Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Veterinary Biochemistry

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

28

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

28 Theses
Master'sOpen AccessTR

Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı lipit ve protein oksidasyonu ile Na+/K+ATPaz aktivitesinin araştırılması

Bu çalışma, keçilerde anaplasmosisin eritrosit membranı malondialdehit (MDA), ileri oksidasyon protein ürünleri (AOPP), Na+/K+ATPaz, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek için yapıldı. Antikoagülantlı kan örneklerinde hematolojik parametreler kansayım cihazında ve serum örneklerinde biyokimyasal parametreler modüler oto analizör cihazında ticari kit kullanılarak ölçüldü. Eritrosit membranında MDA ve AOPP düzeyleri spektrofotometrik metotlar ile spektrofotometre cihazında, Na+ /K+ATPaz aktivitesi ise ticari kiti kullanılarak ELISA cihazında ölçüldü. Hematolojik analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde RBC, Hb, Hct, MCV, MCH ve MCHC değerlerinde belirgin bir azalma, WBC degerinde ise artış olduğu ortaya koydu. Biyokimyasal analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde, AST, ALT, GGT aktivitelerinin ve globulin, totalbilirubin, direkt bilirubin, trigliserit ve demir seviyelerinde belirgin bir artış olduğunu, total protein, albumin, total kolesterol ve TDBK seviyelerinde ise önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı MDA ve AOPP seviyelerinin önem gösterecek şekilde artarken, Na+/K+ATPaz aktivesinin azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde önemli değişiklikler olduğunu, aneminin ve oksidatif stresin ruminantlarda anaplasmosisin ortak bir komplikasyonu olduğunu, ayrıca MDA, AOPP düzeylerinin ve Na+/K+ATPaz aktivitesinin belirlenmesinin hastalığın prognozunun takip edilmesinde faydalı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anaplasmosis, AOPP, keçi, MDA, Na+

AnaplazmozEritrosit membranıHayvan hastalıkları+7
Salim İlkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Florozisli koyunların karaciğer ve böbrek dokularındaki apoptotik ve oksidatif mekanizmaların araştırılması

Bu tez çalışması, kronik olarak flora maruz kalan koyunlarda en çok etkilenen dokular olan böbrek ve karaciğerde oluşan hasarın, moleküler temeli ve nedenlerini apoptotik ve oksidatif yolaklar üzerinden belirlemek amacıyla planlandı. Bu amaçla, endemik florozis gözlenen Van ili Çaldıran İlçesine bağlı köylerde kesime gönderilmiş 4-6 yaş aralığında, klinik olarak florozis tanısı konulan koyunlardan karaciğer ve böbrek dokuları alındı. Kontrol grubu ise özel bir et kesim yerinden, florozis gözlenmeyen köylerden gelen klinik olarak sağlıklı koyunlardan oluşturuldu. Hedef genlerin apoptotik ve oksidatif gen ekspresyonları gerçek zamanlı-PZR yöntemi ile belirlendi. Apoptotik genlerin 2-ΔCtsonuçlarının göre, karaciğer dokusundaki, kaspaz 3 ve Bak değerlerinin florozis grubunda azaldığı (p≤0.05), kaspaz-9 değerlerinin ise arttığı (p≤0.05), böbrek dokusunda ise kaspaz 3 değerlerinde florozisli grupta önemli bir artış olduğu, kaspaz 9 ve Bak dışındaki bütün genlerin ise istatistiksel olarak önemli oranda azaldığı tespit edildi. Kontrol genine göre (GAPDH) ise; karaciğerde apoptotik genlerden kaspaz-8, kaspaz-9 ve Bim arttığı, kaspaz-3, Bcl-2, Bak azaldığı, böbrekte ise kaspaz-3, ve Bax'ta artış, kaspaz-8, Bcl-2, Bcl2l-1, Bim ve Bak'ta ise azalma gösterdiği tespit edildi.Oksidatif stres genlerinin 2-ΔCtdeğerlerine göre ise karaciğer dokusunda, CYGBc, GST1 ve NCF genlerinin florozisli grupta önemli oranda arttığı, GPx1, SOD1 ve SOD2 genlerinin ise önemli derecede azaldığı belirlendi. Böbrek dokusunda; florozili grupta CYGBc ve GPx1 artarken, SOD1, SOD2, GST1, NCF ve CCS ve NOS2 istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı tespit edildi. Sonuç olarak; florozisli koyunların karaciğer ve böbrek dokularında apoptozis ve oksidatif mekanizmaların aktifleştiği ve florozis hastalığında doku hasarının moleküler temelinin anlaşılmasındabu parametrelerin önemli rolünün olduğu ortaya konulmuştur.

ApoptozisFlorozisFlorürler+2
Uğur Efe
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Glukokortikoid uygulanan ratlarda kinoanın (chenepodium quinoa willd) apoptotik, otofajik, antioksidan ve inflamasyon markırları üzerine etkisi

Bu çalışma, glukoırtikoid uygulanarak deneysel insülün direnci oluşturulan ratlarda kinoa uygulanmasının apoptotik, otofajik, antioksidan ve inflamasyon markırları üzerine etkisinin araştırılması amacıyla planlandı. Bu amaçla, 42 adet 200–250 g ağırlığında Wistar-Albino ırkı erkek rat kullanıldı. Denekler rastgele her biri 7 rattan oluşan; kontrol (K), kinoa verilen (Q), insülin direnci oluşturulan (İ), insülin direnci oluşturulup kinoa verilen (İQ), insülin direnci oluşturulup metformin verilen (İM), kinoa verilip insülin direnci oluşturulan (Qİ) grup olmak üzere altı deneme grubu olarak ayrıldı. İ, İQ, İM, Qİ gruplarındaki ratlara 7 gün boyunca intraperitonal olarak deksametazon (1mg / kg / gün) enjekte edilerek insülin direnci oluşturuldu. İ grubu 7 gün sonunda sakrifiye edildi. Daha sonra 6 gün İQ'ya kinoa yemi verildi, İM'ye 6 gün 40 mg/kg/gün metformin verildi. Qİ grubuna ise önce 6 gün kinoa yemi, sonra deksametazon verilip insülin direnci (7 gün) oluşturuldu. Kontrol grubuna 7 gün fizyolojik serum, kinoa grubuna 6 gün kinoa yemi verildi. Deney süresinin sonunda i.p. 50 g/kg/tek doz ketamin (Ketalar, Eczacıbaşı, Türkiye) tüm hayvanlara uygulandı ve hayvanlardan kan ve doku numuneleri alındı. Serum örneklerinde kan glukoz, ALT, AST, ALP, total kolesterol, total protein, üre, kreatinin, insülin tayinleri yapıldı. Karaciğer dokuları çalışma gününe kadar -80 °C'de saklandı. Bu amaçla; tüm gruplarda rat karaciğerinden elde edilen RNA izolasyon ürünlerinde, oksidatif stres (Gpx1, sod1), inflamasyon markırları (IL1-β, TNF-α),apoptotik (Bax, Bcl-2, kaspaz-3), otofajik (Atg5, Sqstm1), yolaklarda görev alan önemli genlerin ekspresyonu real time-PCR ile belirlendi. Real time-PCR'da internal kontrol geni olarak gliseraldehit-3-Fosfat dehidrojenaz (GAPDH) kullanıldı. Sonuç olarak, deksametazon ile oluşturulan deneysel insülin direncinde artan glukozla oluşan karaciğer ve böbrek hasar göstergelerinde kinoa uygulaması ile bir azalma olduğu tespit edildi. Kinoanın hem biyokimyasal parametreler ve apoptotik, otofajik, antioksidan, inflamasyon markırları üzerinde kayda değer yararlı etkilerinin olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: Chenopodium Quinoa Willd, İnflamasyon, İnsülin direnci, Oksidatif stres, Rat.

AntioksidanlarApoptozisFitoterapi+7
Siber Erfidan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sodyum florür (NAF) uygulanmasının PI3K/AKT sinyal yolağı üzerine etkisinin in vitro olarak araştırılması

Korkmaz R, Sodyum Florür (NaF) uygulanmasının PI3K/AKT sinyal yolağı üzerine Etkisinin in vitro olarak araştırılması. Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyokimya (Veteriner) Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2020. Bu tez çalışması, yüksek elektronegativiteye sahip flor elementinin neden olduğu hücre içi moleküler mekanizmaların düzenlenmesinde önemli bir role sahip PI3K/AKT yolağına olan etkisini ortaya koymak amacıyla plandı.Bu amaçla, flordan ençok etkilenen dokuların başında böbrek dokusu geldiği için çalışma materyalı olarak NRK-52E rat böbrek epitel hücresi seçildi. Çalışmada flor kaynağı olarak NaF kullanıldı. Uygulanacak NaF konsantrasyonu MTT canlılık testi ile belirlendi. NaF konsantrasyonları 24 saat için proliferasyon artırıcı konsantrasyon olan (10 μM) ve sitotoksik konsatrasyonlar olan IC25 (2250 μM) ve IC50 (4250 μM) olarak belirlendi ve uygulandı. Çalışmada PI3K/AKT yolağında önemli role sahip olan genler ERBB2, PI3K, AKT ve mTOR genleri ile TP53 geni hedef genler olarak düşünüldü. Belirlenen NaF konsantrasyonu hücrelere uygulandı ve 24 saatin sonunda çalışma gruplarında total mRNA izole edildi. Elde edilen mRNA'lar cDNA'ya çevrildi. Elde edilen cDNA'lar kullanılarak hedef genlerin ekspresyon seviyeleri gerçek zamanlı-qPCR yöntemiyle tespit edildi. Çalışma sonunda elde edilen sonuçlara göre düşük konsantrasyonda verilen NaF konsantrasyonun ERBB2, PI3K, AKT genlerini ekspresyonunu artırdığı, yüksek konsantrasyonda ise değiştirmediği tespit edildi. mTOR ise verilen tüm konsantrasyonlarda ekspresyonunun azaldığı ortaya konuldu. TP53 geni ise düşük konsantrayonda değişmediği, yüksek konsantrasyonda ise artış gösterdiği belirlendi. Yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlar ve literatürlere göre, florun PI3K/AKT yollağında yer alan kinaz enzimlerini inhibe edebileceği ve bunun sonucunda bazı genlerin ekspresyonunun azalmasına veya artışına neden olabileği sonucuna varılabilir. Özet olarak NRK-52E böbrek epitel hücre serisinde florun neden olduğu hücre hasarının patogenezinde PI3K/AKT/mTOR yolağı önemli bir sinyal yolağıdır

