genotip 3 oranının 2019, 2020 yıllarında arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak ciddi bir halk sağlığı sorunu olan hepatit C enfeksiyonunun tedavi seçimi ve süresi genotipten etkilenmektedir. Bölgemizde yıllar içerisinde genotip 4 oranlarının artışı, genotip 5'in belirlenmesi Suriye kaynaklı göçün genotip dağılımını değiştirdiğini göstermektedir. Ayrıca damar içi uyuşturucu kullanan hastalarda daha sık görüldüğü bilinen genotip 3'ün artmaya başlaması genotip dağılımını etkileyen birçok faktör olduğunu gözler önüne sermektedir. Doğrudan etkili antiviral ilaç kullanımıyla kür oranları artsa da nadir mutasyonlar görülebilmesi nedeniyle, genotip tayininin ve ülkedeki epidemiyolojik verilerin düzenli olarak takip edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. ANAHTAR SÖZCÜKLER, Hepatit C virüsü, kronik hepatit C, Hepatit C virüsü genotipleri, genotip, Diyarbakır

DiyarbakırGenotipHepatit+4
Esra Yenihal
Dicle University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt solunum yolu infeksiyonu ön tanılı çocuklarda Respiratory Syncytial Virusun gerçek zamanlı ters transkriptaz PZR ile araştırılması

ALT SOLUNUM YOLU İNFEKSİYONU ÖN TANILI ÇOCUKLARDARESPIRATORY SYNCYTIAL VİRUS'UN GERÇEK ZAMANLI TERSTRANSKRİPTAZ PZR İLE ARAŞTIRILMASIDr.Aytül DEMİRAĞRSV tüm dünyada bebeklerde ve küçük çocuklarda akut alt solunum yoluinfeksiyonunun en önemli etkeni olup hastaneye yatışı gerektirebilecek kadar şiddetlibronşiolit ve pnömoni tablosuna yol açabilmektedir.Bu çalışmada hastanemiz pediatri servislerine alt solunum yolu infeksiyonu nedeniyleyatırılan iki yaşından küçük 69 çocuğun nazofaringeal aspirat örneklerinde gerçek zamanlıters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle RSV'nin varlığı araştırılmış ve RSVsıklığı %56.5 oranında saptanmıştır. Ülkemizde yapılan diğer çalışmalarla karşılaştırıldığındayüksek oranda saptanan bu oranın yöntemin duyarlılığından kaynaklandığını düşünmekteyiz.Aynı zamanda bu yöntemle alt gruplar da belirlenmiş ve pozitif örneklerin % 84.5'i RSV Ave % 15.5'i RSV B olarak saptanmıştır. Bu oran epidemilerde her iki grubun da birliktebulunabileceği ve sıklıkla bir grubun daha baskın olduğu genel görüşünü desteklemektedir.Çalışmamızda RSV pozitifliği 6 aydan küçük bebekler ve 6 ay-2 yaş arası çocuklarkarşılaştırıldığında 6 aydan küçük bebeklerde daha sık görüldüğü (%61.8), fakat aralarındaanlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. İnfeksiyonun mevsimsel özelliğine bakıldığında diğerılıman iklimli bölgelerde olduğu gibi bizim bölgemizde de ilkbahar ve kış aylarında RSVinfeksiyonunun sıklığının arttığını görmekteyiz.Sonuç olarak küçük çocuklarda ve bebeklerde önemli morbidite ve mortalite nedeniolan RSV infeksiyonunun hızlı tanısının uygun tedavinin başlanarak gereksiz antibiyotikkullanımının önlenmesi, hastanede yatış süresinin azaltılması ve hastanın kısa sürede izoleedilerek nozokomiyal infeksiyonun önlenmesi açısından gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Buamaçla hızlı, duyarlılığı ve özgüllüğü yüksek olan moleküler yöntemlerin rutin tanıdakullanılmasının yararlı olacağı görüşündeyiz.

Aytül Demirağ
Gazi University
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel fare toksoplazmozunda kan ve çeşitli doku örneklerinde enfeksiyon tanısının polimeraz zincir reaksiyon yöntemi ile saptanması

- 98 -7. ÖZETApicomplex gurubundaki Toxoplasma cinsinin insan, diğermemeliler ve kanatlılarda yerleşip hastalık etkeni olabilen tek türüToxoplasma gondii ( T.gondii )'dir. Primer enfeksiyon başlangıçtagenellikle subkliniktir. Enfekte kişilerin çoğu asemptomatik kalırlar.Bazılarında ise hafif belirtiler ortaya çıkar. Bununla beraber morbidite vemortiliteye neden olabilir. Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ise,latent enfeksiyonun reaktive olması ensefalit, oküler toksoplazmoz gibihastalıklara neden olur. Primer maternal toksoplazmoz enfeksiyonu fetüsegeçme riski taşır. Bu da konjenital toksoplazmoza yol açar. Serolojik tanıyöntemleri ile doğum öncesi ve immün sistemi baskılanmış hastalardatoksoplazmoz tanısını koymak kolay olmamaktadır. Bu gibi durumlardamoleküler tanı yöntemleri önem kazanır ve bu tür hastalarda, hastanınimmünolojik durumundan bağımsız olarak tanı konulabilmektedir. Buyüzden T.gondii için Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) yöntemi değerlibir alternatif yöntem olarak kabul edilmektedir.Çalışmamızda 10'ar fareden 4 grup oluşturulmuş ve tüm bufareler intraperitonal yolla 50,000 T.gondii RH suşunun takizoiti ile enfekteedilmiştir, ayrıca çalışmaya 6 fareden oluşan bir kontrol grubu daalınmıştır. Daha sonra farelerin kan, karaciğer, beyin ve dalakdokularından enfeksiyonun 24'üncü, 48'inci, 72'inci ve 96'ıncı saatlerindeörnekler alınmıştır. Patolojik lezyonlar en iyi enfeksiyonun 96'ıncı saatinde- 99 -makroskobik olarak gözlenmiştir. Tüm grupların kan örnaklerinde Giemsaboyası ile hazırlanan preparatlarında takizoitler saptanmıştır. Doku ve kanörneklerinin DNA ekstraksiyonları B1 gen bölgesi için iki turlu PZR ile, 529bç ardışık tekrar bölgesi geni için konvansiyonel PZR ile çalışılmıştır. Eldeedilen sonuçlara göre hem B1 gen bölgesi genine, hemde 529 bç ardışıktekrar bölgesi genine ait bandlar enfeksiyonun 24'üncü saatinden itibarentüm örneklerde genel olarak elde edilmiştir. Ancak 529 bç ardışık tekrarbölgesi geninin daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda B1 geniile en az 1,4 X 104 takizoit/ml saptarken, 529 bç ardışık tekrar bölgesi geniile en az 1,4 X 102 takizoit/ml saptanabildiği ve bu gen bölgesinin 100 katdaha duyarlı olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak; deneysel fare toksoplazmozunda, PZRyönteminin kısa zamanda hızlı sonuç vermesi, duyarlılığının yüksekolması ve immün sisteminden bağımsız olarak değerlendirilebilmesinedeniyle toksoplazmoz tanısında kullanılan konvansiyonel yöntemlereyardımcı olabileceği kanısına varılmıştır. Çalışmamızda kullanılanprimerlerden 529bç ardışık tekrar bölgesi gen primeri B1 gen bölgesiprimerinden daha duyarlıdır.

Muhammad Noral
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel hayvan modelinde oluşturulan invaziv aspergilloz enfeksiyonu tanısında kültür dışı tanı yöntemlerinin değeri

Bu çalışmada, deneysel hayvan modelinde oluşturulan invaziv aspergillozenfeksiyonunun tanısında antijen testleri (galaktomannan, β-D glukan), moleküler yöntem(gerçek zamanlı PZR) ve lizis santrifügasyon kan kültür sisteminin erken tanıya katkılarınınayrıca dokuda kitin ölçümünün enfeksiyonun doğrulanmasına katkısının değerlendirilmesiamaçlanmıştır.Bu amaçla testler sağlıklı kontrol grubu (Grup I), nötropeni kontrol grubu (Grup II) veaspergilloz grubu (Grup III)' ndan alınan kan (serum, tam kan), BAL sıvısı ve akciğer dokuörneklerinde çalışılmıştır.Grup I ve II' de çalışılan tüm testler negatif bulunmuştur. Aspergilloz grubundanalınan 22 akciğer doku örneğinin 20' sinde kültürde üreme olmuştur. Grup I ve III' ten alınanakciğer doku örneklerinde çalışılan kitin ölçümleri arasında anlamlı derecede farkbulunmuştur (p<0.05). On adet aspergillozlu sıçandan alınan kan örnekleri lizissantrifügasyon kültür sistemiyle çalışılmış, hiçbir örnekte üreme olmamıştır. Gerçek zamanlıPZR ile 12 BAL sıvısının yedisinde (%58.3), 19 kan örneğinin yedisinde (%36.8), 22 akciğerdoku örneğinin ise dördünde (%18) pozitiflik elde edilmiştir. Platelia® Aspergillus testi ilegalaktomannan antijeni araştırılan 20 serum örneğinin yedisinde (%35) pozitif sonuçbulunmuştur. β glukan tespiti için serum ve bronkoalveolar lavaj sıvıları FungitellTM kiti ileçalışılmıştır. Yirmiiki serum örneğinin 11' inde (%50), 17 BAL sıvısı örneğinin dokuzunda(%52.9) pozitiflik elde edilmiştir.Sonuçta kültür dışı tanı yöntemlerinin hiçbirisi tek başına invaziv aspergilloz içinyeterli duyarlılık gösterememiştir. Diğer çalışmalarda da İA' un tanısında standartyöntemlerin bulunmamasıyla birlikte mikroorganizmanın doğası, hastalığın seyri veyaprofilaktik ya da ampirik antifungal ilaç verilmesinin etkisi sonucunda kültür dışı tanıyöntemlerinin performansı önemli derecede değişkenlik göstermiştir.Testlerin tarama amaçlı birarada kullanılabilmesi için kan örnekleri en uygun klinikörnek olarak değerlendirilmiştir. Bu sayede biyopsi gibi daha invaziv olan yöntemlereihtiyaçta önlenmiş olacaktır. Ayrıca kültür dışı tanı yöntemlerinin performanslarınıkarşılaştırabilecek ve en uygun birlikteliğin belirlenmesini sağlayacak daha geniş klinikçalışmalara ihtiyaç olduğu kanısına varılmıştır.

Sibel Aydoğan
Gazi University
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kandidozlu sıçan modelinde ıfn-&#947;, tnf-&#945;, ıl-10 ifadelenmesinin ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile gösterilmesi

Bagısıklık sistemi baskılanmıs hastaların her geçen gün artısında, genis spektrumlu antibiyotiklerin daha yaygın kullanımı, organ nakillerinin çok daha sık yapılması gibi nedenler bu tür hastalarda kandidoz varlıgının son yıllarda artıs göstermesine neden olmaktadır. Candida infeksiyonu sırasında olusan immünolojik degisikliklerde pek çok faktör etkilidir. Bu nedenle çalısmamızda, kandidoz sırasında immünolojik parametrelerden olan sitokin profillerinde olusan degisikliklerin belirlenmesi amaçlanmıstır. nfekte fare böbrek dokularında TNF-, IFN- ve sitokinlerin IL-10 gibi sitokinlerin ekspresyonlarının belirlenmesinde RT-PCR yöntemi kullanılmıstır. Çalısmamızdaki infeksiyon modeli, sıçanlara verilen C. albicans hücresi ile saglanmıstır. Ayrıca C. albicans ile infekte edilmemis kontrol grubu kullanılarak infekte grup ile karsılastırma yapılmıstır. Hayvanlardan alınan böbrek dokularından yapılan kültür pozitif olarak bulunmustur. RT-PCR yöntemi ile çalısılarak böbrek dokularında kandidoz olusumu gösterilmistir. Ayrıca, mantarlara özgül primerler kullanılarak infeksiyon varlıgı dogrulanmıstır. Kontrol grubunun PCR çalısması sonucunda TNF- 10 örnegin 6'sında (% 60) pozitif ; IFN- 6'sında (% 60) pozitif ; IL-10 10 örnegin sadece 1'inde (% 10) pozitif bulunmustur. Kandidemi grubunda ise TNF- 12 örnegin 11'inde (% 91,6) pozitif ; IFN- 12 örnegin tamamında (% 100) pozitif ; IL-10 12 örnegin 9'unda (% 75) pozitif bulunmustur. Buna göre, kandidoz sırasında immün hücrelerle iliskide sitokinlerin önemli rol oynadıgı ve etken olan sitokin profillerinin tam olarak belirlenmesinin, Candida infeksiyonlarından korunmada ve tedavide yeni seçeneklerin gelistirilmesine olanak saglayacagı düsünülmüstür. Anahtar Sözcükler: Candida, sitokin, RT-PCR

KandidaSitokinler
Emine Yeşilyurt
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kandidozlu fare modelinde IFN-y, TNF-alfa,,IL-1beta, IL-6, IL-2, IL-4, IL-10 salınımının ELISA ile gösterilmesi

Bagısıklık sistemi baskılanmıs hastaların her geçen gün artısında, genis spektrumlu antibiyotiklerin daha yaygın kullanımı, organ nakillerinin çok daha sık yapılması gibi nedenler bu tür hastalarda kandidoz varlıgının son yıllarda artıs göstermesine neden olmaktadır. Candida infeksiyonu sırasında olusan immünolojik degisikliklerde pek çok faktör etkilidir. Bu nedenle çalısmamızda, kandidoz sırasında immünolojik parametrelerden olan sitokin profillerinde olusan degisikliklerin belirlenmesi amaçlanmıstır. nfekte fare dalak dokularından elde ettigimiz mononükleer hücrelerden TNF-, IFN-, IL-1, IL-2, IL-4, IL- 6 ve IL-10 gibi sitokinlerin varlıgının belirlenmesinde ELISA yöntemi kullanılmıstır. Çalısmamızdaki infeksiyon modeli, farelere verilen C. albicans hücresi ile saglanmıstır. C. albicans ile infekte edilmemis kontrol grubu kullanılarak da infekte grup ile karsılastırma yapılmıstır. Fare dalak dokusundan izole edilen hücrelerin in vitro olarak kültürleri yapılmıs ve lipopolisakkarit (LPS) ile uyarılmıs ve uyarılmamıs hücrelerin sitokin salgılanmasına bakılmıstır. C. albicans ile infekte farelerin dalak dokularından izole edilen hücreler tarafından salınan proinflamatuvar sitokinlerden IL-1, IFN-, TNF-' nın infeksiyonun ilk döneminde anlamlı sekilde arttıgı bulunmustur. Yine bir proinfalamtuvar sitokin olan IL-2 sadece 24. saatte anlamlı düzeylerde artıs gösterirken 48. ve 72. saatlerde azalma göstermistir. Antiinflamatuvar sitokinlerden olan IL-4, IL-6 ve IL-10 seviyeleri infeksiyonun erken döneminde olması gerektigi gibi düsük bulunmustur. Buna göre, kandidoz sırasında immün hücrelerle iliskide sitokinlerin önemli rol oynadıgı ve etken olan sitokin profillerinin tam olarak belirlenmesinin, Candida infeksiyonlarından korunmada ve tedavide yeni seçeneklerin gelistirilmesine olanak saglayacagı düsünülmüstür. Anahtar Sözcükler: Candida, sitokin, ELISA

Enzime bağlı immünosorbent testiKandidaSitokinler
Berna Erdal
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Enterik bakterilerde hızlı antibiyotik duyarlılık testi için yeni bir besiyeri geliştirilmesi

Gelistirilen pek çok hızlı antibiyotik duyarlılık testleri bir takım sıkıntıları ve dezavantajlarından dolayı özellikle gelismekte olan ülkelerde genis kullanım sahası bulamamıstır. Çalısmamızda Enterik bakterilerin disk diffüzyon agar antimikrobiyal testi için 4,5-5,5 saatte sonuç verebilen, kullanımı kolay ve ucuz olan basit bir metot gelistirilmistir. Bu metotta M olarak isimlendirilen besiyerinde indikatör olarak fenol kırmızısı kullanılmıstır. Bu metodun temeli besiyerindeki pH indikatörü aracılığıyla bakteriler tarafından olusturulan asitlerin gösterilmesine dayanmaktadır. Bu yeni ?Renk Değisikliğine Dayalı? metotla 271 farklı Enterik bakteri izolatının (E. coli, Klebsiella ve Enterobacter) Ampisilin, Aztreonam, Sulbaktam/Ampisilin, Amikasin, Gentamisin, Trimetoprim-Sulfametoksazol, Seftazidim, Siprofloksasin, Piperasilin tazobaktam, İmipenem, Sefuroksim ve Nalidiksik aside karsı duyarlılık durumları test edilmistir. Ve sonuçlar konvansiyonel disk diffüzyon agar yönteminde kullanılan Mueller Hinton Agar besiyeri ile karsılastırılmıstır. Buna göre ?minor hata? en çok rastlanan hata olarak tespit edilmistir. Ancak tüm bakteri izolatlarında minor, major ve çok major hata oranları sırasıyla 4.2%, 0.6% ve 0.8% olarak elde edilmistir. Ve tüm bakteri izolatları göz önünde bulundurulduğunda iki metot arasında uyumluluk oranı da ortalama olarak %95.1 olarak tespit edilmistir. Sonuç olarak çalısmamızda gelistirilen modifiye disk diffüzyon agar metodu (M besiyeri), Enterik bakteri izolatlarının antimikrobiyal duyarlılık testleri için zaman alıcı olmaması ve okunmasının kolay olması sebebiyle konvansiyonel disk diffüzyon metotlarından daha üstün olarak bulunmustur.

