Gaziantep University
Discipline

Nursing

Gaziantep University

1,687

Archived Theses

22

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda salutogenez sağlık göstergesi ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Araştırmanın amacı; Adölesanlar'da Salutogenez Sağlık Göstergesi Ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmaktır. Araştırma metadolojik tiptedir. Çalışmanın örneklemini Düzce il Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ortaokul ve liselerden rastgele seçilmiş 12 okuldan 7, 8 ve 9. sınıfa giden ve ailesinden izin alınan toplam 705 öğrenci oluşturmuştur. Türkçe 'ye uyarlaması yapılan Adölesanlar'da Salutogenez Sağlık Göstergesi Ölçeği 6 cevaplama seçenekli, 12 maddeden oluşan tek boyutlu bir ölçektir. Ölçeğin geçerliliği için Maksimum Olabilirlik Tahmin tekniği ile Doğrulayıcı Faktör Analizi, güvenirliğini değerlendirmek amacıyla Cronbach alfa iç tutarlılık ve test-retest katsayıları kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Kaiser-Meier Olkin değeri 0,945 bulunmuştur. Bu değer örneklem genişliğinin analiz için yeterli olduğunu göstermektedir. Bartlett Küresellik testi ise veri korelasyon matrisinin birim matris olmadığını göstermektedir (BS-2=3351,25 p<0,001). MINRES Faktör analizi ile tek boyutlu model elde edilmiştir. Ölçeğin tüm maddeleri ölçekle pozitif etkili bulunmuş ve ölçeği en çok pozitif etkileyen madde 5, en az pozitif etkileyen madde 6'dır. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,90, test retest katsayısı 0,98'dir (p<0,001). Adölesanlar'da Salutogenez Sağlık Göstergesi Ölçeği ile algılanan stres ve sürekli kaygı arasında pozitif ilişki bulunmuştur (her biri için (p<0,001). Adölesanlar'da Salutogenez Sağlık Göstergesi Ölçeğinin adölesanlar için kullanımı kolay, anlaşılır ve güvenilir olduğu söylenebilir. Ölçeğin adölesan sağlığını tanımlamada farklı çalışmalar için kullanımı önerilir. Anahtar sözcükler: Salutogenez Sağlık Göstergesi Ölçeği, Sağlığı Geliştirme, Adölesan, Adölesan Sağlığı, Stres,

ErgenlerGüvenilirlik ve geçerlilikSağlığın geliştirilmesi+3
Yalçın Sağlam
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile sağlık okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık arasındaki ilişki

Bu çalışma üniversite öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlık okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 270 kişilik hemşirelik bölümü öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, Öğrencilerin Sosyo-Demografik Özelliklerini Belirlemeye Yönelik Anket Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği -32 ve Dijital Okuryazarlığı Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimleyici istatistikler, pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %67'si, 18-21 yaş grubunda %33'ü ise 22-26 yaş grubunda, %74,8'i kadın, %26,3'ü 1.sınıf %21,5'i 2.sınıf, %22,6'sı 3.sınıf ve %29,6'sı ise 4.sınıfta öğrenim görmektedir. Öğrencilerin %99,3'nün telefonu, %58,9'nın bilgisayarı bulunmaktadır; %66,3'ünün günlük internet kullanım süresi ve %44,1'inin günlük sosyal medya kullanım süresi iki saatten fazladır. Ayrıca öğrencilerin %91,1'inin günlük bilimsel yayın takip etme/okuma süresi bir saat ve daha az bulunmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin %2,6'sının sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için kullandıkları kanal gazete iken %5,9'unun radyo, %15,9'unun kitap, %18,1'inin sağlık çalışanı, %27,4'ünün sosyal medya ve %30'unun ise bilimsel yayınlardır. Dijital Okuryazarlık ve Sağlık Okuryazarlığı değişkenlerinin Sağlıklı Yaşam Biçimleri değişkeni üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlıdır. Dijital Okuryazarlık Ölçeğinden Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II'ye giden direk etki aracılığı, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 değişkeni eklendiğinde de istatistiksel olarak anlamlıdır. Dijital Okuryazarlık Ölçeğinden Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II'ye giden etkiye, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 Kısmi Aracılık yapmaktadır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda öğrencilerin sosyal medya kullanımını azaltıcı, kitap okuma alışkanlığını artırıcı programların oluşturulması, Dijital Okuryazarlık, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları ve Sağlık Okuryazarlığının uzun dönem etkililiğinin incelenmesi ve daha büyük örneklemlerle araştırmaların yapılması önerilmektedir.

DavranışDijital okuryazarlıkHemşirelik+4
Ferihan Dayanıklı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde bilişsel duygu düzenleme, öz şefkat ve flört şiddeti arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç:Gelişim süreci içerisinde olan üniversite öğrencileri için hızla değişen günümüz dünyasına sosyal, duygusal ve bilişsel olarak uyum sağlamak oldukça zordur. Bu süreci kolay hale getirmek ve gelecekte psikolojik iyilik halinin olabilmesi için duyguları tanıma ve yön verme süreci oldukça önemlidir. Bu bağlamda araştırma, üniversite öğrencilerinde bilişsel duygu düzenleme, öz şefkat ve flört şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Yöntem: İlişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini, Düzce Üniversitesi'nde 2016-2017 eğitim öğretim döneminde öğrenim görmekte olanbütün Fakülte ve Yüksekokulundaki toplamda 13933 öğrenci oluşturmaktadır. Örnekleme için toplam 623 öğrenci seçilmiştir. Veriler Kişisel Bilgi Formu, "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Öz-Şefkat ölçeği" ve "Flört Şiddeti Ölçeği" aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS Statistics 22 paket programında, betimleyici istatistikler, Pearsonkorelasyon analizi, basit doğrusal regresyon, t-test ve tek yönlü varyans analizi (Anova) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan öğrencilerin %51,4'ü erkektir ve öğrenim gördükleri okullara göre %17,3'i işletme fakültesinde, %15,4'ü mühendislik fakültesinde, %13,2'si sağlık bilimleri fakültesinde ve %12,2'si teknoloji fakültesinde okumaktadır. Araştırma kapsamındaki öğrencilerin %37,2'sinin halen süren flört ilişkisi bulunduğunu ve %7,8'i bu ilişkisinde şiddete uğradığını %5,7'si ise flört ilişkisinde şiddet uyguladığını belirtmiştir. Bilişsel duygu düzenleme ve kadın olmak flört şiddetini artırırken, öz şefkat ve şiddete başvurma flört şiddetini azaltmaktadır.Özellikle şiddet davranışları yüksek olan üniversite öğrencilerine halk sağlığı hemşireleri tarafından danışmanlık verilerek, eğitim ve farkındalık çalışmaları ile bu davranışların azalmasına ve geleceğin sağlıklı bireylerinden sağlıklı bir toplumun oluşmasına katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Duygu Düzenleme, Flört Şiddeti, Öz-Şefkat, Üniversite öğrencileri

Bilişsel duygu düzenlemeDuygu düzenlemeFlört+3
Tuba Birlik
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartriti olan hastalarda, ısırgan-zencefil esansiyel yağlarıyla yapılan masajın ve buz uygulamasının ağrı üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, diz osteoartritli hastalarda ısırgan-zencefil esansiyel yağlarıyla yapılan masajın ve buz uygulamasının ağrı düzeyleri üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi polikliniğine başvuran 360 hasta oluşturmaktadır. Bu kapsamda araştırmaya güç analizi yapılarak belirlenen ısırgan-zencefil yağlarıyla aromaterapi yapılacak 22, buz uygulaması yapılacak 22 ve kontrol grubunu oluşturacak 22 olmak üzere 66 birey dahil edilmiştir. Bireylere haftada iki (2) kere olmak üzere sekiz (8) uygulama yapılmıştır. Her uygulama sonrası hastalardan sayısal derecelendirme ölçeği (NRS) ve Olgu Rapor Formunu (ORF) doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler istatistik programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Katılımcıların %86,4'ünün kadın olduğu, %59,1'inin çalışmadığı, %95,5'inin sağlık güvencesine sahip olduğu belirlenmiştir. Masaj grubunun %63,6'sının, buz grubunun %36,4'ünün ve kontrol grubunun %40,9'unun hikayesinde operasyon geçirdiği saptanmıştır. NRS 1.seans değeri masaj grubunda en yüksek değerde iken, NRS 8.seans değeri en düşük masaj grubunda olmuştur. Her üç grupta da NRS 8.seans değerlerinin anlamlı derecede düştüğü görülmekle beraber, en fazla düşüşün masaj grubunda olduğu görülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre esansiyel yağlarla yapılan masajın diz osteoartritli hastalar için alternatif ve etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Aromaterapi, Buz uygulama, Diz osteoartrit, Isırgan, Masaj, Zencefil.

AromaterapiAğrıDiz+7
Cansu Sert
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk kliniklerinde çalışan sağlık profesyonellerinin mesleki yaşam kalitesini etkileyen bireysel ve çevresel faktörler

Bu araştırma çocuk kliniklerinde çalışan sağlık profesyonellerinin mesleki yaşam kalitesini etkileyen bireysel ve çevresel faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Özel ADATIP Hastanesi, Özel BEYHEKİM Hastanesi ve Özel BİLGE Hastanesi Çocuk Kliniklerinde görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 128 sağlık profesyoneli oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından oluşturulan, Anket Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Ç.Y.K.Ö) ve Merhamet Ölçeği (M.Ö) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler sayı, yüzde, ortalama, korelasyon analizi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık profesyonellerinin çocuk ölümleri ile karşılaştıklarında duygusal yönden negatif etkilendikleri, pozitif yönden ise müdahale etme açısından tecrübe kazandıkları belirlenmiştir. Araştırmaya katılan sağlık profesyonellerinin Ç.Y.K.Ö Mesleki Tatmin Alt Boyutu puan ortalaması 33.54±9.77, Tükenmişlik Alt Boyutu puan ortalaması 18.44±6.59, Eşduyum Yorgunluğu Alt Boyutu puan ortalaması 15.49±6.85 ve M.Ö toplam puan ortalaması 3.96±0.53'dür. Kadın sağlık profesyonellerinin mesleki tatmin, erkek sağlık profesyonellerinin ise tükenmişlik düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Doktorların mesleki tatmin puan ortalaması hemşire ve ebelerden düşük, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu puan ortalamalarının ise yüksek olduğu tespit edilmiştir. Nöbetli çalışanlarda mesleki tatminin daha düşük, özel hastanede çalışanlarda ise mesleki tatminin yüksek ve tükenmişliğin düşük olduğu belirlenmiştir. Kadın sağlık profesyonellerinin M.Ö toplam puan ortalaması erkek sağlık profesyonellerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). Çocuk kliniklerinde çalışan sağlık profesyonellerinin mesleki yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri iyileştirmeye yardımcı olmak için bu konu hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.

MerhametSağlık personeliTükenmişlik+5
Oğuz Koyuncu
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin göğüs tüpü bulunan hastaların bakımına ilişkin bilgi düzeyleri

Bu araştırma hemşirelerin göğüs tüpü bulunan hastaların bakımına ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın gücü, hemşirelerin bilgi düzeyi doğruları dikkate alınarak 152 hemşire ve % 5 yanılma düzeyi ile % 100 olarak hesaplandı. Araştırma verileri, "Hemşirelere Ait Tanıtıcı Özellikler" ve "Hemşirelerin Göğüs Tüpü Bulunan Hasta Bakımına İlişkin Bilgileri" (EK-1) başlıklı iki bölümden ve toplam 64 adet sorudan oluşan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, ortanca, sayı, yüzde, vb.) hesaplanmış olup IBM SPSS v22 programı kullanılarak yapıldı. Nicel değişkenler için; Kolmogrov Smirnov testi, Kutu-çizgi grafikleri, t-testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Tukey testi, Kruskal Wallis testi, Dun-Bonferroni testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Hemşireler, 100 puan üzerinden ortalama olarak; göğüs tüpünün takılması ve izlenmesini içeren sorularda 45.34 puan, komplikasyonlara yönelik sorularda 48.16 puan, hemşirelik bakımına yönelik sorularda 59.14 puan, tüm soruların toplamında ise 51.69 puan aldı. Hemşirelerin verdikleri cevaplara göre hastanın mobilize edilmesi, insizyon yerinin pansumanı, tüpün klemplenmesi gereken durumlar ve hastada gelişebilecek komplikasyonlar gibi konularda bilgi eksikliklerinin olduğu tespit edildi. Tespit edilen eksikliklere yönelik hastaya daha bütüncül bir hemşirelik bakımı sunmak adına göğüs tüpü bulunan hastaların bakımına yönelik standardize edilmiş bir prosedür/protokol geliştirilmesi önerilmektedir.

