
111
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Borçlanma maliyetleri
Globalleşme, ülkelerarası yapılan ticarette ülkeleri, mali tablolarının eşit kriterlerle karşılaştırılıp, raporlanarak aynı dili konuşmaya yönlendirmiştir. Farklı ülkelerde oluşturulan finansal raporların benzer şekilde yorumlanabilmesi ve uluslararası ölçekte geçerli olacak ortak muhasebe uygulamalarının geliştrilmesi adına birçok önemli çalışma yapılmıştır.Uluslararası muhasebe standartlarıyla tam uyum içinde olan Türkiye Muhasebe Standartlarının etkin ve geniş bir kesimde kullanılmaya başlaması, Avrupa Birliği uyum çalışmaları açısından da büyük önem arz etmektedir. Uluslarası Muhasebe Standartları ve Uluslarası Finansal Raporlama Standartlarının, 6102 Sayılı Türk Ticaret kanunuyla birlikte, Türkiye Muhasebe Standartları ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları olarak kabul edilmesi sonucunda değerleme (ölçümleme) sadece vergi ile düzenlenen hükümler olmaktan çıkarılmıştır.Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Türkiye Muhasebe Standartları Temmuz 2012 itibariyle yürürlüğe girmiş ve Ocak 2013 itibariyle Türk Ticaret Kanununa (TTK) göre tüm işletmeler açısından kullanımı zorunlu hale getirilmiştir. Bu gelişme, 2013 tarihi itibariyle finans kuruluşları hariç tüm işletmelerde değerleme ile ilgili yeni düzenlemeler getirecek ve uygulamada önemli farklılıklar yaratacaktırBu çalışmada, 2000'li yıllarda uygulama başlanmış Türkiye (Uluslararası) Muhasebe Standartlarından biri olan 23 nolu borçlanma maliyetleri standardı, Türk Vergi Mevzuatındaki ve Sermaye Piyasası Kurulu içindeki yeri ve muhasebeleştirilmesi konusu ele alınmıştır. Borçlanma maliyetlerinin muhasebeleştirilmesinde kullanılan iki yöntem (gider olarak yazılması ve aktifleştirilmesi) örnek uygulamalar ile açıklanmıştır. Ayrıca Borçlanma Maliyetlerinin ilgili olduğu TMS 2-Stoklar, TMS 16- Maddi Duran Varlıklar, TMS 17-Kiralama İşlemleri, TMS 21-Kur Değişimleri Standartlarına da yer verilmiştir.
Hisseleri İMKB'de işlem gören enerji şirketlerinin 2006-2010 yıllarına ilişkin finansal tablolar analizi
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında İşlem Gören Enerji Endeksi firmalarından Elektrik Sektöründeki beş firmanın genel olarak analizi, sektör içindeki konumları, mali tablolarının incelenmesi, sektör içinde mukayeseli inceleme ve dünyada her geçen gün yükselen ve kıymeti artan Enerji sektörünün geleceği ile ilgili bilgi sahibi olmak ve Türkiye'deki durumun fotoğrafını çekmektir. Yatırımcılar için kullanılabilecek bu analiz aynı zamanda firmaların kendilerinin bulundukları yeri görmeleri açısından da önem taşımaktadır.Sonuç olarak sektörün yatırım eğiliminde olup olmadığı ve kaynakları nasıl kullandıkları, likidite durumları, mali yapıları, faaliyetleri, karlılık durumları, nakit akış durumları gibi bilgilerin de görülebileceği bu çalışmada Ak Enerji, Aksa Enerji, Aksu Enerji, Ayen Enerji ve Zorlu Enerji firmaları incelenmiştir.
TMS19 çalışanlara sağlanan faydalar standardının yasal mevzuat açısından incelenmesi ve bir uygulama örneği
Maliyet muhasebesinin önemli bir kalemini oluşturan personel maliyetlerinin, muhasebeleştirilmesi, tam ve gerçeğe uygun bir şekilde mali tablolara yansıtılması işletme yönetimi ve mali tablolar üzerinde yatırım kararı verecek olanlar için son derece önemlidir. Ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesi, sermayenin küreselleşmesi tam, gerçeğe uygun ve şeffaf mali tablolara olan ihtiyacı daha çok artırmıştır. Ancak, ülkelerin çalışanlarla ilgili mevzuatları ile muhasebe sistemlerinin farklı olması, bu ihtiyacı daha çok önemli kılmış ve ortak standartlar konusu gündeme gelmiştir. Uluslar arası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları bu ihtiyaç üzerine oluşturulan standartlardır. Bu çerçevede çalışanlara sağlanan faydaların muhasebeleştirme ilkelerini UMS 19 ortaya koymuştur. Bu çalışmanın konusunu oluşturan TMS 19 Çalışanlara Sağlanan Faydalar Standardı ise UMS 19? un birebir çevirisi niteliğindedir. Ülkemiz muhasebe sistemini uluslar arası muhasebe ve finansal raporlama sistemine uyumlaştırmak amacıyla Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu, şimdiki adıyla, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Uluslar arası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartlarının birebir çevirisini yaparak uyumlaştırmada önemli bir adım atarak Türkiye Muhasebe Standartlar ile Türkiye Finansal Raporlama Standartlarını yayınlamıştır. Bu standartların her biri değişik tarihlerde İMKB?de işlem gören şirketlerde uygulanmaya başlanmıştır. TMS 19 Çalışanlara Sağlanan Faydalar Standardı ise 2006 tarihinden beri yürürlüktedir.Bu çalışmanın konusu olan ?TMS 19 Çalışanlara Sağlanan Faydalar Standardı? işletmeler için çok önemli bir maliyet kalemi olan çalışan maliyetlerinin muhasebeleştirme esaslarını ortaya koymaktadır. TMS 19, çalışanlara sağlanan faydaları; kısa vadeli faydalar, işten ayrılma sonrası sağlanan faydalar, diğer uzun vadeli faydalar ve işten çıkarma tazminatları olarak dört gruba ayırmıştır.Bu çalışmada TMS 19 Çalışanlara Sağlanın Faydalar Standardının ülkemiz mevzuatı çerçevesinde uygulanabilirliği saptanmaya çalışılmıştır. Öncellikle, Ülkemiz mevzuatı ile TMS 19 literatür araştırmasıyla ortaya konulmuş, karşılaştırmalar yapılmış son olarak örnek uygulamayla benzer ve çelişen yönler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, TMS 19, çalışan haklarını, geleneksel muhasebe yöntemden farklı olarak daha geniş bir çerçevede kavramsallaştırmıştır. Ayrıca, TMS 19, çalışanlara sağlanan kısa vadeli faydalar açısından ülkemizdeki mevzuatla uyumlu olmakla birlikte, uzun vadeli faydalar bakımından, kimi farklılıklar göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çalışanlara Sağlanan Faydalar, Türkiye MuhasebeStandartları, TMS 19 Çalışanlara Sağlanan Faydalar Standardı.
Bankalarda operasyonel risk yönetimi ve denetiminin etkinliği
Bankalar, geçmişten farklı olarak, günümüzde zaman ve mekan kısıtı olmaksızın ciddi zararlara uğrayabilmektedirler. Globalleşme,artan rekabet, iç içe giren ve büyüyen piyasalar, her geçen gün sayıları artarak karmaşıklaşan ürün ve hizmetler, operasyonel risk kayıplarının etkilerini de genişletmiştir. bankacılık sektöründe operasyonel risk bazlı dalgalanmalar ve bu dalgalanmalar neticesinde sektörde yaşanan büyük kayıplar Operasyonel Risk Yönetiminin ve Denetiminin önemini ve güncelliğini arttırmıştır.Bu süreçte kurallara dayalı denetim anlayışı, yerini risk odaklı denetim anlayışına hızlı bir şekilde terk etmiştir. Operasyonel Risk Yönetimi ve Denetimi, bankacılıkta yeni bir anlayış olarak ortaya çıkmıştır.Yetersiz ve hatalı işlemler, sistemler ve kişilerden veya dış olaylardan kaynaklanan zarar riski olarak tanımlanan operasyonel riskin yönetimindeki en kritik aşama bu risk türünün uygun bir şekilde tanımlanması ve ölçümüdür. Operasyonel riskle ilgili zarar potansiyelinin tahmini ve zararın gerçekleşme olasılığının tespiti güç olduğundan bu risk türünün tamamı sayısallaştırılamamakta ve bu nedenle tam olarak ölçümü de gerçekleştirilememektedir. Organizasyon, iş akışı teknoloji insan gücü çerçevesinde oluşabilecek maddi ve itibar kaybına sebebiyet veren,kredi ve piyasa riski dışında kalan riskler olarak değerlendirilen, operasyonel risk, Basel Komitesinin 2004 Haziran ayında yayınladığı Basel II düzenlemesi ile birlikte 2007 yılından itibaren,öncelikle G-10 ülkelerinde başlanmak üzere bankaların Operasyonel risklerini ölçerek gerekli sermaye karşılığını ayırmalarını öngörmüş ve bu amaçla bankalarda operasyonel risklerin ölçümü üzerine çeşitli modeller önermiştir.Basel Bankacılık Komitesinin, operasyonel risk yönetimi ile ilgili düzenlemeleri başta Avrupa olmak üzere, Türkiye?de de etkisini göstermektedir. Düzenlemelere ayak uydurma ve gelişmelerden daha fazla yararlanma düşüncesinden hareketle,operasyonel risk yönetiminde denetimin rolü büyüktür. Bu çerçevede Türkiye?de BDDK?nın çalışmalarına ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunun düzenlemelerine hızlı adaptasyon süreci önemlidir. Hızlı adaptasyonu sağlayacak olanda operasyonel risk yönetimi ve denetimi çalışmalarının arttırılması ve mevcut çalışmaların kalitelerinin yükseltilmelerine bağlıdır.Yapılan bu çalışma ile ülkemizdeki bankaların operasyonel risk Yönetimi ve Denetimi konusunda yaptıkları çalışmalar, bu konudaki eksiklikleri, operasyonel risklerin ölçümü, risklerden kaynaklanan kayıpların bir kayıp veri tabanına kaydedilmesi ve karşılaşılan operasyonel riskler gibi hususların incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışma sırasında ülkemizdeki bankaların operasyonel risk yönetimi alanında yaptıkları çalışmaların hangi seviyede olduğunun ortaya konulması amacına yönelik banka çalışanlarının algılarına yönelik anket yönetimi uygulanmış olup; tez konusunun daha iyi kavranılması hedeflenmişir. Anahtar Kelimeler : Risk, Operasyonel Risk
Gayrimenkul yatırım ortaklarında vergilendirme sürecinin bağımsız denetim ile yönetim kurulu beyanı açısından önemi
Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları (GYO) gayrimenkullere, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına ve diğer sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen sermaye piyasası kurumlarıdır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları sahip oldukları özellikler nedeniyle hem gayrimenkul hem de finans sektöründe yer alırlar. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ilk ortaya çıkışı 1960'lı yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) görülmüştür. Ülkemizde ise gayrimenkul sektörümüzün en önemli aktörlerinden biri olan GYO'lar, ilk defa 1995 yılında Sermaye Piyasası Kurulu Tebliği ile düzenlenmiştir. Sermaye piyasasında çok önemli bir yeri olan gayrimenkul yatırım ortaklıkları, faaliyet alanlarıyla ilgili yapılması gereken işlevleri yerine getirebilmeleri için bağımsız dış denetim yaptırmaları sermaye piyasası mevzuatınca zorunlu kılınmıstır. Bu zorunlulukla beraber Sermaye Piyasası Kurumu (SPK), gayrimenkul yatırım ortaklıkları için bağımsız denetimin kurumsal ilkeler doğrultusunda ve yatırımcılar açısından daha anlaşılır olması için
TMS-12 Gelir Vergileri Standardı çerçevesinde ertelenmiş vergi ve muhasebeleştirilmesi
Uluslararası muhasebe standartlarının ülkemizde uygulanması sırasında, ülkemizin mevcut vergi mevzuatı ile muhasebe standartları arasında uygulama farklılıkları ortaya çıkmaktadır. İşletmeler ülkelerinde geçerli olan vergi kanunlarına göre hesaplanan kâr üzerinden vergilerini hesaplamaktadırlar. Fakat muhasebe standartlarına göre hesaplanan muhasebe kârı ile vergi kanunlarına göre hesaplanan kâr arasında yukarda bahsettiğimiz fark ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu farklılıklar, geçici fark özelliği taşıyorlar ise ertelenmiş vergi doğmuş olacaktır.Çalışmamızda, işletmelerin hesapladıkları mali kâr ile muhasebe kârı arasında ortaya çıkan farklılıkların hesaplanması ve finansal tablolarda gösterilmesi anlatılmıştır. Bu çalışma , Gelir Vergileri Standardının işletmeler tarafından uygulanmasına destek olmak ve ertelenmiş vergi konusunda anlaşılmayan noktaları aydınlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Anahtar Sözcükler : 1. TMS-12 2. Ertelenmiş Vergi 3. Ertelenmiş Vergi Varlığı 4. Ertelenmiş Vergi Yükümlülüğü 5. Geçici Fark
Türkiye Muhasebe Standardı 11 inşaat sözleşmeleri kapsamında inşaat taahhüt işlemlerinin muhasebeleştirilmesi, raporlanması ve uygulama örneği
İnşaat işletmeleri için yıllara yaygın inşaat taahhüt işlerinde dönem kârı veya zararı ile maliyetlerin doğru tespit edilmesi ve ilgili oldukları hesap dönemlerine aktarılması çok önemlidir. Yıllara yaygın inşaat taahhüt işlerinin muhasebeleştirilmesinde ülkemizde kullanılan yöntem tamamlanma yöntemidir. Bu yöntemde, inşaat işinin kârının veya zararının, gelirinin, maliyetinin tespit edilebilmesi için işin tamamının yapılması gerekir. İş tamamlandıktan sonra kâr veya zarar ortaya çıkmaktadır. Bir diğer yöntem olan tamamlanma oranı (yüzdesi) yöntemi ise Türkiye Muhasebe Standardı 11'in İnşaat Sözleşmeleri Standardının kabul ettiği yöntemdir. Tamamlanma oranı yöntemi, bir inşaat işi yıllara yaygın olarak başladığında farklı hesap dönemleri oluşturduğunu ve dönemsellik ilkesine uyulması gerekliliğini gösterir. Bu yöntemde muhasebeleştirme yapılırken işin tamamlanma oranına göre gelir ve maliyetler kayıt edilir ve hangi dönemde gerçekleştilerse o hesap dönemlerine aktarılır. Böylelikle finansal tablolar güvenilir olur, kullanıcıların daha doğru ve güvenilir bilgilere ulaşması da sağlanmış olur. Anahtar Kelimeler: 1. ĠnĢaat 2. ĠnĢaat Muhasebesi 3. ĠnĢaat SözleĢmeleri 4. MuhasebeleĢtirme 5. Raporlama.