Fosfoinositid 3-kinazHücre dizisiProtein-P53+3
Rıskiye Korkmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Theileria ovis ile doğal enfekte keçilerde oksidatif stres, tiroid hormonları, iz elementler ve bazı biyokimyasal belirteçlerin değerlendirilmesi

Theileriosis, Theileria cinsindeki protozoon türlerinin neden olduğu kene kaynaklı bir hastalıktır. Enfeksiyonun neden olduğu biyokimyasal değişikliklerin keçi theileriosisinin patofizyolojisinin anlaşılmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada keçilerde theileriosis enfeksiyonunda oksidatif stres, tiroid hormonları, iz elementler ve bazı biyokimyasal parametrelerin belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla 7'si sağlıklı, 7'si Theileria ovis ile enfekte 14 keçi örneği kullanıldı. Theileria enfeksiyonunun tanısı polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile konuldu. Enfekte ve sağlıklı keçilerden alınan kan örneklerinden elde edilen serumlarda, total antioksidan kapasite (TAK), total oksidan kapasite (TOK), triiyodotironin (T3), tiroksin (T4), bakır (Cu), çinko (Zn) , kobalt (Co), manganez (Mn), selenyum (Se), demir (Fe), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat transaminaz (AST), gama glutamil transferaz (GGT), total protein, albümin, kreatinin trigliserit, kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL-kolesterol), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL-kolesterol) ve üre test edildi. Oksidatif stres indeksi (OSİ) ve kan üre azotu (BUN) hesaplanarak bulundu. Sağlıklı keçiler ile karşılaştırıldığında enfekte keçilerde istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde TOK ve OSİ seviyeleri ile AST, ALT ve GGT enzim aktivitelerinin arttığı, bununla birlikte TAK, T3, T4, total protein, albumin, kteatinin, Cu, Zn, Se ve Co seviyelerinin azaldığı tespit edildi (p<0,05). Üre, BUN, trigliserit, kolesterol, HDL- kolesterol, LDL- kolesterol, Mn ve Fe seviyeleri açısından enfekte ve sağlıklı keçiler arasında istatistiksel olarak fark olmadığı belirlendi (p˃0,05). Elde edilen sonuçlar oksidatif stresin keçi theileriosisin yaygın bir komplikasyonu olduğunu ve hipotiroidizm ile iz mineral eksikliklerinin buna eşlik edebileceğini göstermektedir.

KeçilerOksidatif stresTheileriasis+1
Yunus Emre Çağlar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İndirekt hiperbilirubinemili yenidoğanlarda vitamin düzeyleri ve bazı biyokimyasal parametreler

İndirekt hiperbilirubinemi, yenidoğanlarda bilirubinin normalden yüksek seviyelerde olmasıyla karakterizedir ve genellikle fizyolojik sarılık olarak bilinir. Bu çalışmada indirekt hiperbilirubinemili bebeklerde vitamin düzeylerini, biyokimyasal ve hematolojik parametre değişimlerini birlikte incelenmek amaçlandı. Çalışmada SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine sarılık ile başvuran hasta bebekler ve onlardan başvuru anından hospitalize ve taburcu süresine kadar yapılan tedavi sürecinde rutin olarak alınan kan örneklerinden yapılan hemogram ve biyokimya kan değerleri kullanıldı. Araştırmada kullanılan anne ve bebeklerin demografik özellikleri tablo halinde gösterildi. Çalışmada 20 sağlıklı bebek kontrol grubunu oluştururken, indirekt hiperbilirubinemi saptanan 20 erkek ve 20 kız yenidoğan toplam 40 bebek hasta grubu olarak kabul edildi. Hepsinden usulüne uygun olarak kandamar yoluyla alınıp elde edilen serumlarda; Retinol, α- tokoferol ve VitD3 düzeyleri HPLC kullanarak ölçülürken, Vitamin C spektrofotometrik olarak tayin edildi. Üre, Glukoz, Kreatinin, ALT, AST, T.Bilirubin, D.Bilirubin, Ürik Asit, Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum, Klor gibi biyokimyasal parametrelerin düzeyleri Cobas c 702 otoanalizörü ile saptandı. Hematolojik prarametrelerden WBC, RBC, Hb, HCT, MCV, MCH, MCHC, PLT, PCT, RDW-CV, RDW-SD, NE değerleri ise MİNDRAY BC-6800 cihazında ölçüldü. Retinol, α-tokoferol, Vitamin D3 ve Vitamin C düzeylerinde hasta bebeklerde normal sağlıklı olanlara göre istatistiksel öneme sahip azalmalar saptandı. Biyokimyasal parametreler ele alındığında hasta grubunda glukoz azalırken üre total ve direkt bilirubin ile sodyum düzeylerinde artış tespit edildi. Özellikle total ve direkt bilirubin düzeylerinde hasta bebeklerde sağlıklı olanlara göre önemli artış p≤0.0001 bulundu. Hesaplanan değer olarak da indirekt bilirubindeki yükselme yine dikkati çeker düzeyde yüksekti. Yine hematolojik olarak Hb, HCT değerlerinde hasta bebeklerde azalma saptanırken MCH, PCT de artış tespit edildi. Elde edilen tüm değerler ve erkek ve kız bebeklerde cinsiyete göre farklılıklar çalışma içinde tablolar halinde sunuldu. Sonuç olarak araştırmada temel hedef olan vitamin düzeyleri hiperbilirubinemili çocuklarda düşük olarak saptanmış, eksikliklerinin sarılık gelişimindeki önemi ve normal vitamin düzeylerinde hiperbilirubinemi rastlanılma ve fototerapi süresinde kısalmaların olacağı vurgulanmış, bu alanda çalışan klinisyen ve kadın doğum hekimlerine gebelikte A, D, E, C vitamin takviyelerinin yapılmasının gerektiği önerilmiştir.

HiperbilirubinemiLipofilik vitaminlerSarılık-neonatal+1
Emsal Günay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerli kara boğalarda seminal plazma endojen antioksidan kapasitesi ve kriyoprezervasyon öncesi ve sonrası sperma kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında boğalarda taze ve dondurma çözdürme sonrası sperma kalite parametrelerinin ve seminal plazmadaki antioksidan konsantrasyonlarının belirlenmesi ayrıca seminal plazmadaki antioksidanların çözüm sonu sperma kalitesine etkisinin değerlendirilmesi ve spermanın dondurulabilirliği için belirteç olarak kullanım olasılığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma için 6 baş Yerli Kara boğadan altı hafta boyunca 72 ejakulat alınmıştır. Alınan ejakulatların bir kısmı ayrılarak santrifüj edilmiş ve seminal plazmaları ayrılarak analizler yapılana kadar -80oC de muhafaza edilmiştir. Daha sonra spermanın kalan bölümü ile taze sperma kalite değerlendirmesi yapılmış ve ticari sulandırıcı ile sulandırılarak 0,25 ml'lik payetlerde dondurulmuş ve -196oC de analiz yapılana kadar sıvı azot içerisinde muhafaza edilmiştir. Seminal plazmada katalaz, süperoksit dismütaz, glutatyon peroksidaz, total antioksidan seviye, total oksidan seviye, malondialdehit ve vitamin-E analizleri yapılmıştır. Spermalar çözdürüldükten sonra motiliteleri CASA cihazı ile, plazma membran ve akrozom bütünlüğü (PMAB) ve mitokondiyal membran potansiyeli (MMP) analizleri ise akış sitometri cihazı ile incelenmiştir. Çalışmada taze spermaların ortalama hacim, konsantrasyon, total motilite ve progresif motilite değerleri sırasıyla 4,47±0,12 ml, 1264,0±44,4 *10⁶/ml, %93,4±3,77 ve %45,0±6,37 olarak belirlenmiştir. Çözüm sonu total motilite, progresif motilite, PMAB ve yüksek MMP değerleri ise sırasıyla %61,60±1,54 %24,40±0,93 , %46,33±1,12 ve %61,48±1,60 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca iki aşamalı kümeleme analizi uygulanarak spermalar çözüm sonu kalite parametreleri baz alınarak iyi dondurulabilir (İDS) ve zayıf dondurulabilir spermalar (ZDS) olarak iki grupta incelenmiştir. Analiz neticesinde PMAB ve çözüm sonu total motilite değerleri İDS grubunda ZDS grubuna göre önemli derecede (P<0,001) yüksek bulunmuştur. Seminal plazma TAS, CAT ve Vit-E değerleri İDS grubunda önemli derecede (P<0,05) daha yüksek bulunurken, TOS ve OSİ değerleri ZDS grubunda önemli derecede (P<0,01) yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında SOD, GPx ve MDA değerleri bakımından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Sonuç olarak Seminal plazma antioksidan içeriğinin spermanın dondurulabilirliğinden sorumlu olduğu ve ayrı ayrı antioksidan enzimlerin bakılması yerine TAS ve TOS analizleri yapılarak belirlenecek olan OSİ değerinin sperma üretim istasyonlarında çözüm sonu sperma kalitesi için belirteç olarak kullanılabileceği gözlemlenmiştir.

