
546
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Somali açısından Türkiye'de modern sulama sistemleri üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, Somali Açısından Türkiye'de Modern Sulama Sistemleri Üzerine ve bunların uygulanabilirliği koşul ve olanaklarını araştırmaktadır. Bu kapsamda tarımda bir yenilik olan sulama sistemleri tarımsal yayım ve yeniliklerin yayılma özellikleri ve yeniliklerin yayılmasında uygulanan öğretim teknikleri temel bilgiler ışığında yağmurlama ve damla sulama. Türkiye'de sulama tesisi kurmuş işletmelerin yaş, eğitim, iletişim, kooperatif üyeliği gibi özellikleri belirlenmiştir. Araştırmada da görüldüğü üzere modern sulama yöntemlerinin ilk kurum aşamasında maliyeti yüksek olması nedeniyle zor olsa da, daha sonrasında üreticilere her konuda kolaylık ve verim de artış sağladığı görülmüştür. Bununla birlikte bazı ürünlerde yağmurlama ve damla sulama teknolojilerinin, yüzey sulamalarından daha yüksek maliyetli olduğu da gözlenebilmiştir. Bu faktörlerin üreticilere çok iyi anlatılması gerekmektedir. Türkiye'de birçok sulama tesisi işletmeleri, pazarlanan ürünler üründen ürüne farklılık göstermektedir. Sonuç olarak çiftçilerimizin tarımsal sulamayı bilinçli bir şekilde yapması gerektiği ve su kısıtlılığı olan Somali'de sulama sistemlerinin (modern sulama sistemi) çiftçilerimiz tarafından yaygınlaştırılması gerektiği ifade edilmiştir. Kuraklıkla mücadelede diğer bir etkili yöntem olan damla sulama, salma sulama göre Somali'de daha yaygın kullanılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Türkiye'de sulama sistemi, Damla Sulama, Yağmurlama sulama, Tarımsal yayım, Yeniliklerin yayılması ve benimsenmesi
Tarımsal üretimde traktör etkinliğinin analizi: Trakya bölgesi örneği
Bu çalışmada, Trakya bölgesinde ayçiçeği ve buğday üreten işletmelerin traktör kullanım etkinliklerinin belirlenmesi amacıyla veri zarflama analizi (VZA) ve bulanık veri zarflama analizi (BVZA) yapılmıştır. Ayrıca işletmelerin sermaye yapıları ortaya koyulmuş, işletmelere ait ekonomik ve mali rantabilite oranları hesaplanmış, ayçiçeği ve buğday üretimine ait brüt kâr analizleri yapılmış, traktör satın alma tercihlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla faktör analizi yapılmıştır. İşletmelerin etkinlik skorları üzerinde etkili faktörler Tobit model ile belirlenmiştir. Çalışma kapsamında 113 üreticiyle yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Ortalama arazi büyüklüğü 223,82 da ve ortalama aktif sermaye 14.733,61 TL/da olarak tespit edilmiştir. İncelenen işletmelerde ortalama GSÜD 618,68 TL/da, gayrisafi hasıla 640,93 TL/da, brüt kâr 377,98 TL/da, saf hasıla 237,06 TL/da, tarımsal gelir 235,60 TL/da ve öz sermaye rantı 175,47 TL/da olarak hesaplanmıştır. İşletmeler buğdayda 319,24 TL/da, ayçiçeğinde 368,75 TL/da brüt kâr elde etmektedirler. İşletmelerin ekonomik rantabilite oranı 1,61, mali rantabilite oranı 1,22, rantabilite faktörü 36,99 ve sermaye devir oranı 4,20 olarak bulunmuştur. VZA sonuçlarına göre işletmelerin ortalama traktör kullanım etkinliği 0,866 olarak bulunmuştur. İşletmelerin tam etkinliği sağlayabilmeleri için traktör kullanımı ile ilgili girdilerini ortalama %19,24 oranında azaltmaları gerektiği belirlenmiştir. BVZA skorlarına göre işletmelerin ortalama etkinlik skoru 0,707 hesaplanmış ve işletmelerin traktör kullanım etkinliğini sağlayabilmeleri için girdilerini %29,3 oranında azaltmaları gerektiği sonucuna varılmıştır. Tobit model sonuçlarına göre etkinlik üzerinde donanım özellikleri faktörü negatif; ekonomik etki ve sosyal etki faktörleri ile işletme sahibinin eğitim düzeyi, yaşı, işletme büyüklüğü ve aile işgücü pozitif etkiye sahiptir. Çalışma sonucunda tam etkin işletmelerin oranının %6,19 olduğu belirlenmiştir. İşletmelerin tam etkinliğe ulaşabilmeleri için işletmedeki toplam beygir gücünü %18,19, traktör sermayesini %21,39, traktör kullanım süresini %22,46 oranında azaltabilecekleri ortaya koyulmuştur. İşletmelerde kaynak kullanım etkinliğinin arttırılabilmesi, çiftçilerin girdi kullanım bilinç düzeylerinin arttırılmasına bağlıdır. Bu sayede girdilerin aşırı kullanımının önüne geçerek doğrudan çiftçi gelirlerine pozitif yönde katkı sağlanacaktır. Bu bağlamda tarımsal yayım faaliyetleri kapsamında yapılan çiftçi eğitimlerinde optimum kaynak kullanımına yönelik konulara ağırlık verilmelidir.
Yenilenebilir enerji kullanımının sürdürülebilir ekonomik büyümeye etkisi
Enerji kullanımı; ülkelerin sosyal ve ekonomik olarak gelişmesini sağlamakla birlikte tüm sektörlerin en önemli girdisidir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde enerji kullanım alanları önemli ölçüde artmaktadır. Dünyada enerji üretimi daha çok fosil yakıtlı termik santraller, hidroelektrik ve nükleer enerji santrallerinden karşılanmaktadır. Fosil yakıtların hızla tüketilmesi ve sera gazlarının atmosfere bırakılması küresel ısınmaya sebep olmakta ve dolayısıyla sadece enerji krizine değil; aynı zamanda ekolojik krize de yol açmaktadır. Bu nedenle son yıllarda yenilenebilir enerji kullanımına geçiş zorunlu hale gelmiştir. Çalışmanın amacı Türkiye'de yenilenebilir enerji kullanımının ekonomik büyümeye etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada kullanılan veriler zaman serilerinden oluşmakta ve 1990-2019 yıllarını kapsamaktadır. Türkiye'de yenilenebilir enerji kullanımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi vektör hata düzeltme modeli yardımıyla ölçülmüştür. Veriler arasındaki nedensellik ilişkisi ise Granger nedensellik testi ile ortaya koyulmuştur. Model sonuçlarına göre, uzun dönemde yenilenebilir enerji kullanımının toplam enerji tüketimi içindeki payında %10'luk artış olması durumunda gayri safi yurtiçi hasılada %1,8 oranında artış olacağı tahmin edilmiştir. Yenilenebilir enerji kullanımı ile ekonomik büyüme arasında tek yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu saptanmıştır. Yenilenebilir enerji kullanımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini arttırmak adına en önemli girişim, enerji politikalarının yeni teknolojilerle yerli ve yenilenebilir enerji sektörüne kaydırılmasıdır. Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli oldukça yüksek bir ülkedir. Bu nedenle, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasında yenilenebilir enerji üretiminin en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sürdürülebilir kalkınma perspektifinde sanayiye entegre olmuş tarım satış kooperatiflerinin ekonomik kalkınmaya etkileri
Günümüzde ekonominin tarım, sanayi ve hizmet kesimleri birbirlerine neden ve sonuç ilişkileri ile bağımlıdır. Bir ülkede ya da bir ülkenin herhangi bir bölgesinde gelişmeden bahsedilmesi ancak tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin uyumlu bir tarzda sunulmasıyla mümkündür. Ülkelerin ekonomik olarak kalkınması için, o ülkede tarıma gereken önemin verilmelidir. Ekonominin temelini oluşturan tarım ve sanayi sektörleri paralel gelişim göstermelidir. Çünkü, ülkelerin ekonomik gelişmeleri için sanayi ve tarım sektörlerinin birbirleri ile entegre olması gereklidir. Sürdürülebilir kalkınmanın dengeli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için tarım ile tarıma girdi sağlayan ve tarımsal ürünleri değerlendiren taraflar arasında da iyi bir iş birliği olmalıdır. Bu çalışmanın amacı, sanayiye entegre olmuş tarım satış kooperatiflerinin mevcut yapısını ortaya koyarak, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesindeki katkılarına ilişkin bulgulara ulaşmayı amaçlamaktadır.Araştırmanın problem cümlesi, araştırma sanayiye entegre tarım satış kooperatifleri sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gerçekleştirme de katkı sağalayabiliyor mu? Problem cümlesinden yola çıkılarak oluşturulmuştur.Bu çalışmada kullanılan araştırma yöntemi, birincil veri kaynaklarının elde edilmesinde nitel araştırmalarda veri toplamanın mülakat olan tekniğidir. Bu amaçla, Trakya Birlik, Marmarabirlik ve Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği ile görüşülmüştür. Bu üç kooperatifin seçilmesinin nedenleri, bu kooperatiflerin tüketiciler tarafından bilinirliliği, ürün çeşitliliğinin fazlalığı, tarım sanayi entegrasyonunu sağlamış olmaları, ihracat yapmaları, piyasada etkin markalara sahip olmaları ve Türkiye'nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında yer almalarıdır.Sonuç olarak, üreticiden tüketiciye, ham üründen mamül ürüne kadarki her aşamada sağladığı yararlarla, kırsal alana yaydığı tesislerle, yarattığı istihdam olanağı ve kırsal alanda tuttuğu nüfusla, buna ilave olan günün ekonomik şartlarına uygun olarak alınacak iyileştirme tedbirleri ile kooperatifler kırsal sanayi, kırsal istihdam ve kırsal kalkınma için iyi bir model olabilecek niteliktedir.
Farklı sosyo-ekonomik statü grupları arasında yaş meyve sebze satın alma davranışının analizi: Edirne ili örneği
Araştırmada Edirne merkez ilçesinde ikamet eden farklı sosyal statüye sahip bireylerin sebze/meyve satın alma ve tüketim davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Buna göre araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Edirne il merkezinde yaşayan 18 yaşından büyük bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem hacmi 400 birey olarak belirlenmiştir. Edirne il merkezindeki mahallelerden örneklemi temsil oranında birey alınması için mahallenin hane sayısına orantılı olarak dağıtılmıştır mahallelerin temsil oranında bireye anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin analizinde SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin demografik özelliklerinin, meyve sebze alışveriş alışkanlıklarının, Meyve sebze alışverişinde karar verme alışkanlıklarının, statü gruplarının gösterimi frekans ve yüzde ile yapılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin tüketici pazarlama iletişim araçları ile ilgili tutum ve davranışları ve meyve sebze alışverişinde önem verilen hususların gösteriminde ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Araştırmada bireylerin yıllık meyve sebze tüketim ve TL bazında harcamalarının statü grubuna göre farklılık gösterme durumlarının incelenmesinde tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin sosyal statü gruplarına göre meyve-sebze alışverişi yaptıkları yer tercihlerinin farklılaşma durumlarının incelenmesi için Ki-kare analizi kullanılmıştır. Araştırmada verilerin analizinde %95 güven seviyesi referans alınmıştır. Sonuç olarak Araştırmada katılımcıların yıllık meyve-sebze tüketim ve meyve-sebze harcamalarına bakıldığında ise A ve B statü gruplarının diğer statü gruplarında daha yüksek tüketim ve harcama yaptığı belirlenmiştir. Ayrıca C1 statü grubundaki bireylerin C2, D ve E statü gruplarında; C2 statü grubundaki bireylerin D ve E statü grubundaki bireylerden; D statü grubundaki bireylerin ise E statü grubundaki bireylerden yıllık meyve sebze tüketim ve harcama miktarlarının daha fazla olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Satın alma eğilimi, Müşteri, Tüketim, Ki-kare analizi
Tüketicilerin, beslenme ve sağlık uzmanlarının fonksiyonel gıdalara olan yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Tüketiciler her geçen gün daha kaliteli ve daha uzun bir yaşam sürmeyi hedeflemektedirler. Tüketici davranışındaki değişim nedeniyle, bilgili, bilinçli tüketicilerin oranı istikrarlı bir şekilde artmakta ve sağlığı koruma kapasitesine sahip fonksiyonel gıdalar giderek gıda ürünleri arasında daha fazla yer kazanmaktadır. Fonksiyonel gıda pazarı, Türkiye'de ve dünyada gelecek vaat eden ve henüz tam keşfedilmemiş bir sektördür. Bu konuda gıda firmaları, yeni geliştirdikleri ürünlerin gerçekten de hem tüketicilerin hem de sağlık uzmanlarının beklentilerini karşılayıp karşılamadığı, bu ürünlere nasıl yaklaştıklarını merak etmektedirler. Çalışmanın amacı tüketiciler ve beslenme uzmanları, diyetisyenler (sağlık uzmanları) tarafından fonksiyonel gıda olarak önerilen gıdaların sağlıklı beslenmenin bir parçası olduğu öne sürülen ürünlere olan yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Ayrıca elde edilecek bulgularla daha iyi stratejik ve taktiksel pazarlama kararlarına katkıda bulunabilecek göstergeler elde edilmesi hedeflenmektedir. Çalışma esas olarak İstanbul'da yaşamakta olan tüketici ve sağlık çalışanlarının satın alma davranışlarına odaklanmaktadır. Araştırmada çıkarımsal araştırma deseni kullanılmıştır. Hipotezler 391 tüketici ve 219 sağlık çalışanından anket yoluyla toplanan veriler kullanılarak tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistik, açıklayıcı faktör analizi ( PCA ) ve ikili regresyon analizi yardımıyla test edilmiştir. Sonuç olarak hem tüketici grubunda hem de sağlık çalışanları arasında fonksiyonel gıdalara ilginin kadınlarda, çocuklu ailelerde ve daha yüksek gelire sahip bireylerde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yeni yaşam tarzları, daha yüksek gelirler ve daha iyi tüketici bilinci, yıl boyunca yenilikçi gıda ürünleri arzına olan talebi artırmaktadır. Bu çalışmanın bulguları, halk sağlığı programları tasarlamakla ilgilenen devlet kurumları ve gıda sektörü için de önemlidir.