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin azaltılmasında vergi denetiminin yapısı, önemi ve gelişimi
Toplumsal hayatımızı idame ettirdiğimiz günümüzde, hiç şüphesizdir ki hayat standartlarımız malî olgularla belirlenmektedir. Ekonominin gelişerek geldiği dünyada bireylerin günlük hayatlarındaki gereksinimlerinin karşılanması; mal ve hizmet üretimine katkıda bulunarak, bunun karşılığında gelir elde etmesiyle mümkündür. Çift taraflı etkisi bulunan kayıtdışı ekonomi, gerek gelişmiş gerekse az gelişmiş tüm ekonomilerin temel sorunlarından biridir. Kayıtdışı ekonomiyi en düşük seviyeye getirerek bu dengede kalmasını sağlamanın idarî yönden en temel aracı vergi denetimidir. Etkin bir vergi denetiminin kayıtdışılığı gidermesi için, Türkiye'nin malî idaresinin güçlü ve dinamik bir yapıda olması gereklidir. Klasik devlet idaresinin sınırlandırdığı vergi idaresinin, etkinliğinin azalacağı kanaatindeyiz. Bu açıdan; vergi idaresinin tüm unsurlarıyla özel sektöre endekslenmesi ve etkinliğinin artırılması, hem gelir adâleti yönünden hem de gelişme yönünden büyük önem arz etmektedir. Tezimizde; Türkiye'de kayıtdışı ekonominin unsurları, boyutları ve bunun azaltılması için, vergi denetim yapısı geçmişten günümüze ele alınmaya çalışılmıştır. Vergi denetim yapısının; Osmanlı Devleti'nden günümüze kadar geçirmiş olduğu tüm süreçler, yapısal sorunlar ve geleceğe doğru gidişi ana hatlarıyla incelenmiş ve görülen sorunlarla ilgili çözüm önerileri sunulmuştur. Araştırmalarımız teorik varsayımlardan yola çıkılarak başlamış olup, günümüzdeki etkilerinin görülmesi açısından çeşitli sonuçlar ve istatistik verilere başvurulmuştur. Hedefimiz; kayıtdışı ekonomiyi azaltarak dengede tutmak için vergi denetiminin öneminin anlaşılması ve karşılaşılan bazı sorunlarda ne gibi çözüm yollarının aranması gerektiğinin bilinmesidir. Tüm bu bilgiler ışığı altında Türkiye'de vergi denetim sisteminin gidişatı hakkında da kısa bir gözlem ve değerlendirme yapılmıştır. Yapısal sorunların çözümü; zaman ve ekip çalışması gerektirmektedir. Türkiye'nin vergi denetiminin yapısal sorunlarının, orta vadede tüm vergi idaresinin çalışanları ve toplumun diğer bireylerinin katılımıyla çözüleceği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler : Kayıtdışı Ekonomi, Vergilendirme, Vergi Denetimi, Muhasebe, İnceleme, Malî İdare, Vergi Müfettişi, Gelir İdaresi
Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına uyumlu hesap planı önerisi
Bir işletmenin mali nitelikteki işlemlerini toplayan, sınıflandıran, kayıt altına alan, özetleyen ve raporlayan muhasebe sistemi, bu işlevlerini yerine getirirken belli bir düzen ve sistematik halinde çalışmaktadır. Muhasebe bilgi sisteminde üretilen bilginin doğruluğu ve güvenilirliği, hem işletme içi hem de işletme dışı bilgi kullanıcıları için karar vermede kullanımı açısından oldukça önemlidir. Muhasebe bilgi sistemi içerisinde üretilen bilginin özellikle kayıt fonksiyonunu yerine getirirken izlenen sistematik, hesap çerçevesi ve hesap planı ile düzenlenmektedir. Bazı özellikli sektörler hariç, diğer tüm işletmeler için oluşturulmuş hesap planı hem standardın sağlanması hem de karşılaştırılma yapılabilmesi açısından kullanılmaktadır. Ticaretin ve işletme faaliyetlerinin çeşitlenmesi zaman zaman kullanılan hesap planında bazı eklemeler yapılması sonucunu yaratsa da son yıllarda Türkiye'de muhasebe standartlarının kullanılmasının zorunluluğu, hesap planını oldukça yetersiz bırakmıştır. Bu nedenle hazırlanan bu çalışmada, Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Türkiye Muhasebe Standartları kapsamında kullanılan hesaplarında dahil olduğu bir hesap planı aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hesap planı, TFRS, TMS.
Ombudsmanlık: Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye uygulamalarının karşılaştırılması ve öneriler
Ülkemizde ombudsmanlık sistemi ile ilgili olarak yapılan çalışmalardan 2010 yılına kadar bir sonuç elde edilememiştir. 2010 yılında yapılan halk oylaması sonucu; Anayasanın 74. maddesi ile vatandaşa, Kamu Denetçisine başvurma hakkı verilmiştir. Anayasa'da yapılan bu değişiklik sonucunda dünyada pek çok ülkede uygulaması olan ombudsmanlık sistemi, 6328 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu ülkemizde yasalaşmıştır. Bu çalışma; ülkemizde uygulanan denetim yollarına değinerek, Türkiye'de yeni kurulan Kamu Denetçiliği Kurumunun üzerinde yapılan değerlendirme ve önemli görülen hususları vurgulama amacıyla hazırlanmış olup üç bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde; temel kamu, yönetim ve denetim kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde; ombudsmanlığın ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi, ombudsmanlığın özellikleri, yetki ve görevlerinden hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Son bölümde ise Kamu Denetçiliğinin gerekliliği, ülkemizde Kamu Denetçiliği Kurumuna benzetilen kurum ve komisyonlardan bahsedilerek, Türkiye'de Kamu Denetçiliği Kurumu hakkında yapılan çalışmalara değinilmiş ve 6328 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu incelenmiştir. Sonuç olarak; Kamu Denetçiliği Kurumunun ülkemizde faaliyet göstermeye başlaması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmekle birlikte, kurumun daha etkin ve verimli çalışması için gerekli olan çalışmalarında yapılması konusunda gerekli eleştiriler yapılmıştır.
İhracatta KDV iade sistemi
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun ihracat istisnasına ilişkin hükümlerin yer aldığı 11'inci maddesinin 1 numaralı fıkrasında, ihracat istisnası üç ayrı bentte ele alınmıştır. Kanun'un 11'inci maddesinin, ihracat istisnasını üç ayrı başlık altında ele almasının en büyük nedeni, bu bentlerin her birinde yer alan istisnaların işleyişlerinin, indirim mekanizmalarının ve iade sistemlerinin farklı bir yapıya sahip olmasıdır. Kanun'un ihracat istisnasına ilişkin hükümlerin yer aldığı bir diğer maddesi olan geçici 17'nci maddesinde de, Kanun'un (11/1-c) maddesinde yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme yer almaktadır. Bu bakımdan Kanun'un 11'inci maddesinin 1'inci fıkrasında yer alan üç adet bent ile geçici 17'nci maddeyi, işleyiş, indirim ve iade konuları itibariyle irdeleyecek olursak dört farklı durum ortaya çıkacaktır. Kanun'un (11/1-a) maddesi kapsamında doğrudan ihracata yönelik olarak yapılan teslim ve hizmetler üzerinden KDV hesaplanmamaktadır. Mükellefler (satıcılar), bu bent kapsamında vergiden istisna edilmiş işlemleri nedeniyle yaptıkları alımlar ve giderler için ödedikleri/borçlandıkları (yüklenilen) KDV'yi Kanun'un 32'nci maddesi gereğince indirebilmekte, indiremediği KDV'yi ise iade olarak talep edebilmektedir. Kanun'un (11/1-b) maddesinde istisnaya yönelik üç farklı uygulama bulunmakta olup, dikkatlice irdelendiğinde bu hükümlerin satıcılar için bir "istisna" hükmü olmasından daha ziyade alıcılar bakımından ödenen vergilerin iade alınabilmesini sağlamaya yönelik bir "iade" hükmü olduğunu söyleyebiliriz. Bu bentte, bentte belirtilen teslim ve hizmetler üzerinden gerekli KDV'nin satıcılarca hesaplanmasına, hesaplanan bu KDV'nin yine satıcılarca tahsil edilmesine ve daha sonra gerekli şartların sağlanması halinde alıcılardan tahsil edilen bu vergilerin alıcılara tekrar iade edilmesine ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu durum, satıcıların söz konusu işlemler üzerinden gerekli KDV'yi hesaplayıp tahsil ederek genel esaslar çerçevesinde beyan etmesi gerektiğini göstermektedir. Bu bakımdan Kanun'un (11/1-b) maddesinin, satıcılar açısından "istisna" özellikli bir düzenleme olmadığını söylemek mümkün olacaktır. Bu nedenle, bu bentte yer alan iade kavramı satıcılar açısından değil alıcılar açısından önem arz etmekte ve bentte ifade edilen KDV iadeleri, Tebliğ'de yer alan şartların sağlanması halinde satıcılara değil alıcılara yapılmaktadır. Ancak "yolcu beraberi eşya ihracına ilişkin istisna" uygulamasında, alıcılara yapılan iadelerin yanı sıra satıcıların da KDV iadesi talep etme hakları bulunmaktadır. Şöyle ki, Kanun'un (11/1-b) maddesinde yer alan istisnalarda, alıcılara yapılacak olan KDV iadeleri vergi daireleri tarafından yerine getirilmekte iken "yolcu beraberi eşya ihracına ilişkin istisna" uygulamasında alıcılara yapılacak olan iadeler satıcı tarafından yerine getirilmektedir. Alıcılara yapılacak iadelerin muhatabı esasında Devlet'tir. Ancak "yolcu beraberi eşya ihracına ilişkin istisna" uygulamasında, Devlet'in alıcıya iade etmesi gereken KDV, satıcı tarafından iade edildiği için bu uygulama kapsamında satış yapanlar, alıcılara ödedikleri KDV'yi vergi dairelerinden iade olarak talep edebilmektedirler. "Türkiye'de ikamet etmeyen taşımacılar ile fuar, sergi, panayır katılımcılarına tanınan istisna" ile "yabancı sinema yapımcılarına tanınan istisna" uygulamaları kapsamında işlem yapan satıcılar, yolcu beraberi eşya ihracında olduğu gibi alıcılara herhangi bir KDV iadesi yapmadıklarından, bu iki uygulama kapsamında işlem yapan satıcıların da herhangi bir KDV iade talebi olmayacaktır. Kanun'un (11/1-c) maddesinde, satıcı (imalatçı), ihraç konusu malı ihracatçıya teslim ederken KDV'yi hesaplamakta ancak bu vergiyi ihracatçıdan tahsil etmemektedir. İhracatçılar, ihraç konusu malı KDV ödemeden satın almakta iken, satıcılar tahsil etmediği KDV'yi ilgili vergi dairelerine hesaplayıp beyan etmektedirler. Bu uygulamada imalatçının teslimi gerçekleştirdiği dönem beyannamesindeki bilgileri dikkate alınmak üzere, bazen satıcı tarafından ödenmesi gereken bir verginin ödenmeyip tecil edilmesi ve ihracatın gerçekleşmesi üzerine de terkin edilmesi; bazen de ödenecek verginin bulunmaması ve buna bağlı olarak da tecil edilecek verginin bulunmaması nedeniyle tecil edilmeyen verginin satıcıya iade edilmesi gibi iki ayrı durum ortaya çıkabilmektedir. İhracat gerçekleşince, vergi tecil edilmişse terkin, tecil edilememişse imalatçıya iade edilmektedir. Tecil-terkin sistemi kapsamında yukarıda belirtilen uygulama, ihtiyari bir uygulama olup istenildiği takdirde, genel esaslar çerçevesinde söz konusu malların tesliminin yapılması da tercih edilebilmektedir. Kanun'un geçici 17'nci maddesi, ihraç edilecek nihai mamullerin üretiminde girdi olarak kullanılacak maddelerin temininde, dahilde işleme izin belgesi (DİİB) sahiplerine KDV ödemeden söz konusu girdileri temin etme imkanı getirmiştir. Böylelikle DİİB kapsamında üretilip ihraç edilecek ürünlerin üretimi için gerekli maddeler tecil-terkin uygulaması kapsamında KDV ödenmeden satın alınabilecektir. Bu maddede yer alan düzenleme, uygulama yönüyle esas olarak Kanun'un (11/1-c) maddesinde yer alan düzenlemeyi temel almakta ve bu bakımdan söz konusu bent ile paralellik göstermekte, ancak uygulamanın şartları bakımından söz konusu bentten bir takım farklılıklar arz etmektedir. Bu çalışmada, yukarıda genel hatlarıyla ele alınan ihracat istisnası ile bu istisnadan kaynaklanan katma değer vergisi iadeleri konuları, Katma Değer Vergisi Kanunu ve Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği çerçevesinde anlatılmaya çalışılacaktır.