Bilgi düzeyiDrenajGöğüs tüpleri+5
Şeyma Zeyrek Kurtoğlu
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arterio-venöz fistül kanülasyonu öncesi uygulanan aromaterapi ve el masajının ağrı ve stres düzeylerine etkisi

Bu çalışma, arterio-venöz fistül (AVF) kanülasyonu uygulanan hastalara işlem öncesi uygulanan aromaterapi ve el masajınınağrı ve stres düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla klinik, randomize kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Araştırma Sakarya ilindeki iki hemodiyaliz merkezinde1/Ocak-31/Mayıs/2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini araştırmaya dahil olma kriterlerini taşıyan159 (54 K, 105 E) hasta oluşturdu. Hastalar demografik özellikleri ve ön test bulgularına görerastlantısal olarak aromaterapi, el masajı ve kontrolgruplarına ayrıldı.Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtım Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS)" ve "Hemodiyaliz Stresör Ölçeği (HSÖ)" aracılığıyla toplandı. Veriler SPSS (Statistical Package Program for Social Sciences) 20.0 programında ki-kare, Student t testi, One way ANOVA, Paired t testi ve Repeated Measures ANOVA kullanılarak değerlendirildi. Deney gruplarındaki hastalara aromaterapi (n:53) ve el masajı (n:53) uygulamaları üçer seansyapıldı. Kontrol grubundaki (n:53) hastalara herhangi bir girişim uygulanmadı. Veri toplama araçlarından VAS ve HSÖ girişimlerden önce ve sonra toplam 6 kez uygulandı. Araştırma sonucunda AVF kanülasyonu öncesi aroma terapi uygulanan hastaların işlemden sonraki ağrı ve düzeylerininkontrol grubuna göre daha fazla düştüğü, benzer şekilde el masajı uygulanan hastalarda VAS ve HSÖ değerlerinin kontrol grubuna göre daha fazla düştüğü, gruplar arasındaki farkın ileri derecede anlamlı olduğu (p<0.001), seanslar ilerledikçe girişimlerin etkinliğinin arttığı belirlendi. Aromaterapiyle el masajı grupları karşılaştırıldığında, AVF kanülasyonunun ağrısını gidermede etkisinin benzer olduğu, hemodiyaliz stresini azaltmada el masajının daha etkili olmakla beraber gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Sonuç olarak; hemodiyaliz ünitelerinde çalışan hemşirelerin AVF kanülasyonu öncesi aromaterapi ve/veya el masajını kullanmaları önerilir. Anahtar Kelimeler:Aromaterapi,El Masajı, Hemodiyaliz,Ağrı, Stres

AromaterapiArteriovenöz fistülAğrı+4
Yasemin Sezgin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp kapağı ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası yoğun bakımda kalış süresine etkisi

Bu araştırma kalp kapağı ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası yoğun bakımda kalış süresine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma verileri, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ)" formları kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırma verileri IBM SPSS Statistics 21 programı ile değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum) ve nicel değişkenler için Kolmogrov Smirnov testi, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Bonferroni test ile Kruskal Wallis testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi en az p<0.05 olarak kabul edildi. Araştırmada kadın hastaların erkek hastalara, sosyoekonomik düzeyi düşük hastaların sosyoekonomik düzeyi yüksek hastalara oranla kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu; hastaların ameliyattan sonra yoğun bakımda kalış süreleri ile AÖKÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Hastaların kaygı düzeylerinin yoğun bakımda kalış süresine etkisini konu alan geniş örneklemli nicel ve nitel çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Ameliyat sonrası, hemşirelik, kapak hastalığı, kaygı, yoğun bakım kalış süresi

AnksiyeteCerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıkları+5
Tuğba Doğan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetici hemşirelerin kişilik özelliklerinin çatışma yönetimi stratejilerine etkisi

Sosyal bir sistem olan örgütler birçok sistemle etkileşmekte dolayısıyla sistemin içerisinde çalışanlar da birimin diğer parçalarıyla etkileşim göstermektedir. Bu etkileşim içerisinde çatışma iş ortamları için kaçınılmaz bir kavramdır. Çeşitli nedenlerle çatışma yaşanan hastanelerde kişilik özelliklerinin belirleyicilerden biri olduğu düşünülmektedir. Gereç ve yöntem: Araştırma yönetici hemşirelerin kişilik özelliklerinin çatışma yönetimi stratejilerine etkisinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evreni İstanbul ilinde bulunan hastanelerdir. Araştırmada örneklem Basit Rastgele Örnekleme yöntemi ile seçilmiştir ve örneklem grubu Eylül 2018/Şubat 2019 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan altı hastanede görev yapan yönetici hemşirelerden (n:114) oluşmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden yönetici hemşireler (n:111) çalışmaya dahil edilmiş ve örneklem grubunun %97,36 sına ulaşılmıştır. Veri toplamada kişisel bilgi formu, Çatışma Yönetimi Stratejileri Ölçeği ve Beş Faktör Kişilik Envanteri kısa formu kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan yönetici hemşirelerin tercih ettikleri çatışma yönetim stratejisinin sırasıyla bütünleştirme (39,21), kaçınma (38,39), uzlaşma (31,51), hükmetme (20,05) ve uyma (19,42) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada çatışma yönetim stratejilerinden ''Bütünleştirme'' boyutu ile "Dışa Dönüklük", "Yumuşak Başlılık/Geçimlilik", "Öz-Denetim/Sorumluluk" kişilik özellikleri arasında zayıf düzeyde pozitif, "Bütünleştirme" boyutu ile "Gelişime Açıklık" özelliği arasında orta düzeyde pozitif, ''Kaçınma" boyutu ile "Duygusal Tutarsızlık" özelliği arasında zayıf düzeyde pozitif , "Uzlaşma" boyutu ile "Yumuşak Başlılık/Geçimlilik" özelliği arasında zayıf düzeyde pozitif, "Uyma" boyutu ile "Yumuşak Başlılık/Geçimlilik", "Öz-Denetim/Sorumluluk" , "Gelişime Açıklık" özellikleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmaktadır. Sonuç: Araştırma verilerine göre yönetici hemşirelerin çatışma yönetim stratejileri tercihlerinde kişilik özelliklerinin belirleyici bir faktör olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Çatışma yönetimi, kişilik özellikleri, yönetici hemşire, hastane, örgütsel çatışma

Hastane hemşireleriHastanelerHemşireler+6
Ebru Gökoğlan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Premenstrual sendrom yaşayan kadınların kullandıkları geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları

Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen problemlerden biri olan Premestrual Sendrom (PMS) , tekrarlayıcı, psikolojik, fiziksel, davranışsal belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Kadınlar bu belirtileri azaltmak için, farmakolojik ve non-farmakolojik yöntemler kullanmaktadır. En sık kullanılan yöntemlerden birisi de Geleneksel Ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarıdır. Araştırma, premenstrual sendrom yaşayan kadınların kullandıkları geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın örneklemini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin "Kadın Hastalıkları ve Doğum" polikliniğine başvuran 357 kadın oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Premenstrual Sendrom yaşama durumunu belirlemek amacıyla Premenstrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelikler, Kolmogorov Smirnov testi, Pearson Korelasyon Katsayısı , Ki-Kare Testi , Fisher's Kesin (Exact) Ki-Kare Testi, Freeman-Halton Fisher Kesin (Exact) Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda kadınların PMSÖ'den ortalama 129,67±19,17 puan aldıkları bulunmuştur. Kadınların %82,9'unun PMS yaşadığı, PMS yaşayan kadınların %83,8'inin GETAT yöntemlerini kullandığı belirlenmiştir. PMS yaşayan kadınların %26,2'si rezene çayını kullandığı %60'ının yarar gördüğü, %26,8 vücut terapilerinden masajı kullandığı %90,7 'sinin yarar gördüğü , %23,8 'inin yürüyüş yaptığı %96,6 'sının yarar gördüğü ,%85,1 'inin duş aldığı %99,6 'sının yarar gördüğü,%90,7'sinin karına sıcak uygulama yaptığı, %99,6'sının yarar gördüğü bulunmuştur. Kadınların, PMS'de kullanılan GETAT yöntemleri ve bu yöntemlerin yararlılıkları konusunda bilgilendirilmesi önerilebilir

HemşirelikKadın sağlığıKadınlar+5
Hanife Uçak
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Preterm bebeklerde biberon ve enjektörle beslenme yöntemlerinin tam emzirmeye geçiş ve emme başarısı üzerine etkisi

Araştırma preterm bebeklerde biberon ve enjektörle beslenme yöntemlerinin tam emzirmeye geçiş süresi ve emme başarısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla klinik, randomize kontrollü ve deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Neonatoloji Kliniği'nde Şubat 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucu, yenidoğan yoğun bakım kliniğinde takip edilen 62 preterm yenidoğan oluşturmuştur (31 biberonla beslenme grubu, 31 enjektörle beslenme grubu). Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Preterm Bebek İzlem Formu ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada biberon ve enjektörle beslenme grubunda yer alan bebeklerin beslenmeleri yapılmış ve ilk emzirme sırasında, 48 saat sonra ve taburculuk öncesi emme başarıları ve emzirmeye geçiş süreleri değerlendirilmiştir. Emme başarıları ve emzirmeye geçiş süreleri değerlendirildiğinde; enjektörle besleme grubundaki annelerin LATCH skorlarının biberonla beslenme grubundaki annelerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu ve bebeklerin daha kısa sürede tam emzirmeye geçtikleri belirlenmiştir (p<0,05). Fiziksel parametre sonuçları değerlendirildiğinde; biberon ile beslenen gruptaki bebeklerin beslenme sırasındaki KTA ortalaması, enjektör ile beslenen gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; enjektörle beslenme yönteminin biberonla beslenme yöntemine göre yenidoğanın emme başarısını, tam emzirmeye geçiş süresini ve yaşam bulgularını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, yenidoğanlarda emme başarısının arttırılması, tam emzirmeye geçiş süresinin kısaltılması ve fiziksel parametrelerin stabil seyretmesinde enjektörle beslenme yönteminin kullanılması önerilmektedir.

Bebek beslenmesiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+5
Zehra Şengün
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Göğüs tüpü olan hastalarda derin solunum ve öksürük egzersizleri öncesi soğuk uygulamanın ağrı üzerine etkisi

Araştırma; göğüs tüpü olan hastada derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi yapılan soğuk uygulamanın ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yapılan çalışmanın evrenini 02.05.2017/24.10.2019 tarihleri arasında Göğüs Cerrahi Birimi'ne bağlı olarak takip edilip; göğüs tüpü uygulaması yapılan, yatan hastalar oluşturmuştur. Araştırma örneklemini dahil edilme kriterlerini sağlayan, power analize göre; %5 önemlilik düzeyinde %80 güç, %30 luk etki büyüklüğü ve ölçümler arasındaki 0.5 lik bir ilişki ile kilinik ve istatistiksel açıdan anlamlı farklılığı elde etmek için toplamda 70 hasta oluşturmuştur. Verileri toplamak için; müdahale grubu bilgilendirilmiş gönüllü onam formu, kontrol grubu bilgilendirilmiş gönüllü onam formu, hasta tanıtım formu, görsel kıyaslama ölçeği (VAS), soğuk jel paket kullanılmıştır. Müdahale grubuna derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi soğuk uygulama yapılmış, kontrol grubuna soğuk uygulama yapılmamıştır. Müdahale grubundaki katılımcıların derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanının (3.31), öncesi ağrı puanından (4.24) düşük olduğu belirlenmiştir. Kontrol grubundaki katılımcıların derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanı (5.29), öncesi ağrı puanından (3.47) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; göğüs tüpü olan hastalarda derin solunum öksürük egzersizi öncesi soğuk uygulamanın ağrıyı gidermede etkili olduğu bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: ağrı, derin solunum ve öksürük egzersizi, göğüs tüpü, soğuk uygulama.

AğrıEgzersiz tedavisiGöğüs tüpleri+4
Beyza Levent Kıy
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Topuk kanı alırken ten-tene temasın term yenidoğanın ağrı ve stres düzeyi üzerine etkisi

Yenidoğanların sinir iletiminin yoğun olduğu ayak tabanından topuk kanı alınması işlemi yenidoğanda ağrı ve strese neden olmaktadır. Prosedür olan bu uygulama sırasında yenidoğanın ağrısını değerlendirmek ve ağrıyı önleyebilmek hemşirenin görevleri arasındadır. Aynı zamanda hemşirenin anne-yenidoğan bağlanmasında rol alarak annenin yenidoğan bakım ve beslenmesinde kendini yeterli hissetmesi konusunda anneyi yönlendirmesi gerekir. Ten-tene temas (TTT) anne-yenidoğan bağlanmasında bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlayan bir adımdır ve intrauterin yaşamdan ekstrauterin yaşama adaptasyonunu olumlu etkilemektedir. Bu çalışmada, ten-tene temasın yenidoğanda ağrı ve stres düzeyine etkisi ile annenin bu aşamada kaygı ve anksiyetesini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniğinde Ocak 2019 – Şubat 2019 tarihleri arasında klinik, randomize kontrollü, deneysel, prospektif olarak yapıldı. Araştırmada, örneklem grubu seçimine gidilmeden araştırma grubu seçim kriterlerine uyan sağlıklı 68 term yenidoğan araştırmanın evrenini oluşturdu. 68 term yenidoğanın 34'ü kontrol grubuna alınırken, 34'üne girişim uygulandı. Kontrol grubundaki yenidoğanlara rutin uygulamalar dışında herhangi girişim yapılmayarak annelerin kaygı seviyesi değerlendirildi. Girişim uygulanan yenidoğanlara ise topuk kanı alınırken anne ile ten-tene temas yapılarak yenidoğanın ağrı ve stres düzeyi ile annenin kaygı seviyesi düzeyine etkisi değerlendirildi. Çoklu karşılaştırma testleri sonucunda, topuk kanı alınırken ten-tene temasın girişim grubundaki yenidoğan ağrı ve stres düzeyi üzerinde etkisinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulundu. Ten-tene temasın anne üzerine etkisinde ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmedi. Sonuç olarak, prosedürel ağrı olan topuk kanı alınması işlemi sırasında ten-tene temas uygulaması destekleyici yöntem olarak kullanılabilir.

