
5,396
Archived Theses
34
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Yabancı dil olarak Arapça öğreniminde lehçelerin etkisi
Yabancı Dil Olarak Arapça Öğreniminde Lehçelerin Etkisi Bu tez, ana dili Arapça olmayan kişilerin bu dili öğrenirken karşılaştıkları sorunları ele almaktadır. Tezde Anadili Arapça olmayanların Arapça öğrenirken özellikle lehçelerin bu dili öğrenmede olumsuz etkilerinin bulunduğuna işaret edilerek bunların çözümünde hangi yöntem ve tekniklerin kullanılması gerektiği ele alınmıştır. Çalışmamda, cahiliye dönemi ve günümüz Arap dünyasında yaygın olarak kullanılan bazı lehçeler ve bu lehçelerin Arap dünyasında bölgesel olarak dağılımına ve her bir lehçeyi diğerinden ayıran özellikler ile lehçe mevzusu ele alınacak, yabancı dil olarak Arapça öğrenenler için ciddi bir sorun olan iki dillilik (fasih Arapça ve yerel lehçelerde iki dillilik) problemi işlenecektir. İkidillilik konusu, edebiyat ve yazı dilinde kullanılan fasih Arapça ile konuşma dili diye tanımlanan ve yerel lehçeler şeklinde toplumda yaygınlaşan günlük kullanım dilleri arasındaki farklılıktır. Çalışmamda, yabancı dil olarak Arapçayı öğrenen kişilerin bu iki dillilik meselesinden nasıl etkilendikleri incelenmektedir. İki dillilik probleminin giderilmesi için bazı çözüm yöntemleri ele alınmıştır. Yabancı dil olarak Arapça öğrenen kişilere uzman eğitimcilerin tahsis edilmesi, modern dil eğitim metodunun uygulandığı kolaylaştırılmış bir müfredatın hazırlanması, buna ek olarak, her öğrencinin seviyesinin değerlendirilip göz önünde bulundurulması ve yabancı dil eğitimine bu durumların dahil edilmesi de işlenmektedir. Çalışmamızın, anket görüşmelerinin ve kişisel görüşlerin de yer aldığı ikinci bölümünde elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Bu analizler ve saha görüşmeleri neticesinde ortaya çıkan iki dillilikten kaynaklanan sorunlar ve çözüm yolları ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise, yabancı dil olarak Arapça öğrenimine iki dillilik çerçevesinde ışık tutacak bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancı dil, Arapça, fasih Arapça, lehçe, iki dillilik
Muhammed Et-Tâhir B. Aşûr (1879-1973) ve hadis ilmindeki yeri
Bu araştırmada "Muhammed et-Tâhir b. Âşûr ve Hadis İlmindeki Yeri" konusu ele alınmıştır. İbn Âşûr, İslam dünyasının en buhranlı dönemlerinden biri olan XIX. asrın son çeyreği ile XX. asrın ilk üç çeyreğinde 1879-1973 yılları arasında Tunus'ta yaşamış önde gelen âlimlerdendir. O, 94 yıllık ömründe Mâlikî kadılığı, Şeyhu'l-İslamlık, Zeytûne Üniversitesi'nde rektörlük gibi Tunus'ta önemli görevler yapmıştır. Bunun yanında tefsir, hadis, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı gibi hemen hemen her ilim dalında eser telif etmiş ıslahatçı bir ilim adamıdır. İbn Âşûr, Buhârî'nin Sahîh'i üzerine en-Nazaru'l-Fasîh ve Mâlik b. Enes'in Muvatta'ı hakkında Keşfu'l-Muğatta adlı şerhlerini yazmış, ayrıca Hz. Peygamber ve hadis ile ilgili pek çok makale kaleme almıştır. Bu araştırmada bu çalışmalardan ve diğer eserlerinden hareketle onun hadis ilmindeki birikimi ortaya koyulmuştur. Bu çalışmanın giriş bölümünde İbn Âşûr'un yaşadığı zamanda Tunus'un siyasî, ekonomik ve ilmî durumu ele alınmıştır. İlk bölümde hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri yer almaktadır. İkinci bölümde ise İbn Âşûr'un Hz. Peygamber tasavvuru, hadis ve sünnet ile ilgili görüşleri, sünnetin bağlayıcılığı taksimi, eserlerinden tespit edilen sened ve metin tenkidi örnekleri ve hadis şerhçiliği konuları işlenmiştir
Arap dilinde edatların metinde kurduğu anlamsal ilişkiler
Art arda dizilmiş kelime yığınlarına cümle, cümlelere de metin denilebilmesi için bazı özelliklerin bulunması gerekir. Çünkü birbirinden kopuk ve aralarında hiçbir bağlantı olmayan kelime ya da cümleler dizisi metin olma vasfını haiz değildir. Cümleler içinde ve arasında ilişki kurarak onların metin haline gelmesini sağlayan önemli dilsel ögelerden biri edatlardır. Edatlar gerek yazılı gerekse de sözlü iletişimde yanlış ya da eksik anlaşılmanın önüne geçen etkin dil birimleridir. Arap dilinde edatların sayıları çok farklı olduğundan konunun sınırı ve çerçevesini belirleyebilmek gayesiyle ez-Zemahşerî'nin el-Mufassal fî Sanʻati'l-İʻrâb isimli eserindeki edatlar esas alınarak metinde kurdukları ilişki türleri incelenmiştir. Aynı ilişki türüne ait edatlar arasındaki farklar da mümkün olduğunca tefrik edilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde tezin konu, kapsam, amaç, önem ve yöntem gibi temel bahisleri yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca edat literatürü hakkında kronolojik olarak bilgi verilmiştir. Birinci bölümde edatın kelime türleri içerisindeki yerine hatta bir kelime türü olup olamayacağına ilişkin tartışmalara değinildikten sonra edat hakkında yapılmış tanımlar, adlandırmalar ve edatın tek başına anlamı var mı yoksa yok mu gibi edatla irtibatlı mevzular ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. İkinci bölümde tespit edilen anlamsal ilişki türlerinin öncelikle kavram içerikleri izah edilmiş daha sonra da ilişki türlerinin edatları incelenmiştir. Bu bölümde atıf (bağlama), tercih, taʻlîl (sebep/gâye-sonuç), sınırlama, ma'iyyet (birliktelik), teşbih (benzetme), tekid (pekiştirme/kuvvetlendirme), temenni, istisna, kasr/hasr (daraltma), değiştirme, tersinelik (karşıtlama), istifham, tasdik ve ret, şart, tahzîz ve tendîm (teşvik ve kınama), ihtimal ilişkileri ele alınmıştır. Ek kısmında örnek metinler üzerinde uygulamalı bir şekilde edatların metinde sağladıkları anlamsal ilişki türleri belirtilerek mahiyetleri üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise araştırmadaki tartışma ve tespitler özetlenerek çalışmanın genel görünümünün çerçevesi sunulmuştur. Bu çalışmada ez-Zemahşerî'nin el-Mufassal'ı başta olmak üzere nahiv, müstakil edat çalışmaları, belâgat, fıkıh usûlü, dilbilim vs. eserlerden yararlanılarak edatlar konusu metinde kurdukları ilişki türlerine göre ele alınmıştır. Birçok gramercinin harf/edat hakkındaki görüşleri verilerek bu kavram etrafındaki farklı sınıflandırma ve adlandırmalar tespit edilmiştir. Edatların sınıflandırılması ve adlandırılmasında gramerciler arasında birbirinden farklı yaklaşımlar tespit edilmiştir. Edatlar yapı/biçim bakımından değil, anlamsal açıdan incelenip çok sayıda örnek cümle üzerinde metne yaptığı katkılar gösterilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, Edat, Metin, Anlam, Bağlam, İlişki.
Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fî Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an'da tefsir yöntemi -âl-i imrân sûresi örneği-
Tefsirle meşgul olan müfessirlerin hedefi Kur'an'ı anlaşılır kılmaktır. Her dönemde farklı yöntem ve yaklaşımlarla Kur'an tefsir edilmeye çalışılmıştır. Son yüzyılda gerek metot gerek anlayış ve gerekse içerik açısından tefsirde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu yöntem tartışmaları günümüzde de devam etmektedir.1930 yılında dünyaya gelen ve hayatta olan El-Hererî, İslamî ilimlerin hemen her dalında eserler yazmıştır. Tefsir alanında yazdığı Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fi Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an isimli tefsiri XX. yüzyılın sonunda yazılan önemli tefsirlerden biridir. Yöntem ve içerik açısından araştırılması gereken bir tefsirdir. Biz el-Hererî'nin söz konusu tefsirini (Âl-i İmrân sûresi örneğinde) Kur'an ilimleri ve tefsir yöntemi açısından incelemeye ve özellikle de tefsirin öne çıkan yanlarını tahlile gayret ettik. Rivayet ve dirayeti özünde toplayan bu tefsir, kendine özgü bir yöntemle yazılmıştır. Münasebetten kıraat vecihlerine, irâbdan belagate, şiir ile istişhaddan neshe, ahkâm tefsirinden, içtimâî ve işârî tefsire, dilbilimsel tahlillerden Kur'an'ın i'cazına kadar her konuya yer vermiştir.
Arap dilinde iʻrâb-anlam ilişkisi
Arap gramerinde, kelimelerin sonlarında bir âmil sebebiyle gerçekleşen değişikliklere iʻrâb denmektedir. Araplar, kelimelerin sonlarını belirterek yani iʻrâblı bir şekilde söylüyorlardı. Bu açıdan iʻrâb, dilbilimsel bir kalıp içinde nahiv olgusu olarak ifade edilmezden önce Arapların dillerinde kullanılagelen bir 'dil olayı' idi. İʻrâb, kelime ve cümle terkipleri içerisinde farklı alâmetlerle ortaya çıkan ve ifade ettiği konumlarla cümlenin anlamsal yorumuna etki eden bir nahiv olgusudur. Birkaçı hariç, Arap dilbilginleri iʻrâbın anlama etkisini kabul ederler. Dilbilimsel olarak iʻrâbın ortaya çıkış sebebi âmil nazariyesidir. Bu açıdan iʻrâb, kelimenin cümle içindeki konumlarına göre değişen âmillerin bir sonucudur. İʻrâb, dildeki hatalı kullanımları giderir ve sözün, fesahatini, belağatını ve anlamını güçlendirir. Bu anlamda iʻrâb, işlevsel anlamın açığa çıkmasında önemli bir paya sahiptir. Lafzî iʻrâb, açıkça görünen iʻrâb alametleri üzerinden, cümlenin öğeleri arasındaki farkı belli ederek cümlenin işlevsel anlamını açıkça gösterirken; takdîrî ve mahallî iʻrâbın anlama bir etkisi söz konusu değildir. Sonuç itibariyle, türleri açısından iʻrâbın anlama etkisi sınırlıdır. İʻrâb, işlevsel olarak cümlenin anlamını açığa çıkaran en önemli anlam karinelerinden biridir; fakat tek başına anlamı belirleyici bir etkiye sahip değildir. İʻrâbın cümlenin anlamına etkisi, diğer gramer ve dil karineleriyle birlikte düşünülerek ele alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, İʻrâb, Anlam, Gramer, Söz, Cümle, Karine, İlişki, İşlevsel.