E-gıda ticaretinin tarım sektörü üzerine etkileri
Dünyamız hızlı bir şekilde değişiyor. İnternetin bulunması ve yaygınlaşması ile mesafeler kısalmış iletişim artmıştır. Çağımız bilgi ve bilgiye sahip olanların sektörlere yön vereceği dijital çağ olma yolunda hızla ilerlemektedir. Özellikle 2019 yılının sonlarında dünyamızı saran COVİD-19 virüsünden sonra satın alma kültürü de hızlı bir değişim göstermeye başladı. Bu zaman diliminde sanal pazarda sektörlere göre bakıldığında en fazla büyümü gıda sektöründe olduğu görülmektedir. Günümüz ticaretinde üreticiden çıkan ürünleri hızlı bir şeklide tüketiciye daha az aracı kullanarak ulaştırmak önemli bir pazarlama figürü olmuştur. Bu nedenle geleneksel lojistik kanallarının yanına geliştirilmiş lojistik uygulamaları entegre edilmesi ile modern lojistik yöntemleri kullanılmaya başlanmıştır. Yakın gelecekteki lojistik kanalları ile ürünlerin tüketiciye ulaştırılması çok daha hızlı ve daha az maliyette olacaktır. Nakliyeden kaynaklanan ürün kayıpları azalacak, aracı kurumların sayısı düşürüldüğü için tüketici talep ettiği ürüne istediği üreticiden daha uygun fiyata ulaşmış olacaktır. Gelecekte fiziksel mağazaların yerini lojistik destekli sanal pazarlar alacaktır. Tarım ve gıda sektörü de yeni ticaret düzenine hızlı bir şekilde uymak için çalışmalara başlamalıdır. Ülkemiz olarak milli hassasiyet duyduğumuz tarım sektörü için yetkili kurumlar kamusal ve yapısal değişiklikleri yaparak sektörü desteklemek zorundadır. Tarım ve gıda sektöründe sanal pazar kanalları kullanımı arttırıldığı zaman ve üreticilerin bu kanalları kullanması teşvik edildiğinde çiftçinin geliri artacaktır.
Girişimci kadınların sosyo-ekonomik yapıları ve geleceğe yönelik beklentileri
Günümüzde gelişmekte olan girişimcilik faktörü teknolojik gelişmelerin ve ekonomik beklentilerin yardımıyla önem kazanmıştır. Buna bağlı olarak girişimcilerin sayısı artmakta ve kadınların da birer girişimci olarak çalışma hayatına atıldıkları görülmektedir. Son yıllarda, kadınların, çalışma hayatına büyük oranda katılması ve daha aktif rol alarak girişimcilik faaliyetlerinde bulunmaları, gelişen ekonomiler için "stratejik" bir öneme sahiptir. Kadınların girişimci olarak ülke ekonomisine katkı sağlamaları, girişimci kadınların yaşadıkları engellerin belirlenmesi ve bu engellerin ortadan kaldırılması ile mümkün olabilir. Bu nedenle bu çalışma, Tekirdağ perspektifinde, kadın girişimcilerin demografik yapıları, sosyo-ekonomik durumları baz alınarak girişimci olmaya karar verme nedenleri, kuruluş veya faaliyet aşamasında karşılaştıkları problemler, destek aldıkları kurumlar, devletten beklentileri ve geleceğe ilişkin planlarını ortaya çıkarmıştır. Araştırmada sonuçlar, 146 kadın girişimci ile yüz yüze anket çalışması yapılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, geleneksel kadın tipi girişimciliğin hakim olduğu, eğitim seviyesinin yüksek ve çoğunlukla orta yaş grubundaki kadınların girişimcilik faaliyetlerinde bulunduğu görülmüştür. Kadın girişimcilerin girişimci olma nedeninin en çok ekonomik bir gelir elde etmek için olduğu, iş kurarken genellikle aile bireylerinden destek gördükleri, bunun da girişimci olmalarına önemli katkılar sağladığı tespit edilmiştir. Kadın girişimcilerin işlerini kurarken pazarda tanınmış olmamaları, işlerini yürütürken pazarın durgun oluşunun sorun yarattığı görülmüştür. Ayrıca, mevcut işlerini büyütme isteği içinde olan kadın girişimcilerin, ekonomik belirsizlikler nedeniyle duyulan kaygıların azaltılmasına yönelik devletin vergi kolaylığı sağlamasını ve kredi imkânlarını arttırmasını bekledikleri tespit edilmiştir.
Sakarya ilinde balık tüketim alışkanlıklarının belirlenmesi
Balıklar zengin protein ve mineral içeriği sayesinde insan sağlığı açısından oldukça önemlidir. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen balık tüketiminde istenilen seviyeye ulaşılamamıştır. Bu çalışmanın Sakarya ili Serdivan ilçesinde yapılmasının sebebi; Serdivan ilçesinin merkez ilçeden sonra en kalabalık, nüfus artış hızı en yüksek ve nüfus yoğunluğu en fazla olan ilçe olmasıdır. Ayrıca yapılan araştırmalara göre Türkiye'de deniz ürünlerinin en fazla üretildiği iki bölge olan Marmara ve Karadeniz Bölgesine yakın olması, Sakarya Üniversitesi'nin ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nin ilçe sınırları içerisinde yer alması Serdivan ilçesinin seçilmesinde önemli ve etkili olan faktörlerdendir. Bu bölgede daha önceden böyle bir çalışma yapılmadığı için, Sakarya ili ve ilçesinde yapılmış ilk çalışma niteliğindedir. Yapılan bu çalışmada Sakarya ili Serdivan ilçesinde yaşamakta olan bireylerin balık tüketim alışkanlıkları ve balık tüketimine etki eden çeşitli faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 92 erkek ve 81 kadın olmak üzere toplamda 173 bireyle yüz yüze anket tekniği uygulanarak yapılmıştır. Balık tüketim tercihleri incelendiğinde %88,40'ı balık tükettiğini ve %11,60'ı balık tüketmediğini, tüketmeme sebebi olarak %34,78 ile balık tüketim alışkanlığının olmadığını belirtmişlerdir. En çok tüketilen deniz balığı türü %60,7 ile hamsi, tatlı su balığı ise %57,2 ile alabalıktır. Pişirmede en çok tercih edilen yöntem ise %34,44 ile yağda kızartmadır. Tüketicilerin %79,72'si balığı kışın, %16,18'i sonbaharda tüketmeyi, satın alma yeri tercihi olarak %60,10'u balığı balıkçıdan almayı tercih etmektedirler. Ankete katılanların %76,90'ı balık satın aldıkları yerden memnun iken, %23,10'u ise memnun olmadıklarını ve bunun en önemli nedeninin ise ortamın hijyenik olmaması olarak açıklamışlardır. Katılımcıların balık eti tüketim kriterleri incelendiğinde, balık etinin sağlıklı ve lezzetli olmasından dolayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir.
Yerel yönetimlerde çevre yönetimi politikalarının, Türkiye, Amerika birleşik devletleri ve Avrupa Birliği'nde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Dünya'da canlı ve cansız varlıklarıyla çevrenin korunması ve çevreyi korumaya yönelik politikaların geliştirilmesi, günümüzde birçok ülkenin çözüm bekleyen ortak sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, çevrenin tanımı, çevrenin önemi, çevre sorunları sonucunda meydana gelen kirlenmeler, çevre yönetimleri, çevre politikaları ve yerel yönetimlerin açıklayıcı tanımları ışığında; Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye'de yerel yönetimlerin çevre yönetimi, politikaları ve çevrenin korunması için örgütlenmenin gelişimi üzerinde durulmuştur. Çevre politikaları belirlenerek, yerel yönetimlerin hizmetleri, örgüt yapıları açısından karşılaştırılmaları ve örnek uygulamaları incelenerek, Türkiye için çevre yönetimi ve politikalarının uygulayıcı açıklamaları yapılmıştır. Türkiye'de çevre politikası, çevre yönetimi, planlaması ve uygulanmasında ortaya çıkan sorunların giderilmesinde ekonomik, hukuksal, kurumsal, idari eksikliklerin giderilmesi, uygun politikaların geliştirilmesi ve yeni düzenlemelerin yapılması ile mümkün olacaktır. ABD, AB ve Türkiye'de farklılık gösteren ülke yönetim şekilleri yerel yönetimlerin yapılarında ve işleyişlerinde de farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır. Yerel yönetimleri sınıflandırırken, AB ve Amerikan sistemi ile Türk sistemi arasında tam bir karşılaştırma yapmak ve yerel yönetim birimlerini birbirleri ile eşleştirmek mümkün olmamaktadır. ABD Federal yapısı ile Almanya Federal yapıları arasında da birçok farklılıklar bulunurken, Federal yapı sistemindeki yerel yönetimler ile Türkiye'deki yerel yönetimler arasında tam bir benzerlik göstermemektedir. Anahtar kelimeler: Çevre, çevrenin önemi ve sorunları, çevre yönetimi, çevre politikaları, yerel yönetimler.
Türkiye'de çayır-mera ve yem bitkileri üretimindeki değişmelerin tarımsal gelişmeye etkisi
Günümüzde çayır ve mera alanları bilinçsiz kullanımı ve hukuki nedenlerden dolayı 14 milyon hektara kadar gerilemiştir. Çayır ve meraların 4342 sayılı Mera Kanunu'na aykırı sebeplerle tahribi söz konusu olmuştur ve bu alanlarda amenajman ve ıslah çalışmaları yaygınlaştırılarak, kaba yem üretimi artışı sağlanmıştır. Bir diğer kaba yem kaynağı olan yem bitkilerinin ekim alanı ve üretim yetersizliğinin günümüzde hayvancılık sektörüne etkisi sebebiyle tarım ve hayvancılıkta ilerlenememektedir. Yem bitkileri verimi her geçen yılda artış göstermektedir. Reel yem bitkileri destekleriyle, cari yem bitkileri destekleri arasındaki fark her geçen yıl artmaktadır. Yem bitkileri desteklemelerinin artırılması, yem bitkileri ekim alanlarında artış sağlayacaktır.
Türkiye'de tütün pazarının ekonometrik analizi
Tütün, ülke ekonomisine katkısı açısından önem taşıması, üretiminde ve pazarlanmasında sorunların bulunması nedeniyle uzun dönemde geniş kapsamlı değerlendirlmesi gereken bir endüstri bitkisidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de önemli bir endüstri bitkisi olan tütünün, ekim alanı, üretim, verim ve dış ticaretindeki mevcut durumunu ve değişimi ortaya koymak, tütün üretimine yönelik uygulanan tarım politikalarını incelemek, tütün ihracatını arttırıcı, ithalatı azaltıcı politika önerileri geliştirmektir. Çalışmada tütün pazarının 1980-2020 yılları arasındaki değişimi ele alınmıştır. Tütün pazarı kısmi denge analizi ile incelenmiş ve 2020 – 2025 yılları için üretim, tüketim ve dış ticaret verileri tahmin edilmiştir. Çalışmada ikincil verilerden yararlanılmış olup 1980-2020 yıllarını kapsayan zaman serileri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre tütün üretim miktarının 2025 yılı iitibariyle 59 bin ton'a gerileyeceği buna karşılık tütün tüketim miktarının 105 bin ton'a ve ithalat miktarının 96 bin ton'a yükseleceği tahmin edilmiştir. Bununla birlikte tütün ihracat miktarında anlamlı bir değişim olmadığı gözlemlenmiştir. Tütün önemli bir endüstri ürünü olup sadece sigara imalatında değil birçok kozmetik ürünün imalatında da kullanılmaktadır. Ayrıca tütün önemli bir ihraç ürünüdür. Bu nedenle üretim tahminleri göz öünde bulundurularak ekiliş alanları yeniden planlanmalıdır. Mevcut kota sınırlaması %30'larda iken üretim ise %20'nın altında yapılmaktadır. Üretimin kota sınırlamasındaki orana ulaşabilmesi için çiftçiye mazot, gübre, ilaç gibi girdi desteği verilmeli ve sözleşmeli alımlardaki destekleyici politikaların genişleterek teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Tütün Üretimi, Kısmi Denge Analizi, Tarım Politikaları
Tarımsal kooperatiflerde işletmecilik ve bilanço analizi: Tekirdağ ili tarımsal kalkınma kooperatifleri örneği
Kooperatifler piyasada var olabilmek ve rekabet edebilmek için diğer işletmeler gibi verimli çalışmak zorundadırlar. Bu sebeple kooperatiflerin mali kaynaklarının yeterli olması gereklidir. Kooperatifler borçlanmalarını ortaklar veya bankalardan yapabilmektedir. Bu nedenle kooperatifin finansal tablolarının iyi analiz edilmesi gerekir. Bunun için bilanço ve gelir- gider tablolarından elde edilen bilgiler önemlidir. Bu nedenle bu çalışmada kooperatiflerin finansal tablolarının analizleri yapılarak, yorumlanıp ve çözüm önerileri sunulmuştur. Yapılmış olan tez çalışmasında öncelikle ülkemiz kooperatifçiliğinde önemli bir yer tutan Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri ele alınmıştır. Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri 1969 yılında çıkan 1163 Sayılı yasaya göre kurulan tabandan gelen örgütlenme modeline dayanan çok amaçlı kooperatiflerdir. Tekirdağ İlinde toplam 132 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bulunmakta ve bunların ortak sayıları 9469 çiftçiden oluşmaktadır. Bunların içerisinden örnek olması ve incelememizde işletmecilik açısından iyi durumda olan, orta iyi durumda olan ve kapanmak üzere olan ikişer kooperatif olmak üzere, toplam altı kooperatif seçilmiştir. Bu seçilen altı kooperatif ile ilgili olarak beş yıllık bir dönem içerisinde yaptıkları finansal faaliyet sonuçları, kooperatiflerin muhasebe sonuçlarından elde edilen mali tabloları incelenmiştir. Finansal tabloların analizleri yapılacak ve kooperatiflerin bir sonraki cari dönemlerde yaşayabilecekleri problemler tespit edilerek çözüm önerileri sunulmuştur.
Türkiye'de şeker pancarında uygulanan tarım politikalarının analizi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de şeker pancarında uygulanan tarım politikalarının analiz edilmesidir. şeker pancarının dünyadaki mevcut durumu ortaya konmuş ve şeker sektöründe üretiminde önemli yere sahip olan ülkelerin, şeker ile ilgili uyguladığı politikalar incelenmiştir. Türkiye'deki şeker pancarı sektörü ele alınmış ve şeker sektöründe 1925-2022 yılları arasında uygulanan şeker politikalar incelenmiştir. Ayrıca mevcut durumdaki şeker sektörü ile ilgili desteklemelere yer verilmiştir. Çalışmada Kısmi Denge Analizi ile 1991-2020 yılları arasında şeker sektöründeki değişim ele alınmıştır. 2021-2025 yılları arasında ekim alanı, üretim, verim, tüketim ve dış ticaret tahminleri yapılmıştır. Analiz sonucunda 2025 yılında 189 bin ton şeker ithal etmektense 229 dekarlık bir alana 1 milyon 351 bin ton şeker pancarı üretimi yapılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Şeker pancarı ithalatı yapmak yerine, şeker üretimini arttırılmalı ve şeker sektöründe dışa bağımlı azaltılmalıdır. Türkiye'deki ekim alanları kullanılıp yerli üretim desteklenebilir sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada ekim alanı, çiftçi alım fiyatı ve üretim miktarı üzerine bir Vektör Otoregresyon Analizi (VAR) yapılmış, aralarındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Şeker pancarı ekim alanını arttırmak için, destekleme politikaları çiftçi alım fiyatlarına uygulanabilir sonucuna varılmıştır. Çiftçi alım fiyatındaki Varyans ayrıştırmasına göre çiftçi alım fiyatında olan bir değişimin, üretim miktarını ekim alanından daha fazla etkileyeceği sonucuna varılmıştır. Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ekim alanı, çiftçi fiyatlarının ve üretim miktarının nedenidir sonucu elde edilmiştir. Şeker pancarına yönelik yapılacak politikalarda öncelikli olarak üretim miktarını arttırıcı politikalar izlenmeli ve şeker ithal etmek yerine yerli malı üretimine teşvik edilmelidir. Bu politikaların başında çiftçi alım fiyatına yapılacak bir desteklemenin üretim miktarı ile ekim alanını arttırmanın mümkün olduğu görülmektedir.