AğrıBebek-yenidoğmuşBebekler+4
Özge Kınacı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şok dalgaları ile taş kırılmasında (ESWL) tens ve müzik dinletisi uygulamalarının ağrı ve anksiyete düzeyine etkisi

Bu çalışma, şok dalgaları ile taş kırma işlemi (ESWL) sırasında TENS uygulanmasının ve müzik dinletilmesinin işleme bağlı oluşan ağrı ve anksiyeteye etkisini değerlendirmek amacıyla, yarı deneysel olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini 27.07.2018-17.02.2019 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Üroloji Anabilim Dalı Taş Kırma Ünitesinde ESWL ile tedavi edilen hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemine sayısı güç analizi yöntemi ile belirlenen, çalışma kriterlerine uyan gönüllü 68 hasta dahil edilmiştir. Örneklem randomize olarak iki gruba ayrılmış, 34 hasta müzik grubunu ve 34 hasta TENS grubunu oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtım Formu", "Durumluk Kaygı Ölçeği STAI-I", "Görsel Kıyaslama Ölçeği GKÖ" ve "Ağrı İzlem Formu" ile toplanmıştır.Hastalara ilk seansta rutin taş kırma işlemi uygulanmıştır. İkinci seansta ise müzik grubundaki hastalara işlem esnasında kendi tercih ettikleri müzik türü kulaklık ile dinletilmiş, TENS grubundaki hastalara ise TENS uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılmamasından dolayı, gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda ise Wilcoxen işaret testi kullanılmıştır.TENS uygulanarak veya müzik dinletilerek yapılan ESWL sonrasında ölçülen GKÖ puanları ve STAI-I değerleri işlem öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). TENS uygulanmış hastaların memnuniyetinin müzik dinletilen hastalara göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Grupların uygulamalar sonrası hissettikleri ağrı nitelikleri incelendiğinde, zonklama tarzı (künt ağrı) ağrının yoğunlukta olduğu, bıçak saplanması (keskin ağrı) tarzı ağrıda artış olduğu belirlenmiştir. Gruplar arası STAI-I ön ve son test puanları/işlem öncesi ve sonrası STAI-I puanları arasında anlamlı bir farkın olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; ESWL işlemi sırasında TENS uygulamanın ve müzik dinlemenin işleme bağlı oluşan ağrı şiddetini ve anksiyete düzeyini azalttığı, bunun yanı sıra TENS uygulamanın müzik dinlemeye göre hastanın memnuniyetini daha fazla artırdığı belirlenmiştir.

AnksiyeteAğrıBöbrek taşları+5
Sadiye Toprak
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin COVID-19 sürecinde yaşadıkları koronavirüs korkusu ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırmada, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin COVID-19 pandemisi sürecinde yaşadıkları koronavirüs korkusu ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: İlişkisel ve tanımlayıcı desendeki bu araştırma 12 Mart-12 Nisan 2021 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerle gerçekleştirildi. Araştırma yapılmadan önce örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlendi. Araştırma bu tarihler arasında 1126 öğrenci ile tamamlandı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği'' ve "Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği'' kullanıldı. Elde edilen veriler arasındaki ilişkilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, değişkenlerin karşılaştırmasında ise Independent Sample T Test ve One Way Anova testleri kullanıldı. Bulgular: Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği toplam puan ortalaması 51,55 ± 15,92 ve Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 50,41 ± 17,94 olarak belirlendi. Teknoloji bağımlılığı ölçeği ile koronavirüs 19 fobisi ölçeği arasında iki yönlü pozitif yönde oldukça anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (r=328, p<0.01). Sonuç: Bu araştırmada, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinde koronavirüs korku düzeyi yüksek olan öğrencilerin, yüksek teknoloji bağımlılığı düzeyine; koronavirüs korkusu düzeyi düşük olan öğrencilerin ise düşük teknoloji bağımlılığı düzeyine sahip olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Korkusu, COVID-19 Salgını, Teknoloji Bağımlılığı, Hemşirelik

BağımlılıkCOVID 19Korku+5
Enes Çalışkan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gemi adamlarında yaşam kalitesinin ve etkileyen faktörlerle ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışma gemi adamlarında yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerle ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı, analitik ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı' na bağlı Karadeniz Ereğli Liman Başkanlığı' nda bulunan Gemi Adamları Sınav Merkezi' ne başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 103 Türk gemi adamı oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Çalışanı Değerlendirme Formu ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kısa Formu (WHOQOL-BREF-TR) kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical package of social science) 21.0 programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel karşılaştırmalarda Mann Whitney U, Kruskall Wallis H, Sperman's Rho testleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan gemi adamlarının çoğunluğu (%98) erkek ve 36-48 yaş (%44) aralığındadır. Yaş ortalaması 39.29±9.43' dür. Gemi adamlarının %58' i sigara, %42' si alkol kullanmaktadır. Egzersiz oranı %29, BKİ ortalaması 27.63±3.78' dir. Çalışmaya katılan gemi adamlarının WHOQOL-BREF alt boyut puan düzeyleri incelendiğinde, Fiziksel alan puan ortalaması 15.99±1.83 (Min.-Maks.=10.29-20.0), Psikolojik alan puan ortalaması 15.77±2.26 (Min.-Maks.=8.00-20.0), Sosyal alan puan ortalaması 15.50±2.73 (Min.-Maks.=8.00-20.0), Çevre alanı puan ortalaması 14.17±2.25 (Min.-Maks.=7.50-19.50), Çevre TR alan puan ortalaması 14.18±2.13 (Min.-Maks.=8.44-19.11)' dir. Çalışmanın sonuçları gemi adamlarının sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin, sosyo-demografik, sağlık özellikleri ve davranışlarının ötesinde çalışılan gemideki özelliklere, gemi bayrak türüne, algılanan yaşam kalitesi ve sağlığından memnuniyeti düzeyine bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Bu doğrultuda özellikle Türk bayraklı gemilerde gemi adamlarının YK' sını destekleyen iş ortam koşullarının iyileştirilmesi, psikososyal sağlığı geliştirmeye yönelik eğitim ve danışmanlık programlarının oluşturulması ve gemi adamlarının sağlık durumlarını izleyen sistemlerin kurulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gemi adamı, Hemşirelik, İş sağlığı, Sağlığı geliştirme, Türkiye, Yaşam kalitesi

Gemi adamlarıGemilerSağlığın geliştirilmesi+3
İsmail Hakkı Demir
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınların yaşadıkları aile içi şiddet ve başetme yöntemleri

İnfertilite, kadın yaşının 35'in altında olduğu çiftlerde en az bir yıl boyunca, kadın yaşının 35'in üzerinde olduğu çiftlerde ise altı ay boyunca haftada üç dört kez korunmasız cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen gebeliğin oluşmaması ya da gebeliğin sürdürülememesidir. Araştırma infertil kadınların yaşadıkları aile içi şiddet ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Ocak -Aralık 2018 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İnfertilite polikliniğine başvuran 173 kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel bilgi formu, Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği ve İnfertil Kadınlar İçin Baş Etme Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında tanımlayıcı istatistiksel analizler, verilerin dağılımına göre parametrik veya non-parametrik testler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada; kadınların yaş ortalamasının 31,89±6.74, eşlerinin yaş ortalamasının ise 35,50±7.38 olduğu, evlilik sürelerinin 1 ile 30 yıl (ortalama 6,82±5,67) arasında değiştiği, kadınların çoğunun (%40,6) 25-30 yaş arasında, (%30,9) üniversite ve üzeri mezunu olduğu ve çalıştığı (%55,4), %85.1'inin en az üç kişiden oluşan çekirdek aile içinde, il merkezinde (%52) yaşadıkları, % 67,4'ünün eşi ile severek ve isteyerek evlendikleri, çoğunun (%77,1) ilk beş yıl içinde infertilite sorunu yaşadığı, %36,6'sının çocuk sahibi olamama sebebinin bilinmediği, %32,0'ının ise çocuk sahibi olamama nedeninin kadın faktörlü olduğu, %76,0'sının şuan tedavi gördüğü fakat %65,10'una daha önce tedavi uygulanmadığı belirlenmiştir. Kadınların en çok duygusal, sözel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldıkları, baş etme yöntemi olarak en çok en çok; umut, eş ilişkileri, kendine yatırım yapma ve sosyal destek arama, kabul ve spirituel baş etmeyi kullandıkları saptanmıştır. İnfertil çiftlere bakım verirken aile içi şiddetin göz önünde bulundurulması ve aile içi şiddetin belirlendiği çiftelerin danışmanlık için gerekli yerlere yönlendirilmesi önerilmiştir.

Aile içi şiddetBaşa çıkmaKadına yönelik şiddet+4
Arife Çalışkan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de en çok kullanılan dört modern aile planlaması yönteminin kadının cinsel yaşamına etkisi

Araştırma; Türkiye'de en çok kullanılan dört modern aile planlaması yönteminin, kadının cinsel yaşama etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran; en az altı aydır aile planlaması yöntemi olarak kondom, rahim içi araç, tüpligasyon ve hap yöntemlerinden birini kullanan araştırmaya katılmayı kabul eden 191 evli kadından toplanmıştır. Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile Veri Toplama Formu ve Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35,68±7,161, eşlerinin yaş ortalaması 39,29±8,217'dir. Kadınların %35,1'i orta öğretim, eşlerinin %45,5'i ortaöğretim mezunudur. Kadınların yarısı genel olarak cinsel yaşamlarını iyi (%49,2) olarak değerlendirirken çok küçük bir kısmı kötü (% 6,3) ve çok kötü (%1,6) olarak değerlendirmiştir. Uygulanan ki-kare testi sonucunda aile planlaması yöntemi ile cinsel yaşamın etkileme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Kadın cinsel işlev ölçeği (KCİÖ) puan ortalaması 23,84 iken istek alt boyutu puan ortalaması 3,85, uyarılma alt boyutu puan ortalaması 4,02, kayganlaşma alt boyutu puan ortalaması 4,64, orgazm alt boyutu puan ortalaması 4,59, doyum alt boyutu puan ortalaması 4,32, ağrı boyutu puan ortalaması ise 2,41'dir. Kullanılan aile planlaması yöntemleri arasında istek, uyarılma ve ağrı puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken (p>0,05), KCİÖ toplam puan, kayganlaşma, orgazm ve doyum puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Aile planlaması ve yöntemlerine yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti toplumun sosyo-ekonomik ve kültürel yapısına uygun şekilde, etkin bir iletişim ile verilmesi önerilmektedir. Anahtar sözcükler: Aile Planlaması, Cinsel Yaşam, Kadın, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği, Modern Yöntem.

Aile planlamasıCinsel ilişkiCinsel işlevler+4
Rabia Deveci
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarının işlevsellikleri ve bakım vericilerin bakım yükü, ruhsal sağlık düzeyleri, stresle başa çıkma stilleri arasındaki ilişki: Bir yapısal eşitlik modelleme çalışması

Bu çalışma, şizofreni hastalarının işlevsellikleri ve şizofreni hastalarına bakım verenlerin bakım yükü ruhsal sağlık, stresle başa çıkma stilleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kesitsel ve ilişkisel tanımlayıcı araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemini, Bartın Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM)'ne 321 şizofreni tanısı ile kayıtlı hasta ve bakım vericilerin 186'sı oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Şizofreni Hastalarında İşlevsel İyileşme Ölçeği (ŞİLO)" "Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği", "Genel Sağlık Anketi (GSA 12)", "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. İki bağımsız arasındaki farklılıklar Bağımsız Örneklem T Testi ile incelenmiştir. İkiden fazla bağımsız grup (örneğin yaş grupları) arasındaki farklılıklara ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile bakılmıştır. Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonucunda farklılık çıkması durumunda ise farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını tespit etmek için Tukey çoklu karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına bakılarak Yapısal Eşitleme Modeline karar verilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda, şizofreni hastalarında işlevsel iyileşmeden genel sağlığa giden yolda bakıcı yükü eklendiğinde anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p>0.05). Şiozfreni hastalarında işlevsel iyileşmeden stresle başa çıkmaya giden yolda bakıcı yükü eklendiğinde anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle aracılık edecek bir aracı değişken incelemesi de yapılamamıştır. Bu çalışma sonucunda elde edilen model sonuçlarına göre bakım vericilerin stresle başa çıkma becerilerini geliştirici ve psikolojik iyilik halini arttırıcı müdahale çalışmaları planlanması önerilmektedir.