Arapçada asıl ve fer' nazariyesi
Arap nahiv kurallarının tespit edilip sistematize edilme çalışmalarında, nahiv âlimlerinin yararlandığı kavramlardan biri de asıl ve fer' ayrımıdır. Nahiv âlimleri dil ile ilgili yaptıkları çalışmalarda asıl ve fer' ayrımından yararlanmışlardır; ama asıl ve fer' konusu ile ilgili müstakil bir eser telif etmemişlerdir. Bu çalışmanın giriş kısmında asıl ve fer' kavramları ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Daha sonra nahiv ve nahiv usulü ile ilgili özellikle klasik nahiv kitaplarında asıl ve fer' ile ilgili dağınık halde bulunan veriler değerlendirilip bir araya getirilmiştir. Sonuç kısmında ise çalışmanın genel görünümü yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmada başvurulan kaynakların büyük bir kısmını klasik nahiv eserleri oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Asıl, Fer', Nahiv, Nahiv Usulü
Alevî nitelemeli geleneğin tasavvufî boyutu -Fikrî unsurlar örnekleminde-
Bu çalışma, Alevî nitelemeli geleneğin tasavvufî boyutunu, Tasavvuf Tarihi'nde bir olgunun değerlendirilmesinde ana ölçütlerden biri kabul edilen fikrî unsurlar çerçevesinde ele almaktadır. Bilindiği üzere bir geleneğin tasavvufa mensup olabilmesi için fikrî, fiilî, maddî ve insanî olmak üzere dört ana alandaki unsurları bünyesinde barındırması gerektiği belirtilmektedir. Çalışma, Alevî geleneğin tasavvufî boyutunu fikrî unsurlar açısından ele almayı amaçlamaktadır. Araştırmanın fikrî unsurlar bağlamındaki kapsamı vâhdet-i vücûd, nûr-i Muhammedî, ilhâm, keşf, rüya, kerâmet ve ricâlü'l-gayb kavramları çerçevesinde şekillendirilmiştir. 1990'larda dünyada ve ülkede yaşanan siyasi, sosyoekonomik ve kültürel gelişmelere bağlı olarak Alevî geleneğe mensup ocak ve gruplar hakkında farklı tartışmalar yürütülmüş; konu büyük oranda geleneğin tasavvuf boyutunu gözardı ederek mecrası dışında tartışılmıştır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde son dönemlerde geliştirilen metodolojik yaklaşımlar farklı geleneklerin zihniyet analizi yaklaşımıyla incelenmesi hususunu ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşımda kavramlar ve kurumlar oldukça önemli unsurlardır. Alevî geleneğin tasavvufî boyutunun fikrî unsurlar bağlamında ortaya konulması, İslam Mezhepleri Tarihi disiplini çerçevesinde önemli bir katkı sunacaktır. Mevcut literatürde Alevî geleneğin tasavvufî boyutuna dair sınırlı çalışmalar bulunmakta olup bu çalışma alandaki eksikliği gidererek önemli bir katkı sunmayı amaç edilmektedir. Çalışmanın temel varsayımı, Alevî geleneğe mensup ocakların tasavvufî bir mahiyet taşıdığı şeklindedir. Çalışmanın söz konusu varsayımı ve amaçları doğrultusunda belirlenen kavramların Tasavvuf Tarihi'ndeki çerçevelerine dair bir inceleme yapılması, bilahare bu kavramların Alevî geleneğe mensup ocak ve gruplardaki durumunun ortaya konulması, sonrasında elde edilen verilerin mukayeseli bir şekilde analiz edilmesi hedeflenmektedir. Nitel araştırma hüviyetli çalışmamız deskriptif/betimleyici ve fenomenolojik yaklaşım esas alınarak yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, bağımlı değişken olarak tespit edilen örneklemin Tasavvuf Tarihi ve Alevî geleneğe mensup kaynakların doküman taraması yöntemiyle incelenmesi suretiyle elde edilmiştir. Elde edilen söz konusu veriler tasavvuf geleneğindeki ana ekoller ve Alevî geleneğe mensup ocaklar bağımsız değişkenlerine göre mukayeseli bir şekilde analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda Alevî geleneğe mensup ocak ve grupların, tasavvuf düşüncesi ve tarikat hayatı uygulamalarına sahip topluluklardan müteşekkil olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tarîkat ve tasavvuf algısı: Diyanet Gençlik Merkezlerine gelenüniversite öğrencileri örneği
ÖZET Tarîkat ve Tasavvuf Algısı: Diyanet Gençlik Merkezlerine Gelen Üniversite Öğrencileri Örneği Modern toplumlarda genç bireylerin dinî ve manevi değerlere olan yaklaşımları, sosyolojik ve psikolojik incelemelerin önemli bir konusu olarak öne çıkmaktadır. Özellikle kimlik arayışının yoğun olduğu ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde, üniversite öğrencileri geleneksel dinî yapılar ile modern yaşamın dinamikleri arasında bir denge kurma çabası içindedirler. Bu bağlamda, tarîkat ve tasavvuf gibi geleneksel manevi yapılar, gençlerin hem manevi arayışlarına hem de toplumsal etkileşimlerine yönelik sundukları deneyimlerle dikkat çekmektedir. Ancak bu yapıların toplumsal algısı, yalnızca manevi boyutlarıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda sosyal, kültürel ve hatta siyasi etkileriyle de tartışma konusu olmaktadır. Bu tez çalışmasında, üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf algısını anlamayı ve bu yapılara yönelik eleştirilerinin temel nedenlerini ortaya koymayı amaçladık. Araştırmanın sahası olarak Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri seçilmiştir. Bu merkezler, gençlerin dinî ve manevi değerlerle buluşmasını teşvik eden, aynı zamanda sosyal ve kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapan önemli mekânlar olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, bu merkezlere devam eden üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf kavramlarına ilişkin bilgi düzeylerini, bu yapılara yönelik tutumlarını ve eleştirilerini anlamaya yönelik kapsamlı bir anket çalışması yürütülmüştür. Anket, öğrencilerin hem bireysel hem de toplumsal bağlamda bu yapılara nasıl yaklaştığını ve bu yaklaşımların hangi faktörlerden etkilendiğini analiz etmeyi hedeflemiştir. Çalışmamızın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı ve önemi detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmanın yöntemi, veri toplama araçları, verilerin toplanma süreci ve değerlendirilmesi ile çalışmanın kapsamı ve sınırlılıkları açıkça ortaya konulmuştur. Birinci bölümde, tarîkat ve tasavvuf kavramları hakkında bilgiler verilmiş, Türkiye'de tarîkat algısının evrimi ve Diyanet İşleri Başkanlığının gençlik faaliyetlerinin bu bağlamdaki rolü ele alınmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, anketten elde edilen verilerin detaylı analizi sunulmuştur. Bu bölümde, katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bulgular (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, dinî pratiklere katılım düzeyi vb.) ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Bunun yanı sıra, katılımcıların tarîkat ve tasavvuf kavramlarına dair genel bilgi ve kavrayış düzeyleri, bu yapılara ilişkin temel inançları ve kaynakları, modern yaşamın bu algılar üzerindeki etkisi, tarîkat ve tasavvuf uygulamalarına yönelik tutumları ile kişisel tecrübeleri ve düşünceleri analiz edilmiştir. Özellikle, gençlerin bu yapılara yönelik eleştirilerinin altında yatan sosyo-kültürel, psikolojik ve dinî faktörler detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Sonuç ve tartışma kısmında, çalışmanın ana bulguları özetlenmiş ve bu bulguların sosyolojik ve dinî bağlamdaki yansımaları değerlendirilmiştir. Araştırma, üniversite öğrencilerinin tarîkat ve tasavvuf algısının, hem bireysel manevi arayışlardan hem de toplumsal dinamiklerden etkilendiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Diyanet Gençlik Merkezlerinin gençlerin bu yapılara yönelik tutumlarını şekillendirmede önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir. Çalışma, gençlerin tarîkat ve tasavvuf gibi geleneksel dinî yapılara yönelik algılarının, modern yaşamın sunduğu bireysellik ve özgürlük arayışıyla nasıl bir denge kurduğuna dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu bağlamda, elde edilen sonuçlar, hem dinî kurumların gençlere yönelik faaliyetlerini şekillendirmede hem de sosyolojik araştırmalarda kullanılabilecek önemli veriler sunmaktadır.
Hanefî literatüründe muhtasar geleneği ve Ibnü's-Sââtî'nin Mecmau'l-Bahreyn ve Mülteka'n-Neyyireyn adlı eserinin değerlendirilmesi
İslam hukuk düşüncesinin gelişimiyle birlikte, hicrî 2. yüzyıldan itibaren fıkıh alanında birçok eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerden bir kısmı ayrıntılı ve geniş hacimli, bir kısmı ise özlü ve sistematik yapısıyla dikkat çeken muhtasar türünde yazılmıştır. Fıkhî bilgileri delillere yer vermeksizin özet bir şekilde sunan ve genellikle eğitim amaçlı kullanılan bu metinlerin ilk örneklerini Hanefî fakihleri telif etmişlerdir. Hanefî mezhebi literatüründe büyük öneme sahip olan ve "Mütûn-i Erbaa" olarak bilinen dört temel eser, bu geleneğin en güçlü halkalarını oluşturmaktadır. Bu tezde, söz konusu dört temel metinden biri olan ve Hanefî fakihlerinden İbnü's-Sââtî (ö. 694/1295) tarafından kaleme alınan Mecmau'l-bahreyn ve mülteka'n-neyyireyn adlı eser merkeze alınmıştır. İbnü's-Sââtî bu eserinde, daha önce yazılmış önemli bir muhtasar olan Kudûrî'nin (ö.428/1036) Muhtasar'ı ile Nesefî'nin (ö.537/1143) Manzûme'sini bir araya getirmiştir. Meselelerin özgün bir biçimde ele alındığı eserde her bir âlimin görüşü farklı bir cümle kalıbı ile aktarılmış, görüş sahiplerine rumuzlarla işaret edilmiş, konular sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Ancak eserin üslubu son derece veciz olup, anlaşılması belirli düzeyde fıkıh ve dil bilgisine sahip olmayı gerektirmektedir. Muhtasar eserler yalnızca öğretici ve özetleyici metinler değildir; aynı zamanda mezhep içi tercihleri belirginleştiren, normatif sınırları çizen ve fıkhî otoriteyi temsil eden temel kaynaklardır. Mecmau'l-bahreyn, bu yönleriyle klasik muhtasar geleneğinin devamı ve özgün bir örneği olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, hem Hanefî muhtasar geleneğini hem de bu geleneğin özgün bir örneği olan Mecmau'l-bahreyn'i daha yakından tanımayı ve ilim tarihindeki yerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatür taramasına dayalı tarihsel-doküman analiz tekniğiyle hazırlanan bu çalışmanın birinci bölümünde, muhtasar eserlerin tanımı, tarihî gelişimi ve Hanefî literatüründeki yeri ele alınmıştır. İkinci bölümde, İbnü's-Sââtî'nin yaşadığı ilmî-sosyal çevre, hayatı, hocaları, öğrencileri, ilmî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Mecmau'l-bahreyn adlı eserin içeriği, sistematiği, metodu, dili ve üslubu detaylı biçimde değerlendirilmiş; kullandığı kaynaklar ve mezhep içindeki yeri tespit edilmiştir.
Gündelik hayatın inşasında Kur'an'ın rolü -Klasik ve son dönem tefsirler ışığında-
Bu doktora tezi, Kur'ân'ın gündelik hayatın inşasındaki rolünü, klasik ve son dönem tefsirler ışığında incelemektedir. Çalışmanın ana konusu, Kur'ân'ın sosyal ilişkilere rehberlik eden üslubunun, birey ve toplum üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu çalışmada Kur'ân'ın değişmeyen yapısının, sürekli değişim halinde olan birey ve toplumla nasıl uyum sağladığı ve gündelik yaşam pratiklerine nasıl yön verdiği incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Kur'ân'ın, insan-Allah, insan-insan ve insan-tabiat etkileşimlerine nasıl rehberlik ettiğini, bu rehberlikte kullanılan dilin ve üslubun rolünü sosyolojik bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Hipotez olarak, Kur'ân'ın insanı, toplumu ve tabiatı düzenleme çabasının, modern toplumdaki sosyal ilişkileri ve davranış kalıplarını da etkileyebileceği ileri sürülmüştür. Çalışmada kullanılan yöntem ve teknikler, dolaylı gözlem ve makro yöntem esas alınarak yapılandırılmıştır. Kur'ân'ın rehberliğini ele alan ayetler incelenirken, klasik ve modern tefsirler karşılaştırılmış ve kavramsal bir analiz yapılmıştır. Kapsam ve sınırlılıklar açısından çalışma, belirli bir dönem tefsir kaynaklarına ve dil yeterliliğine bağlı kalarak Kur'ân'ın gündelik hayatta, insani ilişkiler ve toplumsal yapılar üzerindeki etkisine odaklanılmış ve yalnızca insanın Allah, insan ve tabiat ilişkileri bağlamında gündelik hayat pratikleri ele alınmıştır. Çalışmamız Arap dünyasında Menhecü'l-Kur'ân başlığıyla yapılan çalışmalarla benzerlik gösterse de, bu tez Kur'ân'ın gündelik hayata etkisini incelemesi bakımından özgün bir bakış açısı sunmaktadır. Çalışmanın en önemli sonuçları arasında, Kur'ân'ın gündelik hayatı düzenlerken kullandığı dilin, sadece bir emir ve yasaklar bütünü olmadığını, insanın aklına ve kalbine hitap eden, onun duygu ve düşüncelerine rehberlik eden bir üslup taşıdığı vurgulanmıştır. Kur'ân'ın gündelik hayata dair stratejik amaçlarının; bireylerin iradesini güçlendirmek, sosyal dinamizm sağlamak, aidiyet duygusu oluşturmak ve toplumsal güveni pekiştirmek olduğu tespit edilmiştir. Gelecekte çalışılması gereken konular arasında, Kur'ân'ın modern çağda sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel ilişkiler üzerindeki etkilerinin nasıl olabileceği ile Kur'ân'ın ahlaki rehberliğinin nasıl bir rol oynayabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'ân, Gündelik Hayat, Rehberlik, İnsani İlişkiler
Kur'an'da çok anlamlı kelimelerin Türkçe meallerdeki yansımaları
Çok anlamlı kelimeler, dildeki tek anlamlı sözcüklerin tarihi seyir içerisinde farklı bağlamlarda kullanılması sonucunda zamanla yapısında pek çok manayı barındırması ile oluşmaktadır. Arapça'nın kadim ve köklü bir dil olması hasebiyle, bu dilin çok anlamlı kelimeler bakımından zengin bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Kur'an'ın nüzul dilinin Arapça olması da Kur'an'da çok anlamlı kelimelerin sıkça kullanılmasını beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda amacımız, Kur'an'da mevcut olan çok anlamlı kelimelere dair yapılan mana tercilerinin meydana getirdiği hükmi ve anlamsal sonuçlarını ortaya koyarak çok anlamlı kelimeler üzerine hassasiyet ve titizlikle çalışmanın önemine dikkat çekmektir. Çalışmamızda izlediğimiz metod kapsamında, Kur'an'da kullanılan çok anlamlı kelimelere dair eser kaleme alan beş klasik alimin üzerinde ittifak ettiği çok anlamlı kavramlardan on tanesini inceledik. Ardından bu kavramların geçtiği ayetlerde ilgili kavramlara verilen manaları, referans aldığımız 15 mealden hareketle analiz ettik. Elde ettiğimiz verileri kıyaslama ve tasnif yöntemiyle inceleyerek sonuç kısmında alimler ile meal müelliflerinin tercihleri özelinde değerlendirmeler yaptık. Yapılan değerlendirmeler sonucu alimler ile meal müelliflerinin uyumlu manalar vermekle beraber farklı manaları tercih ettikleri durumlar da olduğu bulgusuna erişerek bu bulguları teker teker açıkladık. Ayrıca çok anlamlı kelimelere dair yapılan tercihlerin ayetlerin hükmü ve manası üzerinde ihtilaflara sebebiyet verdiği ve çok anlamlı kelimelere hamledilen manaların birbirlerinden epey uzak anlamlar barındırması sonucunda mana çeşitliliği meydana getirdiği durumları da tespit ederek sonuç kısmında açıkladık. Tüm bu bulgular neticesinde, Kur'an'da mevcut olan çok anlamlı kelimelerin bağlamsal ve kavramsal doğrultuda titizlikle incelenmesi gerektiği ve bu incelemenin derin bir ilim ve disiplinler arası bir yaklaşım gerektirdiği sonucunda eriştik.
Mona Baker'in eşdeğerlik kuramı bağlamında Ala el-Asvani'nin Yakupyan Apartmanı adlı romanındaki deyimler ve kalıp ifadelerin çevirisi
Bu çalışma, Ala el-Asvani'nin Yakubyan Apartmanı adlı romanının Türkçe çevirisinde yer alan deyim ve kalıp ifadelerin çevirisini, Mona Baker'in çeviribilim alanında öne sürdüğü eşdeğerlik kuramı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çeviribilim alanında özellikle kültürel unsurların ve deyimlerin doğru ve işlevsel aktarımı, kaynak metnin anlam dünyasının ve estetik değerlerinin korunması açısından önemli bir sorun alanı teşkil etmektedir. Bu bağlamda çalışma, Arapça aslından ara dil kullanılarak yani İngilizce üzerinden Türkçeye yapılan çeviride kullanılan deyim ve kalıp ifadelerin çeviri stratejilerini analiz ederek, eşdeğerlik düzeyinde ne tür yöntemlerin tercih edildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmanın kuramsal temelini Mona Baker'in tam, kısmi, açımlama ve çıkarma yoluyla eşdeğerlik kategorileri oluşturmaktadır. Deyimleştirme stratejisini de buraya eklemek gerekir. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu çalışmada, metin karşılaştırmalı analiz tekniği kullanılmış; Türkçeye tercüme edilmiş metinden hareket edilerek deyimler ve kalıp ifadeler tespit edilmiş, Arapçadaki karşılıkları bulunmuş ve eşleştirilmiştir. Yakupyan Apartmanı adlı romanın ara dil İngilizce tercümesi de ihmal edilmemiş tercümelerin kontrolleri sağlanmıştır. Elde edilen veriler, Mona Baker'in eşdeğerlik kuramı doğrultusunda değerlendirilmiş ve sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Yakubyan Apartmanı'nın Türkçe çevirisinde deyim ve kalıp ifadelerin aktarımında genel olarak işlevsel eşdeğerlik stratejisinin benimsendiği, ancak yer yer doğrudan çeviri, açıklama yoluyla çeviri veya kültürel uyarlama gibi yöntemlere de başvurulduğu tespit edilmiştir. Bulgular, çevirmenin hedef metin okuyucusunun dilsel ve kültürel beklentilerini göz önünde bulundurarak anlamı korumaya odaklandığını göstermektedir. Bununla birlikte mütercimin tercihlerine katılmadığımız hatta yanlış olduğunu düşündüğümüz tercümelere de yeri geldikçe işaret edilmiştir.