Tarımsal sulama yönetiminde kapalı sistem sulamanın çevresel ve sosyo-ekonomik etkilerinin incelenmesi (Tekirdağ ili örneği)
Bu çalışmada, Tekirdağ İlinde, kapalı sistem sulama işletmeciliğinde proje tamamlandıktan sonraki süreç içerisinde çevresel ve sosyo - ekonomik etkilerin yöre halkının bakış açısıyla sorgulanarak değerlendirildiği bu araştırmada, literatür çalışmalarının ardından 10 köyde, 21.922 da toplam sulama alanında, 147 üreticiye çevresel ve sosyo - ekonomik etkileri hakkında anket soruları yöneltilmiş, mülakatlar yapılmış ve üreticilerin yaş, eğitim, işletme tipi gibi verileri toplanmıştır. Araştırma sahasındaki üreticilerin yaş ortalaması 55 olup, 40 yaş ve altı üreticilerin yaş ortalaması %7'dir. Üreticiler 4,70 ortalama ile kapalı kanalın açık kanala göre avantajlı olduğunu beyan etmişlerdir. Kapalı sistem sulamanın çevrenin korunmasına katkısı vardır sorusunun ortalaması 4,44'tür. Üreticiler su tasarrufu sağlamak için kapalı sistem gereklidir sorusuna ortalama 4,73 ile cevap vererek bu konuda bilinç düzeyleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Üreticilerin %74'ü suyun kıt kaynak olması sebebiyle su kayıplarının az olduğu kapalı sistem sulamaya geçilmesini belirtmişlerdir. Üreticiler kapalı sistem sulamanın çevrenin korunmasına katkısı vardır sorusuna %64 oranında cevap vermişlerdir. Bu çalışmada üreticiler genel olarak kapalı sistem sulamadan oldukça memnun olduğu gözlenmiş olup bu projelerin kırsal alanın kalkınmasına ve gençlerin çiftçilik yapmasına faydası olabileceğini beyan etmişlerdir. Ayrıca SWOT analizi yapılmış olup; kapalı sistem sulamanın güçlü yönleri su kayıplarının ilave ek yerleri dışında çok az olması ve zayıf yönünün ise ilk yatırım maliyetinin yüksek olması sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Su, Kapalı Borulu Sulama, Kanal, Tekirdağ, Tarım
Kırsal alanda kadın girişimciliği ve engeller; Edirne ili Meriç ilçesi Alibey köyü örneği
Ülkemizde kadının çalışma yaşamında karşı karşıya kaldığı sorunların başında toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısındaki bazı aksaklıklar yatmaktadır. Bu aksaklıklara çözümler bulunarak kadınlarımız çalışma hayatına daha çabuk uyum sağlayıp başarı gösterebileceklerdir. Kadınların ekonomik hayatta erkeklerin yanında yer almalarını sağlayacak politika ve projelere öncelik verilmesi ile onları sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeye katkılar sağlayan potansiyel güç haline getirmek mümkündür. Bu açıklamalar ile birlikte araştırmanın amacı, Edirne İli Meriç İlçesi Alibey Köyünde yaşayan kadınların girişimcilik potansiyeli, kırsal alanda kadın girişimciliği ve kadın girişimciliğine engel olan mevcut durumları irdelemektir. Edirne İli Meriç İlçesi Alibey Köyünde girişimcilik faaliyetlerinde bulunan kadınların; (a) cinsiyet farklılığından kaynaklanan sorunları; cinsiyete dayalı rol ayrımcılığı, geleneksel inanç, baskı, duygusallık, zaman darlığı, sosyal pozisyon vb., (b) kişisel özellikler ve iletişim özelliklerinden kaynaklanan sorunları; kadınların kişilik özellikleri, iletişim kanalları, politika ve siyasete katılımları vb. (c) kadın girişimci işletmelerin özelliklerine bağlı sorunları; sermaye temini, kuruluş yöntemleri, pazar durumu, desteklerden yararlanma, iş kurma ve yürütme vb., (d) kadın girişimcilerin köken farklılıklarından kaynaklanan niteliklerini, motivasyon ve başarı faktörlerini değerlendirmek, bölgesel politikalara yön vermek amacı ile kadın girişimciliğinin ekonomik kalkınma ve gelişimde bir fırsat olabilirliğini analiz etmekte bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır
Türkiye'nin Avrupa Birliği ortak tarım politikasına entegrasyon süreci
Bir ülkede tarımsal yapılanma, yaşamsal faktörlerin temeli olan gıda ihtiyacının giderilmesi, giyim sektörüne katkı sağlaması ve sanayi platformunu doğrudan etkilemesi bakımdan büyük bir öneme sahiptir. Sanayileşmenin büyük ilerlemeler kaydetmesi ile birlikte, tarımsal girişimler yerine sanayi odaklı girişimler daha cazip hale gelse de, tarımsal faaliyetler önemini hiçbir zaman yitirmemiştir. Bu önemin uzun vadede karşılık bulması için de ülkeler, çeşitli tarımsal destekleme politikalarına entegre olacak bir süreç içerisinde kendilerine yer bulmaya çalışmıştır. Birçok ülkenin tarımsal alanlarının daha elverişli bir hale gelmesi için ulusal ve uluslararası çeşitli tarım politikaları meydana gelmiştir. Bu vesile ile özellikle Avrupa Birliği (AB) ortak tarım politikası içerisinde coğrafya avantajına sahip olan ülkelerin entegrasyon süreçleri söz konusu olabildiğinde, ilgili ülkelerdeki üretim hacimlerinin artması ve dışa bağımlılıkların azalması anlamında çok önemli kazanımları ortaya çıkacaktır. Günümüzde ise sürdürülebilir ve teknoloji odaklı girişimlerin yer aldığı görülmektedir. Ülkemizde uygulanan tarım politikaları belirlenirken de, geçmişteki tecrübelerden ders alınıp stratejik planların bu doğrultuda yapılması, Türkiye'nin geleceği açısından büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple geniş bir perspektiften bakıldığında sürdürülebilir ve uygulanabilir politikaların yürürlüğe konması, Türkiye'nin AB'ye adaptasyon sürecini de kolaylaştıracaktır. Ancak Türkiye'nin AB tarım politikalarına dahil olabilmesi oldukça zorlu bir sürece işaret etmektedir. Çalışmada bu zorlu sürecin başarıyla gerçekleşebilmesi için detaylara, istatistiki veriler çerçevesinde işaret edilmeye çalışılmış ve bir dizi öneriler sunulmuştur.
Gastronomi turizmi bağlamında Trakya bölgesi şarap turistlerinin motivasyon faktörlerinin belirlenmesive pazar segmentasyonu
Son yıllarda giderek daha popüler hale gelen gastronomi turizmi bir destinasyonu yerel mutfağı üzerinden keşfetmeyi sağlamaktadır. Bu nedenle gastronomi turizminin bir alt dalı olan şarap turizmi de şarap üreten birçok ülke için önemli bir turizm ürünüdür. Şarap turizminde ana motivasyon faktörü şarap olmakla birlikte şarap bölgesinin özniteliklerinden ziyaretçilerin dinlenme ve sosyalleşme gibi isteklerine kadar pek çok faktörün de ziyaretlerin gerçekleşmesinde etkisi olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Trakya Bölgesi şarap turistlerinin temel motivasyon faktörlerinin ve şarap turistlerinin pazar segmentasyonunun belirlenmesidir. Bu doğrultuda Trakya şaraphanelerini ziyaret eden şarap turistlerinden 399 kişiyle yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler; Tanımlayıcı İstatistik Yöntemleri, t-Testi, ANOVA Testi, Mann Whitney U Testi, Kümeleme Analizi, Faktör Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi ve Multinominal Lojistik Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Sonuç olarak Trakya şaraphanelerini ziyaret eden şarap turistlerinin motivasyonlarının Eğitim Deneyimi, Şarap Ürünü, Şaraphane Varlığı, Bağ Estetiği, Sosyalleşme ve Destinasyon Çekiciliği olmak üzere altı faktörden etkilendiği belirlenmiştir. Ek olarak Trakya şaraphaneleri ziyaret eden şarap turistlerinin şarap severler, şarapla ilgili olanlar, şarap acemileri ve takılanlar (ilgisiz) olarak profillere ayrıldığı saptanmıştır.
Nanoteknoloji ve nanoteknolojinin tarımda uygulama alanları
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO 2017) dünya nüfusunun 2050 yılında 9,1 milyara ulaşacağını öngörmektedir. Tarımsal üretimde kullanılacak verimli arazilerde sona yaklaşılması ve nüfus artışı ile beraber kişi başına düşen tarım alanlarının azalması, toprakta erozyon, tuzlanma, pH, sıkışma, kirlenme, organik madde kaybı, mineral besin elementi eksikliği tarzı problemler bulunması tarımsal üretimde yeni teknolojilerin kullanımını kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu çalışmada yeni yüzyılda teknoloji devrimi olarak görülen, 2025 yılından sonra ise hayatın her alanında yer alacağı öngörülen nanoteknoloji ve nanobilimin tanımı yapılarak, bir maddenin nano boyutlara inildikçe nasıl bir değişim gösterdiği, nano imalat süreçleri, nanoteknolojide kullanılan araçlar ve nanoteknolojinin uygulama alanları ele alınmıştır. Nanoteknolojinin tarım sektörüne olan etkisini daha iyi anlamak için üretim metaryellerine olan etkisi incelenmiş, Türkiye'de Trakya bölgesinde bulunan illerde (Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli) tarımsal üretimde nanoteknoloji ile üretim yapan işletmeler tespit edilerek ürün çeşitleri değerlendirilmiştir.
Tüketicilerin dijital pazarda yer alan kooperatiflere bakış açısı ve kooperatif algıları: Edirne ili örneği
Günümüzde geleneksel iş modelleri yenilikçi iş modelleri tarafından tehdit edilmektedir. Bu nedenle işletmeler, Türkiye'de ve dünyada dijitalleşme sürecine hızla uyum sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye'de dijitale geçiş aşamasını tamamlamış işletmelerin yanı sıra henüz dijitale geçiş aşamasını tamamlamamış işletmeler de bulunmaktadır. Kooperatifler ise dijitalleşme aşamasındadır. Kooperatiflerin ve diğer işletmelerin e-ticaret yapmaya başlamasıyla birlikte tüketim kavramı yeni bir boyut kazanmış ve geleneksel tüketim olgusu kırılma noktasına gelerek, on-line tüketim boyutuna geçilmiştir. Dijital boyutta gelişmekte olan kooperatif markalarının, tüketicilerin satın alma kararlarını ve bu kararları etkileyen faktörleri bilmeleri ve buna göre stratejik hamleler yapmaları gerekmektedir. Bu bağlamda bulgular, Edirne il merkezinden on-line alışveriş yapan 130 tüketici ile yapılan anketlerden elde edilmiştir. Çalışma kapsamında tüketicilerin kooperatifleri bilme durumlarının kısmen olduğu tespit edilmiş ve tüketicilerin genç ve çalışan nüfustan oluştuğu gözlemlenmiştir. Çalışmada Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis tek yönlü varyans analizi yapılarak tüketicilerin dijital platformlardan kooperatif markalı ürünleri satın alma durumlarını etkileyen faktörler ve kooperatif markalı ürünlere bakış açıları ile demografik değişkenler arasındaki ilişki test edilmiştir. Tüketicilerin dijital platformlardan kooperatif markalı ürünleri satın alma durumlarını etkileyen en önemli faktörlerin kalite ve uygun fiyat olduğu tespit edilmiştir. Ancak tüketiciler kooperatiflerin ürün yelpazesinin geniş olmadığını ve dijital platformlara yeterince aktarılmadığını düşünmektedirler. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, E-ticaret, Kooperatif, Tüketici tercihleri
Türkiye'de fındık üretimi ve dış ticaretinin ekonometrik analizi
Türkiye, uygun iklim ve toprak yapısı ile Dünya fındık üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Türkiye'de fındık tarımının yapıldığı ana bölge Doğu Karadeniz bölgesidir. Ülke ekonomisi acısından son derece stratejik öneme sahip olan fındık Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar içinde başlıca geçim kaynağı olmuştur. Bu çalışmanın amacı önemli bir ihraç ürünü olan fındığın dikim alanı, üretim miktarı, verim ve dış ticaretindeki mevcut durumunu ve fındık üretiminde uygulanan tarım politikalarını incelemek, fındık sektöründe yaşanan sorunları ortaya koymak ve fındık piyasası ile ilgili politika önerileri geliştirmektir. Çalışmada zaman serileri analizinden yararlanılarak fındık piyasası incelenmiştir. Fındık pazarının 1990-2020 yılları arasındaki durumu incelenmiş ve 2021-2030 yılları arasındaki durumu tahmin edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Türkiye'de 2020 yılında 734.537 hektar olan fındık dikim alanlarının 2030 yılında 935.512 hektar olacağı tahmin edilmiştir. Fındık veriminin 92,73 kg/da kadar yükseleceği, verim ve dikim alanına bağlı olarak üretim miktarımız 2030 yılında 867.593 ton olacağı öngörülmüştür. 2020 yılında 624.412 ton olarak gerçekleşen fındık ihracatının ise 2030 yılında 737.140 ton olması beklenmektedir. Çalışma sonucunda önümüzdeki yıllarda fındık arzındaki artışa karşılık ihracatın ve iç tüketimin yeteri kadar artış göstermemesi nedeniyle denge fazlasının ortaya çıkacağı tahmin edilmiş ve 2030 yılı itibariyle 11.867 ton stok olacağı tahmin edilmiştir. Stokların ülke ekonomisine katkı sağlayabilmesi için mevcut fındık işleme tesislerin kapasitelerinin arttırılması ve yeni girişimlere olanak verecek politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. İşlenmiş ürünlerin Dünya pazarlarında kabul görmesi ve Türk fındığını bir Dünya markası olmasına yönelik çalışmalara öncelik tanınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fındık Üretimi, Tarım Politikası, Kısmı Denge Analizi, Zaman Serileri Analizi
Türkiye'de tarım ürünlerinde biyoetanol üretiminin değerlendirilmesi
Günümüzde enerji kaynaklarına olan bakış açısı; dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması, hammadde maliyetlerindeki değişimler, küresel enerji talebinin önlenemez yükselişi ve bunlarla bağlantılı olarak sınırlı durumdaki fosil kaynak rezervlerinin azalması gibi nedenlerden dolayı her geçen gün değişmektedir. Son yıllarda etkileri ağırlaşan küresel ısınma, iklim değişikliği, sera gazı miktarı, çevre felaketleri vb. nedenlerle dünyanın ömrü hızla tükenmektedir. Bu etkilerin tehdit edici boyutlara ulaşmasıyla birlikte, fosil yakıtların yerine ikame edilebilen, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olan ve yüksek oranda ısı tutabilme kabiliyetine sahip olan yenilenebilir enerji kaynakları, başka bir ifadeyle "çevre dostu" yakıtlar dünyanın gündemine girmiştir. Biyoyakıtlar, genellikle ülkelerin sahip oldukları yerli hammaddelerden elde edildiği için dışarıdan herhangi bir hammadde tedarikine ihtiyaç duyulmamaktadır. Biyoetanol üretiminde dünyada en çok tercih edilen hammadde ürünleri mısır, şeker kamışı, şeker pancarı ve buğdaydır. Türkiye'de ise biyoetanol üretim iznine sahip kuruluşlarda hammadde ürünü olarak şeker pancarı, buğday ve mısır kullanılmaktadır. Bu çalışmada, bahsedilen tarımsal ürünlerin hem dünyada hem de Türkiye'deki üretim, tüketim ve dış ticaret verileri incelenmiş ve elde edilen bulgular ışığında, hammadde olarak kullanımlarının tarım sektörü üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Türkiye'de şeker pancarı, buğday ve mısırdan biyoetanol üretim maliyetleri, hem güncel hem de geçmiş yıllara ait ürün fiyat ve masrafları göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 2022 yılında hammadde masraflarına göre biyoetanol üretim giderleri; şeker pancarında 2,65 TL/lt, mısırda 3,26 TL/lt ve buğdayda 5,10 TL/lt olarak hesaplanmıştır. Geçmiş yıllara ilişkin maliyet hesaplamalarında ise, bulunan cari fiyatlar deflatör uygulanarak reel fiyatlara çevrilmiştir. Çalışmada ayrıca, biyoetanol politikaları ve mevzuatına yer verilmiş, Türkiye için alternatif ve sürdürülebilir biyoenerji seçenekleri sunulmuş ve tarım politikalarının bugünü ve geleceği açısından çözüm yolları ortaya konulmuştur.
