
1,186
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Fotoperiyot, potasyum nitrat ve giberellik asidin lavanta (Lavandula angustifolia) tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenme üzerine etkisi
Lavanta (Lavandula angustifolia) sağlık, kozmetik ve parfümeri alanlarında çok yaygın olarak kullanılan Lamiaceae familyasından çok değerli tıbbi ve aromatik bir bitkidir. Lavanta tohumlarında görülen dormansinin yol açtığı düşük ve yetersiz çimlenme, tohumdan lavanta üretimini önemli derecede kısıtlamaktadır. Bu çalışma fotoperiyot (16/8 saat aydınlık/karanlık, 24 saat karanlık), GA3 (0, 125, 250, 375 ve 500 ppm) ve KNO3 (0, 1000, 2000, 3000 ve 4000 ppm) uygulamalarının lavanta tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenme üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Fotoperiyot ortamında çimlendirilen lavanta tohumlarında, karanlık ortamdaki tohumlara göre, çimlenme oranı ve çimlenme hızı sırasıyla %20 ve %80.4 artmış, ortalama çimlenme süresi ise %16 kısalmıştır. Diğer taraftan 375 ppm GA3 dozunda, kontrol uygulamasına göre, çimlenme oranı ve çimlenme hızında sırasıyla %31.3 ve %54'lük bir artış gerçekleşmiş, ortalama çimlenme süresi %29.3 kısalmıştır. KNO3 uygulamasıyla başlangıçta giderek artan çimlenme oranında 3000 ppm KNO3 dozunda, kontrol uygulamasına göre %12.3lük bir artış gözlenmiş, ancak 4000 ppm KNO3 dozu kontrol uygulamasından daha düşük çimlenme oranına yol açmıştır. Bu araştırma bulguları, lavanta tohumlarında dormansinin kırılması ve çimlenmenin teşvik edilmesi amacıyla, 16/8 saat aydınlık/karanlık fotoperiyot ortamında, 375 ppm GA3 ve/veya 3000 ppm KNO3 uygulamasının önerilebileceğini göstermektedir.
Farklı bitki büyüme düzenleyiciler ve sodyum aljinatla kaplamanın cistus creticus kotiledon eksplantlarının in vitro rejenerasyonuna etkisi
Türkiye florasında doğal olarak bulunan Cistaceae (Ladengiller) familyasının bir üyesi olan Cistus creticus L. (pembe laden), içerdiği fenolik bileşikler ve uçucu yağlar nedeniyle tıbbi değeri yüksek olan bitkilerden birisidir. Bununla birlikte, bilimsel literatürde pembe ladenin in vitro rejenerasyonu konusundaki araştırmalar yetersizdir. Bu çalışma, alginatla kaplamanın ve bazı bitki büyüme düzenleyicilerin pembe ladende in vitro rejenerasyon üzerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. İn vitro koşullarda çimlendirilen laden tohumlardan elde edilen kotiledon boğum eksplantları, sodyum aljinatla kaplamalı ve kaplamasız olarak, bitki büyüme düzenleyicilerin (BA, NAA ve TDZ) farklı konsantrasyon ve kombinasyonlarını içeren MS ortamında kültüre alınmışlardır. Eksplantların farklı bitki büyüme düzenleyiciler ve sodyum alginata verdikleri morfolojik tepkiler kapsamında kallus ağırlığı, kök, sürgün, yaprak sayıları ve uzunlukları analiz edilmiştir. Çalışmada denenen bütün uygulamalarda kotiledon eksplantlarında kallus oluşmuş, kök, sürgün, boğum ve yaprak gelişmesi görülmüştür. Bitki büyüme düzenleyicileri bütün özelliklerde önemli farklılıklara yol açmış ancak alginatla kaplamanın etkisi sadece kallus ağırlığında önemli olmuştur. Eksplantların sodyum alginatla kaplanması, kök sayısı ve kök uzunluğu dışındaki özelliklerde, bitki büyüme düzenleyicilerin etkisini artırmıştır. Bu araştırma, C. creticus türünde sodyum alginatla kaplanmış kotiledon eksplantlarının farklı bitki büyüme düzenleyiciler içeren MS ortamında kültüre alınmasına ilişkin ilk çalışmadır.
Farklı yüksekliklerden toplanan adaçayı (Salvia tomentosa Mill) bitkisinde ontogenetik varyabilitenin belirlenmesi
Antalya-Akseki bölgesi doğal florasında bulunan Salvia tomentosa Mill'de ontogenetik varyabilite ve rakımın etkisini belirlemek amacıyla yürütülen bu çalışmada, çiçeklenme öncesi ve tam çiçeklenme döneminde, 800-900 m, 900-1000 m, 1000-1100 m, 1100-1200 m, 1200-1300 m ve 1300-1400 m rakımlarından bitki örnekleri hasat edilmiştir. Araştırmada bitki boyu, taze herba verimi, drog herba verimi, uçucu yağ oranı ve uçucu yağ bileşenleri incelenmiştir. Rakımlar arasında taze herba verimi değerleri arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar belirlenmiştir. Drog herba verim ile hasat dönemleri arasında istatistiksel bir farklılık saptanmamıştır. Uçucu yağ oranı üzerine rakım, hasat dönemleri ve rakım x hasat dönemleri interaksiyonun etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Salvia tomentosa Mill. ucucu yağında tespit edilen bileşenlerden %1 miktarını aşan 17 adet bileşen istatistiki olarak değerlendirilmeye alınmıştır. Çiçeklenme öncesi ve çiçeklenme döneminde Salvia tomentosa Mill. uçucu yağında en yüksek ortalama değere sahip ana bileşenler α-pinene, endo-borneol, 1,8 cineole, caryophyllene oxide, camphor, α humulene, bornyl acetate, β-pinene olarak tespit edilmiştir. Bu çalışma kapsamında, rakımlara bağlı olarak uçucu yağ oranı ve bileşenlerinin oranının değiştiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Adaçayı, Ontogenetik Varyabilite, Rakım, Uçucu yağ.
Çeltikte (Oryza sativa L.) organomineral gübrelemenin verim ve verim öğelerine etkisi
Bu araştırma, koyun yünü gübresi dozlarının çeltikte verim ve verim öğelerine etkilerini belirlemek amacıyla 2022 yılında Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesine ait ısıtmasız yarı polikarbon-plastik araştırma serasında yürütülmüştür. Deneme tesadüf parseller deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çalışmada materyal olarak Kocamaninci çeltik çeşidi kullanılmıştır. Koyun yünü gübresi dozları 0, 50, 100, 150, 200, 250, 300, 350, 400 kg/da olarak uygulanmıştır. Yapılan çalışmada bitki boyu 62.13-73.48 cm, kardeşlenme sayısı 1.47-2.45 adet, gövde çapı 2.48-3.39 mm, saksı salkım sayısı 15.00-24.75 adet, salkım uzunluğu 8.49-13.85 cm, salkımda tane sayısı 35.36-90.83 adet, salkım tane ağırlığı 0.75-1.90 g, bin dane ağırlığı 29.39-31.46 g, saksı başına verim 10.67-34.41 g/saksı, bitki başına verim 0.60-2.14 g/bitki, pirinç tane uzunluğu 5.66-5.92 mm, pirinç tane genişliği 2.80-2.95 mm, pirinç randımanı %64.78-%71.15, kırıksız randıman %53.86-%60.78, hasat indeksi %41.57-%53.06 ve SPAD değeri 23.4-38.18 SPAD arasında bulunmuştur. Çalışmada koyun yünü gübresi uygulanmasında incelenen parametreler arasında bitki boyu, kardeşlenme sayısı, gövde çapı, saksı salkım sayısı, salkım uzunluğu, salkımda tane sayısı, salkım tane ağırlığı, bin dane ağırlığı, saksı başına verim, bitki başına verim, pirinç randımanı, kırıksız randıman, hasat indeksi ve SPAD değerinde çok önemli farklılıklara neden olduğu gözlemlenmiştir. Buna göre verim ve verim öğeleri bakımından en iyi sonucun 400 kg/da koyun yünü gübresi uygulamasından elde edildiği gözlemlenmiştir.
Fesleğende uçucu yağ oranı, toplam fenol içeriği, antioksidan ve antimikrobiyal aktivitenin genotip, bitki büyüme dönemi ve günlük hasat zamanına göre değişimi
Çok sayıda biyoaktif bileşik içeren fesleğen (Ocimum basilicum L.), dünyada eski zamanlardan beri çeşitli amaçlar için kullanılan önemli tıbbi ve aromatik bitkilerinden birisidir. Tıbbi ve aromatik bitkilerde sentezlenen biyokimyasalların miktarı, içerikleri ve etkileri çeşitli faktörlere göre önemli ölçüde değişmektedir. Bu çalışma, fesleğende uçucu yağ oranı, toplam fenol içeriği, antioksidan ve antimikrobiyal aktivitede genotip, bitki büyüme-gelişme dönemi ve günlük hasat saatine bağlı olarak ortaya çıkan değişimleri belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Üç yerel fesleğen genotipinin yer aldığı araştırmada, bitki biçimleri çiçeklenme başlangıcı ve tam çiçeklenme dönemlerinde ve aynı günün üç farklı saatinde (09:00, 13:00 ve 17:00) gerçekleştirilmiştir. Bitkilerin kurutulmuş yaprak örneklerinden hazırlanan ekstraktlarda uçucu yağ oranı, toplam fenol içeriği, antioksidan aktivite belirlenmiş ve ayrıca 7 bakteri ve 2 mantar ırkına karşı antimikrobiyal etkinlik testleri yapılmıştır. Uçucu yağ oranı, toplam fenol içeriği ve antioksidan aktivite fesleğen genotiplerine göre çok önemli ölçüde değişim göstermiştir. Bitki büyüme-gelişme döneminin etkisi (ontogenetik varyabilite) sadece uçucu yağ oranında, günlük hasat saatinin (diurnal varyabilite) etkisi ise toplam fenol içeriğinde önemli olmuştur. Toplam fenol içeriği ile antioksidan kapasite arasında olumlu yönde önemli korelasyon tespit edilmiştir. Araştırmada bütün fesleğen ekstraktları, Pseudomonas aeruginosa dışında denenen bütün bakteri ve fungus suşlarında karşı inhibisyon zonu oluşturarak, antimikrobiyal aktivite göstermişlerdir. Tam çiçeklenme döneminde hasat edilen fesleğenlerin antimikrobiyal etkinlikleri, çiçeklenme başlangıcında hasat edilenlere göre daha yüksektir. Bu çalışma sonuçlarına göre, fesleğende yüksek uçucu yağ oranı, toplam fenol içeriği, antioksidan ve antimikrobiyal aktiviteye ulaşmak için bitki biçiminin tam çiçeklenme döneminde yapılması önerilebilir.