Dinî yüksek ihtisas merkezlerinde Arapça öğretimi: Tarih, programlar ve pedagojik yaklaşımlar
Bu çalışma, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Dinî Yüksek İhtisas Merkezlerinin Arapça hazırlık eğitimine odaklanmaktadır. Çalışmanın konusu, 1976 yılında İstanbul Haseki Eğitim Merkezi ile başlayan ve günümüze (2025) dek süren yaklaşık elli yıllık süreçte uygulanan Arapça öğretim programlarının geçirdiği metodolojik evrimdir. Araştırmamızın temel amacı, DİB'in bu kurumlardaki Arapça eğitimini neden ve nasıl dönüştürdüğünü analiz etmektir. Temel hedef din görevlilerinin (müftü, vaiz) şeri ilimlerin ana kaynaklarına vukufiyetini sağlayacak klasik Arapça öğretimi hedefinin, zamanla modern dünyanın ve değişen hizmet alanı ihtiyaçlarının gerekleri doğrultusunda nasıl güncellendiğini tespit etmektir. Bu bağlamda, salt nahiv merkezli ve metin çözümlemeye dayalı geleneksel yaklaşımdan, dört temel dil becerisini (dinleme, konuşma, yazma, çeviri) esas alan iletişimsel yaklaşımları da içeren bütüncül bir modele (geçişin gerekçeleri ve sonuçları irdelenmiştir. Çalışmanın kapsamını, ana eksen olarak DİB ihtisas merkezleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte, konunun tarihsel zeminini oluşturmak ve bu kurumların üstlendiği misyonu belirginleştirmek amacıyla, Selçuklu ve Osmanlı medreselerindeki gelenek ile Cumhuriyet sonrası İmam-Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültelerindeki Arapça öğretimi tecrübelerine de bu kurumlarda yaşanan ve ihtisas merkezlerinin kuruluşuna zemin hazırlayan eksikliklere arka plan olarak değinilmiştir. Araştırmada tarihsel-betimleyici ve karşılaştırmalı analiz yöntemi benimsenmiştir. 1975, 1978, 1999, 2007, 2017 ve 2021 gibi kilit programlar kronolojik olarak incelenmiştir. Bu incelemede programların ders kredileri, içerikleri ve özellikle okutulan temel kaynaklardaki değişimler mercek altına alınmıştır. Örneğin, Şerhu Katri'n-Neda, el-Belagatü'l-Vadıha ve Mecmuatü's-Sarf gibi klasiklerin yanı sıra el-Arabiyyetü li'l-Hayat, el-Arabiyyetü Beyne Yedeyk ve Arapça Çeviri Kılavuzu gibi modern materyallerin müfredata nasıl entegre edildiği karşılaştırmalı olarak tahlil edilmiştir. Ulaşılan temel sonuç ihtisas programlarının, başlangıçtaki "araç dil" odaklı yapıdan, zamanla "hedef dil" anlayışını da benimseyen hibrit bir modele evrildiğidir. Özellikle 2007 programı, dört temel dil becerisinin müfredata girmesiyle bu dönüşümde bir milat olmuştur. Güncel programlar (2021-2023), hem İzharü'l-Esrar gibi geleneksel metinlerle ilmî derinliği korumayı hem de modern setler, merkezî sınavlar ve mütalaa dersleriyle dil eğitimini her yönüyle güçlendirmeyi hedeflemektedir. Bu gelişim, Diyanet teşkilatının sahih dinî bilgiyi birinci elden kaynaklarından alıp topluma çağın idrakiyle sunabilecek nitelikli personel yetiştirme vizyonunun doğrudan bir yansıması olduğu tespit edilmiştir.
İslâm düşünce geleneğinde mantık ve retorik tasavvurunun belâgat ile ilişkisi -Sekkâkî örneği-
Bu tez, İslâm mantık geleneği içerisinde gelişen Aristotelesçi retorik tasavvurunun Arap belâgatiyle ilişkisini Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm adlı eserinde ortaya koyduğu belâgat tasavvuru çerçevesinde incelemiştir. Bu amaçla Antik Yunan medeniyetinde felsefe, mantık ve retoriğin hakikatle ilişkisi ele alınmıştır. Retoriğin teorik temellerinin nasıl tesis edildiği kavramsal ve yöntemsel esaslar dikkate alınarak ortaya konmuştur. Bu bağlamda Antik Yunan edebiyatında Aristoteles'in konumu tarihsel boyutlarıyla incelenmiş ve onun retoriğe özgün katkıları belirlenmiştir. Aristoteles'in edebiyat alanındaki en önemli katkısının retorik ve diyalektik arasında tesis ettiği ilişkide aranması gerektiği vurgulanmıştır. Aristoteles'in Retorika'sı tercümeler vasıtasıyla İslam dünyasına intikal ettiği için bu aktarımın tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Retorika'nın İslam dünyasındaki gelişiminin incelenmesi içinse Farâbî ve İbn Sînâ gibi düşünürlerin bu esere yazdıkları Hatâbe isimli telhis ve şerhler esas alınmıştır. Bu çerçevede hem Aristoteles'in Retorika'sında hem de İslam mantık geleneğindeki Hatâbe'lerde öne çıkan en önemli kavramlar olması hasebiyle ikna, hatip-muhatap-hitap ve retoriksel kıyaslar incelenmiştir. İslam mantık geleneğindeki retorik tasavvurunun belâgatle ilişkisinin ortaya konması amacıyla zikredilen kavramların Sekkâkî'nin Miftâh'ında ele alınan özgün yönleri ortaya konmuştur. Ayrıca Sekkâkî'nin mantık-retorik-belâgat ilişkisini nasıl tesis ettiği ve bu ilişkinin onun belâgat taksimine etkisi incelenmiştir. Antik Yunan medeniyetinde retorik, Aristoteles öncesi dönemde sofistlerin de etkisiyle hakikatten uzak bir ikna sanatı olarak gelişmiştir. Bu durumun uzantısı olarak süreç içerisinde hakikat bağlamında retorik-diyalektik karşıtlığı oluşmuştur. Aristoteles, retorik ve diyalektiğin özünde aynı yöntemleri kullandığı ve bu nedenle aynı düzleme yerleştirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle retorik sanatına epistemolojik bir değer atfedip onu sistematik bir disiplin olarak tesis etmiştir. Bu katkısıyla Aristoteles, Antik Yunan edebiyatında dönüm noktası olarak nitelenmektedir. Dolayısıyla Aristoteles'in retorik bağlamındaki özgünlüğü onun, retorik ve mantık arasında tesis ettiği ilişkide temellenmektedir. Retorika İslâm medeniyetine Organon külliyatı içerisinde intikal etmiştir. Bu durum Retorika'nın, edebî bir sanat olmaktan çıkıp mantığın bölümü olarak algılandığı bir paradigma değişimine uğramasına zemin hazırlamıştır. Retorika'nın tarihsel seyir içerindeki bu dönüşümü, belâgat-retorik ilişkisinin belâgat-mantık ilişkisinden bağımsız ele alınamayacağını teyit etmektedir. Bununla birlikte Organon külliyatı içerisinde Aristoteles'in mantığa dair tüm kitaplarının intikali ve mantığın hakikat bilgisine ulaşmak için geçerli tek yöntem olarak sunulması, İslam medeniyetinde nahiv-mantık karşıtlığı şeklinde ilmî tartışmaların oluşmasına yol açmıştır. Sekkâkî, belâgat ve mantığın özünde aynı yöntemleri kullandığı ve bu nedenle aynı düzleme yerleştirilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle belâgat sanatına epistemolojik bir değer atfedip onu sistematik bir disiplin olarak tesis etmiştir. Bu katkısıyla Sekkâkî, Arap dili ve belâgati tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Sekkâkî'nin belâgat bağlamındaki özgünlüğü onun, belâgat ve mantık arasında tesis ettiği ilişkide temellenmektedir. Ancak Aristotoles'in retorik tasavvurunda diyalektik-retorik ilişkisi yöntemsel bağlamla sınırlıyken Sekkâkî'de mantık bir ilim olarak belâgatin konusu kılınmıştır. Bu durum Sekkâkî'nin Miftâh'ı, dilbilim ve belâgat ile mantığın uzlaşmacı bir yaklaşımla mezcedildiği yeni bir organon olarak konumlandırdığı yorumunu mümkün kılmaktadır. Bu tezde belâgat ve mantığın mezcedilmesi bağlamında Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm adlı eserinde sunduğu belâgat tasavvurunun özgünlüğü ortaya konmuştur. Bu çerçevede Sekkâki'nin belâgati mantıkla ilişkilendirmesi ile Aristoteles'in retoriği diyalektikle ilişkilendirmesinin, benzer tarihsel süreçlerin yarattığı benzer sorunların çözümüne dair özgün çalışmalar olduğu teyit edilmiştir. Böylece Arap belâgatinin başka bir edebiyat geleneğinden müstear olduğu, onu taklit ettiği veya özgün olmadığı şeklindeki eleştirilerin esasında -bu etkileşimin en açık örneklerinden biri olan- Sekkâkî'nin belâgat tasavvuru bağlamında geçerliliğini yitirdiği tespit edilmiştir.
Hadislerde yas ve yasla başa çıkma biçimleri
Hayatın kaçınılmaz ve en acı gerçeği ölümdür. Bu gerçekle yüzleşen insan hem kendi ölümüyle ilgili endişe duyar hem de sevdiklerini kaybettiğinde büyük bir acı hisseder. Kişinin hissettiği bu derin duygular onun düşünce, davranış ve sosyal ilişkilerinde belirli bir süre devam eden bazı değişikliklere sebep olur. Yas süreci olarak adlandırılan bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılması kişinin yeni durumu kabullenmesi açısından son derece önemlidir. Ayrıca kişi bu süreçte toplumsal desteğe de ihtiyaç duyar. Bu nedenle her toplumda genellikle dini inançların şekillendirdiği yasla ilgili uygulamalar görülür. İslam dininde de yas sürecinde kişinin ve toplumun nasıl davranması gerektiğine dair uygulamalar Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. O hem kendi hayatında yaşadığı kayıplar karşısında gösterdiği tepkilerle insanlara örnek olmuş hem de İslam'ın ruhuna uygun yeni bir davranış modeli ortaya koyarak insanlara rehberlik etmiştir. Bununla ilgili hadis kaynaklarında pek çok rivayet bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada Hz. Peygamber'in cahiliye döneminde var olan yas uygulamalarına olan yaklaşımı, kendi yaşadığı kayıplara verdiği tepkilerle ortaya koyduğu örneklik ve yas sürecinde sünnetle şekillenen toplumsal rollerle ilgili rivayetler ele alınmıştır. Bu vesileyle yas sürecinde Hz. Peygamber'in sünnetini gözler önüne sermek hedeflenmektedir. Çalışmada literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Hz. Peygamber'in yasla ilgili son derece stratejik kurallar belirlediği ve özgün bir davranış modeli ortaya koyduğu tespit edilmiştir.
Mahmud Es'ad Coşan'ın Fâtiha ve Bakara Sûresi bağlamında tefsir metodu
Mahmud Es'ad Coşan'ın Fatihâ ve Bakara Sûresi Bağlamında Tefsir Metodu Vahiy, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e nazil olduğu andan itibaren çeşitli tefsir yöntemleriyle yorumlanmış ve her dönemin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve entelektüel koşullar doğrultusunda yeni yorum ve perspektiflerle zenginleşmiştir. Günümüzde ise Kur'ân'ı anlama ve yorumlama faaliyetleri çeşitli yaklaşım ve metotlar çerçevesinde devam etmektedir. Türk-İslam dünyasının önde gelen düşünürlerinden olan Mahmud Es'ad Coşan çağdaş dönemde çalışmalar gerçekleştirmiş bir âlim ve kanaat önderidir. Coşan, Fatiha Sûresi'nden başlayarak Bakara Sûresi'nin 223. âyetine kadar gerçekleştirdiği tefsir sohbetleriyle hem ilmi birikimini aktarmış hem de geniş kitlelere ulaşmıştır. Yapılan literatür çalışması neticesinde, bu eser hakkında daha önce ortaya konulmuş olan Türkçe akademik çalışmanın bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple Mahmud Es'ad Coşan'ın Kur'ân'a dair $yapmış olduğu bu sohbetleri tanıtmaya ve tefsir metodunu ele almaya karar verdik. Bu araştırma; giriş, iki ana bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynaklarına dair bilgi verilmektedir. Birinci bölümde, Mahmud Es'ad Coşan'ın hayatı, eserleri, hocaları, ilmi çalışmaları, sosyal hizmetleri, üniversitedeki akademik kariyeri ve tefsir yaparken faydalandığı kaynaklar ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Fatiha Sûresi ve Bakara Sûresi'nin 223. âyeti bağlamında rivayet, dirayet metodunu kullanması ve ulûmü'l- Kur'ân perspektifinde âyetlere yaklaşımı incelenmiştir. Bahsi geçen konuların daha iyi anlaşılması için konuya dair genel çerçeve çizilmiş ve bilinmesi gereken temel meselelere yer verilmiştir. Daha sonra Coşan'ın yorumları âyetlerden örneklerle zikredilmiştir. Sonuç kısmında ise araştırmaya dair genel değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma, Coşan'ın tefsir sohbetlerini yaparken takip ettiği yönteme dair Türkçe akademik bir çalışmanın bulunmaması ve tefsir metodunun ortaya çıkarılarak tespit edilmesi noktasında alan yazımına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Bakara Sûresi, Kur'ân, Mahmud Es'ad Coşan, Tefsir Metod
Kınalızâde'nin Ahlâk-ı Alâî'sinde nefis terbiyesi
Bu çalışma, Osmanlı âlimi, düşünürü ve kadısı Kınalızâde Ali Çelebi (öl. 980/1572)'nin felsefî ahlâk türünde kaleme aldığı Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ele alınan nefis hastalıkları ile bunların tedavi yöntemlerini, tasavvufî nefis terbiyesi bağlamında incelemektedir. 10./16. yüzyıl İslâm düşünce tarihinin "Yöntemsel Bütünleşme Evresi"nde kaleme alınan eser, klâsik ahlâk felsefesi yazım geleneğinin son halkasıdır. Kınalızâde, döneminin eklektik ilmî yapısı gereği kendisine ulaşan bilgileri felsefî, tasavvufî ve dinî yönleriyle ele alarak; tahlîl ve tenkide tâbi tutması sonucu özgün bir eser ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Kınalızâde, eserinde idealize ettiği amelî hikmet anlayışı doğrultusunda yer verdiği pratik uygulamalarda; sûfî geleneğin tecrübî nefis terbiyesi anlayışından da istifade etmiştir. Eserde en düşükten en yükseğe doğru ele aldığı nefis güçlerinin, Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine işaret ettiğini ifade eden Kınalızâde; filozofların üçlü nefis tasnifi ile mutasavvıfların nefis mertebeleri arasında kurduğu irtibatla sisteminin sûfî gelenekteki karşılığını bizlere bildirmiştir. Bu bağlantıdan hareketle çalışmada Kınalızâde'nin ele aldığı şehvet, öfke ve düşünme güçleri; tasavvuf geleneğindeki nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine nispet edilerek incelenmiş, söz konusu güçlere ait ahlâkî hastalıklar ile nefis mertebelerinde görülen hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Böylece eserde nefis terbiyesinin nasıl gerçekleştirildiği ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, Kınalızâde'nin nefis hastalıklarına dair geliştirdiği felsefî yapıda sûfî geleneğin etkisini açığa çıkarmakta; aynı zamanda onun nefis terbiyesi anlayışının bu geleneğe olan özgün katkısını ortaya koymaktadır.