Lifo stok değerleme yöntemi ve değişken maliyet esası ile finansal performansın raporlanması ve kâr dağıtım kararlarında kullanılması
Üretim maliyetleri direkt madde malzeme, direkt işçilik ve genel üretim giderlerinden oluşur. Direkt üretim giderleri ürün üzerinde miktar olarak ölçümlenebilen giderledir. Endirekt niteliğinde olan genel üretim giderler ise ürün üzerinde miktar olarak ölçümlenemezler. Direkt giderler değişken giderlerdir ve üretim miktarına göre değişkenlik gösterirler. Endirekt giderler ise yarı değişken giderlerdir. Sabit giderlerin üretim maliyetleri ile ilişkilendirilmesi stok maliyetlerini etkileyeceği için dönem kârını artırır. Dönem kârını etkileyen diğer bir faktör de stok değerleme yöntemidir. Kâr dağıtımı vergi karşılığı, temettü ve yedek akçe ayrılmasını ifade eder. Vergi mali mevzuata göre hesaplanırken temettü ve yedek akçe ayrılması ticaret kanunu ve ana sözleşme kapsamında, genel kurul kararı ile düzenlenir. Çalışma temettü kararı alınırken maliyet hesaplama ve stok değerleme yöntemlerinden muhasebenin ihtiyatlılık ilkesi kapsamında nasıl yararlanılabileceğini ele almakta ve bu kapsamda bir öneri getirmektedir.
Türkiye Finansal Raporlama Standartları kapsamında bölümlere göre raporlama
Bir işletmenin mali nitelikteki işlemlerini toplayan, sınıflandıran, kayıt altına alan, özetleyen ve raporlayan muhasebe sistemi, bu işlevlerini yerine getirirken belli bir düzen ve sistematik halinde çalışmaktadır. Muhasebe bilgi sisteminde üretilen bilginin doğruluğu ve güvenilirliği, hem işletme içi hem de işletme dışı bilgi kullanıcıları için karar vermede kullanımı açısından oldukça önemlidir. Ticaretin koşullarının değişmesi, sermaye piyasalarının serbestleşmesi ve işletme ölçeklerinin büyümesi, muhasebe bilgi sisteminde üretilen bilginin raporlanma biçimi üzerinde de değişikliklere neden olmuştur. İşletmelerin finansal bilgilerinin, faaliyette bulunulan coğrafi bölge, ürün grubu ya da müşteri grubu temelli mali bilgiler olarak sınıflandırılarak raporlanması bilgi kullanıcıları açısından da önem taşımaktadır. "TFRS Kapsamında Bölümlere Göre Raporlama" adlı bu çalışmanın birinci bölümünde, muhasebe standartlarının dünyada ve Türkiye'deki oluşum süreci ve bölümsel raporlamanın temelleri aktarılmıştır. İkinci bölümde, TFRS 8 kapsamında bölümlere göre raporlama standardı tüm yönleri ile ele alınmış olup, son bölümde standarda ilişkin örnek uygulamalar yer almaktadır.
Anonim şirketlerde bağımsız denetim
Yeni Türk Ticaret Kanunu ile sermaye şirketleri denetime tabi tutulmuştur. Buna göre her yıl Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ölçütler içinde kalan sermaye şirketleri denetlenecektir. Denetim bağımsız denetçiler tarafından yapılacaktır. Denetimin kapsamı hem uygunluk hem de faaliyet denetimini kapsayan finansal tablo denetimidir. Bu bağlamda sermaye şirketlerinin bilanço, gelir tablosu, nakit akış tablosu ve özkaynak değişim tablosu ile dipnotlarından oluşan finansal tablo seti yıllık faaliyet raporu ile birlikte denetlenecektir. Finansal tablo setinin tabi olduğu standartlar Türkiye Muhasebe Standartlarıdır. Denetim ise Türkiye Denetim Standartlarına Göre Yapılacaktır. Ülkemizde gerek bu standartların yayınlanmasından gerekse denetimin kalitesinden sorumlu gözetim kurumu Kamu Gözetim Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumudur. Bağımsız denetçilerin yetkilendirilmesi de aynı kurumun görev alanına girmektedir. Tez çalışması sermaye şirketlerinin denetimine getirilen yasal düzenlemeyi, anonim şirketler kapsamında incelemektedir. Anahtar kelimeler: Muhasebe, Denetim, Anonim Şirket
İnşaat işletmelerinde gayrimenkul yatırım ortaklığı vergisel avantajları ve muhasebeleştirilmesi
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 25'nci maddesinde kişilerin konut sahibi olmaları, yiyecek, giyim ve sağlık gibi yaşam standardının bir gereği olduğu ifade edilmektedir. Birleşmiş Milletler bünyesinde de Konut İnşaat ve Planlama Merkezi birimi bulunmaktadır. Türkiye'de gayrimenkul sektöründe 1950 yılından itibaren, Anadolu'dan büyük şehirlere yönelik göçler sonucu kentli nüfusun artması sonucu, konut ihtiyacı ivme kazanmış vekentleşme ile birlikte konut ihtiyacında büyük bir artış olmuştur. İhtiyaçlara cevap vermek için inşa edilmek istenilen gayrimenkul projeleri uzun ve yüksek maliyetli olmasından dolayı bu projelerin finansmanında yaşanılan finansal sıkıntılar, bu sıkıntıları uzun vadeli finansal kaynaklarla giderilmek istenmesi ve bağlanılan vergisel avantajlar GYO'ların ortaya çıkmasında rol oynamıştır.Ancak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile ilgili Türkiye'de ilk yasal düzenleme 1995 yılında Sermaye Piyasası Kurulu'nca hazırlanmış faaliyetlerini Sermaye Piyasası Kurulu tarafında denetlenmesi ve borsada işlem görmesi nedeniyle kolaylıkla paraya çevrilebilir olması, mali tabloların kamuoyuna açıklanması ve alım satım faaliyetlerinin bağımsız ekspertiz şirketlerince değerlenmesi GYO'ları daha güvenilir kılmaktadır. Türkiye'de son yıllarda ekonominin lokomotifi durumuna gelen inşat firmalarının Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı gibi profesyonel bir şekilde organize olmuş firmalara teslim edilmesi gerekmektedir. Kayıtdışılığın, kalitesiz yapıların, çarpık kentleşmenin önlenmesi açısından GYO'ların teşvik kapsamının genişletilmesi gerekmektedir. Bu tezin amacı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kuruluşu, işleyişi, vergi avantajları ve muhasebe kayıt işletmelerinin normal inşat işletmeleri ile GYO'lar arasındaki farklılıklar irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, İnşaat, Muhasebe
Türkiye Muhasebe Standartlarına göre ertelenmiş vergi uygulaması
Globalleşme, finansal piyasaların ve yönetiminin gelişmesi, uluslararası şirketlerin giderek artması ve bununla doğru orantılı olarak sermaye piyasalarının gelişip büyümesi, daha doğru, daha güvenilir ve karşılaştırılabilir mali tablolo ve analizlerin hazırlanması ihtiyacını oluşturmuş ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları'nın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ulusal ve uluslar arası işletmeler finansal tablolarını Uluslararası Finansal Raporlama ve Muhasebe Standartları yer alan kurallara göre hazırlayarak rekabet güçlerini artırmaktadırlar. Dünyada yer alan ülkeler Ulusal ve uluslar arası işletmelerden kendi vergi yasalarının koyduğu kurallar çerçevesinde elde edilen gelir üzerinden vergi almaktadırlar. Uluslararası Finansal Raporlama ve Muhasebe Standartlarının finansal raporlama ve kayıt kurallarını ortaya koyarken, vergi düzenlemeleri de vergi kurallarını ortaya koymaktadır. Uluslararası Finansal Raporlama ve Muhasebe Standartlarının amaçları ile vergi kurallarının amaçlarının farklı olması, isletmelerin kazançları üzerinden hesapladıkları vergilerin raporlanmasında etkili olmaktadır. Vergi kurallarına göre belirlenen devlete ödenecek vergi ile muhasebe Standartlarına göre belirlenen vergi giderinin aynı anda finansal tablolara yansıtılabilmesi, ancak ertelenmiş vergilerin finansal raporlanması ile mümkün olmaktadır. Anahtar kelimeler: Muhasebe ve denetimi, IFRS,Bağımsız denetim.
Türk Ticaret Kanunu ve vergi kanunları açısından şirketlerde kısmi bölünme ve bir uygulama
Ekonomik şartların günden güne değişmesi, şirketlerin farklı alanlarda uzmanlaşma isteği, giderek büyüyen işletmelerin yönetim kontrol mekanizmasının zorlaşması, şirket hissedarlarının talebi, vergisel avantajlar gibi sebeplerle şirketler yeniden yapılanma modellerini tercih edebilmektedir.Çalışmamızda yeniden yapılanma modellerinden bölünme işlemini vergisel ve hukuksal avantajları, işleyiş süreci, uygulanma şekli açısından detaylıca açıklamaya çalıştık. Tez giriş bölümü ile birlikte 4 bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde bölünme ile ilgili kavramlar, bölünme nedenleri, bölünme türleri ve Vergi Kanunları açısından bölünme türleri açıklanmaya çalışılmıştır.Tezin üçüncü bölümünde, bölünme işlemleri Türk Ticaret Kanunu açısından detaylıca incelenmiş ve hukuksal çerçevede açıklanmıştır.Tezin son bölümü olan uygulama bölümünde ise Kısmi Bölünme işlemine dair uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu bölümde Türk Ticaret Kanunu ve Diğer Vergi Kanunları açısından Kısmi Bölünme işleminin uygulaması ele alınmıştır. Şirket yönetimi ve YMM tarafından hazırlanan belgeler, raporlar ve evraklar tezin ''Ekler'' kısmında yer verilmiştir.
Bilinirliği yüksek yabancı denetim firmalarının kurumsallaşma ve toplumsal itibar düzeyinin Türk denetim firmaları ile karşılaştırılması
Son finansal krizler gösterdi ki yeni yatırımcıları çekmek ve mevcut olanları korumak için şirketin finansal gücü yeterli değildir. Bu noktada denetim şirketinin markası menfaat sahipleri için kriter olmuştur. Denetim firmasının markası bir günde oluşmadığı gibi belirli seviyede deneyim ve bilgi gerekmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde muhasebenin gelişimi ve ekonomi ile etkileşiminden bahsedilmiştir. İkinci bölüm de bağımsız denetimin kalitesinin gereksinimi, önemi, bağımsız denetim ile ilgili oluşturulan standartlar, hükümet tarafından ve uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan düzenlemeler ve akademik çalışmalara yer verilmiş, kurumsal yönetimin Türkiye'deki gelişiminden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümünde itibarın tanımından bahsedilmiş, 4 büyük denetim firmasının kalite itibarı üzerine literatür çalışmaları incelenip, Türkiye'deki 2015 geliri baz alınarak oluşturulan ilk 10 denetim firmasının kalite kontrol sistemleri belirtilmiştir. Denetim firmalarının Global şeffaflık raporları ve Türkiye'de ki çalışmalar incelenmiş ve bu çalışmaya dayalı tavsiyeler belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: İtibar, kalite, denetim kalitesi
Muhasebe bilgi sisteminin küçük ve orta boy işletmeler üzerindeki etkisi: Irak-Kürdistan bölgesinde bir araştırma
Günümüzde küçük ve orta boy işletmeler ulusal ekonomileri içerisinde oldukça çok büyük bir öneme sahiptir. Aynı şekilde Irak - Kürdistan Bölgesinde de şirketlerin yaklaşık yüzde 97,8'i küçük ve orta boy işletmelerden oluşmaktadır. Bu oran göz önünde bulundurulduğunda KOBİ'lerin ekonomiye katkısının büyük olduğu açıktır. Bu sebeple KOBİ'lerin etkin bir şekilde yönetilmesi oldukça önemlidir. Ayrıca yoğun rekabet şartları altında faaliyet gösteren işletmelerde, yöneticiler ancak muhasebeden ve diğer bilgi sisteminden sağlanan bilgiler sayesinde etkin bir yönetim gerçekleştirebilirler. Bu çalışmada Irak - Kürdistan Bölgesinin Dohuk ilinde faaliyet gösteren küçük ve orta boy işletmelerin muhasebe bilgi sisteminden ne derece faydalandığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bir anket çalışması hazırlanarak KOBİ yöneticilerinin ve işletmelerin sahiplerinin muhasebe bilgi sisteminden ne ölçüde faydalandığını, mevcut sistemlerin yönetici ve işletme sahipleri beklentilerini karşılayıp karşılamadığı ortaya konulmuştur. Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümde Giriş, Muhasebe, Bilgi Sistemleri ve Alt Bilgi Sistemleri, KOBİ gibi genel kavramlar açıklanmaya çalışmıştır. Üçüncü bölümde Muhasebe Bilgi Sistemleri ile ilgili detaylı bilgilere yer verilmiştir. İki ve üç bölümde teorik bilgilere yer verdikten sonra, dördüncü bölümde MBS'inin Dohuk ilindeki KOBİ'lerde kullanılma oranını ve işletmelere getirdiği avantajları ve dezavantajları hazırlanan bir anket çalışması ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Anket verileri SPSS, 21 programı ile analiz edilmiştir. Anket analiz sonuçları yorumlanarak önerilerde bulunulmuştur. Beşinci bölünde sonuç ve önerilerden bahsedilmektedir.