Trabzon yerel mısır popülasyonlarının bazı özellikler bakımından incelenmesi
Bu çalışma Trabzon ili Ortahisar ilçesi Bulak Mahallesinde gerçekleştirilmiştir. Trabzon iline ait 36 yerel genotip ve 4 hibrit çeşit olmak üzere toplam 40 mısır genotipi kullanılmıştır. Çalışmada 2022 yılında Trabzon'un 7 farklı ilçesinden yerel materyal toplanmış 2023 yılında arazi ekim işlemleri yapılmıştır. Mısır genotipleri üzerinde bitki boyu, ilk koçan yüksekliği, gövde çapı, tepe püskülü çıkış süresi, koçan püskülü çıkış süresi, bitkide yaprak sayısı, bitkide koçan sayısı, koçan boyu, koçan çapı, koçanda sıra sayısı, koçan sırasında dane sayısı, sömek çapı, koçanda tane ağırlığı, tek bitki verimi ve bin tane ağırlığı gibi agronomik özellikleri incelemiştir. Her bir genotipin bu özellikler açısından ortalamaları, en düşük ve en yüksek değerleri, varyasyon katsayıları ve özellikler aralarındaki korelasyonlar analiz edilmiştir. Bitki boyu 150.00-360.00 cm arasında değişmiş, ortalama 261.82 cm olarak belirlenmiştir. En düşük bitki boyu 150.00 cm ile G29 genotipinde, en yüksek bitki boyu 360.00 cm ile G18 genotipinde ölçülmüştür. İlk koçan yüksekliği en düşük 14.00 cm ile G2 genotipinde, en yüksek ise 200.00 cm ile G18 genotipinde ölçülmüştür. Ortalama ilk koçan yüksekliği 107.84 cm olarak hesaplanmıştır. Gövde çapı 11.10 mm ile 32.50 mm arasında değişmiş, ortalama 20.61 mm olarak belirlenmiştir. Tepe püskülü çıkış süresi 48-70 gün, koçan püskülü çıkış süresi ise 55-77 gün arasında değişim göstermiştir. Yaprak sayısı 6.00-16.00 arasında değişmiş, ortalama 10.8 olarak hesaplanmıştır. Koçan boyu 10.6 -30.00 cm arasında değişmiş, ortalama 16.36 cm olarak belirlenmiştir. Koçan çapı 11.05- 57.1 mm arasında değişmiş, ortalama 37.135 mm olarak hesaplanmıştır. Koçanda sıra sayısı 3-25 arasında değişmiş, ortalama 8,97 olarak belirlenmiştir. Koçan sırasındaki dane sayısı 2-53 arasında değişmiş, ortalama 27.35 olarak hesaplanmıştır. Sömek çapı 11.10 mm ile 37.95 mm arasında değişmiş, ortalama 22.78 mm olarak belirlenmiştir. Koçanda tane ağırlığı 1.62-214.02 gram arasında değişmiş, ortalama 72.68 gram olarak hesaplanmıştır. Tek bitki verimi 6-1344 gram arasında değişmiş, ortalama 31.66 gram olarak belirlenmiştir. Bin dane ağırlığı 273.50 gram ile 539.80 gram arasında değişmiş, ortalama 406.65 gram olarak hesaplanmıştır. Korelasyon analizinde, sıralar arası sap çapı (SDS) ile bitki boyu (BB) arasında pozitif ve %5 düzeyinde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.698*). Ayrıca, SDS ile koçan sırasındaki tane ağırlığı (KTA) arasında pozitif ve %1 düzeyinde anlamlı bir ilişki (r = 0.800**), SDS ile tek bitki verimi (TBV) arasında pozitif ve %1 düzeyinde anlamlı bir ilişki (r = 0.807**) gözlenmiştir. KTA ile SPÇ arasında pozitif ve %5 düzeyinde anlamlı bir ilişki (r = 0.699*) ve KTA ile TBV arasında pozitif ve %5 düzeyinde anlamlı bir ilişki (r = 0.687*) belirlenmiştir. Ayrıca, KTA ile sap çapı (KSS) arasında da pozitif ve %1 düzeyinde anlamlı bir ilişki (r = 0.789**) bulunmuştur. Bu çalışma, mısır genotipleri arasındaki fenotipik özelliklerin ve bu özellikler arasındaki ilişkilerin genetik çeşitlilik ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiğini ortaya koymaktadır. Mısır popülasyonlarını hayvan beslenmesinde kullanımına göre sınıflandırmaktadır. Anahtar kelimeler: Mısır, Ortahisar, Yerel çeşit
Laurus nobilis l'de farklı kurutma sıcaklıklarının kalite parametrelerine etkisi
Bu çalışmada Laurus nobilis L'nin uçucu yağ verimi ve kompozisyonuna farklı sıcaklıklarda kurutma (30 °C, 35 °C, 40 °C, 45 °C, 50 °C, 55 °C, 60 °C) işleminin etkisi değerlendirilmiştir. Artvin Merkez ilçeden hasat edilen defne yapraklarının kullanıldığı deneme, Tesadüf Parsellerinde üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Kontrol örneği olarak kullanılan taze yaprak ve kurutulmuş örneklerin uçucu yağ eldesi Clevenger cihazı, kalitatif ve kantitatif bileşen analizleri ise Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometrisi (GC-MS) kullanılarak yapılmıştır. Denemede uçucu yağ verimi ve uçucu yağın kalitesine etki eden α–pinene, β–pinene, sabinene, d-limonene, 1,8-cineole, terpinen-4-ol, caryophyllene, α-terpinyl acetate, caryophyllene oxide, methyleugenol, trans-cinnamyl acetate ve eugenol oranları incelenmiştir. Taze yapraklardan elde edilen veriler dikkate alındığında en yüksek uçucu yağ verimleri 30 °C, 45 °C ve 50 °C, α–pinene, β–pinene oranları 50 °C, 1,8-cineole oranı 55 °C, d-limonene oranları ise 45 °C ve 55 °C kurutma sıcaklıklarında belirlenmiştir. Eugenol oranı dikkate alındığında ise 35 °C öne çıkmıştır. Uygulanan kurutma sıcaklıklarının sabinene, terpinen-4-ol, caryophyllene, α-terpinyl acetate, caryophyllene oxide, trans-cinnamyl acetate oranları üzerinde taze yapraklara göre önemli bir fark ortaya çıkarmadığı tespit edilmiştir. Araştırma bulguları dikkate alındığında kurutma işleminin Laurus nobilis L.'nin uçucu yağ verimini, α-pinene, β-pinene, 1,8-cineole, d-limonene ve eugenol oranlarını artırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak; taze yapraklara göre en yüksek uçucu yağ verimleri 30 °C, 45 °C ve 50 °C kurutma sıcaklıklarında ortaya çıkmış olsa da α–pinene ve β–pinene oranları da dikkate alındığında 50 °C kurutma sıcaklığı bu üç incelenen karakterin en yüksek verimlerinin elde edildiği sıcaklık olmuştur. d-limonene bileşeni 45 °C ve 55 °C kurutma sıcaklığı sonucunda yüksek bir orana sahip olmuş ancak 1,8-cineole oranının 55 °C'de yüksek olması bu bileşenler için 55 °C'nin uygun bir sıcaklık olduğunu ortaya koymaktadır.
Lilium ciliatum ve Lilium akkusianum türlerinin mikroçoğaltımı
Bu araştırma Türkiye endemiği Lilium ciliatum ve Lilium akkusianum zambak türlerinin mikroçoğaltım protokolünün belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada eksplant tipi (soğan pul, soğancık ve kallus), fotoperiyot (16/8 saat aydınlık/karanlık ve 24 saat karanlık) ve bitki büyüme düzenleyicilerin (BAP, NAA, IAA, IBA ve GA3) her iki türün in vitro rejenerasyonuna olan etkileri incelenmiştir. Başlangıç eksplantı olarak seçilen soğan pulları, BAP'ın farklı dozlarının (0.1, 05, 1.0 ve 2.0 mg/l) NAA, IAA ve IBA ile oluşturduğu hormon kombinasyonları ilave edilen MS besin ortamında kültüre alınmışlardır. Soğancık ve kallus eksplantları, soğan pul eksplantının rejenerasyonu sonucu elde edilmişlerdir. Soğancık eksplantları BAP'ın NAA, IBA ve GA3 ile oluşturduğu 9 farklı kombinasyonda 16/8 saat aydınlık/karanlık ve 24 saat karanlık fotoperiyot ortamında kültüre alınmışlardır. Soğan pul eksplantlarında bitki büyüme düzenleyicilerinin etkileri her iki türde incelenen tüm özelliklerde (soğancık sayısı, soğancık çapı, 5 mm ve üzeri soğancık sayısı, kallus ağırlığı, sürgün sayısı, sürgün uzunluğu, kök sayısı, kök uzunluğu) önemli bulunmuştur. L. akkusianum türünde BAP ile oluşturulan kombinasyonlarda oksin grubu hormonların etkisi incelenen tüm özelliklerde IBA>NAA>IAA şeklinde azalan sırayı izlerken, L. ciliatum türünde tek başına BAP uygulamasında soğancık sayısı ve büyüklüklüğünde daha yüksek değerlere ulaşılmıştır. L. akkusianum türünde GA3 içeren ortamlarda genellikle en yüksek değerler elde edilmiş, buna karşılık L. ciliatum'da BAP'ın IAA ile oluşturduğu kombinasyonlar ilk sıralarda yer almıştır. Bitki büyüme düzenleyicilerin etkisi fotoperiyot uygulamasından etkilenmiş ve 16 saat aydınlık/8 saat karanlık ortamda 24 saat karanlık ortama göre özelliklerin çoğunda oldukça önemli artışlar gözlenmiştir. Kallus eksplantlarının 60 günlük kültürü sonucunda kallus ağırlıklarında L. ciliatum'da %721, L. akkusinum'da %553'lük artışlar olmuştur. En yüksek soğancık, sürgün ve kök sayıları L. ciliatum kalluslarında IBA içeren ortamlarda tespit edilirken, L. akkusianum türünde IAA'in etkisi daha fazla olmuştur. Çalışmada, en az 3 cm sürgün oluşturmuş soğancıklar üç farklı oksin grubu hormon (NAA, IAA ve IBA) ve dozda (0.5, 1 ve 2 mg/l) köklenmeye alınmış ve iki türde de bitkiciklerin tamamı (%100'ü) köklenmiştir. Kök sayısı ve kök uzunluğunda en yüksek değerler IBA'nın 0.5mg/l ve 2 mg/l dozlarından L. ciliatum'da 27.33 adet ve 2.51 cm, L. akkusianum'da 29.66 adet ve 2.56 cm olarak elde edilmiştir. Her iki türün köklenen bitkicikleri perlit, cocopeat, 2:1 perlit-torf ve 2:1 perlit-cocopeat karışımı bulunan saksılara aktarılmış ve 2 ay sonunda canlı kalma oranları sırasıyla L. ciliatum'da %92, %65, %62.5 ve %50 L. akkusianum'da %46, %66.6, %75, %83.3 olarak ölçülmüştür.
Inheritance of awn traits in bread wheat
This research was carried out in the greenhouse of Ege University, Faculty of Agriculture, Department of Field Crops in 2018-2019. This study aimed to investigate inheritance of awns and nine other agronomical features of three F2 combinatıons derived from crosses made among four parent lines (Gönen, Massagio, Line 31 and Ziyabey). The crosses between parents were carried out in late March to early April of 2018 at the experimental field of Ege University, Department of Field Crops. The crosses were made in this way Line 31 X Gönen, Gönen X Massagio, Gönen X Ziyabey and Ziyabey X Gönen. In October 2018 the F1 seeds were sown in the greenhouse into the pots along with their four parents in a completely randomized design. In maturity most of the F1 plants were left to self-pollinate to F2, however a few numbers of the plants were backcrossed to their parents, the backcrosses were carried out in this way (Gönen X Massagio) X Gönen, (Line 31 X Gönen) X Gönen, (Ziyabey X Gönen) X Gönen and (Ziyabey X Gönen) X Ziyabey. In February 2019 the F2 seeds along with the backcrosses were again sown on the greenhouse into the pots in a completely randomized design. Plant height, peduncle length, flag leaf length and width were measured before harvesting, while awn type, flag leaf area (calculated from the flag leaf length and width), spike length, spikelet number, spike weight, grain number, grain weight, and spike index were measured after harvesting. In the awn trait, the awnlessness trait were observed to be dominant over the awnedness. In plant height, spike length, spikelet number, spike weight and grain number Line 31 X Gönen had the highest values. In peduncle length and flag leaf area Ziyabey X Gönen combination had the highest value. In spike index Gönen X Massagio had the highest value. Finally, in grain weight, Ziyabey X Gönen and Line 31 X Gönen had the same values which were the highest value observed on the combinations.
Buğdayda (Triticum aestivum L.) Rht5 cücelik geninin koleoptil uzunluğu üzerine etkilerinin agronomik ve moleküler düzeyde incelenmesi
MarJ12 (Rht5) ile Scholar ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) çeşitleri ile yapılan melezlemenin F3 generasyonu aşamasında bulunan hatların tohumları Amerika'dan temin edilmiştir. Hatların F4 generasyonu Bornova koşullarında 2014-2015 buğday üretim mevsiminde yetiştirilmiştir. Bu çalışmada F4 generasyonu aşamasında bulunan bu hatlarda bitki boyu, üst boğum uzunluğu, başak uzunluğu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, tane boyu, tane eni, tane ağırlığı, koleoptil uzunluğu, ilk yaprak uzunluğu ve primer kök sayısı özellikleri ölçümlenmiş ve bitki boyu ile koleoptil uzunluğu arasında bir ilişkinin olup olmadığı ve varsa söz konusu ilişkinin ne yönde olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Marj12 x Scholar melez kombinasyonunun F4 generasyonundaki hatların Rht5 geninin primeri olan Xbarc102'ye göre yapılan taraması sonucunda, popülasyonda bulunan 19 adet hattın anne bant desenine, 34 adet hattın baba bant desenine ve 12 adet hattın heterozigot bant desenine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bireylerden 7 adedinde bant gözlenememiştir. Rht5 cücelik geninin F4 populasyonunda dağılımı teorik olarak beklenenden farklı çıkmıştır. Yapılan istatistiki analizler sonuçlarına göre başakta tane sayısı hariç diğer özelliklerde kontrol çeşitler ve bloklar arasında önemli farklılıklar elde edilmiştir. Tane boyu, tane eni ve tane ağırlığı özelliklerinde de hatlar arasında istatistiki farklılılar gözlenmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre Rht5 geni bitki boyu özeliğindeki fenotipik varyasyonun %32'sini açıklamıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler neticesinde orta veya kısa boylu ve aynı zamanda uzun koleoptile sahip hatların ümitvar genotip olarak gelecek generasyonlara aktarılması ve arzu edilen çeşitlerin elde edilmesinde kullanılması önerilebilir.
Bornova ikinci ürün koşullarında bazı soya genotiplerinin verim, agronomik ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Bornova ikinci ürün koşullarında bazı soya genotiplerinin verim, agronomik ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 2014 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü araştırma ve uygulama tarlalarında yürütülmüştür. Araştırmada materyal olarak; TAGEM bünyesindeki araştırma enstitülerince geliştirilmiş olan BATEM 223, BDUS-04, KASM-03, KANA, KASM-02, BATEM 207, BATEM 306, BDSA 05, BATEM 317 ve KAMA olmak üzere 10 adet ileri kademede (F9) hat ve ARISOY, ATAEM-7, BRAVO, NOVA soya çeşitlerinde oluşan kontrol grubu olarak 4 adet çeşit kullanılmıştır. Deneme tesadüf blokları desenine göre 4 tekrarlı olacak şekilde kurulmuştur. Bradyrhizobium japonicum bakterisi ile inokülasyon yapılan soya tohumlukları 24 Haziran tarihinde m2'de 45 bitki olacak şekilde ekimi yapılıp 4 Temmuz tarihinde homojen çıkışlar gerçekleşmiştir. Kültürel işlemlerin ardından 15 Ekim'de bitkilerin fizyolojik olumuyla beraber hasatta başlanmış sonrasında harmanlama işlemi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre soya çeşit adayları arasında ham yağ oranı en yüksek olan genotip aynı zamanda en yüksek tane verimine sahip olan KASM 03 den elde edilmiştir (%22,01). En yüksek ham protein oranı ise BDUS 04 genotipinde % 49,23 ile gerçekleşmiştir. Tane verimi bakımından dekara 417,0 kg ile KASM 03 ilk sırada yer alırken BATEM 317 403,4 kg ile ikinci sırada ve BATEM 306 388,2 kg ile onu takip etmiştir. Erkencilik açısından 97 günde NOVA çeşidi en erkenci çeşit olup, BRAVO çeşidi 98 gün ve ARISOY çeşidi de 100 günde hasat olgunluğuna ulaşmıştır. Soya genotipleri arasında KASM 02 hattının 96,5 gün ile Bornova ekolojik koşullarında erkencilik bakımından ümitvar genotip olduğu belirlenmiştir.