Hadisler bağlamında erken yaşta evlilik meselesi
Oryantalist eleştirilerin son dönemde muhatabı haline gelen, erken yaşta evlilik hadisleri hem İslam tarihinde hem de günümüzde ele alınan aynı zamanda farklı dönemlerde yaşamış alimlerce tartışılan bir konu olması nedeniyle araştırılmaya değer bir konu olarak görülmektedir. Bu konu üzerinden İslam'a ve Hz. Peygamber'e birçok eleştiri yöneltilmiş, buna karşılık Müslüman alimler tarafından bu eleştirileri çürüten veya savunan birçok karşı argümanlar üretilmiştir. Bu durum konu ile ilgili ayrışmaların yaygınlaşmasına ve farklı yorumlar üretilmesine neden olmaktadır. Konuyla ilgili günümüzde bir netlik bulunmaması dikkat çekmekte ve bu belirsizliğe bir netlik kazandırmak bu çalışmanın temel hedefini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada öncelikle hem sürekliliği ele almak hem de Nebevi öğreti dönemini daha iyi ortaya koyabilmek amacıyla Cahiliye toplumu genel bir çerçeveyle anlatılmakta ardından erken yaşta evlilik durumunun nasıl olduğu ele alınmaktadır. Aynı bölüm içerisinde Nebevi öğreti dönemindeki durumu aynı şekilde genel hatlarıyla çizilmekte ve erken yaşta evlilik örneklerine yer verilerek konunun hadisler bağlamında değişimi ifade edilmekte ve ilk bölüm burada sonlanmaktadır. İkinci bölüm de erken yaşta evlilik konusu ile temel rivayet olan Hz. Âişe'nin evlilik yaşı ile ilgili olan hadis ve konu ile ilgili çok da gündeme getirilmeyen, Hz. Fatıma'nın Hz. Ali ile olan evliliğini ele alan hadis tahric çalışmasından geçirilmektedir. İslam alimlerince, hadis şerh kaynakları doğrultusunda bu hadisler üzerinde erken yaşta evlilik bahsi ile ilgili bulgular tespit edilmektedir. Ayrıca bu konunun anlaşılmasındaki farklılıkları gözler önüne serebilmek adına farklı dönemlerdeki şerh eserleri incelenerek değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu doğrultuda hem belli bir dönemin konuya bakışı hem de dönemsel farklılaşmalara dikkat çekilmekte ve ikinci bölüm bu şekilde tamamlanmaktadır. Çalışmamızın son bölümünde, aynı zamanda da günümüz dünyasında büyük bir problemi oluşturan erken yaşta evlilik bahsi İslam ülkeleri özelinde ele alınmaktadır. Ana konuya geçmeden önce evlilik kavramı üzerinde durulmakta ve uluslararası kabul gören bir tanım ile İslam mezheplerindeki fıkhi tanımlar ele alınmaktadır. Sonrasında ise değişen dünya düzeninde evlilik yaşları üzerinde durulmakta ve genel bir durum analizi yapılmaktadır. Günümüz dünyasında İslam coğrafyalarında büyük bir sorunu teşkil eden erken yaşta evlilik konusu dikkat çekmekte ve halen İslam coğrafyalarında erken yaşta evlilik hadisleri kaynak gösterilerek çocukların evlendirildiği gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu durum sünnetin çağa taşınmasının gereğini ve bu konudaki yanlış anlaşılmaların Müslüman toplumları getirdiği son durumu gözler önüne sermektedir.
İslam ilmihal geleneğinde hadis kullanımı: Şir'atü'l-İslâm örneği
Bu çalışma, İslam ilim geleneğinde önemli bir yere sahip olan ilmihal literatürünün tarihsel gelişimini ve bu literatürün en etkili eserlerinden biri olan İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir'e ait Şirʿatü'l-İslâm adlı eserini hadis kullanımı bağlamında incelemektedir. Araştırmada öncelikle ilmihal kavramının anlamı, kapsamı ve tarihsel süreç içindeki dönüşümü ele alınmış; ilmihalin ilk dönem fıkıh risaleleriyle başlayan gelişim çizgisi, Abbâsîler'den Osmanlı'ya, oradan modern döneme uzanan geniş bir çerçevede değerlendirilmiştir. Özellikle Osmanlı coğrafyasında ilmihal türünün yaygınlaşması, medrese eğitimindeki yeri ve halk din eğitimi üzerindeki etkileri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Çalışmanın merkezinde yer alan Şirʿatü'l-İslâm, hem ibadet hem ahlâk hem de toplumsal düzeni ilgilendiren hükümleri ele alan çok yönlü bir ilmihal metni olarak değerlendirilmiştir. Eserin özellikle hadis kullanımı, nakledilen rivayetlerin türleri, güvenilirlik dereceleri, fıkhî hükümlerle ilişkilendirilme biçimleri ve metin içindeki işlevleri titizlikle incelenmiştir. İmamzâde'nin rivayet tercihleri, Hanefî fıkıh doktriniyle uyumu, zayıf ve uydurma rivayetlere yaklaşımı ve hadisleri pedagojik bir üslup içinde sunma yöntemleri tespit edilerek eserin ilmî durumu ortaya konulmuştur. Araştırma, Şirʿatü'l-İslâm'ın Osmanlı ilmihal geleneği üzerindeki etkilerini ve sonraki şerh, tercüme ve şerh geleneğine katkılarını da değerlendirmektedir. Eserin yalnızca bir ibadet rehberi değil, aynı zamanda ahlâkî ve sosyal düzeni şekillendiren bir metin olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında, ilmihal metinlerinde hadis kullanımının, toplumun dinî bilincinin oluşumunda belirleyici bir rol oynadığı; Şirʿatü'l-İslâm'ın bu rolü güçlendiren temel kaynaklardan biri olduğu görülmüştür. Bir diğer yönüyle bu çalışma, ilmihal geleneğinin tarihsel sürekliliğini ve dönüşümünü Şirʿatü'l-İslâm örneği üzerinden analiz ederek, hadislerin ilmihal yazımındaki konumunu açıklığa kavuşturmakta ve klasik ilmihal literatürünün modern din eğitimi açısından taşıdığı önemi ortaya koymaya çalışmaktadır. Yine bu çalışma, Ebu Bekr İmamzâde ve onun dönemi, özellikle de hadis ve ilmihal alanındaki katkılarını incelemeyi amaçlamaktadır. İmamzâde'nin hayatı, eserleri ve dönemin sosyo-politik yapısı üzerinden, İslam dünyasında hadis ve ilmihal geleneklerinin nasıl şekillendiği ele alınmaktadır. Özellikle İlmihal kavramının, tarihsel süreç içinde nasıl geliştiği ve Osmanlı dönemindeki yeri üzerine derinlemesine bir inceleme yapılmaktadır. Ayrıca, İlmihalin hadis ve fıkıh ile olan ilişkisi de irdelenmiş, İmamzâde'nin "Şir'atü'l-İslam" adlı eseri üzerinden, hadislerin ilmihal anlayışındaki rolü tartışılmaktadır. Eserlerinde hadislerin doğru kullanımı, güvenilirlikleri ve fıkıh ile ilişkisi üzerine yapılan analizler, İmamzâde'nin İslam ilim kültürüne olan katkılarını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Osmanlı'dan günümüze kadar olan ilmihal geleneği üzerinde de etkiler bırakmıştır ve günümüzdeki ilmihallerde hadis kullanımının önemini vurgulamaktadır.
EBÛ HANÎFE’NİN DELİLLER HİYERARŞİSİNDE SAHÂBÎ KAVLİNİN KONUMU
Bu çalışma, Hanefî mezhebinin deliller hiyerarşisinde sahâbî kavlinin kıyas karşısındaki konumunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, öncelikle sahâbî ve sahâbî kavli kavramları ele alınmış, daha sonra Hanefî mezhebinin kurucu imamlarının ve Hanefî usulcülerin konuyla ilgili görüşleri ortaya konulmuştur. Son olarak kurucu imamların sahâbî kavli konusunda çelişkili tutum sergilediği iddia edilen üç mesele ve Ebû’l-Hasen el-Kerhî’nin sahâbî kavlinin delil değeri konusunda Hanefî mezhebinden farklı bir görüş ileri sürmesinin olası nedenleri analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre Hanefî mezhebinin kurucu imamları, gerek akıl/kıyas ile anlaşılamayan gerek anlaşılabilen konularda sahâbî kavlini referans almış ve sahâbî kavlini kıyasa tercih etmişlerdir. Kaynaklarda her iki durumda sahâbî kavlini kıyasa takdim ettiklerine yönelik kurucu imamlardan nakledilen çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Ayrıca pek çok Hanefî usulcü, imamların sahâbî kavline yaklaşımının bu yönde olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan Hanefî usûl bilginleri de kurucu imamlar gibi sahâbî kavlinin her iki durumda kıyasa takdim edilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak, Kerhî bu konuda farklı bir görüş ortaya koymuş, sahâbî kavlinin akıl yoluyla anlaşılamayan konularda delil değeri olmakla birlikte akıl yoluyla anlaşılabilen meselelerde kıyas karşısında herhangi bir üstünlüğünün bulunmadığını ileri sürmüştür. Onun bu görüşü benimsemesinde Mutezile düşüncenin etkisi olduğunu gösteren bazı kanıtlar bulunmaktadır. Ayrıca kurucu imamların çelişkili tutum sergilediği iddia edilen üç mesele, onların sahâbî kavlini kıyastan öncelikli kabul ettiklerini gösteren rivayetlerle uyumlu bir şekilde yorumlanabilir.
Transhümanizm bağlamında insan fiilleri: Kader ve irade problemi
Bu çalışma, transhümanizm çağında insanın kaza, kader, irade ve sorumluluk anlayışının İslam kelâmı açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, klasik ve çağdaş kelâm literatürü ile transhümanizm, yapay zekâ ve insan geliştirme teknolojilerine ilişkin güncel çalışmalar karşılaştırmalı ve analitik bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu kapsamda, kaza ve kader anlayışı ile transhümanizmin temel iddiaları ve insan tasavvuru değerlendirilmiştir. Transhümanizmin ortaya çıkardığı kelâmî problemler kaza, kader, irade ve insan sorumluluğu bağlamında analiz edilmiştir. Ayrıca teknolojik müdahalelerin insan iradesi, fiilleri ve teklif ehliyeti üzerindeki muhtemel etkileri ele alınarak, insanın teknolojik imkânlar karşısındaki tercihleri ve sorumluluğu kelâmî açıdan değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda teknolojik gelişmelerin insanın imkânlarını genişletmekle birlikte dinî ve ahlâkî sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, transhümanizmin insanın geleceğine ilişkin iddialarının İslam kelâmının kaza, kader, irade ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, insanın geleceğinin yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden değil, insan onuru, ahlâkî değerler ve ilahî irade ekseninde ele alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.
Ferîd Vecdî'nin çağdaş fikir akımlarına yaklaşımı
Bu çalışma Materyalizm, Pozitivizm, Darwinizm ve Feminizm gibi günümüz fikir akımlarının Ferîd Vecdî nazarında nasıl ele alındığı ve onun bu akımlar karşısındaki yaklaşımı ile ilintilidir. Araştırma konusunun tercihi noktasında bu akımların Müslüman kimliğini yakından ilgilendirmesi ve inançlar üzerinde etkili olması etkili olmuştur. Vecdî'nin araştırma boyunca kullandığı argümanların büyük çoğunluğu dini metinlerden ziyade bilim, akıl ve felsefenin ilkelerinden oluşmaktadır. Bu fikir akımlarının öne sürdükleri fikirler ve hipotezler zaman zaman birbirine benzerlik gösterebilmektedir. Ancak akımların konu ve yöntem bağlamında birbirinden ayrılması her başlığı kendi içinde değerlendirmeyi zorunlu kılmıştır. Birinci bölümde genel olarak materyalizm özel olarak günümüz materyalizmi incelenmiştir. Günümüz materyalizminin madde ve kuvvet hakkındaki tezleri bilim insanlarının yaklaşımlarıyla eleştirilmiştir. İkinci bölümünde pozitivizmin bilgi anlayışı bilim insanlarının yaklaşımlarıyla tartışılmış ve bilimin sabit bir yapı benimsememesi deney ve gözlemin yanı sıra duyular ve aklın yetersiz oluşu tartışılmıştır. Üçüncü bölümde Darwinizm ve esasları incelenmiş ve evrimin uzun bir zaman gerektirmesi eleştirilmiştir. Kalıtım ve körelmiş organlar teorisi ise Vecdî tarafından ilahî ilham ve takdir bağlamında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise kadın cinsini yakından ilgilendiren feminizmin eşitlik, özgürlük iddiaları üzerinde durulmuş ve kadının toplumun inşası noktasında annelik vazifesi ön planda tutulmuştur.
İslam miras hukuku ve Türk miras hukuku'nun anne baba mirasçılığı ve ölüme bağlı tasarruflar bakımından mûkayesesi
Çalışmamız kapsamında, günümüz Türkiye'sinde yürürlükte bulunan Türk Miras Hukuku ile İslam Miras Hukuku, anne baba mirasçılığı ve ölüme bağlı tasarruflar bakımından mukâyese edilmiştir. İki hukuk sisteminde yer alan farklılıklara temel oluşturabilecek bazı faktörler incelenmiş, İslam Miras Hukuku ve Türk Miras Hukuku'na etkileri ortaya konulmuştur. Toplumun temel taşı olan aile kurumunu bir arada tutmak konusunda en önemli etkenlerden biri olan miras müessesesini, tezimizi oluşturan konular özelinde mukâyese edilmesi amaçlanmıştır.
Ebû Bekr es-Sûli ve Arap edebiyatındaki yeri
Bu tez, Abbâsî döneminin seçkin âlimlerinden Ebû Bekr es-Sûlî'nin hayatını, ilmî kişiliğini, dil ve edebiyata yönelik yaklaşımını, eleştirel yöntemini ve Arap dili içerisindeki konumunu bütüncül bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışmada, Sûlî'nin yetiştiği dönemin siyasî, sosyal ve kültürel şartları ele alınmakta; onun saray çevresinde oluşan entelektüel atmosferden nasıl etkilendiği ortaya konulmaktadır. Dil, edebiyat, tarihçilik, rivayet, kitâbet, şiir eleştirisi, öğreticilik ve kültürel aktarım gibi alanlarda ortaya koyduğu katkılar sistematik bir çerçevede değerlendirilmektedir. Tezde, Sûlî'nin dil malzemesini seçme ve aktarma kriterleri, rivayet zincirlerine yaklaşımı, metinleri yeniden düzenleme ve tasnif etme becerisi, eleştirel muhakemesi, klasik şiire ve değişen edebî zevke dair görüşleri, belâgat, üslup, tasvir ve edebî tenkit alanındaki yenilikçi yönleri ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Ayrıca onun saray merkezli meclislerde edindiği tecrübelerin, edebî hafıza, metin tenkidi, şiir mukayesesi ve tarih yazımı üzerindeki etkileri değerlendirilmiş; dil öğretimine ve kitâbet geleneğine ilişkin ilkeleri, Arap dilinin kurumsal gelişimine katkıları ve nesir üslubunun teşekkülündeki rolü ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, Ebû Bekr es-Sûlî'nin Arap dili ve edebiyatının yalnızca bir dönemine tanıklık eden bir râvi olmadığını, bu geleneğin şekillenmesine aktif biçimde yön veren, eleştirel düşünceyi besleyen, yöntemi sistemleştiren ve sonraki nesilleri derinden etkileyen şahsiyetlerden biri olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili ve Belâgati, Ebû Bekr es-Sûlî, Edebî tenkit, Şiir, Nesir.