Gana'nın Avrupa Birliği ile olan kakao ticaretindeki rekabetdurumu
Avrupa Birliği (AB), Gana'nın en büyük kakao ihracat ortağı konumundadır. Gana'nın AB ülkeleri arasındaki en önemli kakao ticaret ortakları sırasıyla Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa ve İtalya'dır. Gana 2023 yılında AB'ye 583 milyon dolar değerinde kakao çekirdeği ihraç etmiştir ki bu rakam ülkenin toplam kakao ihracat değerinin yaklaşık %53'üne tekabül etmektedir. Bu da AB'yi Gana'nın kakao pazarı için stratejik bir bölge haline getirmektedir. Dolayısıyla Gana'nın AB bölgesindeki kakao ticaretinin sürdürülebilirliğinin sağlanması kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Gana ile AB arasındaki kakao ticaret gelişmelerini ve Gana'nın AB kakao pazarı içindeki rekabet durumunu ortaya koymaktır. Gana'nın kakao ihracatının AB pazarındaki rekabet gücünün incelenmesinde Forment ve Zihera tarafından geliştirilen bölgesel ticaret yoğunlaşma yöntemi kullanılmıştır. Analiz, son yirmi yılda rekabet gücünde bir düşüş olmasına rağmen Gana'nın AB'de, özellikle Hollanda, Almanya ve Belçika gibi ülkelerle güçlü bir ticaret yoğunluğunu sürdürdüğünü göstermiştir. Bu düşüş, AB'nin katı sürdürülebilirlik standartlarıyla çelişen çocuk işçiliği, ormansızlaşma, düşük çiftçi fiyatları ve yetersiz yerel işleme gibi tedarik sınırlamaları ve sürdürülebilirlik sorunlarına bağlanıyor. Gana Kakao Kurulu ve Kakao Araştırma Enstitüsü de dahil olmak üzere kurumları sürdürülebilirliği arttırmak için çalışırken, AB standartlarına uyulmaması Gana'nın kakao pazarındaki rekabetçi konumuna olumsuz etkileyebilir. Gana'nın AB kakao ihracat pazarındaki rekabet gücü, sağlam kurumsal çerçeveler, ticaret anlaşmaları ve üretim kapasitesi ile desteklenmektedir. Ancak, değişen pazar talepleri ve düzenleyici baskılar nedeniyle zorluklarla karşılaşmaktadır. Rekabetçi konumunu korumak ve geliştirmek için Gana'nın sürdürülebilir tarım uygulamalarına yatırım yapması, tedarik zinciri şeffaflığını artırması ve AB sürdürülebilirlik standartlarına uyması çok önemlidir. Bu stratejik yaklaşım, Gana'nın AB'deki pazar payını korumasını ve yüksek kaliteli ve etik kaynaklı kakao sektörlerindeki yeni fırsatlardan yararlanmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Gana, Kakao, Ticaret, Yoğunlaşma
Konya ilinde hane halklarının arı ürünleri tüketimi üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Konya ili merkez ilçelerinde (Karatay, Meram, Selçuklu) yaşayan hane halklarının arı ürünlerine yönelik tüketim yaklaşımları ve tüketim alışkanlıklarını etkileyen sosyo-ekonomik faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın ana materyalini, %90 güven düzeyi ve %5 hata payı ile Ana Kitle Oranlarına Dayalı Kümelendirilmemiş Tek Aşamalı Basit Tesadüfi Olasılık Örnekleme yöntemine göre belirlenen 273 örnek hacmi ve olası farklı eğilimleri ortaya koymak amacıyla 300'e tamamlanmış hane halkı temsilcileri ile yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmuştur. Anketler deneklerle yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Veriler betimsel istatistikler ve ki-kare testleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre incelenen hane halkları temsilcilerinin %53,66'sını erkek, %46,34'ünü kadın oluşturmuştur. Deneklerin ağırlıklı olarak 36-45 yaş aralığında olup %38,33, evli oranı %84,66 ve bekâr oranı %15,34'tür. Eğitim durumu ağırlıklı olarak ortaöğretim %46,00'dır. Meslek durumları %32,30 oranında esnaftan oluşmaktadır. Hane halkı nüfus sayısı ağırlıklı olarak 4-6 kişi olup, %47,33, çalışan kişi sayısı ise en yüksek iki kişi olup oranı %43,33'tür. İncelenen hana halklarının en çok tercih ettiği bal türü kara kovan olup, en yaygın tüketilen bal formu ise petek-çiçek balı olduğu tespit edilmiştir. Bal satın alma yeri olarak Pazar ön plandadır. Hane halklarının aylık gıda harcaması arttıkça bal harcaması da artmaktadır. Bal ve arı ürünlerinin tüketiminde yaygın olarak kalite ve güvenirliği önemsediği görülmektedir. İncelen hane halklarının yıllık bal tüketim miktarının ağırlıklı olarak 11–15 kg düzeyinde ve oranın %39,96 olduğu saptanmıştır.
Kahramanmaraş ili Dulkadiroğlu ilçesinde üzüm üretiminin katma değer analizi
Kültüre alınan en eski bitkilerden biri olan asma (Vitis vinifera L.) dünyada ve Türkiye'de yetiştirilen ekonomik açıdan önemli bir ılıman iklim bitkisidir. Üzümden üretilen ürünlerden katma değerli ürün geliştirme gündeme gelmesi gereken bir konudur. Fakat bir ürüne katma değer katmak ya da yeni bir ürün geliştirmek belirli bir süreç gerektirmektedir. Çalışmanın temel amacı, bölgedeki üzüm üreticilerinin ekonomik yapısını, üretim süreçlerini, katma değerli ürünlerin üretim potansiyelini ve karşılaşılan sorunları ortaya koymaktır. Çalışmanın birincil verilerini Kahramanmaraş ili Dulkadiroğlu ilçesinde üzüm üretimi yapan üreticiler ile 2024 yılı Ekim – Kasım aylarında yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Araştırmada örnek işletmelerin sayısı tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemine göre belirlenmiş olup, gerekli örnek hacmi 111 işletme olarak belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde ortalama 7,83 da işletme arazisi tespit edilmiştir. Üreticilerin yaş ortalamasının 54,26 olduğu ve eğitim seviyelerinin büyük ölçüde ilkokul düzeyinde kaldığı tespit edilmiştir. Araştırma bölgesinde işletme başına ortalama aktif sermayenin (2.798.096,92 TL), %85,86'sını arazi sermayesi ve %14,14'ünü işletme sermayesi oluşturmaktadır. Üretim masrafları toplamı işletme başına 8.711,58 TL olarak hesaplanmıştır. Bu masrafların içerisinde değişen masrafların payı %75,25, sabit masrafların payı ise %24,25 olarak hesaplanmıştır. Değişen masraflar içinde en yüksek payı %42,78 ile hasat masrafları almaktadır. Gayri safi üretim değeri (GSÜD) 9.737,80 TL, brüt kar 2.679,64 TL, net kar 1.026,21 TL, 1 kg üzümün maliyeti 15,31 TL, 1 kg üzümün satış fiyatı 44,91 TL, 1 kg üzümün net karı 29,60 TL olarak hesaplanmıştır. Araştırma alanında üretilen üzümlerin %39,54 sofralık olarak pazarlanmakta, %31,90'ı pekmez üretimine ayrılmaktadır, %15,45 cevizli sucuk üretimi için kullanılmakta, % 7,75'i bastık üretimine ayrılmakta, %4,26'sı ise kuru üzüm üretimine ayrılmaktadır. Bölgede üzüm üretiminin geleneksel yöntemlerle sürdürüldüğü, katma değerli ürünlerin üretiminde pazarlama ve markalaşma sorunları yaşandığı belirlenmiştir. Üreticilerin örgütlenme ve modern tekniklere erişim konusunda desteklenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, coğrafi işaretin alınması ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesiyle katma değerin artırılabileceği önerilmiştir.
Malezya'da çeltik yetiştiriciliği yapan işletmelerin rekabet analizi
Tarım, ekonomik kalkınma, gıda güvenliği ve dünya çapında kırsal geçim kaynaklarında kritik bir rol oynamaktadır. Pirinç, özellikle Güney Asya'da 3,5 milyar insan tarafından tüketilen temel bir gıdadır. Asya, küresel çeltik üretiminin %84'ünü karşılar ve 2023 yılına kadar toplam 523,7 milyon ton çeltik hasadı gerçekleşmiştir. Malezya'da, pirinç günlük kalori alımının %26'sını oluşturduğunu ve ithalatın iç talebin büyük bir kısmını karşılamaktadır. Malezya hükümeti, pirinç yeterlilik seviyesi 2025 yılına kadar %75'e çıkarmayı planlamaktadır. Ancak iklim değişikliği, artan maliyetler ve rekabet gibi faktörler ürün verimliliğini etkilemektedir. Bu araştırmada, Malezya'nın Perlis eyaletinde Porter'ın Elmas modelini kullanarak rekabet analizi yapılmıştır. Çiftçilerin stratejilerini ve üretim süreçlerinde sürdürülebilirliği incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma bölgesinde tam sayım ve tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemine göre anket yapılacak işletme sayısı %90 güven sınırında ve %10 hata payı ile 68 olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda işletme sahiplerinin yaş ortalamasının 52,94 olduğu, işletme sahiplerinin %39'unun üniversite mezunu olduğu belirlenmiştir. Çeltik işletmelerinde arazi tasarrufu ortalama %70,77 kiralık, %29,23 mülk arazinden oluşmaktadır. İşletmelerin ortalama aktif sermayesi 78.262,60 ABD Dolar olup bunun %87,97'sini çiftlik sermayesi, %12.03'ünü işletme sermayesi meydana getirmektedir. Pasif sermayede %94,17 öz sermayesi, %5,83 yabancı sermayesi oranı öne çıkmaktadır. Gayri safi hasıla (GSH) ortalama 9.361,02 ABD Dolar iken, bunun %94,75'i bitkisel üretim değerinden gelmektedir. Çeltik üretim maliyetlerin büyük kısmını değişken masraflar oluşturmakta (%96,28), sabit masrafların oranı ise %3,72'de kalmaktadır. Dekara düşen brüt kar 115,20 ABD Dolar/da olup dekara düşen net kar ise 111,23 ABD Dolar/da hesaplanmıştır. Saf hasıla ortalama 5.011,58 ABD Dolar olup, dekara düşen saf hasıla 123,32 ABD Dolar/da düzeyindedir. Porter Elmas Modelinden girdi faktörleri, talep faktörleri, işletme stratejileri, ilgili ve destekleyici kurumlar ve araştırma alanındaki devlet faktörlerinin etkisi gibi faktörler rekabet gücünün orta düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, çeltik üretimi artırılmalı ve desteklenmelidir, aksi takdirde Malezya'nın tarımsal geleceği risk altında olabilmektedir.