Mısır bitkisinde kurak koşullarda transpirasyon-yaprak sıcaklığı ilişkilerinin moleküler haritalaması
Küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak su kaynaklarının azalması, mısır gibi yüksek su tüketen bitkiler için suyu daha etkin kullanan çeşitlerin geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu çalışmada mısır (Zea mays L.) bitkisinin su stresine yaprak sıcaklığı ve diğer bazı özellikler temelinde verdiği tepkiler ve incelenen karakterler ile ilişkili genom bölgeleri araştırılmıştır. Araştırma İzmir Bornova ekolojik koşullarında 2016, 2017 ve 2018 mısır yetiştirme sezonlarında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci yılında 80 farklı kendilenmiş at dişi mısır hattı tarla koşullarında augmented deneme desenine göre yetiştirilmiş ve hatların su stresi ve kontrol uygulamaları altında kanopi sıcaklık depresyonu (CTD), klorofil içeriği (SPAD), yaprak oransal nem içeriği (LRWC), tek bitki verimi ve bin tane ağırlığı (BTA) özellikleri ölçümlenmiştir. Ayrıca CTD karakteri bakımından kontrast olarak belirlenen Ames26783 ve NSL30869 nolu hatların melezleme işlemleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci yılında F1 generasyonu tarla koşullarında yetiştirilmiş ve F2 generasyonunun tohumları elde edilmiştir. Araştırmanın üçüncü yılında çiçeklenme öncesi su stresi uygulanan F2 tek bitkilerinde CTD, SPAD, bitki boyu, yaprak sayısı, ilk koçan yüksekliği, BTA ve tek bitki verimi karakterleri ölçümlenmiş ve tek bitkilerde genotipleme işlemi SSR markörleri ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre su stresinin CTD ve SPAD karakterleri üzerine önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Moleküler analizler sonucunda ise umc1165 SSR markörünün CTD karakteri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun yanında bitki boyu, ilk koçan yüksekliği, yaprak sayısı, BTA ve SPAD özellikleri ile ilişkili SSR markörleri de araştırma sonucunda belirlenmiştir.
Bornova ekolojik koşullarında bazı anason hatlarının verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, Bornova ekolojik koşullarında seçilmiş bazı anason hatlarının bazı verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneme, Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre dört tekerrürlü olarak Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında, 2017 yılı yetiştirme döneminde yürütülmüştür. Çalışmada bitki materyali olarak, dört farklı kökenli seçilmiş 11 adet hat kullanılmıştır. Araştırmada, bitki boyunun 42.00-49.00 cm, bitkide dal sayısının 5.25-8.75 adet/bitki, meyveli dal sayısının 5.02-6.22 adet/bitki, şemsiye sayısının 6.5-11 adet/bitki, bin tane ağırlığının 3-4 g, biyolojik veriminin 184.50-270.25 kg/da, tohum veriminin 77.62-110.83 kg/da, hasat indeksinin %36.5-47.5, uçucu yağ oranının %2-3 aralığında olduğu tespit edilmiştir. Agronomik ve verim özellikleri bakımından 164, 150 no'lu hatlar ve Çeşme kökenli 31 no'lu hat, uçucu yağ oranı bakımından ise Madrid, Özel Sektör, Çeşme ve Suriye kökenli 213, 146, 31 ve 51 no'lu hatlar en yüksek değerlere sahip olmuşlardır. Çalışma sonucunda, verim ve kalite özellikleri bakımından seçilen üstün hatlar ileride yapılacak anason tohum ıslah çalışmalarında materyal olarak kullanılabilirler.
Farklı gelişme dönemlerinde hasat edilen mısır tohumlarının çimlenme özelliklerinin belirlenmesi
Uygun zamanda tohum hasadı, tohumların canlılığına önemli oranda katkıda bulunmaktadır. Bu çalışma, farklı olgunluk aşamalarında toplanan mısır tohumlarının çimlenme özelliklerinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma, Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri araştırma alanı ve laboratuvarlarında 2018 yılında yapılmıştır. Araştırmada üç mısır genotipi (Dekalp 6589 (FAO 700), Cadız (FAO 700) ve Bolson (FAO 600)) kullanılmıştır. Koçan püskülü oluşundan 20 gün sonra başlanarak koçan 5 gün aralıklarla toplanmıştır. Koçanlar 3 ay kurutulduktan sonra, çimlendirme ve hızlandırılmış yaşlandırma testine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda, farklı gelişme döneminde hasat edilen mısır tohumlarında incelenen tüm özellikler istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Çimlenme oranı, çimlenme indeksi ve çimlenme süresi,çeşitler açısından önemli bulunmuştur. Çimlenme oranı, çimlenme indeksi en yüksek Bolson çeşidinde bulunurken, kök uzunluğu, fide uzunluğu ve fide ağırlığı bakımından önemli bir değişiklik kaydedilmemiştir. Kök yaş ağırlığı, bin tane ağırlığı ve elektiriksel iletkenlik değerleri çeşitler arasında önemli farklılık göstermiştir. Hasat zamanı, çimlenme özellikleri üzerinde önemli etki yapmıştır. Elektiriksel iletkenlik hasat zamanı geciktikçe azalmıştır. Çimlenme oranı, çimlenme indeksi ve ortalama çimlenme süresi bakımından hasat zamanı çeşit interaksiyonu önemli bulunmuştur. Erken dönemde hasat, tohumun çimlenmesini etkilemediği; ancak tohum olgunluk aşamasında tohum canlılığı artmıştır. Mısır tane kalitesini kabul edilebilir sürelerle uygun saklama ve koruma mümkün olabilir. Bu nedenle, tanelerin uygun nem seviyesinde depolanması gerektiği sonucuna varılabilir.
Buğdayda kısıtlı sulamanın ve bitki organlarını gölgelemenin dane verimi ve verim öğelerine etkisi
Çalışmanın amacı, WANA agro-klimatik bölgede yetiştirilen ve dane dolum döneminde su stresine maruz kalan buğdayda, farklı organlarda (başak kısımları, bayrak yaprağı, alt yapraklar) gerçekleşen fotosentetik aktivitenin yanı sıra hızlı dane büyüme dönemine kadar olan sürede üretilen rezerv kuru maddenin dane büyümesine etkisini, dolayısıyla verim için önemini ortaya koymaktır. Çalışma, bir adet ekmeklik buğday (Triticum aestivum L) çeşidi (Masaccio) ile Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen yerleşkesinde serada saksı (86x38x30 cm) ortamında tesadüf parsellerinde bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekrarlamalı yürütülmüştür. Çiçeklenmeye kadar tüm saksılara eşit sulama yapılmıştır. Çiçeklenmede üç farklı toprak su seviyesi (I1: tarla kapasitesinin %10'u, I2: tarla kapasitesinin %30'u, I3: tarla kapasitesinin %50'si kaybolduğunda kaybolan suyun yerine konması) ve beş farklı gölgeleme uygulaması (hiç gölgeleme yok, başağın, bayrak yaprağın, başak + bayrak yaprağın, tüm bitkinin gölgelenmesi) yapılmıştır. Ekim öncesi her saksılara 80 kg ha-1 saf besin maddesine eşdeğer azot fosfor ve potasyum içeren kompoze gübre (15-15-15) toprağa karıştırılarak verilmiştir. Azotun geri kalan kısmı sapa kalkma dönemi ortasında 60 kg ha-1 hesabına uygulanmıştır. Çalışma sonunda, birim alan fertil başak sayısı su stresi artıkça artmış, buna karşın, başak dane sayısı, bin dane ağırlığı, başak dane verimi ve birim alan verimleri ise su stresi arttıkça azalmıştır. Bitki organlarında gölgelenmede su stresinde olduğu gibi başak dane sayısı, bin dane ağırlığı, başak verimi ve birim alan verimini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca başağın gölgelenmesi gerek bayrak yaprak, gerekse başak + bayrak yaprağın gölgelenmesine göre dane veriminde daha fazla kayba neden olmaktadır. Tüm bitkinin gölgelenmesi hiçbir gölgelemenin olmadığı duruma göre verimde %45,0 dolaylarında azalmaya neden olmuştur. Buna karşın, bu uygulamada hiçbir fotosentetik aktivitenin olmadığı düşünüldüğünde, sap rezervlerinin dane verimini yalnız başına oluşturmadığı görülmüştür. Bu durumda yaprak ve kök rezervlerinin de diğer önemli depo rezervleri olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Bitki rezervlerinin dane veriminin oluşumunda ne kadar hayati bir role sahip oldukları bu çalışmayla bir kez daha teyit edilmiştir.
Yeni geliştirilen bazı ileri pamuk hatlarının tarımsal ve teknolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenen 214O086'nolu proje kapsamında geliştirilen, Verticillium solgunluğu hastalığına toleranslı, 35 ileri pamuk hattının tarımsal ve teknolojik özelliklerinin incelemek amacıyla Amik Ovası koşullarında yürütülmüştür. Çalışmaya ilişkin deneme, 2019 yılında Augmented deneme deseni uyarınca, 35 ileri hat tekerrürsüz ve 3 kontrol çeşit (BA-440, Lima ve May 455) 6 blokta tekrar edecek şekilde kurulmuştur. Çalışma sonucunda, kontrol olarak kullanılan çeşitler arasındaki farklılıkların yüz tohum ağırlığı, kütlü verimi, çırçır randımanı ve lif verimi özellikleri yönünden istatiksel olarak P<0.01; odun dalı sayısı yönünden P<0.05 düzeyinde önemli; incelenen diğer özellikler yönünden ise önemsiz olduğu saptanmıştır. Materyal olarak kullanılan tüm genotipler değerlendirildiğinde, incelenen özelliklerin tamamında genotipler arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde farklılık olduğu tespit edilmiştir. LSD testi (%5) sonucunda, kütlü verimi yününden genotiplerin istatistiksel olarak birbirinden farklı 22; lif inceliği yününden 20; koza kütlü ağırlığı ve çırçır randımanı yününden 19; 100 tohum ağırlığı ve lif eğrilebilme yeteneği yününden 17; lif uzunluğu ve lif sarılığı yününden 15; koza sayısı yününden 14; bitki boyu, lif kopma dayanıklılığı ve kısa lif oranı yününden 13; meyve dalı sayısı yününden 11; lif parlaklığı yönünden 10; odun dalı sayısı yününden ise 7 grup oluşturduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bu sonuçlar, materyal olarak kullanılan ileri hatlar arasında incelenen özellikler yönünden geniş bir varyasyon olduğunu ortaya koymaktadır. Bu geniş varyasyon, ileride yapılması planlanan çeşit tescil çalışmaları için istenilen özellikler açısından uygun pamuk hatlarının seçilmesine olanak sağlayabilir.
Doğu Akdeniz şartlarında yetiştirilen tatlı sorgum (Sorghum bicolor (L.) Moench var. saccharatum) ve maş fasulyesi (Vigna radiata (L.) Wilczek)'nde farklı ekim yöntemleri ile karışım oranlarının yem ve silaj kalitesine etkileri
Bu çalışma tatlı sorgum ve maş fasulyesinde farklı ekim yöntemleri ve karışım oranlarının yem ve silaj kaitesine etkisini araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Ekim yöntemleri olarak çift sıralı ekim (ÇSE) (20×55 cm sıra arası), dar sıralı ekim (DSE) (55 cm sıra arası) ve geleneksel sıralı ekim (GSE) (75 cm sıra arası) tasarımları kullanılmıştır. Karışımlar tatlı sorgum ve maş fasulyesinin bitki sıklıkları ve alternatif sıra sayıları üzerinden oluşturulmuştur. Ekimler 1 sıra tatlı sorgum 1 sıra maş fasulyesi (S1:1) ve 2 sıra tatlı sorgum ve 1 sıra maş fasulyesi (S2:1) alternatif sıralarına yapılmıştır. Tatlı sorgumun bitki sıklığı 14000 bitki da-1 (TS14) ve maş fasulyesinin bitki sıklığı 14000 (MF14), 21000 (MF21) ve 28000 (MF28) bitki da-1 şeklinde karışımlara dahil edilmiştir. Bu deneme iki faktörlü olarak (ekim yöntemleri ve karışımlar) planlanmış ve tesadüf blokları deneme deseninde bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak düzenlenmiştir. Araştırmada yem verim ve kalitesini değerlendirmek amacıyla yaş ot verimi (YOV), kuru ot verimi (KOV), kuru madde oranı (KMO), nötr ortamda çözünmeyen lif (NDF), asitli ortamda çözünmeyen lif (ADF), asitli ortamda çözünmeyen lignin (ADL), ham kül (HK), organik madde (OM), ham protein (HP), EE (eter ekstraktı), kondense tanen (KT), laktik asit bakteri (LAB) sayısı, enterobakteri (ENT) sayısı, maya sayısı, bitki pH'sı ve suda çözünebilen karbonhidrat (SÇK) özellikleri incelenmiştir. Ayrıca karışık ekim sistemleri AEO (alan eşdeğer oranı), kuru maddede tatlı sorgum ve maş fasulyesi oranı (TSOKM ve MFOKM) ve yaş otta tatlı sorgum ve maş fasulyesi oranı (TSOYO ve MFOYO) özellikleri üzerinden değerlendirilmiştir. Silaj fermentasyon kalitesi ve besin madde içeriğini değerlendirmek amacıyla KMO, kuru madde korunumu (KMK), NDF, ADF, ADL, HK, OM, HP, EE, KT, SÇK, nispi yem değeri (NYD), pH, amonyak azotu (NH3-N), LAB sayısı, maya sayısı, laktik asit (LA) içeriği, asetik asit (AA) içeriği, propiyonik asit (PA) içeriği, etanol (ETOH) içeriği ve LA/AA oranı özellikleri incelenmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre ot verimi, kalitesi ve besleme değeri yönünde ekim yöntemlerinden ÇSE ve DSE, karışımlardan Saf-MF21 yetiştiriciliği ile S2:1-TS14-MF14 karışık yetiştiricilik sistemleri önerilebilir. Ayırıca interaksiyon arasında DSE'de S1:1-TS14-MF21 yetiştiriciliği ile birlikte iyi sonuçların alınabileceği tespit edilmiştir. Yine çalışmadan elde edilen sonuçlara göre silaj kalitesi ve besin madde içeriği yönünden ekim yöntemleri arasında ÇSE ile DSE en iyi sonucu vermiştir. Karışımlar arasında en kaliteli silajlar saf tatlı sorgum yetiştiriciliği ile karışık yetiştiricilik sistemlerinden elde edilmesine rağmen, besin madde içeriği yönüde düşünüldüğü zaman S2:1-TS14-MF21 karışık yetiştiricilik sistemi tek başına önerilebilir. İkili interaksiyon bakımından silaj kalitesi ve besleme değeri yönünde GSE'de S2:1-TS14-MF21 karışık yetiştiricilik sistemi iyi sonuç vermiştir.