Bakım verenlerBakım verme yüküBaşa çıkma+5
Necla Kundakcı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde akademik erteleme davranışı: Akademik güdülenme, akademik özyeterlik ve akademik yükleme stillerinin rolü

Bu çalışmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinde akademik güdülenme, akademik yükleme stilleri ve akademik özyeterlik inancının akademik erteleme davranışlarını ne derecede yordadığını incelemektir. Çalışmanın evrenini, Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesindeki 747 Hemşirelik öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü, evren sayısının bilinmesi durumunda uygulanan formül yardımıyla 476 olarak belirlenmiştir. Örneklemi ise tabakalama örnekleme yöntemi ile her sınıf tabaka kabul edildikten sonra her bir tabaka ağırlığına orantılı olarak örneklem sayısı ve öğrenciler belirlenmiştir. Bu çalışmada, "Tanıtıcı Özellikler Formu'', "Erteleme Davranışı Değerlendirme Ölçeği Öğrenci Formu", "Akademik Güdülenme Ölçeği" ile "Akademik Özyeterlik Ölçeği" ve "Akademik Yükleme Stilleri Ölçeği" olmak üzere beş ölçme aracı kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 programında değerlendirilmiştir. Öğrencilerin akademik erteleme davranışları (52.2±11.6), akademik özyeterlik inançları (16.8±3.8), akademik güdülenme düzeyi toplam (66.9±12.3) puan ortalaması ile alt boyutlarından kendini aşma (23.2±4.2), keşif (24.3±4.9), bilgiyi kullanma (19.3±4.8) puan ortalamaları yüksek düzeyde bulunmuştur. Öğrencilerin akademik görev ve sorumlulukların yerine getirmek için karşılaştıkları sorunları çözüme kavuşturmada daha kötümser oldukları sorunlarının nedeni olarak kendilerini gördükleri (3.6±0.8), bu nedenlerin gelecekte var olacağını (3.7±0.8) ve yaşamının diğer alanlarınıda etkileyeceğini (3.7±0.9) düşündükleri belirlenmiştir. Akademik erteleme davranışlarıyla; akademik yükleme stilleri arasında pozitif yönde anlamsız (r= .017), akademik güdülenme (r = -.128) ve akademik özyeterlik (r = -.151) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Akademik yükleme stilleri ile güdülenme arasında negatif yönde anlamlı (r= .050) ve özyetelik arasında pozitif yönde anlamlı (r= .311), ilşki belirlenmiştir. Akademik güdülenme ile öz yetelik arasında ise pozitif anlamlı ilişki saptanmıştır. Regresyon modelimiz anlamlı olmakla birlikte (F=4.898, p=0.002) akademik erteleme davranışını negatif yönde anlamlı (t=-.571, p=0.010) en güçlü yordayan değişken %12.3'ünü açıklayan akademik öz yeterliliktir. Akademik erteleme davranışını ikinci sırada yordayan değişken ise Akademik güdülenme olup %9'unu negatif yönde anlamlı (t=-.891, p=0.050) olarak açıklamaktadır.

Akademik başarıAkademik ertelemeAkademik yetkinlik+6
Mehmet Kaplan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep AMATEM'de bağımlılık tedavisi gören hastaların ilk yatışı ile taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması

AMATEM biriminde yatarak tedavi gören hastaların kliniğe ilk kabullerinde ve taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniğine tedavi için başvuran DSM-5'e göre madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştımanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 173 hasta ise çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler, hastaların ilk AMATEM'e yatışlarında ve taburculukları sırasında iki aşamada, yüzyüze görüşülerek, Tanıtıcı Bilgi Formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Madde Kullanımı İle İlgili İnançlar Ölçeği (MKİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, korelasyon analizi ve t-testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 28.19±7.38'dir. Hastaların daha önce yatarak tedavi görme sayısı en fazla 14 kez olup ortalama 2.66±2.67, yatarak tedavi sonrası temiz kalma süresi en az 1 ay, en fazla 60 ay olup ortalama 7.02±10.81 ay olarak belirlenmiştir. Hastaların %42.8'inin daha önce yatarak tedavi gördüğü, %86.1'inin kendi kendine maddeyi bırakma denemesi olduğu saptanmıştır. Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki TMA toplam puan ortalamasının ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların TMA alt ölçeklerinden içsel motivasyon ve tedaviye güven alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları son değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre daha yüksek olup aradaki fark anlamlıdır (p<0.05), dışsal motivasyon ve kişilerarası yardım arama alt boyutlarında ise fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki MKİÖ toplam puan ortalaması ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğu olan hastaların yatarak tedavilerinin sonunda, tedavi motivasyonlarının özellikle içsel motivasyon ve tedaviye olan güvenin arttığı ve madde kullanımına ilişkin olumsuz inançların azaldığı bulunmuştur.

BağımlılıkHastaneye yatırmaMadde bağımlılığı+6
Sıdıka Özkan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini Gaziantep'te yer alan üç kamu hastanesinin dahili ve cerrahi yoğum bakımlarında görev yapan hemşireler oluşturmuştur. Yapılan güç analizinde, çalışmanın örneklem büyüklüğü minimum 111 hemşire olarak hesaplanmıştır ve araştırma 137 hemşire ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan demografik ve iş güvenliğine yönelik bilgileri sorgulayan 18 sorudan oluşan soru formu ve hastanede çalışan sağlık personeli için geliştirilen "iş güvenliği ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ölçekten alınan puan ölçek madde sayısına bölündüğünde puan aralığı 1-6 arasında değişmektedir. Araştırmadan elde edilen veriler Student t, One Way Anova, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan tüm hemşirelerin iş güvenliği ölçeği puan ortalaması 2.8±0.8 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Dahili yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ölçeği puan ortalaması 3.0±0.7 olup, cerrahi yoğun bakımda çalışanlardan (2.6±0.82) yüksektir (p<0.05). En düşük alt boyut puan ortalamasının mesleki hastalıklar ve şikâyetler (1.7±0.9) boyutunda, en yüksek boyut puan ortalamasının ise yönetsel destek ve yaklaşımlar (4.0±1.5), koruyucu önlemler ve kurallar (4.0±1.5) ve fiziksel ortam uygunluğu (4.1±1.4) boyutlarında olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliklerinin yeterince sağlanmadığı ve iş güvenliğinin bazı faktörlerden etkilendiği belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; yoğun bakım ünitelerinde hemşirelerin güvenliğini arttırmaya yönelik önlemlerin alınması önerilebilir

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Ebru Nacakgediği Çifci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Halk sağlığı hemşireliği dersi tutum ölçeğinin geliştirilmesi

Araştırmanın geliştirilmesinde amaç, hemşirelik öğrencilerinin Halk Sağlığı Hemşireliği (HSH) dersinin teorik ve uygulamasına yönelik tutumlarını ölçen, geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Bu ölçek geliştirme çalışması açısından metodolojik tasarımda, öğrenci hemşirelerin HSH dersinin teorik ve uygulamasına ilişkin tutumlarının belirlenmesi açısından da tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini; 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik bölümünün 3.(216) ve 4. Sınıflarında (235) öğrenim gören ve HSH dersini alan toplam 451öğrenci oluşturmuştur. Çeşitli nedenlerden dolayı 304 form değerlendirmeye alınmıştır. HSH Dersi Tutum Ölçeği ve Tanıtıcı özellikler formu ile veriler toplanmıştır. Veriler SPSS ve AMOS programları ile analiz edilmiştir. Ölçekteki maddelerin Kapsam Geçerlik İndeksleri (KGI-CVI) .87-1.00 arasında değişmiş, tüm ölçek maddeleri için KGI'i .93 olarak uyumun olduğu saptanmıştır. Ölçeğin geçerliği için yapılan doğrulayıcı faktör analizi uyum değerleri istendik düzeyde yeterli bulunmuştur (CMIN/DF: 1.698, RMSEA 0.048, CFI:0.927, NNFI: 0.900, GFI:0.853, AGFI:0.829, PCLOSE:0.723). Ölçeğin güvenilirliği için yapılan iç tutarlılık analizi cronbach alfa katsayısı; teorik alt boyutunda 0.883, uygulama alt boyutunda 0.891 ve genel toplam için 0.941 olarak belirlenmiştir. Ölçekteki tüm maddelerin (34 madde) madde toplam puan korelasyonları anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Araştırma bulgularına göre; Halk Sağlığı Hemşireliği Dersi Tutum Ölçeği, öğrenci hemşirelerin dersin teorik ve uygulamasına ilişkin olumlu ve olumsuz tutumlarını ölçen yüksek düzeyde geçerlik ve güvenirlik göstergelerine sahip bir ölçme aracıdır. Geliştirilen Halk Sağlığı Hemşireliği Dersi Tutum Ölçeği (HSHDTÖ) 34 maddeden oluşmaktadır. Ölçek teorik ve uygulamaya yönelik tutum olmak üzere iki alt boyutu içerir. Ölçeğin değerlendirilmesi alt boyutlar üzerinden gerçekleştirilir. Alt boyutlara yönelik puan ortalaması; maddelerin toplamının madde sayısına (17) bölünmesiyle elde edilir. Her bir alt boyut 0-4 arası puanlanmakla birlikte, puanların 0'a doğru azalması olumsuz tutumun, 4'e doğru artması olumlu tutumun düzeyine işaret etmektedir. Geliştirilen ölçeğin öğrenci hemşirelerin HSH dersine yönelik tutumlarını belirlemede kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ders, Geçerlik, Güvenilirlik, Halk Sağlığı Hemşireliği, Ölçek, Tutum

DersGüvenilirlik ve geçerlilikHalk sağlığı+7
Esin Sapçı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde yatarak tedavi gören yaşlı hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerinin hasta bakım ve rehabilitasyon algılarına etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde yatarak tedavi gören yaşlı hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerinin hasta bakım ve rehabilitasyon algılarına etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde yatarak tedavi gören 242 yaşlı hasta oluşturmaktadır. Araştırma verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (Tsoy-32) ve Hasta Bakım ve Rehabilitasyon Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20 paket programı kullanılmıştır. Normallik, güvenilirlik, geçerlilik testleri ile faktör analizi yapılmış ve veriler analizlere uygun hale getirilmiştir. Sağlık okuryazarlığı ile Hasta Bakım ve Rehabilitasyon verilerinin açıklayıcılarını bulmak için çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin, %46.7'si (n=113) 65-74 yaş aralığında, %51.7'si (n=125) kadın, %32.2'si (n=78) okuma-yazma bilmemekte, %51.2'sinin (n=124) geliri giderine eşit, %21.1'i (n=51) eşi ve çocukları ile yaşamakta, %30.6'sı (n=74) dul ve %46.3'ü (n=112) kent merkezinde yaşamaktadır. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puan ortalaması 31.17±4.12 olup, yaşlı bireylerin sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarlığı düzeyinde olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin Hasta Bakım ve Rehabilitasyon Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 53.34±9.01 olarak saptanmıştır. Regresyon analizi sonuçlarında "yaş, birlikte yaşadığı kişi, eğitim durumu, okuma yazmada yardım alma ve ilk başvurulan sağlık kuruluşu" sağlık okuryazarlığının, "sağlık okuryazarlık düzeyi, birlikte yaşadığı kişi ve okuma yazmada yardım alma" hasta bakım ve rehabilitasyonun anlamlı belirleyicileri olarak tespit edilmiştir (p<0.05). Sağlık okuryazarlık düzeyi ile hasta bakım ve rehabilitasyon algısı arasında anlamlı, pozitif ve direkt yönlü yüksek düzeyde ilişki bulunmaktadır (p: 0.000; r: 0.744). Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Yaşlılık, Hasta Bakım, Rehabilitasyon, Halk Sağlığı

Halk sağlığı hemşireliği
Ahmet Pulat
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda sosyal medya bağımlılığının uyku kalitelerinin üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, adölesanlarda sosyal medya bağımlılığının gündüz uyku kaliteleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Araştırmanın evrenini, 2022-2023 eğitim öğretim yılında, Zonguldak il merkezindeki bir lisede öğrenim gören 598 adölesan; araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya katılma kriterlerini karşılayan 519 adölesan oluşturdu. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu Ergenler İçin (SMBÖ-KF) ve Cleveland Adölesan Uykululuk Anketi kullanılarak toplandı. Elde edilen veriler, SPSS 25paket programı ile değerlendirildi. Araştırmaya dahil edilen adölesanların,%30.1'i (n=156) 9.sınıf öğrencisi, %61.8'i (n=3321) kadın, %99.2' sinin (515) kendine ait bilgisayarı ya da telefonu bulunmakta, %90.3'ü (n=469) günde iki saatten fazla internet kullanmakta, %80.0'ı (n=405) interneti yoğun olarak hafta sonu kullanmakta, %88.7'si (n=460) interneti yoğun olarak 16:01-00:00 saatleri arasında kullanmakta, %94.8' inin (n=492) sosyal medya hesabı bulunmakta, %61.1 (n=317) iki saatten fazla sosyal medya kullanmaktadır. Adölesanların, gündüz uykululuk durumunun cinsiyet, alkol-sigara-enerji verici içecek kullanımı, internet ve sosyal medya kullanım süresi ve sosyal medya bağımlılık durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği tespit edildi. Adölesanlarda sosyal medya kullanım süresinin azaltılmasına yönelik okul tabanlı eğitimlerin yaygınlaştırılması, uyku kalitesinin artırılmasında etkili bir strateji olarak önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Sosyal Medya Bağımlılığı, Uyku Kalitesi, Gündüz Uykululuğu, Okul Sağlığı Hemşiresi.