Hanefî mezhebinde zarûret ve fıkhî hükümlere etkisi: Serahsî'nin el-Mebsût örneği
Peygamber Efendimizin vefat etmesiyle birlikte İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'ân ve Sünnet tamamlanmış oldu. Bundan sonraki süreçte İslâmiyet'in hızlı bir şekilde yayılması, farklı coğrafya ve kültürden insanların Müslüman olmasıyla birlikte İslâm'ın meseleleri de çeşitlenmiş, zaruret halinin varlığı ve hükme etkisi tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde birçok görüş öne sürülmüş, bir kısım fukahâ zarureti keyfî hüküm vermek olarak görürken bir kısım fukahâ ise zaruretin hüküm verilirken göz önünde bulundurulması gereken bir durum olduğunu savunmuştur. Biz bu çalışmamızda bilhassa Hanefî mezhebinde zaruret kavramını ele alıp, İmam Serahsî'ye ait olan el-Mebsût adlı eserdeki zaruretle ilgili meseleleri tespit edeceğiz. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, sınırlandırması, yöntem ve kaynakları ile genel olarak zaruret kavramı ele alınıp Kur'ân ve Sünnette zaruret kavramı açıklanmıştır. Birinci bölümde zaruret ile ilişkili kavram ve delillerle birlikte Serahsî'de zaruret kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise el Mebsût'ta geçen zaruretle ilgili meseleler tespit edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında İmam Serahsî'nin zaruretle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
İzmirli İsmail Hakkı'nın hadis anlayışı
Darûlfunûn İlahiyat Fakültesi'nde verilen derslerden biri Hadis Tarihi'dir. Bu dersi veren âlimlerden biri de kelam, fıkıh, ahlak ve felsefe alanlarında fazlaca çalışmalara sahip olan İzmirli İsmail Hakkı'dır. İzmirli, hadis ders notlarını kitap haline getirmiş ve bunlardan bir kısmı yakın zamanda neşredilmiştir. Yapılan bu çalışmada İzmirli'nin hadis ilmi ve hadis alanındaki görüşleri, klasik hadis eserleriyle karşılaştırılmak suretiyle benzerlikler veya farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, İzmirli'ye göre peygamber tasavvuru ve peygamberliğin gerekliliği, ilimler tasnifi içerisinde hadis ilmi ve hadis tarihi ile ilgili düşünceleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise İzmirli'nin hadis anlayışını kapsayan hadis ve sünnetin tanımı, hadisin önemi, konusu ve amacı, haber/hadis taksimi, mütevatir ve âhad haber, makbul haber içerisinde sahih ve hasen hadis, merdud haber içerisinde ise zayıf ve mevzu hadis, isnadın sonu bakımından hadisler, İmâmîyye'nin hadis anlayışını tenkidi ile ilgili düşüncelerine değinilmiş ve klasik hadis usulü eserleriyle de karşılaştırmalar yapılmıştır.
Makâsıd-ı Şerîa bağlamında manevi danışmanlık
Bu tez, makâsıd-ı şerîa bağlamında manevi danışmanlık konusunu derinlemesine inceleyerek, İslam hukukunun temel amaçları çerçevesinde manevi danışmanlığın rolünü ve uygulama alanlarını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Çalışma, İslam hukukunun manevi boyutlarını, özellikle makâsıd-ı şerîa (şeriatın temel amaçları) kavramını detaylı bir şekilde analiz etmiştir. Bu bağlamda, hak kavramları, zarûrât-ı hamse (temel ihtiyaçlar) ve bunların manevi danışmanlıkla ilişkisi geniş bir perspektifte incelenmiştir. Kur'ân ve Sünnet'teki manevi danışmanlık ögeleri, bu ögelerin hem teorik hem de pratik düzeyde nasıl uygulandığına dair örnekler sunarak, manevi danışmanlığın temellerini oluşturan tematik konuları ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. Makâsid-i şerîa perspektifinden manevi danışmanlığın çeşitli uygulama alanlarının ve yaklaşımlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirildiği ikinci bölümde ise İslam aile hukuku, ceza hukuku ve psiko-sosyal sorunlar çerçevesinde manevi danışmanlığın pratik uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur. Bu bölümde, aile yapısına ilişkin fıkhî hükümler, evlilik ve mirasla ilgili rivayet kültürü, engelli bireyler, göçmenler ve depremzedeler gibi toplumsal grupların manevi danışmanlık ihtiyaçları detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Ayrıca tezin ekinde, hukuksal ve yönetmelik düzenlemeleri, eğitim ve sertifikasyon standartlarına dair kapsamlı önerilerde bulunulmuştur. Tezin sözü edilen bu ekinde, Türkiye'de manevi danışmanlığın mevcut hukuksal durumu, yasal düzenlemeleri ve toplumsal farkındalık yaratma stratejileri analiz edilmiştir. Manevi danışmanlık meslek tanımı, çalışma ortamı, beceri standartları ve profesyonel gelişim konularında ayrıntılı önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak, tez, İslam hukukunun manevi boyutlarıyla uyumlu, etkili ve kapsamlı bir manevi danışmanlık pratiği için önemli psiko-teolojik bilgiler ve öneriler sunarak bu alandaki mevcut eksikliklerin giderilmesine İslam hukuku perspektifinden katkıda bulunmayı ve özellikle Türkiye'deki manevi danışmanlık uygulamalarında daha iyi bir anlayış ve etkinlik sağlamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Makâsıd-ı Şerîa, Kur'ân ve Sünnet, Manevi Danışmanlık, Psiko-Sosyal Sorunlar
İmgebilim açısından Fars-Arap-Türk karşılaştırmalı çocuk edebiyatı
Bu tez, Fars-Arap-Türk çocuk edebiyatlarının tarihsel gelişimini, başat yazar ve şairlerini, şiir ve hikâye örneklerinin imgelem farklılıklarını ve benzerliklerini inceliyor. Tezin amacı, bu üç ulusun sosyokültürel yapısını ele alan çocuk edebiyatının yapıtlarını karşılaştırmak, ve değerlendirmek. Tez, doküman analizi yöntemiyle hazırlanmış ve çeşitli kaynaklardan veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri, çocuk kitapları, çocuk dergileri, İlkokul kitapları, elektronik kitap, dergi, web sayfaları vb, konuya dair yazılmış olan tezler, makalelerdir. Ayrıca, karşılaştırmalı çocuk edebiyatı, dünya çocukları arasında köprü iken, çeviri bilimi, onun ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır. Yaratıcı çocuk edebiyatı özgün konularla gelişmiştir. Fars-Arap-Türk yapıtlarında benzer noktalar farklılıklardan daha fazladır. Her üç edebiyatta sosyokültürel değerler, vatan sevgisi, anne sevgisi, hayvan sevgisi, doğa sevgisi, nine sevgisi tema başlıklarıyla konu edilmiştir. Şiirlerde imgesel anlatımlar ve canlı örneklerle öne çıkarılmıştır. Fars edebiyatında; Abbas Yemînî Şerif, Nasır Kişaverz, Mustafa Rahmandust, Esedullah Şa'bânî, Efsane Şa'ban Nejad çocuk diliyle düşünceler görülmüştür. Arap edebiyatında şiirlerde canlı doğa tasvirleri yapılmakta eserlerde Allah inancı ifade edilmektedir. Ayrıca, Fatima Şerâfüddîn, Ya'kub Şârûnî ve Tağrid Neccâr gibi yazarlarla eserlerde gelenekler ve modernite konu edilmiştir. Türk edebiyatında da çocuğu eğlendiren, ona sanatçı duyarlılığı kazandıran yapıtlar ivme kazanmıştır. Gülten Dayıoğlu, çocuğu dramatik yaşamlarla tanıştırırken, Muzaffer İzgü, onu geleneklerle tanıştırır. Ayla Çınaroğlu, Aytül Akal ve Mavisel Yener ise, kedi, kuş, ağaç, böcek varlıkları şiirlerine dahil ettikleri tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, Fars çocuk edebiyatının felsefi ve derin anlamlı olduğu, Arap çocuk edebiyatının da öğüt verici üsluptan uzaklaşarak sosyokültürel değerlere yöneldiği, Türk edebiyatının ise kültürel yapıyı modern yaşamla yenileyerek, çocuğun öznesi olduğu yapıtlarda değerleri özgün temalar ve imgelerle işlediği belirtilmiştir.
Burhâneddin İbrâhim b. Ömer el-Ca'berî'nin Kitâbu'l-İhtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ adlı eserinin tahkik ve değerlendirmesi
İslam dininin ortaya çıkmasıyla beraber insanların hayatlarında, yaşam tarzlarında, medeniyetlerinde gözle görülür farklılıklar meydana gelmiştir. Bütün bu gözle görülür değişikliklerle beraber İslam âleminin fikrî ve zihnî olarak değişikliği de paralel olarak gelişmiştir. İlk günden bugüne kadar İslam âlimleri düşünmeye, yazmaya, yeni çalışmalar ortaya çıkarmaya özen göstermişlerdir. Matbaanın veya teknolojik gelişmelerin olmadığı dönemlerde İslam âlimleri eserlerini elle yazarak ortaya çıkarmışlar ve bunları muhafaza etmişlerdir. Biz bu çalışmada Ebû İshâk İbrâhîm b. Ömer b. İbrâhîm b. Halîl el-Ca'berî'nin "Kitâb'u Vasfu'l-ihtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ" adlı el yazması eserini gün yüzüne çıkarmayı düşündük. El-Ca'berî birçok ilim dalında eserler vermiştir. Onun eserlerinin pek çoğuna şerh ve hâşiye yazılmış birçoğu da ders kitabı olarak asırlardan bu yana okutulmuştur. Fakat el-Ca'berî'nin kıraat alanındaki bu eseri diğer eserleri gibi gün yüzüne çıkmamıştır. Bu çalışmada el-Ca'berî'nin "vakf-ibtidâ" konusunu temellendirerek ayetler üzerinden örnekler verdiği eseri ele alınmıştır. Çalışmamızda müellifin bu eseri tahkîk edilerek kısmî olarak tercüme edilmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmamızın konusu, önemi ve amacı ele alınmış, tahkikte kullandığımız metot, yöntem ve kaynakları dile getirilmiştir. Ayrıca nüshalarla ilgili genel bilgiler paylaşılmıştır. Birinci bölümde müellifimiz el-Ca'berî ile ilgili yaşadığı dönemin siyasî, dinî, eğitim ve sosyal hayatı incelenmiştir. el-Ca'berî'nin hocaları, talebeleri, çağdaşları olan ilim adamları ve eserleri kısa şekilde dile getirilmiştir. İkinci bölümde nüshamızın 12 fasıl olan birinci babının tercümesini yaparak alana katkı sağlamasını düşündük. Bu bölümde müellif vakf ve ibtidâ ile ilgili genel kuralları belirlemiş ve Kur'an-ı Kerîm'den belli bir tertibe göre vermiş olduğu örnekleri (ayetleri) kıraat imamlarının okuyuş şekilleri ve rumuzlarını kullanarak eseri zenginleştirmiştir. Sonuç başlığı altında ise tahkîk ve tercümenin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmamızın ana gövdesini oluşturan; üzerinde çalıştığımız Trabzon nüshası ve İspanya/El-Curial nüshasının tahkîk bölümü bulunmaktadır.
Kütüb-i Sitte çerçevesinde fıtrat hadislerinin tespit, tahric ve değerlendirmesi
Fıtrat, temel anlam itibariyle İslâm'ın emirleri ve nehiyleridir. İslâm, fıtrat dinidir. Nitekim Allah da (c.c.) kullarını fıtrat üzere olmaya çağırmış, insanın yaratılışında köklü kılınan her fıtri işe tabi olmayı emretmiştir. İnsan, selim tabiatıyla hem yaratılıştaki hem de ahlaki vasıfta olan kemâlâtı sevmeye meyleder. Allah, selim fıtrata sahip insanı, kemal ve cemali istemeye meyli olacak surette yaratmıştır. Bununla beraber insan belirli bir sosyal çevrede doğduğundan, yaratılıştan sahip olduğu selim fıtrat üzerinde öncelikli tesir mezkûr çevreye ait olur. Nitekim Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen hadis-i şerifte Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurur: "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar…". Allah'ın (c.c.) fıtratı sünnet-i ilahi niteliğinde olup iptali yahut alternatifi kabul etmez. Tesir ve tağyirden ise söz edilebilir. Allah (c.c.) ayet-i kerimede şöyle buyurur: "O halde sen hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur...". Bu fıtrat, vicdanidir ve kalbe dair olup ruhu marifetullah, muhabbetullah ve Allah'ı her şeye tercih edebilme -i'sar- ile arındırır. Dahası, bu fıtrat, ameli olup bedeni temizler. Her iki hususta ahenkli, birbirine destek verici ve birbirini güçlendiricidir. Sünnet-i seniyye, bu selim fıtratı birtakım hususlara yönlendirmiş ve Müslüman ferdi güzelleştirmeye çalıştığı sabit esaslardan biri olarak kabul etmiştir. Fıtrat hususunda mervi olan tekrarsız rivayetlerin adedi 400, farklı varyant ve senetleriyle itibara alındığında ise tekrarlı olarak 920'ye ulaşmaktadır. Bu durum, fıtratın selametini muhafaza etmek için insanın hayatın her cephesinde fıtratını terbiye etmesi, muhtelif tesir ve bozucu unsurlardan koruması gerekmektedir. İşte İslâm şeriatı ve sünnet-i Nebevi tam da bunun için, insanı hem zahiren hem de batınen disiplinize etmek için gönderilmiştir. Selim fıtratın kabul ettiği şey, insan nefsine de hoş gelir ve kalpler onu güzel görür, bu "maruf" kategorisine girer. Aksine, selim nefislerin reddettiği, nefret ettiği şeyler ise "münker" kategorisine girer. Nitekim Allah ayet-i kerimede şöyle buyurur: "Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm'ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir". Bu hususta İslâm'ın fıtratla tam bir uyum içerisinde olan tek din olduğunu tekit etmektedir. İnsan tabiatı, unutmak ve hırs göstermek gibi hususlara muhatap olduğundan Allah peygamberleri uyarıcı ve müjdeleyici olmaları, fıtratın selametini iade etme vazifelerini ifa etmeleri için göndermiştir. Bu selim fıtratın selametini korumak hususunda insanlar farklı mertebe sahibidirler. Allah'ın bir meleke olarak insana lütfettiği, insanın da ilimle, marifetle güçlendirip tecrübelerle beslediği akıl üstünlüğü, fıtratın selameti hususunda büyük rol oynar. Bunu düşünmeyi ve onu doğru bir şekilde ifa etmeyi sağlar. Bu çalışma, fıtrat mefhumunu, sünnetlerini, kitap ve sünnette varit olan delillerini ve hadislerin tahricini ele almaktadır. Bunun yanında içerisinde bulunduğumuz, batı yahut doğu taklitçiliğinin galebe çaldığı, fıtratın selim menhecinden sapmaya muhatap olduğu, uyulmaması gereken inançlara uyulduğu bir zaman diliminde fıtratın tağyire uğrama sebeplerini, nasıl tedavi edilebileceğini ele almaktadır. Şüphesiz bu sapkınlıkların ıslahı ancak yaratılıştan gelen selim fıtrata dönüşle mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Fıtrat, Din, İstikamet, İnhiraf.