Amik ovası koşullarında II. ürün soya çeşitlerinin farklı dönemlerinde uygulanan demir ve çinkonun azot fiksasyonu ile verim ve kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmada, Amik Ovası koşullarında ikinci ürün olarak yetiştirilen soya bitkisinin (Glycine max L. Merr.) farklı gelişim dönemlerinde yapraktan uygulanan Zn ve Fe besin elementlerinin azot fiksasyonu ile verim ve kalite özelliklerine etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma, 2018 ve 2019 yıllarında bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre üç yinelemeli olarak yürütülmüştür. Ana parsellere çeşitler (Arısoy, Bravo, Nazlıcan), alt parsellere gelişme dönemleri (V3, R1, R3) ve alt alt parsellere besin elementleri (kontrol, Zn, Fe, Zn + Fe) yerleştirilmiş ve çeşitli fenolojik, morfolojik ve kalite parametreleri incelenmiştir. En yüksek dekara verim Nazlıcan çeşidinden (517.80 kg/da) ve V3 döneminden (427.43 kg/da) elde edilmiştir. Besin elementleri içerisinde verim yönünden sıralama ise Zn + Fe (481.13 kg/da), Zn (435.52 kg/da), Fe (406.84 kg/da) şeklinde olmuştur. Kontrol grubu 369.81 kg/da değeriyle son sırada yer almıştır. Protein oranında en yüksek değer Nazlıcan çeşidinden (%34.33) ve R3 döneminden (%33.22) elde edilmiştir. Besin elementi uygulamalarında sırasıyla Zn (%33.61), Zn + Fe (%33.23) ve Fe (%32.97) uygulamaları öne çıkmıştır. Yağ oranları içerisinde en yüksek değer Arısoy çeşidinden (%21.50) ve R3 döneminden (%21.30) elde edilmiştir. Besin elementleri içerisinde protein oranında olduğu gibi Zn uygulaması (%22.02) öne çıkmış, onu sırasıyla Fe (%21.96) ve Zn + Fe (%21.49) uygulamaları takip etmiştir. Bütün faktörlerin iki yıllık ortalama protein oranı %33 ve yağ oranı %21.08 olmuştur. Bütün faktörlerin iki yıllık ortalamaları incelendiğinde yağ asitlerinin dağılımının linoleik asit %50.13, oleik asit %24.83, palmitik asit %11.82, linolenik asit %8.80 ve stearik asit %2.86 şeklinde olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Amik Ovası şartlarında toprağın kireç ve pH değeri yüksek olduğu için bitkinin Zn ve Fe alımının sınırlı olduğu görülmüş ve yaprak gübrelemesi ile besin elementlerinin soya bitkisinde gerek morfolojik gerekse de kalite özelliklerini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Amik ovası koşullarında, organik kaynaklı toprak düzenleyicileri ile birlikte azaltılmış azotlu gübre uygulamalarının pamuğun (Gossypium hirsutum L.) verim ve lif teknolojik özelliklerine etkisi
Çalışmada kimyasal gübre kullanımını azaltmak ve doğal kaynaklı toprak düzenleyiciler ile yeterli verim ve kaliteye ulaşmak amaçlanmıştır. 2019 yılında Amik Ovası koşullarında tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre yürütülen bu çalışmada pamukta (Gossypium hirsutum L.) bazı verim ve kalite öğeleri incelenmiştir. Denemede ana parsellere toprak düzenleyiciler (leonardit ve zeolit), alt parsellere farklı azot dozları yerleştirilmiştir. İncelenen özellikler içerisinde bitki boyu, odun dalı sayısı, meyve dalı sayısı, koza sayısı, koza kütlü ağırlığı, lif inceliği, mukavemet ve 100 tohum ağırlığı her iki faktörden de etkilenmemiş, ortalamalar arasındaki fark istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur. Farklı azot dozları yalnızca çırçır randımanı üzerinde istatistiki öneme sahipken, verim ve lif uzunluğunda her iki faktörün interaksiyonu gözlemlenmiştir. Doğal kaynaklı toprak düzenleyicilerin sürdürülebilir tarım hususunda potansiyeli ortaya konmuştur.
Su kısıtının reyhan (Ocimum basilicum L.) bitkisinde verim ve kaliteye etkisi
Çalışma, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü sera alanında 2018 yılında yürütülmüştür. Çalışmanın amacı; farklı seviyelerde su stresine maruz kalan fesleğen bitkisinde değişik dozlarda azot uygulamasının bitkide herba verimi ve verim unsurlarının yanı sıra, uçucu yağ oranı ve veriminde meydana gelebilecek değişiklikleri araştırmaktır. Çalışmada kullanılan fesleğen (Ocimum basilicum L) 3 tekerrürlü olarak 86 x 32 x 30 cm ebatlı ve tarla toprağı ile doldurulmuş saksılarda yetiştirilmiştir. Öncesinde viyollerde çimlendirilmiş ve her saksıya 6 adet bitki gelecek şekilde şaşırtılmıştış. Dikim öncesi saksılara farklı azot dozlarının (0 – 30 – 60 – 90 – 120 kg ha-1) yanısıra 60 kg fosfor, 60 kg potasyum uygulanmıştır. Çiçeklenme başlangıcına kadar tüm saksılar benzer sulamaya tabi tutulmuş olup, çiçeklenme ile birlikte tüm saksılar üç gruba ayrılarak olgunlaşmaya kadar üç farklı sulama seviyesi (tarla kapasitesi %90; %60; %30'a düşünce tarla kapasitesine gelene kadar su ilavesi) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda; toprak su içeriğindeki azalmanın kontrole göre taze kök ağırlığı (TKA)'nda %5,05 artış, taze dal ağırlığı (TKA)'nda %31,92, drog kök ağırlığı (DKA)'nda %16,36, herba drog ağırlığı (DHA)'nda %29,37, drog biyomas ağırlığı (DBioA)'nda %20,11, bitki yaprak sayısı (BYS)'nda %30,42, tek yaprak alanı (TYA)'nda %23,30, bitki yaprak alanı (BYA)'nda %44,04, taze herba yağ oranı (THYO)'nda %20,5 ve taze herba yağ verimi (THYV)'nde %22,11 azalmaya neden olduğu saptanmıştır. Azot uygulamasının ise taze kök ağırlığı (TKA), taze dal ağırlığı (TDA), drog yaprak ağırlığı (DYA), drog herba ağırlığı (DHA), drog biyomas ağırlığı (DBioA), bitki yaprak sayısı (BYS), tek yaprak alanı (TYA), bitki yaprak alanı (BYA), drog herba yağ oranı (DHYO) ve drog herba yağ verimi (DHYV)'inde sırasıyla %11,96; %45,89; %63,14; %49,73; %37,63; %8,24; %78,57 ve %50,00 artışa neden olmuştur. Diğer yandan toprak su stresi taze herba ağırlığı (THA)'ında %3.05, taze biyomas ağırlığı (TBioA)'da %2,55 azalmaya neden olmuştur. Buna karşın azot uygulaması hem taze herba ağırlığı (THA), hem de taze biyomas ağırlığı (TBioA)'nda artışa yol açmıştır (%4,82 ve %4,99). Sonuç olarak; baharat amaçlı yetiştiricilikte su stresinin olmadığı veya hafif olduğu ortamda, yüksek azot uyulamasında ve yaşlanmadan hemen önceki dönemde hasadın yapılması, uçucu yağ amaçlı yetiştiricilikte ise kesinlikle yüksek sıcaklıkta kurutmanın yapılmaması, toprakta mümkün mertebe su stresine izin verilmemesi ve bitkinin maksimum habitusa ulaştığı dönemde hasatın yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Hatay ekolojik koşullarında çörek otu (Nigella sativa L.) bitkisinin farklı ekim zamanlarında verim ve verim unsurlarının belirlenmesi
Bu çalışma 2018-2019 yıllarında, Mustafa Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi tıbbi bitkiler deneme alanında, Hatay ekolojik koşullarında farklı ekim dönemlerinde ekilen çörek otunun (Nigella sativa L.) verim ve verim unsurlarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Deneme; tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Denemede 15 Kasım, 1 Ocak, 15 Şubat, 1 Mart, 15 Mart, 1 Nisan, 15 Nisan, 1 Mayıs ve 15 Mayıs tarihlerinde ekim yapılmıştır. Çalışmada tarla denemesi sırasında ve hasat sonrasında fenolojik, bitkisel, verim ve verim unsurları ile ilgili bazı özellikler incelenmiştir. Alınan ölçümler sonucunda bitki boyu 19.03-54.00 cm, dal sayısı 8.80-3.78 adet/bitki kapsül sayısı 3.73-20.67 adet/bitki, bin tane ağırlığı 3.04-2.10 g, tohum verimi 3.65-51.81 kg da-1, yağ oranı % 22.47-32.07 değerler arasında bulunmuştur. Hatay ekolojik şartlarında yaz sıcaklıklarının erken artması nedeniyle, bu dönemlerde yazlık ekimde verim ve verime ilişkin değerler kışlık ekime göre azalmıştır. Bu nedenle, Hatay ekolojik koşullarında çörek otu için en uygun ekim zamanı olarak 1-15 Kasım tarihleri önerilmektedir
Su kısıtının farklı pamuk genotiplerinin verim ve lif kalite özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışma, tam ve % 50 kısıtlı sulama koşullarında, 21 pamuk genotipi (Astoria, BA-119 (Lider), BA-440, Candia, Carisma, Edessa, Fiona, Flash, Gloria, Lima, Lodos, Lydia, May-344, May-455, May-505, PG-301 (Kaira), PG-6041 (BA 1010), PGS-1510 (Lazer), ST-468, ST-498 ve Zena-1018) ile 2018 yılında yapılmıştır. Çalışmaya ilişkin deneme, bölünmüş parseller deneme deseni uyarınca 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Deneme, sulama konusu ana parsellere, genotipler ise alt parsellere gelecek şekilde düzenlenmiştir. Çalışma sonucunda, tam ve kısıtlı sulama koşulları arasındaki farklılıkların kütlü verimi, lif verimi, lif eğrilebilme yeteneği ve lif yeknesaklığı yönünden istatistiksel olarak %1, bitki boyu, 100 tohum ağırlığı, çırçır randımanı, lif uzunluğu, kısa lif oranı, lif esnekliği ve lif parlaklığı yönünden ise % 5 düzeyinde önemli olduğu saptanmıştır. Genotipler arasında bitki boyu, 100 tohum ağırlığı, kütlü verimi, çırçır randımanı, lif verimi, lif eğrilebilme yeteneği, lif uzunluğu, lif kopma dayanıklılığı, lif inceliği, kısa lif oranı, lif esnekliği, lif parlaklığı ve lif sarılığı özellikleri yönünden istatistiksel olarak % 1 düzeyinde önemli farklılık olduğu belirlenmiştir. Öteyandan, su kısıtı x genotip interaksiyonu değerleri arasındaki farklılıkların bitki boyu, 100 tohum ağırlığı, kütlü verimi, lif verimi ve kısa lif oranı özellikleri yönünden istatistiksel olarak % 1, lif uzunluğu özelliği yönünden ise % 5 düzeyinde önemli olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada en yüksek ortalama kütlü verimi Astoria, BA-119, BA-440 ve PGS-1510 genotiplerinden elde edilmiştir. Ancak, BA-119 ve PGS-1510 genotipleri tam ve kısıtlı sulama koşullarında da en yüksek kütlü verimi ile dikkat çekmektedir. Bu nedenle, bu iki genotip tam sulamanın yanında, kısıtlı sulamanın zorunlu olduğu durumlarda da önerilebilir.