AdolesanlarOkul hemşireliğiSosyal medya bağımlılığı+1
Muhammet Talha Kermen
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin iş yaşam kalitelerinin ve genel sağlık durumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma, bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin iş yaşam kalitelerinin ve genel sağlık durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütüldü. Araştırmanın evrenini, Zonguldak ili bir kamu hastanesinde çalışan 487 hemşire, örneklemini ise araştırma katılma kriterlerini karşılayan 316 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelerde İş Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Genel Sağlık Anketi kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin güvenilirlik analizleri için Cronbach Alpha testi analizi uygulanmıştır. Elde edilen boyutların normallik testleri Kolmogrov-simirnov testi ile yapılmış; eğiklik, çarpıklık, sapan değerlerin olmaması, doğrusallığın bulunması nedeni ile dağılımın normal dağılıma yaklaştığı görülmüştür (p>0,05). İş yaşam kalitesi düzeylerinin genel sağlık algısı ve demografik özelliklerin çoklu etkilerinin incelenmesi için regresyon modeli oluşturulmuştur. Kritik karar değeri 0,05 olarak belirlenmiştir. Analiz sonuçları %95 güven aralığında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin %21.5'inin (n=68) 30 yaş altı, %51.6'sının (n=163) 30-45 yaş, %26.9'unun(n=85) 45 yaş üstü olduğu, % 71.5'inin (n=226) evli ve %90.2'sinin (n=285) kadın olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılanların %37.3'nün (n=118) riskli birimlerde, %17.1'nin (n=54) cerrahi birimlerde, %17.7'sinin (n=56) dahili birimlerde çalıştığı ve mesleki deneyimlerinin 16.12±10.1, hastanedeki çalışma yılının11.09±9.49, birimdeki çalışma yılının 3.17±2.43, haftalık toplam çalışma süresinin (saat) 45.66±12.74 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin İş Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 77.4±14.0'dır. Araştırmaya katılan hemşirelerin %3.8'i (n=12) çok iyi, %32.0'ı (n=101) iyi, %47.8'i (n=151) orta, %13.9'u (n=44) kötü ve %2.5'i (n=8) çok kötü olarak iş yaşam kalitelerini değerlendirmişlerdir. Hemşirelerin Genel Sağlık Anketi toplam puan ortalamasının ise 1.3±0.5 olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; hemşirelerin iş yaşam kalitesinin orta düzeyde olduğu ve iş yaşam kalitelerini etkileyen en önemli değişkenin hemşirelerin mesleki deneyim süreleri olduğu, bu durumu sırasıyla cinsiyet ve haftalık çalışma süresinin takip ettiği belirlenmiştir. Hemşirelerin genel sağlık durumunun orta düzeyde olduğu ve hemşirelerin genel sağlık durumlarını etkileyen en önemli değişkenin hemşirelerin iş yaşam kalitesi olduğu, bunu hemşirelerin yaşının, eğitim durumunun, mesleki deneyim süresinin, kurumda çalışma süresinin ve haftalık çalışma saatinin takip ettiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler, İş yaşam kalitesi, Genel sağlık durumu, Hemşire Daha sonra doldurulacaktır

Güler Merdivan
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede çalışan hemşirelerin iş güvenliği uygulamaları ve çalışma ortamındaki risklere karşı tutumları ile iş kazaları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin iş güvenliği uygulamaları ve çalışma ortamındaki risklere karşı tutumları ile iş kazaları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile kesitsel ilişki arayıcı tipte yürütüldü. Bir kamu hastanesinde çalışan ve kriterleri karşılayan 312 (N=450) hemşire çalışmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Hastanede Çalışan Sağlık Personeli İçin İş Güvenliği Ölçeği (HÇSPİİGÖ), Hemşirelerin Çalışma Ortamındaki Risklere Karşı Tutumu Ölçeği (HÇORKTÖ) kullanılarak toplandı. Elde edilen veriler %95 güven aralığında değerlendirildi ve p<0.05 değeri altında elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hemşirelerin %60.1'inin (n=187) 40 yaş ve altında, %88.1'inin (n=274) kadın, %75.2'sinin (n=234) lisans, %65.0'nin (n=202) evli olduğu ve %34.7'sinin (n=108) son 1 yıl içinde, %59.2'sinin (n=184) ise kurumda çalışma süresi içinde iş kazası veya yaralanma geçirdiği saptandı. HÇSPİİGÖ toplam puan ortalaması 3.56±0.89 ve HÇORKTÖ toplam puan ortalaması ise 3.82±0.68 olarak tespit edildi. Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına İlişkin Tebliği okuma HÇSPİİGÖ (β=-3.75 p=0.01) ile HÇORKTÖ (β=-2.18 p=0.01) düzeylerine etki eden en önemli değişkendir. Hemşirelerin "Kurumsal Yaklaşım" puanı 3.57±0.80, "Bireysel Yaklaşım" puanı ise 4.07±0.67 olarak saptandı. İş kazası geçirme durumunu etkileyen faktörler arasında iş güvenliği düzeyi (β=-0.18), çalışma ortamındaki risklere karşı tutum (β=-0.25), kurumda çalışma süresi (β=-0.10) ve çalışılan birimde iş kazası görülme olasılığı (β=0.24) yer almaktadır (p<0.05). Hemşirelerin risklere karşı tutumlarında bireysel yaklaşımın kurumsal yaklaşıma göre daha güçlü bir etkiye sahip olduğu belirlendi. Hemşirelerin iş güvenliği düzeyi ve risklere karşı tutumu ortalamanın üzerindedir.

Dilara Oğuzhan Karadavut
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Maden işçilerinin iş kazaları kader inancının belirleyicileri olarak iş sağlığı okuryazarlığı ve güvenlik iklimi algısı

Bu araştırma, yer altında çalışan maden işçilerinin iş kazaları kader inancının belirleyicileri olarak iş sağlığı okuryazarlığı ve güvenlik iklimi algısını değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Yordayıcı korelasyonel tasarımdaki bu çalışma, Zonguldak İli Türkiye Taşkömürü Kurumuna bağlı Karadon Taş Kömürü İşletme Müessesi'nde çalışan 326 madencinin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, İş Kazaları ve Kader Ölçeği, İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği ve Güvenlik İklimi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 25.0 programı ile değerlendirilmiş olup, analizlerde tanımlayıcı istatistikler ve çoklu regresyon analizi kullanıldı, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Maden işçilerinin yaş ortalaması 41.05±5.94 olup, %85'i (n=277) evli, %56.7'si (n=185) lise mezunudur. Maden işçilerinin ortalama 14.28±5.74 yıldır çalıştığı, %70.2'sinin (n=229) çalışma süresi boyunca en az bir kez iş kazası geçirdiği ve %72.4'ünün (n=236) vardiyalı çalıştığı belirlenmiştir. Maden işçilerinin İş Kazaları ve Kader Ölçeği puan ortalamaları "teslimiyetçi" alt boyut için 43.48±16.92, "tevekkülcü" alt boyut için 29.45±29.00 ve öz yeterlikçi alt boyut için 27.70±8.20 olarak tespit edilmiştir. Maden işçilerinin, İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği toplam puan ortalaması 87.72±12.96 ve Güvenlik İklimi Ölçeği toplam puan ortalaması 78.04±13.46 olarak saptanmıştır. Maden işçilerinin iş sağlığı okuryazarlığı ve güvenlik iklimi algı düzeylerinin "tevekkülcü" ve "öz yeterlikçi" kader anlayışlarının önemli belirleyicileri olduğu (p<0.05), iş sağlığı okuryazarlığı düzeylerinin "teslimiyetçi" kader anlayışlarını etkilemediği (p>0.05), ancak güvenlik iklimi algı düzeylerinin "teslimiyetçi" kaderci anlayışlarının önemli bir belirleyicisi (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bulgular, iş sağlığı okuryazarlığı düzeyi ve güvenlik iklimi algısını arttırmaya yönelik girişimlerin maden işçilerinin iş kazalarına yönelik kaderci anlayışlarını olumlu yönde etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: İş sağlığı, Kader, Kaza, Madencilik, Sağlık okuryazarlığı

Nil Eroğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalığı olan ve olmayan kadınların meme kanserine ilişkin bilgi, tutum ve farkındalıklarının karşılaştırılması: Kesitsel bir çalışma

Müyesser AŞGIN CİRİT, Kronik Ruhsal Hastalığı Olan ve Olmayan Kadınların Meme Kanserine İlişkin Bilgi, Tutum ve Farkındalıklarının Karşılaştırılması: Kesitsel Bir Çalışma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Enstitü Anabilim Dalı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak, 2025. Bu araştırmada, kronik ruhsal hastalığı olan ve olmayan kadınların meme kanserine yönelik bilgi, tutum ve farkındalıklarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma karşılaştırmalı, tanımlayıcı ve kesitsel bir tiptedir. Araştırma Mart 2024 ve Aralık 2024 tarihleri arasında Zonguldak Kdz. Ereğli'deki Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde kayıtlı kronik ruhsal hastalığı olan 109 kadın ile, Aile Sağlığı Merkezi'nde kayıtlı kronik ruhsal hastalığı olmayan 109 kadının katılımı ile yürütülmüştür. Bu araştırmanın verileri toplanırken Kişisel Bilgi Formu ve Meme Kanseri Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için parametrik testlerden faydalanılmıştır. Meme Kanseri Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması kronik ruhsal hastalığı olan kadınlarda 0.61±0.67 iken kronik ruhsal hastalığı olmayan kadınlarda 1.05±0.61 olarak belirlenmiştir. Kronik ruhsal hastalığı olmayan kadınların meme kanseri farkındalık düzeylerinin kronik ruhsal hastalığı olan kadınlardan daha yüksek olduğu ve aralarındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p <0.001). Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde meme kanseri bilgi, tutum ve farkındalıklarının düşük olmasına etki eden faktörlerin belirlenebilmesi için araştırmalar yapılmalıdır. Ayrıca kronik ruhsal hastalığı olan kadınların meme kanserine yönelik bilgi, tutum ve farkındalıklarını arttıracak girişimlerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Kronik ruhsal hastalık, kanser farkındalığı, meme kanseri

Müyesser Aşgın Cirit
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin mesleki stresörleri ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı hemşirelerin maruz kaldıkları mesleki stresörler ile tükenmişlik düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırma Mayıs 2024-Temmuz 2024 tarihleri arasında Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi kliniklerinde çalışan hemşireler ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 217 hemşire oluşturmuştur. Bu çalışmada veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği' ve 'Hemşirelerin Mesleki Stresör Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda hemşirelerin mesleki stresör ölçeği toplam puan ortalaması 62.57±9.85'tir. Hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği duygusal tükenme alt boyut puanı 18.55±6.14, kişisel başarı alt boyut puanı 20.92±3.71 ve duyarsızlaşma alt boyut puanı 6.13±3.39 olarak saptanmıştır. Hemşirelerin mesleki stresörleri ile tükenmişlik düzeyleri arasında anlamlı düzeyde pozitif ilişki varlığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak hemşirelerin mesleki stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, orta düzey duygusal tükenme yaşadıkları, duyarsızlaşmanın düşük düzeyde olduğu ve kişisel başarı algısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin mesleki stresörleri arttıkça duygusal tükenmişlik düzeylerinin arttığı saptanmıştır. Hemşirelerin mesleki stresörlerinin belirlenerek, ruh sağlığını koruyacak ve güçlendirecek girişimlerin yapılması önerilir.

Burcu Culha
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hastalarda anksiyete düzeyi ile kişilik tipi özelliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Cerrahi girişimler, bireylerde hem fizyolojik hem de psikolojik olarak yüksek düzeyde stres yaratan yaşam olayları arasında yer almakta ve bu süreçte sıklıkla anksiyete geliştiği görülmektedir. Cerrahi süreçte yaşanan anksiyete düzeyini etkileyen birçok bireysel değişken bulunmakta olup, son yıllarda kişilik yapısı da bu değişkenler arasında önemli bir yer edinmiştir. Bu bağlamda, A tipi kişilik özelliğine sahip bireylerin stresli yaşam olaylarına daha hassas tepkiler verdikleri ve cerrahi süreçte daha yoğun anksiyete yaşadıkları ileri sürülmektedir. Bu araştırmanın amacı, elektif cerrahi geçirmesi planlanan bireylerde A tipi kişilik özellikleri ile durumluk ve sürekli anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte tasarlanan bu araştırma, Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi genel cerrahi kliniğinde yürütülmüş ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 150 bireyle gerçekleştirilmiştir. Veriler; Sosyodemografik Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve A Tipi Kişilik Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre A tipi kişilik özellikleri ile durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca bazı sosyodemografik değişkenlerin de anksiyete düzeylerini etkilediği görülmüştür. Elde edilen bulgular, hemşirelik uygulamalarında bireyselleştirilmiş bakım planlarının oluşturulmasında ve cerrahi hastalarda psikolojik destek gereksinimlerinin belirlenmesinde yol gösterici olabilir.

AnksiyeteCerrahiCerrahi hemşirelik+1
Çağla Gül Sürücü
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına (KOAH) Özgü Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin geliştirilmesi

Bu araştırmanın amacı, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına (KOAH) Özgü Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğini geliştirmek, geçerliği ve güvenirliğini test etmektir. Metodolojik tipte planlanan bu çalışma Temmuz 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı yataklı servisleri ve polikliniklerine başvuran KOAH tanılı 160 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında ''Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''KOAH'a Özgü Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'', ''KOAH Değerlendirme Testi'', ''Medikal Araştırma Kurulu Dispne Skalası'', ''Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (HLS-14)'' kullanılmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde sırasıyla literatür tarama, madde havuzunun oluşturulması, uzman görüşüne sunulması ve kapsam geçerliği çalışması, ölçek taslağının uygulanması ve geçerlik-güvenirlik analizleri aşamaları izlendi. 35 maddeden oluşan "KOAH'a Özgü Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Taslak Formu" kapsam geçerliliğini değerlendirmek amacıyla 6 uzman görüşüne sunuldu. Uzman görüşü sonrasında taslak ölçeğin Kapsam Geçerlik Oranı 0,67 olarak belirlendi. 32 maddelik form ile 150 kişilik pilot çalışma uygulandı ve Açıklayıcı faktör analizi sonucunda bazı maddeler yapı dışına çıkartıldı. Son hali ile 16 madde ve 3 alt boyuttan oluşan bir ölçek ile 160 kişilik bir örnekleme asıl çalışma uygulandı. Asıl çalışma sonucunda Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin uyum iyiliği değerleri χ²/df: 1.228; GFI: 0.921; AGFI: 0.890; CFI: 0,985; RMSEA: 0.060; SRMR: 0.046; NFI: 0.924; TLI: 0.981; IFI: 0.985; RFI: 0.907 olarak belirlendi. Ölçeğin zamana karşı güvenirliği test-tekrar test yöntemiyle sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) değerlendirilerek yanıtlar arası uyumun çok iyi olduğu saptandı (ICC: 0,813; p<0,001). Ölçeğin Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,91 olduğu ve ölçek alt boyutlarının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısının 0,73 ile 0,93 arasında değiştiği belirlendi. Bu çalışmada Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına (KOAH) Özgü Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi.