AntibiyotiklerEnterobacteriaceae
Muhammed Akbar Yoldaş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kolposkobi uygulanan hastalarda human papillomavirus (HPV) ve HPV 16 tanısı

Servikal kanser dünya için önemli bir sağlık problemi olup mortalitenin önemli bir nedenidir. Skuamöz servikal kanserin % 84-100'den HPV sorumludur. Servikal kanserin potansiyel olarak önlenebilir olması nedeniyle, servikal kanser risk faktörleri hakkında kisilerin bilgilendirilmesi, premalign lezyonların erken tanı ve tedavisi prognozu etkileyecek en önemli faktörlerdir. Hastanemiz olan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na adet düzensizliği, disüri, vaginal akıntı, bel ve kasık ağrısı, postkoital kanama sikâyetleriyle polikliniğe basvurmus hastalara uygulanan fizik muayenelerinin değerlendirilmesi ile kolposkopi uygulanmaya karar verilen 60 hastada kolposkopik muayeneye alınmıstır. Kolposkopi uygulanma sırasında hastalardan servikal sürüntü örneği alınmıstır. Çalısma grubu kolposkopik bulgulara göre 30 kolposkopi pozitif, 30 kolposkopi negatif grup olarak ayrılmıstır. HPV'nin neden olduğu sikâyetlerle direkt iliskili olmaksızın memede kitle, çocuk istemi, disüri, vaginal akıntı, menapoz kontrolü, rutin kontrol veya genel tarama gibi sebeplerle polikliniğe gelen 20 kisiden bir kontrol grubu olusturulmus ve hastalardan servikal sürüntü örnekleri alınmıstır. Servikal kanserle çok yakın iliskili olduğu için yüksek riskli grup olan HPV tip 16 ve diğer HPV tipleri Real Time PCR yöntemi ile arastırılmıstır. Serviks kanseri etiyolojisinde önemli risk faktörleri olarak tanımlanan yas, gebelik sayısı, medeni durum, anormal kolposkobik bulgular, PAP smear test sonucu ile HPV prevalansı Real Time PCR yöntemi ile arastırılmıstır. Çalısmamızda HPV varlığı ve HPV tip 16 prevalansı tespit edilerek elde edilen sonuçların yas, gebelik sayısı, medeni durum, anormal kolposkobik bulgular, PAP smear sonuçları gibi parametrelerle iliskisi istatitiksel olarak değerlendirilmistir. Bizim çalısmamızda kolposkopi negatif grupta Real Time PCR ile HPV tip 16 % 6.7, Tip 16 dısı tipler % 16.6 oranında pozitif bulunmustur. Kolposkopi pozitif grupta ise Real Time PCR ile HPV tip 16 % 6.7 iken HPV tip 16 dısı tipler % 6.7 oranında pozitif bulunmus. Kontrol grubunda da Real Time PCR ile HPV tip 16 % 15, HPV tip 16 dısı tipler % 35 oranında pozitif bulunmustur. Kolpskopi grubu ile HPV ve HPV tip 16 arasında istatistiksel olarak kontrol grubundan kaynaklı güçlü bir iliski vardır. Medeni durum ve PAP smear test sonucu ile HPV ve HPV tip 16 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir iliski bulunamamıstır. Yas ve gebelik sayısı ile HPV ve HPV tip 16 arasındaki iliski istatistiksel olarak değerlendirilememistir. Kolposkopik bulgular ile HPV prevalansı arasında oldukça güçlü bir iliski vardır. Real Time PCR sensivitesi yüksek bir yöntem olmasına ragmen gelistirilmesi için daha ileri bilimsel arastırmalara ihtiyaç vardır.

Sibel Unurlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinin kümülatif antibiyogram verilerinin incelenmesi

Bu çalışmada, hastanemizin altı (2019-2024) yıllık antibiyogram sonuçları retrospektif incelenerek ampirik tedavi ve ''Antibiyotik Yönetim Programı'' için güncel kümülatif antibiyogram raporları oluşturulmuştur. 2024 yılı sonuçları önceki yıllarla karşılaştırılarak direnç değişimleri analiz edilmiş ve gelecek yıllar için standart bir raporlama modelinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı bakteriyoloji birimine gönderilen klinik örneklerden üretilen izolatlar, Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD) rehberlerine göre değerlendirilmiş; tanımlamaları Matriks Destekli Lazer Desorpsiyon/İyonizasyon – Uçuş Zamanı ve BD Phoenix sistemleriyle yapılmıştır. Antibiyotik duyarlılık testleri BD Phoenix, disk difüzyon ve E-test yöntemleri uygulanmış; sonuçlar Avrupa Antimikrobiyal Duyarlılık Testi Komitesi ile Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti - Antibiyotik Duyarlılık Testlerinin Standardizasyonu rehberlerine uygun şekilde Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden raporlanmıştır. Analizlerde yalnızca enfeksiyon etkeni kabul edilen ilk izolatlar değerlendirilmiş; yıllık bazda KLİMUD veri analizi ve sunum rehberi doğrultusunda incelenmiştir. Bulgularımıza göre; amprik tedavide; A. baumannii, K. pneumoniae, E. faecium, üriner sistem dışı kaynaklı E. cloacae ve P. mirabilis enfeksiyonlarında kombinasyon tedavisi; C. freundii, E. coli, M. morganii, P. aeruginosa, S. marcescens, üriner sistem kaynaklı E. cloacae ve P. mirabilis enfeksiyonlarında amikasin ve meropenem; H. influenza enfeksiyonlarında ise meropenem ve levofloksasin tercih edilmelidir. E. faecalis için penisilinler, S. aureus ve S. epidermidis için ko-trimoksazol, S. pneumoniae için moksifloksasin uygun ampirik tedavi seçeneklerdir. Vankomisin, linezolid ve daptomisin tüm yıllarda Gram-pozitif bakterilere karşı yüksek etkinlik göstermiştir. Üriner enfeksiyonlarda duyarlılık oranları genelde daha yüksektir. Aminoglikozitler ise etkinliğini koruyan ajanlardır.

Ahmet Kazar
Dicle University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae, Pseudomonas aeruginosa ve Acinetobacter baumannii klinik izolatlarında kolistin direnci saptanmasında BD phoenix yarı otomatize sistem ve sıvı mikrodilüsyon yöntemlerinin karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Çoklu ilaç dirençli (ÇİD) bakteriyel enfeksiyonlarda kolistin kullanımına duyulan ihtiyaç arttıkça kolistin duyarlılık testleri de önem kazanmıştır. Bu çalışma ile çoklu ilaç dirençli A.baumannii, P. aeruginosa, K. pneumoniae ve E. coli izolatlarında otomatize sistem ile saptanan kolistin minimal inhibitör konsantrasyon değerlerinin (MİK) sıvı mikrodilüsyon (SMD) ile saptanan MİK değerleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Bakteriyoloji Laboratuvarına gönderilen klinik örneklerden üreyen A. baumanni (92 izolat), K. pneumoniae (68 izolat), P. aeruginosa (55 izolat) ve E. coli (21 izolat) izolatı dahil edilmiştir. İzolatların antimikrobiyal duyarlılık testleri (ADT) , idrar ve diğer örnekler için sırasıyla Phoenix UNMIC-401/ ID Paneli ve NMİC-400/ID panelleri kullanılarak BD Phoenix 100 (Becton Dickinson, A.B.D) otomatize sistemi sistemi ve SMD yöntemi ile çalışılmıştır. SMD yöntemi referans kabul edilerek Phoenix 100 otomatize sistemin kolistin duyarlılığını saptama durumu karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 236 izolatın 65'i trakeal aspirat, 64'ü idrar, 51'i kan, 44'ü yara, 4'ü apse, 4'ü dren, 4'ü de plevra örneklerinden izole edilmiştir. Toplam 236 izolatın 36'sında (%15.3) kolistine direnç saptanmıştır. A. baumannii, K. pneumoniae , P. aeruginosa ve E. coli izolatlarında sırasıyla %15.2, %20.6, %5.5 ve %23.8 oranında kolistine direnç saptanmıştır. Phoenix 100 sisteminin çok büyük hata (ÇBH) oranı %75); büyük hata (BH) oranı %0.5 bulunmuştur. Sonuç: Çoklu ilaç dirençli bakteriyel enfeksiyonlarda kolistin direnç testlerinin sonuçları uygun antibiyoterapi için çok önemlidir. Phoenix 100 sisteminin kolistine dirençli izolatları saptayamadığı görülmüştür. Yeni geliştirilecek testlerin veya otomatize sistemlerdeki modifikasyonların duyarlılıklarının saptanmasında sıvı mikrodilüsyon test sonuçları referans alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Acinetobacter baumannii, Klebsiella pneumoniae, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli, Kolistin, Phoenix 100, sıvı mikrodilüsyon

Acinetobacter baumanniiEscherichia coliKlebsiella pneumoniae+3
Salim Yakut
Dicle University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Klebsiella pneumoniae izolatlarında karbapenem ve kolistin direnç mekanizmalarının moleküler olarak araştırılması

Amaç: Karbapenem Dirençli Klebsiella pneumoniae (KDKp) enfeksiyonları azalan tedavi seçeneklerinden dolayı endişe verici sağlık sorunudur. Klinik izolatlarda karbapenem direncine en sık enzim aracılı mekanizmalar neden olur. Kolistin, KDKp'nin neden olduğu enfeksiyonlara karşı son çare tedavilerinden biri olarak kabul edilir. Bu çalışmanın amacı, kan örneklerindeki KDKp'lerin karbapenemaz (OXA-23, OXA-24, OXA-48, OXA-51, OXA-55, OXA-58, KPC, NDM-1, VIM, IMP) genlerini değerlendirmek ve mcr-1 geninin varlığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Şubat 2020-Haziran 2020 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri YBÜ'nden bakteriyoloji laboratuvarına gönderilen kan örneklerinden izole edilen 33 adet KDKp izolatı çalışma kapsamına alındı. İzolatların antibiyotik duyarlılık testleri BD Phoenix 100 (BD, ABD) tarafından yapıldı. İzolatların karbapenem direnci Disk Difüzyon Test (DDT), kolistin duyarlılıkları Sıvı Mikrodilüsyon (SMD) yöntemi ile fenotipik olarak tespit edildi. Tüm izolatlarda plazmid-aracılı mcr-1 geni ve multiplex Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) ile karbapenemaz genleri araştırıldı. Bulgular: DDT ile çalışılan KDKp izolatlarının hepsi (%100) ertapeneme dirençli (R) ; 9'u (%27,27) imipenem R, 23'ü (%69,7) meropeneme R olarak tespit edildi. SMD yöntemine göre izolatların 20'si (%60,61) kolistine dirençliydi. PZR yöntemi ile izolatların %75,76 (n = 25)'sında blaOXA-48, %6.06 (n = 2) sında blaNDM-1 ve %3,03 (n = 1)ünde blaOXA-24 saptandı. İki (%6,06) izolatta hem blaOXA-48 hem de blaNDM-1 genleri; 16 (%48,48) izolatta ise mcr-1 geni saptandı. Sonuç: Kolistin direncinden sorumlu olduğu bilinen plazmid aracılı mcr-1 genlerini taşıyan izolatların çok yüksek oranda bulunması kolistin direncinin moleküler epidemiyolojik yöntemlerle takibe alınmasını gerektirmektedir. Sonuç olarak, nozokomiyal enfeksiyonlara neden olan KDKp'in karbapenem ve kolistin direnç mekanizmaları araştırılmalı, moleküler epidemiyolojik yöntemlerle izlenmelidir. Her hastane otomatize sistem ve SMD yöntemini kıyaslayarak kendi kolistin duyarlılık sonuçları için yanlış duyarlılık oranlarını belirlemelidir. Anahtar Sözcükler: Klebsiella pneumoniae, karbapenemaz, blaOXA-48, mcr-1, multipleks PZR, sıvı mikrodilüsyon.

KarbapenemazKarbapenemlerKlebsiella pneumoniae+5
Neslihan Genişel
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Primer antitüberküloz ilaçlara dirençli mycobacterium tuberculosis kompleks izolatlarının moleküler yöntemlerle genotiplendirilmesi

Amaç: Fenotipik olarak primer anti-tüberküloz ilaçlara dirençli olduğu saptanan Mycobacterium tuberculosis kompleks (MTBK) izolatlarının spoligotipleme, MIRU-VNTR (Mycobacterial Interspersed Repetitive Units –Variable Number of Tandem Repeats) yöntemleriyle genotiplendirilmesi ve dirence neden olan mutasyonların tespit edilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2014-Ağustos 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Hastanesi Laboratuvarı Mikobakteriyoloji biriminde klinik materyallerden izole edilen ve MGIT 960 sistemi ile primer antitüberküloz ilaçlara dirençli olduğu saptanan MTBK izolatları dahil edildi. Toplam 69 izolatın 32'si (%46.4) çoklu ilaç dirençli (ÇİD), 34'ü (%49.3) izoniazid (INH) ile birlikte primer anti-tüberküloz ajanlardan bir veya birkaçına, üçü (%4.3) ise rifampine (RIF) dirençliydi. İzolatlar spoligotipleme ve 15 lokus MIRU-VNTR yöntemleri ile genotipik çeşitlilik ve klonal ilişkiler yönünden değerlendirildi, GenoType MTBDR plus (Hain Lifescience, Almanya) kiti ile dirençle ilişkili gen mutasyonları saptandı. Bulgular: Spoligotipleme sonucu en çok üyeye sahip aileler T1 (%55.4) ile TUR (%13.8) idi. İzolatların yaklaşık üçte biri (%36.92) T1 ailesinin SIT53'ünde, %9.23'ü SIT284, %12.31'i SIT41'de ve %0.77'si herhangi bir aileye dahil olmayan spoligotip SIT2560'ta kümelendi. Yedi izolat SIT2560, birer izolat SIT4, SIT608 ve bir izolat da orphan suş olarak tanımlandı. RIF dirençli izolatların 19'unda (%57.6) saptanan, rpoB geninin 531. Gen bölgesindeki TCG/TTG mutasyonu dirençten sorumlu en yaygın mutasyondu. INH dirençli izolatların 14'ünde (%46.7) katG315 gen bölgesinde AGC/ACC mutasyonu, 8'inde (%26.7) ise inhA gen bölgesinin -15 pozisyonunda C/T mutasyonları saptandı. Sonuç: İzolatlarımızın kümelendiği majör familyaların %55.4 ile T1 ve %13.8 ile TUR olduğu, saptanan kümelerin genellikle farklı illerden gelen hastalara ait karışık izolatlardan oluştuğu ve aralarında klonal ilişki bulunmadığı, dirençli izolatların literatürde belirtilen yaygın mutasyonlar gösterdikleri saptandı.