Bazı tek yıllık çim (Lolium multiflorum Lam.) çeşitlerinde azotlu gübrelemenin yem verimine ve kalitesine etkisi
Bu çalışma, tarla denemesi şeklinde, 2017-2018 vejetasyon döneminde, Hatay ekolojik koşullarında ve Mustafa Kemal Üniversitesi'ne bağlı Telkaliş Araştırma ve Uygulama Merkezi arazisinde (Reyhanlı/Hatay) yürütülmüştür. Tarla denemesi tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Buna göre ana parselde 5 farklı azot (Üre %46 N) dozuna [ 0 (kontrol), 5, 10, 15 ve 20 kg/da)] alt parselde ise 3 farklı tek yıllık çim (Lolium multiflorum Lam.) çeşidine (Hellene, Trinova ve Devis) yer verilmiştir. Araştırmada farklı azot dozlarının tek yıllık çim çeşitlerinin verim ve kalitesine etkisinin belirlenmesi için; bitki boyu, sap kalınlığı yeşil ot verimi, kuru ot verimi, ham protein oranı, protein verimi, ham kül içeriği, Nötrde Çözünmeyen Lif (NDF) ve Asitte Çözünmeyen Lif (ADF) İçeriği ile Nispi Yem Değeri (NYD) incelenmiştir. Azot dozlarının bitki boyuna etkisi önemsiz bulunmasına rağmen, artan azot dozu çeşitlerin bitki boyunda yükselişe neden olmuştur. Ayrıca artan azot dozuna bağlı olarak yeşil ve kuru ot veriminde artış olduğu görülmüştür. Bütün çeşitlerde ham protein oranları ile protein verimleri artan azot uygulamasıyla artmış ve en yüksek değerlere 15 kg/da N dozuyla ulaşılmıştır. Ancak çeşitlerin sap kalınlığının azotlu gübrelemeden etkilenmediği belirlenmiştir. Azotlu gübrelerin çeşitlerin ham kül miktarı, NDF ve ADF oranı ile NYD üzerinde de etkisinin olmadığı saptanmıştır. Araştırma verileri bir bütün olarak ele alındığında azotlu gübrelerin tek yıllık çim çeşitlerinde belirli bir seviyeye kadar verim ve kaliteyi arttırdığı, ancak daha yüksek azotlu gübre dozlarının (özellikle 20 kg/da N dozu) yem verimi ve kalitesini azatlığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle ekonomik sebepler de dikkate alınarak Hatay ekolojik koşullarında tek yıllık çim üretiminde 5-10 kg/da N dozunun önerilebileceği sonucuna varılmıştır. İncelenen birçok özellik üzerinde Devis çeşidinin diğer çeşitlerden daha üstün olduğu sonucuna varılmıştır. Trinova çeşidi ise ikinci tercih olabilir. Ancak NYD yönüyle Hellen çeşidi ön plana çıkmaktadır.
Mardin ili Kızıltepe mahallelerinde çayır mera kullanımı ve yem bitkileri tarımı ile ilgili sorunların saptanması
Bu araştırma, Mardin ili Kızıltepe ilçesinde bulunan Arıtepe, Başak, Büyüktepe, Elbeyli, Halkalı, Hocaköy, Karakuyu, Sevimli, Yaşar ve Yolüstü mahallelerinde Çayır mera kullanımı ve yembitkileri tarımı ile ilgili sorunların saptanması ve daha sonraki yıllarda bölgede yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik anket soruları hazırlanmış ve tesadüfen seçilen on mahallede yüz üretici ile yüz yüze görüşülerek anket yapılmıştır. Anketin yürütüldüğü işletmelerde, İşletme sahipleri ortalama %59 oranla yoğun olarak 50 ve 50 den daha büyük yaş grubunda olduğu bulunmuştur. Eğitim durumlarına bakıldığında, işletme sahiplerinin %33'ü ilkokul, %26'nın lise, %21'nin ortaokul, %16'nın üniversite mezunu oldukları saptanmıştır. %4'nün ise okuma yazma bilmedikleri saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, bölgede en önemli problemin işletmecilerin yembitkisi yetiştiriciliği hakkında yetersiz bilgiye sahip olması, yem fiyatlarının pahalı olması, çayır mera alanlarının yetersiz ve verimsiz olmasından dolayı işletmecilerin çoğunluğu hayvan beslemede saman ve fabrika yemi kullanmaktadırlar. İşletme sahiplerinin 4342 sayılı Mera Kanunu hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve 4342 sayılı Mera Kanunundan faydalanıp, meralarının ıslah edilmesini istemektedirler. Ayrıca, Araştırmada üreticilere hayvan sağlığı konusunda eğitim verilmesinin yararlı olacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Determining the response of some melez corn varieties (Zea mays L.) to plant density in single and twin row
This research was conducted to compare single and twin-row planting pattern and to determine optimum plant density for hybrid maize (DKC5364, P0573), commercially grown in West Blacksee condition of Turkey, during the main crop growing season in 2020. The experimental design was a randomized complete block in a split-plot arrangement with three replications. Main plots were plant densities of 8,000, 9000, 10 000, 11 000 and 12 000 plants/da. Split-plots were planting patterns (single row (70 cm) and twin row (70-20cm). In this study, tasselling period time, plant height, firs ear height, stem diameter, ears number per plant, ear length, ear diameter, ear weight, ear grain weight, thousand grain weight, hectoliter weight, protein ratio, fat ratio and grain yields were masured. The effect of planting pattern was statically important for grain yield. Grain yiled was observed a 1250.7 kg/da, and 1363.9 kg/da in single row and double-row respectively. It was observed that grain yield of twin row planting pattern was 9.5%more than single row planting. The highest grain yield was determined 10 000 plants/da in twin row planting.
Pamuk f3 - f4 generasyonlarının verticillium solgunluğu hastalığına tolerans, verim ve lif kalite özellikleri yönünden incelenmesi ve anılan hastalıkla ilişkili bazı moleküler markörlerin doğrulanması
Bu çalışma, pamuk F3 ve F4 generasyonlarında Verticillium solgunluğu hastalığına tolerans, verim ve lif kalite özelliklerinin irdelenmesi ile anılan hastalıkla yakın ilişkili QTL bölgeleri üzerinde bulunan 18 SSR markörünün doğrulanması amacıyla 2016 ve 2017 yıllarında yapılmıştır. Çalışma pedigri yöntemi uyarınca yürütülmüştür. Denemeler, 2016 yılında (F3) döl sıraları, 2017 yılında (F4) ise birleşik familya blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çalışmada kontrol olarak kullanılan genotipler [anaçlar (VD-4 ve Stoneville 468) ve standart çeşitler (Carisma, Flash ve Lydia)] tekerrürlü ve 4 sıralı olacak şekilde, tek bitkilerden gelen tohumlar ise ayrı sıralar halinde ekilmiştir. Çalışma sonucunda, her iki yılda da kontrol olarak kullanılan genotipler arasındaki farklılıkların, yaprak ve iletim dokusu semptomlarına göre hastalık indeksi yönünden istatistiksel olarak %1, lif esnekliği yönünden ise %5 düzeyinde önemli olduğu saptanmıştır. Buna karşın, çırçır randımanı değerlerinin 2016, lif eğrilebilme yeteneği değerlerinin ise 2017 yılında %1 düzeyinde önemli olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte F3 ve F4 generasyonlarına ilişkin popülasyonlara ait ortalama değerlerin, incelenen tüm özellikler yönünden istatistiksel olarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İlaveten popülasyonların incelenen tüm özellikler yönünden geniş bir varyasyon sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca, moleküler çalışmalar sonucunda GH215 markörü ile Verticillium solgunluğu hastalığı arasında yakın bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Mısırın (Zea mays L.) fizyolojik, morfolojik ve tarımsal özellikleri üzerine ekim zamanının etkisi
Çalışmada Amik Ovası koşullarında farklı ekim zamanlarında yetiştirilen mısırın fizyolojik, morfolojik ve tarımsal özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 2019 ve 2020 yıllarında HMKÜ Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisi'nde tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Ana parselleri dört farklı ekim zamanı (EZ1, EZ2, EZ3, EZ4) ve alt parselleri üç farklı ticari hibrit mısır çeşidi (77MAY35, DKC6630, P2088) oluşturmuştur. Farklı ekim zamanlarında yetiştirilen çeşitlerin tarımsal özelliklerinin yanı sıra çıkış süresi, tepe püskülü çiçeklenme süresi ve koçan püskülü çıkış süresi ile gelişme dönemlerine (V6, V12, VT, R3, R5, R6) ulaşma tarihleri gibi morfolojik ve fenolojik özellikler belirlenerek bu gelişme dönemleri arasındaki büyüme derece gün (BDG) değerleri hesaplanmış, kuru madde miktarı, yaprak alan indeksi (YAİ), yaprak alan sürekliliği (YAS), bitki büyüme hızı (BBH), nisbi büyüme hızı (NBH) ve net asimilasyon hızı (NAH) gibi fizyolojik parametreler incelenmiştir. Çalışma sonucunda ekim zamanının gecikmesiyle bitkilerin daha kısa sürede fizyolojik olgunluğa ulaştığı fakat toplam BDG değerlerinin arttığı belirlenmiştir. Farklı gelişme dönemlerinde belirlenen kuru madde miktarlarının yanında incelenen tüm fizyolojik parametrelerin de ekim zamanlarından önemli derecede etkilendiği tespit edilmiştir. Tane veriminde istatistiksel olarak bir fark bulunmamakla birlikte en yüksek tane verimi ikinci ekim zamanında belirlenmiştir. Bölgemizde ve benzer ekolojik koşullarda çalışmada incelenen 1 Mart-15 Nisan tarihleri arasında mısır ekimi yapılabileceği belirlenmiştir. Fakat özellikle Mart ayı içerisinde gerçekleşen meteorolojik koşullar nedeniyle toprak işleme ve ekim gibi kültürel uygulamalarda zorlukların yaşandığı, bitkilerin daha uzun süre tarlada kaldığı, dolayısıyla fazladan girdi ve işgücüne ihtiyaç olduğunun da göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Diyarbakır koşullarında yerel ve güncel makarnalık buğday genotiplerinde verim ve bazı kalite özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma, bazı makarnalık buğday genotiplerinin bazı verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla Diyarbakır ekolojik şartlarında yağışa dayalı koşullarda 2019-2020 üretim sezonunda yürütülmüştür. Deneme 4 tekerrürlü olarak Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre kurulmuş olup, 6 adet yerel makarnalık buğday çeşidi (Boğacak, Devedişi, Havrani, Menceki, M2-4 ve Sorgül) ve 6 adet tescilli makarnalık buğday çeşidi (Burgos, Fırat-93, Sena, Sümerli, Svevo ve Zühre) olmak üzere 12 adet makarnalık buğday genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Denemede incelenen genotiplerde; başaklanma süresinin 137.5-155.3 gün, SPAD değerinin 38.83-46.08, NDVI değerinin 0.630-0.783 bitki boyunun 87.38-145.8-cm, başak boyunun 5.73-8.03 cm, başakta tane sayısının 31.4-49.5 adet başak-1, başakta tane ağırlığının 1.89-2.42 g başak-1, başakçık sayısının 17.22-21.05 adet başak-1, tane veriminin 351.1-691.7 kg da-1, bin tane ağırlığının 40.38-54.48 g, hektolitre ağırlığının 83.63-88.88 kg, irmik renginin 14.18-16.73 ve protein oranının % 11.02-13.96 arasında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Genel olarak yerel çeşitlerin daha geç başaklandığı, daha uzun boylu, daha uzun başaklı ve daha düşük verimli olduğu, ancak kalite yönüyle tescilli çeşitlerle benzer değerler gösterdiği söylenebilir.
Amik ovası koşullarında farklı azot dozu uygulamalarının aşotu varyetelerinde (Coriandrum sativum var. microcarpum ve Coriandrum sativum var. vulgare) verim ve verim unsurları ile kalite üzerine etkisi
Bu çalışmada 2020 kış yetiştirme sezonunda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Telkaliş Araştırma ve Uygulama Alanında (36°15'14.6"N; 36°30'13.1"E) yürütülen bu çalışmada beş farklı azot ( 0, 3, 6, 9 ve 12 kg/da ) dozu uygulamasının AŞOTU (Coriandrum sativum var. vulgare L) bitkisinde verim ve verim komponentleri ile uçucu yağ oran ve verimine etkisi araştırılmıştır. Araştırma materyalleri ve varyantlar hakkında kısa bir bilgi verilmeli sonrasında sonuçlara geçilse daha iyi olur. Araştırma sonunda azot dozlarının incelenen tüm özelliklere istatistiki olarak önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. En yüksek yaş herba verimi (827.74 kg/da) N0, en yüksek uçucu yağ verimi ( 0.438) ise, N6 uygulamasından elde edilmiştir. Araştırmada Coriandrum sativum var. microcarpum ait tohumlardan bitki elde edilemediği için sadece Coriandrum sativum var. vulgare varyetesine ait veriler değerlendirilmiştir.
İç Anadolu Bölgesinin kuru koşullarında ileri kademe arpa (Hordeum vulgare L.) ıslah materyallerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Ankara ve Kırşehir illeri kuru koşullarına uygun olarak geliştirilen ileri kademe arpa hatları ve belirlenen tescilli çeşitler, bazı önemli verim ve kalite özellikleri yönünden fenotipik olarak incelenmiştir. Tarla denemelerinde, Burakbey, Sayım-40, Sinanbey, Tarm-92 ve Larende standart çeşitleri ile 19 adet iki sıralı ileri kademe arpa hattı kullanılmıştır. Denemede; bitki boyu, başak boyu, başakta tane sayısı, m2' deki başak sayısı, başaklanma tarihi, kış zararı, tane verimi, hektolitre ağırlığı, bin tane ağırlığı, tane iriliği, protein oranı gibi verim ve kalite özellikleri gözlemlenerek değerlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan arpa hat ve çeşitlerinin genotipik performansı, bitki boyu, m2' deki başak sayısı, başaklanma gün sayısı, tane verimi, hektolitre ağırlığı, 1000 tane ağırlığı ve protein oranı bakımından, Ankara çevre koşullarında daha üstün olarak belirlenmiştir. Ancak, başaktaki tane sayısı, kış zararı ve tane iriliği yönünden, genotipik performanslar Kırşehir lokasyonunda daha iyi sonuç vermiştir. Tane verimi yönünden; Hat 2, Hat 3, Burakbey, Hat 9, Sayım 40, Hat 10, Hat 11, Hat 12, Hat 15, Hat 16, Hat 17 ve Hat 19' un genotipik performansları öne çıkmıştır. Buna karşılık, protein oranı bakımından; Hat 1, Hat 2, Hat 4, Hat 6, Hat 7, Hat 8, Sayım-40, Hat 18, Hat 19 ve Larende çeşidi üstün nitelikli olarak belirlenmiştir. Ankara ve Kırşehir lokasyonlarından elde edilen verilerin birleşik analizi neticesinde; Hat 3, Hat 4, Burakbey, Hat 7, Hat 8, Hat 9, Sayım 40, Hat 11, Sinanbey, Hat 15 ve Hat 19 tane verimi, verim unsurları ve tane kalitesi bakımından üstün verimli çeşitler/hatlar olarak belirlenmiştir.