AntioksidanlarBoğalarDondurarak saklama+5
İlker Ünal
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyaz ve siyah sarımsak ekstraktlarının 5-fluorourasil (5-FU) ile kombinasyonlarının CAACO-2 kolorektal adenokarsinom hücrelerinde antiproliferatif etkilerinin araştırılması

Kolon kanseri, son yıllarda yüksek prevalansı olan bir sindirim sistemi sorunudur. Doğal diyet ürünleri, kolon kanserinin önlenmesi ve yönetilmesinde geniş çapta araştırılmıştır. Sarımsak, kolon kanseri hücrelerine karşı etkili olan birçok biyoaktif bileşen içeren iyi bilinen bir baharat türüdür. Örneğin, siyah sarımsak ekstraktlarının PI3K/Akt yolunu inhibe ederek hücre döngüsü ve apoptozisini indüklediği bulunmuştur. Bunun yanında, ham sarımsak ekstraktları, mitokondriye bağımlı kaspaz-3 aktivitesi sayesinde kanser hücrelerinin apoptozisine katkıda bulunmuştur. Çalışmada BME, SET ve 5-FU tek başına ve kombinasyonlar halinde kullanılmıştır. Çalışmada en iyi antioksidan aktivite, toplam fenolik madde miktarı ve toplam flavonoid madde miktarı SSU'da; en düşük ise SET'de gözlenmiştir. Kaspaz-3 aktivitesi, BME, BME+5-FU, SET, SET+5-FU ve 5-FU uygulamalarında kontrole göre yüksek olmasına rağmen aralarındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). BME+5-FU kontrole göre en yüksek kaspaz 8 aktivitesi gösterirken; en düşük kaspaz-8 aktivitesi SET'de gözlenmiş olup, bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p˂0,05). BME, BME+5-FU, SET ve 5-FU uygulanan Caco-2 hücrelerinde NF-κB düzeylerinde kontrole göre artış; SET+5-FU uygulanan gruplarda ise NF-κB düzeylerinde kontrole kıyasla azalış gözlenmiştir (p>0,05). BME+5-FU uygulanan Caco-2 hücrelerinde COX-2 aktivitesinde kontrole göre artış; BME, SET+5-FU, SET ve 5-FU uygulanan gruplarIN COX-2 aktivitelerinde ise kontrole kıyasla azalış gözlenmiştir (p>0,05). BME, BME+5FU, SET+5FU ve 5-FU ya ait gruplarda yara açıklığında artış gözlenmiştir (p˂0,05).

AdenokarsinomApoptozisBitki özütü+7
Derya Özalp Ünal
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel atopik dermatit oluşturulan ratlarda soğuk atmosferik plazmanın bazı moleküler belirteçler üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı deneysel olarak Atopik Dermatit (AD) oluşturulan ratlarda soğuk atmosferik plazma (SAP) tedavisinin bazı moleküler belirteçler üzerindeki etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada yeni doğan 24 adet rat kullanılmıştır. 8 adet yeni doğan rat kontrol grubu olarak belirlenip, geri kalan 16 yeni doğan rata doğumdan hemen sonra Kapsaisin uygulaması yapıldı ve AD oluşması için 6 hafta normal bakım ve besleme koşullarında barındırıldı. AD oluşan ratlardan 8 adeti SAP uygulanmaksızın AD grubu olarak belirlenerek bakım ve beslemesine devam edildi, 8 adeti ise SAP grubu olarak belirlenerek 5 kez SAP tedavisi iki bölgeden toplam 3 er dakika uygulandı. Uygulamalar sonunda 3 gruptan da genel anestezi altında kan ve deri örnekleri toplandı. Ardından alınan kan örneklerinden serumları ayrılıp ELISA yöntemi ile IgE, IL-13 ve IL-4 analizleri yapıldı, alınan deri örneklerinden histopatalojik inceleme yapıldı, ek olarak qRT-PCR yöntemi ile Atopik Dermatitin patogenezinde önemli rol oynayan antimikrobiyel peptidlerden Defensin 1, Defensin-2 ve katelisidin (LL-37) ile reseptörlerden Aril Hidrokarbon reseptörü (AHR) ve lipidlerin oksidasyonundan sorumlu genleri kontrol eden Peroksizom Proliferatör ile Aktive olan reseptörlerden PPARα gen ekspresyon düzeyleri belirlendi. Bulgular: Histopatolojik olarak değerlendirildiğinde AD ve SAP gruplarının tamamında AD oluştuğu belirlendi. Analiz edilen keratin artışı, epitelde spongioz dejenerasyon, kıl foliküllerinde atrofi, retelerde derinleşme ve eozinofil lökosit skorları parametreleri karşılaştırıldığında SAP grubunda kontrol grubuna çok yakın bulgular elde edildi. Kan örneklerinden yaptığımız ELISA testleri sonucunda parametreler değerlendirildiğinde SAP ve kontrol grubu bulgularının paralel seyrettiği görüldü. Gen düzeyindeki araştırmalarda ise AD, SAP ve kontrol grubunda LL-37 (KAMP)ve Defensin-1 geninin ekspresyon düzeyleri incelendiğinde gruplar arası istatistiki bir fark saptanamadı. AHR gen ifadelenmesinin AD grubunda anlamlı derecede azaldığı ve kontrol grubundan daha düşük ifadelendiği saptandı. Defensin-2 gen ekspresyonu ise AD grubunda kontrol ve SAP tedavi grubundan daha düşük bulundu. PPARα geninde ise SAP tedavi grubunda diğer gruplaradan düşük ifadelendiği belirlendi. AD grubu PPARα gen ekspresyonunun diğer gruplardan yüksek olduğu görüldü. Sonuç: SAP tedavisi deneysel oluşturulan AD modelinde ratlarda IgE, IL-13 ve IL-4 düzeylerinde değişikliğe neden oldu. SAP tedavisinin hem biyokimyasal hem de histopatolojik olarak iyileşmeye neden olduğu makroskobik ve mikroskobik olarak doğrulandı. Bu yönüyle SAP uygulanmasının AD tedavisinde etkinliği gösterilmiş oldu. AD patogenezinde rol oynayan genlerden AHR, Defensin-2 ve PPAR- gen ekspreyonları üzerine etkileri olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda ulaşılan bilgiler ışında hayvanlarda ve insanlarda önemli bir problem olan AD tedavisinde yenilikçi bir yaklaşım olan SAP'ın klinik uygulamalarda destek tedavisi olarak önerilme potansiyelinde olduğu ortaya konmuş oldu. Anahtar Kelimeler: dermatit, Atopik; Soğuk atmosferik plazma; IgE; IL-4; IL-13; beta-defensin; Katelisidin LL-37; Aril Hidrokarbon Reseptörü; PPARalfa; Rat

Pelin Uysal Karpuz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

A549 insan akciğer kanser hücrelerinin enerjetik kullanımının allosterik glikoliz enzimleri düzeyinde 3D ve 2D kültür ortamında karşılaştırmalı araştırılması

Amaç: A549 kanser hücrelerinin 3D kültür yöntemi ile 2D kültür yönteminde glikoz ve glutamin kullanımındaki farklılığın, glikoliz ve TCA allosterik enzimleriyle gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: A549 hücreleri, klasik hücre kültürü yöntemi ve 3D yöntemle, glikoz ve glutamininden ikisini veya birini içeren medyumlarda belirli sürelerde (24, 48, 72 saat) inkübe edildi. İnkübasyon sonunda hazırlanan hücre lizatlarında, ELISA kitleri kullanılarak enzim seviyeleri ölçüldü. Canlılık değerlendirmesi için MTT testi uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi için, IBM SPSS Statistics 21 programı kullanıldı. Bulgular: Glikozlu-glutaminli medyumda 2D ve 3D kültürlerde 24. saatte HK, PK, PDH, CS, IDH, α-KGDC enzim konsantrasyonlarında anlamlı farklılık belirlenmiştir. Glutaminli medyumdaki HK, 2D ve 3D kültürlerde tüm zaman aralıklarında anlamlı farklılık gösterirken, PFK 24 ve 72. saatlerde 3D kültürde daha yüksek konsantrasyona sahiptir. G6PDH ve α-KGDC'de 48 ve 72. saatlerde, CS'de 24 ve 72. saatlerde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Glikozlu medyumdaki 2D ve 3D kültürlerde HK, G6PDH, PFK, IDH enzimlerinde tüm zaman aralıklarında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. G6PDH ise tüm zaman aralıklarında 2D yönteminde yüksek konsantrasyona sahiptir. PK, PDH, CS, α-KGDC ve GDH enzim konsantrasyonlarında 2D ve 3D kültür ortamlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sonuç: 2D ve 3D yöntemler arasındaki canlılık ve enzim miktarındaki farklılıkların inkübasyon sürelerine bağlı olduğu görülmüştür. 2D ve 3D ortamlarının hücrenin metabolik aktivitesinde farklılıklara neden olduğunu, hücre kültürü çalışmalarının bu bağlamda ayrıntılı çalışılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bilgehan Akar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İndometazin ile mide ülseri oluşturulan ratlarda zeytin (Olea Europaea) yaprağı ekstresinin koruyucu etkilerinin araştırılması