Mısır üretimi yapan tarım işletmelerinin işletme tiplerine göre ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği: Konya ili örneği
Bu çalışmada, Konya ilinde mısır üreten işletmelerin, çiftlik muhasebe veri ağı sistemine göre sosyo-ekonomik analizleri yapılarak, mısır üreten işletmelerin sürdürülebilirlik düzeyleri ve sürdürülebilirliği etkileyen faktörlerin tespiti amaçlanmıştır. Bu amaçla ilde mısır üretiminin yaygın olarak yapıldığı 6 ilçede mısır üretimi yapan tarım işletmelerinden tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemine göre belirlenen 105 adet tarım işletmesinden anket yöntemiyle araştırmanın temel verileri elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, incelenen tarım işletmelerinin %72,38'i uzmanlaşmış tarla ürünleri yetiştiriciliği, %7,62'i uzmanlaşmış hayvan yetiştiriciliği ve %20,00'si karışık bitkisel ürün ve hayvan yetiştiriciliği işletme tipinde oldukları saptanmıştır. İşletme tipleri ortalaması olarak incelenen işletmelerin %27,76'sının küçük, %39,05'inin orta ve %36,19'unun büyük işletme tipinde olduğu belirlenmiştir. İşletme başına düşen nüfus miktarı 4,02 kişi, arazi miktarı ise 168,09 dekardır. Arazi varlığının %81,69'u mülk, %15,14'ü kira ve %3,19'u ortak arazilerden oluşmaktadır. Tüm işletme tipleri ortalaması olarak standart sonuçlar incelendiğinde toplam çıktı değeri 1.603.865,15 TL olup, bu çıktının %59,34'ü toplam girdi masrafları, %40,66'sı net işletme aile geliridir. Toplam çıktının %53,61'i brüt işletme karı, %45,30'u ise işletme net katma değerinden oluşmaktadır. İşletmelerin toplam varlıkları işletme yöneticilerinin beyanı üzerine 10.464.528,52 TL olarak belirlenmiş olup, bu varlıkların %2,59'unu cari varlıklar, %97,41'ini ise sabit varlıklar oluşturmaktadır. Toplam varlıkların %99,14'ü öz sermaye, %0,86'sı ise borçlardan oluşmaktadır. Toplam borçların %18,74'ünü kısa vadeli borçlar, %81,26'sını ise orta ve uzun vadeli borçların oluşturduğu belirlenmiştir. İşletme tipleri ortalamasında dekara düşen toplam çıktı 9.541,70 TL, dekara düşen toplam girdi masrafları 5.662,13 TL'dir. Birim aktif sermayeye düşen toplam çıktı 0,15 TL, bir birim aktif sermayeye düşen toplam girdi masrafları 0,09 TL'dir. İncelenen işletmelerin sürdürülebilirlik indeksi ekonomik boyutta %67,56, çevresel boyutta %66,59 ve sosyal boyutta %76,05 olarak belirlenmiştir. Genel tarımsal sürdürülebilirlik indeksi ise %70,07 olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde tarımsal sürdürülebilirliği etkileyen faktörler lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Analiz sonucunda incelenen 5 değişken içerisinden 3 değişkenin işletme sürdürülebilirlikleri üzerinde istatistiki olarak anlamlı oldukları belirlenmiştir. Bu değişkenler arazi varlığı, hane nüfus sayısı ve toplam çıktı değeridir. Analiz sonuçlarına göre modelde yer alan diğer iki değişken işletme sürdürülebilirlikleri üzerinde istatistiki olarak anlamlı bulunmamıştır. Bu değişkenler ise yönetici eğitim düzeyi ve sermaye devir hızıdır. Çalışma sonucunda mısır yetiştiren işletmelerin ekonomik, çevresel, sosyal ve genel sürdürülebilirliğine katkı sağlayacak öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarım İşletmesi, ÇMVA, Standart Sonuçlar, Tarımsal Sürdürülebilirlik, Konya
Türkiye'de yerli ırk sığır yetiştiriciliğinin ekonomik analizi ve sürdürülebilirliği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yerli ırk sığır yetiştiriciliği yapan işletmelerin ekonomik analizi yapılarak, yerli ırk sığır yetiştiriciliğinin sürdürülebilirliğinin ölçülmesi ve sürdürülebilirliğe etkili faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmanın ana materyalini Türkiye yerli ırk sığır varlığının %34.22'sini oluşturan; Diyarbakır, Ağrı, Şanlıurfa, Muş ve Samsun illerinde 215 yerli ırk sığır yetiştiricisi işletmeden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Elde edilen veriler Mayıs 2021 - Nisan 2022 üretim dönemine aittir. Araştırma bölgesinde; Doğu Anadolu Kırmızısı, Yerli Kara, Güney Anadolu Kırmızısı, Yerli Güney Sarısı, Boz Irk ve Zavot ırkları yetiştirilmektedir. Bölgede yerli ırk sığır yetiştiriciliği arazi yapısı ve iklim koşullarına uygun bir faaliyet olduğu için yapılmaktadır. Görüşülen işletmelerin yerli ırk sığır varlığı ortalama 15.11 BBHB'dir. Yerli ırk sığır yetiştiriciliğinin GSÜD içerisinde payı ortalama %54.53'dir. Büyükbaş hayvan birimine göre yerli ırk sığır üretim maliyeti 5 877.85 TL, brüt kâr, 5 805.67 TL, nispi kâr ise 1.60 hesaplanmıştır. Yerli ırk sığır yetiştiriciliğinde ekonomik sürdürülebilirlik indeksi 0.44, sosyal sürdürülebilirlik indeksi 0.54, çevresel sürdürülebilirlik indeksi 0.49 tespit edilmiştir. Genel sürdürülebilirlik indeksi 0.49'dur. İşletmelerde sürdürülebilirliği etkileyen faktörler; gelir, sosyal ağ, bilişim, mera varlığı ve eğilimdir. Sürdürülebilirliği etkileyen ve istatistiki olarak etkisi anlamlı bulunan gelir ve mera durumu gibi faktörlerin en önemli masraf unsurunun yem maliyetleri olduğu dikkate alındığında; mera alanlarının ıslah çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Yerli ırk sığır yetiştiriciliği özelinde verilen desteklemelerin kapsamının genişletilmesi ve yoğun olduğu bölgelere ağırlık verilmesi sağlanmalıdır. Yerli ırk sığır yetiştiriciliğinin önemi, hayvan gen kaynaklarının korunması perspektifinde bir politika olarak ilgili kurum ve kuruluşların tüm birimlerini kapsayan bir biçimde farkındalık oluşturulması gerekmektedir. Ancak böylelikle kamu/özel/üretici arasında zincirleme bir etki sağlanabilir.
Isparta ilinde kayısı üretiminin ekonomik açıdan irdelenmesi ve geleceği
Bu çalışmanın amacı Isparta ilinde kayısı yetiştiriciliği yapan işletmelerin sosyo-ekonomik yapısı, maliyet ve kârlılık durumları incelenerek üretim ve pazarlama yapısı ile ilgili sorunların tespit edilmesi ve elde edilen bulgular dâhilinde Isparta ilinde kayısı üretimi ve kârlılığını iyileştirmeye yönelik öneriler geliştirilmesidir. Ayrıca Isparta ilinde kayısı yetiştiriciliğinin geleceği hakkında öngörüde bulunulmuştur. Araştırmanın ana materyalini; %91 dikim alanı ve %87 üretim payına sahip Isparta ili Yalvaç ve Senirkent ilçelerindeki kayısı yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı köylerde bulunan 138 kayısı işletmesinden anket yöntemi ile elde edilen birincil veriler oluşturmuştur. Örnek hacminin tespitinde tabaka sınırları dikkate alınarak tabakalı örnekleme yöntemlerinden biri olan Neyman Yöntemi kullanılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda örnek hacmi 138 işletme olarak belirlenmiştir. İşletmelerden elde edilen veriler 2021 yılı üretim sezonuna aittir. Elde edilen sonuçlara göre işletmelerin ortalama parsel sayısı 6.02 adet, arazi genişliği ise 34.05 dekar bulunmuştur. Kayısı arazi parsel sayısı 5.25 adet, arazi genişliği 28.63 dekar hesaplanmıştır. İşletmelerin yetiştirdiği kayısı çeşitlerinin başında Şekerpare, Roxsana, Aprikoz ve Orange Ruby gelmektedir. İşletmeler kayısı üretiminde dekara 1.97 saat çekigücü, 27.57 saat aile işgücü, 27.00 saat yabancı işgücü kullanmışlardır. Kayısı bahçelerinde dekara saf madde olarak 8.86 kg azot, 12.92 kg fosfor ve 4.33 kg potasyum uygulamışlardır. İşletmeler ortalamasında dekara kayısı üretim maliyetleri 6 013.62 TL, GSÜD 25 090.66 TL, brüt kâr 21 933.14 TL, mutlak kâr 19 077.04 TL, nispi kâr 4.17 olarak hesaplanmıştır. 1 kg kayısı üretim maliyeti 1.84 TL olarak tespit edilmiştir. Kayısı üretiminin kârlılığı yüksek olduğu için üreticilerin gelecek yıllarda üretime devam edeceği tespit edilmiştir.
Tarımsal destekleme politikalarının serada domates üretiminde agroekolojik uygulamalara etkisinin incelenmesi: Antalya ili Kumluca ilçesi örneği
Çalışmada Antalya İli Kumluca İlçesinde serada domates üretiminde destekleme politikalarının agroekolojik uygulamalara etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Antalya ili Kumluca ilçesinde 115 domates üreticisi ile yüz yüze anket yapılmıştır. Üreticilerin sosyo-demografik özelliklerinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistiklerden, agroekolojik uygulamaları gerçekleştirme düzeyine göre yararlanılan desteklerin ortaya konmasında t-testi, sera üretimindeki destekleme politikalarının ve sosyo-demografik özelliklerin agroekolojik uygulamalara etkisinin belirlenmesinde ise lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca domates üretiminin sürdürülebilirlik düzeyinin belirlenmesi amacıyla sürdürülebilirlik indeksi de hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde üreticilerin %70.43'ünün düşük düzey kategorisinde, %29.57'sinin orta düzey kategorisinde agroekolojik yöntemleri uygulama düzeyine sahip olduğu ve yüksek düzey kategorisinde hiçbir üreticinin yer almadığı saptanmıştır. İşletmelerin tarımsal desteklerden yararlanma düzeyi %98.26 olup verilen desteklerin sadece %19.35'inin agroekolojik uygulamalara verilen destekleri kapsadığı belirlenmiştir. Serada tarımsal deneyim süresinin, herhangi bir üretici örgütüne üye olma oranının artması ve domates üretim alanının artması ile agroekolojik yöntemleri uygulama olasılığının azaldığı; üreticilerin düzenli olarak kitle iletişim araçlarını kullanarak tarımsal bilgi edinme düzeyinin artması, aile işgücü sayısının yükselmesi ve tarımsal destekleme miktarının artması ile agroekolojik yöntemleri uygulama olasılığının arttığı saptanmıştır. Bu kapsamda, serada domates üretiminde çevre koruyucu önlemlerin alınması, agroekolojik uygulamaların teşvik edilmesi ve üreticinin refahının korunması tarımsal sürdürülebilirlik açısından oldukça önemli olup, politika yapıcıların tarımsal destekleme politikalarını buna göre planlaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Domates, Tarımsal destekler, Agroekolojik uygulamalar, Antalya, Örtüaltı üretim
Indonesian palm oil export analysis
This study aims to analyze the factors affecting Indonesian palm oil exports between 1990-2019 and the impact of the COVID-19 pandemic (2020-2021 period) on Indonesian palm oil exports. This study also reveals the structure of Indonesian palm oil exporting companies, identifies the problems of palm oil exporting companies, and proposes solutions to these problems. Primary data was obtained through in-depth interviews with 15 Indonesian palm oil exporters. The study used regression prerequisite testing, classical assumption, and multiple linear regression methods to analyze the factors affecting Indonesian palm oil exports between 1990-2019. A literature review and simple descriptive methods were used to analyze the impact of the COVID-19 pandemic (2020-2021) on Indonesian palm oil exports. Basic statistical methods for comparative interpretation were used to identify Indonesian palm oil export companies' structure, problems, and solutions. According to the results, palm oil production, the USD exchange rate against the IDR, and the world palm oil price had a 96.5% impact on Indonesian palm oil exports. Palm oil production and export volume decreased during the COVID-19 pandemic due to supply chain disruptions, labor limitations, and other constraints. Palm oil companies faced various internal and external challenges, including production, export, and climate issues, high fertilizer prices, global economic uncertainty, export restriction policies, and negative campaigns by environmental and social NGOs on palm oil. Solutions to be implemented by companies include careful fertilization planning, implementation of integrated pest management, market diversification, active participation in industry associations, and compliance with national and international palm oil sustainability standards.
Antalya ilinde zeytinyağı üreten işletmelerin teknik etkinliği
Zeytin tarih boyunca barışın simgesi, refahın kaynağı olarak görülmüştür. Sofralık ve yağlık değerinin yüksekliği ve sınırlı alanlarda yetiştiriliyor olması zeytinin ne kadar kıymetli bir bitki olduğunun göstergesidir. Türkiye, dünya zeytinyağı üretiminde İspanya, Tunus, İtalya ve Yunanistan'ın ardından beşinci sırada yer almaktadır. Son yıllarda Türkiye'nin zeytinyağı ithalatı çok hızlı artmış, buna rağmen ihracatı aynı hızla artmamıştır. Bu çalışmanın amacı Antalya ilinde faaliyet gösteren zeytinyağı işletmelerin teknik etkinliğini belirlemek, sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaç için zeytinyağı üreten 30 işletme ile görüşülmüştür. Anketlerle elde edilen veriler 2022-2023 üretim sezonuna aittir. Etkinlik skorlarının tahmininde veri zarflama analizi kullanılmıştır. Sonuçlar işletmelerin etkinliklerinin %30.9 ile %100 arasında değiştiğini, ortalama etkinliğin ise %73.4 olduğunu göstermiştir. İşletmeler ortalama %58.83 kapasite ile Eylül-Şubat arasında faaliyet göstermektedir. İşletmelerin zeytinyağı satış fiyatı zeytinyağının kalitesine bağlı olarak ortalama 58.57 TL ile 93.69 TL arasında değişmiştir. Üretilen zeytinyağının %20.36'sı doğrudan tüketiciye satılırken, %71.71'i toptancıya ve %7.93'ü ise perakendeciye satılmıştır. İncelenen işletmelerde girdi maliyetlerindeki artış, fiyat istikrarsızlığı ve kaliteli hammadde teminindeki güçlükler en temel sorunlar olarak belirlenmiştir. Kaliteli hammadde temininin sağlanması için zeytin üreticileri tarafından modern tarım tekniklerinin kullanılması ve düzenli bakımın yapılması gerekmektedir. Son olarak üretimde kullanılan girdilerin daha etkin kullanılmasına yönelik bilincin ve iradenin ortaya koyulması en önemli konulardan biri olarak değerlendirilmektedir.
Üzüm üretimi yapan işletmelerin ekonomik analizi: Denizli ili Baklan ilçesi örneği
Bu çalışmanın amacı, Denizli ili Baklan ilçesinde üzüm üretimi yapan işletmelerin ekonomik yönden incelenmesidir. Araştırmanın ana materyalini Baklan ilçesinde üzüm üretimi yapan işletmeler ile anket yöntemi kullanılarak birincil veriler oluşturulmuştur. Çalışmada kullanılan bilgiler 2021 üretim sezonunu kapsamaktadır. İncelenen işletmelerde birim alana (da) üzüm verimi 685.65 kg olarak belirlenmiştir. Üretim maliyetlerinin %57.08'ini değişen maliyetler, %42.92'sini sabit maliyetler oluşturmaktadır. Üzüm üretiminde dekara düşen üretim masrafı 1742.92 TL olarak tespit edilmiştir. Dekara düşen gayri safi üretim değeri 2536.27 TL olarak belirlenmiştir. Ortalama net kâr 1541.48 TL/da hesaplanmıştır. Görüşülen üreticilerin bir kilogram üzüm üretim maliyeti 2.54 TL ve bir kg üzüm satış fiyatı ise 3.73 TL olarak hesaplanmıştır. Nisbi karın ise işletmeler ortalamasındaki değeri 1.47 olarak hesaplanmıştır.
Türkiye'de etlik piliç üretiminde teknik ve ekonomik etkinlik
Bu araştırmada Türkiye'de etlik piliç üretiminin ekonomik analizi, yatırım analizi ve etkinlik analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Araştırmanın ana materyalini, Türkiye'de etlik piliç varlığının %57.12'sini oluşturan Manisa, Balıkesir, Bolu, Sakarya ve Mersin illerinde 139 işletmeden anket yöntemi ile toplanan birincil veriler oluşturmuştur. Örnek işletmelerin tabakalara dağıtımında tavuk sayısına göre Neyman Paylaştırması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; işletmelerde ortalama ölüm oranı %4.40, ortalama canlı ağırlık 2.61 kg, bir yıldaki ortalama besi dönemi sayısı 5.38 ve bir dönemdeki ortalama besi süresi 42.63 gün olarak tespit edilmiştir. Canlı ağırlık birimi başına üretim masrafları ortalama 15.45 TL/kg, brüt kâr 5.73 TL/kg, net kâr 3.98 TL/kg ve nispi kâr 1.26 olarak hesaplanmıştır. Etlik piliç yetiştiriciliğinde yatırımın mali ve ekonomik yönden değerlendirilmesinde; fayda masraf oranları işletme büyüklük gruplarına göre I., II. ve III. grup işletmelerde sırasıyla 1.14, 1.24 ve 1.35 olarak hesaplanmıştır. İç kârlılık oranı ise I., II. ve III. grup işletmelerde sırasıyla %27.85, %39.71 ve %70.69 olarak saptanmıştır. VZA'ya göre işletmelerin girdiye yönelik ekonomik etkinlik skoru ortalama 0.87, kaynak kullanım etkinliği skoru, 0.97, teknik etkinlik skoru, 0.82, saf teknik etkinlik ve ölçek etkinliği skoru 0.91 olarak tespit edilmiştir. İşletmelerin çıktıya yönelik teknik etkinlik skoru 0.82 ve SSA'ya göre ise teknik etkinlik skoru ise 0.92 olarak saptanmıştır. Sektörün en önemli sorunu olarak yem hammaddelerinin ithalat yoluyla temin edilmesi görülmektedir. Yem hammaddelerinin ülke içinde üretiminin teşvik edilmesi gerekmektedir. Ayrıca üreticilerin etlik piliç ile ilgili tarımsal örgüt oluşturmalarının sektörde söz sahibi olabilmeleri için önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Üreticilere yetiştiricilik ile ilgili eğitim verilmesinin de işletmelerin etkinliğini artıracağı sonucu çıkmıştır.