Modern Arap Edebiyatında İhyâ Ekolü
Bu çalışmanın amacı, modern Arap edebiyatı döneminde ortaya çıkan İhyâ ekolü'nün sebepleriyle ortaya çıkışını, ekolün Arap şiirine katkısı ve getirdiği yenilikleri araştırmaktır. Araştırma nitel ve betimleyici yöntem kullanılarak yapılmıştır. Arap şiirinin durgunluk döneminden sonra toplum nezdinde yeniden etkili bir duruma gelmesinde hiç şüphesiz ki İhyâ ekolünün önemi büyüktür. Ekolü bir bütünlük içerisinde tanıtan bir kapsamlı çalışmanın olmaması modern Arap şiiri açısından bir eksiklik oluşturmuştur. Çalışma bu eksikliğin giderilmesi açısından önemli bir boşluğu doldurmaktadır. İhyâ ekolünün oluşmasında ve gelişmesinde, Batı edebî ekolleri, Mısır'daki siyasal, sosyal ve edebî yaşam ile birlikte en önemli beş şairin şiirleriyle birlikte incelenmesi çalışmanın sınırlarını oluşturmuştur. Ekol şairleri şiiri kişisel menfaat sağlama aracı olmaktan çıkarıp duygu ve düşüncelerin ölümsüzleştiği bir mecraya dönüştürmüşlerdir. Bazen kendi toplumunun sorunlarını dile getiren şairler bazen de dünyanın başka coğrafyalarında yaşananları satırlarına taşımışlardır. İhyâ ekolü ile birlikte Arap şiiri bağımsızlık mücadelesinde halkı motive eden etkili bir faktör olmaktan toplumdaki ahlaki çöküntüye karşı halkı uyaran bir uyarıcı olmaya kadar toplumsal yaşamda güçlü bir şekilde varlığını ortaya koymuştur. Çalışmanın sonunda İhyâ ekolü şairlerinin Batı'daki edebi ekollerden ve Abbasi dönemi şairlerinden etkilenmelerine karşın hem klasik dönem temalarında hem de yeni ekledikleri temalarda kendi şahsiyetlerini şiirlerine yansıttıkları saptanmıştır.
Övgü ve yergi temaları bağlamında Mütenebbî şiirinde dil ve üslub
Câhiliye döneminden itibaren şiir, Arap edebîyatı söz konusu olunca anlaşılan temel tür olmuştur. Klasik Arap şiirinin altın çağı olarak bilinen Abbâsîler döneminde yaşayan Mütenebbî, şiirindeki yeteneği ile Arap edebîyatında büyük bir yere sahip olmuş döneminin en önemli şairlerden biri olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bile bir ilham kaynağı olmaya devam eden Mütenebbî şiirleri, kelime seçimi, üslup çeşitliliği ve zengin kültürü ile klasik Arap şiirinin özelliklerini ve inceliklerini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Arap şiirinin zengin dilini yansıtan eşsiz örneklerden biri olan Mütenebbî hakkında ülkemizde sadece kısmi çalışmaların yapılmış olması, Mütenebbî'nin ve şiirlerinin incelenmesinin ana nedenini teşkil etmiştir. Çalışmanın konusu, övgü ve yergi temaları bağlamında Mütenebbî şiirinde dil ve üsluptur. Çalışmada, Mütenebbî'nin övgü ve yergi temalı şiirlerindeki dil, üslup ve kaside özellikleri başta olmak üzere Mütenebbî'nin edebî yönü inceleyerek Mütenebbî'nin Arap edebîyatındaki yerini tespit etmek, klasik Arap şiirinin Abbâsî dönemindeki şiir yapısını yansıtmak ve konuya ilişkin yapılacak çalışmalara ön ayak olmak amacı güdülmüştür. Anahtar kelimeler: Mütenebbî, Abbâsî Şiiri, Arap Edebîyatı
منهج نقد الحديث عند محمد مرتضى الزبيدي في كتابه إتحاف السادة المتقين بشرحأسرار إحياء علوم الدين
This theis deals with the introduction of the famous Imam, Murtaza Al-Zabedi and his methodology of Hadeeth evaluation in his book, Ithaf Alsada Al-Mutaqeen (The Pious Imams' Revival of Religion Sciences), and the study involves four chapters and a conclusion. sceintific and cultural viewpoint and how he helped pushing forward the educational and scientific revival during his lifetime. The study also traces his name, origin, birth, growth and death in addition to his reputation among his contemporary fellow people, his scientific trips and the most important guiding sheikhs from whom he gained his knowledge, his students and compositions in various arts. The chapter also presents more information about Al-Zabedi's book, the time and reason for composing it. Moreover, it mentions the book's sources which includes Fikih, Hadeeth, rules, history, literature and explanations. Then it shows the methodology of the book as whole. It is a general book for legislation and language sciences with reference to origins of Hadeeth. After that, the study shows other explanations to revive religious sciences. In chapter two, the thesis takcles Al-Zabedi's methodology in Hadeeth sciences where different types of Hadeeth, with several application for each type, are illustrated with reference to the origin of each type so as to identify their rules to Imams. This sums up the works of Al-Zabedi with respect to agreement or disagreement of the modernizing Imams during his lifetime. Chapter three involves how Hadeeth examples are applied to the modifying reporting Imams as mentioned by Al-Zabedi in his explanation and returning to the book of Wound and Modification and History to comapre between his sayings and the saying of modernizing Imams to show the rules of Al-Zabedi and the rules of his fellow men Imams to know how he follow the laws of critical Imams in Wounds and Modifications and identify the sources which he depended upon. In Chapter four depicts Al-Zabedi's methodology in correcting and weakening of Hadeeth showing his comments on Al-Hafidh Al-Iraqi and Ibn Al-jawzi and the others in relation to the Hadeeths that they relied on or other Hadeeths that had no origins. It also shows his support for Al-Gazali and his apologies in different subjects in the book. The chapter also shows his methodology in Hadeeth correction with evidences that attach Hadeeths to origins. Key Words: Hadith, Al-Zabedi, Al-Gazzali, Commentary, Ithaf Alsada AlMutaqeen, Method.
سلطة ولي الأمر في تطبيق العبادات في الفقه الإسلامي
In this research, first of all, the definition of the concept of ruler in Islam, its importance, the necessity of its appointment for the benefit of the public, the bureaucratic offices and departments in the Islamic administrative system were tried to be given information about, then information was given about the nature of worships in Islam and their importance for the Islamic society. According to the four sects with the highest number of adherents in the Islamic world, detailed information about the powers, dispositions and limits of state administrators to make changes regarding these worships has been tried to be presented. In this study, the limits of the powers of the administrators on the four basic worships of Islam, namely prayer, fasting, zakat and hajj, were tried to be drawn by excluding the issues of transactions. An effort has been made to explain the responsibilities of administrators in supervising, encouraging and organizing the implementation of these worships and undertaking the organization of other works such as buildings, institutions and the appointment of administrators necessary for the fulfillment of these worships. It has also attempted to explain the limitations of changes in the implementation of these acts of worship, as well as the reduction of errors and the application of the prescribed penalties for those who refrain from their implementation due to laziness, inaction or non-fulfillment of the obligation. The study concluded with a series of conclusions that highlighted the importance of the role of rulers in the implementation and regulation of worship, the situations and areas in which rulers have the authority to implement them, and the situations in which they have authority in this regard. The limits of the role of the rulers in preventing disputes arising from the lack of authority and differences in the jurisprudence of the jurists of the four madhhabs have been tried to be determined.
Abdülvehhab eş-Şa'rânî'nin Tabakâtü'l-Kübrâ isimli eserindeki temel tasavvufî kavramlar
Mısır'lı âlim Abdülvehhâb eş-Şa'rânî tasavvuf tarihinde önemli yeri olan ve ülkemizde de tanınan çok yönlü bir mutasavvıftır. Yaşamış olduğu 16. Yüzyılda Mısır'ın dinî hayatında tasavvuf çok önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca o dönemde Mısır'ın yönetimi Memluklulardan Osmanlı Devleti'ne geçmiştir. Dolayısıyla oldukça hareketli bir siyasî dönemde yaşayan Şa'rânî'nin ilim tahsili ve tasavvuf yolculuğu da aynı şekilde yoğun ve verimli olmuştur. Bu çalışmada Şa'rânî'nin en önemli eserleri arasında yer alan, İslâm'ın başlangıcından itibaren yaklaşık 930 yıllık dönemde yaşamış, yazarın bilgisine ulaştığı İslâm aleminin çeşitli ülkelerinden âlim ve mutasavvıfların anlatıldığı Tabakâtü'l –Kübrâ isimli eser temel alınmıştır. Bu eserde âlim ve mutasavvıfların düşünceleri, hayat felsefeleri, dini yaşayış biçimleri, ibâdetleri, ahlâkları, kerametleri yer almaktadır. Onların Allah'a bağlılıkları ve imanları tüm Müslümanlar için örnek teşkil edecek düzeydedir. İmâm-ı Şâ'râni kitapta yer alan tüm kişileri en çarpıcı özellikleri ve sözleriyle ele almıştır. Bu eseri yazmaktaki amacını ise tasavvufa dalan bir topluluğu tanıtmak, hal ve makamlarındaki edeplerini bütün inceliği ile anlatabilmek olarak belirtmiştir. Kitapta yer alan âlim ve mutasavvıfların yaşantıları incelendiğinde günümüzde İslâmî kesimin yaşam tarzı ile çok farklı olduğu rahatlıkla gözlenebilmektedir. Tezimizde bu farklılıklara değinilecektir. Bu kişilerin Allah'a duydukları sevgi, gösterdikleri itaat, Allah'ın koyduğu kurallara titizlikle uymaları, nefisleri ile mücadele ederken izledikleri yollar, cömertlikleri, dünyaya rağbet etmemeleri, yoğun ibadetleri, haram ve helale karşı hassasiyetleri, insan ilişkilerindeki edepleri herkes için önemli örnekler içermektedir. Tezde, tasavvufun önemli kavramları hakkında kitapta yer alan örnekler ve günümüz toplumundaki hayat tarzı ve yaklaşımlar karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Çağımızın getirdiği modernleşme akımı sonucunda toplumumuzda dini hassasiyeti olan kesimlerde bile giderek daha çok kendisini hissettiren dünyevileşme eğilimine yer verilerek, eserde yer alan örneklerle aradaki farklılıklar ortaya konulmak istenmiştir.
Cumhuriyet dönemi'nde Eskişehir'de kırâat ilmine yapılan katkılar
Kırâat ilminin doğuşundaki en büyük etkenin "yedi harf" ruhsatının verilmesi olduğu bilinir. "Yedi harf" ruhsatı ise ilk dönem muhatapların bir kısmı arasında Kur'an-ı Kerim'i anlama ve telaffuza dayalı zorluklar yaşanmasından dolayı verilmiştir. Kırâat farklılıklarının öğretilmesi faaliyetleri Hz. Peygamber'in vefatından sonraki süreçte başlamış ve bugüne kadar kesintisiz devam etmiştir. Bugüne kadar kırâat konusunda çeşitli eserler yazılmış, kırâat farklılıklarının sistemli ve kolay bir şekilde öğretilmesi için bazı metotlar geliştirilmiştir. Kırâat eğitimi faaliyetlerine talebin artması sonucunda medeniyetimizde bu işe özel mekânlar (dâru'l-Kurrâ) da tahsis edilmiştir. Tezin birinci bölümünde Kırâat ilminin doğuşu ve gelişimi anlatılmıştır. Kırâat eğitimi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kırkbeş yılında Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'ndeki canlılığını kaybederek durma noktasına gelmiştir. Ülkemizde 1968 yılında resmî olarak kırâat eğitimine tekrar başlanmıştır. Eskişehir'deki ilk kırâat eğitim halkası ise 1970'te oluşturulmuştur. 1997 yılına kadar iki dönem altışar kişi Mehmet Sarıcaoğlu riyâsetinde eğitimlerini tamamlayıp icâzet almışlardır. Onun vefatından sonra talebesi Yaşar Tekeli kıraat eğitimini Eskişehir'de sürdürmüş ve sekiz dönemde toplam yetmiş yedi kişiye icâzet vermiştir. Zor şartlar altında büyük bir özveri ile kesintiye uğratılmayan kırâat faaliyetleri Eskişehir'de Kur'an ve kırâat kültürünün ihyasına çok önemli katkı sunmuştur. Başta Sarıcaoğlu ve Tekeli olmak üzere kırâat eğitimi faaliyetlerine maddi-manevi destek olanların katkılarıyla Eskişehir Türkiye'de bu alanında öne çıkan şehirlerden birisi olmuştur. Tezin ikinci bölümünde Eskişehir özelinde kırâat eğitimi faaliyetleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Eeskişehir'de kırâat eğitimine katkılar araştırılmıştır. Bu çalışmayla Eskişehir'de yarım asırdan fazla süredir devam ettirilen kırâat eğitimi faaliyetleri ve bu alandaki çeşitli veriler ilk defa akademik bir titizlikle kayıt altına alınmıştır. Bu bakımdan gelecekte kırâat konusuyla ilgili Eskişehir ölçekli yapılacak başka çalışmalara kaynaklık etmesi beklenmektedir. Eskişehir'de bir kırâat eğitimi müzesinin kurulabileceği düşünülmektedir. Bu müzeyle birlikte Eskişehir'e Yaşar Tekeli'nin isminin yaşatılacağı klasik Osmanlı mimarisine uygun yapılacak hususi bir Kırâat Eğitim Merkezi kazandırılması da önerilmektedir.
İslam hukukunda yardımcı üreme teknikleri
Yardımcı üreme teknikleri bireylere, evlat sahibi olma arzularının karşılanamaması durumunda meydana gelen sorunları gidermeye yönelik yöntemler sunmaktadır. Aile ve neslin devamını sağlamayı amaçlayarak ailelerin mutluluğuna katkıda bulunan bu yöntemler, biyoteknolojinin ilerlemesiyle birlikte toplumlar arasında geniş bir kabul görmüş olsa da İslam hukuku açısından bazı sorunları gündeme getirmiştir. Bu çalışma yardımcı üreme tekniklerinin İslam hukukundaki yerini ele alarak literatürde var olan boşlukları ve bu alandaki eksiklikleri doldurmayı hedeflemektedir. İslam hukuku perspektifinden yardımcı üreme tekniklerini inceleyen çalışma, literatür ve konu taraması yöntemlerini kullanarak dinî ve hukuki analiz gerçekleştirmiştir. Çalışmanın sınırlamaları, konuyla ilgili güncel tıp bilimi, hukuki gelişmeler ve dinî fetvaları içermekte olup, bu sınırlamalar sonuçların genel geçerliliğini etkileyebilir. "İslam Hukukunda Yardımcı Üreme Teknikleri" başlığı altında sunulan tez, giriş, iki bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. İlk bölümde yardımcı üreme tekniklerinin hangileri olduğu ve tercih nedenleri, yapay döllenme ve çeşitleri gibi konular açıklanmış, ikinci bölümde ise İslam hukuku açısından yardımcı üreme tekniklerine genel bir bakış sunulmuştur. Bu çalışma, yardımcı üreme teknikleri konusundaki belli başlı bazı fetva ve görüşleri analiz ederek bu alandaki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.