Antitüberküloz ajanlarGenotipMoleküler özellikler+3
İbrahim Halil Şahin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Enterobacteriaceae suşlarında genişlemiş spektrumlu beta laktamazların (GSBL) saptanmasında kullanılan bazı yöntemlerin karşılaştırılması ve GSBL üretim sıklığının belirlenmesi

ENTEROBACTERIACEAE SUŞLARINDA GEN ŞLEM Ş SPEKTRUMLU BETALAKTAMAZLARIN (GSBL) SAPTANMASINDA KULLANILAN BAZIYÖNTEMLER N KARŞILAŞTIRILMASI VE GSBL ÜRET M SIKLIĞININBEL RLENMESAYŞE B LGE S PAHGram negatif bakterilerde bulunan GSBL enzimlerini saptamak için farklıaraştırmacılar tarafından çeşitli testler geliştirilmiştir ve bunlardan bazıları kliniklaboratuvarlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada kombine disk difüzyon, çiftdisk sinerji, üç boyutlu, spot inokulasyon, inhibitörle güçlendirilmiş disk difüzyon vemikrodilüsyon testlerinin GSBL saptamadaki yetenekleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca GaziÜniversitesi hastanesi mikrobiyoloji laboratuvarında çeşitli klinik örneklerden izole edilenEnterobacteriaceae suşlarında GSBL sıklığı belirlenmiştir.386 Enterobacteriaceae suşunun 92(%23.8)'sinin GSBL ürettiği bulunmuştur.Klebsiella pneumoniae, E.coli, K.oxytoca ve diğer suşların GSBL üretim oranları sırasıyla;38.2%, 23.4%, 9.1% ve14.2% olarak bulunmuştur.Kombine disk difüzyon testiyle karşılaştırıldıklarında, çift disk sinerji, inhibitörlegüçlendirilmiş disk difüzyon, mikrodilüsyon, üç boyutlu ve spot inokulasyon testlerininduyarlılıkları sırasıyla; %100, %98.9, %98.9, %95.7 ve %93.5 olarak bulunmuştur.Bu çalışmadan elde edilen verilerin ışığında, çift disk sinerji testinin rutin klinikmikrobiyoloji laboratuvarlarında GSBL saptanmasında kullanılabilecek ucuz, uygulanmasıkolay, güvenilir ve aynı zamanda CLSI tarafından önerilen kombine disk difüzyon testi kadarduyarlı bir test olduğu sonucuna varılmıştır.

Ayşe Bilge Sipahi
Gazi University
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Hastane infeksiyonu etkeni olarak izole edilen metisisline dirençli staphylococcus aureus suşlarında qacA/B dezenfektan direnç genlerinin araştırılması

Şadiye Berna Aykan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Brucella melitensis dış membran antijeninin lipozom formulasyonlarının farelerde oluşturduğu sıvısal bağışık yanıtın incelenmesi

Bruselloz dünyanın pek çok ülkesinde yaygın ve ekonomik yönden önemli bir zoonotik hastalıktır. Ülkemizde brusellozla mücadele, hayvanların aşılanması ile yapılmaktadır. Koyunlar için Brucella melitensis REV-1 aşısı kullanılmaktadır. Daha yüksek etkili, yan etkisi az, insanlara da uygulanabilecek olan yeni ve etkili aşı türlerinin araştırılmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu çalışmada brusella dış membran antijenlerinin, optimum etkiye sahip lipozom forrnülasyonuyla birleştirilerek uzun etkili antijenik uyarım sağlamayla, yüksek immünolojik değerde brusella aşısı hazırlanması ve geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Brucella melitensis REV-1 aşı susunun hücre membram izole edilerek lipozom ile kaplanmış ve farelerde oluşturduğu sıvısal bağışık yanıt Wright aglütinasyon yöntemi ile antikor titrelerine bakılarak araştırılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçları, Brusella dış membramna ait ekstraktın farelerde bağışık yanıt oluşturmak bakımından başarılı olduğunu göstermektedir. Yalmzca "Brusella Dış Membram" verilen ve "lipozomla kaplanmış Brusella dış membram" verilen gruplar arasında ve "canlı attenüe Brucella melitensis REV-1 aşısı" verilen ve "lipozomla kaplanmış Brusella dış membram" verilen gruplar arasında antikor titresi bakımından anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak, farelerde sıvısal bağışık yanıt oluşturmayı amaçlayan çalışmamızın sonuçlarının subunit Brusella aşısı geliştirme çabalan içerisinde yer alabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte elbette değişik lipozom formülasyonları ve Brusella dış membranına ait değişik ektraksiyon yöntemleri kullanılarak, yapılan bu çalışmanın geliştirilmesi gerekliliği açıktır.

Fatma Kaynak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatitis b virüsü (HBV) enfeksiyonu olan ve HBV'ye karşı doğal bağışık bireylerde stimulator of ınterferon genes (STING) ekspresyon düzeylerinin araştırılması

Tüm dünyada yaklaşık 350-400 milyon kişinin kronik olarak enfekte olduğu ve her yıl yaklaşık bir milyon kişinin de HBV ile ilişkili hastalıklardan dolayı hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Enfeksiyonun kronikleşmesinde virüse ve konağa ait faktörlerin özellikle de konağın bağışıklık sisteminin rol oynadığı ileri sürülmektedir. Stimulator of Interferon Genes (STING) hücre içindeki DNA varlığını algılayan, bir dizi ikinci haberci kullanıp özgül transkripsiyon faktörlerini aktifleştiren, buna bağlı olarak interferon (IFN) alfa, IFN beta, tümör nekroz faktörü (TNF) alfa ve interlökin (IL)-6 gibi sitokinlerin sentezini arttıran bir ''patern tanıma reseptörü (PRR)'' üyesi olup, HBV'ye karşı bağışıklık sisteminin önemli bir elemanı olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışma HBV'ye karşı doğal bağışık bireylerde, kronik hepatit B hastalarında ve HBV virüsü ile karşılaşmamış normal popülasyondaki bireylerde STING gen ekspresyon düzeyinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında HBV'ye karşı doğal bağışık 30 kişiden oluşan birinci grup, kronik hepatit B hastası 30 kişiden oluşan ikinci grup, ve HBV virüsü ile karşılaşmamış normal popülasyondaki 30 kişiden oluşan üçüncü grup olacak şekilde üç gruptan toplam 90 kişi dahil edilmiştir. Her bir katılımcıdan tam kan örneği alınıp periferik kan mononükleer hücrelerinin (PKMNH) izolasyonu gerçekleştirildi. Elde edilen PKMNH'den total RNA izolasyonu gerçekleştirildi. İzole edilen total RNA'dan cDNA sentezi gerçekleştirildikten sonra STING gen ekspresyon düzeyi Real Time Polymerase Chain Reaction (RT PCR) yöntemiyle belirlenmiştir. RT PCR işleminden sonra 2^(-∆∆CT) formülü uygulanarak normalizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan HBV'ye karşı doğal bağışıklardan oluşan grubun STING ekspresyon düzeyi ortalama 0,084±0,026, HBV ile karşılaşmamış gönüllü grubunun STING ekspresyon düzeyi ortalama 0,082±0,032, kronik hepatit B hastalarından oluşan grubun STING ekspresyon düzeyi ise ortalama 0,075±0,022 şeklindedir. Çalışmamız HBV enfeksiyonunun kronikleşmesinde STING ekspresyon düzeyinin araştırıldığı bildiğimiz ilk çalışmadır. Doğal bağışıkların ortalama STING ekspresyon düzeyi kronik hepatit B hastalarından yaklaşık %10 daha fazla bulunmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır.

Gen ifadesiGenlerHepatit B+3
Bünyamin Kasap
Karadeniz Technical University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağız mikrobiyotasında bulunan canlı fakat kültür edilmeyen bakterilerin üretilmesinde quorum sensing inhibitörlerinin kullanılması

Quorum sensing (QS), bakterilerin çeşitli sinyal moleküllerini kullanarak hem kendi türleri arasında hem de farklı türler arasında iletişim kurması olayıdır. İnsanların ağız boşluğunda bulunan 700'e yakın bakteri türünün yaklaşık 220 tanesi moleküler teknikler ile gösterilmesine rağmen henüz kültür edilememiştir. Bunların kültür edilememesinde bakterilerin doğal ortamlarında QS mekanizması ile popülasyon yoğunluklarını kontrol altında tutmaları ve laboratuvar koşullarında da bu kontrolü devam ettiriyor olmaları neden olarak düşünülmektedir. Bu çalışmada ağız mikrobiyotasında bulunan canlı fakat kültür edilmeyen bakterilerin QS sinyal moleküllerini QS inhibitörü olduğu bilinen maddeler ile keserek popülasyon yoğunluklarını kontrol etme yeteneklerinin ortadan kaldırılması ve kültür edilmeleri amaçlandı. Çalışmaya dahil edilen QS inhibitörlerinin kombinasyonu ile beş ana grup oluşturuldu. Grupların QS inhibitör etkileri biyoindikatör suşlara karşı test edildi. Sağlıklı altı bireyden alınan ağız boşluğu örneklerinden QS inhibitörlü ve inhibitörsüz (kontrol) agar besiyerlerine ekimler yapıldı. Kültürler 35 gün inkübe edildi ve periyodik olarak incelendi. Sadece QS inhibitörlü besiyerlerinde üreyen suşlar potansiyel ilk defa kültürü gerçekleşmiş suşlar olarak değerlendirildi. Sadece inhibitörlü besiyerlerinde izole olan 121 suş inhibitörlü ve kontrol besiyerlerinde subkültür edildi. İçlerinden seçilen 28 suşun tanımlanmak üzere 16S rRNA dizilemesi yapıldı. 16S rRNA dizi analizlerine göre bu suşların Actinobacteria, Firmicutes ve Proteobacteria şubelerine ait taksonlar ile homoloji gösterdikleri tespit edildi. Üç suşun kültür edilmiş fakat adlandırılmamış Streptococcus türleri ile homoloji gösterdikleri, bunlardan birisinin de kültür statüsünün gen bankasında kayıp olarak geçtiği görüldü. Diğer 25 suşun resmi olarak adlandırıldığı ve daha önce kültür edilmiş oldukları tespit edildi. Ancak sonuçlar, QS inhibitörlerinin ağız mikrobiyotasının popülasyon yoğunluğunu değiştirdiğini gösterdi. QS inhibitörlü ve kontrol besiyerlerinin birlikte kullanıldığında tek başına kontrol besiyerine göre izole olan bakteri çeşitliliğinde artışa olanak sağladığını gösterdi. Sonuçlar, bu yöntemin herhangi bir ekosistemden ve farklı vücut bölgelerinden yapılacak bakteri izolasyonu çalışmalarında bakteri tür çeşitliliğini artırmak adına uygulanabilir olduğunu ortaya koymuştur.

Ağız florasıBakteri kültürüBakteriler+4
Enis Fuat Tüfekci
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kan kültürlerinden izole edilen Escherichia coli suşlarında integron gen kasetlerinin moleküler karakterizasyonu

Antibiyotiklerin insan sağlığında çok önemli rol oynadıkları bilinmektedir. Fakat yanlış ve aşırı kullanılmaları sonucu dirençli bakterilerin artışına ve direnç genlerinin hızlı bir şekilde yayılması ile beraber pek çok bakterinin çoklu antibiyotik dirençli olmasına yol açmaktadır. Kazanılan bu direnç plazmid, transpozon ve integron gibi çeşitli hareketli genetik elemanlarla bakteriler arasında yayılmaktadır. İntegronlar birçok antibiyotik direnç determinantını kodlayan, belirli gen kasetlerini taşıma veya entegre olma yeteneğine sahip genetik elemanlardır. Bu çalışmada Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Eğitim ve Hizmet Laboratuvarı'na Ocak - Aralık 2014 tarihleri arasında gönderilen kan kültüründen izole edilen 112 E. coli izolatında integron gen kaset varlığı ve içerdiği direnç paternlerinin belirlenmesi, ayrıca integronların aktarılmalarında rol oynayan konjugatif plazmidlerin varlığının belirlenmesi ve bu plazmidlerin incompatibility (Inc) gruplarının replikon tiplendirme yöntemiyle gruplandırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla 112 E. coli izolatında sınıf 1 integrona ait integraz gen bölgesinin belirlenmesi için intI1 genine özgü primerler kullanılarak polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) işlemi gerçekleştirildi. Buna göre 112 E. coli izolatının 51'i (%45.5) intI1 pozitif olarak saptandı. Sınıf 2 integrona ait integraz gen bölgesinin belirlenmesi için intI2 genine özgü primerler kullanılarak yapılan PZR işlemi sonucu 112 E. coli izolatının 7'si (%6.3) intI2 pozitif olarak belirlendi. Sınıf 1 ve sınıf 2 integron varlığının belirlenmesi amacıyla yapılan PZR reaksiyonu sonucu 112 izolatın 38'inde (%33.9) sınıf 1 integron varlığı belirlenirken 13 izolatın boş integron içerdiği belirlendi. Sınıf 2 integron için 112 izolatın 7'sinde (%6.3) sınıf 2 integron varlığı belirlendi. Sınıf 1 integron içeren 38 izolata yapılan sekans analizi sonucu trimetoprim ve streptomisin-spektinomisin direncinden sorumlu dfrA7, dfr17-aadA5, dfrV, dfrA1-aadA1 ve dfrA12-aadA2 olarak adlandırılan 5 tip gen kaseti belirlendi. Sınıf 2 integron amplifikasyonu sonucunda pozitif bulunan 7 izolatın yapılan sekans analizi sonucu dfrA1-sat2-aadA1 ve dfrA1-sat2-aadA30 olarak belirtilen 2 tip gen kaseti bulundu. 14 izolatın sekans analiz sonuç verileri elde edilemedi. Konjugasyon deneyleri sıvıda çiftleşme yöntemiyle gerçekleştirildi. Sınıf 1 ve sınıf 2 integron içeren 45 izolatın donor olarak kullanıldığı konjugasyon deneylerinde 35 E. coli J53-2 transkonjugantı elde edildi. Konjugasyon etkinliklerinin 10-6 ve 10-10 arasında oldukları belirlendi. Otuzbeş transkonjuganttaki plazmitlerin Inc gruplarının belirlenmesi amacıyla yapılan PZR reaksiyon sonucuna göre 6 plazmidin (%17) IncN, 1 plazmidin de (%3) IncQ pozitif olduğu belirlendi. Hiçbir transkonjugantta IncP ve IncW gruplarına ait plazmide rastlanmadı.

Ahu Reis
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2014-2019 yılları arasında Diyarbakır ili Mycobacterium tuberculosis suşlarında primer antitüberküloz ilaçlara direncin araştırılması

Tüberkülozun Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllık raporlandırılan, geçmişten bugüne önemini koruyan önemli bir bulaşıcı hastalık olması yanında son yıllarda kullanılan primer antitüberküloz ilaçlara karşı direnç gelişimi hastalığın kontrol altına alınmasına engel oluşturmaktadır. Tüberküloz etkeni Mycobacterium tuberculosis complex (MTBC) tir. DSÖ'nün son raporlarına göre tüberküloz, enfeksiyon hastalıklarının en zahmetli olanı kabul edilmektedir, dünya çapında ilk on ölüm nedeninden biridir ve tek bir enfeksiyöz ajandan kaynaklanan ölümlerin başlıca nedenidir (HIV/AIDS'in üzerinde sıralanmıştır). Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri M. tuberculosis ile enfektedir, bu nedenle TB hastalığına ilerleme riskleri vardır. Antitüberküloz ilaç direnci değerlendirmeleri; toplumdaki ilaca karşı dirençli suşların belirlenmesi, uygun tedavi protokollerinin seçilmesi ve tüberküloz kontrol programlarına katkı sağlaması açısından önemlidir. Bu retrospektif çalışmada Diyarbakır ilinde, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Mikobakteriyoloji Laboratuarında 2014-2019 yılları arasında izole edilmiş MTBC suşlarında direnç oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. İlaç duyarlılık testleri BACTEC MGIT 960 (BD Diagnostic,ABD) sistemi ile değerlendirilmiştir. İlaç duyarlılık testleri, 640'ı (%89) solunum sistemi ve 77'si (%11) solunum sistemi dışı örneklerden MTBC izole edilen toplam 717 örnekte çalışılmıştır. Toplam 717 örneğin 525'i (%73,2) her dört antitüberküloz ilaca duyarlı bulunmuşken, 192'si (26,8) ise bir veya birden çok ilaca dirençli bulunmuştur. Streptomisin, izoniazid, rifampisin ve etambutol için direnç oranları sırasıyla %5,6, %6,3, %1, %2 olarak ve çoklu ilaç direnci oranı %4 olarak bulunmuştur. Bu çalışmada saptanan tekli ve çoklu ilaç direnci oranlarının daha önce bölgemizde yapılan çalışmalarda elde edilen oranlara göre daha düşük, Sağlık Bakanlığı verilerinde belirtilen ülkemiz ortalamaları ile benzer olduğu görülmüştür. Bölgesel düzeyde ilaç duyarlılık testi takiplerinin ülkemizde başarılı bir şekilde tüberküloz sürveyans programının uygulanmasına katkı sağlayacağı görüşüne varılmıştır.