Riskin erken teşhisi ve yönetimi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 378. Maddesinde pay senetleri borsada işlem gören şirketler ve denetçilerin gerekli görmesi halinde diğer şirketlerde "riskin erken teşhisi ve yönetimi" ile ilgili uzman bir komite kurulması zorunlu kılınmıştır. Riskin tespiti ve yönetimi komitesinin amacı; işletmenin varlığını ve gelişimini tehlikeye düşüren risklere karşı yönetim kurulu ve genel kurulu uyarmak ve onları sürekli risklere karşı uyanık kılmaktır. Kurumun faaliyetleriyle ilgili hedefe ulaşma aşamasında ortaya çıkabilecek risklerin neler olabileceği, gerçekleşme olasılığı ve gerçekleşirse büyüklüğü, komiteyi kurmak ve geliştirmekle yükümlü olan yönetim kurulunun sorumluluğundadır. Bu komitenin denetim komitesinden farkı denetim komitesinin yönetimi gözetim altında tutmasına karşılık bu komitenin sadece risklere odaklanmasıdır. Ayrıca denetim geçmişe yönelik bir inceleme olduğu halde, risk teşhisi gelecek ve geleceğin yorumuyla ilgilidir. Denetimin yönetilmesi söz konusu olmadığı halde, risk yönetilebilir ve yönetilmelidir. Bu çalışmada ilk bölümde risk kavramı, tanımı ve risk çeşitleri incelenmiş, ikinci bölümde risk yönetiminin önemi, risk yönetim prensipleri ve risk yönetim süreci açıklanmıştır. Daha sonra üçüncü bölümde ise riske karşı korunma teknikleri, vadeli işlem piyasaları, finansal krizler vb., işletmelerde riskin erken teşhisi ve yönetimi konusuna değinilmiş ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında oluşturulması zorunlu kılınan risk komitesi hakkında bazı sorulara cevaplar aranmıştır.
Kamu hastanelerinde zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme
Kaynakların etkin kullanımına yönelik hem kamuda hem de özel sektörde çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar son dönemde özellikle doğru maliyet bilgilerinin elde edilmesi ve bu elde edilen bilgilerden hareketle maliyetlerin yönetilmesine yöneliktir. 1980'li yıllardan itibaren yoğun olarak kullanılmaya başlanan ve günümüzde çeşitli uygulama zorlukları nedeniyle terk edilen faaliyet tabanlı maliyetlemenin eksikliklerini ortadan kaldırmak üzere geliştirilen zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme, doğru maliyet bilgilerinin elde edilmesinin yanı sıra kurumların kaynaklarının ekin kullanılmasına da yönelik çalışmalardan biridir. Zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetlemeye ilişkin hem akademik alanda hem de uygulamada oldukça fazla çalışmaya rastlanmaktadır. Çalışmamızda, kaynakların etkin kullanımında özellikle pratik kapasiteyi hesaplamaya dahil eden zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetlemenin bir kamu hastanesinde uygulanabilirliğini belirlenmeye çalışılacak ve elde edilen sonuçlar geleneksel hacim tabanlı maliyetlemeden elde edilen sonuçlarla kıyaslanacaktır.
Finansal tabloların karşılaştırma özelliğinin gelecekteki kazanç tepki katsayısına etkisi
Yatırımcıların tahmin gücünü ve pay senedi fiyatlarının bilgi içeriğini değerlendirmek için mevcut bakışlardan biri, gelecekteki kazanç tepki katsayısıdır. Bu katsayı gelecekteki karların bilgi miktarını pay senedinin fiyatlarında yansımasını göstermektedir. Pay senedi fiyatlarında gelecekteki karlardan yansıyan bilgiler, sektör seviyesinde kar bilgilerinden ve şirkete özgü kar bilgilerinden bileşmektedir. Kar zamanlama hipotezinin esasına göre şirkete özgü bilgilerin elde edilmesi yüksek maliyetli olması nedeni ile, şirkete özgü kar bilgilerinin tahmini sektör seviyesinde kar tahminine göre daha zor olup ve sektör seviyesindeki kar bilgileri şirkete özgü kar bilgilerine göre daha erken pay senedi fiyatlarında yansımaktadır. Diğer taraftan kaynakların optimum tahsisi, şirkete özgü bilgilerinin erişile bilinmesine ihtiyaç duymaktadır. Karın zamanlama hipotezi, pay senedi fiyat eşzamanlılığı olayı ile yakın bir ilişkisi olmaktadır. Şirkete özgü bilgilerden yeterli miktarda olmaması nedeni ile, şirketin pay senedinin fiyatı diğer şirketlerin pay senedi fiyatları ile paralel olarak değişilmektedir ki bu durum pay senedi fiyat eşzamanlılığını beyan etmektedir. Finansal tabloların karşılaştırma kabiliyeti muhasebe bilgilerinin kalite özelliklerinden biri olarak gelecekteki kazanç tepki katsayısının artırmasına neden olmaktadır. Ayrıca finansal tabloların karşılaştırma kabiliyeti kaynakların optimum tahsisinde etkili bir faktör olarak gerçekleşmektedir. Bu önemli konuyu erişmek, yalnızca o zaman mümkün olmaktadır ki yatırımcılar bu kalite özelliğin kullanarak şirkete özgü karını tahmin edip ve şirkete özgü bilgilerini fazla miktarda elde etsinler ki bu durumda pay senedi fiyat eşzamanlılığı oranı düşecektir. Bu esasla, bu araştırmanın temel amacı finansal tabloların karşılaştırma kabiliyetinin etkisini gelecekteki kazanç tepki katsayısı ve pay senedi fiyat eşzamanlılığı üzerinde belirlemektir. Beyan edilen amaca ulaşmak için, dört hipotez düzenlenip ve 30 şirket olasılıklı olmayan yargısal örnekleme yöntemiyle Borsa İstanbul Anonim Şirketlerinde kabul edilen şirketler arasından 2005 ile 2015 yılla arası için örneklem grubuna dahil edilip ve seçilmektedir. Ayrıca araştırma hipotezlerin test etmek için panel verileri kullanarak, çok değişkenli regresyon analizinden yararlanmaktadır. Araştırman modellerinin hesaplanmasından ortaya çıkan sonuçlara göre, finansal tabloların karşılaştırma kabiliyeti gelecekteki kazanç tepki katsayısını anlamlı olarak artırmaktadır. Ayrıca sonuçlar göstermektedir ki finansal tabloların karşılaştırma kabiliyeti sektör seviyesinde gelecekteki kazanç tepki katsayısı üzerinde anlamlı etkisi olmamakta ama karşı taraftan, şirkete özgü gelecekteki kazanç tepki katsayısını anlamlı olarak artırmaktadır. İlaveten karşılaştırma kabiliyetinin pay senedi fiyat eşzamanlılığı üzerinde anlamlılığı ve negatif etkisi, elde edilen sonuçları teyit etmektedir.
İnşaat muhasebesinde ticari kara geçiş ve mali tabloların düzeltilmesi ve Türk vergi uygulama örneği
Küreselleşme; sermaye hareketlerinin, çok uluslu şirketlerin ve tek bir küresel pazarın egemenliğinde yeni ekonomik paradigmaya işaret etmektedir. Bu yeni durum, beraberinde ortak bir küresel dilin kullanılmasını zorunlu hale getirmiş ve tek bir muhasebe dilinin yaratılmasını zorunlu kılmıştır. Şirketler için küresel anlamda rekabet koşullarına adapte olabilmek için; doğru, güvenilir, şeffaf bilgilerin önemi büyüktür. Uygulamada iki inşaat şirketinde vergi mevzuatı karşılaştırması yapılarak ticari kara geçişin ve mali tabloların düzenlenmesi, Türk Vergi ve Türk Ticaret Kanunu göz önünde tutularak gerçekleştirilmektedir. Özel inşaatlarda muhasebe kayıtları ve inşaat onarım işlerinde muhasebe kayıtlarının yapılması ve binanın kullanma izninin alınması için Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) ilişkisizlik belgesi alınması, asgari işçilik hesaplaması yapılarak SGK'na bildirilmesi, ticari kara ve mali (vergi) matrahı karına geçiş ve mali tabloların düzenlenmesi ve vergi uygulamaları örneklerle açıklamaya çalışılacaktır.
Hasılat döngüsünde hile denetimi
İşletmelerde çalışanlar, yöneticiler ve üçüncü kişiler tarafından yapılan hileler işletmelerin geleceği açısından onları olumsuz yönde etkilemekte ve hatta işletmelerin iflasına sebep ola bilmektedirler. İşletmelerde yapılan hile eylemleri işletmeleri finansal ve finansal olmayan zararlarla etkilemektedir. Yapılan hile eylemleri sonucunda işletme büyük miktarda finansal kaynak yitirmekte ve prestij kaybı yaşamaktadır. Aynı zamanda işletmelerin yaşamlarını sürdürmesi açısından da tehlikeye girmektedir. 'Hasılat Döngüsünde Hile Denetimi' başlıklı tez konumuzda, hasılat döngüsünde baş veren ve verebilecek hile eylemleri, onların ortaya çıkartılması ve önlenmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmamızda, hasılat döngüsü incelenmiştir. Hasılat döngüsü hakkında bilgiler verildikten sonra, genel olarak hile kavramı daha sonrasında ise, tümdengelim bir şekilde yalnızca hasılat döngüsünde baş veren hileler ele alınmıştır. Sonrakı kısımda ise, hilelerin ortaya çıkartılmasında önemli etken olan hile belirtileri ve hilenin önlenmesindeki yaklaşımlar ile ilgili bilgiler verilmiştir. Ardından hasılat döngüsünde gerçekleşen ve gerçekleşe bilecek hilelerin önlenmesi ile ilgili bilgiler verilmiş ve uygulamalı bir şekilde ele alınmıştır.