Gereç ve Yöntem: Çalışmada 42 adet erkek Sprague Dawley rat kullanılmıştır. Zeytin yaprakları (Olea Europaea) uygun şartlarda toplanıp sıvı azotla parçalanarak etanolde çözündürüldükten sonra uygulanan evaporasyon işlemiyle konsantre zeytin yaprağı ekstresi elde edildi. Ratlar, kontrol grubu, ülser grubu (25 mg/kg indometazin), zeytin yaprağı ekstresi (400 mg/kg) grubu, lansoprazol (30 mg/kg) alan ülser grubu (referans ilaç), zeytin yaprağı ekstresi (100, 200, 400 mg/kg) alan ülser grubu olmak üzere yedi gruba ayrılmıştır (n=6). Hayvanlar 16 saat aç bırakıldıktan sonra, tüm maddeler belirtilen doz ve miktarlarda oral olarak verildi. 15 dakika sonra kontrol ve 400 mg zeytin yaprağı grupları hariç tüm ratlara İndometazin (25 mg/kg dozda) uygulandı. 6 saat sonra ratlar anestezi altında kalplerinden 5 ml kan alınarak ötenazi edilmiş ve mideleri çıkarılmıştır. Dokular, hematoksilen-eozin boyama tekniği kullanılarak histopatolojik olarak incelendi ve interlökin 1 beta (IL-1β) ve TNF alfa (TNF-α) düzeyleri ticari kit kullanılarak ELİSA yöntemiyle, malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon (GSH), miyeloperoksidaz (MPO) ve glutatyon peroksidaz (GPx) düzeyleri ise spektrofotometrik manuel yöntemle belirlenmiştir. Biyokimyasal verilerin istatistiksel analizde Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Histopatolojik bulguların değerlendirilmesi tek yönlü ANOVA ve Tukey testi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Makroskopik incelemeler sonucunda, kontrol grubunda ve 400 mg zeytin yaprağı ekstresi verilen grupta midede herhangi bir harabiyet gözlenmedi. İndometazin ile birlikte verilen zeytin yaprağı ekstresinin (100 mg/kg- 200 mg/kg- 400 mg/kg) rat midesinde oluşturduğu harabiyet oranları sırasıyla %0,89, %0,67 ve %0,83 olarak tespit edildi. Biyokimyasal analizler sonucunda indometazin grubu, lansoprazol + indometazin grubu ve zeytin yaprağı ekstresi grupları ile kontrol grubu arasında GSH, KAT, MDA, MPO, SOD ve GPx değerleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edildi (p<0.05). Zeytin yaprağı ekstresi uygulanan gruplarda TNF-α ve IL-1β düzeylerinde anlamlı azalma olduğu görüldü. (H=40,216, p=0,00). Bütün parametreler birlikte değerlendirildiğinde genellikle 200 ve 400 mg/kg dozların koruyucu etkili olduğu en etkili dozun 400 mg/kg zeytin yaprağı ekstresi olduğu belirlendi. En yüksek dozun uygulandığı 400 mg zeytin yaprağı ekstresi grubunda herhangi bir toksik etki görülmedi. Sonuç: Bulgularımız, zeytin yaprağı ekstresinin, indometazin tarafından oluşturulan mide ülseri ve oksidatif strese karşı koruyucu etkili olduğunu göstermektedir.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidMide ülseri
Merve Uyar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İndometazin ile mide ülseri oluşturulan ratlarda ayva yaprağı (Cydonia vulgaris) ekstresinin koruyucu etkilerinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada deneysel olarak mide ülseri oluşturulan ratlarda ayva yaprağı (Cydonia vulgaris) ekstresinin koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 49 erkek Spraque Dawley rat kullanılmıştır. Öncelikle ayva yaprakları (Cyndonia vulgaris) uygun şartlarda toplanıp sıvı azotla parçalanarak etanolde çözülmüştür. Ekstraksiyon işleminden sonra, ekstrenin içerik tayini FT-IR ve GC-MS analizleriyle yapılmıştır. Deney için her biri 7 rattan oluşan 7 grup oluşturulmuştur. Gruplar; kontrol grubu, indometazin grubu (25mg/kg), lansoprazol (30mg/kg)+indometazin (25mg/kg) grubu, sadece 500 mg ayva yaprağı ekstresi grubu, indometazin (25mg/kg) ile ayva yaprağı ekstresinin üç farklı dozunu (100, 250 ve 500 mg) alan gruplar olarak oluşturulmuştur. Tüm maddeler belirtilen doz ve miktarlarda oral olarak verildikten 15 dakika sonra kontrol ve 500 mg ayva yaprağı alan grup hariç tüm ratlara indometazin uygulanmıştır. İndometazin' in verilmesinden 6 saat sonra ratlar, anestezi altında kalplerinden 5 ml kan alınarak ötenazi edilmiş ve mideleri çıkarılmıştır. Dokular histopatolojik olarak hematoksilen eozin ile boyanarak değerlendirilmiş, biyokimyasal olarak ise interlökin 1 beta (IL-1β), ve tümör nekroz faktör-alfa (TNF-α), düzeyleri ticari kit kullanılarak ELİSA yöntemiyle, malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT) glutatyon (GSH), miyeloperoksidaz (MPO) ve glutatyon peroksidaz (GPx) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle belirlenmiştir. Bulgular: Kontrol ve 500 mg ayva yaprağı grubunda midede herhangi bir harabiyet gözlenmezken indometazin uygulanan ratların midelerinde % 5,56 harabiyet tespit edildi. İndometazin ile birlikte Cydonia vulgaris (100mg/kg-250mg/kg-500mg/kg) uygulanan ratların midesindeki yüzde harabiyet ise sırasıyla %2,07 %1,58 ve %0,1 olarak tespit edildi. İndometazin uygulaması, IL-1β, TNF α, MDA ve MPO düzeylerini artırırken, SOD, GSH ve GPx düzeylerini anlamlı derecede düşürdü. Öte yandan, indometazin ile birlikte Cydonia vulgaris verilen ratların SOD, KAT, GSH ve GPx düzeylerinin kontrole göre arttığı, IL-1β, TNF-α, MDA ve MPO düzeylerinin ise azaldığı görüldü. Bütün parametreler birlikte değerlendirildiğinde 250 ve 500mg/kg dozların koruyucu etkili olduğu en etkili dozun 500 mg/kg Cydonia vulgaris olduğu belirlendi. Sadece 500 mg ayva yaprağı uygulanan grubun mide dokularında herhnagi bir toksik etki görülmedi. Sonuç: Bulgularımız, Cydonia vulgaris'in, indometazinin neden olduğu gastrik ülser ve oksidatif strese karşı koruyucu etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Ayva yaprağı ekstresi, Cydonia vulgaris, İndometazin, Mide ülseri

Fatih Tozoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneş kremine eklenen D vitamininin ratlarda plazma D vitamini metabolitleri üzerine etkisi

Çoğunluğu güneş ışınlarının etkisiyle deride sentezlenen D vitamini, eser miktarlarda doğal besinlerden alınabilir. Güneş ışınlarından faydalanmayı kısıtlayan faktörlerden dolayı D vitamini eksikliği küresel bir sağlık sorunu haline gelmiştir. D vitamini takviyesi için mevcut yaklaşımlar oral alımlarla sınırlıdır. Bu deneysel çalışmada ise D vitamini eklenmiş güneş koruyucu krem uygulamasının, serum D vitamini metabolitleri üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmada 40 adet 8 haftalık Wistar Albino ırkı erkek rat kullanıldı. Biyokimyasal parametrelerin başlangıç değerlerini saptamak için 8 adet hayvan (B Grubu) sakrifiye edildi. Geriye kalan 32 hayvan, sadece sırt kısımlarına tıraş işlemi uygulanan T grubu; tıraşlanan bölgeye sadece D3 vitamini uygulanan TD grubu; tıraşlanan bölgeye sadece güneş koruyucu krem uygulanan TG grubu; tıraşlanan bölgeye D3 vitamini eklenmiş güneş koruyucu krem uygulanan TDG grubu olarak randomize 4 gruba ayrıldı. 8 hafta süren uygulamalar sonunda serum 25(OH)D2, 25(OH)D3 ve 24,25(OH)2D3 seviyeleri saptandı. Tıraş edilen bölgelerden alınan deri örnekleri histopatolojik olarak incelendi. Tüm hayvanların serum 25(OH)D2 değerleri eser düzeyde bulunmuş ve değerlendirmeye alınmamıştır. B, T, TD, TG, TDG gruplarının serum 25(OH)D3 değerleri (ortalama±SS) ise sırasıyla 17,7±5,7; 13,5±3,1; 54,1±13,0; 19,6±2,7; 67,2±16,5 ng/mL olarak belirlenmiştir. Serum 25(OH)D3 değerleri açısından hem T grubu ile TD grubu arasında (p<0,001), hem de TG ile TDG grubu arasında (p=0,002) istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Serum 25(OH)D3 ile 24,25(OH)2D3 parametreleri arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (r=0,772; p<0,001). Gruplar arasında histopatolojik açıdan ise (vasküler proliferasyon, sabesöz gland hiperplazisi, inflamatuvar yanıt ve epitelyal kalınlık) istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir. Bu çalışma ile güneş koruyucu kreme eklenen D vitaminin transdermal etkinlik göstererek serum D vitamini düzeylerini yükselttiği sonucuna varılmıştır.