Bernan Yokuş Em
Dicle University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Enfeksiyon etkeni olarak izole edilen Candida albicans suşları ile kolonize suşlar arasındaki genotipik farklılıkların pulsed field gel electrophoresis ve arbitrarily primed PCR yöntemi ile araştırılması

-98- OZET Mantar enfeksiyonlarının klinik önemi bilinmesine rağmen mantar ile kolonizasyon, enfeksiyonun patogenezi, geçiş şekli ve epidemiyolojisi hakkında bilinenler oldukça sınırlıdır. Moleküler tiplendirme yöntemleri Candida enfeksiyonlarının epidemiyoloj isinin değerlendirilmesinde önemlidir. Çalışmamızın amacı; enfeksiyon etkeni olarak izole edilen C. albicans suşlan ve kolonizasyon suşlanndaki genotipik farklılık oranlarını, enfeksiyonun kaynağının endojen mi veya ekzojen mi olduğunu araştırmaktır. Bir diğer amacımız da flukonazol dirençli ve duyarlı suşlar arasında klonal ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla Hematoloji-Onkoloji hasatlarından enfeksiyon etkeni olarak izole edilen 5 1 C. albicans susu ve Yoğun bakım hastalarından izole edilen ve etken kabul edilmeyen 32 kolonizasyon susu çalışmaya alınmıştır. C. albicans'm tiplendirilmesinde AP-PCR ve PFGE-EK analizi metodlan kullanılmıştır. 51 Hematoloji-Onkoloji izolatı AP-PCR ile 24 genotipe, EK ile 45 genotipe ayrılmıştır. Yoğun bakım hastalarından izole edilen 32 kolonizasyon susu AP-PCR ile 16 genotipe, PFGE-EK ile 28 genotipe ayrılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında PFGE-EK ve AP-PCR' in ayrlabilirlik indeksleri yüksek bulunmuştur. Ancak PFGE-EK ile daha fazla genotip tanımlanmıştır. Enfeksiyon etkeni suşlarm tiplendirilmesi sonucunda, enfeksiyonların endojen kaynaklı olduğu görülmüştür. Bunun yanında çapraz bulaşla ilgili bulgular da vardır. Çapraz geçişin ve ekzojen kaynaklı bulaşın tespiti-99- için çevre ve sağlık personelinden örnekler alınmış ancak C. albicans üretilememiştir. Kullandığımız tiplendirme yöntemleriyle flukonazol dirençli ve duyarlı suşlar arasında klonal bir ilişki ya da baskın bir genotip bulunamamıştır. Sonuç olarak AP-PCR ve PFGE-EK analizi C. albicans'm tiplendirilmesinde başarılı bulunmuştur. Enfeksiyonların çoğunun endojen flora kaynaklı olduğu görülmüş ancak hastalar arasında yada hastalarla sağlık personeli arasında çapraz geçişin olabileceği düşünülmüştür.

Barış Otlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klebsiella pneumoniae klinik izolatlarında agar dilüsyon yöntemi ile intravenöz fosfomisin direncinin saptanması ve meropenem, imipenem, amikasin antibiyotikleri ile sinerjist etkisinin araştırılması.

Bu çalışmada yoğun bakım ve klinikte yatan hastaların çeşitli numunelerinde üremiş karbapenem dirençli K. pneumoniae izolatlarının agar dilüsyon yöntemi ile fosfomisin disodyum direnç durumu ve amikasin, meropenem, imipenem antibiyotikleriyle sinerjist etkisi araştırılmıştır. Böylece karbapenem dirençli K. pneumoniae suşlarının etken olduğu invaziv enfeksiyonlarda en etkin ampirik tedavi modellerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Bakteriyoloji Laboratuvarı Birimi'ne 20.03.2021-31.12.2021 tarihleri arasında yoğun bakım ve kliniklerden gönderilen çeşitli hasta örneklerinde üreyen 71 adet K. pneumoniae izolatı dahil edilmiştir. Suşlar MALDI-TOF MS (bioMerieux, Fransa) ile tanımlandı. İzolatların antimikrobiyal duyarlılık testleri, Phoenix NMİC-400/ID paneli kullanılarak BD Phoenix 100 (Becton Dickinson, A.B.D) otomatize sistemi sistemi ile çalışılmıştır. Otomatize sistemde karbapenem dirençli olarak tespit edilen izolatların karbapenem direnci; ertapenem, meropenem ve imipenem antibiyotik diskleri ile disk difüzyon yöntemi kullanılarak teyit edilmiştir. Disk difüzyon yönteminde de karbapenem direnci saptanan suşlar çalışmaya dahil edilmiştir. Karbapenem dirençli K. pneumoniae izolatlarının fosfomisin disodyum direnç durumu ve fosfomisinin amikasin, meropenem, imipenem antibiyotikleriyle sinerjist etkisi agar dilüsyon yöntemi ile araştırılmıştır. Agar dilüsyon yöntemi sonucunda izolatların %97,2'si fosfomisine, %69'u amikasine, %84,5'i meropeneme ve %94,4'ü imipeneme dirençli bulunmuştur. İzolatların %25,35'inde fosfomisin-amikasin, %45,07'sinde fosfomisin-meropenem ve %21,12'sinde fosfomisin-imipenem kombinasyonu sinerjist etki gösterdi. Tüm izolatlar ve tüm kombinasyonlar içerisinde sadece tek bir suşta fosfomisin-amikasin kombinasyonunda antagonist etki tespit edilmiştir. Fosfomisin disodium, Multi Drug Rezistans (Çoklu İlaç Dirençli) MDR ve karbapenem dirençli K. pneumoniae suşlarının etken olduğu invaziv enfeksiyonlara karşı amikasin, meropenem ve imipenem ile kombine olarak kullanılabilir.

AgarAntibiyotiklerFosfomisin+6
Nurullah Uzuner
Dicle University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karbapenem dirençli Klebsiella pneumoniae ve Escherichia coli izolatlarında bd phoenix CPO yöntemi ile karbapenemaz üretiminin tespiti

Amaç:Karbapenemaz üreten organizmalar (KÜO), içerdikleri karbapenemaz enzimleri ile antibiyotiklerin bir çoğuna, bazen tamamına dirençli Gram negatif bakterilerdir. Karbapenemazların hızlı ve doğru saptanması dirençli hastane enfeksiyonlarının erken tespiti ve yayılımının önlenmesi için elzemdir. Gereç ve Yöntem:Çalışmaya Dicle Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı bakteriyoloji birimine Ocak 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında gönderilen çeşitli klinik örneklerden izole edilen, 64'ü Oxa-48, 6'sı NDM, 2'si NDM+Oxa-48 içeren 72 izolat ile karbapenemaz içermeyen 16 izolat dahil edilmiştir. Klebsiella pneumoniae ve E. coli İzolatlarında BD Phoenix CPO Detect (Becton Dickinson, ABD) kiti ile karbapenemaz gen grupları araştırılmıştır. Bulgular:CPO Detect testinin PCR ile uyumu Oxa-48 geni bulunan izolatlar için %95,3, NDM geni bulunanlar için %100 olarak bulunmuştur. Testin negatif prediktif oranı tüm izolatlarda %88,8, K. pneumoniae izolatlarında %83,3, E. coli izolatlarında %100,0 olarak saptanmıştır. Sonuç: Enterobakteriales, P.auroginosa, A.baumanii karbapenemaz enzimlerini saptayabilen BD CPO Detect testinin rutin tanı laboratuvarlarında kullanılması dirençli bakterilerin erken tanı ve doğru tedavisine katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler:CPO Detect, Karbapenemaz, Oxa-48, Klebsiella pneumominae, Escherichia coli

Escherichia coliKarbapenemazKlebsiella pneumoniae
Berrin Gergin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin yoğun bakım ünitelerinden izole edilen metisiline dirençli staphylococcus suşlarında E-test ile farklı antibiyotik mik değerlerinin araştırılması

Hastane enfeksiyonları morbidite ve mortalitesinin yüksek olması, hastanede kalış süresini uzatması ve yüksek tedavi maliyeti nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda özellikle yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere hastane enfeksiyonlarında en sık izole edilen etkenlerin başında metisiline dirençli stafilokok (MRS) türleri gelmektedir. Antibiyotiğin minimum inhibisyon konsantrasyon (MİK) değeri, enfeksiyon bölgesinde bakteriyi inhibe etmek için gereksinim duyulan antibiyotik konsantrasyonudur. Metisilin dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) ve Metisilin dirençli Koagulaz Negatif Stafilokok (MRKNS) enfeksiyonlarında, özellikle uzun süreli tedaviler esnasında MİK değerlerinin dikkatle izlenmesi gereklidir. Metisiline dirençli stafilokoklarda gittikçe artan antibiyotik direnci, farklı antibiyotiklere ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na Nisan 2013-Mart 2014 tarihleri arasında erişkin yoğun bakım ünitelerinden gelen metisiline dirençli 60 stafilokok suşu bu çalışmada kullanılmıştır. Konvansiyonel ve otomatize sistem ile tür tayini yapıldıktan sonra E-test yöntemi ile vankomisin, teikoplanin, daptomisin, linezolid, kinopristin/ dalfopristin, tigesiklin, seftarolin antibiyotiklerine duyarlılıkları E-test ile araştırılmıştır. Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz yoğun bakım ünitesi, en fazla örneğin (%26.7) gönderildiği klinik, kan örnekleri mikroorganizmaların en sık izole edildiği materyal (%80) olmuştur. Çalışmamızdaki tüm stafilokok suşlarının vankomisin, daptomisin, linezolid, teikoplanin ve tigesikline karşı duyarlı bulunmuştur. Bir (%1.6) MRKNS, kinupristin/dalfopristin'e, 11(%36.6) MRSA izolatının seftaroline dirençli olduğu bulunmuştur. MRSA ve MRKNS suşlarının MİK değerleri karşılaştırıldığında sadece tigesiklinde anlamlı fark bulunmuştur. 30 MRSA suşu, makro E-test yöntemi ile Vankomisine orta duyarlı S. aureus/ heterojen vankomisine orta duyarlı S. aureus (VISA/hVISA) açısından değerlendirilmiş, VISA/hVISA suşu tespit edilmemiştir.

AntibiyotiklerMetisilinStaphylococcus aureus+5
Narin Gündoğuş
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Agar dilüsyon yöntemi ile escherichia coli klinik izolatlarında intravenöz fosfomisin direncinin saptanması ve meropenem, gentamisin, seftriakson antibiyotikleri ile sinerjist etkisinin araştırılması

Karbapenem dirençli Enterobacterales üyelerinde tedavi için kullanılabilecek antibiyotiklerin kısıtlı olması nedeniyle son dönemlerde kombinasyon tedavi rejimleri gündeme gelmiştir. Bu çalışmada karbapenem dirençli Escherichia coli izolatlarında agar dilüsyon yöntemi kullanılarak fosfomisine direnç oranları ile meropenem, gentamisin ve seftriakson antibiyotiklerinin kombinasyon etkileşimleri incelenmiştir. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına klinik ve yoğun bakımlarda yatan hastalardan gönderilen çeşitli örneklerden (idrar, kan, aspirat, yara, beyin omurilik sıvısı, endotrakeal aspirat) izole edilen karbapenem dirençli 60 adet Escherichia coli suşu çalışmamıza dahil edilmiştir. Tür tanımlamaları için matris destekli lazer desorpsiyon iyonizasyon uçuş süresi kütle spektrofotometresi MALDI Biotyper 3.1 (Bruker Daltonics, ABD ) kullanılmıştır. Suşların antibiyotik duyarlılık testleri ve karbapenem direnç durumu BD Phoenix (Becton Dickinson Diagnostics) ile çalışılmıştır. Karbapenem direncinin doğrulanması amacıyla ertapenem, imipenem ve meropenem disk difüsyon testleri kullanılmıştır. Agar dilüsyon yöntemi ile suşların %76.6' sı fosfomisine, %61.6'sı meropeneme, %85' i gentamisine, %98.3' ü seftriaksona dirençli olarak saptanmıştır. İzolatların %35' i fosfomisin ve meropenem kombinasyonuna, %33.4' ü fosfomisin ve gentamisin kombinasyonuna, %1.7' si fosfomisin ve seftriakson kombinasyonuna karşı sinerjistik etkili olarak saptanmıştır. Yalnızca bir suşta fosfomisin ve meropenem kombinasyonuna karşı antagonist etki tespit edilmiştir. Çalışmamızda meropenem ile gentamisin antibiyotiklerinin sinerji oranı yüksek saptanmıştır. Kombinasyon çalışmasında kullanılan antibiyotiklerin klinik olarak kombinasyon biçiminde kullanılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

AgarAntibiyotiklerEscherichia coli+5
Handan Kangül
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde tularemi seroprevalansının araştırılması

Tularemi hastalığı, küçük, hareketsiz, aerop ve gram negatif bir kokobasil olan Francisella tularensis'in etken olduğu zoonotik bir hastalıktır. Dünyada, kuzey yarım kürede 30-71 enlemleri arasında bulunan ülkelerde endemik olarak görülebilmektedir. Türkiyede ilk 1936 Lüleburgaz'daki epidemiden sonra birçok salgın bildirimi olmuştur. Biz, araştırmamızda etkenin bölgedeki seroprevalansını bulmayı amaçladık. Çalışmaya Diyarbakır ve çevre illerden 1503 kişi dahil edilmiştir. Serumlar 1/20'lik dilüsyonlarda, mikroaglütinasyon yöntemi ile tularemi tarama protokolünden geçirilmiştir. Taramada pozitif saptanan serumlarda, Bruselloz ile çapraz reaksiyonu belirlemek için Rose Bengal lam aglütinasyon testi çalışılmıştır. Tarama pozitif ve Rose-Bengal testi negatif 19 seruma titrasyon işlemi yapılmıştır. Çalışmamızda kadın erkek arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır(p=0.108). Yaş grupları arasında da anlamlı bir fark bulunmamıştır(p=0,053). Bölgemizdeki tularemi seroprevalansını %1,3 olarak saptanmıştır. Bu oran Türkiye'de yapılan bazı çalışmalara benzemektedir. Daha kapsamlı çalışmalar etken hakkında daha fazla epidemiyolojik verilerin elde edilmesini sağlayacaktır.