Teknokentte girişimcilere sağlanan yararlar ve vergisel boyutta incelenmesi ve bir uygulama
Teknolojinin ve dijital dünyanın hâkim olduğu günümüz dünyasında yeni bir sanayi devrimi olarak kabul edilen endüstri 4.0 ile artık küreselleşen teknoloji ve bilginin önemini göstererek, küresel boyutta bu gelişmelere ayak uydurulması gerektiği gözler önüne sermektedir. Yaşadığımız 21. yüzyılda bilgi yoğun teknolojilerin yerine inovasyona dayalı ileri teknolojiler yer verilmiştir. Teknoloji ve inovasyonun ekonomik büyüme ve kalkınmada stratejik bir öneme sahip olduğu yaşadığımız dönemde açıkça görülmektedir. Günümüz çağında bu teknolojik gelişmişliğe ve entelektüel sermaye birikimine sahip olmak ve değişen dünyada uluslararası alanda rekabet edebilen, katma değer katarak ülke ekonomilerini ve gelişmişlik düzeylerini ilerletebilen bir ülke olmak için bu sürece hızlı şekilde adapte olmak gerekmektedir. Bu teknolojik ilerlemeye yetişebilmek ve sahip olabilmek için teknoloji üretimi yada teknoloji transferi yoluyla mümkün olduğu göz önüne alındığında teknoloji transferinin getirdiği yüksek maliyetlerin sürdürülebilir bir teknolojik gelişmişliği zorlamaktadır. Bu durumda ülkelerin teknoloji elde etme gayreti içinde teknolojik üretime yönelmesi amacıyla bilgi üretiminin ve bilginin ticarileştirilmesi amacıyla uygun ortamların yaratılması oldukça önemlidir. Bu bilgi birikimlerinin teknoloji üretiminde ve teknolojiye aktarılmasında gerekli ortamların olması gerekmektedir. Bu açıdan üniversite, sanayi ve devletin bir arada olduğu Teknokentlerde bu ortamların en uygun olduğu yapılardır. Teknokentlerde faaliyet gösteren firmalara çok çeşitli avantajlar sağlanmaktadır. Bunların bir kısmı vergisel olamayan avantajlar olabileceği gibi diğer kısmıda vergisel olan avantajdır. Vergisel olmayan avantajlar; teknogirişim sermayesi, risk sermayesi, hibe ve krediler şeklinde olabileceği gibi vergisel olan avantajlarla da kanun ve yönetmeliklerce belirlenen çeşitli muafiyetler bulunmaktadır. Mevcut kanunlar çerçevesinde Teknokentlerde faaliyet gösteren girişimcilere, faaliyette bulundukları Ar-Ge, yazılım, tasarım faaliyetlerinden elde etmiş oldukları kazançlardan gelir ve kurumlar vergisinden 2023 tarihine kadar muaftırlar. Aynı şekilde mükelleflerin gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulması süresi dâhilinde Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetleri ile ilgili olmak üzere yapılacak olan ithal eşya üzerinden gümrük vergisinden her türlü harç ve fonlardan da muaftırlar. Yine bu girişimler için personel çalıştıran işverenlere SGK işveren desteği primi ile de destek verilmektedir. Çalışmada da ülkemizde teknolojik gelişimine katma değer sağlayan Teknokentler hakkında genel bir bilgilendirme ile Teknokentlerde faaliyet gösteren firmalara sağlanan avantajlar ve bu avantajlar neticesinde mükellefiyetlikleri belirtilmiştir. Çalışmanın uygulaması ile Teknoloji Geliştirme Bölgeleri içinde faaliyet gösterilmesi halinde sağlanan avantajların ve bölge dışında faaliyet gösterilmesi halinde faaliyetlerin karşılaştırmalı olarak açıklanmasına yer verilmiştir.
Marmara bölgesindeki üniversitelerin muhasebe yüksek lisans programlarındaki derslerinin Kamu Gözetimi Kurumu bağımsız denetçilik sınavına denkliği
2000 yılından sonra meydana gelen ve muhasebe mesleğini ilgilendiren denetim skandalları denetçilere olan güvenin azalmasına sebep olmuştur. Dünya çapında yaşanan skandallar denetim sektöründe düzenlemeler ve değişiklikler olması sonucunu doğurmuştur. Ekonomik gelişmeler, globalleşen dünya ve bilgi akışının hızlanmasıyla birlikte dünyanın her noktasından bilgiye ulaşım sağlanmakta, bununla birlikte bilginin güvenilirliği önem kazanmaktadır. Bilgi kullanıcılarının, güvenilir bilgiye olan ihtiyaçları denetim faaliyetlerine olan ilgisini arttırmıştır. Bu nedenle bağımsız denetim ve bağımsız denetçi kavramları önem kazanmıştır. Bağımsız denetim faaliyetini yürütecek olan bağımsız denetçi statüsündeki kişilerin, denetim sektördeki etkinliği mesleki anlamda yeterli donanıma sahip olmaları ile doğru orantılıdır. Yeterli teorik bilginin kazanımı için en büyük pay şüphesiz üniversitelere ve verilen eğitime düşmektedir. Çalışmanın amacı bağımsız denetçi olmak isteyen kişilere, Marmara Bölgesindeki üniversitelerin yüksek lisans muhasebe programlarında verilen derslerin girecekleri bağımsız denetçilik sınavı konuları açısından denkliği sağlayıp sağlamadığının belirlenmesidir. Araştırmada Marmara bölgesindeki bütün üniversitelerin web sitelerinin taranması sonucunda 13 üniversitenin muhasebe yüksek lisans programları dahilinde toplam 21 programın verisine ulaşılmıştır. Ulaşılan veriler ve Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) bağımsız denetçilik sınav konuları ilişkilendirilerek Avrupa Kredi Transfer Sistemi (AKTS) denkliği ile incelenmiş, derslere göre yüzdesel dağılım ile sınav konularının üniversiteler açısından sağlanıp sağlanmadığını belirten verilere ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda; muhasebe ve finans yüksek lisans programlarının muhasebe ve denetimi programlarına göre sınav konularını karşılamasının daha fazla olduğu belirlenmiştir. KGK sınav konularına ait dağılımın eşit olmasından yola çıkılarak denetim alanı ile ilgili ağırlığın arttırılmasının meslek mensuplarının çalışmalarına katkı sağlayacağı sonuçları tespit edilmiş ve bu konuda önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, Bağımsız Denetçi, Bağımsız Denetçilik Sınavı, Yüksek Lisans Eğitimi
Marmara ve Ege bölgesindeki devlet üniversitelerinin iktisadi ve idari bilimler fakültelerinde verilen derslerin mali müşavirlik sınavlarına denkliği
Globalleşen dünya ile hızlı değişim döngüsüne tanık olan muhasebe bilgi sisteminin sürekli gelişiminin takibi gereklidir. Rekabet ortamında başarı; doğru, tarafsız ve güvenilir bilgi üretimi sağlayan muhasebe fonksiyonun görevidir. Küresel dünyada değişen ihtiyaçlar karşısında muhasebeden beklentilerde farklılaşmaktadır. Gelişen süreç içerisinde muhasebe ve finans işlemlerinin hayati önem taşıması ile mesleği yerine getiren kişilerin eğitimleri önemli bir konu olmuştur. Bu eğitimlerin verildiği programlardan biri olan lisans programlarının içeriği, muhasebeye ilişkin verilen derslerin eğitimin kalitesi ve etkinliği ile büyük ölçüde ilgilidir. Buradan yola çıkılarak yeterli bilgi ve pratiğin kazandırılmasında üniversite eğitiminin önemi büyüktür. Bu araştırmada Marmara bölgesinde 17, Ege bölgesinde 11 devlet üniversitesinin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde bulunan toplam 122 bölüm incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde verilen muhasebe eğitiminin SMMM Staj Başlatma ve SMMM Yeterlilik Sınavı açısından denkliğin belirlenmesidir. Bu amaç çerçevesinde Marmara ve Ege bölgesinde bulunan devlet üniversitelerinin iktisadi ve idari bilimler fakültelerinin web sitelerine ulaşılarak ders içerikleri incelenmiş, zorunlu ve seçmeli ders ayrımına gidilmiştir. Bu ayrım sonucunda iki bölge ayrı ayrı ele alınıp zorunlu ve seçmeli ders toplamları bölüm toplamlarına oranlanarak derslerin yüzdesine ulaşılmıştır. Derslerin yüzdesinden yola çıkılıp, sınav konularının yüzdesel ağırlığını karşılayıp karşılamaması araştırılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, sınav konularının dağılımında üniversitelerdeki seçmeli derslerin daha ağırlıkta verildiği ve Ege bölgesinin Marmara bölgesine oranla sınav konularını daha çok karşılayıcı bir eğitim verdiği sonuçlarına ulaşılmış ve çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, SMMM, Meslek Mensubu
KOBİ'lerin bağımsız denetim yaptırmasında KOSGEB desteğinin etkisi : İstanbul ili hakkında araştırma
Bu çalışmanın amacı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki toplam işletmeler arasındaki sayısal üstünlüğü başta olmak üzere, üretim, istihdam, yatırım, dış ticaret, toplam krediler ve vergiler içindeki payları göz önünde bulundurulduğunda ülke ekonomilerinin bel kemiği durumda olan KOBİ'lerin, Bağımsız denetim faaliyetinden ne derece yararlandığını araştırılmasıdır. Tüm dünyada üzerinde fikir birliğine varılamamış olan ve KOBİ olarak anılan "Küçük ve Orta büyüklükteki İşletmeler" in, rekabet güçlerinin uluslararası düzeyde artırılması ve ülkemizin ekonomik büyümesinde KOBİ'lerin katkısının yükseltilmesi için ülkemizde kurulan KOSGEB'in KOBİ'lere sunmuş olduğu 15 destek programının bir tanesi olan genel destekler programının bağımsız denetim desteğinin, KOBİ'ler tarafından ne derece faydalandığını tespit edilmesi amaçlanmıştır.
Canlı varlıkların TMS-41 kapsamında tek düzen hesap planında muhasebeleştirilmesi
Tarımsal faaliyetler, bazı özellikleri dikkate alındığında diğer mal ve hizmet üretimi etkinliklerinden ayrılır. Genel bir bakış ile tarımsal faaliyetler de mal üretimi sonucunu doğuran ekonomik etkinliklerdir ancak elde edilen ürünler toplumun beslenmesi gibi yaşamsal bir işlevi gerçekleştirir. Tarım, yapılış teknik ve yöntemleri değişmiş olsa bile bütün zamanlar için toplumun gerçekleştirmek zorunda olduğu üretim alanıdır. Vazgeçilmez olma niteliğini gelecek zamanlarda da koruyacaktır. Günümüz dünyasında, özellikle gelişmiş ülkelerde tarım, modern araç-gereç ve yöntemlerle, büyük üretim organizasyonları tarafından ve pazar için çok büyük miktarlarda üretim yapılan bir sektördür.2000'li yıllardan sonra ülkemizde de tarımsal faaliyetlere büyük işletmelerin ve sermaye gruplarının yatırım yaptıkları görülmektedir. Küçük aile işletmelerinin yanında modern tarım işletmeleri ortaya çıkmaya devam etmektedir. Tarım işletmelerinin diğer sorunlarının yanında muhasebe sorunu da vardır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde tarımsal muhasebe sorununun nasıl ortaya çıktığı ve çözümü geniş olarak tartışılacaktır. Tarım işletmelerinin muhasebe sorunu küreselleşme olgusunun varlığı dikkate alınarak çözümlenmeye çalışılmış ve muhasebe ile ilgili uluslararası kurumlar tarafından oluşturulan muhasebe standartları bu işletmelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmamızda, TMS-41 Tarımsal Faaliyetler Standardını, ülkemizde var olan Tekdüzen Hesap Planını kullanarak bir hayvancılık işletmesinin tarımsal üretimine uygulayıp ortaya çıkan sonuçları değerlendireceğiz. Uygulamamızda, akademisyenlerce Tekdüzen Hesap Planına eklenmesi önerilen hesap grupları ve bu gruplar içerisindeki hesaplar öneri olmanın ötesine taşınmış, profesyonel muhasebe programı olan Zenom Programına bu hesap grupları eklenmiş etlik kuzu üreten işletmenin yevmiye kayıtları eklenme yapılmış Tekdüzen Hesap Planı ile yapılmış, yevmiye defteri ve defteri kebir oluşturulmuştur. Bize göre, TMS-41 Standardı Tekdüzen Hesap Planının alternatifi değildir. Bu durum diğer Türkiye Muhasebe-Finansal Raporlama Standartları içinde geçerlidir. Yapılması gereken mevcut hesap planına standartlara uygun hesapların eklenmesi ve vergi kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Tarım Muhasebesi, Canlı Varlıklar, TMS 4 , Küçükbaş Hayvanlar
Finansal tablolarda muhasebe hilelerinin fark edilmesi ve ortaya çıkartılma biçimleri
Hile anlam bakımından yolsuz olma; yetkiyi kötüye kullanma olarak tarif edilmektedir. Muhasebe sistemi içinde hile; işletme hesap, belge ve kayıtlarının belli bir menfaat sağlamak ve başkalarını aldatmak amacıyla gerçek durumu yansıtmayacak şekilde düzenlenmesi, tahrif edilmesi ve gizlenmesi olarak tanımlanabilir. Hileler; kasti yapılmış olan işlemleri saklamak gayesi ile bilerek ve isteyerek yapılmaktadır ve sadece denetim yolu ile meydana çıkartılabilmektedirler. İşletmelerin finansal işlemleri, belge ve muhasebe kayıtlarında dolayısıyla da finansal tablolarında yapılan uygunsuz düzenleme, makyajlama, maskeleme, hileler ve yolsuzluklar sadece kar amacı güden veya çıkar sağlanan gruba fayda sağlamakta olup büyük bir toplum üzerinde ciddi zarar ve kayıplara sebebiyet vermektedir. Yapılan bu tür işlemler dolayısıyla; borç verenler, çalışanlar, satıcılar ve yatırımcılar mikro seviyede devlet ve kamuoyu da makro seviyede etkilenmektedir. Bu nedenle yapılan bu tür işlem, hile, yolsuzluk ve makyajlamalar ile maskelemeler büyük bir kesime etki etmiş olarak yanıltıcı, eksik, hatalı karar ve sonuçlara neden olmaktadır. Bu tezde öncelikle; hile kavramı ve yöntemleri incelenerek hilenin belirtileri doğrultusunda finansal tablolardaki odaklanmamız gereken hileli hesaplar araştırılacaktır. Finansal tablo kavramı; gerçeğe uygun sunuluşunun ve denetiminin açıklanarak finansal tablolardaki hile kavramı detaylandırılacaktır. Finansal tablolardaki hata ve hilelerin tespiti amacıyla denetim yöntemlerinin açıklanması ve tespit edilmesi hususlarına değinilerek; finansal tablolardaki muhasebe hilelerinin ortaya çıkartılması amacıyla tespit edilen denetim teknikleri için uygulama yöntemlerinin muhasebe hile türleri kapsamında belirlenmesi hedeflenmiştir. Model uygulamamız farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelere ait karşılaştırmalı 4 dönem (5 yıl) verileri baz alınarak; bu finansal tablo verilerine, muhasebe hilelerinin ortaya çıkartılma biçimlerinde kullanılan yöntemlerin uygulanarak analiz edilmesi sağlanmış; analiz yöntemleri olarak; • Karşılaştırmalı analiz tekniği; • Dikey (Yüzde) metodu ile ilgili analiz tekniği • Oranlar (Rasyolar) Analiz tekniği Yöntemleri uygulanmış ve incelenmiştir. Uygulanan analiz teknikleri sonucunda çıkan veriler değerlendirilerek sektörel- firma ve yıllar itibariyle karşılaştırılarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Finansal Tablo, Hile, Muhasebe Hileleri, Kırmızı bayrak, Finansal Tablo Analiz Teknikleri, Finansal Tablo Hileleri
BDS 701 ile bağımsız denetim raporundaki değişikliklerin bağımsız denetçiler üzerindeki etkisi: Türkiye uygulamasında potansiyel etkisi üzerine kalitatif çalışma
Denetçi raporu denetim sürecinin sonuçlarının direkt sunulduğu en bağımsız mecradır. Tarafsız, şeffaf ve güvenilir bilgiye olan ihtiyacın giderek artması, denetim standartlarının gerek denetçinin sorumlulukları gerekse görüş oluşturulması yönünde yenilenmesini gerektirmiştir. Uluslararası Denetim ve Güvence Standartları Kurulu (IAASB)'nun 2006 yılında ajandasına alarak başlattığı çalışmalar sonuçlanmış ve 15.12.2016 itibariyle yeni ve gözden geçirilmiş raporlama standartlarının yürürlüğe konulması yönünde karar alınmıştır. IAASB'nin bu süreçte yaptığı araştırmalar kullanıcıların denetçi raporunun sadece finansal tabloların ilgili standartlara olan uyum derecesini ifade eden görüş paragrafını okuduklarını ortaya koymuştur. Paydaşlar, IAASB'nin denetçi raporunun yeniden ele alınması kapsamındaki çalışmalarında, kendileri için daha kullanılabilir bilgi içeren ve daha bilgilendirici denetçi raporlarına olan ihtiyacını özellikle dile getirmiştir. Yeni raporlama standartları denetçi raporunda yer verilen kilit denetim konuları bölümü ile denetçi raporunun okuyucularına işletme hakkında detaylı bilgiler vermekten ziyade gerçekleştirilen denetim süreci hakkında detaylı bilgi sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızın amacı, BDS 701 çerçevesinde, yeni ve gözden geçirilmiş raporlama standartlarında yer alan kilit denetim konularının belirlenmesinden ve bu kapsamda açıklanacak uygun bilgilerin raporlanmasına kadar ki mesleki yargı sürecinin ortaya konulmasıdır. Bu standart şeffaflığı artırarak finansal tablo okuyucusunun finansal tabloları daha iyi anlamasına neden olacak olup, yatırımcıların yapacakları yatırımlar konusunda bir yol gösterici mahiyette olacağı düşünülmektedir. Uluslararası mecralarda yarışabilmek için bu standardın önemi büyüktür.