Buğday ve arpa üreticilerinin iklim değişikliğine uyum davranışları - Yalvaç ilçesi örneği
Bu araştırmanın amacı, iklim değişikliğinden oldukça fazla etkilendiği bilinen Isparta'da (özellikle Yalvaç ilçesinde) Buğday ve Arpa üreticilerinin nasıl etkilendiklerini ortaya koymak ve iklim değişimine yönelik davranışlarını belirlemektir. Yüz yüze anket yönteminin kullanıldığı çalışmada, tabakalı örnekleme yoluyla rastgele seçilen 116 katılımcıdan veriler toplanmıştır. Örneklem büyüklüğünü her bir tabakaya dağıtmak için Neyman yöntemi kullanılmıştır. Ankete katılan üreticilerin iklim parametreleri hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmek için Likert ölçeği kullanılmıştır. Verileri analiz etmek için tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, çoklu uyum analizi, kısıtlama endeksi ve ikili lojistik regresyon kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre üreticilerin yaş ortalaması 46, %96.6'sı erkek, lise mezunu ve tarımsal üretimde ortalama 22 yıllık deneyime sahiptir. Yalvaç ilçesinde buğday ve arpa verimindeki düşüş kuraklık, yağış azlığı, don ve artan sıcaklıklardan kaynaklanmaktadır. Bu iklim faktörlerinin tehditlerine karşı, üreticiler buğday/arpa türünde değişiklik, ekim ve hasat tarihlerinde değişiklik, meteorolojik bilgileri takip etme kararı gibi birçok uyum önlemi uygulamıştır. İkili lojistik regresyonun sonuçları, üreticilerin iklim değişikliği uyum önlemlerine yönelik algılarını etkileyen değişkenlerin deneyim yılı, tarım kredisi kullanımı, yaş, gelir gibi faktörler olduğunu ortaya koymuştur. Kısıtlar endeksi, iklim değişikliğine uyum önlemleri hakkında bilgi eksikliğinin ankete katılan üreticilerin çoğunluğu tarafından en çok ifade edilen kısıt olduğu ortaya çıkmıştır. Beklentiler açısından, üreticiler devletin iklim bilgisine erişim olanaklarını artırmasını ve ardından iklim değişikliklerinin yönetimi konusunda düzenli eğitim kursları düzenlemesini istemektedir. Bu araştırmanın sonuçları, Yalvaç ilçesindeki tarımsal politika yapıcılara, üreticilerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığını artırmada yol gösterecek bir araç olarak hizmet edecektir.
Çörek otu üretiminin geliştirilmesi, sorunlar ve çözüm önerileri: Burdur ili bucak ilçesi örneği
Bu çalışmada Burdur ili Bucak ilçesinde çörek otu üretiminin geliştirilmesi, sorunlar ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ana materyalini Burdur ili Bucak ilçesinde faaliyet gösteren 124 çörek otu üreticisinden anket yöntemiyle elde edilen birincil veriler oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre, İncelenen işletmelerde üreticilerin ortalama yaşının 58.42 yıl, ortalama eğitim süresinin 7.73 yıl ve ortalama çörek otu yetiştiricilik deneyiminin 5.02 yıl olduğu saptanmıştır. Üreticilerin %69.35'nin çiftçilik dışında başka işlerinin de olduğu belirlenmiştir. İncelen işletmelerde ortalama işletme arazi büyüklüğü 128.97 dekar, ortalama çörek otu ekim alanı 44.64 dekar olarak hesaplanmıştır. İncelen işletmelerde ortalama işletme arazisinin %34.61'nin çörek otu üretimine tahsis edildiği hesaplanmıştır. Çörek otu verimin ortalama 69.94 kg/dekar olduğu, ortalama çörek otu satış fiyatının ise 20.08 TL/kg olduğu tespit edilmiştir. Üreticilerin %66.94'ünün depolama ve pazarlama, %87.90'ı hasat, %99.19'unun yabancı ot mücadelesinde ve %50.81'inin alet ve makine temininde sorun yaşadıkları saptanmıştır. Üreticilerin %100'ü iklim koşulları uygun olduğu için, %97.58'i hasat kolay olduğu için, %91.93'ü ise işçiliğinin kolay olması nedeniyle çörek otu üretimini tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Üreticilerin tamamının mazot ve gübre desteğinden yararlandıkları saptanmıştır. Üreticilerin %66.13'ü çörek otu üretiminin fark ödemesi (prim) desteği kapsamına alınmasını istemektedirler. Araştırma bölgesinin sosyoekonomik ve ekolojik koşulları çörek otu üretiminin geliştirilmesi için önemli bir potansiyele sahiptir. Tüketici talebi gittikçe artan çörek otu üretimin artırılması ve katma değerli ürünlerin üretilmesi için gerekli devlet desteği ve yönlendirmesinin yapılması önem arz etmektedir. Bu gelişmeler sağlanabilirse çörek otu üretiminin araştırma bölgesinde kırsal ekonomiye önemli katkılar sağlayacağı söylenebilir.
Türkiye'de yumurta tavukçuluğu üretim ve tüketim yapısının analizi
Bu çalışmada, Türkiye'de yumurta tavukçuluğu sektörünün üretim ve tüketim yapısı analiz edilmiştir. Bu çerçevede yumurta tavukçuluğu işletmelerinin üretim yapıları ekonomik yönden değerlendirilmiş, etkinlikleri araştırılmış, piyasa durumu analiz edilmiştir. Tüketim yapısında da yumurta tüketimi, tüketici algıları, davranışları ve tercihleri irdelenmiştir. Araştırma verileri, tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemine göre 68 yumurta üreten işletme, oransal örnekleme yöntemine göre ise 1076 tüketiciden yüz yüze görüşme yapılarak elde edilmiştir. Çalışmada, işletme ortalaması olarak toplam masrafın %67.05'ini yem masrafı, %10.14'ünü pazarlama masrafı ve %8.45'ini yarka amortismanı oluşturmuştur. Birim (adet) yumurta üretim maliyeti 1.27 TL, nispi kar 1.21 olarak bulunmuştur. İşletmelerin teknik etkinlik skorları, ölçeğe göre sabit getiri varsayımı altında (crste) 0.86, ölçeğe göre değişen getiri varsayımı altında (vrste) 0.94 ve ölçek verimliliği (scale) 0.91 olarak hesaplanmıştır. Yumurta üretim süresi 66 hafta, kapasite kullanım oranı 0.88, tavuk başına yumurta verimi 290 adet/yıl olarak tespit edilmiştir. Tüketici hanelerinde ortalama birey sayısı 3.14 kişi, haftalık yumurta tüketimi 28.14 adet, ortalama gelir 21.149 TL ve aylık ortalama yumurta harcaması 237 TL olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, artan yem maliyetlerinin önüne geçilebilmesi için yem hammadde temininde ithalat eğiliminden çok, iç pazarda üretim potansiyelinin artırılmasına ağırlık verilmesi önemlidir. Yumurta piyasasında süreklilik sağlanarak iç ve dış piyasada fiyat dengesinin oluşmasına katkıda bulunulması, yumurtanın raf ömrünün uzatılması ve katma değeri daha yüksek ürünlerde değerlendirmesine olanak sağlanması amacıyla yumurtayı sıvı ya da kuru şekilde daha uzun süre muhafaza edecek teknolojik alt yapıya ulaşmaları için işletmelerin teşvik edilmesi ve desteklenmesi önem arz etmektedir.
IPARD programı kapsamında desteklenen ve desteklenmeyen besi sığırcılığı işletmelerinin yenilikçi teknolojileri kullanım düzeyleri ve en iyi yetiştiricilik pratikleri açısından karşılaştırılması: İç Anadolu Bölgesi örneği
Bu araştırmada IPARD Programının I. Dönemi'nde İç Anadolu Bölgesi'nde kırmızı et üreten tarımsal işletmeler kapsamında IPARD desteği alan ve almayan besi sığırcılığı işletmelerinin; sosyo – ekonomik özelliklerini, iletişim davranışlarını, yenilikçi teknoloji kullanım düzeylerini ve en iyi yetiştiricilik uygulamalarını saptayıp karşılaştırmak, uygulamalar konusunda karşılaştıkları sorunları belirlemek ve ilgili kuruluşlara, çiftçilere ve politika belirleyicilere öneriler geliştirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla bölgedeki 7 ilden 88 işletme ile gerçekleştirilen anketler sonucu elde edilen veriler, araştırmanın ana materyalini oluşturmuştur. Ayrıca, sektör paydaşlarının bakış açısını yansıtması amacıyla nitel bir veri toplama aracı olan odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hem nicel hem de nitel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada ortalama olarak; besicilerin yaşlarının 47.1, çiftçilik deneyimlerinin 25.6 yıl, besicilik deneyimlerinin 17.9 yıl, hayvan varlıklarının 216 baş olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları; yapılan ki – kare analizine göre, IPARD desteği alan ve almayan besi işletmeleri arasında eğitim düzeyi, çifçilik ve besicilik deneyimleri, bilgisayarda kayıt, padok, revir, bakıcı binası, gübre sıyırıcılar, hayvan sigortası, kamera sistemi, anızda otlatma, kaşıma fırçası uygulamalarında istatistiki olarak farklılık bulunduğunu göstermiştir. Lojistik regresyon analizi sonucunda, besi işletmelerinin IPARD desteğinden yararlanıp yararlanmamaları ile çiftçilik deneyimi, hayvan sigortası yaptırma, silaj üretimi, kamera sistemi, sürü yönetim yazılımı ve eğitim düzeyleri değişkenleri arasında istatiksel yönden önemli ilişki bulunmuştur. IPARD propramının etkinliği ve sürdürülebilir besiciliğin temini için; IPARD projesi izleme süresi artırılmalı, mesleki deneyimi daha fazla olan ve/veya tarım konusunda eğitim alan işletmelere öncelik verilmeli, yenilikçi teknolojilerin yatırım maliyetlerini azaltacak ve besicilikte kullanımını yaygınlaştıracak tedbirler alınmalıdır.
Türkiye'de yağlık ayçiçeği üretimi yapan işletmelerin ekonomik analizi ve çevresel etkinliği
Araştırmanın amacı yağlık ayçiçeği üretimi yapan işletmelerin ekonomik analizinin yapılması, yağlık ayçiçeği üretiminin çevresel etkisinin ölçülmesi, işletme düzeyinde çevresel etkinliğin tahmin edilmesi, çevresel etkinlik belirleyicilerinin tespit edilmesi ve işletme düzeyinde sürdürülebilirliğin ortaya konulmasıdır. Araştırmanın işletme düzeyindeki verileri, Türkiye yağlık ayçiçeği ekim alanlarının %54.57'sini, üretiminin ise %53.81'ini oluşturan Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Konya illerinde yağlık ayçiçeği üretimi yapan 222 tarım işletmesinden anket yoluyla toplanmıştır. Çevresel etkilerin ölçülmesinde yaşam döngüsü analizi, çevresel etkinliğin tahmin edilmesinde veri zarflama analizi ve sürdürülebilirliğin ortaya konulmasında sürdürülebilirlik indeksi kullanılmıştır. Çevresel etkinlik, sürdürülebilirlik ve ekonomik performans ilişkisi bir arada incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre yağlık ayçiçeği üretim değerinin toplam gayrisafi üretim değeri içerisindeki payı %47.29'dur. Türkiye'de 1 kg yağlık ayçiçeği üretimi için atmosfere 0.459 kg CO2-eş sera gazı salınmaktadır ve sera gazı salınımı işletme büyüklüğü arttıkça artmaktadır. İncelenen tarım işletmeleri üretimlerini azaltmaksızın ve çevreye ilave etki yapmaksızın girdi kullanım miktarlarını %21.9 oranında azaltma imkânına sahip oldukları belirlenmiştir. İşletmecilerin yağlık ayçiçeği üretimde deneyim süresi, üretim sistemleri, işletmecilerin çevresel bilgi düzeyleri ve işletmecilerin çevresel üretim sistemlerini uygulama durumları çevresel etkinliğe pozitif yönde; işletmecilerin tarımsal deneyim süresi, işletmelerdeki hanehalkı büyüklüğü, işletmecilerin çevresel ifadelere katılımları ise çevresel etkinliğe negatif yönde etki etmektedir. İşletmelerin ekonomik, sosyal, çevresel ve politik sürdürülebilirlik indeksleri sırasıyla 0.45, 0.63, 0.42 ve 0.50; genel sürdürülebilirlik indeksi ise 0.50 olarak belirlenmiştir. Çiftçilere yönelik çevresel bilgi düzeylerini artırıcı eğitimlerin düzenlenmesi, verimli sulama yöntemlerinin ve çevre dostu üretim sistemlerinin uygulanmasının teşvik edilmesi yağlık ayçiçeği üretiminde fazladan kullanılan girdileri azaltacak, işletmelerin kârlılıklarını ve çevresel etkinliklerini artıracak, doğaya daha az sera gazı salınımı gerçekleşecektir.
Devlet destekli büyükbaş hayvan hayat sigortası uygulamalarının süt sığırcılığı işletmeleri açısından değerlendirilmesi: Burdur ili örneği
Bu çalışmada, devlet destekli büyükbaş hayvan hayat sigortası (BHHS) uygulamalarının Burdur ili süt sığırcılığı işletmeleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Burdur ilinde süt sığırcılığı yapan ve devlet destekli büyükbaş hayvan hayat sigortası kapsamında hayvanlarına sigorta yaptıran 52 çiftçi ve sigorta yaptırmayan 141 çiftçi olmak üzere toplam 193 çiftçi ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Çiftçilerin sosyo-ekonomik, demografik ve teknik özelliklerinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Süt sığırcılığı işletmelerinin, devlet destekli büyükbaş hayvan hayat sigortası yaptırma ve yaptırmama nedenlerine etki eden faktörlerin tespit edilmesinde Binary Logit Model ve Ki-Kare bağımsızlık testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, incelenen işletmelerde BHHS yaptıran çiftçilerin ortalama yaşının daha küçük (49.02 yıl), ortalama eğitim düzeyinin daha yüksek (9.73 yıl), ortalama hayvancılık deneyiminin daha düşük (22.63 yıl) ve ortalama hayvan sayısının daha fazla (66.04 baş), ortalama işletme arazi büyüklüğünün daha yüksek (150.13 dekar), ortalama mülk arazi büyüklüğünün daha yüksek ( 113.67 dekar) , ortalama sulanan arazi büyüklüğünün daha yüksek (74.88 dekar), ortalama çalışan kişi sayısının daha fazla (3.50 kişi) ve işletme faaliyet kayıtlarını tutma oranının daha yüksek (%86.54) olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, incelenen işletmelerde büyükbaş hayvan sayısındaki artışın, BHHS yaptırma olasılığını 1.06 kat artırdığı, tarımsal kredi kullanımının, BHHS yaptırma olasılığını %86.80 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Araştırma bölgesinde hayvan hayat sigortası uygulamalarının benimsetilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik farkındalık ve bilinçlendirme faaliyetleri için çiftçi eğitim programları hayata geçirilmelidir Ayrıca hayvan hayat sigortası uygulamaları öncesi ve sonrası yaşanan sorunlar ortadan kaldırılarak çiftçilerin hayvan hayat sigortası yaptırmaları yönünde isteklilikleri artırılmalıdır.