Bazı makarnalık buğday (T. durum L.) çeşitlerinde morfolojik ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi
Bu çalışma, Eskişehir kuru şartlarında tescili yapılmış bazı makarnalık buğday çeşitlerinin fizyolojik ve morfolojik unsurlar yönünden performanslarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Kunduru-1149 (116,67 cm) en yüksek bitki boyunu vermiştir. Başak uzunluğunda Dumlupınar (9,02 cm) ve Yelken 2000 (8,67 cm) çeşitleri en yüksek başak uzunluğunu vermiştir. Başakta başakçık sayısı yönünden, Eminbey (22,70 adet) en yüksek başakta başakçık sayısını vermiştir. Başakta tane sayısı yönünden, Eminbey (48,70 adet) en yüksek başakta tane sayısını vermiştir. Başakta tane ağırlığı ortalamaları incelendiğinde, Altıntaş (1,89 gr) ve Eminbey (1,87 gr) çeşitleri en yüksek başakta tane ağırlığını vermiştir. Makarnalık buğday çeşitlerinin bin tane ağırlığında, Dumlupınar (43,83 gr) en yüksek bin tane ağırlığını vermiştir. Tane protein oranında, Kunduru (% 15,75) ve Dumlupınar (% 15,26) çeşitleri en yüksek tane protein oranını vermiştir. Hektolitre ağırlığı bakımından, Yelken 2000 (83,90 kg/hl) en yüksek hektolitre ağırlığını vermiştir. Çalışmada, makarnalık buğday genotiplerinin tane verimleri bakımından, en yüksek tane verimi sırasıyla Levent ve Altıntaş çeşitleri 511,83 kg/da ve 486,60 kg/da bulunmuştur. Çalışma sonucunda, değerlendirilen bütün özellikler dikkate alındığında Eminbey, Yelken, Dumlupınar çeşitleri en fazla performansa sahip çeşitler olarak belirlenmiştir.
Orta anadolu bölgesinde yetiştirilen bazı ekmeklik buğday genotiplerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada kamu ve özel sektöre ait bazı buğday çeşitlerinin verim ve kalite özellikleri incelenmiştir. Tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak, Eskişehir ili, Çifteler ilçesi Yıldızören Mahallesi Nbc Tarım araştırma tarlasında, 2020-2021 sezonunda kurulan denemede 23 çeşit kullanılmıştır. Denemede Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından tescil edilen Karaduman, Ramisbey, Atay-85, Yunus çeşitleri; Ankara Tarla Bitlileri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından tescil edilen Ayten Abla, Çavuş, Demirhan çeşitleri; Konya Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen Ahmetağa, Selçuklu, Tuğra, Yavuz çeşitleri; Edirne Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen Abide, Albaşak, Anafarta, Damla, Eylül, Gelibolu, Yüksel çeşitleri ve Eskişehir Nbc Tarım Tarafından geliştirilen Çağdaş, Ezgi, Mesutözen çeşitleri kullanılmıştır. Çalışmada çeşitlere ait bitki boyu, başak boyu, başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başak ağırlığı, başaklanma süresi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, tane verimi, protein oranı, gluten miktarı, hasat indeksi, sertlik, nişasta, rutubet, zeleny sedimantasyon değerleri incelenmiştir. Araştırmada kullanılan çeşitlerin bitki boyu 66,2-96,3 cm arasında, başak boyu 6,5- 8,9 cm arasında, başakçık sayısı 10,9-15,5 adet arasında, başakta tane sayısı 20,2-33,6 adet, başak ağırlığı 0,8-1,8 g arasında, başaklanma süresi 188,6-201 gün arasında, bin dane ağırlığı 29,3-40,4 g arasında, hektolitre ağırlığı 74,7-81,5 kg/hl tane verimi 361-562,3 kg/da arasında, protein oranı % 10,5-12,8 arasında, gluten miktarı % 20,8-27,3 arasında, hasat indeksi % 25,7-33,3 arasında sertlik 27,3-66,4 arasında, zeleny sedimantasyon değeri 25,8- 39,34 ml arasında tespit edilmiştir. Denemede en yüksek tane verimini 562,33 kg/ da ile Çağdaş çeşidinden elde edilmiş olup, bunu sırasıyla 521,73 kg/da ile Ayten Abla, 506,33 kg/da ile Anafarta çeşidi takip etmiştir. Çevre şartlarının genotiplerin verim ve kalite özelliklerine olan etkisi dikkate alınarak seçim yapılması gerektiğinden kalite özelliklerinin yanında verimde makul seviyede olan Mesutözen ve Çavuş çeşitleri ön plana çıkmış olup Eskişehir bölgesi için uyum gösteren çeşitler olmuştur.
Gübre ve mikorizanın ikinci ürün silajlık mısırda verim ve kalite üzerine etkileri
Silajlık mısır kolay sindirilmesi, yüksek besin değeri ve lezzetli olması gibi özelliklerinden dolayı hayvanlar için sevilerek tüketilen ve tercih edilen önemli bir kaba yem bitkisidir. Mısırda azotlu gübrelerin kullanımını azaltmak için son yıllarda kullanımı yaygınlaşan mikoriza mantarları, bitkiler için gerekli besin elementlerinin topraktan alınmasında önemli rol oynamaktadırlar. İkinci ürün silajlık mısırda mikoriza ve azot gübrelemesinin hasıl verimi ve yem kalitesi özelliklerine etkisinin araştırıldığı çalışma Eskişehir ili ekolojik koşullarında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanında 2022 yılında tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Bitki materyali olarak Simpatico (FAO 300) silajlık mısır çeşidi, mikoriza mantarı ve amonyum sülfat (%21 N) azotlu gübresi kullanılmıştır. Mikoriza uygulaması ekimi takiben yapılmış, azotlu gübreleme ise taban+üst gübre (kg/da) olacak şekilde planlanarak kontrol (0+0), 0+10, 5+5, 10+10, ve 0+20 kg/da olmak üzere 5 farklı şekilde uygulanmıştır. Çalışmada bitki boyu, hasıl verimi, kuru madde verimi, kuru madde oranı, yaprak oranı, sap oranı, koçan oranı, sap kalınlığı, ham protein oranı ve NDF-ADF oranları incelenmiştir. Çalışmada elde edilen verilere göre mikoriza uygulamasının Eskişehir ekolojik koşulları altında ikinci ürün silajlık mısırın verim ve kalitesi üzerine tek başına önemli bir etkisi olmamıştır. Farklı azotlu gübreleme uygulamalarının bitki boyu, kuru madde verimi ve yaprak oranı üzerine etkisi %1 seviyesinde önemli olurken, hasıl verimi, kuru madde oranı, ham protein oranı üzerine etkisi ise %5 seviyesinde önemli bulunmuştur. Farklı azotlu gübreleme uygulamalarında bitki boyu 250,0 cm ile 301,2 cm, hasıl verimi 6158,6-9713,6 kg/da, kuru madde verimi 1768,9-2577,9 kg/da, kuru madde oranı %24,6-28,0, yaprak oranı %16,1-19,4, sap oranı %39,1-43,7, koçan oranı %37,4-43,8, sap kalınlığı 23,0-24,5 mm, ham protein oranı %6,7-8,6, NDF oranı %47,6-49,3 ve ADF oranı %24,3-26,1 arasında değişmiştir. Çalışma bulgularına göre, Eskişehir ve benzeri ekolojik koşullarda erkenci çeşitlerle yapılan ikinci ürün silajlık mısır üretimi için taban+üst gübre olacak şekilde en az 5+5 kg/da azot uygulaması, en yüksek kuru madde verimi için de 0+20 kg/da azot uygulaması önerilebilir. Ancak elde edilen sonuçların doğruluğunun tespiti için çalışmada yıl tekrarının yapılması tavsiye edilir.
Mısır varyetelerinin kuraklık stresine morfolojik, fizyolojik, enzimatik ve moleküler tepkileri
Cin mısırı (Zea mays var. everta), şeker mısırı (Zea mays var. saccharata) ve atdişi mısır (Zea mays var. indentata) gibi ticari açıdan önemli mısır varyeteleri yaygın olarak üretilmekte ve tüketilmektedir. Mısır su talebi yüksek bir bitki olduğu için kuraklık mısır üretimini sınırlayan temel faktördür. Bu çalışmada, kuraklık stresinin mısır varyeteleri üzerindeki etkileri, bitki boyu, yaprak alanı, bitkinin taze ve kuru ağırlığı, klorofil içeriği, membran dayanıklılık indeksi, malondialdehit ve hidrojen peroksit içeriği, yaprak oransal su kapsamı, turgor kaybı, prolin içeriği, antioksidan enzim aktiviteleri ve HSP70 ve HSP90 gen ekspresyonu özellikleri bakımından araştırılmıştır. Artan kuraklık stresi altında bitki boyu, yaprak alanı, bitki yaş ve kuru ağırlığı, klorofil içeriği azalırken, elektrolit sızıntısı artmıştır. Farklı mısır türleri arasında bitki boyu en yüksek olan şeker mısırında kuraklık stresi bitki boyunda en fazla azalmaya neden olmuştur. Atdişi mısır orta dereceli kuraklık altında yaprak alanında en az negatif değişimi göstermiş, bunu şeker ve cin mısırı izlemiştir. Şiddetli kuraklık bitkilerde %50'nin üzerinde ağırlık kaybına neden olurken, at dişi mısır en az kuru madde kaybına uğramıştır. Ek olarak, atdişi mısır tüm sulama seviyelerinde en yüksek klorofil içeriğine sahip olmuştur. Şiddetli kuraklığın etkileri, nispeten yüksek su kapsamı ve turgor kaybına, membran hasarına, enzim aktivitelerine ve HSP90 gen ekspresyonuna sahip olan şeker mısırda daha belirgin olarak gözlemlenmiştir. Hem orta hem de şiddetli kuraklıkta su kapsamını ve turgorunu koruyabilen ve daha az MDA ve H2O2 birikimine rağmen antioksidan enzim aktivitelerini belirli bir düzeyde tutarak savunma mekanizmasını etkin bir şekilde kullanan atdişi mısır, nispeten yüksek kuraklık toleransı sergilemiştir. Cin mısırındaki yüksek MDA ve H2O2 seviyelerine rağmen, antioksidan enzim aktivitelerinin ve HSP70 gen ve protein ekspresyonunun yukarı regülasyonu, kuraklıkla başa çıkma mekanizmasının aktive olduğunu göstermektedir. Özellikle HSP70'in prolin ve HSP90'ın enzim aktiviteleriyle pozitif korelasyonu, HSP'ler ile diğer stres yanıt sistemleri arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmalar için önemli bir sonuçtur. İncelenen tüm özellikler bir arada değerlendirildiğinde atdişi mısırının diğer mısır varyetelerine göre kuraklığa daha toleranslı olduğu görülmüştür.
Mera durum ve sağlık sınıfı belirlenmesinde kullanılacak program geliştirme, Arslanbeyli meraları örneği
Bu çalışmada, mera envanteri oluşturma sürecinin hızlandırılması, hesaplama hatalarının en aza indirgenmesi ve mera alanlarının koordinat sistemiyle kaydedilmesi amacıyla bir web uygulaması geliştirilmiştir. Dünya genelinde mera araştırmaları yapan araştırmacıların belirli mera alanlarındaki durumları inceleyip bilgi paylaşımı yapabileceği bir platform sağlanmıştır. Uygulamanın test edilmesi için Eskişehir İli Seyitgazi İlçesi'nde bulunan Aslanbeyli köyü mera alanlarında mera durum ve sağlık sınıfları incelenmiş, elde edilen veriler uygulama aracılığıyla işlenerek envanter oluşturulmuştur. Uygulamanın backend tarafında Go dili, Fiber Web framework ve PostgreSQL kullanılmıştır. Go dili, sunucu tarafında Java, JavaScript ve .NET gibi çözümlerden daha performanslı ve esnek bir geliştirme ortamı sunmuştur. Fiber web framework'ü, HTTP sunucularını geliştirmek için etkili bir çözüm sağlamıştır. Kullanıcıların uygulamaya giriş yapabilmeleri için Users tablosunda ID, name, E-Mail ve Password sütunları üzerinde bilgileri saklanır. Kullanıcı girişi yapıldığında eşleşen e-posta ve şifre kontrol edilir, ardından yeni bir JWT oluşturularak kullanıcıya gönderilmektedir. Uygulamanın frontend kısmında JavaScript, TypeScript, React, TailwindCSS, Vite ve Bun kullanılmıştır. Bu teknolojiler, önyüz geliştirmede tercih edilerek uygulamanın daha erişilebilir ve anlaşılır olmasını sağlamıştır. Elde edilen verilerin analizinde kullanılan Adagan Web uygulaması, elle hesaplama sürecini kısaltarak ve insan hatalarını azaltarak doğru sonuçlar vermiştir. Sonuçlar, otlatmanın kontrol altına alınmasıyla mera bitki örtülerinin durum ve sağlık sınıflarının ilerleyeceğini göstermektedir. Kontrolsüz kullanım altında meralarda çoğalıcı türlerin azaldığı, bu nedenle mera ıslah çalışmalarının önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu çalışmanın ortaya koyduğu Adagan isimli web uygulaması, mera durum ve sağlık değerlendirmesi için önemli bilgiler sunmaktadır. Bu verilerin yorumlanarak her ekolojik bölge için mera yönetim ve geliştirme planlarının yapılması önerilmektedir.