Adli muhasebe ve çalışan hileleri ile hile yapanların karakteristik özellikleri
Günümüz teknolojisindeki hızlı gelişim ve değişimler ile küreselleşen dünyada yapılan hilelerin niteliği değişmiş, profesyonelce işlenen ve işletmelerin farklı fonksiyonlarını hedef alıp ciddi kayıplara neden olan bu suçların geleneksel yöntemler ile bulmak ve önlemek çok zor bir hale gelmiştir. Hem işletmelerde hem de kamu kurum ve kuruluşlarında meydana gelen ve son yıllarda önemli zararlara neden olan bu suç ve hileler karşısında bir takım yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi gerekliliği doğmuştur. İşte bu aşamada hile konusunda uzman ve "adli muhasebe" olarak adlandırılan yeni bir alan ortaya çıkmıştır. Son yıllarda, gelişmiş ülkelerde çok sık uygulama alanı bulan adli muhasebe, adli sorunların çözümünde, muhasebeden, denetimden ve ilişkili tüm alanların araştırma yeteneklerinden faydalanmayı ifade eder. Bu çalışmada amaç adli muhasebe kapsamında çalışan hileleri hakkında bilgiler vererek ülkemizde ve dünyada yaşanan hile olaylarında niteliksel olarak hilekâr profilini incelemek ve hangi özellikteki insanların bu tür hilelere yöneldiğini tespit etmektir. Çalışmamız giriş bölümü ile birlikte dört bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde adli muhasebe kavramı, adli muhasebecilik mesleği ve özellikleri ile adli muhasebe mesleğinin etik kuralları hakkında detaylı bilgiler vermeye çalıştık. Tezin üçüncü bölümünde, hile, hile türleri ve özellikleri, hile denetçiliği mesleği ve özellikleri, hile denetimi ile hile denetiminde kullanılan teknikler açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak dördüncü bölümde çalışan hileleri, çalışanların yaptığı hile türleri ve özellikleri, çalışanları hile yapmaya iten nedenler ve hile üçgeni ile hile yapan çalışanların genel karakteristik özellikleri ACFE hile raporlarındaki veriler üzerinden açıklanıp yorumlamaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adli Muhasebe, Hile, Çalışan Hileleri
Finansman modeli olarak sukuk, Türkiye'deki işleyişi ve muhasebeleştirilmesi
İslami bankacılık sistemi, Müslümanların ihtiyaçlarından doğan ve bu sebeple Müslüman bilim insanlarının geliştirmiş olduğu bir sistemdir. Bu sistem Müslümanların dini hassasiyetlerini içeren İslamiyet dininin kurallarına ters düşmeden faiz sebebi ile finansal sistem dışında kalan sermayenin finansal sisteme katılmasını ve İslam dini hassasiyetleri olan toplumların finansal ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Tezde sukukun hareket alanı olan piyasalar tanımlanmış, sukuk sistemini veya sistemin çalıştığı piyasaları ilgilendiren islami finansal kuruluşları anlatılmış, sukukun diğer finansman araçları ile karşılaştırılması yapılmıştır. Tezin son üç bölümünde dünyada işlem gören sukuk tanımlanmalarına girilmiş ve sukuk türleri anlatılmıştır. Türkiye deki sukuk finansman modelinin Türkiye deki uygulaması olan kira sertifikaları ve kira sertifikalarının tarafları açısından muhasebeleştirilmeleri örneklerle açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sukuk, kira sertifikası, sukukun muhasebeleştirlmesi
BİST GYO (XGMYO) endeksinde faaliyet gösteren işletmelerin finansal analizleri ve risk değerlendirmeleri
Bilanço ve gelir tabloları, işletmelerin finansal durumlarını gösteren tablolar olarak adlandırılmaktadır. İşletmelerin finansal tabloları kullanarak durum analizi yapmak için kullanılan yöntemlere de finansal analiz denilir. Finansal analizler, finansal bilgi kullanıcılarına işletmelerin geçmiş ve geleceği hakkında sayısal bilgi üretip ve raporlayıp sunarlar. Ayrıca yöneticiler açısından ileriye dönük program yapabilmek ve yatırımcılar adına önemli bilgiler üretmektedir. Halka açık şirketlerin bağımsız denetim kuruluşları tarafından dönemler itibarı ile finansal denetimleri yapılmaktadır. Bu finansal raporlar Kamuyu Aydınlatma Platformunda yayınlanmaktadır. Şirketler faaliyetlerini sürdürürken birçok risk türüne maruz kalmaktadırlar. Bu risklerden bazılarını azaltma imkânlarına sahip değil iken, bazıları da şirketin kendinden ve içinde bulunduğu sektörden kaynaklanmakta olup, bunları da azaltma yoluna gitmektedir. Böylece faaliyetlerini likidite, kur, faiz riski vb. riskler arasında sürdürmeye çalışırlar. Finansal analiz ile de şirketlerin taşımış ve karşılaştıkları bu riskleri ölçmeye, tahmin etmeye ve önleyecek mekanizmaları oluşturmaya çalışacak sayısal veri ve oranlar elde etmeye çalışılır.Bu çalışmada, BİST GYO endeksinde işlem gören 10 adet gayrimenkul yatırım ortaklıklarının finansal tablolarının oran analizi yöntemi kullanılarak finansal analiz ve risk değerlendirilmesi yapılmıştır.
Finansal tablolara uygulanan rasyo analizi ile hilenin tespiti, değerlendirilmesi ve tekstil sektöründe bir uygulama
Ülkemiz ve dünyadaki ekonomik dalgalanmalar ve değişiklikler sebebiyle, şirketlerin güçlü kontrol mekanizmaları kurma isteği, hızlı büyüyen şirketlerin büyümlerini istikrarlı ve sürdürülebilir hale getirme gayreti yanında, güçlü bir denetim ve analiz sistemi kurulmasını bir ihtiyaç haline getirmiştir. Çalışmada tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir şirket üzerinde, rasyo analizi tekniği ile hata ve hile tespitinin sağlanmasını uygulamalı olarak detaylıca açıklamaya çalıştık. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Muhasebe Hata ve Hile kavramları ile türleri ve yönetemlerine ilişkin literatür çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Rasyo analiz teknikleri , formülleri ve genel kabul görmüş oranları üzerinde çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde uygulamaya yer verilmiştir. İnceleme yapılan tekstil şirletinin üç yıllık finansal tablolarına, ikinci bölümde açıkması yapılan rasyo analiz teknikleri uygunlanmış ve çıkan sonuçlara dayanarak kırmızı bayraların varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır.Çıkan sonuçlara göre yapılması gerekenler hakkında tavsiyelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tekstil , Hata ve Hile , Rasyon Analizi , Oran Analizi, Bağımsız Denetim
Halka açık gıda içeçek ve tütün şirketlerinin kurumsal yapılarının karlılığa etkisi
Kurumsal yönetim kavramı, son 20 yılda Ģirket yönetiminde, akademisyenler, Ekonomik ĠĢbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Dünya Bankası gibi kesimlerce en çok tartıĢılan konulardan biri haline gelmiĢtir. Ülkelerde yaĢanan skandallar ve muhasebe hilelerinin ortaya çıkmasıyla Ģirketler tarafından kurumsal yönetim önemli bir kavram haline gelmiĢtir. Kurumsal yönetim kavramı Ģirketlerin hak sahiplerinin ve kamuoyunun menfaatlerine zarar gelmeden, mali desteği ve insan kaynaklarını kendime çekmesi ile verimli çalıĢmanın sağlanması, bu sayede hissedar için uzun vadeli ekonomik açıdan kazanç sağlamasını mümkün kılan yönetmelik ve gönüllü özel sektör uygulamalarının bileĢimidir. (Millstein,1998) Kurumsal yönetim kavramının kar yönetimi uygulamaları ile güçlü bir iliĢki içindedir. Bu güçlü iliĢkisi birçok araĢtırmacı tarafından araĢtırma konusu olmuĢ kurumsal yönetim bileĢenlerinden olan yönetim kurulu ve denetim komitesinin karlılığa olan etkisi ortaya çıkartılmaya çalıĢılmıĢtır. Halka açık gıda içki ve tütün üretimi Ģirketlerinin kurumsal yapılarının karlılığa etkisi baĢlıklı tezimizde kurumsal yönetiminin önemi, yapısı, amacı, Ģirketler üzerindeki etkisine ve kurumsal yapının bileĢenlerine değinilmiĢtir. ÇalıĢmada kurumsal yönetim bileĢenleri olan yönetim kurulu, denetim komitesi gibi oluĢumların kar yönetimine etkisi incelenmiĢtir. Karlılık oranları olan net kar marjı, varlıkların kazanma gücü, öz sermayenin kazanma gücü ve hisse baĢına kar oranları dikkate alınarak kurumsal yönetim bileĢenleri üzerindeki etkileri incelenmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Yönetim, Kar Yönetimi, Karlılık
Vakıf üniversitelerinde iç denetim mekanizmasının incelenmesi
Bir kurum ya da kuruluşta iç denetim faaliyetlerinin düzenli halde ve sistematik olarak gerçekleştirilmesi söz konusu kurum ya da kuruluşun verimliliğini ve etkinliğini önemli düzeyde artırmaktadır. Denetim mekanizması kurum içerisinde tüm birimlerin işleyişini belirli bir kontrol altına almakta, verimliliği ve etkinliği belirli standartlara oturtmaktadır. Vakıf Üniversiteleri gibi çok sayıda birimini koordine olarak görev aldığı karmaşık yapılı kurumlarda denetim faaliyetinin gerçekleştirilmesi ve iyi anlaşılabilmesi adına bu çalışmada İstanbul ili içerisinde yer alan güzide bir vakıf üniversitesinin iç denetim mekanizmaları araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Denetim, İç Denetim, Vakıf, Üniversite
Yolsuzluğun önlenmesinde denetimin rolü ve etkinliğinin artırılması
Yolsuzluk kavramı dünyanın hemen her ülkesinde ortaya çıkan toplumsal bir sorundur. Bu çalışmanın temel amacı denetim faktörünün yolsuzluğun önlenmesi üzerindeki etkisini araştırmak ve denetim faktörünün yolsuzlukların çözümü adına etkinliğini artıran unsurları ortaya çıkarmaktır. Yolsuzluğun verdiği ekonomik ve toplumsal zararların önüne geçmek toplumun ve devletin tüm organlarınca yapılacak çalışmalar ile minimum seviyeye indirilebilmektedir. ''Bağımsız denetim ve denetimin tüm unsurları bu sorununun çözümünde nasıl bir rol oynamaktadır ve bu rol nasıl artırılabilir'' sorusunun cevabı bu çalışma ile ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Denetim, Yolsuzluk, Bağımsız Denetim
Faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi ile plastik enjeksiyon kalıbı maliyeti hesaplama sistemi kurulması
Bu tez çalışmasının amacı, plastik enjeksiyon kalıbı üretimi yapan bir kalıphanede hem kalıp üretim maliyetini en doğru şekilde hesaplayabilecek, hem de yönetim ve üretim faaliyetlerinde en verimli kararların alınmasında faydalı olabilecek bir maliyet hesaplama sistemi oluşturmaktır. Plastik enjeksiyon kalıbı, proje temelli bir üretim sürecine sahip olup, üretilen kalıplar birbirlerinden farklı ve genellikle birer adet olmaktadır. Böyle bir üretim ortamında kalıphanenin genel üretim maliyetleri ve doğrudan maliyet olarak ele alınmasına rağmen hangi kalıbın üretiminde ne ölçüde tüketildiği kolayca tespit edilemeyen maliyet kalemlerinin en doğru şekilde kalıp üretim maliyetlerine aktarılması amacıyla, oluşturulacak maliyet hesaplama sisteminde faaliyet tabanlı maliyetleme sisteminden faydalanılacaktır. Bölüm 1'de plastik enjeksiyon kalıbı etraflıca tanıtıldıktan sonra Bölüm 2'de faaliyet tabanlı maliyetleme ile ilgili bilgilendirme yapılacak ve faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin plastik enjeksiyon kalıbı üretim maliyeti hesaplamasına nasıl uyarlanacağı anlatılacaktır. Bölüm 3'de yer alan uygulamanın ardından tez çalışması sonuca bağlanacaktır.