Ceren Çınar
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri stigma ölçeği'nin türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

ÖZET Nurten ŞİŞMAN, Meme Kanseri Stigma Ölçeği'nin Türkçe Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, İç Hastalıkları Hemşireliği, Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak, 2025. Metodolojik ve tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmanın amacı, Meme Kanseri Stigma Ölçeği'nin (Breast Cancer Stigma Scale) Türk toplumunda geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktır. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin onkoloji ve kemoterapi kliniklerine başvuran, Meme CA tanısı alan ve dâhil edilme kriterlerine uyan 150 hasta oluşturmuştur. Araştırma verileri hastaların sosyodemografik ve hastalıkla ilgili özelliklerini sorgulayan 24 soruluk kişisel bilgi formu, Meme Kanseri Stigma Ölçeği (MKSÖ), Hasta Sağlığı Anketi (PHQ-9) ve Meme Kanserine Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ- BR23) ile yüz-yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Ölçeğin sırasıyla dil ve kapsam geçerliği, ölçüt ve ayırt edici geçerlik ve yapı geçerliği ile güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde ortalama, standart sapma), korelasyon analizi, T testi, One Way ANOVA testleri, Cronbach Alfa analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve Açıklayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Kapsam geçerlilik ölçütü The Content Validity Ratio değerinin 1.00 olarak bulunmuştur. Ölçeğin madde-toplam test korelasyon değerlerinin ise 0.663 ile 0.892 arasında değiştiği belirlenmiştir. Ölçeğin alt boyutlarına ait Cronbach alfa değerleri; Beden imajında bozulma (BİB) alt boyutu cronbach alfa katsayısı 0.92, Sosyal izolasyon (Sİ) alt boyutu için 0.70, Ayrımcılık (A) alt boyutu için 0.78, İçselleştirilmiş stigma (İS) alt boyutu için 0.89 ve toplam ölçek cronbach alfa katsayısı ise 0.90 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonunun orijinal modelle iyi uyum gösterdiği dolayısıyla ölçeğin 4 faktörlü yapısının doğrulandığı gözlenmiştir. Meme Kanseri Stigma Ölçeği Türk toplumunda meme kanseri hastalarında stigma düzeyini ölçen geçerli ve güvenilir bir araçtır. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, Stigma, Güvenirlik, Geçerlik, Hemşirelik

Nurten Şişman
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin tanatofobi düzeyi ve yaşam sonu bakıma yönelik tutum ve davranışlarıyla ilişkisi

Bu araştırmanın amacı, yoğun bakım hemşirelerinin tanatofobi düzeyleri ile yaşam sonu bakıma yönelik tutum ve davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini 1 Mayıs – 15 Eylül 2024 tarihleri arasında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi ve Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 180 yoğun bakım hemşiresi; örneklemini ise, araştırmaya katılmaya gönüllü, dahil edilme kriterlerini karşılayan 160 yoğun bakım hemşiresi oluşturmaktadır. Veriler kişisel bilgi formu, Tanatofobi ölçeği, Yoğun bakım hemşirelerinin yaşam sonu bakıma yönelik tutum ve davranışları ölçeği (YSBYTDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, Pearson korelasyon t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizleri uygulanmıştır. Hemşirelerin tanatofobi düzeylerinin orta düzeyin biraz üstünde 29.30±8.38 olduğu, YSBYTDÖ ölçeğinden aldıkları ortalama puanların yüksek olarak nitelendirilebilecek sırasıyla tutum alt boyutu 34.84±4.22, davranış alt boyutu 18.38±4.12 ve toplam ölçek puan ortalaması 53.22±6.68 belirlenmiştir. ''kadın'' (30.77±7.72), ''Bir gün kendisinin de yaşam sonu bakım sürecine girecek olmasından korkan'' (31.09±7.62) hemşirelerin tanatofobi düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). ''Atatürk Devlet Hastanesi'nde görev yapan'' (35.62±3.51), ''yaşam sonu bakıma yönelik eğitim alan'' (35.49±3.74) ve haftalık ''40-50'' saat çalışan (36,30±3,10) hemşirelerin, YSBYTDÖ tutum alt boyutu puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hemşirelerin yaşam sonu bakım sürecinde hasta ile karşılaşma sıklığı ''Her zaman'' olan hemşirelerin YSBYTDÖ toplam puanı (54.49±6.79) ve davranış alt boyutu puanları (19.51±4.21) istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hemşirelerin Tanatofobi Ölçeği ve YSBYTDÖ'den aldıkları puan ortalamaları arasında anlamlı korelasyon ilişkisi bulunmamıştır (p>0.05). Yoğun bakım hemşirelerine periyodik olarak bu psikometrik testlerin yapılması ve ölüm korkusu düzeyi yüksek olan hemşirelere gerektiğinde psikoterapi imkanları sunulmalıdır. Ayrıca yoğun bakım hemşirelerine yönelik yaşam sonu bakım süreci ve ölüm korkusu hakkında eğitim programları düzenlenmelidir.

Hakan Şentürk
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile ilişkili damgalanma ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Metodolojik ve tanımlayıcı olarak yapılan bu çalışmanın amacı Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ile İlişkili Damgalanma Ölçeği (COPD Related Stigma Scale) (KOAHDÖ)'nin Türk toplumunda geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktadır. Araştırmanın örneklemini bir göğüs hastalıkları hastanesinin göğüs hastalıkları servisinde yatan ve polikliğine başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 240 KOAH tanılı birey oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, KOAH ile İlişkili Damgalama Ölçeği, Dispne-12 Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, KOAH Değerlendirme Testi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ölçek geçerlik güvenirlik çalışmasında kullanılan kapsam geçerliliği, açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizleri, Cronbach Alpha anlalizi, korelasyon analizi ve tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksinin 1,00 olduğu, doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarının χ2/sd=1,858; GFI=0,912; AGFI=0,878; NFI=0,953; IFI=0,917; CFI=0,963; RMSEA=0,068 olduğu ve modelin hem mutlak hem de göreceli uyum indeksleri açısından iyi bir uyum sağladığı belirlenmiştir. Ölçeğin orijinal ölçekte olduğu gibi 4 faktörlü yapısını koruduğu ve iyi uyum sağladığı belirlenmiştir. Ölçek ve alt boyutlarının Cronbach Alpha iç tutarlık katsayıları KOAHDÖ için 0,95; KOAHDÖ-Toplumsal Damgalanma alt boyutu için 0,92; KOAHDÖ-Hissedilen Damgalanma alt boyutu için 0,83; KOAHDÖ-Tedavi ile İlişkili Damgalanma alt boyutu için 0,72 ve KOAHDÖ-Sigara ile İlişkili alt boyutu için 0,74'tür. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile İlişkili Damgalanma Ölçeği Türk toplumunda KOAH hastalarında damgalamayı ölçen geçerli ve güvenilir bir araçtır.

Gamze Güler
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan 65 yaş ve üzeri bireylerde spiritüel iyi oluş ile ölüm kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma 65 yaş üzeri kemoterapi alan onkoloji hastalarında spiritüel iyi oluş ile ölüm kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversite Hastanesi Onkoloji Bölümü Ayaktan Kemoterapi Ünitesi'nde, 65 yaş üstü 105 birey oluşturmaktadır. Veriler Şubat 2025- Mayıs 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplamada ilk olarak Standardize Mini Mental Test (SMMT) ve Eğitimsizler için Mini Mental Test (MMSE-E) uygulanarak 23-24 ve üzeri puan alanlar için sorular devam etmiştir. Bireylere yöneltilen diğer formlar ise; Bilgi Formu, Templer Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'dir. Katılımcıların yaş ortalaması 69.81±4.68 (min=65, maks=83) olmakla beraber %64.8'ü erkek, %35.2 'si kadındır. Araştırma sonucuna göre; kemoterapi alan 65 yaş ve üzeri bireylerin SİOÖ toplam puan ortalamaları 126.60±6.81 (min=109, maks=141), TÖKÖ toplam puan ortalamaları 4.44±2.48 (min=0, maks=11) olarak saptandı. Model, ölüm kaygısı düzeyindeki varyansın %22.6'sını açıklamaktadır (R²=0.226, Adj. R²=0.195).Sosyo-demografik ve hastalığa ilişkin özelliklere göre TÖKÖ puanları karşılaştırıldığında ise yalnızca cinsiyet ve çalışma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Kadın katılımcıların puan ortalaması erkek katılımcılara göre daha yüksek olduğu (p=0.003), çalışma durumu göre TÖKÖ toplam puan ortalaması emekli ve aktif olarak bir işte çalışmayan katılımcılarda 4.01±2.37, ev hanımlarında 5.67±2.42 olarak belirlendi. Spiritüel iyi oluş düzeyinin ölüm kaygısı düzeyi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı negatif etkisi saptandı (B=-0,092, β=-0,253, p=0,007). Spiritüel iyi oluş düzeyindeki bir birimlik artış, ölüm kaygısı düzeyinde 0.092 birimlik azalışa neden olmaktadır. Bulgularımız, kemoterapi alan 65 yaş ve üzeri bireylerde yaş ilerledikçe ve spiritüel iyi oluş düzeyi arttıkça ölüm kaygısının azaldığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kanser, Spiritüel İyi Oluş, Ölüm Kaygısı

Merve Hazer
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde bilinçli farkındalık ve relaps öngörme arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan bireylerde bilinçli farkındalık ve relaps öngörme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma20/11/2019-25/05/2020 tarihleri arasında Malatya ilinde bulunan Turgut Özal Tıp Merkezi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde ayaktan tedavi gören madde kullanım bozukluğu tanısı almış birey ile gerçekleştirildi. Araştırma yapılmadan önce örneklem büyüklüğü 197 olarak belirlendi. Araştırma belirtilen tarihler arasında 193 madde kullanım bozukluğu olan birey ile tamamlandı. Araştırma türü tanımlayıcı ve ilişkisel desende olup verilerinin toplanmasında "Kişisel Tanıtım Formu", "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" ve "Relaps Öngörme Ölçeği" kullanıldı. Elde edilen veriler arasındaki ilişkilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, değişkenlerin karşılaştırılmasında ise Independent Sample T Test ve One Way Anova testleri kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalamaları 32.27±10,53, %86.5'inin erkek, %59.6'sının bekar, %54.4'ünün lise mezunu ve %53.9'unun herhangi bir işte çalışmadığı bulunmuştur. Maddeyi deneme yaş ortalaması 18.22±3.56, bağımlılık süresi ortalaması 5.15±5.55 yıl, madde kullanım süresi ortalaması 9.32±8.94 yıl, maddeyi en uzun bırakma süresi ortalaması ise 8.62±8.23 ay olarak bulunmuştur. Katılımcıların %47.2'si çoklu madde kullanımı mevcut, %61,7'sinin ailede madde kullanımı olduğu, ailede madde kullanan kişinin ise %34.7 ile baba olduğu görülmüştür. Tedaviye %92.2'si kendi isteğiyle başvurduğu, % 97.4'ü madde kullanım bozukluğu ile ilgili eğitim almadığı ve %47.7'sinin de AMATEM kliniğinde 2 kez yatarak tedavi gördüğü saptanmıştır. Araştırmadaki bireylerin Relaps Öngörme isteğin derecesi ve kullanma olasılığı toplam puan ortalamaları sırayla 110.44±13.24 ve 97.94±15.83 olup Bilinçli Farkındalık toplam puan ortalaması 39.98±7.37 bulunmuştur. Relaps Öngörme isteğin derecesi ile kullanma olasılığı arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki vardır. Relaps Öngörme isteğin derecesi ve kullanma olasılığı toplam puan ortalaması ile Bilinçli Farkındalık toplam puan ortalaması arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki vardır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda Relaps Öngörme isteğin derecesi arttıkça kullanma olasılığı artmakta olup Relaps Öngörme isteği derecesi ve kullanma olasılığı arttıkça Bilinçli Farkındalık düzeyinin düştüğü bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, Bilinçli Farkındalık, Relaps Öngörme

Bilinçli farkındalıkFarkındalıkMadde kullanım bozuklukları+1
Sinem Aytop
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede yabancı cisim unutulması risk tanılama ölçeği kullanımının değerlendirilmesi

Bu araştırma, ameliyathanede yabancı cisim unutulmasının önlenmesine yönelik geliştirilen Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeğinin kullanımına ilişkin ameliyathane hemşirelerinin deneyimlerini ve görüşlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma deseninde yürütülen çalışmada, bir üniversite hastanesinin ameliyathanesinde görev yapan 15 hemşire ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiş ve beş ana tema belirlenmiştir: (1) Yabancı cisim unutulmasına ilişkin risk algısı ve deneyimler, (2) Ölçeğin hasta güvenliğine ve klinik uygulamaya katkısı, (3) Ölçeğin içeriği ve maddelerine ilişkin görüşler, (4) Uygulamada yaşanan güçlükler ve örgütsel etmenler, (5) Ölçeğin geliştirilmesine ve entegrasyonuna yönelik öneriler. Bulgular, hemşirelerin yabancı cisim unutulmasını önlenebilir ancak yüksek dikkat gerektiren bir güvenlik sorunu olarak gördüğünü, ölçeğin farkındalık ve standardizasyon sağladığını, ancak bazı maddelerin branşlara göre uyarlanması ve dilinin sadeleştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Sonuç olarak, ölçeğin klinik uygulamalarda kullanılabilir olduğu; etkili ve sürdürülebilir kullanımı için eğitim, dijital entegrasyon ve kurumsal destek süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir.