Organik ve inorganik gübrelerin çörekotunda (Nigella sativa L.) verim ve verim öğelerine etkisi
2023 yılında Eskişehir'de gerçekleştirilen bu çalışma, çörek otu (Nigella sativa L.) çameli çeşidinin büyüme ve verim üzerine çeşitli gübre uygulamalarının etkisini kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Çalışma, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde titizlikle planlanmış tarla denemeleri olarak gerçekleştirilmiştir. Denemelerde kullanılan gübreler; DAP gübresi, hektar başına 15 kg olarak uygulanmıştır. Sıvı gübre ise hektar başına 850 litre suya 2 litre oranında verilmiş ve sapa kalkma dönemi, çiçeklenme başlangıcı ve meyve dolum döneminde olmak üzere toplamda 3 kez uygulanmıştır. Humik asit ise sıvı formda, hektar başına 300 ml'lik çözelti olarak bitkinin büyüme sürecine destek olması amacıyla uygulanmıştır. Aminoasit içerikli gübre ise ekimden 25 gün, 40 gün ve 55 gün sonra olmak üzere 3 kez dönemsel olarak verilmiştir. Tüm bu uygulamalar, bitki gelişimi ve hava koşulları göz önünde bulundurularak titizlikle planlanmıştır. Aminoasit deneme grubunda bitki boyu 40.9-74.5 cm arasında, kapsül sayısı 3-13 adet, dal sayısı 3-8 adet ve bin dane ağırlığı 2.1-3.1 g arasında değişiklikler gözlemlenmiştir. Kontrol grubunda ise bitki boyu 43.7-78.3 cm, kapsül sayısı 4-20 adet, dal sayısı 3-8 adet ve bin dane ağırlığı 1.9-3 g arasında ölçümler yapılmıştır. Sıvı gübre grubunda bitki boyu 49-75.1 cm, kapsül sayısı 4-19 adet, dal sayısı ve bin dane ağırlığı 2-3.2 g arasında değişiklikler kaydedilmiştir. Humik asit uygulama grubunda bitki boyu 45-73.8 cm, kapsül sayısı 4-19 adet, dal sayısı 2-8 adet ve bin dane ağırlığı 2.2-2.9 g arasında sonuçlar elde edilmiştir. DAP uygulama grubunda ise bitki boyu 41.6-74.3 cm, kapsül sayısı 4-22 adet, dal sayısı 3-8 adet ve bin dane ağırlığı 2.2-3.1 g arasında değişimler gözlenmiştir.
Farklı azot dozlarının limon nanesi (Mentha citrata Ehrh) verim ve verim komponentleri üzerine etkisi
2023 yılında Eskişehir'deki ekolojik koşullarda Mentha citrata çeşidi kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, 4 farklı azot (N) dozu (0,5,10,15 kg/da) üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneme Eskişehir Orman Fidanlığı'ndaki tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Bu çalışmada, bitki boyu, yan dal sayısı, bitki başına yaş herba verimi, bitki başına kuru herba verimi, bitki başına kuru yaprak verimi, dekara taze herba verimi, dekara kuru herba verimi, dekara kuru yaprak verimi, uçucu yağ oranları üzerine etkileri araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sırasıyla 35.14-42.63 cm, 12.9-17.4 adet bitki-1, 37.97-73.03 g bitki-1, 16.05-27.58 g bitki-1, 11.17-17.18 g bitki-1, 626.00-1193.83 kg/da, 200.97-498.27 kg/da,91.76-205.12 kg/da ve % 1.73-2.20 L da-1 arasında değişiklik göstermektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre bitki boyunda, yan dal sayısında, bitki başına kuru herba veriminde, bitki başına kuru herba veriminde, bitki başına kuru yaprak veriminde, dekara taze herba verimi, dekara kuru herba verimi ve dekara kuru yaprak verimi çok önemli farklılıklar bulunmuştur. Yapılan çalışma sonucunda 15 kg doz N uygulamasından en yüksek sonuç elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Limon nanesi (Mentha citrata), verim, uçucu yağ, azot dozları
Bazı yabani ayçiçeği türlerinin (Helianthus spp.) in vitro ve in vivo koşullarda türler arası melez performanslarının araştırılması
Bu çalışma Bursa koşullarında yabani ayçiçeği genotipleri (Helianthus spp.) ve CMS hatlarıyla yapılan tür içi ve türler arası melezleme programı sonucu gelişen olgunlaşmamış embriyoların embriyo oluşturma performanslarının in vitro ve in vivo koşullarda araştırılması amacıyla 2019 yılında Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, doku kültürü laboratuvarı, sera ve arazi koşullarında yürütülmüştür. Çalışmada kullanılan bitki materyali USDA-Amerika'dan temin edilen 4 adet yabani ayçiçeği genotipi ve Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nden 4 adet CMS hattan oluşmuştur. Araştırmada tür içi ve türler arası melezlemelerden elde edilen embriyolara 10-12 gün sonra embriyo kültürü uygulanmıştır. Melez bitkiler üzerinde yapılan morfolojik ölçümlerde (bitki boyu, tabla çapı, yaprak sayısı, yaprak eni, yaprak boyu, petiol uzunluğu, sap kalınlığı) önemli farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Arazi koşullarında F1 elde etmek amacıyla 4 adet CMS hat ile 4 adet yabani ayçiçeği genotipi kullanılmış ve toplamda 16 adet farklı kombinasyonda melezlemeler yapılmıştır. Tür içi ve türler arası melezlemeler sonucu 2517-A x H annuus (9), 2517-A x H argophylus (35), 6388-A x H argophylus (35), 9661-A x H annuus (17), 9661-A x H annuus (9) melez kombinasyonlarından tohum elde edilememiştir.
Güney Marmara koşullarında farklı azot dozlarının kavuzsuz arpa çeşidinin (Hordeum vulgare L. var. nudum Hook.ef.) verim ve verim öğeleri üzerine etkisi
Bu araştırma, Güney Maramara (Bursa ve Balıkesir/Manyas) koşullarında 2017-18 ve 2018-19 üretim yılında kışlık Yalın kavuzsuz arpa çeşidinin farklı azot seviyelerinin (0, 50, 100, 150, 200 ve 250 kg/ha) verim ve verim öğeleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada bitki boyu, başak boyu, başakta fertil başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı ve tane verimi incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; Bursa koşullarında uygulanan azot dozları, bitki boyu, başak boyu, başakta fertil başakçık sayısı, başakta tane sayısı ve tane verimi üzerine 0,01 olasılık düzeyinde, hektolitre ağırlığı üzerine 0,05 olasılık düzeyinde önemli etkide bulunmuştur. En fazla tane verimi 150 kg/ha N dozundan alınmış, ekonomik azot dozu seviyesi 17,02 kg/ha N olarak belirlenmiştir. Balıkesir/Manyas koşullarında ise azot dozları bitki boyu, başakta tane sayısı, bin tane ağırlığı ve tane verimi üzerine 0,01 olasılık düzeyinde etkili olurken, başakta fertil başakçık sayısı ve başakta tane ağırlığı üzerine 0,05 düzeyde önemli etkide bulunmuştur. En yüksek tane verimi 150 kg/ha N dozundan alınmış, ekonomik azot dozu seviyesi 24,25 kg/ha olarak belirlenmiştir. Hem Bursa, hem de Balıkesir/Manyas koşullarında azot dozundaki artışa paralel olarak tane verimi belli bir doza kadar artarken, daha sonra bir azalma meydana gelmiştir.
Ekmeklik buğday çeşitlerinde başaklanma döneminde uzaklaştırılan bazı fotosentez organlarının tarımsal özellikler üzerine etkisinin belirlenmesi
Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Uygulama ve Araştırma Merkezinde 2018-2019 yıllarında yürütülen bu çalışmada, ekmeklik buğdayda başaklanma döneminde bazı fotosentez organlarının uzaklaştırılmasının verim ve kalite özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 2 ekmeklik buğday çeşidi (Pehlivan ve Golia) materyal olarak kullanılmış olup araştırma tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çeşitlerin başaklanma dönemlerinde kesilerek uzaklaştırılan fotosentez organlarının elde edilen sonuçlara göre bitki boyu, başak boyu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, sedimantasyon değeri, gluten oranı ve hasat indeksi değerlerini önemli ölçüde azalttığı belirlenmiştir. Buna karşılık protein oranında artış gözlemlenmiştir. Kılçıklı bir çeşit olan Golia çeşidi uygulamalardan kılçıksız bir çeşit olan Pehlivan çeşidine göre daha fazla etkilenmiştir.
Ekmeklik buğdayda (Triticum aestivum L.) diallel melez analizi ile bazı morfolojik ve tarımsal özelliklerin kalıtım durumlarının ve kombinasyon yeteneklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, buğdayda bazı tarımsal özelliklerin genetik yapı ve kalıtım durumlarını ortaya koymak, ıslah çalışmalarında kullanılabilecek en iyi performansa sahip ebeveyn ve melez kombinasyonlarını belirlemek amacıyla Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinde yürütülmüştür. Yedi ebeveyn ve bunların yarım diallel melezleri bitki boyu, başak boyu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı başakta tane ağırlığı ve bin tane ağırlığı özellikleri açısından incelenmiştir. Elde edilen veriler, Griffing uyum yetenekleri analizi, Jinks-Hayman diallel melez analizi yapılmış ve heterosis-heterobeltiosis değerleri tespit edilmiştir. Araştırmada incelenen tüm özellikler için melezlerde yeterli varyasyonun oluştuğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre bitki boyu için hem eklemeli hem de eklemeli olmayan gen etkilerinin hakim olduğunu; başak boyu, başakta tane sayısı ve başakta başakçık sayısı karakteri için epistatik gen etkilerinin etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Başakta tane ağırlığı karakteri için eklemeli olmayan gen varyansının etkili olduğu, bin tane ağırlığı incelendiğinde ise; üstün dominantlığın etkili olduğu tespit edilmiştir. Dar anlamda kalıtım derecesi için en yüksek değer bitki boyu özelliği için (0,315), en düşük ise (0,029) başakta tane sayısında; geniş anlamda kalıtım derecesi için en yüksek değer (0,637) bitki boyu özelliğinde, en düşük geniş anlamda kalıtım derecesi (0,435) başakta tane ağırlığı özelliğinde tespit edilmiştir. Heterosis ve heterobeltiosis ortalama değerleri incelendiğinde bitki boyu, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı ve bin tane ağırlığı özellikleri bakımından pozitif yönde heterosis; tüm özellikler açısından ise negatif yönde heterobeltiosis tespit edilmiştir.
Farklı tuz konsantrasyonlarının bazı silajlık mısır ve şeker darısı çeşitlerinin çimlenme ve fide gelişimleri üzerine etkileri
Bu çalışma, farklı mısır (Zea mays L.) ve şeker darısı (Sorghum bicolor var. saccharatum) çeşitlerine ait farklı tuz konsantrasyonlarındaki çimlenme performanslarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme bitkisi olarak Larigal MF, Apex MF ve AGM 1644 MF silajlık mısır çeşitleri ile Erdurmuş, Uzun ve M81-E şeker darısı çeşitleri seçilmiştir. Araştırmada kontrol ve 6 farklı tuzluluk dozu (3, 6, 9 12, 15 ve 18 dS/m) hazırlanmış ve faktöriyel düzende tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 tekrarlı olacak şekilde deney tasarımı gerçekleştirilmiştir. Tuz stresinin çimlenme oranı, sapçık uzunluğu, kökçük uzunluğu, kökçük ve sapçık yaş ve kuru ağırlıklarına olan etkisi gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre hem silajlık mısır hem de şeker darısı çeşitlerinin tamamında çimlenme ortamındaki tuz konsantrasyonu arttıkça kökçük uzunluğu, sapçık uzunluğu, kökçük ve sapçık yaş ve kuru ağırlıkları ile çimlenme oranında negatif etkiler görülmüştür. Tüm bu parametrelerde en yüksek değerlere kontrol gruplarında rastlanırken en düşük sonuçlar en yüksek tuz konsantrasyonuna maruz kalan çeşitlerde görülmüştür. Bitkilerin tuzluluğa toleransları incelendiğinde silajlık mısır çeşitlerinden AGM 1644 MF çeşidinin diğer iki çeşide göre daha yüksek bir tolerans gösterdiği çimlenme oranı başta olmak üzere tüm parametreler bazında görülmektedir. Sonuçlar incelendiğinde her 3 çeşit de tuz stresine tolerans gösterebilmekte ve gelişimini daha düşük verimle de olsa sürdürebilmektedir. Şeker darısı çeşitleri incelendiğinde M81-E çeşidinin tüm parametreler bakımından diğer çeşitlere göre daha yüksek performans gösterdiği görülmektedir. Özellikle çimlenme oranı bazında en yüksek tuzluluk derecesinde bile yüksek bir orana sahiptir. Şeker darısı çeşitleri artan her tuzluluk derecesinde olumsuz etkilenmiş fakat gelişimini daha düşük değerler sergileyerek devam ettirmişlerdir.
Farklı lokasyonlarda silajlık mısır çeşitlerinin verim ve bazı kalite unsurlarının belirlenmesi
Bu çalışma, Bursa, Karacabey, Mustafa Kemalpaşa ve Aydın Çine lokasyonlarında yetiştirilen Colonia, AGM1403, PR31Y43 ve DKC7240 silajlık mısır çeşitlerinin verim ve bazı kalite özelliklerini belirlemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırmada 3 farklı lokasyon ve 4 adet silajlık mısır çeşidi yer almıştır. Deneme her lokasyonda tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Bloklar ve parseller arasında 1 m mesafe bırakılmıştır. Ekim elle yapılmış, sıra arası mesafesi 70 cm ve sıra üzeri mesafe 15 cm tutulmuştur. Parsel boyu 5 m ve her parselde 4 sıra bulunmaktadır. Bitkiler 30-40 cm boya ulaştıklarında üre (% 46 N) gübresinden dekara 20 kg N gelecek şekilde gübreleme yapılmıştır. Bitkiler süt olum/hamur olum dönemlerine geldiğinde; bitki sayısı, bitki boyu, koçan / bitki oranı, yaprak / sap oranı, , çiçeklenme gün sayısı, yeşil ot ve kuru ot verimi gibi özellikler incelemiştir. Ayrıca Karacabey lokasyonunda kuru madde (%), ham protein (%), hazmolabilir ham protein (%), ham selüloz (%), NDF (Nötral deterjan lif), ADF (Asit deterjanda lif) ve ADL (Asit deterjan lignin) kalite parametrelerinin ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen veriler JMP Pro 13 istatistik programıyla analiz edilmiştir. Yapılan bu istatistiksel analizler sonucunda; yeşil ot verimi ve kuru ot verimi bakımından iyi performans göstermiş olan COLONIA çeşidi ham protein oranı bakımından da ortalama bir performans göstermiştir. Bu sonuçlardan hareketle 3 lokasyon için de COLONIA çeşidinin silajlık mısır üretiminde bölgenin iklim koşullarına adaptasyon gösterdiği ve tercih edilebilir bir çeşit olduğu görülmektedir.