Kilit denetim konularının bağımsız denetçi raporunda bildirilmesi: BIST 100'de işlem gören işletmelerin 2019-2020 yılları bağımsız denetçi raporlarının karşılaştırılması
Son yıllarda küresel ekonomide yaşanan finansal krizler ve işletme skandalları sebebiyle denetçiler ile denetim raporu kullanıcıları arasında bağımsız denetimden beklenti farklılığı ortaya çıkmıştır. Yaşanan finansal kriz ve skandallar nedeniyle bağımsız denetime duyulan güven sarsılmış ve finansal bilgi kullanıcılarının şirketler ile ilgili daha açıklayıcı, detaylı ve güvenilir bilgi talep etmelerine neden olmuştur. Bağımsız denetim faaliyetlerinin güvenilirliğini arttırmak ve kaybedilen güvenin yeniden kazanılması amacıyla uluslararası düzeyde birçok çalışma yapılmıştır. Yürütülen denetime ilişkin daha fazla şeffaflık sağlamak ve bağımsız denetim raporlarının bilgi kullanıcıları ile iletişim değerini artırmak amacıyla PCAOB ve IAASB ''Denetçi Raporu Projesi''ni 2011 yılında başlatmıştır. Bu çalışma sonucunda, 2015 yılında "Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetçi Raporunda Bildirilmesi" adıyla yeni bir standart yayımlamıştır. Ülkemizde ise Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu bu standardı esas alarak 9 Mart 2017 tarihinde BDS 701'i yayımlamıştır. Bu araştırmanın amacı, 2019-2020 yılları arasında BIST 100 endeksinde işlem gören şirketlerin, şeffaflığı ve kaliteyi sağlamak için bağımsız denetim raporlarında hangi kilit denetim konularını daha önem arz eden konu olarak düşündüklerinin belirlenmesine yönelik içerik analizi yapmaktır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre 2019 yılında şirketlerin %75'i, 2020 yılında ise %79'u ''Dört Büyük Denetim Şirketi'' tarafından denetlenmiştir. 2019 yılında 100 denetçi raporundan %89'u ''olumlu görüş'', %11'i ''sınırlı olumlu görüş'' bildirirken, 2020 yılında 100 denetçi raporundan %87'sinin ''olumlu görüş'', %13'ünün ''sınırlı olumlu görüş'' bildirdiği tespit edilmiştir. 2019-2020 yıllarında sayısal bazda en çok şirketin bulunduğu sektörlerin sırasıyla imalat ve mali kuruluşlar olduğu, en çok bildirilen kilit denetim konularının da sırasıyla hasılat, maddi ve maddi olmayan duran varlıklar, ticari ve finansal alacaklar, TFRS 16 kiralamalar standardı ve şerefiye olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, Kilit Denetim Konuları, BDS 701, BIST 100
Firma performansının sürdürülebilirlik raporlarının okunabilirliği üzerine etkisi: Borsa İstanbul örneği
Günümüzde şirketler için önemi artan sürdürülebilirlik, şirketlerin tüm faaliyet alanlarında vazgeçilmez hedef olarak yer almaktadır. Bu nedenle finansal bilgilerin paylaşılmasıyla başlayan raporlama süreci, finansal olmayan bilgilere olan talebin artmasıyla sürdürülebilirlik raporlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sürdürülebilirlik raporları vasıtasıyla şirketler ekonomik, çevresel ve sosyal performanslarına ait şirket çevresine bilgi aktarımında bulunmaktadır. Raporların ne derecede kaliteli hazırlandığını ölçerken okunabilirlik değerlerinden faydalanabiliriz. Okunabilirlik, kısaca metinlerin anlaşılma düzeyi olarak ifade edilmektedir. Sürdürülebilirlik ile ilgili açıklamaların okunabilirliği, paydaşlar ile şirket arasındaki iletişim hakkında bilgi vermektedir. Şirketler, performanslarına bağlı olarak raporlarda paylaşılan bilgilerin okunabilirlik durumuna müdahale edebilmektedir. İyi performans raporların daha okunabilir hazırlanmasına, bunun aksine kötü performans ise raporların okunabilirliğinin azaltılmasına yol açabilir. Bu çalışma, sürdürülebilirlik raporlarının okunabilirliğini ölçerek, okunabilirlik ile şirket performansı arasındaki ilişkiyi ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada sürdürülebilirlik raporları hazırlayan ve Borsa İstanbul'da işlem gören 20 şirketin 2007-2020 yılları arasındaki 162 firma/yıl verisi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre Ateşman Okunabilirlik Endeksi ile elde edilen okunabilirlik değerleri, sürdürülebilirlik raporlarının okunabilirliğinin genellikle "Zor" ve "Çok Zor" kategorilerinde yer aldığını göstermektedir. Ayrıca, varlık karlılığı, özkaynak karlılığı ve net kar marjı ile okunabilirlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerin gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılığın TVP-VAR Yöntemi ile tespit edilmesi: E7 ülkelerinden kanıtlar
Finansal piyasalar, yalnızca ekonomik verilerin ve rasyonel beklentilerin şekillendirdiği alanlar olmaktan çıkmış, giderek daha fazla yatırımcı davranışları, psikolojik faktörler ve toplumsal eğilimler gibi unsurların etkisiyle yön bulur hale gelmiştir. Geleneksel finans teorileri, yatırımcıların rasyonel davrandığı ve tüm kararlarını maksimum fayda ilkesi doğrultusunda aldığı varsayımına dayansa da son yıllarda yaşanan krizler ve piyasadaki ani dalgalanmalar bu yaklaşımların yetersiz kaldığını göstermiştir. Bu nedenle, davranışsal finans olarak adlandırılan yeni bir teori geliştirilmiş ve yatırımcıların psikolojik eğilimlerinin piyasalar üzerindeki etkisi sistematik biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Bu bağlamda yatırımcı duyarlılığı, yatırımcıların ekonomik gerçekliklerden bağımsız olarak, iyimserlik ya da kötümserlik gibi duygusal tepkilerle verdikleri kararların finansal piyasalar üzerindeki yansımalarını ifade etmektedir. Portföy çeşitlendirme teorisi kapsamında tasarrufların yatırım imkânlarına dönüştürülmesi açısından da ilgili çalışma önem taşımaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, E7 ülkeleri gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılık ilişkilerini ortaya koyarak, analiz gerçekleştirilen dönemler arasında söz konusu bağlantılılık düzeylerinin etkisini tespit etmektir. Ele alınan tarih aralığında savaş, ekonomik kriz, daralma ve pandemi gibi dönemlerin varlığı; ilgili hareketlerin yatırımcılar açısından karar verme problemlerine yardımcı olacak niteliktedir. Bu kapsamda ilişkilerin tespit düzeyi için alıcı ve yayıcı olma durumları, yatırım kararlarında rol alan faktörlerin tespiti için önemliyken ülkeler açısından da şok alıcı ve yayıcısı sektörel ve ekonomik olarak farkındalık anlamıyla ortaya konulmaktadır. Bu doğrultuda seçilen E7 ülkeleri ve borsaları için Türkiye (Borsa İstanbul 100 Endeksi-BIST100), Çin (Shanghai Composite Index- SSEC), Endonezya (IDX Composite Index- IDX), Brezilya (Bolsa de Valores de São Paulo Index-BOVESPA), Hindistan (Stock Market Index-Nifty50), Meksika (S&P / BMV IPC-MXX), Rusya (MOEX Russia Index- RTSI) ülkeleri gösterge endeksleri seçilmiştir. E7 ülkeleri gösterge borsaları arasındaki dinamik bağlantılılık ilişkileri Antonakakis vd. (2019-2020) tarafından geliştirilen TVP-VAR yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Brezilya, Meksika ve Rusya endekslerinin (şok yayıcı) net dinamik bağlantılılığı yayan ülkeler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Türkiye, Çin, Endonezya ve Hindistan ülkelerinin ise diğer üç ülkeden etkilendiği (şok alıcısı) tespit edilmiştir. Gösterge endeksleri ile ifade edildiğinde ise MXX, IBOV ve IMOEX şok yayılımı gerçekleştiren üç endekstir. Şok alıcısı olan endekslerin ise JKSE, NSEI, SSEC ve XU100 olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, finans biliminde önemli yer tutan davranışsal finansı teorik olarak kapsamlı ele almış ve bu kapsamda bireylerin etkilendiği faktörleri de açıklamıştır. Bu yönüyle yapılan analizler yanında bireysel birtakım anomali ve hevristiklerin yatırım kararlarında etkili olacağı da belirtilmiştir. Bu yönüyle bütüncül bir bakış açısı da sergilenmiştir. Elde edilen bulgular ülkeler arası ilişkileri göstermekte ve portföy çeşitlendirmenin önemini ortaya çıkarmaktadır. Şok yayıcısı ve alıcısı ülkelerin tespit edilmiş olması, yatırımcıların karar aşamasında kullanabileceği alternatifleri bilmesi ve ilgili varlıklara yatırım yapmasına olanak taşımaktadır. Ayrıca yatırımcılar yanında politika yapıcılara yönelik bilgiler de çalışma kapsamında sunulmaktadır.