Güneşten koruyucu ilaçlarHayvan deneyleriMerhemler+2
Hayrettin Kara
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Parvoviral enteritli ve tedavi edilmiş köpeklerde BNP, NT-PROBNP ve CTN-I düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, parvoviral enteritli yavru köpeklerde hastalığın kalp kasında oluşturabileceği hasarın serumda bulunan bazı kardiyak biyobelirteçler (cTnI, BNP ve NT-proBNP) yardımıyla belirlenmesidir. Araştırmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Küçük Hayvan kliniğine hemorajik gastroenteritis şikayeti ile getirilen 0-4 aylık yaşta 28 hasta ve 7 sağlıklı olmak üzere her iki cinsiyetten toplam 35 köpek oluşturmuştur. Hastalık tanısı kesinleşen ve sağaltım öncesi kan örnekleri alınan köpeklere destekleyici sağaltım uygulamaları yapılmıştır. Sağaltım uygulamaları biten ve klinik olarak iyileşen hastalardan tekrar kan alınarak hematolojik parametreler kan sayım cihazıyla, serum üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri otoanalizörle, cTnI, BNP ve NT-proBNP düzeyleri ise ELISA yöntemiyle belirlenip değerlendirilmiştir. Kontrol, sağaltım öncesi hasta ve sağaltım sonrası hasta gruplar arasında cTnI, BNP ve NT-proBNP düzeyleri açısından anlamlı bir fark görülmemiş, sağaltım öncesi ve sağaltım sonrası hasta gruplar arasında ürik asit düzeyi açısından da anlamlı bir farklılık şekillenmemiştir. Bu durum hasta gruptaki miyokart hasarının düşük düzeyde olduğunu düşünmemize sebep olmuştur. cTnI, BNP ve NT-proBNP parametrelerindeki değişimlerin farklı yaşlardaki ve farklı hastalık dönemlerindeki, daha fazla sayıda köpekle yapılacak yeni çalışmalarla araştırılması yararlı olacaktır.

BiyobelirteçlerEnteritKöpekler+3
Uzay Sude Binzet Ballıtaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sola abomazum deplasmanlı ineklerin operasyon öncesi ve sonrası serumlarında lipit mobilizasyonu ve oksidatif stres parametrelerinin araştırılması

Abomazumun sola deplasmanı (LDA), yüksek süt verimli sığırlarda, genellikle erken laktasyon döneminde negatif enerji dengesine bağlı olarak gelişen önemli metabolik hastalıklardan birisidir. Çalışmamızda, operasyon öncesi ve sonrası LDA'lı sığırlarda, lipit mobilizasyonu ve oksidatif stres parametreleri ile bunlar arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlandı. Araştırmada, LDA'lı (n=16), sığırlar; operasyon öncesi (pre-op LDA)) operasyondan hemen sonra (post-op LDA) ve operasyon sonrası 10.gün (post-op 10 LDA) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubu sığırlar, erken laktasyon (n=8) ve kuru dönem (n=8) sığırlardan oluşturuldu. Serum TOS ve MDA düzeylerinin pre-op LDA'lı sığırlarda kontrol gruplara göre arttığı, TAS düzeyleri ve PON1/ARES aktivitelerinin ise azaldığı tespit edildi. Serum total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol düzeylerinin pre-op LDA'lı sığırlarda kontrol gruplarına göre azaldığı, BHBA düzeyi ile AST ve GGT aktivitelerinin ise arttığı belirlendi. Mevcut çalışmada, LDA'lı süt sığırlarda hastalığın teşhis, tedavi ve prognozunda lipit parametreleriyle birlikte TAS, TOS ve PON1/ARES gibi oksidatif stres parametrelerinin de değerlendirilmesinin yararlı olabileceği sonucuna varıldı.

AbomasumHayvan hastalıklarıHayvancılık+6
Nurcanan Aslan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Honamlı ve kıl keçi kolostrumlarındaki A, D3 ve E vitamin düzeylerinde doğumdan sonraki 5 gün süredeki değişimlerin belirlenmesi

Kolostrumun vitamin bileşimi, postpartum erken dönemde oğlakların gereksinimlerinin karşılanmasında, plasentayı ancak düşük düzeylerde geçebilen yağda çözünen vitaminler açısından önemlidir. Çalışmamız da her gruptan 5 adet olmak üzere Honamlı ve kıl keçilerine ait kolostrum örnekleri 5 gün süre ile toplanmış HPLC ile A, D3 ve E düzeyi ölçülmüştür. Genel olarak A (retinol), D3 vitamini ve E vitaminlerinin (tokokoferol) ilk kolostrum örneklerinde yüksek olan seviyeleri postpartum 5. güne kadar doğrusal olanda azalma göstermiş olup doğumu takiben 20. günde alınan süt örneklerinde en düşük düzeyine ulaşmıştır. Kıl keçileri retinol düzeyi Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmuştur. Honamlı ve kıl keçileri ilk kolostrum retinol seviyesi 3., 4., ve 5. gün kolostrum ile karşılaştırılınca istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Her iki ırkın ilk kolostrum örneklerinde D3 düzeyi ilk kolostrum örneklerinde en yüksek değerlerde olup, kıl keçilerinde daha yüksek oranda olmasına rağmen fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Her iki ırkta kolostrum D3 değerleri günlük olarak azalma gösterek 5. günde en düşük ölçüm değerine ulaşmıştır. Retinol seviyesinde olduğu gibi Kıl keçileri ortalama D3 seviyesi ilk 1-3 gün, Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmuştur. Honamlı keçilerinin sadece 5. gündeki ortalama kolostrum D3 düzeyi Kıl keçilerinden daha yüksek ölçülmüştür. Her iki keçi ırkı kolostrumlarınındaki gün bazlı değişimler istatitiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Retinol seviyesinde gözlemlenen toplama gününün etkisi istatistiksel olarak D3 vitamini için önemli olmadığı görülmüştür (p>0,05). Tokoferol düzeyi ise her iki ırkta ilk kolostrum örneklerinde en yüksek değere sahip olup, 5. günde en düşük düzeyine ulaşmıştır. Kıl keçileri ortalama tokoferol düzeyi 1-5 günlere ait kolostrum ve sütte Honamlı keçilerine oranla daha yüksek seviyede bulunmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Kolostrum tokoferol seviyesi üzerine keçi ırkının etkisi istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre kolostrum vitamin A, D3 ve tokoferoldeğerleri ırk düzeyinde istatistiksel olarak olmasa bile seviye olarak farklılıklar arz etmektedir. Bizim özellikle retinol düzeyinde gözlemlediğimiz düşük seviyeler önceki çalışmalarda rapor edildiği gibi saklama koşullarınden özellikle A vitaminin etkilendiği ve sonuçlarımız önceki raporlardan elde edilen 15 günde A vitamin kaybının -20 0C'de %55 arasında olduğu sonuçları ile desteklenmektedir. Ölçümü yapılan diğer D3 vitamini ve E vitamin düzeyleri ise önceki çalışmalarla rapor edilen değerler arasında bulunmuştur.

Honamlı keçisiKeçilerKolekalsiferol+6
Gizem Koramaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yaş grubu kıl keçilerinde glikoz-6-fosfat dehidrogenaz enzim aktiviteleri

D- glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD, EC 1.1.1.49), Pentoz fosfat yolunu kontrol eden bir enzimdir. Pentoz fosfat yolunda, nükleik asit sentezi için gerekli riboz-5-fosfat ve oksidatif hasara karşı korunmada önemli rol oynayan okside NADP sentezlenir. Tez çalışmasında farklı yaşlardaki kıl keçilerinde kan G6PD enzim aktivitelerinin ölçülmesi amaçlandı. Çalışmada aynı bakım ve besleme şartları altında barındırılan 40 adet dişi Kıl keçisi kullanıldı. Çalışma gruplarını, (n=10) 0-12 ay, 1-2 yaş, 2-3 yaş ve 3-4 yaşlı dişi Kıl keçileri oluşturdu. Alınan tam kan örneklerinde G6PD enzim ve Hb düzeyleri ölçüldü. Hesaplanan G6PD enzim aktiviteleri, Hb değerlerine bölünerek Hb başına düşen G6PD enzim aktiviteleri hesaplandı (IU/g Hb). Hb başına düşen G6PD enzim aktiviteleri 0-1, 1-2, 2-3 ve 3-4 yaşlı keçilerde sırasıyla 14,14; 15,04; 8,33 ve 8,81 (IU/g Hb) olarak ölçüldü. Sonuçlar istatistik olarak değerlendirildiğinde 0-1 yaş ve 1-2 yaşlı hayvanların enzim aktiviteleri 3-4 ve 4-5 yaşlı hayvanlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p < 0.05). Çalışmada elde edilen veriler kıl keçilerinde G6PD enzim düzeyleri hakkında referans değer olma niteliğindedir. Ayrıca G6PD'ın hastalıklarla ve oksidatif stres ile ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, keçilerde bu enzim düzeyinin hastalıklarla ve verim ile ilişkisinin belirlenmesinin bu alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

DehidrojenazEnzimlerGlükoz-6-fosfataz+5
Çiğdem Toprak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kıl keçilerinde serum simetrik dimetilarjinin düzeyleri ile üre, kreatinin düzeylerinin yaşa bağlı karşılaştırılması

SDMA insan hem de hayvan modellerinde böbrek fonksiyonunu belirlemede önemli bir belirtecidir. Böbrek fonksiyonu bozukluğu dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerinin de SDMA plazma düzeylerini etkileyebileceği gösterilmiştir. Farklı iklim koşullarına ve arazi tiplerine iyi adapte olan Kıl keçileri, Türkiye'de keçi yetiştiriciliğinde % 96 oran ile en çok yetiştirilen ırktır. Bu tez çalışmasında kıl keçilerinde kan serum Simetrik dimetilarjinin (SDMA), Üre ve Kreatinin düzeylerinin yaşa bağlı değişimlerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada aynı bakım ve besleme şartları altında barındırılan 40 adet dişi Kıl keçisi kullanıldı. Çalışma grupları, grupta 10 adet keçi olacak şekilde 0-12 ay (Grup 1), 1-2 yaş (Grup 2), 2-3 yaş (Grup 3), ve 3-4 yaş (Grup 4), olarak gruplandırıldı. Kan serum örneklerinde Simetrik Dimetil Arjinin analizi tayini ticari kit (SDMA) ELISA Kit protoküle uygun olarak yapıldı. Serum üre ve kreatinin düzeyleri ise otoanalizörde ölçüldü. Dişi keçilerde kan serumunda grup 1, 2, 3 ve 4 'de sırasıyla SDMA düzeyleri (ng/mL) 2,43±0,24, 3,21±0,44, 3,74±0,32 ve 4,46±0,59 (p=0,013); Üre düzeyleri (mg/dL) 20±1,87, 24,5±1,43, 24,4±1,82 ve 19,1±1,75 (p=0,058); Kreatinin düzeyleri (mg/dL) 0,35±0,027, 0,32±0,020, 0,34±0,022, 0,36±0,022 (p=0,648) olarak belirlenmiştir. Grup 3 ve 4'de elde edilen SDMA düzeyleri, grup 1 ve 2 'de elde edilen değerler göre değerlere göre istatistik olarak anlamlı yüksek bulunurken (p<0.05), üre ve kreatinin değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Elde edilen bulgularla, hem farklı yaşlardaki dişi keçilerde SDMA düzeylerinin üre, kreatinin düzeyleri ile birlikte değerlendirilmesi hem de keçilerde SDMA düzeyleri konularında literatür bilgisine katkı sağlamaktadır.