Determination with correlation and path analysis of relationships between yield and yield components in alfalfa (Medicago Sativa L.) genotypes collected from the Bursa
This study was carried out Agricultural Application and Research Center of the Faculty of Agriculture of Bursa Uludağ University in 2018, the experiment with three replications using Randomized Complete Block Desing. As experimental material was used 307 different common alfalfa (Medicago sativa L.) genotypes from 14 different district collected and propagated as clonal, of Bursa in 2015. In the study, total dry matter yield, main stem length, main stem thickness, main steam number, leaf size, number of flowering days, dormancy rate, growth habit and number of cuts such as properties were examined and was made out determination with correlation and path analysis of relationships between yield and yield components.According to the research results; total dry matter yield 1,8-1600,2 g/plant, main stem length 31,94 -148,30 cm, main stem thickness 1,40 ve 6,95 cm, main steam number 8.0-171,3 pcs/plant, leaf size1,0-8,0, number of flowering days 177-269 days, dormancy rate 1,0-9,0, growth habit 1-5 and number of cuts 1-7 pcs/plant changed in alfalfa genotypes. As a result of correlation analysis, positive correlation between was determined total dry matter yield with main stem length (0.631**), main stem thickness (0,405**), main steam number (0,620**), leaf size (0,347**), dormancy rating (0,339**) and number of cut (0,625). As a result of path analysis, total dry matter yield was determined the highest directly affect main stem number (0,389) %61,29 with, and number of cut (0,332) % 50,29 with. Total dry matter yield was determined the highest indirectly affect leaf size (0,332) %13,15 with on main stem length.
Çukurova koşullarında kış döneminde yetiştirilebilecek tahılların otlatılma olanakları üzerinde araştırmalar
Bu çalışma; Çukurova kıraç koşullarında arpa ve buğdayın kardeşlenme döneminde koyun ile otlatılabilme olanaklarını ve hangi otlatma düzeyinin uygun olduğunu saptamak, aynı zamanda otlatma sonrası dane verimindeki değişim ile bu iki tahıl cinsinin iki yönlü kullanım uygunluğunun karşılaştırılması amacıyla 1995-1996 kış dönemlerinde yürütülmüştür. Deneme Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre 3 tekrarlamak olarak düzenlenmiştir. Tahıl cinsleri (Arpa ve Buğday) ana parselleri oluştururken, 4 farklı otlatma düzeyi (0, 10, 15, 20 Koyun/da) alt parsel olarak ele alınmıştır. Araştırmada alt parsel büyüklüğü 200 m2 olarak düzenlenmiştir. Kardeşlenme döneminde arpa ve buğdayda Kontrol, 10, 15, 20 Koyun/da olmak üzere 7 gün sureyle otlatma yapılmış, otlatma sonrası iki yıllık ortalamalara göre arpadan 268.1 kg/da, buğdaydan ise 301.9 kg/da dane verimi elde edilmiştir. Artan otlatma baskısı düzeylerine paralel olarak kontrole göre heriki tahıl cinsinde de dane veriminde düşüşler saptanmıştır. Ancak buğday verimindeki azalış arpaya oranla daha belirgin ortaya çıkmıştır. İki tahıl cinsinin iki yıllık ortalama dane verimleri otlatma baskısı düzeylerine (0, 10, 15, 20 Koyun/da/gün) bağlı olarak sırasıyla 338.5 kg/da, 285.7 kg/da, 265.4 kg/d, 250.4 kg/da şeklinde gerçekleşmiştir. Dane verimini etkileyen karakterlerden başak uzunluğu, başak başına fertil başakçık sayısı ve hasat indeksi üzerinde otlatmanın olumsuz etkisi pek belirgin olmamakla beraber başakta dane ağırlığı, 1000 dane ağırlığı, hektolitre ağırlığı ve topraküstü bitkisel kitle verimi gibi değerlerde düşüşlere neden olmuştur. Dane verimindeki otlatma etkisiyle ortaya çıkan düşüşler, arpada buğdaya göre daha az olsa da buğday, veriminin ve pazar değerinin daha yüksek olmasıyla otlatma için daha uygun gözükmektedir. Otlatma baskısı düzeylerinden 10 koyun/da/gün bu araştırma sonucuna göre kontrole en yakın dane ürünü sağlaması ile önerilebilirse de diğer seçenekler de otlatma hızında yapılabilecek düzenlemelerle veya ekonomik değerlendirmelere bağlı olarak tercih edilebilir. Bu şekildeki uygulamalarda kullanılmak üzere uygun çeşitlerin araştırılması veya geliştirilmesi amacıyla veya tohumluk miktarı ve/veya gübrelemede yapılacak değişikliklerle verim kaybının azaltılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Çukurova koşullarında mürdümüğün (Lathrus sativus L.) değişik tahıl türleri ile karışım olarak yetiştirilmesi üzerinde araştırmalar
ÖZ YÜKSEK LİSANS TEZİ ÇUKUROVA KOŞULLARINDA MÜRDÜMÜĞÜN (Lathyrus sativus L.) DEĞİŞİK TAHIL TÜRLERİ İLE KARIŞIM OLARAK YETİŞTİRİLMESİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR KAĞAN KÖKTEN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TARLA BİTKİLERİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Veyis TANSI Yıl: 1998, Sayfa: 54 Jüri: Prof. Dr. Veyis TANSI Prof. Dr. Turan SAĞLAMTİMUR Prof. Dr. A. Emin ANLARSAL Çukurova koşullarında, mürdümüğün değişik buğdaygil türleri ile karışım halinde, kışlık ara ürün olarak, yeşil ot üretim amacıyla yetiştirilme olanaklarının belirlenmesi amacıyla yürütülen bu çalışma, 1997-98 yıllarında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Araştırma Alanında yürütülmüştür. Araştırma, bölünmüş parseller deneme desenine göre 4 tekrarlamalı olarak yürütülmüş ve karışıma giren buğdaygil türleri ana parselleri, karışım oranlan ise alt parselleri oluşturmuştur. Deneme, buğdaygil materyali olarak arpa (Hordeum vulgare), yulaf (Avena sativa (L.)) ve triticale (K.Triticosecale (Wittmack.)) türleri, karışım oranları olarak %75 Tahıl + %25 Mürdümük, %50 Tahıl + %5Q Mürdümük ve %25 Tahıl + %75 Mürdümük olacak şekilde düzenlenmiştir. Araştırma sonucunda, karışıma giren bitkilerin tek verimlerinin azaldığı, ancak toplam verimde artışlar olduğu bulunmuştur. Yeşil ot ve kuru ot verimi bakımından en yüksek değer 3160.38-1175.10 kg/da ile yulafın %75 oranında karışıma girdiği sistemlerden elde edilmiştir. Yulafın %25 oranında karışıma girmesiyle birim alandan elde edilen toplam ham protein verimi bakımından saf ekimlerden üstün değerler elde edilebileceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Arpa, Triticale, Yulaf, Mürdümük, Karışım.
Çukurova koşullarında farklı buğday genotiplerinin hasat öncesi çimlenmeye duyarlılığı ve dayanıklılığının saptanması
Çukurova Bölgesi 'nde ticari olarak ekimi yapılan çeşitler ile farklı orijinlerden sağlanan ve Çukurova Bölgesi'ne adapte olmuş yüksek verimli buğday hatlarının, hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılığının belirlenmesinin amaçlandığı bu araştırmada, İS ekmeklik ve 10 makarnalık buğday genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Araştırma sonunda, kırmızı daneli buğdayların hasat öncesi çimlenmeye diğerlerine göre tolerant olduğu vurgulanmış; başaklanması erken olan erkenci çeşitlerin, başaklanması geç olan çeşitlere oranla hasat öncesi çimlenmeye daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca çimlenmeyi teşvik eden alfa-amilaz aktivitesini belirleyici bir unsur olan düşme sayısının hasat öncesi çimlenmeye dayanıklılıkta bir kriter olarak kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Ekmeklik buğday, makarnalık buğday, hasat öncesi çimlenme, dormanci, dayanıklılık, duyarlılık, katlanma.
Güneydoğu Anadolu kaynaklı bazı yerel makarnalık buğday çeşitlerinin azot kullanım etkinliği yönünden karşılaştırılması
Makarnalık buğdayda (Triticum turgidum L. var. durum) azot alımı ve bunun (ianedeki paymı ifede eden azot hasat indeksi (NHI), azot kullanım etkinliğini belirleyen önemli bileşenlerdir. Yerel çeşitler bu yönden gen kaynağı olarak kullanılabilir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin yedi yerel çeşidi ile beş ıslah genotipi ele ahnarak Balçak (Adana) koşullarında 1993/94, 1994/95 ve 1995/% yetiştirme mevsiminde, dört azot uygulamasında (karınlanma öncesi SO ve 160 kg N ha~l ve çiçeklenmede 0 ve 60 kg N ha-1 takviyesi) azot kullanım etkinliği yönünden incelenmiştir. Azot kullanma etkinliği yönünden ilk yıl dikkat çeken farklılıklar saptanmamıştır, ikinci ve üçüncü yıllarda ise bitki tarafından alınmış olan toplam azot miktarı ve danedeki azot miktarı, erkenci, kısa boylu ve yüksek verimli ıslah genotiplerinde yerel çeşitlere göre daha yüksek olmuş; azot arttıkça farklar da artmıştır. Benzer şekilde NHI değerleri de ıslah genotiplerinde yerel çeşitlere göre daha yüksek bulunmuştur. Artan azot miktarı ile NHI azalmış; çiçeklenmede azot takviyesi ise, özellikle daha önceki dönemlerde azot miktarının düşük tutulduğu koşullarda NHTyi artırmıştır. Anahtar Kelimeler : Makarnalık buğday, biyolojik verim, dane verimi, azot alımı, Azot Hasat İndeksi
Çukurova koşullarında hibrit cin mısırları (zea mays evarta sturt.)'nın yetiştirilme olanakları üzerine bir araştırma
Bu çalışma; tek melez cin mısın genotiplerinin verim ve diğer bazı özelliklerini belirlemek amacıyla 1997-98 vejetasyon döneminde Çukurova koşullarında yapılmıştır. Araştırmada bitki materyali olarak toplam 30 genotip kullanılmıştır. Deneme "Tesadüf Blokları Deneme Deseninde" 3 tekrarlaman olarak kurulmuştur. Ekim, sıra arası 70, sıra üzeri 20 cm olacak şekilde elle yapılmıştır. Denemede, bütün parsellere saf 6 kg/da P2O5 ve 20 kg/da N hesabıyla gübre verilmiştir. Fosforlu gübrenin tamamı ekimle birlikte, azotlu gübrenin ise % 50'si ekimle birlikte, % 50'si de bitkiler 40-50 cm'ye ulaştıktan zaman verilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen ortalama değerlere göre genotiplerin, tepe püskülü çıkarma süresi, 1. üründe 51.3-61. 7 gün, 2. üründe 45.0-51.7 gün; bitki boylan 1. üründe 143.5-183.2 cm, 2. üründe 149.5-192.5 cm; koçan boyu 1. üründe 13.3-16.8 cm; 2. üründe 13.1-16.1 cm; koçan çaplan 1. üründe 2.7-2.9 mm, 2. üründe 2.8-3.3 mm; koçanda tane sayısı 1. üründe 387-561 adet, 2. üründe 390 -541 adet; tek koçan verimleri 1. üründe 42.8-64.0, 2. üründe 64.0-107.7 g; bin tane ağırlıklan 1. üründe 104.2-135.8, 2. üründe 186.7- 208.3 g ; tane verimleri 1. üründe 96-587 kg/da, 2. üründe 386-638 kg/da arasında değişmiştir. Anahtar Kelimeler : Mısır, Cin Mısın, Tek Melez, Genotip
Pamukta (Gossypium hirsutum L. ) yaprağa bor uygulamlarının verim ve lif kalitesine etkisi
Bu çalışma, 2002 yılında Çukurova Bölgesi koşullarında yaprağa bor uygulamalarının pamuğun verim ve lif kalite özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütiitaüştür. Bor uygulamaları, her uygulamada 0.15, 0.30, 0.45 ve 0.60 kg/ha olmak üzere taraklanma, ilk çiçeklerime ve çiçeklerime doruğu dönemlerinde yapılmıştır. En yüksek koza sayısı 0.90 kg/ha bor uygulamasında, en düşük koza sayısı ise kontrolda oluşmuştur. Koza kütlü pamuk ağırlığı ve çırçır randımanında, sırasryla, 1.80 ve 0.90 kg/ha bor uygulamaları ile önemsiz artışlar elde edilmiştir. Bor uygulaması koza ağırlığında kontrole oranla önemli düzeyde artışa yol açmıştır. En yüksek koza ağırlıkları 0.45 ve 1.35 kg/ha bor uygulamalarından elde edilmiştir. Bor uygulamaları ile kütlü pamuk ve lif veriminde önemli artışlar olmuştur. Gerek kütlü pamuk gerekse de lif veriminde düşük dozda (0.45 kg/ha) bor uygulamaları kontrolden farksız verim vermiştir. Bor uygulamalarının lif kalite özelliklerinde önemli etkisi gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Pamuk, yaprak gübrelemesi, bor, verim, lif kalitesi.