التناص في روايات أحمد زياد محبّكمحمد تركي
The study explored the various types of intertextuality in four novels by the Syrian novelist Ahmed Ziad Muhabek. These novels were selected for their importance and role in expressing the social reality in Syria, and for their richness in different types of intertextuality with the Quran, Hadith, literary heritage, popular culture, and historical texts. It is important to note that the lack of any prior study on intertextuality in these novels prompted this research. The study began by elucidating the nature of intertextuality, identifying it as a critical term, and connecting its concept in modern Western studies with similar terms mentioned in ancient Arabic sources, as well as what has emerged among modern Arab critics. The research then traced intertextuality in the four novels of Ahmed Ziad Muhabek, particularly in the characters, events, settings, time, and history, highlighting the positive impact intertextuality had on these novels. It revealed the aesthetic values that emerged through it and assessed the success the novelist achieved in employing it. The significance of this research is manifested in several points: highlighting the aspects of intertextuality in a model of Syrian creativity that drew inspiration from contemporary periods experienced by Syrians, most notably the ongoing war in Syria, and demonstrating the Syrian novel's ability to engage with contemporary times and interact with the manifestations of human suffering in daily life. Additionally, its importance lies in its attempt to shed light on the success of the author who relied on intertextuality in his novels to critically address the reality of Syrian society. The research methodology was guided by Western literary criticism, utilizing the different connotations and multiplicity of terms, especially the types identified by Gérard Genette and other Western researchers. The study adopted an integrative approach, relying on structuralism in the present text of the novel and its connection to other literary texts, engaging in a productive dialogue within scientific frameworks. The research expanded on the concept of intertextuality and aimed to enrich it by linking the texts of the studied novels with other literary and artistic works, clarifying the features of influence and textual interaction between them through an intellectual dialogue, and uncovering the social and moral implications embedded within the depths of these novels' texts. The study focused on providing aspects of psychological analysis of the characters in the studied novels at times and highlighting the social and moral roles of these characters at other times. The research aimed to uncover the artistic role played by intertextuality in the novels, the creative initiatives demonstrated by the author through it, and to elicit the cognitive and aesthetic values behind intertextuality, illustrating its value in constructing the narrative text. The author's creative ability was evident through the employment of interactive semantic platforms, which successfully integrated into the work and hinted at its content. This refers to the book covers, internal and external titles, prefaces, and beginnings. The study showed that the novelist Ahmed Ziad Muhabek derived events in his novels from the reality of the Syrian society he lives in, especially its religious, literary, historical, and popular heritage; hence, the novels came across as realistic and truthful, consistent with the reality of contemporary Syrian society. The research also highlighted how Ahmed Ziad Muhabek excelled in selecting protagonists who are virtuous, spread goodness, and promote knowledge, happiness, and justice in society, depicting these characters in collaboration with figures drawn from religion, history, literature, and proverbs. The novelist aimed to crystallize the aesthetic values he wished to convey to the reader using different types of intertextuality. Furthermore, the novels employed a new, distinctive, and noteworthy linguistic style. Keywords: Modern Arabic Literature, Novel, Text, Intertextuality, Intertextuality, Ahmad Ziad Mohabbek.
توظيف الحديث الشريف في تنمية مهارات اللغة العربية للناطقين بغيرها
The primary aim of this study is to develop educational material based on Prophetic Hadith texts to enhance the language skills of students learning Arabic for religious purposes. The research emphasizes the significant reciprocal relationship between Islam and the Arabic language and highlights the importance of spreading Arabic among Muslims. The study consists of two main parts. The first part is devoted to the theoretical framework, detailing the importance and objectives of teaching foreign languages for specific purposes, with a focus on teaching Arabic for religious aims. It also comprehensively addresses the fundamental language skills: listening, reading, speaking, and writing. The second part is dedicated to the practical application, where the stylistic and pedagogical features of the Prophetic Hadiths are analyzed, and instructional unit titles based on these features are presented. The implementation procedures, including the preparation and application of surveys for teachers and students, are thoroughly explained. Subsequently, the findings of the field study are analyzed and discussed in light of the research questions. The study concludes with results and recommendations and includes educational content composed of five teaching units, exam questions, and survey forms used in the fieldwork. This research makes an important contribution to the field of teaching Arabic for religious purposes by demonstrating that Prophetic Hadith texts serve as an effective resource for language instruction development.
Oryantalistlerin Allah'ın sıfatları problemine bakışı
Amaç: Sıfatları problemi, ilâhî zât ile sıfatlar arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği tartışması değildir. Özellikle oryantalistlerin eserlerinde İslâm kelâmının meydana çıkışını açıklamak için referans mevzulardandır. Materyal ve Metot: Belirlenen isimler esas alınarak, Allah'ın sıfatları probleminin oryantalistlerin bakış açısından hangi yönleriyle meydana çıktığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bulgular: Wolfson; Eserinde bu konuyu tartışır, Müslümanların Hıristiyanlardan etkilendiğini düşünür. Özellikle Teslîs akidesinin Müslümanlar üzerinde büyük etki bıraktığını belirtmektedir. Watt; zâtî ve sübûtî diye adlandırılan sıfatların varlığından bahsetmektedir. Mu'tezile ile Ehl-i Sünnet'in sıfat anlayışlarını karşılaştırmıştır. Ess; ''Allah her şeye kadirdir.'' bu cümlenin hatalı olduğunu; ''Allah ilim sahibidir'' şeklinde olması gerektiğini belirtmektedir. Wensinck; Haberî sıfatlar ile ilgilenmeyi yeğlemiş ve nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durmuştur. Te'vilin önemi üzerinde durmuştur. Gardet ve Anawati; Mu'tezile'nin radikal fikre sahip olduğunu belirtmektedir. Murata ve Chittick; Allah'ın Kur'an'da çeşitli isim ve sıfatlara yer verdiğini belirtmektedir. Allah'ın sıfatlarla nitelendirilmesinin O'nu diğer varlıklardan ayırt etmemizi sağladığını belirtmektedir. Sonuç: Allah'ın sıfatları probleminin oryantalistlerin bakışlarından hangi yönleriyle öne çıktığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle araştırmamız, klasik kelâm mirasının değerlendirilmesine katkı sunmayı, modern akademik okumaların İslâm düşüncesi üzerindeki etkilerini tartışmaya açmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Allah'ın Sıfatları, Hıristiyanlık, İslâm, Kelâm, Oryantalizm, sıfatlar problemi
İtikadî mezheplerin kadın algısı
İnsanın tarih sahnesine çıkmasından itibaren kadın konusu bütün toplumlarda, dinlerde ve mezheplerde tartışma konusu olmuştur. Günümüzde İslâm anlayışına yö neltilen eleştirilerin önemli bir kısmı, dinin kadın üzerinden algılanması ve yorumlan masıyla ilişkilidir. Her mezhebin itikadî ve fıkhî alanlarda kadına dair farklı kabulleri bulunmasına rağmen, bu çoğul yapı çoğu zaman göz ardı edilmekte ve İslâm dini, ka dın konusunda tekil ve indirgemeci bir bakış açısıyla eleştirilmektedir. Günümüzde de devam eden bu eleştiriler, ağırlıklı olarak sosyal hayat ve dinî yorumlar etrafında şe killenmektedir. Bu tezin yazılmasına zemin hazırlayan temel unsur, İslâm dinine atfedilen ve kadın konusunda ortaya çıkan yanlış uygulama ve yorumların tarihsel süreç içerisinde nasıl oluştuğunu ortaya koyma ihtiyacıdır. Bu bağlamda, kadın konusu ilahi dinler, itikadî İslâm mezhepleri ve çağdaş İslâmi akımlar çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışma, İslam düşüncesindeki kadın algısının sadece nasslara (Kur'an ve Sünnet) değil, aynı zamanda müfessir ve kelamcıların içinde bulundukları tarihsel, kültürel ve toplumsal çevreye dayandığını ortaya koymaktadır. Mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları, İslam'ın kadına yönelik yaklaşımının tek tip bir yapıdan ziyade, yorumlanmaya açık ve dinamik bir karakter taşıdığını göstermektedir.
Mevsılî'nin el-İhtîyâr Li-Ta'Lili'l-Muhtâr adlı eserinde küllî kâidelerin kullanımı
Bu çalışma, el-İhtiyâr li-ta'lîli'l-Muhtâr adlı hükümlerin gerekçelendirilmesinde kullanılan küllî kâideler ve müellifin bu kâideleri nasıl kullandığı sorununa odaklanmaktadır. Aynı müellif tarafından kaleme alınan el-Muhtâr'ın önemli bir şerhi niteliğindeki bu eserde, hükümlerin temellendirilmesinde başvurulan küllî kâidelerin tespit edilmesi, bu kâidelerin hangi bağlamlarda kullandığını ve bu kâideleri kullanma yöntemini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada tasvir ve tahlil yöntemleri benimsenmiştir. Bu doğrultuda, öncelikle eserde kullanılan küllî kâideler tespit edilmiş, ardından bu kâideler sistematik bir tasnife tabi tutulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde küllî kâidelerin tarihsel gelişim süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Mevsılî'nin hükümleri gerekçelendirirken başvurduğu kâideler ile bu kâidelerin bağlam içerisindeki kullanım biçimleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen sonuçlar maddeler halinde sıralanmıştır. Sonuç olarak, Mevsılî'nin hükümleri gerekçelendirirken küllî kâideleri hem destekleyici bir unsur olarak kullandığı tespit edilmiştir. Ayrıca müellifin, başvurduğu kâideleri farklı bağlamlarda ele alırken onların temel anlamını koruduğu, ancak bağlama uyum sağlamak amacıyla zaman zaman lafızlarda değişikliğe gittiği görülmüştür.
Hadislerde teselli
Hadisler, İslâmî ilimler içerisinde Müslümanların inanç, ibadet ve ahlâk anlayışlarının şekillenmesinde vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden hadisler, yalnızca dinî hükümlerin aktarımını değil, aynı zamanda bireyin ruhsal iyilik hâlini destekleyen ve psikolojik dengeyi korumaya yönelik teselli edici unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Teselli, hayatın her aşamasında ihtiyaç duyulabilen temel bir insani gereksinimdir. Bu tez, söz konusu ihtiyacın Hz. Peygamber'in yaşantısında nasıl tezahür ettiğini ve Hz. Peygamber'in hadislerinde nasıl ele alındığını inceleyerek, hadislerde tesellinin mahiyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Hz. Peygamber'in beşerî yönü de dikkate alınarak, yaşantısında kendisine (s.a.s) sunulan teselliler; Hz. Peygamber'in insanların mânevî ihtiyaçlarına yönelik teselli edici yönü, insan fıtratına yaklaşımı ile insanlara verdiği teselliler araştırmamızın işaret ettiği önemli konulardan bazılarıdır. Bu çalışmanın temel amacı; teselli kavramı, insanın teselliye olan ihtiyacı ve Hz. Peygamber'in hadisleri ile teselli arasındaki ilişkiyi merkeze alarak, temel hadis kaynaklarında hem Hz. Peygamber'e sunulan tesellileri hem de Hz. Peygamber'in müminlere yönelik tesellilerini tespit etmek ve Hz. Peygamber'in teselli edici yönünü ortaya koymaktır. Araştırmanın önemli bir bölümünde bir kısım rivayetlerin teselliyle ilgili klasik hadis şerhlerindeki yorumları incelenmektedir. İncelenen rivayetlerde, Hz. Peygamber'in bir beşer olarak zaman zaman teselliye ihtiyaç duyduğu ve âyetler, yakın çevresi ile hayatında meydana gelen bazı hadiseler vesilesiyle teselli edildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber'in, bireysel ve toplumsal meselelerde insanların psikolojik durumlarını dikkate alarak, İslâm dininin temel değerleri doğrultusunda onların inanç dünyalarını yeniden anlamlandırmalarına katkı sağlayan çeşitli teselliler sunduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de hidâyetin sebepleri
Kur'an'da Hidâyetin Sebepleri? adlı bu tezimizde Kur'an'da hidâyetin sebeplerini detaylı bir şekilde inceledik. Hidâyet kavramı, Allah'ın hidâyete erdirmedeki rolü üzerinde durarak, Allah'ın kimleri hidâyete erdirdiğini, kimleri hidâyetinden mahrum bıraktığını ele aldık. İnsanın hidâyete ermedeki rolünün ve etkisinin ne olduğu, yaptıklarından sorumlu tutulup tutulmadığı gibi sorulara cevaplar aradık. Tezimizi iki bölüme ayırdık.Birinci bölümde, Kur'an'da hidâyet kavramının semantik analizini hem lügat hem de terim itibariyle inceledik. Hidâyetin biçimlerine, kısımlarına ve mertebelerine değindik. İnsanın yaratılış amacını, irade özgürlüğü ve sorumluluğunu irdeledik. Son olarak hidâyetin önemine değindik.İkinci bölümde, hidâyete ermede Allah'ın rolünden bahsettik. Bu bağlamda Allah'ın????????? ve ???????? sıfatlarını, mutlak iradesi açısından dilediği kimseleri hidâyete erdirmesini, hidâyete erdirmediği kişilerin özelliklerini ve hidâyete ermede insanın rolünü irdeledik. Bu bağlamda Kur'an'da kişinin hidâyete ermesine sebep teşkil eden eylemleri ve sıfatları açıkladık.Sonuç olarak, Allah'tan başka insanları hidâyete ve dalâlete düşürecek hakiki bir fail olmadığı kanaatine vardık. Bununla birlikte Allah'ın hidâyete erdirdiği kimseler, Allah'ın onlar üzerinde olan lütfu ve rahmeti olmakla birlikte hür iradeleriyle tercih ve çabalarının sünnetullah gereği yaratılması olduğu kanısına vardık. Bunun, Allah'ın buna mecbur olmasından değil, sünnetullah gereği yaratılmasıdır.
İmam malik ve sahabe kavline yaklaşımı
İmam Mâlik, hem geride bıraktığı ilmî mirasla hem de talebeleriyle İslâm hukuku tarihinde önemli bir mevki elde etmiş ender şahsiyetlerden biridir. İmam Mâlik ayrıca günümüzde yaşayan dört büyük mezhepten biri olan Mâlikîlik mezhebini kuran önemli müçtehitlerden biridir. Hadis-fıkıh karışımından oluşan Muvatta'yı yazan Mâlik, fıkıh usûlünün teşekkül etmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu açıdan fıkıh usûlünün fer'i ve aslî delillerini etkin bir şekilde kullanan İmam Mâlik, fer'i deiller arasında yer alan sahâbe kavlini de hüccet olarak kullanmıştır. Sahâbe görüşü, sahâbe fetvası anlamında kullanılan sahâbe kavli fıkıh usûlü fer'i kaynakları arasında yer alan bir delildir. Bir çok müçtehit gibi İmam Mâlik de sahâbe kavliyle ihticac etmiştir. İmam Mâlik, fıkıh usûlünün oluşumuna etki eden sahâbe fetvalarından müstağni kalmamıştır. İmam Mâlik, sahâbe kavlini belli kriterle çercevesinde hüccet olarak kullanmıştır. Belli bir sistematiğe sahip olan İmam Mâlik, özellikle Amel-i Ehl-i Medîne delili karşısında sahâbe kavlini ciddi bir kirite tabi tutmuş; Amel-i Ehl-i Medîne'ye aykırı sahâbe kavliyle amel etmemiştir.