Hasan İlbasan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bal arısı (Apis mellifera L.) zehirinin deneysel peritoneal adezyon üzerindeki tedavi edici etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, bal arısı zehirinin (apitoksin) postoperatif komplikasyonlardan biri olan peritoneal adezyonlar üzerindeki terapötik etkileri araştırılmıştır. Deneysel hayvan modeli kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, arı zehirinin doku iyileşmesi ve inflamasyon üzerindeki düzenleyici potansiyeli incelenmiştir. Toplam 36 erkek Wistar albino sıçan, altı gruba ayrılarak farklı dozlarda apitoksin, salin ve standart tedavi ajanları uygulanmıştır. Peritoneal adezyon modeli, cerrahi olarak sekum yüzeyinin abrase edilmesiyle oluşturulmuş ve 21 gün sonra makroskobik adezyonlar Nair skorlama sistemiyle değerlendirilmiştir. Plazma örneklerinde MDA ve GSH düzeyleri, doku örneklerinde ise hidroksiprolin, tPA ve PAI-1 düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. Ayrıca bilişsel fonksiyonları değerlendirmek için Yeni Nesne Tanıma Testi (NOR) uygulanmıştır. Bulgular, CHA-Tek Doz ve farklı dozlarda uygulanan arı zehirinin, peritoneal adezyon skorlarını anlamlı şekilde azalttığını göstermiştir. Özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehiri (Venom 25), makroskobik adezyonlarda ve hidroksiprolin düzeylerinde belirgin düşüşler sağlayarak yüksek anti-fibrotik etki göstermiştir. Oksidatif stres parametreleri açısından, Venom 25 ve CHA gruplarında GSH düzeylerinin korunması, bu ajanların antioksidan savunmayı desteklediğini ortaya koyarken, Venom 50 grubunda gözlenen azalma, yüksek dozun ters etkileri olabileceğini düşündürmüştür. NOR testi sonuçları da Venom 25 grubunda bilişsel fonksiyonların korunduğunu ve inflamasyonun merkezi sinir sistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltıldığını göstermiştir. Ancak 0,50 mg/kg dozunda abdominal yıkama ile uygulanan arı zehiri, yüksek mortaliteye yol açmış ve bu uygulamanın sistemik toksisite riski taşıdığı belirlenmiştir. Elde edilen makroskopik, biyokimyasal ve davranışsal bulgular, CHA-Tek Doz ve özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehiri uygulamasının peritoneal adezyonların önlenmesinde etkili olduğunu; ayrıca oksidatif denge ve bilişsel fonksiyonları olumlu yönde modüle ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, CHA-Tek Doz ve özellikle 0,25 mg/kg dozundaki arı zehirinin postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde etkili, güvenli ve çok yönlü bir tedavi seçeneği olduğunu ortaya koymakta; bu etkinin inflamasyonun baskılanması, kollajen birikiminin azaltılması, oksidatif stresin dengelenmesi ve bilişsel fonksiyonların korunması gibi mekanizmalarla sağlandığını vurgulamaktadır. Bu bulgular, gelecekte yapılacak klinik ve mekanistik araştırmalar için önemli bir temel oluşturmaktadır.

Halil Abdulhakim Eyinç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Formaldehit kullanılarak deneysel oksidatif stres oluşturulan A549 akciğer epitel hücrelerine farklı dozlarda uygulanan bor'un koruyucu etkinliğinin biyokimyasal ve moleküler biyoloji teknikleri ile araştırılması

Formaldehit yaygın olarak kullanılan suda çok iyi çözünen, renksiz, keskin kokulu kuvvetli elektrofilik özelliği nedeniyle oldukça reaktif bir bir aldehittir. Antiseptik, dezenfektan, kozmetik sanayinde, seralarda, hayvancılıkta, ahşap işlemede, reçine üretiminde, tıpta, endüstriyel alanda, diş hekimliğinde, laboratuvar malzemelerinin üretimi gibi birçok alanda formaldehit kullanılmakla birlikte, sigara dumanında da bulunur ve oksidatif strese yol açar. Gelişen teknoloji ve tıp ile birlikte sağlık açısından çeşitli hastalık olgularında teşhis ve tedavi amaçlı alternatif olarak birçok maddenin kullanımı söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte, ülkemizin zengin bor madeni ihtiva etmesi ve bunun kullanımının arttırılması ile ekonomik açıdan da olumlu katkılar sağlanabilecektir. Bu durumun da yapılan veya yapılacak çalışma ve projelerle gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, A549 akciğer epitel hücrelerinde formaldehit ile oluşturulan oksidatif streste borik asitin etkisini belirlemek amacıyla hücre canlılık testi (MTT), indirgenmiş glutatyon (GSH), malondialdehid (MDA), süperoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) düzeyleri analiz edildi. Bunlara ilaveten oluşan inflamasyonda borik asitin etkisini belirlemek amacıyla β-aktin, Tnf-α, kaspaz-3, Bcl-XL ve NFĸB genlerinin mRNA ekspresyon düzeyleri moleküler olarak araştırıldı. Bu amaçla, A549 hücre hatları 12 saat borik asit 2,5;5 ve 10 mM düzeylerine maruz bırakıldı. Daha sonra 4 saat süresince 100 μM formaldehit hücre hatları üzerine uygulandı. Uygulama sonrasında, formaldehitin hücre canlılığını önemli derecede azalttığı, hücre lizatlarında MDA düzeylerini artıtdığı, GSH düzeyini azalttığı, SOD ve CAT enzim aktivitesi azalttığı, NO düzeyleri üzerine belirgin bir etki göstermediği belirlendi. Tnf-α, NFkB ve kaspaz-3 mRNA ekspresyon düzeylerinin formaldehit uygulaması ile arttığı. Buna karşın Bcl-XL mRNA ekspresyon düzeylerinde önemli bir değişim gözlenmediği belirlendi. Borik asitin formaldehit maruziyeti ile oluşan lipid peroksidasyonu, azalan antioksidan enzim aktivitesini, inflamasyon ve apoptozda rol alan genlerin artan mRNA ekspresyon düzeylerini tersine çevirdiği tespit edildi. Sonuç olarak, bor kaynağı olan borik asitin formaldehit maruziyeti ile A549 hücrelerinde oluşan oksidatif stres, inflamasyon ve apoptoziste önemli rol oynadığı ve hücre gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi.

ApoptozisBorBorik asit+6
Damla Arslan Acaröz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda apitoksin'in oksidan-antioksidan statü ve bazı biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması

Apiterapi, bal arısı tarafından üretilen ürünlerin terapotik etkinliği nedeniyle deneysel çalışmalarda tercih edildiği bir tedavi yöntemidir. Apiterapi'nin bir branşı olan arı zehiri (apitoksin) ile tedavi yöntemi, apitoksinin biyoaktif bileşenlerinin özellikle anti-inflamatuvar etkinlikleri nedeniyle kullanım alanı bulmaktadır. Bu çalışmada, Wistar Albino erkek ratlarda streptozotocin (STZ) kullanılarak oluşturulan deneysel diyabet kaynaklı metabolizma bozukluklarının, apitoksine karşı gösterdiği tepki birtakım biyokimyasal parameterler üzerinden araştırılmıştır. Deneysel aşamada 3-4 aylık yaşta, 200-320 g ağırlıkta 40 adet rat kullanılmış olup, rastgele seçilen ratlar 4 gruba ayrılmıştır. Çalışma 28 günde tamamlanmıştır. Gruplar; kontrol (K), apitoksin (A), diyabet (D) ve diyabet+apitoksin (DA) olarak ve her grupta 10'ar hayvan olacak şekilde etiketlenmiştir. K grubuna çalışma süresi boyunca intraperitoneal (ip) fizyolojik tuzlu su (FTS) uygulanmış, A grubuna çalışma süresi boyunca FTS içinde çözdürülen apitoksin 0,5 mg/kg dozda ip yoldan uygulanmıştır. D ve DA grubuna 50 mg/kg tek doz STZ, 4-4,5 pH aralığında Na-Sitrat buffer solüsyonunda çözdürülerek uygulanmış, 48 saat sonra deneklerin kuyruk venlerinden kan örnekleri alınmış ve glukometre ile kan glikoz düzeyi 200 mg/dl ve üzerinde ölçülen deneklerin diyabetli olduğu kabul edilmiştir. DA grubuna çalışma süresi boyunca FTS içinde çözdürülen apitoksin 0,5 mg/kg dozda ip yoldan uygulanmıştır. Çalışma süresince, deneklerden her hafta kan örneği alınmış ve glukometre ile açlık kan glikoz düzeyleri (AKG) ölçülmüştür. Çalışmanın sonunda anestezi altına alınan deneklerin göğüs kafesleri açılarak atan kalplerinden 5-8 ml kan örneği alınmış ve K2EDTA'lı tüplere aktarılmış, idrar keselerinden 0,5-1 ml idrar örneği alınmış ve steril ependorf tüplere aktarılmıştır. Tam kandan malondialdehit (MDA), redükte glutatyon (GSH) ölçümleri ve hematolojik analizler yapılmıştır. Plazmadan nitrik oksit (NOx), total antioksidan statü (TAS), total oksidan statü (TOS), protein karbonil (PCO), insülin, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), total kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, LDL kolesterol, VLDL kolesterol düzeyleri ölçülmüştür. İdrar örneklerinden DNA hasar düzeyi (8-OHdG) ölçümü yapılmıştır. Apitoksin diyabetli deneklerde insülin salınımında artışa ve AKG üzerine düşürücü etkide bulunmuştur (p<0,05). Oksidan parametrelerden MDA, NOx, PCO, 8-OhdG, AST, ALT, total kolesterol ve LDL kolesterol seviyeleri üzerine artırıcı yönde etki ederken, GSH ve TAS seviyelerinde düşüşe neden olmuştur (p<0,05). Hematolojik parametrelerden lökosit (WBC), platelet (PLT), platelet yüzdesi (PCT), platelet dağılım genişliği (PDW) seviyelerinde normalleşme gözlemlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; apitoksinin bu çalışmada kullanılan dozunun, oksidatif stres parametreleri üzerine olumsuz etkisi insülin, AKG, birtakım hematolojik parametreler, özellikle de PLT üzerine ise olumlu yönde etkisi gözlemlenmiştir. Bu bulgulardan hareketle, apitoksinin diyabet tedavisinde alternatif olarak kullanımı, gelecekte aydınlatılması gereken patolojik süreçler ve biyokimyasal parametreler ilişkisi çerçevesinde gelişim gösterecektir. Ayrıca, dolaşımdaki PLT sayısının diyabetlilerde fizyolojik sınırlar içine çekilmesi, apitoksinin özellikle operatif girişimlerde kan kaybı riski bulunan diyabetli hastalarda alternatif olarak kullanımının mümkün olduğu ihtimalini açığa çıkarmaktadır.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarApiterapi+7
Barış Denk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Zeytin (Olea europea L.) yaprağının antioksidan etkinliğinin in vitro yöntemlerle araştırılması

Bu çalışmada içerisinde oleuropein gibi birçok biyoktif madde içeren zeytin (Olea europaea L.) yaprağının antioksidan özelliği çeşitli yöntemlerle in vitro olarak incelenmiştir. Kurutulan zeytin yapraklarından elde edilen metanol, etil asetat ve n-hekzanlı ekstrelerin 100-250-500-1000 μg/mL konsantrasyonlarında toplam fenolik madde tayini, DPPH radikali giderme aktivitesi, linoleik asit sisteminde ferrik tiyosiyanat (FTC) metodu ile antioksidan aktivitesi, demir (II) iyonlarını şelatlama aktivitesi, süperoksit radikali giderme aktivitesi ve indirgenme kapasitesi belirlenmiştir. Zeytin yaprağının metanol, etil asetat ve n-hekzanlı ekstrelerinin yüzde verimleri sırasıyla %34.59, 26.15 ve %13.21 olarak bulunmuştur. Toplam fenolik madde tayininde en yüksek değer metanol 1000 μg/mL konsantrasyonda 85,27±15,03, en düşük değer n-hekzan 500 μg/mL konsantrasyonda 0,18±1,32 olarak bulunmuştur. DPPH radikali giderme aktivitesinde ise en yüksek değer etil asetat 500 μg/mL konsantrasyonda 72,93,±0,42, en düşük değer n-hekzan 100 μg/mL konsantrasyonda 13,77±1,23 olarak bulunmuştur. Linoleik asit indirgemede en yüksek değer metanol 250 μg/mL konsantrasyonda 89,52±9,77, en düşük değer etil asetat 100 μg/mL konsantrasyonda 61,19±4,05 olarak bulunmuştur. Demir (II) iyonlarını indirgemede etil asetat 1000 μg/mL konsantrasyonda 50,53±5,533, en düşük değer n-hekzan 100 μg/mL konsantrasyonda 8,16±0,43 olarak bulunmuştur. Süperoksit radikali giderme aktivitesinde etil asetat 250 μg/mL konsantrasyonda 72,00±1,35, en düşük değer n-hekzan 500 μg/mL konsantrasyonda 13,76±2,24 olarak bulunmuştur. Son olarak indirgenme kapasitesinde metanol 1000 μg/mL konsantrasyonda 1,49±0,03, en düşük değer etil asetat 100 μg/mL konsantrasyonda 0,19±0,01 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak zeytin yaprağının metanollü ekstresinde toplam fenolik madde, linoleik asit indirgeme ve indirgenme kapasitesi diğer ekstrelere göre daha aktif bulunmuştur. DPPH radikali tutma, demir (II) şelatlama, linoleik asit indirgeme ve süperoksit radikali giderme aktivitesinde etil asetat ekstrelerin daha etkili olduğu görülmüştür. n-hekzanlı ekstrelerde ise sadece DPPH radikali tutma aktivitesi ve linoleik asit indirgeme düzeyi önemli bulunmuştur. Bu aktiviteleri nedeniyle zeytin yaprağının gıda, kozmetik, farmasötik ve hayvan besleme alanında doğal alternatif bir antioksidan olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir.

AntioksidanlarBitki fenolikleriBitki özütü+5
Süleyman Muammer Erdoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kuzularda rasyona farklı düzeylerde katılan domates serası budama artıklarının bazı biyokimyasal, fizyolojik ve oksidatif stres parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Dünyada nüfusun hızla artmasına bağlı olarak beslenme sorunları ön plana çıkmaktadır. Özellikle ülkemiz bir tarım ülkesi olmasına rağmen, hayvan besleme yönünden sorunlar yaşamaktadır. Bundan dolayı da hayvan beslemede alternatif yemlere olan ihtiyaç artış göstermektedir. Bu sonuç doğrultusunda yoğun şekilde üretimi yapılan domates bitkisinden çok miktarda açığa çıkan domates yaprağının, atık ürün olmaktan çıkartılıp alternatif bir yem hammaddesi olarak geri dönüşümünün sağlanması, ülkemiz hayvancılığı için yem açığının kapatılması açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu tez kapsamında Anadolu Merinos ırkı kuzuların rasyonlarına farklı düzeylerde fermente domates yaprağı (FDY) katılması sonucunda elde edilen bazı biyokimyasal, fizyolojik ve oksidatif stres parametreleri araştırılmıştır. Deneme düzeninde 65±5 günlük yaşta, 19,61±4,33 kg başlangıç canlı ağırlığında, 24 adet erkek kuzu kullanılmış olup, rastgele blok düzeni içerisinde padoklara yerleştirilerek, 3 gruba ayrılmıştır. Çalışma 8 haftada tamamlanmıştır. Gruplar; kontrol, %2,5 FDY, %5 FDY olarak ve her grupta 8'er hayvan olacak şekilde ayarlanmıştır. Kontrol grubuna deneme süreci boyunca FDY içermeyen temel rasyon verilirken, %2,5 FDY grubu ve %5 FDY grubu toplam karma rasyon (TMR)'da sırasıyla %2,5 ve %5 FDY içeren rasyonla beslenmiştir. Çalışma süresince her bir hayvanın bireysel günlük yem tüketimi belirlenmiş, her hafta canlı ağırlık tartımları ve vücut ölçümleri kaydedilmiştir. Deneme süresi boyunca her 14 günde bir toplamda 5 kez olmak üzere, kan örneği alınmıştır. Ayrıca çalışmanın son 3 günü günde bir kez olacak şekilde rektal yolla her bir hayvandan dışkı örneklemesi alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise, kesim işlemi gerçekleşen kuzuların, karaciğer ve böbrek ağırlıkları tartılıp, bağırsağa ait numuneler alınarak analizleri yapılmıştır. Kesim sırasında rumenden içerik alındığı anda pH değeri ölçülmüş ve uçucu yağ asidi (VFA) profili analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarının istatistik değerlendirmesi SAS programında yapılmıştır. Elde edilen veriler incelendiğinde; performans ve büyümeye bağlı parametreler ile dışkı çıkışı ve organ ağırlıkları parametreleri üzerinde değişiklik yapmadığı gözlenmiştir (p>0,05). Ancak, hematoloji ve serum biyokimyası ölçümlerinde; üre azotu (BUN) ve granülosit yüzdesi (GRA%) değerlerini, serum lipit profilinden; esterleştirilmemiş yağ asitleri (NEFA) ve fosfolipit değerlerini, rumen parametrelerinden; pH değeri ve ince bağırsak parametrelerinden; absorbans yüzeyi değerini etkilediği belirlenmiştir (p≤0,05). Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada; atık ürün olarak nitelendirilerek hem çevreye hem de ekonomiye zarar veren budama artıklarının, uygulanan oranlarda rasyona eklenmesi ile ruminantlarda yonca peletine eşdeğer bir kıymette alternatif yem hammaddesi olarak kullanılabileceği, böylece hem hayvancılık girdilerini düşüreceği hem de bu artık maddelerin daha yüksek katma değerle tüketilmesinin sağlanabileceği kanaatine varılmıştır.