1980 sonrası krizler ve dinamiklerin Türkiye koyunculuğuna olası etkilerinin incelenmesi
Ekonomik kriz olgusu klasik iktisada göre dışsal ani şoklardan ya da yanlış karar süreçlerinden dolayı gelişen konjonktürel dalgalanmalar ile açıklanırken Marksist öğretiye göre içsel dinamiklerce açıklanmaktadır. Bir ekonomide etkili olan krizlerin reel etkilerini anlayabilmek için dinamikleri iyi tanımlamak ve krizin oluşum sürecini iyi irdelemek gerekmektedir. Türkiye ekonomisinin şekillenmesinde 1980 istikrar kararları büyük etkiye sahip olmuştur. Nitekim bu süreçte neoliberal ekonomiye geçiş başlamış, küresel ve yerel dinamikler ile krizlerin etkisi altında ülkede köklü değişimler yaşanmıştır. Kentleşme ve sanayileşmenin 1980 sonrası hız kazandığı ülkede bölgesel kalkınma daha çok ülkenin batısında ve kıyı şeridinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte kırsal alanın kamu yatırımlarından yeterince faydalanamaması ve gelir adaletsizliği zaman içerisinde büyük göç hareketlerine neden olmuştur. 1980 yılında toplam işgücünün %53.6'sı tarım sektöründe çalışırken bu oran 2021 yılında %17.2'ye gerilemiştir. Yaşanan göç hareketi daha çok hayvancılık faaliyeti üzerinde etkili olmuş ve çok sayıda hayvansal üretim yapan işletmenin faaliyetini sonlandırmasıyla neticelenmiştir. Bu durum ülke genelinde hayvan sayılarında azalma ile kendini göstermiştir. Bu süreçte ekstansif koşullarda gerçekleştirilen küçükbaş hayvancılık cazibesini yitirmiş ve yerini çayır mera ihtiyacı olmaksızın kent merkezlerine yakın olarak entansif koşullarda gerçekleştirilebilen büyükbaş hayvancılık faaliyetine bırakmaya başlamıştır. Nitekim küçükbaş hayvan varlığı 1980 yılına oranla 2010 yılında %50'nin üzerinde azalış göstermiştir. Bu çalışmada Türkiye'de koyun varlıklarındaki değişimler küresel ve ulusal dinamikler ve krizlerin etkisi altında irdelenmiş, daha sonra Box-Jenkins (ARIMA) yöntemi yardımıyla ülke genelinde ve üretimin yoğun yapıldığı bölgeler düzeyinde koyun varlığına ilişkin gelecek tahminleri yapılmıştır. 1980 sonrasının değerlendirildiği çalışmada 42 yıllık süreçte hangi olayların genel olarak ülke ekonomisini etkilediğine değinilirken, 2010 yılına kadar ülke ekonomisini etkileyen faktörlerin koyun üretimini olumsuz yönde etkilediği, daha sonra uygulamaya konulan tarım politikaları ve ithalat rejiminde yapılan köklü değişimler neticesinde koyun varlığında artan bir ivme yakalandığı görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı tek değişim 2010 yılında yaşanmıştır. Ülkede koyun varlığındaki artışın gelecekte de devam edeceği öngörülmektedir. Alt bölgeler düzeyinde ise son yıllarda gerçekleşen artış trendinin koyun varlığında önemli paya sahip olan 4 alt bölgede seyir değiştirerek düşüş eğilimine geçeceği öngörülmüş ve 2022 yılında ki gerçekleşmeler benzer sonuçlar vermiştir. 2010 yılıyla birlikte yakalanan artış trendi 30 yıllık hayvan kaybını 10 yılda yerine koymuş olsa da halen kendine yeter üretim düzeyinden uzaktadır. Günümüzde koyunculuk faaliyetini geliştirmeye yönelik ülkenin jeopolitik konumunun sağladığı dış ticaret potansiyelinden ve çayır mera varlığından halen istenilen düzeyde yararlanılamamaktadır.
Şanlıurfa ilinde küçükbaş hayvancılıkta mera kullanımına ilişkin bir araştırma
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği faaliyeti kırsal kalkınmanın sağlanması ve toplum beslenmesi açısından oldukça önemlidir. Mera alanları küçükbaş hayvan yetiştiriciliği faaliyetinin ekonomik olarak devamlılığının sağlanmasında büyük rol oynamaktadır. Şanlıurfa ili mera varlığı ile küçükbaş hayvancılık faaliyetlerinin yapılabilmesi için uygun olanaklara sahiptir. Bu çalışmada Şanlıurfa ili sınırları içerisinde faaliyetlerine devam eden küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin mera kullanımlarına ilişkin detayları incelemek ve mera kullanımında yaşadıkları sorunları tespit ederek çözüm önerileri geliştirmek amaçlanmıştır. Şanlıurfa Damızlık Koyun Keçi Yetiştirici Birliği kayıtlarına göre Şanlıurfa ilinde yaklaşık 6000 küçükbaş hayvan yetiştiricisi bulunmaktadır. Çalışmanın ana materyalini elde etmek üzere yüz yüze anket çalışması gerçekleştirilmiş olup %99 güven aralığı ve %10 ortalamadan sapma ile görüşme yapılacak küçükbaş yetiştirici sayısı 162 kişi olarak belirlenmiştir. Görüşmeler sonucunda araştırma sahasındaki küçükbaş hayvan yetiştiricilerin sosyo-demografik ve ekonomik bulgularının diğer akademik çalışmalarda tespit edilen bulgular ile benzer nitelikte olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte araştırma sahasında görüşme yapılan küçükbaş yetiştiricilerinin memnuniyet düzeyinin diğer akademik çalışmalarda tespit edilen memnuniyet düzeyine göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Mera kullanımına ilişkin araştırma sahasında ortaya çıkan en önemli bulgular mera alanlarının işgal edildiği, mera ıslahı yapılmadığı ve neticesinde bu alanların mera vasfını yitirmekte olduğudur. Bu durumun oluşumunda Şanlıurfa ilinin sosyo-demografik yapısı büyük etkiye sahiptir. Nitekim araştırma sürecinde kırsalda güçlü aileler ile siyasi otorite ile güçlü bağa sahip olan bireylerin meraları amaç dışı kullanarak işgal etmekte oldukları açıkça gözlemlenmiştir. Mera işgallerinin önlenmesi açısından araştırma sahasında denetimlerin arttırılması, mera alanlarının sınırlarının açıkça ortaya konması ve işgallere yönelik cezai yaptırımlarda taviz verilmemesi gerekmektedir. İl genelinde mera ıslahına yönelik çalışmaların yapılmaması meraların verimsizleşerek niteliğini yitirmesine sebep olmaktadır. Mera ıslahına yönelik çalışmaların gerçekleştirilebilmesi, mera alanlarının korunumu ve sürdürülebilirliği açısından küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin çalışmalarda iş birliği ile fiili katılımlarının sağlanması büyük önem arz etmektedir. Sonuç olarak küçükbaş hayvan yetiştiriciliği Şanlıurfa ili için önemli bir tarımsal faaliyet türü olup hem kırsal kalkınma hem de toplumsal kalkınmanın sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Küçükbaş hayvancılık faaliyetlerinde mali olarak büyük önem arz eden kaba yem ihtiyacının ekonomik olarak karşılanması ancak meraların efektif kullanımıyla mümkündür. Bu nedenle gerek ülke kaynaklarının etkin kullanımı gerekse hayvancılığın sürdürülebilirliği için meraların niteliğini kaybetmesi ve işgaller dolayısıyla alanların daralması gibi sorunların en kısa zamanda çözülmesi gerekmektedir.
Şanlıurfa ili suruç ovası sulamalarının sosyo-ekonomik analizi: Bitkisel üretim örneği
Tüm canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için besin alma ihtiyacı duyarlar. Avcılık ve toplayıcılıkla başlayan besin karşılama ihtiyacı daha sonraları tarımsal üretim ile devam etmiştir. Doğada bulunan kıt kaynaklarla giderek artan insan ihtiyaçlarını karşılamak tarımın en önemli görevidir. Tarımsal faaliyetler ile karşılanmaya çalışılan besin ihtiyaçları birçok faktörden etkilenmekte olup, en önemlileri toprak ve sudur. Vatandaşların güvenli ve yeterli gıda ihtiyacını karşılamak devletlerin en başta gelen görevlerindendir. Ülkemizde su ve toprağın etkin ve tasarruflu kullanımı için bugüne kadar yapılan en büyük proje Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)'dir. GAP kapsamında; barajlar, hidroelektrik santralleri, sulama sistemleri, tarımsal altyapı hizmetleri gibi birçok proje bulunmaktadır. Bu kapsamda, Suruç Ovası'nda dünyanın beşinci, Türkiye'nin ise en uzun sulama tüneli yapılmış ve 2015 yılında faaliyete geçmiştir. Suruç Ovası'nda sulamayla birlikte bitki deseninde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tez çalışmasında çiftçilerin sulamayla birlikte ürün desenlerindeki değişiklikler, çiftçilerin tarımsal üretime bakışlarını etkileyen faktörler ve sulama yöntemlerinin verime ve su tasarrufuna yönelik tutum ve davranışları araştırılmıştır. Bu çalışma Şanlıurfa İli Suruç İlçesi'ne bağlı olan 95 köyün 66'sında yüz yüze anket uygulanarak hazırlanmıştır. Bunlar araştırmanın birincil verilerini oluşturmaktadır. Örneklem %95 güven aralığında %5 hata payıyla hesaplanarak, 383 anket yapılmıştır. Ayrıca ürün desenin belirlenmesi için Şanlıurfa Tarım ve Orman Müdürlüğü Çiftçi Kayıt Sisteminden alınan veriler kullanılmıştır. Bunlarda araştırmanın ikincil verilerini oluşturmaktadır. Analizlerde Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis Varyans testleri kullanılmıştır. Sonuçlara göre katılımcıların ortalama arazi büyüklükleri 71.38 dekar (da), tarımsal faaliyetlerden elde edilen ortalama gelir 1 780.72 TL/da ve toplam ortalama gelirleri ise 2 031.30 TL/da olarak hesaplanmıştır. Çiftçilerin tarımsal üretime bakışlarını etkileyen faktörlerin analizinde kooperatif, bilgi alınılan kaynaklar, arazi varlığı değişkenlerinde anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir. Eğitim, kredi, ürün sigortası, yaş, gelir değişkenlerinde anlamlı değişiklikler elde edilmiştir. Çiftçilerin sulama yöntemlerinin verime ve su tasarrufuna etkisinin olduğuna yönelik tutumları analizinde sulama yöntemlerinin verime ve su tasarrufuna etkisinin olduğunu düşünen katılımcıların basınçlı sulama yöntemleri, drenaj suyu, taban suyu, alternatif ürün tercihleri için anlamlı sonuçlar elde edilmiş, diğer ifadelerde ise anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. İkincil veriler kullanılarak elde edilen ürün deseni sonuçlarına göre ise 2015 ten 2023 yılına kadar olan süreçte Suruç Ovası bitki deseninde pamuk, ikinci ürün olarak mısır, yonca, sebze ve meyve üretim alanlarında artışlar, kuru koşullarda yetiştirilen arpa, mercimek ve nohut gibi ürünlerin alanlarında ise azalmalar olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada girdi maliyetleri ve iklim sorunlarının çiftçiler üzerinde etkili faktörler olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sahasında etkili yayım çalışmaları, örgütlenme ve su tasarrufu sağlayan ikame ürünlere ürün deseninde daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.
Edirne ilinde ayçiçeği üreticilerinin tarımsal faaliyet sürecinde başvurdukları bilgi kaynakları ve üreticilerin bilgi kaynaklarına yönelik ödeme istekliliğinin ölçülmesi
Ayçiçeği günümüzde önemli bir endüstriyel tarım ürünüdür. Ayçiçek yağı toplum beslenmesinde kullanılmakla beraber birçok sektörde hammadde olarak da önemli bir yere sahiptir. FAO verilerine göre 2022 yılında yaklaşık 70 ülkede ayçiçeği üretimi yapılmıştır. Bu ülkeler içerisinde ekim alanı ve üretim miktarı bakımından sırasıyla Rusya, Ukrayna ve Arjantin ilk üç sırada yer almaktadır. Türkiye 2022 yılında üretim alanı itibariyle yedinci, üretim miktarı itibariyle altıncı ve verim itibariyle ile dokuzuncu sırada dünya ayçiçeği üretimi sıralamasında yer almıştır. Edirne ili ise Türkiye'de ayçiçeği üretimi konusunda Tekirdağ'dan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Tarımsal üretim faaliyetleri sürecinde çitçiler tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetine ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'de farklı modeller ile çiftçilerin bu ihtiyaçları giderilmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında Edirne ilinde ayçiçeği üretimi yapan çiftçilerin öncelikli olarak tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti ihtiyaçlarını nasıl giderdikleri araştırılmıştır. Ayçiçeği üreticilerin ihtiyaçlarını giderdikleri bu tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyi, istedikleri hizmet biçimi ve istedikleri biçimde kendilerine hizmet verilir ise dekara ne kadar ödeme yapacaklarının tespiti de tezin amaçları içerisinde yer almaktadır. Araştırmada birincil verilerden faydalanılmış ve birincil verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Örneklem hesaplamasında oransal örneklem hesaplama yöntemi kullanılmıştır. Örneklemde hata payı %10 ve güven aralığı %99 kabul edilerek 165 örneklem sayısı hesaplanmıştır. Araştırma sahası olan Edirne ilinde 165 ayçiçeği üreticisi ile yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Ayçiçeği üreticilerinin tarımsal yayım ve danışmanlık ihtiyaçlarını ziraat odaları, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taşra teşkilatları aracılığı ile giderdikleri tespit edilmiştir. Ayçiçeği üreticilerinin bu birimlerden almış oldukları tarımsal yayım ve hizmet memnuniyet düzeyleri çok yüksek olmasa da ortalamanın üzerindedir. Ayçiçeği üreticileri tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetinin kamu organları tarafından verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bu şekilde verilecek bir hizmet içinde 165 ayçiçeği üreticisinin %35.15'i (58 kişi) yıllık dekar başına ortalama 48.62 TL ödeme yapabileceklerini beyan etmişlerdir. Bu rakam ayçiçeği üreticilerin ortalama 92.05 dekarda üretim sonucu dekara elde ettiği 3 366.27 TL'nin yaklaşık %1.44'üne tekabül etmektedir.