Yeşil ve sürdürülebilir finans: Çevresel göstergelerin finansal gelişim üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Yeşil finansın arayüzünde finans sektörü, çevresel iyileştirme ve ekonomik büyüme olarak üç temel unsur bulunmaktadır. Sürdürülebilir finans ise ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim olmak üzere dört temel unsurdan oluşmaktadır. Bu noktada yeşil ve sürdürülebilir finans, benzer ve farklı konulara odaklansa da temel olarak sürdürülebilir finans, yeşil finansı da içine alan çok daha geniş bir disiplindir. Bu çalışma, ülkelerin çevreyle ilişkili unsurlarının finansal gelişim üzerindeki etkisini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla, 2000-2021 yılları arasında 155 ülkenin, çevresel performansı ile finansal gelişimi arasındaki ilişki 4 farklı model ile ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmayla yeşil ve sürdürülebilir finans noktasında veri bulmada yaşanan probleme çözüm de aranmıştır. Araştırma kapsamındaki tüm modeller için panel regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde, bağımlı değişkenler olarak "Cambridge Sürdürülebilir Gelişim Skoru (FD1)", "IMF Finansal Gelişim Endeksi (FD2)", "Yeşil Finansal Gelişim Endeksi (FD3)" ve "Sürdürülebilir Finansal Gelişim Endeksi (FD4)" kullanılmıştır. Bu bağımlı değişkenlerden FD3 ve FD4, araştırmacı tarafından hesaplanan yeşil ve sürdürülebilir finansal gelişimi temsil etmektedir. Bağımsız değişkenler olarak, enerji üretimini temsilen "Yenilenebilir Enerji Üretimi (CG1)" ve "Enerji Üretimi (CG7)"; enerji tüketimini temsilen "Petrol Tüketimi (CG2)" ve "Gaz Tüketimi (CG3)"; kaynak kullanımını temsilen "Doğal Kaynak Tüketimi (CG4)" ve "Arazi Kullanımı (CG8)"; çevre hasarını temsilen "Hava Kirliliği (CG5)" ve "Su Kalitesi (CG6)" kullanılmıştır. Ayrıca, bağımlı değişken üzerinde etkisi muhtemel olabilecek kontrol değişkenleri olarak ise Gelir Seviyesi (KD1), Nüfus (KD2), Kentleşme (KD3), Eğitim (KD4) ve Teknoloji (KD5) değişkenleri seçilmiştir. Panel regresyon analizi sonucunda, modellerin tümünün %99 güven aralığında istatistiki olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırma bulguları bir bütün olarak incelendiğinde ise bir ülkenin finansal gelişiminde (FD1, FD2, FD3 ve FD4) en etkili unsurların yenilenebilir enerji üretimi, gaz tüketimi, doğal kaynak tüketimi, hava kirliliği, su kalitesi, enerji üretimi, arazi kullanımı, kentleşme ve eğitim olduğu tespit edilmiştir. Nüfus ve teknolojinin de finansal gelişimde etkili oldukları söylenebilirken, petrol tüketimi ve gelir seviyesi ile bağımlı değişkenler arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Davranışsal finans perspektifinde bilişsel ve duygusal eğilimlerin yatırımcı kararlarına etkisinin incelenmesi: otomotiv sektörü çalışanları üzerine bir uygulama
Bu çalışma, bireylerin yatırım kararlarını yalnızca rasyonel beklentiler ve ekonomik göstergelere dayanarak açıklamaya çalışan geleneksel finans yaklaşımlarının ötesine geçerek, davranışsal finans kuramları çerçevesinde yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, bireylerin yatırım davranışlarını etkileyen duygusal ve bilişsel eğilimleri analiz ederek, yatırım kararlarının rasyonellikten hangi yönlerde ve ne düzeyde saptığını ampirik olarak ortaya koymayı hedeflemiştir. Araştırmanın temel motivasyonu, Türkiye'nin en büyük sanayi alanlarından biri olan otomotiv sektöründe çalışan bireylerin yatırım kararlarına etki eden davranışsal faktörleri tespit etmek, bu faktörlerin geleneksel finans kuramları ile ne ölçüde çeliştiğini değerlendirmek ve literatürde yer alan davranışsal finans teorileriyle örtüşen örüntüleri saptamaktır. Otomotiv sektöründe hizmet vere 417 çalışan üzerinde çevrimiçi anket uygulaması ile yürütülen araştırmada bireylerin yatırım kararları rasyonellikten saptığı; yatırım kararlarında duygusal ve bilişsel eğilimlerin etkisiyle şekillendiği sonucuna varılmıştır. Aşırı güven, sürü davranışı ve aşinalık eğilimi şeklindeki davranışsal önyargılar katılımcıların yatırım kararlarında belirleyici olduğu ancak kayıptan/pişmanlıktan kaçınma eğilimin yatırımcıların finansal kararlarında anlamlı bir etkiye sahip olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre; erkek katılımcıların kadın katılımcılara göre daha fazla aşırı güven ve sürü davranışı eğiliminde oldukları tespit edilirken; evli olanların bekâr olanlara göre daha fazla aşırı güven eğiliminde oldukları ancak bekârların ise evli olanlara göre daha fazla aşinalık eğiliminde oldukları sonucuna varılmaktadır. Bu bulgular, literatürde yer alan davranışsal finans teorileriyle büyük ölçüde uyum göstermektedir. Ayrıca, yatırımcı davranışlarının sadece ekonomik göstergelerle değil, bireysel psikoloji, sosyal etkileşim ve kültürel değerlerle de şekillendiği sonucuna varılmıştır. Bu yönüyle çalışma, davranışsal finans literatürüne teorik ve ampirik düzeyde katkı sunarken; yatırım danışmanları, politika yapıcılar ve bireysel yatırımcılara karar süreçlerinde dikkate almaları gereken çok boyutlu bir bakış açısı önermektedir.
Blokzincir teknolojisi: Muhasebe meslek mensupları üzerine bir araştırma
Araştırma, muhasebe meslek mensuplarının blockchain teknolojisinin muhasebe uygulamalarına yönelik algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada katılımcıların blockchain'e dair genel görüşleri, teknolojinin şeffaflık, verimlilik, maliyet azaltma ve mevzuata uyum konularındaki katkılarına ilişkin değerlendirmeleri ortaya konmuştur. Araştırma kapsamında 386 muhasebe meslek mensubuna anket uygulanmıştır. Veriler cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, mesleki deneyim süresi, sektör, pozisyon ve bilgi düzeyi gibi değişkenler açısından analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların blockchain teknolojisine yönelik algılarının genel olarak olumlu ve orta düzeyin üzerinde olduğunu göstermektedir. Erkek katılımcıların, genç yaş gruplarının ve ileri düzey bilgiye sahip olanların teknolojiye yönelik algılarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, blockchain teknolojisinin muhasebe süreçlerinde kullanımının bilgi düzeyi ve demografik faktörlere bağlı olarak değiştiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, meslek mensuplarına yönelik eğitim çalışmalarının artırılması ve farkındalık düzeyinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelime: Blockchain Teknolojisi, muhasebe, denetim, meslek mensupları.
Adli muhasebe kapsamında yönetim hileleri, Burdur ve Isparta illeri adli vaka analizleri ve örnek olaylar
Bir kişiyi veya bir olayı aldatmak, yanıltmak amacıyla gerçekleştirilen kasıt unsuru barındıran tüm entrikalar hileyi oluşturmaktadır. Çalışmada farklı şekillerde gerçekleştirilen ve işletmenin çeşitli alanlarını hedef alan yönetim hileleri teorik ve uygulamalı olarak incelenmektedir. Hile kavramı işletme ve işletmenin içinde bulunduğu çevreyi olumsuz olarak etkilemektedir. Bu olumsuz durumu ortaya çıkarmak ise uzman tanıklık isteyen bir iştir. İşletmelerin içerisinde hile eylemini gerçekleştiren kişilerin işlerinde uzman kişiler olduğu ve bu eylemi çok profesyonelce gerçekleştirebilecekleri buna neden olarak gösterilebilmektedir. Bu durumda uzmanlıkla yapılmış bu hilelerin ortaya çıkarılmasında adli muhasebecilere ihtiyaç duyulmaktadır. Hazırlanan çalışmada ilk olarak adli muhasebe, hile denetimi, yönetim hileleri konuları hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Burdur ve Isparta illerinde meydana gelmiş ve adliyeye sevk eden hile dosyalarına ait veriler toplanmıştır. Toplanan bu veriler üzerinde niteliksel incelemeler yapılmıştır. Araştırmanın yöntemi vaka analizi olarak belirlenmiştir. Toplanan veriler SPSS 20 istatistik programı yardımıyla analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır.
Bireysel emeklilik şirketlerinde etkinlik analizi (2011-2016)
Bireysel emeklilik sistemi, katılımcıların gönüllülük esasına göre yatırmış olduğu fonların yönetilmesini kapsar. Yatırılan bu fonlar ülkenin tasarruf oranını arttırırken fonların sermaye piyasasında yatırımlara dönüşmesiyle birlikte bireylerin ve ülkenin refah seviyesini arttırması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki bireysel emeklilik şirketlerinin 2011-2016 yılları arasındaki etkinliklerini veri zarflama analizi ve Malmquist toplam faktör verimliliği endeksi yöntemiyle ölçmektir. Veri zarflama analizinde çıktıya yönelik CCR modeli kullanılmıştır. Çıktıya yönelik CCR girdi seviyesini değiştirmeden bu girdi düzeyi ile işletmeyi en etkin hale getirebilmek için çıktı bileşenin ne kadar arttırılması gerektiğini araştıran bir modeldir. Malmquist yönteminde ise bireysel emeklilik şirketlerinin yıllar arasındaki karşılaştırılması yapılmıştır. Analiz ile ilgili dönemde aralıksız hizmet veren 10 bireysel emeklilik şirketi dâhil edilmiştir. Modellerde, katkı payı tutarı, toplam varlık ve öz sermaye olmak üzere girdi ve prim üretimleri, yatırım gelirleri olmak üzere çıktı kalemi kullanılmıştır. VZA sonucuna göre her yıl Ziraat emeklilik şirketinin etkinliğini koruduğu diğer şirketlerin ise etkinlik skorlarında değişkenlik tespit edilmiştir. Genel olarak ise 2013 yılından sonra etkin olan şirket sayısının arttığı görülmektedir. Malmquist toplam faktör verimliliği analizine göre ise Ziraat emeklilik dışındaki tüm bireysel emeklilik şirketlerinin verimliliklerinde artış görüldüğü tespit edilmiştir.
Sigorta sektörünü etkileyen faktörler (OECD örneği)
Çalışmanın amacı Türkiye'nin de içinde bulunduğu 10 OECD ülkesinin sigortacılık sektörünü etkileyen faktörleri tespit etmektir. Veri seti olarak, 1983-2015 yılları arası 10 OECD ülkesine ait yıllık veriler kullanılmıştır. Hayat ve hayat dışı branşlara ait toplam prim üretim miktarları bağımlı değişken olarak kullanılırken, enflasyon (TÜFE), ortalama yaşam süresi, sigorta şirketleri sayısı, nüfus artış oranı, kentleşme oranı, penetrasyon oranı ve ülkelerin OECD sigorta pazarı payı bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Analizde bağımlı değişkenler için iki ayrı model oluşturulmuş olup Panel Veri Analizi ile ölçülmüştür. Çalışmanın sonucunda, OECD pazar payı ve sigorta şirket sayısı değişkenleri hayat dışı branşı primleri etkilediği sonucuna ulaşılırken, hayat branş için OECD Pazar payı ve penetrasyon oranı etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
TMS\TFRS'nin hizmet işletmeleri muhasebe uygulamalarına etkisi
İşletmeler tarafından uluslararası düzeyde anlaşılabilir, karşılaştırılabilir ve şeffaf finansal bilgiye duyulan ihtiyaç; aynı standartların uygulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde ise Tek Düzen Muhasebe Sistemi ve Türkiye Muhasebe Standartları açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklıklardan birisi de hizmet sunan işletmelerde ki üretim maliyetlerinin hesaplanması ve muhasebeleştirilmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma hizmet sektöründe faaliyet göstermekte olan konaklama işletmelerinde VUK ve TMS/TFRS standartları açısından farklılıkların ele alınması muhasebeleştirilmesi ve örnekleme yardımı ile öneride bulunması amacıyla hazırlanmıştır.
Halka açık spor şirketlerinin muhasebe uygulamalarının TMS/TFRS ve VUK'a göre incelenmesi
Futbolun ticarileşmesi veya endüstrileşmesiyle beraber futbol piyasası milyon dolarlarla ifade edilmeye başlanmıştır. İlk olarak dernek olarak yapılanan futbol kulüplerinin bu rakamlara ulaşması imkansız iken, şimdi endüstrileşmenin etkisiyle beraber şirketleşen kulüpler, bir futbolcu için 200 milyon doları gözden çıkaracak kadar büyümüştür. Şirketleşmenin ardından kulüpler, daha az maliyetli kaynak sağlamak amacıyla halka arz olmaya başlamıştır. Halka arz olan spor şirketlerinde, başarılı olup hala borsada işlem gören takımlar olmakla beraber, izlenen yanlış politikalar sonucu bu süreci başarısız şekilde tamamlayan futbol kulüpleri de olmuştur. Bu şekilde şirketleşip halka arz olan spor şirketleri için önem arz eden konu ise muhasebe uygulamaları veya muhasebe politikalarıdır. Çünkü işlemlerdeki tutarların yüksek oluşu, farklı muhasebeleştirme yöntemlerinin uygulanması ve mevcut muhasebe sistemindeki uygulama farklılıkları finansal tabloları doğrudan etkileyebilmektedir. Borsada işlem gören şirketler, işlemlerini muhasebeleştirip, finansal tablolara yansıtırken TMS/TFRS hükümlerine uymak zorundadır. Fakat bağımsız denetim raporlarına bakıldığında kulüplerin henüz tam uyum sağlayamadığı görülmektedir. Muhasebe uygulamaları VUK hükümlerine göre değerlendirilirken, TMS/TFRS'nin uygulanmasının zorunlu hale getirilmesiyle uygulamada önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır. Spor şirketlerinin de standartlara uyum aşamasında bu tez de, şirketleşen futbol kulüplerinin işlemlerinin VUK ve TMS/TFRS'ye göre nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiğini örnekler aracılığıyla açıklanmaya ve farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada yapılan muhasebe işlemleri, VUK ve TMS/TFRS'nin incelenmesi sonucunda elde edilen verilere göre yapılmıştır.