Kur'an da nebi ve resul kavramları
Yüce Allah'ın mesajlarını insanlara ileten peygamberlere inanmak, İslâm Dini'nin inanç esaslarındandır.Peygamberler, insanların hayatı anlamlandırmalarına yardım ederler. Kulluğu öğretip insan ruhunu huzura kavuştururlar. Adaletli bir toplum oluştururlar.Kur'an-ı Kerim, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde peygamberlere hak ettikleri değeri verir.İslâm Ekolleri peygamberliğin zorunluluk ve mümkünlüğünü tartışırken, Kur'an-ı Kerim, peygamberliği bir vakıa olarak ele alır.İslâm Ekollerinin çoğunluğu mucizeyi, peygamberliğin delili olarak kabul ederler.Kur'an-ı Kerim, peygamberliği ?resul? ve ?nebi? kavramlarıyla ifade eder.Peygamberliğin olmazsa olmaz şartı; peygamberlerin vahiy almalarıdır.Tebliğin iki temel boyutu, ?uyarı? ve ?müjdeleme? dir.Bütün peygamberler doğruluk, güvenilirlik, akıllı ve zeki olma, hata ve günahlardan uzak durma, Yüce Allah'ın mesajlarını olduğu gibi iletme özelliklerine haizdirler.Kur'an-ı Kerim'e göre peygamberlerin insanlardan olması gereklidir ve öyle de olmuştur.Anahtar Kelimeler: Allah, Kur'an, Nebi, Resul, Beşer ve Hatmu-n-Nübüvve.
Kur'an'ın yazılması ve cem'i
Tezimizde Kur?an?ın yazılması ve cem?i konusunu araştırmaya çalıştık. Tezimizin birinci bölümünde nüzulü sürecinde Kur?ân?ın yazılması ve cem?ini ele aldık. Araplarda yazı, Kur?ân?ın yazılması ve cem?i ile ilgili rivayetler, hadislerin yazılmasının yasaklanması, Kur?ân?ın nüzulünden önceki varlığına dair levh-i mahfuz, kitab-ı meknun gibi kavramları ele aldık. Kur?an?ın yazılması ve cem?i konusundaki rivayetlere baktığımızda birbirine ters düşen rivayetlerin mevcudiyetini müşahede etmekteyiz. Senet kritiği ve metin analizi yapılmadığı için çelişkili tezler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Recm ayeti, Tevbe suresi, rada? (emzirme) ayeti, Kunut duaları, Ahzab suresi, Muavvizeteyn ile ilgili rivayetleri incelemeye çalıştık. Tezimizin son bölümünde ise Şia?nın ve Oryantalistlerin Kur?an?ın yazılması ve cem?i ile ilgili görüşlerini irdeledik. Şia?nın iddialarını, Şia?ya isnat edilen iddialar ve Şia?nın bazı eserlerinde geçen rivayetler bağlamında incelemeye çalıştık. Bölümün Oryantalistlerle ilgili kısmında ise, Kur?an?ın Hz. Peygamber dönemi, halifeler dönemi ve daha sonraki süreçlerdeki durumuyla alakalı olarak, Oryantalistlerin leh ve aleyhteki görüşlerini imkân nispetinde ortaya koymaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Kur?an, cem?, rivayet, Şia, Oryantalist.
Maturidi'de hidayet ve dalalet bağlamında Allah-insan ilişkisi
Bu tezin amacı insanların hidâyete ve dalâlete ermelerinde kendi rollerinin ne olduğu ve Allah'ın bu konuda müdahil olup olmadığı; müdahilse bunun ne şekilde gerçekleştiğidir. Konu ele alınırken Mâturidî'nin temel yaklaşımları üzerine tezimizi inşa ettik. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde Mâturidî'de hidâyet ve dalâletin oluşum safhaları incelenmiş, Allah'ın insanların hidâyete ermeleri için birçok imkânı önlerine sunduğu görülmüştür. İlahi lütuf ve hikmetin birer neticesi olarak insanlara verilen bu fırsatlar, insanın kendi iradesi ve ihtiyarıyla doğru yolu seçmesiyle hidâyete götüren önemli vasıtalar haline gelmişlerdir. Dalâletin oluşumuna sebep olan faktörlerin ise insanın iradesine bağlı olarak harekete geçtiği cebri bir şekilde insanı saptırmadığı hatta saptıramadığı tespit edilmiştir. Her biri insanların dalâletlerinin sebepleri olarak gösterdikleri bahaneler haline gelmişlerdir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, hidâyete yahut da dalâlete ulaşan insanın, ne gibi neticelerle karşılaşacağı konusu yine Mâturidî'nin bakış açısından incelenmiştir. Bu bağlamda hem hidâyetin hem de dalâletin dünyevî ve uhrevî neticeleri ele alınmıştır. Dünya hayatında hidâyete mazhar olan insanın daha huzurlu, daha kâmil ve daha sabırlı bir insan olarak ahireti beklediği tespit edilmiş. Dalâlete düşen insanın ise çeşitli bedenî, malî ve manevi cezalara maruz kaldığı tespit edilmiştir. Hidâyet ve dalâletin nihai neticesi ise ebedî mutluluk ve ebedî azabın yeri olan cennet ve cehennem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda bu mekânlar da Mâturidî'nin görüşleriyle ele alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hidâyet, Dalâlet, Allah, İnsan, İrade, Kelâm
İslam düşüncesinde yeniden yapılanma -Muhammed Âbid El-Câbirî Örneği-
Müslüman dünyanın en derin problemi, kendi tarihi yükünün dinin mesajını anlamada yardımcı olmaktan çok engelleyici bir iĢlev görmesidir. Tarih içinde yaĢanan beĢerî olaylar, dinin yerine geçip kutsal ve mükemmel olan her Ģeyi içinde barındıran bir unsur haline dönüĢmüĢtür. Bu, bir yorum ve okuma süreci olup, baĢlangıcı ise Câbirî‟ye göre "Tedvin Asrı"dır. Bu asrın ortaya çıkardığı epistemolojiler, tesirlerini günümüzde de canlı olarak sürdürmektedir. Câbirî modern dünyada yeni bir "Tedvin Çağı"nın geldiğini belirtir. ÇağdaĢ Arap-Ġslam düĢüncesinin ve kültürünün ana prensiplerinin yazılması devrinin doğumunu öngörür. Bunu yaparken geçmiĢin Arap ve Ġslam felsefi mirasını bütünüyle dikkate almaksızın hiç kimsenin çağdaĢ Ġslam dünyasının karĢılaĢtığı meydan okumalara yeterince karĢılık veremeyeceğine inanmaktadır. Bu çalıĢmamızda, Ġslam dünyasında bir tıkanıklığın hatta bir krizin bulunduğu, bu krizi aĢma yollarının da yine kendi kültürümüzde mevcut olduğu düĢüncesinden hareket ederek, konuyu Câbirî‟nin bakıĢ açısından inceledik. Krizin köklerinin çok öncelere ve derinlere dayandığı düĢüncesinden hareketle bunların Ġslam medeniyetindeki siyasal uygulamaların belirleyici ve görüntülerinin günümüze kadar olan uzantılarını kavramsal analizlerle ortaya koyduk. Cabiri, düĢünce tarihi hakkında geniĢ bir külliyatın mevcut olmasına rağmen düĢünceyi oluĢturan mekanizmaların yapısına yönelik bir çalıĢma olmadığını kaydeder. Ona göre yapılması gereken bilgiye odaklanmak değil bilgiyi ortaya çıkaran mekanizmaların hangileri olması gerektiğini belirlemektir. DüĢünce tarihimizdeki epistemolojileri üç ana grupta inceler. Bunlar; irfan, beyan ve burhandır. Cabiri irfani epistemolojiyi din ile hermetik düĢüncenin iliĢkisinden ortaya çıkmıĢ bir paradigma olarak görür. Ġrfani bilgi sistemi ya da mutasavvfların hakkâl yakîn diye isimlendirdikleri sistem Ġslamdan yüzyıllar öncede bilinmektedir. Ona göre irfan, akıldıĢı kavram ve kurgulara dayandığı için aklı ortadan kaldırmıĢ Ġslam düĢüncesinin ilerlemesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuĢtur. Beyan epistemolojisinde sunduğu problematikler oldukça dikkat çekicidir. Lafız-mana problematiği ile Ġslam hukuku lafızlara bağlı kalarak hükümlerin çıkarıldığı bir sisteme dönüĢtürülmüĢ, içtihat kapısının kapanmasına neden olmuĢtur. Cevher ve ii araz problematiğinde ise beyan âlimleri mucizeleri izah edebilmek için tabiattaki sebepliliği inkâr etmeleri daha derin bir sorun ortaya çıkarmıĢtır. Sebep sonuç iliĢkisinin inkârı bir zihniyet olarak müslüma toplumlara yerleĢmiĢ, batı düĢüncesinde ortaya çıkan bilimsel geliĢmenin bir benzerinin Ġslam düĢüncesinde ortaya çıkmamasının temel sorunlarından biri olmuĢtur. Asıl-fer problematiğine gelindiğinde ise beyan âlimleri bir düĢünce, hüküm, fikir hatta bir cevap verebilmenin temel koĢulu bir "asıl"a dayanılması gerektiğini söylemiĢlerdir. Cabiri‟ye göre bu asıl sadece metinlerle sınırlı kalmamıĢ, geçmiĢten bize kalan herĢey asıldır hükmüne dönüĢmüĢtür. Artık asıllara değil onlardan üretilmiĢ ayrıntılara bile dokunulmaz hale gelmiĢtir. Zaman içinde selefin otoritesinin kutsallaĢması sonucu bütünüyle din anlamı kazanmıĢtır. Bütün bunlar özelde Arap-Ġslam, genelde Ġslam düĢüncesinin tıkanmasının arkasındaki sâiklerdir. Zira Tedvin Asrında oluĢturulan bu düĢünce kalıpları günümüze halâ hükmetmekte ve Ģekillendirmektedir. Cabiri kültürümüzdeki hareketin bir çatıĢma, bilgi sistemleri arasındaki bir çakıĢma hareketi olup, bir sıçrama, bir merhaleden diğerine intikâal ederek sonraki merhalenin öncekini aĢma hereketi olmadığını ifade eder. Ancak Endülüs tecrübesi kendine has üslubuyla bu genel halin istisnasıdır. Cabiri‟nin perspektifinden hareket ettiğimizde aklın kendisine biçilen sınırlı rolden kurtulması tabiatın dikkate alınması ile mümkün olacaktır. Bunu gerçekleĢtirecek bilgi sistemi de burhandır. Cabiri yenilenmenin temelini burhani epistemolojiyi yerleĢtirir. Ona göre burhani epistemoloji belli bir ideolojinin veya epistemolojinin dar sınırları içerisinde hapsolmamıĢ evrensel akıldır. Bu bilgi sisteminin geleneğimizde uygulama alanı Endülüs tecrübesinde kendisini göstermiĢtir. Ġbn Hazm‟ın baĢlattığı bir kültür projesi olan Endülüs tecrübesi akılcı, eleĢtirel bir kültürel projedir. Ġbn Hazm‟ın taklidin terki, asıllara dönüĢ projesini Ġbn RüĢd‟ün aklı devreye sokarak sebeplilik ilkesini savunması takip etmiĢ ve ġâtıbî‟nin nassı lafızcı yaklaĢımın tutsaklığından kurtarıp maslahat âlemi ile iliĢkilendirmiĢtir. Ġbn Hazm‟ın eleĢtiriciliğini, Ġbn. RüĢd‟ün akılcılığını, ġâtıbî‟nin usulcülüğünü yeniden yorumlarsak, kültürümüzle iliĢkimiz bize Ġslam düĢüncesini yeniden üretmeyi sağlayacak, ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri karĢılayacaktır. Yoksa kültürümüzü akılcı bir eleĢtiriye tabi tutmadan bu fikri birikimler bazen radikalizm bazen de selefilik olarak karĢımıza çıkacaktır. iii Amacımız Câbirî‟nin fikri atmosferini anlamak ve günümüz Ġslam toplumlarının sorunlarına yönelik çözüm önerilerini mercek altına almaktır. Zira sorun hâlâ ortadadır ve çözüm beklemektedir. Ġbn Haldun ve Ġbn RüĢd‟ü öne çıkaran Endülüs tecrübesini önemseyen ve model olarak kurgulayan Câbirî‟nin görüĢleri Ġslam toplumlarının sorunlarına çözümler içermektedir.
İbn Acîbe el-Hasenî ve el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde ahkâmayetlerinin işarî yorumu
Bu çalışma, IX. asrın başlarında işarî tefsir literatürünün Fas'taki önemli temsilcilerinden İbn Acîbe'nin (ö.1224/1809), el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde, ahkâm ayetlerinin işarî yorumunu ve bu yorumu ortaya koyarken kullandığı yöntemlerin tespit ve tahlilini içermektedir. Dört bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Ahmed İbn Acîbe el- Hasenî'nin hayatı, ve eserleri ele alınmıştır. "Tasavvufî-İşarî Yorum Geleneği ve Bahru'l Medîd" başlığı altında, hicri II. asrın başlarından itibaren zühd ve takva hareketi sonucunda karşımıza çıkan ve ilk günden itibaren tartışılan, tasavvuf anlayışının bir ürünü olan işarî tefsirin ortaya çıkışı, meşruiyeti, kabul şartları ve işarî yoruma yönelik eleştiriler ile el-Bahru'l-Medîd'in işarî yorum geleneğindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde "Bahru'l Medîd'in Ahkâm Ayetlerine İlgisi" başlığı altında, Kur'an'da ki ahkâm ayetlerinin tespitine dair görüşler ele alınmış, Ahkâm Tefsirinde öne çıkan eserler ile ahkâm ayetlerinin tespitinde kendisinden yararlandığımız Cessas (ö.370/981) ve onun "Ahkâmu'l Kur'an" isimli tefsirine dair kısa bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca İbn Acîbe'nin ahkâm ayetlerine yüklemiş olduğu işarî manalar tablo halinde sunulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, İbn Acîbe'nin ahkâmla ilgili ayetlerin işarî tefsirinde ve kavramlara yüklediği işarî manaların istişhadında izlediği yöntem tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise ahkâm ayetlerine ve bu ayetlerde geçen kavramlara yükledikleri manalar, bu manaların ortaya konulmasında izlenen yöntemler, yararlandıkları kaynaklar ve mezhebî görüşlerinin işarî yoruma etkisi üzerinden Bahru'l Medîd ile el-Kuşeyrî'nin (ö.465/1072) Letâifü'l-İşârât'ının karşılaştırılmasına yer verilmiştir.