DiyarbakırPrevalansTularemi+1
Hasan Bozdağ
Dicle University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan ve hayvanlarda rastlanan blastocystis sp.'nin genotiplendirilmesi ve subtiplerinin belirlenmesi

Blastocystis sp. insan ve hayvanlardan izole edilen patojen bir etken olup günümüze kadar tespit edilebilmiş 17 subtipi bulunmaktadır. Bu subtiplerden 9 tanesi insanda görülmekte ve Blastocystis hominis olarak isimlendirilmektedir. Blastocystis hominis'in bulaş kaynakları ve patojenliği üzerinde en fazla tartışılan konulardan biriydi. Son yapılan çalışmalar sonucu Blastocystis hominis'in patojen bir etken olduğu kabul edilmektedir. Özellikle gastrointestinal (GİS) şikâyetleri ve ürtiker gibi hastalıklarla ilişkili olduğu yönünde fikir birliği sağlanmış ise de bu etkenin patojen ve apatojenliğini etkileyen faktörlerin ayrımında tartışmalar devam etmektedir. Günümüzde subtiplerin ve morfolojik formların Blastocystis hominis'in patojenliğini etkileyen faktörler olabileceği ifade edilmektedir. Çalışmaya, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji, Dermatoloji ve Onkoloji polikliniklerinden toplanmış Blastocystis hominis yönünden pozitif 51 hasta dışkı örneği, kontrol grubu olarak herhangi bir şikayeti olmayan sağlıklı bireylerden toplanmış 18 dışkı örneği; sığır, koyun, at ve tavuklardan toplanan Blastocystis hominis yönünden pozitif 27 hayvan dışkı örneği dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen örnekler nativ-Lugol ve trikrom boyama yöntemi ile değerlendirildi. Pozitif bulunan örnekler kültür yöntemi ile çalışıldı. Kültürde pozitif çıkan örneklerin subtip tespiti PCR yöntemi ile yapıldı. PCR işleminde insanda enfeksiyon yapabilen 9 subtipin tayini için Sequence-Tagged Site (STS) primerleri kullanıldı. Bu çalışmada direk bakıda pozitif bulunan bütün örnekler Jones medium kültür yöntemiyle de pozitif olarak tespit edildi. Kültür yöntemi, içerisinde çok sayıda hücresel yapı ve artefakt bulunduran hayvan dışkı örneklerinin tanımlanmasında daha güvenilir bir yöntem olarak değerlendirildi. Çalışmamızda, ST3 en yaygın subtip olarak belirlendi. ST3'ten sonra en sık görülen subtipler sırasıyla ST1, ST2, ST7, ST6 ve ST5 olarak tespit edildi. Bu çalışmada, ülkemizde ilk defa koyunlarda ST5 ve ST6 tespit edildi. Çalışmamızda insanlarda Blastocystis sp. genel primerleri pozitif olarak tespit edilen 12 hastada hiçbir subtip belirlenemedi. Bu durum bizlere, insanda enfeksiyon yapan subtiplerin 9'dan daha fazla olduğu ve ileride yapılan moleküler dizi analiz çalışmalarıyla başka subtiplerin de tespit edilebileceği fikrini verdi.

AltgrupBlastocystisBlastocystis hominis+5
Fatih Çakır
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında rektal sürüntü örneklerinden izole edilen karbapenem dirençli klebsiella pneumoniae escherichia coli suşlarının araştırılması

Hastane enfeksiyonları morbidite ve mortalitesinin yüksek olması, hastanede kalış süresini uzatması ve yüksek tedavi maliyeti nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Son yıllarda özellikle yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere hastane enfeksiyonlarından karbapeneme dirençli Enterobacteriaceae (KRE) ve özellikle de Klebsiella pneumoniae sık izole edilmeye başlanmıştır. KRE enfeksiyonlarında, özellikle uzun süreli tedaviler esnasında minimum inhibisyon konsantrasyon (MİK) değerlerinin dikkatle izlenmesi gereklidir. Bu çalışmaya, Dicle Üniversitesi Tıp fakültesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Kültür Laboratuvarı'na Mart 2014-Mart 2015 tarihleri arasında yoğun bakım ünitelerinden gelen 462 rektal sürüntü örneği dâhil edildi. Ertapenemli EMB besiyerinde üreyen laktoz olumlu bakteriler BD Phoenix (Becton Dickinson, A.B.D) otomatize sisteminde tanımlanarak antimikrobiyal duyarlılık testleri çalışıldı. İzolatlarda genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) varlığı ve karbapenem grubu antibiyotik duyarlılıkları Kirby Bauer disk difüzyon testi (DDT) ile test edildi. E-test yöntemi ile de Ertapenem, Meropenem, İmipenem ve Doripenem antibiyotiklerinin MİK değerleri araştırıldı. Toplam 462 rektal sürüntü örneğinin 107'sinde (%23.2) Ertapenemli EMB besiyerinde laktoz olumlu üreme saptandı. Phoenix otomatize sistemi ile 107 örneğin 100'ünde ertapenem, 35'inde meropenem direnci saptanırken DDT yönteminde 106'sı ertapenem, 83'ü meropeneme dirençli olarak belirlendi. Referans yöntem olarak alınan gradiyent strip test yönteminde ise izolatların 91'inde ertapenem, 49'unda da meropenem direnci saptandı. Perianal kültür sürveyansı, KRE infeksiyon/kolonizasyon takibinde önemli bir infeksiyon kontrol yöntemidir. Karbapenem direncinin moleküler epidemiyolojisinin ve risk faktörlerinin tespiti için ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

Antienfektif ajanlarEnterobacteriaceaeErtapenem+7
Özgür Ezin
Dicle University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen anaerop bakterilerin konvansiyonel yöntem ve maldi-TOF Ms ile tiplendirilmesi ve antibiyotik duyarlılıkları

Bu çalışmada hastanemizde değişik kliniklerden anaerop enfeksiyon şüphesiyle gelen 359 klinik örnek işleme alınarak, anaerop bakterilerin izolasyonu, identifikasyonu ve antimikrobiyal duyarlılıklarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu 359 klinik örneğin 2'si laboratuvar reddetme kriterlerine göre işleme alınmamış, geri kalan 357 klinik örnekten 95 anaerop bakteri izole edilmiştir. Çalışmamızda 95 anaerop bakterinin 94'ünün cins veya tür düzeyinde identifikasyonu yapılmıştır. 1 anaerop bakterinin tanımlanması ise Gram boyama düzeyinde yapılarak kliniğe bildirilmiştir. Bakterilerin identifikasyonunda klinik örneğin makroskopik ve mikroskopik incelemesinin yanı sıra, identifikasyon diskleri ve MALDI-TOF MS (Matrix aracılı lazer desorpsiyon-kütle spektrofotometrisi) kullanılmıştır. 95 anaerop bakterinin 36'sı pasaj ve antibiyogram aşamasında tekrar üretilememiştir. Bu yüzden kalan 59 anaerop bakteri için antibiyogram yapılabilmiştir. İzolatların antimikrobiyal duyarlılıklarının belirlenmesi için E-test yöntemi kullanılmış, antibiyogram sonuçları sefoksitin için CLSI'a göre, diğer antibiyotikler için EUCAST'e göre değerlendirme yapılmıştır. İzolasyon oranı düşük bulunduğundan istatistiksel değerlendirme yapılmamıştır. Anahtar Sözcükler: Anaerop, E-test, MIK, MALDI-TOF MS, Konvansiyonel

AntibiyotiklerBakteriler-anaerobikKütle spektrometri+1
Neriman Saat
Dicle University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Çoğul dirençli Acinetobacter baumannii suşlarına çeşitli antibiyotik kombinasyonlarının in vitro sinerjistik etkisi

ÖZET Amaç: Acinetobacter baumannii, özellikle yoğun bakım ünitelerinde, ventilatör ilişkili pnömoni, bakteriyemi vb. sağlık hizmetleri ile ilişkili ciddi enfeksiyonlara neden olan bir bakteridir. Ayrıca geniş spektrumlu antibakteriyel ilaçların yoğun şekilde kullanılması sonucu, Acinetobacterler birçok antibiyotiğe karşı dirençli hale gelmiştir. Özellikle yeni antimikrobiyallerin geliştirilmesinin çok uzun zaman alması ve bakteriyel direncin hızlı gelişmesi, bu bakteriyle savaşta başka stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Son yıllarda buna çözüm olarak, kombinasyon tedavileri gündeme getirilmektedir. Bu amaçla 4 farklı kombinasyonun etkinliği test edilerek, in vitro sinerji araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Şubat 2017-Temmuz 2017 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Memorial Dicle Hastanesi yoğun bakım ünitelerinden mikrobiyoloji laboratuvarına gelen hasta örneklerinden izole edilen, çoğul dirençli 30 adet A.baumannii suşu, çalışma kapsamına alındı. İzolatların identifikasyonu konvansiyonel yöntemler ve Vitek-2 Compact (bioMérieux, Fransa) otomatize sistemle yapıldı. Antibiyotik duyarlılık testleri yine Vitek-2 Compact otomatize sistem kullanılarak "European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST)" önerilerine göre yapıldı. Antibiyotik kombinasyon testleri mikrodilüsyon checkerboard (dama tahtası) metoduyla yapıldı. Bulgular: Toplam olarak dört farklı antibiyotik kombinasyonunun test edildiği bu çalışmada sinerji oranları; meropenem-sulbaktam kombinasyonunda %26,6, siprofloksasin-amikasin'de %26,6, kloramfenikol-rifampisin'de %10, meropenem-rifampisin'de %6,6 olarak gözlendi. Sonuç: Bu çalışmada çoğul dirençli A.baumannii suşlarına karşı,in vitro olarak meropenem-sulbaktam ve siprofloksasin-amikasin kombinasyonlarında saptanan sinerji oranları ümit verici olmakla birlikte, in vivo yanıtla birlikte değerlendirilmesi gerektiği, yapılan çalışmalara bakıldığında aynı kombinasyonlarla farklı sonuçlar alındığı, dolayısıyla kombinasyon testlerini her hastanenin kendi suşlarıyla, belli periyotlarla yapmasını önermekteyiz. Anahtar Sözcükler: Acinetobacter baumannii, çoğul direnç, sinerji testleri, mikrodilüsyon checkerboard

Acinetobacter baumanniiAntibiyotiklerAntibiyotikler-kombine+4
Ekrem Yaşar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vajinal akıntısı olan 18 – 50 yaş arası kadınların vajinal ve endoserviks sürüntü örneklerinde; Bakteriyel vajinoz c. trachomatis, n. gonorrhoeae, T. vaginalis, M. genitalium, M. hominis, U. urealyticum ve C. albicans araştırılması

Amaç: Bu çalışmada, vajinal akıntı şikayeti ile başvuran kadınlarda başta bakteriyel vajinoz (BV) ve vajinit etkenlerinin kültür, mikroskobik inceleme ve moleküler yöntemlerle araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: 04 Temmuz 2018 – 30 Ağustos 2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi (DÜTF) Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Polikliniğine vajinal akıntı şikayetiyle başvuran 18-50 yaşları arası 100 kadın hastadan üç steril eküvyon çubuğu ile alınan sürüntü örnekleri çalışmaya dahil edilmiştir. Sürüntü örneklerinden iki tanesi ile Gram boyama ve kültür yapılmış. Örneklerin Gram boyama ile incelenmesinde polimorf nüveli lökosit (PNL), ipucu (Clue Cell) hücreleri ve farklı görünümdeki bakterilerin varlığı araştırılmıştır. Kültürde üreyen etkenler MALDI TOF-MS ile cins veya tür düzeyinde tanımlanmıştır. Diğer eküvyon çubuğu, kültürde zor üreyen etkenlerin multipleks PCR ile araştırılması için kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya vajinal akıntı şikayetiyle başvuran 100 kadın hasta dahil edilmiştir. Bu hasta örneklerinin 63'ünde en az bir mikrobiyal etkene rastlanmıştır. Tüm yayma örneklerinin Nugent skoru değerlendirilmiş ve 27'si BV pozitif, 39'u ara değer ve 34'ü negatif tespit edilmiştir. Kültür yöntemi ile 29(%29) Candida spp., 9(%9) S. agalactiae, 3(%3) S. aureus, 2(%2) S. anginosus, 1(%1) G. vaginalis, 1(%1) S. disgalactia, 1(%1) S. haemolyticus izole edilmiştir. Çoklu PCR yöntemi ile 23(%23) M. hominis, 13(%13) U. urealyticum, 9(%9) T. vaginalis ve 3(%3) C. trachomatis DNA'sı edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda, Candida spp. kültür yöntemi ile en sık izole edilen ajanlardı. Aynı örneklerin multipleks PCR yöntemi ile yapılan değerlendirilmesinde M. hominis, U. urealyticum, T. vaginalis ve C. Trochomatis DNAları sırasıyla 23, 13, 9, 3 örnekte tespit edilmiştir. Vajinal akıntı şikâyeti ile gelen hastaların tanısında Gram boyama ve kültür yöntemleri çoğu zaman tek başına yeterli olmamaktadır. Moleküler tanı yöntemleri, vajinoz ve vajinit etkenlerinin tespitinde önemli katkı sağlar. Anahtar Sözcükler: Bakteriyel Vajinoz, Vajinit, Candida spp., Multipleks PCR

Candida albicansKlamidya trachomatisMikoplazma hominis+7
Remziye İçen
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anti-HCV pozitif hemodiyaliz hastalarında hepatit g virus prevalansı

HGV, 1995 yılında moleküler klonlama ile tanımlanmış, Flaviviridae ailesi içerisinde yer alan bir RNA virusudur. Tüm dünyada yaygın olarak bulunan HGV, temel olarak parenteral yolla bulaşır. Virus nedeni bilinmeyen hepatit olguları, kan aktarımı yapılan hastalar, damar içi uyuşturucu kullananlar ve hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda yüksek sıklıkta saptanmaktadır. Bu çalışmada, Anti-HCV pozitif hemodiyaliz hastalarında HGV prevalansı araştırıldı. Bu amaçla Anti-HCV pozitif 100 hemodiyaliz hasta grubu, Anti-HCV negatif 50 hemodiyaliz hastadan oluşan kontrol grubuyla karşılaştırıldı. Çalışmamızda gerçek HGV prevalansının belirlenebilmesi için HGV RNA ve HGV Anti E2 antikor düzeyleri birlikte değerlendirildi. Anti-HCV pozitif grupta HGV RNA ve HGV Anti E2 oranları sırasıyla %30 ve %1 olarak bulundu. Gerçek prevalans %31 olarak değerlendirildi. Kontrol grubunda ise HGV RNA oranı %12 ve HGV Anti E2 oranı %2 olarak saptandı ve prevalans oranı %14 olarak bulundu. Anti-HCV pozitif hemodiyaliz hasta grubunda HGV prevalansı, Anti-HCV negatif kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (P=0.040). Ayrıca hemodiyalize giriş süresi, ALT düzeyi ve yaş faktörleriyle HGV prevalansı arasında anlamlı ilişki saptanmadı (P>0.05).

Şebnem Nergiz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı gruplardaki immün-süprese bireylerde Cryptosporidium'un ELISA ve Modifiye asit-fast boyama yöntemi ile araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Gastroenterit etkenlerinden birisi de, özellikle çocuklarda ve immunitesi yetersiz hastalarda etkili olan Cryptosporidium cinsi protozoonlardır. Klora dirençli olması, içme suyu süzgeçlerinden geçebilmesi dolayısıyla parazitin kaynak sularındaki prevalansının yüksek olması ve çok az sayıda parazitin bile enfeksiyona neden olabilmesi su kaynaklı epidemilerin nedenleri olarak gösterilmektedir.Bu çalışmada, Diyarbakır, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı'na; risk grubundaki immunsuprese hastalardan (Onkoloji ve diyaliz hastaları, malnütrisyonlu çocuklar) ve ishal şikâyeti nedeniyle, farklı yaş grubundaki non immunsuprese hastalardan gönderilen dışkılarda, Cryptosporidium sp. antijenleri ELISA yöntemiyle araştırılmış ve modifiye asit-fast boyama yöntemiyle Cryptosporidium ookistleri aranmıştır.MATERYAL VE METOD: Çalışmada; onkoloji (n=156), diyaliz (n=98) ve malnütrüsyonlu çocuklardan (n=21) oluşan toplam 275 immunsüprese hasta ve non-immunsuprese ancak gastroenterit şikayeti ile laboratuarımıza gönderilen gastroenteroloji hastaları (n=22) ve pediatri hastaları (n=178) olmak üzere 200 hastadan alınan dışkı örnekleri çalışıldı. Ayrıca farklı kliniklerden gönderilen, ishal şikayeti olmayan non-immunsuprese 55 hasta dışkı örneği kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Dört farklı yaş grubundan oluşan toplam 530 hastadan alınan dışkı örnekleri çalışıldı. Çalışmada, 1. grup 0-5 yaş , 2. grup 6-15 yaş ,3. grup 16-40 yaş, 4. grup 40 yaş üstü kişilerden oluşturuldu. Makroskobik olarakta incelenen her dışkı örneğine lam-lamel arası preparasyon, modifiye asit-fast boyası ile boyama yapılarak Cryptosporodium ve diğer barsak parazitleri açısından incelendi. Ayrıca dışkı örneklerinde Prospect Cryptosporidium ELISA kiti (OXOID) ile Cryptosporidium sp. antijenleri arandı.BULGULAR VE SONUÇ: Çalışmada, toplam 530 dışkı örneğinin 17'sinde %(3. 2) modifiye asit-fast boyama yöntemi ile Cryptosporidium ookistleri saptandı. Cryptosporidium ookistleri en fazla immün süprese bireylerde tespit edildi (%70. 5). 530 dışkı örneğinin ELISA yöntemi ile yapılan çalışmasında toplam 31(%5. 8) hastanın dışkısında Cryptosporidium sp. antijeni tespit edildi. ELISA yöntemi ile, 40 yaş üstü immün süprese hastalar, asit-fast boyama yönteminde olduğu gibi Cryptosporidium ' un en fazla pozitif olduğu hastalardı. Modifiye asit-fast boyama yönteminin duyarlılığı %54. 83, Özgüllüğü %100; ELISA yönteminin duyarlılığı %100, Özgüllüğü de %100 olarak bulundu. Nativ- lugol preparasyon yöntemiyle örneklerin 61'inde (% 11,5) çeşitli protozoon kistleri ve 3'ünde de (%0. 5) Hymenolepis nana yumurtaları görüldü. En fazla parazit saptanan grup pediatri grubu idi. Sonuç olarak hem immun süprese hastalarda hem de gastroenterit şikayeti ile gelen normal hastalarda Cryptosporidiumun da araştırılması ve boyama yönteminin negatif olduğu durumlarda ELISA gibi ikinci bir yöntemin rutinde kullanılmasının uygun olacağı kanaatine varıldı.

Boyama ve işaretlemeCryptosporidiumEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Canan Eren
Dicle University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda Metisilin Rezistan Staphylococcus Aureus'un hızlı test (Moleküler yöntem) ile araştırılması

Giderek artan oranlarda görülen MRSA'ların özelikle yoğun bakım ünitelerinde ciddi bir sorun haline gelmiştir. Bununla birlikte, hastaların hastanede kalma süresinin uzaması, hastane maliyetlerinin artması ve uygun olmayan antibiyotiklerin kullanımı sonucu meydana gelen antibiyotik direnci sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada; gün geçtikçe daha fazla mortalite ve morbidite etkeni olan MRSA'larda metisilin direncinin daha güvenilir bir şekilde ve kısa sürede tespit edilmesi amaçlanmıştır.Yoğun bakım ünitelerine yatan hastalarda hastaneye yatışlarının ilk 24 saati içersinde alınan nazal sürüntü örnekleri alındı. MRSA'nın hızlı tesbiti için GeneXpert real-time PCR yöntemi kullanıldı. Bu yöntemle elde edilen sonuçlar Vitek2, Phoenix, Sefoksitin DDT ve Chrom ID agar yöntemleriyle elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldı.Çalışmada 90 hastadan 3 nazal swabla örnek alındı. Birinci swap, GeneXpert real-time PCR yöntemi için kullanıldı. İkinci swap, kanlı besiyerine ekildi. Kanlı besiyerinde üreyen kolonilerden gram boyama yapıldı.Gram pozitif kok morfolojisinde olanlar Vitek2 ve Phoenix'le identifikasyon ve duyarlılıkları belirlendi. Üçüncü swap, Chrom ID agar'a ekildi.90 örneğin 14'ü ( % 15 ) GeneXpert ile, 4'ü ( % 4.4 ) Vitek2 ve Phoenix ile, 5'i ( % 5.5 ) Chrom ID agar testi ile MRSA olarak tespit edildi. 1 örnekte GeneXpert testi negatif olduğu halde otomatize sistemlerle MRSA olarak tespit edildi. GeneXpert ile sonuçlar 70 dakikada elde edildi.Stafilokoklarda heterojen dirençli suşlar nedeniyle metisilin direncini fenotipik yöntemlerle gösterilmesi sıklıkla yanlışlıklara neden olmaktadır. Çalışma sonucunda, GeneXpert real-time PCR testinin MRSA'yı tespit etmede hızlı ve güvenilir bir test olduğu sonucuna vardım.

MetisilinMikrobiyolojiPolimeraz zincirleme reaksiyonu+3
Ayşe Batgi Azarkan
Dicle University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu karadeniz bölgesi propolis'inin anti-influenza virüs aktivitesinin in vitro ve in vivo değerlendirimesi

Propolis, farklı bitki kaynaklarından toplanan maddelerin işlenmesi ve arılar tarafından zenginleştirilmesi sonucu elde edilen reçinemsi bir maddedir. İnfluenza, akut, bulaşıcı ve epidemiler şeklinde görülen bir solunum sistemi hastalığıdır. Küçük çocuklardan yaşlılara kadar uzanan geniş bir yaş bölümünü etkiler. Propolisin özel olarak influenza virüsüne karşı, in vitro ve in vivo etkinliği üzerinde, literatür araştırması ile ortaya çıkarılabilen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada Doğu Karadeniz Bölgesi Propolisi'nin etanollü ve sulu ekstraktlarının 100 ? 0.78µg/ml konsantrasyonlarının in vitro anti-influenza aktivitesi, 10mg/kg konsantrasyonunun ise in vivo anti-influenza aktivitesi incelendi. Sulu ve etanollü propolis ekstraktlarının in vivo ve in vitro anti-influenza aktivitelerinin farklı olduğu gözlemlendi. Propolisin sulu ekstraktı in vitro anti-influenza etkinliği göstermezken, etanollü ekstraktının 100µg/ml ve 50µg/ml konsantrasyonlarında anti-influenza etkisi gözlemlendi. Sulu ve etanollü ekstraktları farelere 10mg/kg dozda oral yoldan verilerek in vivo non-letal ve sub-letal (sağ kalım deneyi) deneylerde anti-influenza aktivitesi değerlendirildi. Sulu ekstraktının non-letal deneyde, Balb/c farelerin 4. gün burun yıkantılarındaki virüs titresini düşürdüğü gözlendi. Etanollü ekstraktının oral yoldan verildiği grupta ise titrede düşme görülmedi. Bu sebepten sub-letal deneyde farelere etanollü ekstrakttan verilmesi tercih edilmedi. Sulu ekstraktın anti-influenza etkisi sub-letal deneyde sınandı. 11 fare içeren kontrol grubundan 3 fare sağ kalırken sulu ekstraktın 10mg/kg dozunun oral yoldan verildiği grupta 11 fareden 8'inin hayatta kaldığı gözlendi.

Antiviral ajanlarFarelerHücre kültürü+4
Baran Tonyalı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğerde kitle oluşturan paraziter etkenlerin tanısındaki serolojik sonuçların retrospektif incelenmesi

Karaciğer Retikulo Endoteliyal Sistemin önemli bir organı olduğu için, parazitlerde dâhil olmak üzere pek çok mikroorganizmaya karşı bağışık yanıtta rol almaktadır. Çok sayıda paraziter etken karaciğeri etkileyerek hastalık oluşturmaktadır. Parazitlerin hayat döngülerinin, enfeksiyon yerlerinin bilinmesi, doğru örnek alınması ve doğru tanı için gereklidir. Özellikle iç organ yerleşimli parazitlerin tanısında kullanılan yöntemlerin başında serolojik testler gelmektedir. Bu yöntemlerle parazitin direkt olarak saptanamadığı durumlarda parazite karşı oluşan antikorlar veya parazitin antijenleri araştırılır. Serolojik tanı yöntemlerinden IHA IFA ELISA gibi testler, parazit hastalıklarının tanısında en fazla kullanılan yöntemler olup, %90' ların üzerinde pozitif güvenirlik ve özgüllük sağlayabilmektedirler.Bu çalışmada radyolojik tetkiklerle karaciğerde parazitik kitle ön tanısı ile gelen hastalarda serolojik yöntemlerle (ELISA, IHA, IFA) parazite ait antikorların saptanması amaçlandı. 100 hasta serumu çalışma kapsamına alındı. Hastaların serumunda IHA yöntemiyle E. histolytica antikoru, IFA yöntemiyle E. granulosus antikoru ve ELISA yöntemiyle de F. hepatica antikoru araştırıldı. 100 hastanın 27'sinde (%27) pozitif sonuç bulundu. Hastaların 1' de E. histolytica, 13' de E. granulosus ve 13'de ise F. hepatica seropozitifliği saptandı.Karaciğerde yer kaplayan kitlelerin parazitik enfeksiyon açısından ayırıcı tanısında sadece radyolojiyle tanının konulamayacağı, beraberinde mutlaka bir serolojik yöntemle tanının doğrulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.

AmiplerEchinococcosisFasiyolozis+1
Safinaz Demirkaya
Dicle University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon ili erişkin yaş gruplarında borrelia burgdorferi sensu lato seroprevalansının belirlenmesi

Lyme borreliyoz (veya Lyme hastalığı), Amerika ve Avrupa'da en sık görülen, multisistemik, kene kaynaklı hastalıktır. Ülkemizde de yaygın olarak bulunduğu düşünülmekle birlikte yapılan seroprevalans çalışmaları oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, Trabzon ilinde Lyme borreliyoz seroprevalansının tespit edilmesi ve hastalığın Trabzon ilindeki yerleşim yerleri, cinsiyet, yaş grupları, medeni durum, meslek grupları, gelir düzeyi ve eğitim seviyeleri ile ilişkisininin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya il ve ilçe merkezlerinden toplanan toplam 884 serum örneği dahil edilmiştir. Örnekler anti-Borrelia IgG antikorlarının belirlenmesi amacıyla ELISA yöntemi ile test edilmiştir. ELISA ile pozitif sonuç veren örnekler WB ile doğrulanmıştır. Örneklerin 128'inde (%14.5) IgG pozitifliği bulunmuştur. Elde edilen veriler istatistiksel olarak ki-kare testi ile değerlendirilmiş, anti-Borrelia IgG antikorları pozitifliği ile yerleşim yeri, yaş grubu, eğitim seviyeleri, medeni durum, meslek grupları, gelir düzeyi arasındaki ilişki anlamsız bulunmuşken, cinsiyet arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0.516, p=0.541, p=0.062, p=0.217, p=0.147, p=408, p<0.001). Elde edilen bulgular Trabzon ilinde Lyme borreliyoza yakalanma riskinin yüksek olduğunu, hastalığın engellenmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini ortaya koymuştur.

Blotting-westernBorrelia burgdorferiBorrelia enfeksiyonları+4
Merve Tokdemir
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solunum yolu örneklerinde pneumocystis jirovecii varlığının araştırılması

ÖZETP.jirovecii bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda önemli fırsatçı pnömoni etkenidir. Bu çalışmada, Mayıs 2011-Ocak 2012 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Hasta Hizmetleri Laboratuvarına farklı klinik ve polikliniklerden atipik pnomoni bulguları ile gönderilen solunum yolu örneklerinde Pneumocystis varlığı araştırılmıştır. Toplam 35 hastanın solunum örneği çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışmada immun sistemi baskılanmış hastalardan izole edilen örneklerde Giemsa boyama, indirekt floresan antikor (İFA), iki turlu polimeraz zincir reaksiyonu (nPZR), yöntemleri kullanılarak P.jirovecii'nin varlığı araştırılmıştır. Örneklerin 3'ü (%8.6) nPZR ile 4'ü (%11) İFA yöntemiyle pozitif bulunmuştur. Giemsa boyama yöntemiyle boyanarak mikroskobik olarak incelendi. P.jirovecii görülemedi..Sonuç olarak hastalığın erken tanı konulması ve tedaviye zamanında başlanması amacıyla hızlı ve güvenilir tanı yöntemi olan İFA ve PZR'ın rutin uygulanması gerektiği düşünülmüştürAnahtar sözcükler: Pneumocystis jirovecii; tanı yöntemleri; Giemsa boyama, PZR, İFA.

Boyama ve işaretlemeFloresan antikor tekniğiPnömosistis jirovecii+5
Ruşen Dede
Karadeniz Technical University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen çoklu ilaç dirençli Acinetobacter baumannii suşlarında bazı karbapenemazların genotipik yöntemlerle araştırılması

Son yıllarda karbapenemlerin de dahil olduğu çoklu ilaç direnci, Acinetobacter baumannii'ye bağlı enfeksiyonların tedavisini oldukça zorlaştırmıştır. Çalışmamızın amacı, A. baumannii'nin antimikrobiyal duyarlılık paternini belirlemek ve karbapenem direncinin en önemli nedeni olan OXA tipi beta laktamaz genlerinin varlığını araştırmaktır. Ekim 2012- Şubat 2013 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Hastaneleri yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalardan izole edilen 80 A. baumannii izolatı konvansiyonel metodlar ve otomatize sistemle -BD Phoenix (Becton Dickinson, A.B.D)- tanımlandı; izolatların antimikrobiyal duyarlılıkları otomatize sistem ve Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemiyle çalışıldı. Moleküler yöntem olarak hyplex® CarbOxa ID (Amplex, Almanya) test sistemi kullanıldı. Bu sistem ile blaOXA-51-like, blaOXA-23-like , blaOXA-58-like ve blaOXA-58-like gen kümelerinin polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile amplifikasyonu ve elde edilen PZR ürünlerinin enzim bağımlı immünosorbent testi (ELISA) temelli bir sitemde spesifik oligonükleotid problarla hibridizasyonunu sağlandı. İzolatların tamamı kolistine duyarlıydı. Tigesiklin, netilmisin, amikasin, trimetoprim-sulfametoksazol, gentamisin ve sefaperazon sulbaktam duyarlılıkları sırasıyla %27.5, %22.5 %16.25, %12.5, %8.75 ve %5 olarak saptandı. İki izolatın levofloksasine orta duyarlı olduğu, izolatların tamamının ise test edilen diğer antibiyotiklere (ampisilin-sulbaktam, piperasilin-tazobaktam, seftazidim, sefepim, seftriakson, sefotaksim, imipenem, meropenem, siprofloksasin) dirençli oldukları belirlendi. A. baumannii'ye özgü olduğu kabul edilen blaOXA-51-like genleri 77 (%96) izolatta, bla-OXA-23-like, blaOXA-58-like ve blaOXA-40 like gen grupları sırasıyla 48 (%60), 12 (%15) ve 8 (%10) izolatta gösterildi. Kırk yedi (%21.25) izolatın blaOXA-51-like ile blaOXA-23-like genlerini, 10 (%12.5) izolatın ise blaOXA-51-like ile blaOXA-58-like gen gruplarını bir arada taşıdığı saptandı.

Acinetobacter baumanniiAntibiyotiklerBeta laktamazlar+6
Nida Özcan
Dicle University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ili erişkin yaş gruplarında anti nükleer antikor seroprevalansının belirlenmesi

Anti nükleer antikor (ANA) deoksiribonükleik asit (DNA), histon komplekslerine ya da nükleer ve sitoplazmik ribonükleer proteinlere karşı gelişen otoantikorlara verilen genel isimdir. Serumda ANA varlığının belirlenmesi birçok sistemik otoimmün hastalığın tanısının konulmasında, hastalıkların evrelendirilmesinde ve prognozunun belirlenmesinde en önemli laboratuvar bulgusudur. Görülme sıklığı değişken olmakla birlikte, farklı toplumlarda ANA seroprevalansı %5?15 arasında bildirilmiştir. Toplumdaki ANA seroprevalansının araştırılması o toplumda bulunan otoimmün hastalıkların belirlenmesinin yanı sıra, hastalık öncesi subklinik durumların ortaya çıkarılmasında, erken tedavi ve izlemde, ayrıca bu hastalıklar için risk faktörlerinin belirlenmesinde önemlidir.Çalışmamızda Trabzon'da yaşayan erişkin yaş grubunda ANA seroprevalansının belirlenmesi ve bu otoantikorların varlığı ile bireylerin sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya Trabzon ili ve dokuz ilçesinde yaşayan, 20 yaş ve üzeri bireylerden elde edilen toplam 884 serum örneği dahil edilmiştir. Örneklerde ANA belirlenmesi amacıyla Antibodies against cell nuclei (IgG) (Euroimmun, Lübeck, Almanya) kitleri kullanılmıştır. İndirekt immünflouresan (IF) yöntemi ile 1:80 ve üzerindeki dilüsyonlardaki ANA pozitiflikleri ve boyanma paternleri belirlenmiştir. Benekli boyanma paterni gösteren 53 örnekte ekstrakte edilebilir nükleer antijen (anti-ENA) antikorları varlığı Anti-ENA profile Plus1 (IgG) (Euroimmun, Lübeck, Almanya) kitleri kullanılarak araştırılmıştır. Elde edilen veriler ki kare testi ile karşılaştırılmıştır.Çalışmaya alınan 884 bireyin 132'sinde (%14.93) 1:80 ve üzerindeki dilüsyonlarda ANA pozitifliği belirlenmiştir. En sık görülen boyanma paterni 53 örnekte (%6.00) belirlenen benekli boyanma paternidir. ANA pozitifliği ile yerleşim yeri, cinsiyet, sigara kullanımı, gelir düzeyi, medeni durum, eğitim düzeyi beden kitle indeksi ve yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (sırasıyla p=0,987, p=0,312, p=0,054, p=0,887, p=0,826, p=0,787, p=1,000, p=980).Bu bulgular Trabzon ilinde ANA seroprevalansının oldukça yüksek düzeylerde olduğunu göstermektedir. Bu nedenle özellikle klinik bulguları olan bireylerde ANA tarama testlerinin yapılması gerektiği düşünülmüştür.