Şanlıurfa ili pamuk üreticilerinin tarımsal faaliyet sürecinde başvurdukları bilgi kaynakları ve üreticilerin bilgi kaynaklarına yönelik ödeme istekliliğinin ölçülmesi
Tarım sektörünün toplum ve ülke kalkınması açısından büyük öneme sahip olduğu bilinmektedir. Türkiye' de stratejik birçok tarım ürünü yetiştirilmekte olup; bunlardan biri de "beyaz altın" olarak nitelendirilen pamuktur. Pamuk üreticileri Türkiye tekstil sanayisine hammadde sağlayarak Türkiye'nin dünya tekstil sanayinde önemli bir yere sahip olmasına katkı sunmaktadırlar. Diğer taraftan pamuk küspesi hayvancılık sektöründe yem olarak kullanılmaktadır. Ayrıca pamuğun gerek üretimi aşamasında gerekse işlenmesi aşamasında yoğun istihdam yaratılmaktadır. Sonuç olarak, pamuk üretimi ülkemiz için ekonomik bakımdan önemli ve gelir oluşturan bir tarımsal faaliyettir. TÜİK verilerine göre Türkiye'de 24 ilde toplam 2.2 milyon ton kütlü pamuk üretimi yapılmaktadır. Şanlıurfa ili 813 258 ton kütlü pamuk üretimi ile Türkiye'de pamuk üretimi yapan 24 il sıralamasında birinci sıradadır. Şanlıurfa ilinde pamuk üreticileri üretim faaliyetleri süresince birçok bilgi kaynağına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu çalışmada öncelikle Şanlıurfa ilinde pamuk üretimi yapan çiftçilerin üretim ve üretim sonrası aşamalarında başvurdukları bilgi kaynakları ve danışmanlık hizmetleri araştırılmıştır. Çiftçilerin başvurmuş oldukları tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyi tespit edilmiştir. Ayrıca çiftçilerin istedikleri tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti biçimi ve istenilen hizmet sağlanırsa çiftçilerin bu danışmanlık hizmetine ödeme istekliliği ölçülmüştür. Araştırma sahasında ÇKS verilerine göre yaklaşık 20 bin pamuk üreticisi bulunmaktadır. Oransal örnekleme yöntemine göre; %10 hata payı, %99 güven aralığında görüşme yapılacak pamuk üreticisi sayısı yaklaşık 168 olarak hesaplanmıştır. Pamuk üreticileri ile yapılan görüşmelerde hazır soru formu yani anket formu kullanılmıştır. Araştırma sahasında pamuk üreticilerinin tamamına yakını tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti ihtiyaçlarını tohum, ilaç ve gübre bayileri aracılığı giderdiğini beyan etmişlerdir. Ancak bu hizmetten memnuniyet düzeyleri ortalama seviyededir. Pamuk üreticileri farklı kurum ve kişilerin vermiş olduğu eğitimlerden en çok üniversitelerin vermiş olduğu eğitimlerden memnun kalmışlardır. Pamuk üreticileri özellikle hastalık ve zararlılarla mücadelede, ilaç kullanımında ve gübrelemede ciddi anlamda tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetine ihtiyaç duyduklarını beyan etmişlerdir. Bu hizmetleri, üniversite, önder çiftçiler ve özel danışmanların eşgüdümlü olarak vermelerini istemişlerdir. Pamuk üreticilerine göre en etkili tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti yüz yüze tarlada verilen eğitimdir. Pamuk üreticilerinin %80.3'ü (135 kişi) istedikleri biçimde ve istedikleri kişi ya da kurumlarca verilecek olan tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti için, yıllık dekara 199.33 TL/yıl ödeme yapabileceklerini belirtmişlerdir. Bu nedenle bölgede üniversite önderliğinde, tüm paydaşların sorumluluk üstlendiği "Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Ofisi" kurulması gerekmektedir. Bu ofis tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti ihtiyacı duyan çiftçiler ile uzman kişiler arasındaki bağı kurmada görev alacak ofistir. Pamuk üreticilerinin toplamda yaklaşık 388.11 milyon TL/yıl tarımsal yayım ve danışmanlık hizmetine yönelik ödeme yapabilme potansiyeli bulunmaktadır. Bu rakam yukarıda bahsedilen ve uygulamaya konabilecek tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti için yeterli olabilecek bir bütçeyi de sağlayabilecektir.
Hane halkının gıda israfına yönelik tutum ve algılarının belirlenmesi: Şanlıurfa Örneği
Bu araştırma; Şanlıurfa ilinde yaşayan tüketicilerin gıda israfının önlenmesi konusundaki tutum ve davranışlarını etkileyen etmenlerin incelenmesine yönelik olarak hazırlanmaktadır. Gıda israfı ve kayıplarının belirlenmesi insan yaşamının devam etmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada gıda israfı ve kayıpları konuları genel olarak tanımlandıktan sonra Şanlıurfa ili özelinde yapılacak bir çalışma ile konu; uygulamalı bir araştırma ile ortaya konulacak ve tüketicilerin tutum ve davranışları incelenecektir. Bu çalışmada iki grup materyalden yararlanılacaktır, birincisi Şanlıurfa ilinde yaşayan tüketicilerle karşılıklı görüşme yoluyla elde edilen verilerden oluşacak. Anket çalışmaları Karaköprü, Haliliye ve Eyyübiye ilçelerinde ikamet eden tüketicilerle gerçekleştirilecektir. İkinci grup materyal ise yapılmış olan araştırma raporları ve makalelerden elde edilen veri ve bulgular kullanılacaktır. Toplanan verilerin analizinde, öncelikle tüketicilerin demografik ve sosyoekonomik özellikleri ortaya konulmuş, daha sonra gıda israfını önleme ile ilgili tutum ve davranışları analiz edilmiştir. Analiz sonucunda çeşitli farklı ifadeleri birleştirip; yeni bir ifade ortaya koymak amacıyla faktör analizi uygulanmıştır. Oluşan yeni faktörlerin gıda israf etme durumu üzerine etkili olup olmadığını araştırmak amacıyla çeşitli analizlerden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, tüketicilerin %67,90'i kadın, %32,10'u ise erkektir. Faktör Analizi ile oluşturulan yeni faktörler ile gıda israf etme durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Gıda israfı konusu hem ekonomik hem de kültürel anlamda farkındalık oluşturulması aynı zamanda israfın azaltılması ve önlenmesi ile ilgili yöntem ve politikaların geliştirilmesi açısından önemli hale gelmektedir. Bu çalışma, tüketicilerin hanedeki gıda israfı ile ilgili farkındalıkları ile tutum ve davranışlarını ortaya koyması ve israfın azaltılması ve önlenmesi açısından öneriler geliştirmede kullanılacak verileri sağlayacak olması ile daha sonra yapılacak çalışmalara önemli katkılar sağlayabilecektir.
Aile işletmeleri tarafından üretilen Urfa peyniri pazarlama kanallarının araştırılması
Beslenme, insan yaşamının sürdürülebilirliği açısından en temel gereksinimlerden biridir. Süt ve süt ürünleri, beslenmede önemli bir yer tutarken, özellikle peynir fermente bir gıda olması dolayısıyla sağlık açısından özel bir konuma sahiptir. Probiyotik içeriğiyle bağırsak mikrobiyotasını destekleyen peynir, sindirim sisteminin sağlıklı işleyişine katkı sağlamakta, kalp-damar sağlığı, metabolik sendrom ve hipertansiyon riskinin azaltılmasında olumlu etkiler sunmaktadır. Günümüzde endüstriyel yöntemlerle üretilen peynirlerin üretim miktarını artırdığı, ancak tüketicilerde gıda güvenliği konusunda bazı endişeler yarattığı bilinmektedir. Bu bağlamda, geleneksel yöntemlerle peynir üreten aile işletmeleri, sürdürülebilir üretim açısından önemli aktörler arasında yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, hayvancılıkla uğraşan ve geleneksel peynir üretimi içinde önemli bir yere sahip olan Urfa peynirini üreten aile işletmelerinin tüketiciye ulaşmada benimsedikleri pazarlama kanalları ve stratejiler temel araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Bunun yanı sıra, hayvancılıkla geçimini sağlayan aile işletmelerinin ekonomik ve sosyal yapıları, Urfa peyniri üretim teknikleri ile üretim ve pazarlama süreçlerinde karşılaştıkları temel sorunlar da çalışmanın diğer araştırma alanlarını oluşturmaktadır. Araştırmanın ana materyalini, peynir üretimi yapan aile işletmelerinden anket formu aracılığıyla toplanan birincil veriler oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, 100 peynir üreticisi aile işletmesi temsilcisiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi sonucunda, Urfa peyniri üreticilerinin karşılaştığı temel sorunların pazarlama, fiyatlandırma, depolama, hijyen, üretim teknikleri ve girdi maliyetleri gibi çeşitli alanlarda yoğunlaştığı belirlenmiştir. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, üreticilerin örgütlenmesi, dijital pazarlama ve e-ticaret süreçlerine entegrasyonu, gıda güvenliği ve hijyen konularında yayım çalışmaları yapılması ve hayvancılık sektörünün çeşitli destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi önerileri sunulmuştur.
Kayısının Türkiye ekonomosindeki yeri ve önemi
Bu çalışmada Türkiye'nin kayısı üretimi ve ihracatı incelenerek mevcut durum kapsamlı bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca SWOT analizi kullanılarak Türkiye'nin kayısı üretimindeki güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiş, fırsatlar ve tehditler değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye'nin özellikle kuru kayısı olmak üzere kayısı ihracatında lider konumda olduğu ortaya konuşmuştur. Rusya, Almanya, İngiltere, ABD Fransa ve İtalya kayısı ihracatı yapılan önemli ülkelerdir. Swot analizinden elde edilen sonuçlara göre Türkiye'nin dünya lideri konumunda olması, coğrafi yapının uygun olması, kalitenin yüksek olması ve ihracat potansiyelinin yüksekliği gibi güçlü yönlerinin olduğu, diğer taraftan ise üretim maliyetlerinin yüksekliği, pazarlama eksiklikleri, iklimsel riskler, işletmelerin küçük olması ve aktif üretici birliklerinin olamaması gibi zayıf yönlerinin olduğu ortaya konulmuştur. Diğer taraftan, ihracat hacminin ve verimliliğin artırılabilir olması, organik üretim ve yan ürün geliştirme imkânları gibi fırsatlar sektörün gelişimi için önemli avantajlar sunarken, iklim değişikliği, hastalık ve zararlılar, ticaret engelleri, döviz kuru dalgalanmaları ve küresel rekabet gibi tehditlerin sektördeki sürdürülebilirliği zorlaştırdığı ortaya konulmuştur. Sahip olunan güçlü yönler Türkiye'nin dünya pazarındaki lider konumunu pekiştirmektedir. Ancak, bu liderliğin sürdürülebilmesi için zayıf yönlerin değerlendirilerek giderilmesi, fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi ve tehditlere karşı proaktif önlemlerin alınması ve bu doğrultuda politikaların uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kırsal kalkınmada yerel yönetimlerin rolü üzerine bir araştırma: Şanlıurfa ili Bozova ilçesi örneği
Bu yüksek lisans tezi, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Şanlıurfa ili Bozova ilçesi örneğinde, kırsal kalkınma sürecinde yerel yönetimlerin rolünü çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Tezde, 6360 sayılı Kanun sonrası büyükşehir sınırlarının genişlemesiyle birlikte kırsal mahallelerin yönetsel statüsünde meydana gelen değişikliklerin, hizmet sunumu ve yerel kalkınma dinamikleri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Yerel yönetimlerin kırsal alandaki hizmet sunumu, sosyal politikalar, altyapı çalışmaları, tarımsal destekler, kooperatifçilik, çevresel sürdürülebilirlik ve danışmanlık hizmetleri bağlamında değerlendirilmiş; Bozova ilçesindeki kırsal mahallelerde yaşayan bireylerin yerel yönetim hizmetlerinden duydukları memnuniyet düzeyleri anket uygulaması aracılığıyla ölçülmüştür. Araştırmanın saha çalışması kapsamında 174 birey ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak veri toplanmış ve veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, yerel halkın genel olarak altyapı ve sosyal hizmetler gibi temel alanlarda memnuniyet düzeyinin düşük olduğunu, tarımsal destekler ve danışmanlık hizmetlerinin yetersiz kaldığını ve özellikle kadınlar, yaşlılar ve gençler gibi kırılgan grupların bu hizmetlere erişimde sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda, kooperatifçilik ve örgütlenmeye yönelik hizmetlerde de yetersizlikler gözlemlenmiş; yerel halkın bu yapılara olan güveni ve katılımı sınırlı bulunmuştur. Tezin sonuçları, kırsal kalkınmanın sürdürülebilirliğinde yerel yönetimlerin daha aktif, kapsayıcı ve iş birliğine dayalı bir yönetim anlayışı benimsemeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Yerel ihtiyaçlara duyarlılık, demokratik katılım, şeffaflık ve sosyal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yerel yönetimlerin kurumsal yapılarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma, Bozova örneği üzerinden kırsal alanlara yönelik hizmetlerin niteliğini artırmak ve yerel yönetimlerin stratejik rollerini daha işlevsel kılmak amacıyla çeşitli politika önerileri de sunmaktadır. Bu yönüyle tez, yerel kalkınma stratejilerine akademik katkı sunmasının yanı sıra, karar alıcılara yönelik somut bir saha temelli değerlendirme aracı da işlevi görmektedir.
Şanlıurfa ilinde badem üretiminin sosyo-ekonomik analizi
Bu tez çalışması, Şanlıurfa ilinde badem üretimi gerçekleştiren çiftçilerin sosyo-demografik ve ekonomik yapılarını incelemek, üretim sürecinde karşılaştıkları temel sorunları belirlemek ve üretici birliklerine yönelik tutumlarını analiz etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın temel materyalini, 2024 yılı içerisinde Şanlıurfa ilinde badem üretimi yapan 87 üreticiyle yüz yüze gerçekleştirilen anket çalışmasından elde edilen birincil veriler oluşturmuştur. Ayrıca, konuyla ilgili çeşitli akademik kaynaklar ve resmi istatistiklerden elde edilen ikincil verilerle analiz süreci desteklenmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre, üreticilerin büyük çoğunluğunun lise ve üzeri eğitim seviyesine sahip olduğu, ortalama hane halkı büyüklüğünün 4.65 kişi, çiftçilik deneyim süresinin ise 24.41 yıl olduğu belirlenmiştir. Ortalama badem ekim alanı 123.46 dekar olarak tespit edilirken, ağaç başına verim 3.22 kg düzeyinde gerçekleşmiştir. Üreticilerin "badem üretiminden yeterli düzeyde kâr elde ettiklerine" ilişkin algıları görece düşük seviyedeyken, üretici birliklerinin kurulması durumunda başarılı olacağı yönündeki inançları görece yüksektir. Üreticilerin en çok karşılaştıkları sorunlar arasında yüksek girdi maliyetleri, hastalık ve zararlılarla mücadele, teknik bilgi eksikliği, sulama problemleri ve pazarlama güçlükleri öne çıkmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında, badem üretiminin sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla; üreticilere yönelik teknik yayım hizmetlerinin güçlendirilmesi, sulama altyapısının geliştirilmesi, üretici birliklerinin kurulmasının desteklenmesi ve bölgeye özgü tarımsal destekleme politikalarının oluşturulması gerekliliği ortaya konulmuştur. Ayrıca, çalışmanın yalnızca Şanlıurfa iliyle sınırlı olması ve örneklem büyüklüğünün sınırlılığı gibi bazı kısıtlılıkları bulunduğundan, gelecekte farklı bölgelerde daha geniş örneklemlerle benzer araştırmaların yapılması önerilmektedir.