Cerrahi hemşirelik
Fadime Cin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin basınç yarası bilgi ve evrelerini tanılama düzeylerinin incelenmesi

Araştırma, hemşirelerin basınç yarası bilgi ve evrelerini tanılama düzeylerini incelemek amacıyla analitik-tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, bir üniversite hastanesinin basınç yarası görülme riski fazla olan klinik ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile yürütüldü. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmaya gönüllü olan 170 (%71.1) hemşire oluşturdu. Veriler,"Hemşire Bilgi Formu", "Modifiye Pieper Basınç Yarası Bilgi Testi", "Basınç Yarası Evrelendirme Kayıt Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Basınç yarası evrelendirilmesi için uzman görüşleri doğrultusunda 50 yara fotoğrafı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra dağılım ölçülerinden standart sapma, korelasyon analizi, Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, hemşirelerin basınç yarası bilgi ve evlendirme düzeylerinin yetersiz olduğu saptandı. Hemşirelerin basınç yarası bilgi düzeyinin çalıştığı klinik ve basınç yarasına ilişkin eğitim alma durumları ile istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Evrelendirme düzeyinin çalışılan klinik, eğitim durumu ve basınç yarası ile karşılaşma durumu ile istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Hemşirelerin çalışma yılı, yaş ve cinsiyetinin ise basınç yarası bilgisi ve evrelendirme düzeyi ile ilişkili olmadığı belirlendi (p>0.05). Sonuç olarak, basınç yarası eğitimi almanın ve basınç yarası ile karşılaşma durumunun, hemşirelerin basınç yarası bilgi düzeylerini arttırdığı ve doğru evrelemeyisağladığı saptandı. Bu araştırma ile hemşirelerin basınç yarası bilgisi ve basınç yarası yönetimi konusunda eğitimlerle bilgilerinin güçlendirilmesi gerektiği düşünüldü.

Basınç ülserleriHemşirelerHemşirelik+1
Nursen Ören
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yardımcı hizmet personelinin hijyenik el yıkama uyumuna yönelik eğitimin etkisi

Araştırma, yardımcı hizmet personelinin hijyenik el yıkama uyumuna yönelik eğitimin etkisini değerlendirmek amacıyla tek gruplu ön test-son test yarı deneysel tipte gerçekleştirildi. Araştırma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi; cerrahi klinikler, ameliyathane, yoğun bakım üniteleri ve invaziv işlem yapılan kliniklerde 2 Ocak 2019-1 Haziran 2019 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın örneklemini kurumda çalışan 159 yardımcı hizmet personeli oluşturdu. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgiler Soru Formu, El Hijyenine Yönelik Veri Formu, Yardımcı Hizmet Personeli El Hijyeni Uyum Ölçeği ve Eğitim Değerlendirme Formu kullanıldı. Araştırmanın birinci aşamasında 8 uzmandan görüş alınarak Hijyenik El Yıkama Kitapçığı oluşturuldu. İkinci aşamasında, yardımcı hizmet personelinin önce anketleri ve ölçeği doldurması sağlanarak uygulamalı hijyenik el yıkama eğitimi verildi. Üçüncü aşamada, eğitimden üç ay sonra aynı anket ve ölçeğin tekrar doldurulması sağlandı. Verilerin analizinde, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı testler kullanıldı. Araştırmaya katılan yardımcı hizmet personelinin %52.8'i 31-40 yaş aralığında, %73'ü erkek, %85.6'si evli, %56'sı ilköğretim mezunu, %58.5'inin 11 yılın üzerinde çalışma deneyimi olduğu belirlendi. Yardımcı hizmet personelinin %44'ü cerrahi serviste, %22'si yoğun bakım ünitesinde, %14.5'i ameliyathane, %19.5'inin ise diğer servislerde görev yaptığı saptandı. Yardımcı hizmet personelinin %99.4'ünün önceden el hijyeni eğitimi aldığı, %73.6'sı bu eğitimi hizmet içi eğitim ile aldığı saptandı. Eğitim sonrasında cerrahi servis ve yoğun bakım ünitesinde görev yapan yardımcı hizmet personelinin "Hastaya Temas Sonrası" puan ortalamalarının düştüğü, ameliyathanede görev yapan katılımcıların "hastaya temas sonrası" puan ortalamalarının arttığı, eğitimi 1 ay önce aldığını belirten yardımcı hizmet personellerinin "Hasta Çevresine Temas Sonrası" alt boyutunun eğitim sonrası puan ortalamasının, eğitim öncesi puan ortalamasından anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: El hijyeni, El yıkama, Hastane enfeksiyonu, El hijyeni inancı

ElEl yıkamaHijyen+4
Şükran Doğan
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Evcil hayvan sahiplerinin affedicilik düzeyi ve genel sağlık durumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma evcil hayvan sahiplerinin affedicilik düzeyi ve genel sağlık durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışmanın evrenini Zonguldak İl ve ilçelerinde faaliyet gösteren veteriner kliniklerine başvuran evcil hayvan sahipleri; örneklemini ise 17.08.2019-17.09.2019 tarihleri arasında bu kliniklere başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden 122 evcil hayvan sahibi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Affedicilik Ölçeği, Genel Sağlık Anketi-12 ve Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Number Cruncher Statistical System 2007 (NCSS) (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemelerle sınanmıştır. İki grup karşılaştırmasında normal dağılıma uyan değişkenlerde Student-t testi, uymayanlarda Mann-Whitney U testi; ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise normal dağılıma uyanlarda Oneway ANOVA, uymayanlarda Kruskal-Wallis test ve Dunn-Bonferroni testi, değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmanın sonucunda evli evcil hayvan sahiplerinin ruhsal yönden daha az risk taşıdığı; evcil hayvan sahibi olmanın diğer insanlarla iletişimini artırdığını düşünen katılımcıların ruhsal yönden daha az risk taşıdığı ve affedicilik düzeylerinin yüksek olduğu; affedicilik ölçeği puanları ile genel sağlık anketi-12 puanları arasında negatif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Affedicilik, Evcil hayvan, Pozitif psikoloji, Ruh sağlığı ve hastalıkları hemşireliği

BağışlamaEvcil hayvanlarPozitif psikoloji+3
Pınar Öztürk
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin ilk yardım bilgi düzeyi ile öz yeterlilik inançları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kazalar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli sağlık sorunları ve can kayıp nedenlerinin başında yer almaktadır. İlk yardım eğitimi almış kişilerce zamanında ve doğru bilgilerle yapılan uygulamalar hayat kurtarmaya ve sağ kalıma önemli destek sağlarken, eksik ya da yanlış bilgilerle yapılan müdahaleler sakat kalımlara ve can kayıplarına neden olmaktadır. İlk yardım uygulamalarında başarılı olabilmek için güncel bilgiye sahip olmanın yanında kişinin bilgisini beceriye dönüştürüp doğru müdahaleyi başlatabilen ve olay anını yönetebilen yeterlikte olması da hayati önem arz etmektedir. Hemşireler hasta ve yaralılarla ilk ve en sık karşılaşan meslek grubunda yer alırken gerek sosyal gerekse iş hayatlarında uygun müdahaleleri tereddüt etmeden başlatabilme yetisine sahip olmalılardır. Bu bağlamda geleceğin hemşireleri hemşirelik öğrencilerinin ilk yardım bilgi düzeylerinin ve ilk yardım öz yeterliliklerinin bilinmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin ilk yardım bilgi düzeyleri ile öz yeterlilik inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı-niteliksel tipte yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İnsan Araştırmaları Etik Kurulundan etik izin, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinden yazılı izin ve hemşirelik öğrencilerinden sözlü onam alınmıştır. Çalışma 15.12.2019-15.03.2020 tarihleri arasında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümünde öğrenimine devam eden 551 öğrenciler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri; öğrencilerin bireysel özelliklerini içeren "Kişisel Bilgi Anketi", ilk yardım bilgi düzeyinin değerlendirildiği "İlk Yardım Bilgi Düzeyi Anketi" ve ilk yardım öz yeterliliklerinin değerlendirildiği "İlk Yardım Öz Yeterlilik Ölçeği" ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada toplanan veriler doğrultusunda hemşirelik öğrencilerinin ilk yardım bilgi anketini doğru cevaplama oranı %61.79 olduğu belirlenirken, 1-9 arasında yetkinlik değerleri bulunan ifadelerden oluşan ilk yardım öz yeterlilik ölçeğinin genel ortalama puanı 6.15 olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelik öğrencilerinin ilk yardım bilgi düzeylerinin orta seviyede olduğu saptanmıştır. İlk yardım konusundaki en temel müdahalelerin doğru bilinmediği ya da unutulduğu belirlenirken, ilk yardım öz yeterliliğinin bilgi düzeyi en yüksek olan grupta en düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; öğrencilerin ilk yardım bilgi düzeyini arttırmak, ilk yardım öz yeterliliklerini geliştirmek ve öğrenilen bilginin kalıcılığını sağlamak için farklı öğrenim yöntemlerinin kullanılması, ilk yardım öz yeterlilik algısını arttıran faktörler daha geniş örneklemlerde nitel ve nicel çalışmalarla ayrıntılı olarak incelenmesini önermekteyiz.

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+4
Figen Karaçetin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Covıd-19 pandemi sürecinde ameliyathane hemşirelerinin deneyimleri

Bu çalışma, COVID-19 pandemi sürecinde ameliyathane hemşirelerinin deneyimlerini incelemek amacıyla niteliksel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik tipte tasarlandı ve Zonguldak' ta bir kamu hastanesinde Şubat-Mart 2021 tarihlerinde 10 ameliyathane hemşiresi ile derinlemesine görüşme tekniği uygulanarak kişisel bilgi ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak gerçekleştirildi. Tematik analiz yöntemi ile temalar ve kodlar oluşturuldu. Analiz sonucu 4 tema, 29 kod elde edildi. Ameliyathanede Değişen Sistem ve Uygulamalar temasında; kişisel koruyucu ekipman ve sterillik, iş yükü/süresi, hasta- hemşire iletişiminde eksiklik, vaka sayısında azalış, acil-elektif vaka uygulamalarında değişim, esnek mesai uygulaması, Pandeminin Yarattığı Etkiler temasında; endişe/korku, psikolojik sıkıntılar, kişisel koruyucu ekipman güçlüğü, hemşire eksikliği, aileye özlem/uzaklık, uyku bozuklukları, ailesel sorunlar, farklı birimde çalışma zorluğu, Pandemi ile Baş Etme Stratejileri temasında; aile ile iletişim, nefes/spor egzersizleri, maneviyat, düzenli/sağlıklı beslenme, online alışveriş, dizi/film izleme, süreci kabullenme, Pandemiden Öğrenilenler temasında hayatın/sağlığın önemi, ailenin önemi, hemşirelik mesleğinin değersizliği, maddi adaletsizlik, mesleki tecrübe kazanımı, kişisel korunmanın önemi, sendika desteğinin alınmaması ve mesleki doyum kodları oluşturuldu. COVID-19 pandemisi ile birlikte ameliyathanede hemşirelik ve cerrahi süreç üzerinde değişimler yaşandığı, hemşirelerin olumlu/olumsuz etkiler deneyimlediği, baş etme yöntemleri kullanarak pandemiden birçok kazanım elde ettiği belirlendi.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerCOVID 19+5
Büşra Ergen
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında farklı baş yüksekliğinde uygulanan endotrakeal aspirasyonun beynin oksijenlenmesine etkisinin invaziv olmayan yöntemle değerlendirilmesi