Antikorlar-antinükleerPrevalansTrabzon+1
Altan Akıneden
Karadeniz Technical University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen Stenotrophomonas maltophilia kökenlerinde Trimetoprim-Sulfametoksazol (SXT) antibiyotik direnç genlerinin varlığının moleküler yöntemlerle araştırılması

AntibiyotiklerBakterilerStenotrophomonas maltophilia+3
Esra Özkaya
Karadeniz Technical University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında nazal metisilin-rezistan staphylococcus aureus (MRSA) taşıyıcılığının araştırılması

Stafilokokların önemli infeksiyon etkenleri oldukları 100 yıldan uzun süredir bilinmektedir. Staphylococcus cinsi içerisinde insanlarda enfeksiyon etkeni olarak en sık izole edilen tür S.aureus' tur. Gerek toplum gerekse hastane kökenli infeksiyonlarda önemli morbidite ve mortaliteye neden olurlar.MRSA, penisilinaz enzimine dirençli tüm penisilinlere, sefalosporinlere, ayrıca klindamisin, eritromisin, tetrasiklin ve aminoglikozidler gibi daha birçok antibiyotiğe dirençli bir S.aureus suşudur. MRSA infeksiyonlarında tedavi seçeneği oldukça sınırlıdır. MRSA enfeksiyonu gelişen hastalarda genellikle taşıyıcılardan bulaş ile infeksiyon meydana gelmektedir.MRSA'da, hassas S.aureus'tan farklı olarak SCCmec (staphylococcal casette chromosome mec) olarak isimlendirilen bir direnç adası ve içinde mecA adlı bir gen içermektedir. SCCmec, mec ve ccr gen komplekslerine göre tiplere ve J bölgelerindeki farklılıklara göre alt tiplere ayrılır. Son çalışmalarda 8 tip tanımlanmış olsa da çoğu MRSA suşunun beş SCCmec tipinden (SCCmec tip I, II, III, IV, V) birini taşıdığı ve bunların birbirlerinden genetik içerik ve büyüklük bakımından farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Hastane kaynaklı MRSA (HK-MRSA) klonlarının çoğunluğu tip I, II veya III SCCmec taşırken toplum kaynaklı MRSA (TK-MRSA) suşları çoğunlukla tip IV SCCmec taşımaktadır.S. aureus'un tiplendirilmesi, salgınların araştırılması, nazokomiyal bulaşın önlenmesi ve aynı zamanda enfeksiyon kontrol önlemlerini desteklemede önemli veriler sunmaktadır.Bu çalışmada, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi çalışanlarında nazal MRSA taşıyıcılığının araştırılması amaçlandı. Çeşitli klinik ve yaş gruplarındaki toplam 414 sağlık çalışanından alınan nazal sürüntü örneklerinden izole edilen S.aureus suşları içerisinden MRSA olanlar belirlendi ve SCCmec tipleri polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle araştırıldı.Dört yüz on dört sağlık çalışanından 34'ünde (%8.2) S. aureus suşu izole edildi. S. aureus taşıyıcılığı; doktorlarda %9.9 (10/101), hemşirelerde % 6.2 (11/176), yardımcı sağlık personelinde ise %9.4 (13/137) olarak bulundu. Otuz dört S. aureus suşunun 11'inin MRSA olduğu saptandı. MRSA nazal taşıyıcılığı ise, toplamda % 2.6 olarak saptanırken bu oran doktorlarda %2.9, hemşirelerde %2.2, yardımcı sağlık personelinde ise %2.9 olarak belirlendi. Bu 11 MRSA suşunun 7'si (%63.6) tip IV olarak belirlenirken diğer 4 (%36.3) suş tiplendirilemedi.Sonuç olarak, sağlık personelinde çoklu ilaç direnci taşımayan ve toplum kökenli SCCmec tipi olan tip IV taşıyan MRSA suşlarının bulunduğu belirlendi.Anahtar sözcükler: Sağlık çalışanları, MRSA, SCCmec tipleri

MetisilinNazal mukozaSağlık personeli+2
Ceyda Uzun Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metallo-beta-laktamaz üreten klinik pseudomonas aeruginosa izolatlarının epidemiyolojik analizi

Kazanılmış metallo beta laktamazların (MBL?lerin) özellikle P. aeruginosa?da ortaya çıkışı, bu enzimlerin tespit edilmesinde kullanılan yöntemlerin standardizasyonunun henüz sağlanamamıştır ve epidemiyolojik veri ve klinik deneyimin yetersiz olması nedeniyle artan bir endişe kaynağıdır. Bu çalışmada MBL üreten P. aeruginosa izolatlarının mikrobiyolojik ve epidemiyolojik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya hastanemizde 2008 ve 2010 yılları arasında toplanmış olan karbapenemlere orta duyarlı/dirençli bulunan P. aeruginosa izolatları dahil edilmiştir. MBL varlığı çeşitli fenotipik testler ve Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) ile araştırılmıştır. MBL pozitif izolatların klonal ilişkisi Pulse Field Jel Elektroforezi (PFGE) ile incelenmiştir. Hastaların çeşitli klinik özellikleri, MBL pozitif P. aeruginosa varlığına göre istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Üç yüz otuz dört izolatın, Modifiye Hodge testi (MHT) 21?inde (%6.3), imipenem/imipenem-EDTA kombine disk testi (KDT) 109?unda (%32.6) ve PZR ise 32?sinde pozitifti. PFGE analizi sonuçlarına göre, pediatrik yaş hastalarda izole edilmiş üç VIM pozitif izolat klonal ilişkili saptandı. Erişkin yaş yatan hastalardan izole edilmiş 11 VIM pozitif izolat klonal ilişkiliydi. Poliklinik hastalarından izole edilmiş iki VIM pozitif izolat klonal ilişkiliydi. MBL pozitif P. aeruginosa saptanan erişkin yaş yatan hastalarda hastanede kalış süresinin daha uzun olduğu saptandı (p değeri=0.049). Sonuç olarak MBL?lerin toplumda ve hastane içinde yayılabildiği ve MBL pozitif P. aeruginosa saptanan erişkin yaş yatan hastalarda hastanede yatış süresinin uzadığı görülmüştür. Türkiye?de VIM ve IMP birlikte pozitif P. aeruginosa?nın rapor edildiği ilk çalışmadır.

Antibiyotikler-laktamBeta laktamazlarPseudomonas aeruginosa+1
Yeşim Beşli
Karadeniz Technical University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik aktif hepatit B enfeksiyonu olan hastalar ile hepatit B virusuna karşı doğal bağışıklık geliştiren bireylerin sitokin gen polimorfizmlerinin karşılaştırılması

Hepatit B virusunun kronik enfeksiyon oluşturmasının nedenleri bilinmemektedir ancak muhtemelen bu durum konak immün faktörleri ile ilişkilidir. Bunlardan sitokinler immün yanıtta önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, HBV enfeksiyonu ve interlökin (IL)-1?, IL-1ß, interlökin-1 reseptör (IL-1R), interlökin-1 reseptör antagonist (IL1-RN), IL-4?, IL-2, IL-4, IL-6, IL-10, IL-12, interferon (IFN)-?, tümör gelişim faktörü (TGF)-ß, tümör nekrozis faktör (TNF)-? gen polimorfizmleri arasındaki ilişkiyi araştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışma, kronik HBV enfeksiyonu bulunan 33 hasta ve HBV enfeksiyonundan iyileşerek doğal bağışıklık geliştiren 34 sağlıklı kişiye ait toplam 67 kişinin periferik kanından elde edilen mononükleer hücrelerde gerçekleştirilmiştir. Sitokin genotipleri polimeraz zincir reaksiyonuna dayalı ticari bir kit (Invitrogen, USA) kullanılarak belirlenmiştir. Kronik HBV enfeksiyonu bulunan grupta doğal bağışıklık geliştiren gruba göre, IL-1??nın -889 promotor gen bölgesinde bulunan CT genotipi (%73.4 ve %19.2, p= 0.000044), IL-4?ün -1098 promotor gen bölgesinde bulunan GT genotipi (%66.7 ve %11.5, p= 0.001328), IL-10?un -1082 promotor gen bölgesinde bulunan GA genotipi (%72.0 ve %45.7, p= 0.014), IL-10?un -819 promotor gen bölgesinde bulunan CT genotipi (%63.5 ve %31.3, p= 0.023) ve IFN-??nın +874 gen bölgesinde bulunan TA genotipi istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Diğer taraftan, IL-1??nın -889 promotor gen bölgesinde bulunan CC genotipi (%65.4 ve %13.3, p= 0.0003579), IL-4?ün -1098 promotor gen bölgesinde bulunan TT genotipi (%73.1 ve%29.6, p= 0.0015), IL-10?un -1082 promotor gen bölgesinde bulunan GG genotipi (%22.9 ve%3.1, p= 0.015) ve IL-10?un -819 promotor gen bölgesinde bulunan CC genotipi (%59.3 ve %31.2, p= 0.023) doğal bağışıklık geliştiren grupta kronik HBV enfeksiyonu bulunan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek oranda bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmada araştırılan on üç sitokinden IL-1?, IL-4, IL-10 ve IFN-??nın promotor gen bölgelerindeki polimorfizmlerin HBV enfeksiyonunun seyri ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bu sitokinlerdeki polimorfizmlerin ortaya konmasının HBV ile enfekte olan bireylerin iyileşerek enfeksiyona karşı doğal bağışıklık mı geliştireceği veya enfeksiyonun kronikleşmesi ile mi sonuçlanacağının tespitinde önemli belirteçler olarak kullanılabileği gösterilmiştir.

Hepatit BHepatit B virüsüPolimorfizm-genetik+6
Tuba Köse
Karadeniz Technical University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sifiliz tanısında kemilüminesan yönteminin performans değerlendirmesi

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ciddi komplikasyonlara ve ölümlere neden olarak toplum sağlığı için halen önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu hastalıklardan biri, etkeni Treponema pallidum olan sifilizdir. Hastalığın tanısında genellikle nontreponemal ve treponemal serolojik testler kullanılmaktadır. Son yıllarda kemilüminesan yöntemler kullanarak özgül treponemal antikorları saptayan otomatize sistemler geliştirilmiştir. Bu sistemler çok sayıda örnek ile sifiliz taraması yapan laboratuvarlarda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu testlerin değerlendirildiği sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, otomatize testlerden biri olan ve kemilüminesan immuno assay yöntemini kullanan ?Liaison® Treponema Screen? (CLIA) testinin performansını değerlendirmektir.Çalışma örnekleri Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Merkez Seroloji Laboratuvarı ve Kan Merkezi'ne Temmuz 2006-Temmuz 2011 tarihleri arasında sifiliz taranması amacı ile gönderilmiş serumlar arasından seçildi. Çalışmada CLIA testinin doğruluğu, duyarlılığı, özgüllüğü ve tekrarlanabilirliği değerlendirildi. Ayrıca, CLIA testinin düşük antikor seviyelerini saptamadaki performansının gözlenmesi amacıyla dilüsyon çalışması yapıldı. Buna ek olarak Kemilüminesan Mikropartikül Enzim İmmünolojik Testi (CMIA) ve CLIA testlerinin her ikisinde de pozitif saptanan örneklerin S/Co oranları arasında istatistiksel olarak bir uyum olup olmadığı araştırıldı.Çalışma sonucunda, CLIA testinin doğruluğu, duyarlılığı ve özgüllüğü sırasıyla %100, %100, %100 olarak saptandı. CLIA'nın gün içi ve günler arasında tekrarlanabilir sonuçlar verdiği belirlendi. Dilüsyon çalışmasında özellikle düşük antikor seviyelerini saptamada ?Architect® Syphilis TP? (CMIA) test performansının daha başarılı olduğu gözlendi. Ayrıca, CMIA ve CLIA S/Co oranları arasında orta düzeyde bir korelasyon olduğu saptandı.Sonuç olarak bu çalışmanın verilerine göre; CLIA yüksek doğruluk, duyarlılık ve özgüllük değerlerine sahip bir testtir. Çalışma içi ve çalışmalar arası tekrarlanabilirlik değerleri testin kendi prospektusunda ve FDA değerlendirme raporlarında bildirilen değerlerle uyum içindedir. Bu özellikleri ile CLIA testinin rutin seroloji laboratuvarlarında sifiliz taraması amacıyla kullanılmasının uygun olduğunu düşünmekteyiz. Ancak, antikor düzeyinin düşük olduğu ileri dilüsyonlarda CLIA'nın CMIA'ya göre daha kötü bir performans göstermesi, antikor seviyesi düşük olan hastaların yakalanmasında sorun oluşturabilir. Bu hipotezin gerçek hasta örnekleri ile yapılacak çalışmalarla desteklenmesi gereklidir.

Luminesan ölçümlerSağlık araştırmalarıSifiliz+2
Bilge Emine Dikenelli
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Keratokonjonktivit yapan adenovirusların genotip prevalansı

Adenoviruslar insanda solunum sisteminde, gözde, üriner sistemde ve gastrointestinal sistemde enfeksiyonlara neden olabilmektedirler. Bunlar arasında en sık rastlanan keratokonjonktivitlerdir. Keratokonjonktivite sıklıkla genotip 3, 4, 8, 19 ve 37 neden olur. Adenovirus keratokonjonktivitleri çok bulaşıcıdır ve epidemilere neden olabilir. Bu yüzden tanının hızlı ve doğru yapılması önemlidir. Tanıda sıklıkla hızlı, duyarlı ve özgül bir yöntem olan PCR kullanılmaktadır. Genotipin belirlenmesi, spesifik tiplerle klinik tablo arasındaki ilişkiyi belirlemek ve virusun coğrafi dağılımını takip edebilmek açısından önemlidir. Bu konuda başta A.B.D ve Japonya kökenli olmak üzere yapılmış bir çok çalışma olmakla birlikte Türkiye ile ilgili veriler sınırlıdır. Bu çalışmada 2006-2010 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran keratokonjonktivitli olgulardaki adenovirusların genotip prevalansının belirlenmesi amaçlanmıştır.Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Moleküler Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na, 2006 Ocak ve 2010 Ağustos ayları arasında viral konjonktivit / keratokonjonktivit ön tanısı ile gönderilen 488 konjonktiva sürüntüsünden PCR ile adenovirus DNA pozitif bulunan 213 örnek (%44) çalışma grubunu oluşturmuştur. Bunlardan 101 tanesi (%47) randomize olarak seçilerek DNA dizi analizi ile genotiplendirilmiştir. Genotiplendirme için viral hexon geninin ?Hypervariable Region 7? (HVR-7) bölgesini de içeren ve genotipe göre farklılık gösteren 605-629 nükleotidlik fragman PCR ile saptanmış, elde edilen amplikonların sekans analizi yapılarak, referans ?Gen-Bank? dizileriyle birlikte filogenetik ağaç yardımıyla değerlendirilmiştir. Genotiplendirme çalışmaları Erasmus Üniversitesi Viroloji Departmanı'nda gerçekleştirilmiştir.Örneklerde 3, 4, 8, 11, 19, 22 ve 37 olmak üzere 7 adenovirus genotipi saptanmıştır. 101 örneğin %66.3'ünde genotip 8 ve %24.7'sinde genotip 4 bulunmuştur. Diğer beş genotip, örneklerin %8.9' unu oluşturmuştur. Genotip 8, 2008 dışındaki tüm yıllarda en sık saptanan genotip olurken, 2008 yılında en sık genotip 4'e rastlanmıştır.Genotip 8, 2006 ve 2010 yılları arasında merkezimizde en sık rastlanan genotip olmuştur. Daha önce yapılan çalışmalarda da genotip 8'in birçok ülkede hem sporadik enfeksiyonlar hem de salgınlar sırasında en sık rastlanan genotip olduğu bildirilmiştir. Türkiye'de oküler örneklerde adenovirus genotiplerini belirleyen iki adet çalışma vardır. Bu çalışmalarda incelenen örnek sayıları azdır ve çalışmalardan biri salgın incelemesidir. Her iki çalışmada da genotip 8 en sık saptanan genotip olmuştur.Çalışmamız bu konuda Türkiye'de yapılan ve yaklaşık 5 yıllık bir dönemde değişiklikleri inceleyen ilk kapsamlı çalışmadır. Çalışmanın kısıtlılıkları, tek merkezli olması ve hastaneye başvuran olguları değerlendirmesidir. Türkiye'de adenoviruslara bağlı göz enfeksiyonlarının epidemiyolojisini değerlendirmek için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: adenovirus, genotip, keratokonjonktivit