Yoğun bakım ünitelerinde uygulanan endotrakeal aspirasyon ve başın yükseltilmesi gibi hemşirelik bakım uygulamaları serebral oksijenasyonda önemli değişikliklere neden olmaktadır. Ancak literatürde bu iki uygulama arasındaki ilişkiyi açıklayan bir veri bulunmamaktadır. Bu nedenle, mekanik ventilatör desteği alan nöroşirurji yoğun bakım hastalarında, serebral oksijenasyonun bozulmasını önlemek üzere endotrakeal aspirasyon sırası ve sonrasında ideal baş yüksekliğinin invaziv olmayan bir yöntem ile belirlenmesi amacıyla araştırma yapıldı. Araştırma Zonguldak İl merkezi'nde bulunan üniversite ve devlet hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, yoğun bakım ünitelerine bir yıllık sürede yatışı yapılan toplam 520 nöroşirurji hastası oluştururken, örneklemini, literatürden elde edilen araştırma sonuçlarına göre, α=0,05, 0,25 etki büyüklüğü, %90 power ile belirlenerek 46 hasta oluşturdu. Bu prospektif yarı deneysel çalışmada, hastalara sırasıyla 15, 30 ve 45 derecelik baş yüksekliği verilerek, her baş yüksekliğinde, gereksinim oluştuğu anda endotrakeal aspirasyon uygulandı. Hastaların serebral oksijenasyon değerleri invaziv olmayan bir cihaz yardımıyla uygulama öncesi, uygulama sonrası 1., 5. ve 30. dakikalarda ölçüldü. Veriler, 14.03.2020 ile 14.05.2021 tarihleri arasında toplandı. Elde edilen veriler; tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Friedman testi, Durbin Conover testi ve Spearman's Rho korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler Jamovi project, Jamovi ve JASP programları ile yapıldı ve analizde anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edildi. Analizler sonucunda; her bir baş yüksekliğinde sağ ve sol frontal lobda ölçülen oksijenasyon değerleri ile ölçüm zamanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). Baş yüksekliği derecelerine göre ikili karşılaştırmaların yapıldığı ileri analiz sonuçlarına göre; her iki serebral bölgede de, her bir ölçüm zamanında 45 derece baş yüksekliğinin hem 30 hem de 15 dereceye göre daha yüksek oksijenasyon sağladığı ve bu durumun istatiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Hastaların cinsiyetlerine göre, farklı baş yüksekliklerinde ölçülen serebral oksijenasyon değerlerine bakıldığında anlamlı farklılık tespit edilirken, farklılığı yaratan grubun erkek hastalar olduğu ve erkeklerde serebral oksijenasyon değerlerinin daha yüksek seyrettiği tespit edildi (p<0,05). Hastaların yaşam bulguları ile ölçüm zamanlarına göre farklı baş yüksekliklerindeki serebral oksijenasyon değerleri karşılaştırıldığında; her iki serebral bölgede de hastaların yalnızca solunum sayılarındaki değişimlerde anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Bu değişimin pozitif yönde ve zayıf-orta derecede bir ilişkiye sahip olduğu bulundu. Ancak, hastalara ait diğer demografik ve sağlık durumu ile ilişkili veriler ile sağ ve sol serebral bölgede farklı baş yüksekliklerinde uygulan endotrakeal aspirasyon öncesi ve sonrasında ölçülen oksijenasyon değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Araştırma, nöroşirurji yoğun bakım hastalarında endotrakeal aspirasyon uygulanması sırasında serebral oksijenasyon açısından en uygun baş yüksekliğinin 45 derece olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: Baş yüksekliği, endotrakeal aspirasyon, hemşirelik girişimleri, nöroşirurji, serebral oksijenasyon, yoğun bakım

AspirasyonBeyinHemşirelik+6
Sibel Köstekli
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Zihinsel yetersizliği olan çocuklara verilen cinsel sağlık ve gelişim eğitiminin etkinliğinin belirlenmesi

Randomize kontrollü bir araştırma olarak gerçekleştirilen bu araştırmanın amacı hafif ve orta düzey zihinsel yetersizliği olan çocuklarda "Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklara Yönelik Cinsel Sağlık ve Gelişim Eğitimi Programı"nın etkinliğinin belirlenmesidir. Araştırma, Zonguldak'ta üç tane özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini 12- 18 yaş arasında zihinsel yetersizliği olan 48 çocuk (girişim grubu= 24, kontrol grubu= 24) oluşturdu. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Ergenlik Dönemindeki Zihin Yetersizliği Olan Çocukların Cinsel Gelişim Özellikleri Ölçeği" ve "Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklarda Cinsel Gelişim Bilgi Değerlendirme Ölçeği" ile ön test, son test ve kalıcılık testi şeklinde üç aşamada Eylül 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında toplandı. Girişim grubuna "Tam Öğrenme Modeli" ne dayalı sekiz haftalık Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklara Yönelik Cinsel Sağlık ve Gelişim Eğitimi Programı uygulandı. Zihinsel yetersizliği olan çocuklara verilen eğitim programı sonrasında girişim grubunda kontrol grubuna göre "Ergenlik Dönemindeki Zihin Yetersizliği Olan Çocukların Cinsel Gelişim Özellikleri Ölçeği" puan ortalaması daha düşüktü (p<0.05). Zihinsel yetersizliği olan çocuklara verilen eğitim programı sonrasında girişim grubunda kontrol grubuna göre "Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklarda Cinsel Gelişim Bilgi Değerlendirme Ölçeği" puan ortalaması daha yüksekti (p<0.05). Sonuç olarak, eğitim programı zihinsel yetersizliği olan çocukların cinsel sağlık ve gelişimlerine ilişkin bilgi düzeyinin ve annelerinin bu konudaki farkındalıklarının artmasında etkiliydi. Zihinsel yetersizliği olan çocukların eğitim müfredatlarına hemşire işbirliğinde verilecek cinsel gelişim ve sağlık konularının da eklenmesi önerilmektedir. Randomize kontrollü çalışma numarası: NCT04635969

Cinsel eğitimCinsel gelişimCinsel sağlık+4
Aylin Kurt
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Munro perioperatif basınç yarası risk değerlendirme ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliği

Amaç: Munro Perioperatif Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliği 'nin Türkçe'ye uyarlanması ve 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği 'ne göre duyarlılık, özgüllük, tahmin etme değerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Metodolojik araştırmadır. Araştırma bir Üniversite Hastanesi'nin ortopedi vakalarının yapıldığı ameliyathane ve sonrasında hastaların takip edildiği ortopedi servisi ve anestezi sonrası bakım ünitesinde yürütüldü. Örnekleme 121 hasta alınmıştır. Veriler Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Munro Perioperatif Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğinin ve 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, Kapsam Geçerlik İndeksi, Duyarlılık, Özgüllük, Tahmin Etme Değeri ve ROC Eğrisi ve Eğri Altında Kalan Alan değerleri ile analiz edilmiştir. Etik kurul, kurum ve hasta yakınlarından izin alınmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 52.22±19.65, kapsam geçerlilik indeksi 0.92'dir. Araştırmada Munro Perioperatif Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğinin amaliyat öncesi, ameliyat sırası ve ameliyat sonrası kesme noktasının sırasıyla ≥9.50; ≥13.50; ≥3.50olarak belirlendi. Munro ölçeğinde ROC Eğrisi'nin AUC değerleri sırası ile 0.735, 0.748, 0.729 olarak bulundu. Munro ölçeğinin ameliyat öncesi, ameliyat sırası ve ameliyat sonrası duyarlılık oranları sırasıyla %76.2, %71.4 ve %80.9 iken Özgüllüğü %76.0; %76.0 ve %58.0 olarak belirlendi. 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği 0.731'dir. Sonuç: Munro Perioperatif Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeğinin basınç yarası riskini belirlemede "kabul edilebilir" ayırım gücüne sahipken, duyarlılık, özgüllük ve negatif tahmin etme değeri yüksektir.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerBasınç ülserleri+5
Banu Ece Çetinkaya
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin COVID-19 korkusu ile depresyon, anksiyete ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki

Yapılan bu çalışmada cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin COVID-19 korkusu ile depresyon, anksiyete ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya bir üniversite hastanesinin cerrahi kliniklerinde çalışan 58 kadın ve 13 erkek olmak üzere toplam 71 hemşire katılmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde kişisel bilgi formu, "COVID-19 Korkusu Ölçeği", "Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği Kısa Formu" ve "Tükenmişlik Ölçeği Kısa Formu" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz aşamasında ise Statistical Package for the Social Sciences 25.0 programında Mann Whitney U analizi, Wallis H analizi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda cerrahi hemşirelerinin COVID-19 korkusu ve tükenmişlik düzeylerinin orta seviyede olduğu, depresyon ve anksiyete düzeylerinin ise düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre hemşirelerin psikolojik sağlık sorunlarının genel olarak yaş grubu, cinsiyet, eğitim düzeyi, aile yapısı, aile içinde 65 yaş ve üstü veya kronik hastalığı olan birey bulunma durumu, kronik hastalığa sahip olma durumuna ve sigara ve alkol kullanma durumu değişkenlerine göre farklılaşmadığı bulunmuştur (p>0.05). Araştırmanın bağımlı değişkenleri arasındaki ilişkiler incelendiği zaman ise cerrahi hemşirelerinde COVID-19 korkusu, depresyon, anksiyete ve tükenmişlik düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, pandemi sürecinde cerrahi kliniklerinde görev yapan hemşirelerde karşılaşılan psikolojik problemler üzerinde demografik değişkenlerin önemli birer belirleyici olmadığı, bunun yanında COVID-19 korkusunun depresyon, anksiyete ve tükenmişliği arttırdığı söylenebilir.

AnksiyeteCOVID 19Cerrahi+6
Büşra Tarı
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Maden ve termik santral işçilerinin iş yükü ve ruhsal sağlık durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma yeraltı maden ocakları ve termik santral işçilerinin iş stresi, iş yükü, iş kontrolü, sosyal destek düzeyleri ve genel sağlık durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılan çalışma 162 maden işçisi ve 158 termik santral işçisi ile tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve İsveç İş Yükü-Kontrol-Destek Anketi(İİYKD), Genel Sağlık Anketi (GSA-12) ile toplanmıştır. Veriler SPSS 22.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U test ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Maden ve termik santral işçilerinin GSA-12 ve İİYKD Anketi ölçek puanları karşılaştırıldığında maden işçilerinin genel sağlık, iş yükü, beceri kullanımı, iş kontrolü, iş stresi puanlarının yüksek ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05); karar serbestliği ve sosyal destek puanlarında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Katılımcıların ölçek puanları arasındaki ilişki incelendiğinde genel sağlık anketi puanları ile beceri kullanımı (r=-0,131 p=0,019); karar serbestliği (r=-0,218 p<0,001); iş kontrolü (r=-0,214 p<0,001) ve sosyal destek (r=-0,403 p=0,001) puanları arasında negatif yönde; iş stresi (r=0,243 p=0,001) arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda her iki işçi grubunun da iş stresinin yüksek ve ruhsal yönden riskli olduğu ancak maden işçilerinin riskinin daha yüksek olduğu; beceri kullanımı, karar serbestliği, iş kontrolü, sosyal destek azaldıkça ve iş stresi arttıkça ruh sağlığına yönelik riskin arttığı belirlenmiş, ağır ve tehlikeli bu iş yerlerinde özellikle maden işçilerinin iş stresini azaltacak önlemlerin alınması ve ruh sağlığını korumaya yönelik çalışmalar yapılması önerilmiştir.

Kömür madenciliğiMadenciMadencilik+7
Ayşe Şentürk
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını sırasında görev yapan sağlık çalışanlarında travma sonrası büyüme ve etkileyen faktörler

Bu çalışma, COVID-19 salgını döneminde görev yapan sağlık çalışanlarının farklı zaman dilimlerinde travma sonrası büyüme düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın evren ve örneklemi Zonguldak İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Devrek Devlet Hastanesi'nde görev yapan yapan 109 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçme araçları 6 ay ara ile (Eylül 2020-Mart 2021) iki kez uygulanmıştır. Çalışmanın istatistiksel değerlendirmesinde SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Kolmogrov-Smirnov testi, bağımız gruplar t testi, ikiden fazla grup ortalamalarının karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA), gruplar arası karşılaştırmalarda alt gruplardaki birey sayısı düşük olan karşılaştırmalarda parametrik istatistiklerin nonparametrik karşılığı olan Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda sağlık çalışanlarından çocuk sahibi olmayanların, 1-5 yıl ve 6-10 yıl çalışma yılına sahip olanların, COVID-19 biriminde görev yapmayan sağlık çalışanlarının ve COVID-19 nedeniyle yakınını kaybetmeyenlerin travma sonrası büyüme puanının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Sağlık çalışanları, Travma sonrası büyüme

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Yasemin Şeyma İncirci
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID 19 tedavisi alan ve almayan bireylerde travma sonrası stres bozukluğu ve etkileyen faktörler

COVID-19 hastalığı tanımlandığı 2019 yılından itibaren tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Bir enfeksiyon hastalığı olarak ortaya çıkan hastalık, yaygın etkileri sebebiyle, önemli bir halk sağlığı problemi olmuştur. COVID-19 hastalığının ölümcüllüğünün ve bulaşıcılığının yüksek olması, tedavi sürecinde ve sonrasındaki belirsizlikler, hastalıktan korunmak için alınan tedbirler, karantina önlemleri, yaşam rutinlerinin tamamen değişmesi gibi hastalığa özgü pek çok özellik nedeniyle bireylerin ruh sağlığıolumsuz etkilenmiştir. Bu çalışma, COVID-19 tanısı ile hastanede yatarak tedavi alan ve COVID-19 tanısı almayan bireylerde post travmatik stres bozukluğu belirtilerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılan bir vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmanın vaka grubunu COVID-19 tedavisi alan hastalar (109), kontrol grubunu ise aynı dönemde hastaneye başvurarak test yaptıran ve veri toplanan tarihe kadar da COVID-19 tanısı almayan (109) bireyler oluşturmuştur. Çalışmanın verileri kişisel bilgi formu ve Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği kullanılarak telefon görüşmeleri aracılığı ile toplanmıştır. Veriler Statistical Package for the Social Scienes 22.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada vaka grubunun Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği puanlarının kontrol grubundan yüksekolduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Tanıdan sonra geçen zaman, yaş, gelir durumu, yakın çevrede covid nedenli ölüm yaşanması, hasta bireyle temas, iletişim sorunları yaşama, ekonomik sorun yaşama ve kronik hastalığa sahip olma durumuna göre vaka ve kontrol gruplarının Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Yapılan bu çalışma ile COVID-19 tedavisi alan bireylerin travma sonrası stres belirtilerinin, tedavi almayanlara göre daha yüksek olduğu ve Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği puanlarının sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir Anahtar Kelimeler: Travma sonrası stres bozukluğu, COVID-19, Sosyo-demografik değişkenler.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+2
Burcu Karaköse
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00