Adenovirüs enfeksiyonlarıAdenovirüslerGenotip+1
Begüm Nalça Erdin
Dokuz Eylül University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Dispeptik yakınmalı hastalarda helicobacter pylori varlığı, direnç ve virulans faktörlerinin moleküler yöntemler ile değerlendirilmesi

H. pylori'de klaritromisin direncinin tedavi başarısızlığının en önemli nedeni olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda H. pylori'yi saptamak ve 23S rRNA geninin A2142G (A2146G), A2142C (A2146C), A2143G (A2147G), A2143C ve A2144G pozisyonlarındaki nokta mutasyonlarına bağlı oluşan klaritromisin direncinin floresan in situ hibridizasyon (FISH) yöntemi, real-time PCR yöntemi, geleneksel kültür ve antimikrobiyal duyarlılık testleri ile belirlenmesi, cagA gen varlığının ve vacA genotiplerinin araştırılması amaçlanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne dispeptik yakınmaları ile başvuran endoskopi endikasyonu konulan 234 (65 E, 169 K; yaş ortalaması 43.8±14.0) hasta çalışmaya alındı. Antrum ve korpus biyopsi örneklerine uygulanan hızlı üreaz testi, histopatoloji ve kültürün en az ikisinin pozitif olduğu olgular H. pylori enfeksiyonu olumlu olarak değerlendirildi. H. pylori suşlarının cagA pozitifliği PCR ile ürün uzunluğu 370-570 bp olarak saptandı. H. pylori suşlarının vacA genotipleri PCR ile ürün uzunlukları m1 bölgesi için 290 bp, m2 bölgesi için 350 bp, s1 bölgesi için 176 bp, s2 bölgesi için 200 bp olarak saptandı. Dört yüz altmış sekiz antrum ve korpus formalin-fikse-parafine-gömülü biyopsi kesitlerine FISH (BACTfish, Hungary) (23SrRNA gen bölgesinde 2143 ve 2144 pozisyonunda) yöntemi uygulandı. Dört yüz altmış sekiz antrum ve korpus biyopsi örneğinin DNA'ları QIAamp DNA mini kit ile ekstrakte edildi ve Real-time PCR (23SrRNA gen bölgesinde A2142G,A2142C,A2143G üç nokta mutasyonu) yöntemi uygulandı. İzole edilen H. pylori suşlarında klaritromisin duyarlılığı E-test ile değerlendirildi. En az iki test pozitifliğinde, 164 (%70.1) hasta H. pylori enfeksiyonu olumlu saptandı. Yüz altmış dört hastanın 114 (%69.5)'ü kültür olumlu, 137 (%83.5)'si FISH olumlu, 157 (%95.7)'si real-time PCR olumlu saptandı. Kültür duyarlılığı (%69.5) ve özgüllüğü (%100) ile karşılaştırıldığında, H. pylori'nin saptanmasında FISH yönteminin duyarlılığı (%83.5) daha iyi, özgüllüğü ise (%91.4) daha düşük saptandı. Real-time PCR yönteminin ise duyarlılığı %95.7, özgüllüğü %70 saptandı. H. pylori olumlu hastalarda antrum ve korpus birlikte değerlendirildiğinde; FISH ile klaritromisin direnci %20.2, E-test ile %28.0, real-time PCR ile %34.4 olarak saptandı. E-test ile, FISH arasındaki uyum %89.5, real-time PCR arasındaki uyum ise %75.4 saptandı. H. pylori kültür olumlu 114 hastadan 53 (%46.5)'ü cagA olumlu saptandı. Klaritromisin direnci ile cagA pozitifliği arasında ilişki saptanmadı. Yirmi-dokuz (%25.4) hastada vacA m1s1 genotipi (21 CagA+); bir (%0.9) hastada m1s2 genotipi; 40 (%35.1) hastada m2s2 genotipi (4 CagA+), 35 (%30.7) hastada m2s1 genotipi (25 CagA+), 9 hastada ise miks suş saptandı ve vacA genotipleri ile klaritromisin duyarlılığı arasında bir ilişki saptanmadı. vacA m1s1 ve m2s1 genotipi CagA pozitifliği ile, vacA m2s2 genotipi ise CagA negatifliği ile ilişkili saptandı. Sonuç olarak, FISH yöntemi geleneksel kültür yöntemi ile karşılaştırıldığında H. pylori'nin saptanmasında duyarlılığı belirgin şekilde arttırmaktadır. FISH dispeptik yakınmalı hastaların tanı ve tedavisinin belirlenmesinde hızlı karar verilmesi gerekliliği açısından kullanışlı, güvenilir ve yüksek duyarlılığa sahip bir tekniktir.

ClarithromycinFISHHelicobacter pylori+3
Ebru Demiray Gürbüz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Flukonazol dirençli Candida albicans suşlarında atım pompalarını kodlayan genlerin ekspresyon düzeylerinin gerçek zamanlı polimeraz zincir tepkimesi ile araştırılması

Flukonazol Dirençli Candida albicans Suşlarında Atım Pompalarını Kodlayan Genlerin Ekspresyon Düzeylerinin Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Tepkimesi ile Araştırılması ÖZET Flukonazolün profilaksi ve sağaltımda yaygın ve tekrarlayan kullanımı, Candida albicans suşlarında direnç gelişimine yol açmıştır. Çalışmamızda, flukonazole dirençli ve duyarlı C. albicans izolatlarında atım pompalarını kodlayan CDR1, CDR2 ve MDR1 genlerinin ekspresyonu araştırılarak flukonazol direncinde bu mekanizmanın rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Türkiye?de üç üniversite hastanesinde çeşitli klinik örneklerden soyutlanan beş flukonazol dirençli, altı duyarlı ve dört kısmi inhibisyon etkisi gösteren duyarlı C. albicans suşu çalışmaya dahil edildi. Suşların flukonazol, itrakonazol, ketokonazol, vorikonazol, mikonazol, klotrimazol, 5-flusitozin ve amfoterisin B MİK değerleri CLSI M27-A3 standartlarına göre uygulanan mikrodilüsyon yöntemi ile belirlendi. Flukonazole dirençli suşların duyarlılıkları siklosporin A içeren ve içermeyen ?yeast extract peptone dextrose? agarda flukonazol E-test ile de incelendi. CDR1, CDR2 and MDR1 genlerinin ekspresyonu gerçek zamanlı polimeraz zincir tepkimesi ile belirlendi. Bu genlerin ekspresyonu ?housekeeping? gen (ACT1) seviyeleri ile normalize edildi ve duyarlı C. albicans ATCC 14053 kontrol suşu ile karşılaştırıldı. Gruplardaki gen ekspresyonu verileri SPSS versiyon 15.0 yazılımı kullanılarak ?Mann-Whitney U? testi ile karşılaştırıldı. Flukonazole dirençli/kısmi inhibisyon etkisi gösteren duyarlı, dokuz suşun altısı 5-flusitozine dirençli ve duyarlı suşların ise biri hariç tümü 5-flusitozine orta duyarlı olarak bulunmuştur. Tüm suşların amfoterisin B?ye duyarlı ve bir izolat hariç tümünün klotrimazole de duyarlı olduğu görülmüştür. Flukonazole dirençli/kısmi inhibisyon etkisi gösteren duyarlı dokuz suşun yedisinin itrakonazol ve ketokonazole dirençli, mikonazol için ise ?64µg/ml MİK değerlerine sahip oldukları belirlenmiştir. Flukonazole duyarlı tüm suşlar ketokonazole duyarlı, itrakonazole doza bağımlı duyarlı bulunmuştur. Flukonazole dirençli ve duyarlı suşların vorikonazole duyarlı olduğu belirlenmiştir. C. albicans ATCC 14053 kontrol suşuna göre, flukonazole dirençli beş suşun ikisi yüksek, üçü ılımlı düzeylerde CDR1/2; biri yüksek, üçü ise düşük düzeylerde MDR1?i fazla eksprese etmiştir. Kısmi inhibisyon etkisi gösteren duyarlı suşlardan birinde görülen yüksek MDR1 ekspresyonu dışında, ılımlı düzeylerde CDR1, CDR2 ve MDR1 fazla ekspresyonu gözlenirken, duyarlı izolatlar üç suş dışında atım pompalarını düşük düzeylerde eksprese etmiştir. CDR1 ve CDR2 ekspresyon düzeylerinin aynı suş için tüm izolatlarda paralel olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda atım pompa genlerinin ekspresyonlarının flukonazole dirençli, kısmi inhibisyon etkisi gösteren ve duyarlı C. albicans suşları arasında farklı olduğu gözlenmesine rağmen, yapılan istatistik analizine göre gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, çalışmamıza alınan flukonazole dirençli C. albicans suşlarında ERG11 mutasyonları ile birlikte atım pompalarının fazla ekspresyonunun dirençten sorumlu önemli mekanizmalar olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: C. albicans, flukonazol direnci, atım pompaları

Candida albicansFlukonazolGen ifadesi+1
Sinem Gülat
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen corynebacterium suşlarında antibiyotik dirençliliğinin moleküler karakterizasyonu

Amaç: Bu çalışmada, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi, Tıbbi Mikrobiyoloji laboratuvarına Ocak 2017- Şubat 2020 tarihlerinde değişik kliniklerden gönderilen çeşitli örneklerden klinik etken olarak izole edilmiş Corynebacterium cinsine ait 117 suşun antibiyotik dirençliliğinin moleküler karakterizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. Metod: Bakteri identifikasyonu MALDI-TOF MS ile gerçekleştirilmiştir. Antibiyotik direnç genlerinin moleküler karakterizasyonu için tüm suşlarda EUCAST önerileri doğrultusunda KirbyBauer disk difüzyon yöntemiyle eritromisin, klindamisin, penisilin, siprofloksasin, gentamisin ile tetrasiklin, rifampisin, vankomisin ve linezolid dirençliliği fenotipik olarak gösterilmesini takiben bu antibiyotiklere dirençten sorumlu genlerin (ermB, ermX, ermA, ampC , mefA/E, gyrA, tetM, acc(3)-XI) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ve kinolon direncinden sorumlu gyrA geni mutasyonları DNA dizi analizi ile saptandı. Sonuç: Şusların 46'sı (%39,3) solunum yolu örneklerinden, 38'i (%32.4) yoğun bakım ünitelerinden izole edilmiş ve 95'i (%81) C. striatum olarak tanımlanmıştır. Şusların 114'ü (%97,4) penisilin ve siprofloksasin, 112'si (%95,7) klindamisin, 105'i (%90,5) tetrasiklin 89'u (%76) gentamisin, ve 68'i (%58,1) eritromisin dirençli olup vankomisin ve linezolide duyarlılık %100 saptanmıştır. Şusların 116'sında (%99,1) ermX, 10'unda (%8,5) ermB ve 103'ünde (%88,1) acc(3)-XI gen varlığı gösterilmiş olup ermA, tetM, ampC ve mefA/E genleri saptanmamıştır. Şusların 50'sinde (%42,7) gryA genlerindeki mutasyonlar taranmış ve 17'sinde (%33,3) 87-fenilalanin ve 91-alanin mutasyonu; 22'sinde (%43,1) ise 87-fenilalanin ve 91-glisin mutasyonu tespit edilmiştir. Bir C. striatum ile beş C. aurimucosum suşunun gyrA genlerinin 99-prolin mutasyonu literatürde ilk kez bu çalışmada tespit edilmiş olup, bu mutasyonla beraber 87-izolösin mutasyonunun, tek başına 99-prolin mutasyonuna göre siprofloksasin ve moksifloksasin MİK değerini arttırdığı gözlenmiştir. Bu mutasyon 87-valin mutasyonu ile meydana geldiğinde ise tek başına 99-prolin mutasyonuna göre siprofloksasin ve moksifloksasin MİK değerini düşürdüğü saptanmıştır.

AntibiyotiklerAntibiyotikler-makrolidCorynebacterium+6
Yaşar Faik İskefyeli
Karadeniz Technical University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Phenotypic and genotypic biofilm formation characteristic of acinetobacter baumannii isolated from intensive care units

Acinetobacter baumannii is a significant pathogen commonly associated with nosocomial infections. Its ability to form biofilms enables it to survive in hospital settings and poses challenges for eradication. This study aimed to investigate the structural characteristics of biofilm formation in imipenem, meropenem, amikacin, gentamicin, levofloxacin, ciprofloxacin, trimethoprim/sulfamethoxazole, tigecycline and colistin resistant A. baumannii isolates from intensive care units (ICUs) and identify the genetic backgrounds contributing to biofilm formation. A total of 52 clinical A. baumannii isolates obtained from ICUs at Baskent University Ankara Hospital were included in the study. Antibiotic susceptibilities were tested, and biofilm formation ability was assessed using the crystal violet staining method. Additionally, biofilms were visualized under scanning electron microscope (SEM). Biofilm viability was measured using the MTT assay, and the presence of biofilm-related genes, including blaCsuE, blaOmpA, blaabaI, blapgaA, blabap, and blaPer1, was detected using PCR. Among the 52 A. baumannii isolates, 96.1% demonstrated biofilm formation ability. The biofilm-related genes blabap and blaabaI were detected in 98% of the isolates. Following these, blaOmpA and blaCsuE were present in 96.1% and 94.0% of the isolates, respectively. The presence of blapgaA and blaPer1 was observed in 50.0% and 40.3% of the isolates, respectively. The MTT assay revealed varying viability percentages ranging from 13.5% to 112.4%. Understanding the presence and relationships between these factors is crucial for developing novel approaches to prevent and manage A. baumannii infections. Attention should be directed towards the genes involved in biofilm formation to devise effective strategies for combating this pathogen

Acinetobacter baumanniiBiofilmsIntensive care units+1
Nada Mohamed Mohamed Saıd
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Susceptibility of acinetobacter baumannii to several disinfectants

Acinetobacter baumannii is a Gram-negative bacterium known for its ability to cause severe nosocomial and community acquired infections. In recent years, the rise in multidrug-resistant strains of A. baumannii has posed significant challenges to infection control and patient management. Disinfection plays an important role in preventing the transmission of A. baumannii within healthcare settings. However, the susceptibility of this pathogen to commonly used disinfectants depend on several factors such as the specific disinfectant, concentration, contact time, and the presence of biofilms. The susceptibility of A. baumannii to disinfectants is often influenced by its intrinsic characteristics, such as the production of efflux pumps, outer membrane impermeability, and the presence of resistance mechanisms. These factors can contribute to reduced susceptibility or resistance to disinfectants, rendering traditional disinfection methods less effective. This study aimed to evaluate the susceptibility of A. baumannii strains to two kinds of disinfectants (Oxivir excel foam®, chlortab®) that are currently in use at Başkent University Hospital Ankara, by determining minimum inhibitory concentrations (MICs) and minimum bactericidal concentrations (MBCs) using broth microdilution method. According to our results all strains were susceptible to tested disinfectants. According to the MBC/MIC ratio which were less than 4, both of disinfectants showed bactericidal activity. The susceptibility of A. baumannii to biocides which are currently used at hospitals should be determined periodically, this strategy will be successful in the management of infection control, and it will allow us to identify whether there is resistance to disinfectants or not, allowing change the disinfectants if there are decreases in susceptibility.

AcinetobacterAcinetobacter baumanniiBiocides+3
Fatma Alı Areıbı Al-arabı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00