DomatesHayvan beslemeHayvancılık+7
Beyza Aydoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yumurta tavuğu rasyonlarına vitamin E ve selenyum ilavesinin kan ve yumurta antioksidan enzimler üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vitamin E (Vit-E ) ve organik selenyumun (OS) tek başına ve kombine (Vit-E+OS) olarak ilavesinin serum, yumurta akı (YA) ve yumurta sarısındaki (YS) Glutatyon peroksidaz (GSH-Px), katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) düzeyleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmada, 24 haftalık yaşta 96 adet beyaz Lohman yumurta tavuğu, her biri altı alt gruptan olmak üzere eşit sayıda 4 gruba ayrıldı. Gruplar sırasıyla bazal yem (Kontrol), bazal yem + 250 mg / kg Vit-E (Deneme-I), bazal yem + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-II) ve bazal yem + 250 mg / kg Vit-E + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-III) içeren rasyonlarla 12 hafta beslendi. Yem ve su ad libitum olarak sağlandı. Deneme sonunda, her gruptan alınan kan ve yumurta örneklerinde; GSH-Px, CAT, SOD enzimlerin aktiviteleri ve MDA düzeylerinin analizleri, Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalında yapıldı. Bulgular: Serum, yumurta sarısı ve yumurta akındaki enzim aktiviteleri deneme grupları, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, istatistiki olarak önemli derecede artarken (p<0.05), MDA düzeyinin istatistiki olarak önemli derecede azaldığı (p<0.05) belirlendi. Sonuç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vit-E ve OS ilavesinin antioksidan enzim aktivitelerini artırdığı ve MDA düzeyini düşürdüğü, bu nedenle rasyonlara OS ve Vit-E nin birlikte veya ayrı ayrı ilavesinin yararlı olacağı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan enzimler, kan, yumurta numuneleri

AntioksidanlarEnzimlerSelenyum+5
Cihangir Timur
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yetiştirilen farklı ekofizyolojik gruplara ait sarımsak (Allium sativum L.) çeşitlerinin sağlığı geliştirici (Antioksidan, antidiyabetik, antibakteriyel) özelliklerinin araştırılması

Amaç: Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaygın olarak üretilen ve destekleyici tedavi ürünleri arasında yer alan sarımsağın sağlık geliştirici özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda farklı bölgelerden toplanan sarımsağın; •Antidiyabetik aktivitesinden sorumlu başlıca bileşikleri alliisin ve alliinin ölçümlerinin yapılması, •Antibakteriyel aktivite analizlerinin yapılması, •Toplam fenolik madde konsantrayonunun, toplam flavanoid miktarının ve radikal süpürme aktivitelerinin ölçülmesi, sonuçların bölgeler arasında karşılaştırılması hedeflenmektedir. Materyal ve Metot: Araştırma Aksaray, Balıkesir, Kayseri, Kastamonu, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş ve Tokat illerinden 6'şar tane olmak üzere toplam 48 adet örnek ile yapılmıştır. Numunelerin 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) radikal süpürme aktivitesi, total fenolik madde tayini ve total flavonoid değeri spektrofototmetrik yöntemlerle ölçülmüştür. Allisin ve allin miktarları yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) cihazında ölçülmüştür. Ekstraktların agar kuyucuk difüzyon yöntemiyle antimikrobiyal etkinliği test edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre sarımsağın; •Toplam fenolik madde düzeyi ortalama 38,36±14,2 mgQE/g bulunurken en yüksek düzey Aksaray sarımsağında 54,16±9,39 mgQE/g tespit edilmiştir. Diğer taraftan toplam flavanoid seviyesi 14,42±5,19 mgGAE/g ve en yüksek düzey ise Aksaray sarımsağında 21,93±6,58 mgGAE/g bulunmuştur. Radikal süpürücü etkinliği %inhibisyon değeri ortalama 56,14±15,51 bulunurken en yüksek Hatay sarımsağında 29,71±6,54 olarak ölçülmüştür. •Allisin ve allin içerikleri sırasıyla 0,35±0,17 ve 0,76±0,37 olarak hesaplanmış ve en yüksek Tokat sarımsağında (0,6±0,39) tespit edilmiştir. •Sarımsakların Gram (-) bakterilere karşı antibakteriyel etkinliği gözlenmemiştir. S. aureus ve E. faecalis suşlarına karşı Gaziantep ve Tokat sarımsakları, B. cereus suşuna karşı tüm sarımsaklar antibakteriyel etkinlik göstermiştir. Aksaray, Kayseri ve Kahramanmaraş sarımsaklarında antifungal aktivite gözlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışma ile Türk sarımsağının sağlık geliştirici özelliklerinin alternatif tedavi yöntemlerinde kullanılması ile ilgili yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Allium sativumAntienfektif ajanlarAntikonvülsanlar+4
Esra Koçak
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu manda sütlerinde insülin benzeri büyüme faktörü-1 düzeyi ile somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Anadolu mandalarının sütünde İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) düzeyi ile somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Tez çalışmasının materyalini laktasyon dönemindeki 3-6 yaşlı Anadolu mandalarından elde edilen sütler oluşturdu. Mandalardan, sabah sağımında sağılan süt örnekleri subklinik mastitis yönünden değerlendirildi. Bu amaçla, mandaların dört ayrı meme lobundan sağılan sütlerde önce Kaliforniya mastitis test ve ardından somatik hücre sayımı gerçekleştirildi. Kaliforniya mastitis test sonucu negatif ve somatik hücre sayısı 200x103 hücre/ml olduğu belirlenen 100 adet mandaya ait süt örneği tez materyali olarak kullanıldı. Süt örneklerinde IGF-1 konsantrasyonu, enzim bağlı immünosorbent analiz (ELISA) yöntemi ile sığır spesifik ELISA test kitleri kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Anadolu mandalarının sütündeki somatik hücre sayısının 0,68±0,31x105 hücre/ml olduğu belirlendi. Anadolu mandalarının süt IGF-1 düzeyinin 6,7 ng/ml-19,4 ng/ml arasında olduğu saptandı. Anadolu manda sütlerindeki IGF-1 düzeyi 11,94±2,93 ng/ml olarak kaydedildi. Sütteki IGF-1 düzeyinin somatik hücre sayısı ile pozitif korelasyon (r2=0,971, p<0,01) gösterdiği tespit edildi. Sonuç: Anadolu mandalarının sütlerindeki somatik hücre sayısının artışıyla birlikte IGF-1 düzeyinin de arttığı belirlendi. Bu tez çalışmasının, insan beslenmesinde önemli bir yeri olan manda sütünün biyoaktif bileşenlerinden olan büyüme faktörleri ile ilgili gerçekleştirilecek bilimsel çalışmalara katkıda bulunacağı öngörülmektedir. Anahtar Sözcükler: Anadolu mandası, İnsülin benzeri büyüme faktörü-1, Somatik hücre, Süt.

Şevval Güzel
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Streptozotosin-nikotinamid ile diyabet oluşturulmuş ratlarda metformin, metformin ve dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörlerinin kombine kullanımının, serum nesfatin-1 düzeyleri, bazı vitaminler ve biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada streptozotosin (STZ)- nikotinamid (NA) ile diyabet oluşturulan ratlarda metformin uygulamasının ve DPP-4 enzim inhibitörleri olan sitagliptin ve omarigliptin'in metformin ile kombine kullanımının, ratlarda bazı biyokimyasal ve antropometrik parametreler üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: 3-4 aylık, 200-230 g ağırlığında 50 Wistar-Albino ırkı erkek rat, her grupta 10 deney hayvanı olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. 1. grup olan sağlıklı kontrol (SK) grubu hariç olmak üzere, diğer 4 gruptaki ratlara STZ-NA uygulaması yapıldı. Uygulamadan 72 saat sonra ölçülen açlık kan glukoz düzeyleri 150 mg/dL'nin üzerinde olanlar diyabet kabul edilip çalışmaya dâhil edildi. 2. gruptaki diyabetik kontrole (DK) serum fizyolojik, 3. gruptaki ratlara metformin, 4. gruptakilere metformin+sitagliptin, 5. gruptakilere de metformin+omarigliptin uygulamaları oral gavaj yoluyla 28 gün boyunca yapıldı. Her hafta başında ratların açlık kan glukoz düzeyleri, ağırlıkları ve boyları ölçüldü. Deney sonunda serumda Nesfatin-1, B12 vitamini, 25-dihidroksi vitamin D ve insülin düzeyleri ELİSA kitleri vasıtasıyla ELİSA cihazında; alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), amilaz, lipaz, total kolesterol, trigliserid, düşük dansiteli lipoprotein (LDL), yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) ve çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle otoanalizör cihazında çalışıldı. Bulgular: Açlık kan glukoz değerleri açısından diyabetik grupların glukoz düzeyleri SK grubuna göre yüksek bulundu (p<0,001). Diyabetik olan grupların açlık kan glukozu değerleri arasında istatistiksel bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Ağırlık, vücut kitle indeksi (VKİ) ve Lee indeksi açısından diyabetik olan grupların değerleri, SK grubunun değerlerinden daha düşük saptandı (p<0,05). Diyabetik olan grupların ağırlık, VKİ ve Lee indeksi arasında bir farklılık saptanmadı (p>0,05). B12 vitamini, 25-dihidroksi vitamin D ve insülin değerleri açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). 5. grubun Nesfatin-1 değerleri, 2. gruptan daha yüksek saptandı (p<0,05). 2. grup ile 5. grubunun ALT değerleri, SK grubunun ALT değerlerinden daha yüksek saptandı (p<0,05). 2. grubunun AST değerleri, SK grubunun AST değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). Diyabetik grupların amilaz değerleri, SK grubundan daha düşük (p<0,05), 2. grup ile 5. grubun lipaz değerleri, SK grubu değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). 2. grup, 3. grup ve 5. grubun total kolesterol değerleri, SK grubundan daha düşük saptandı (p<0,05). 2. grup ile 4. grubun trigliserid değerleri, SK grubundan daha yüksek bulundu (p<0,05). SK grubunun LDL değerleri 2., 3. ve 5. grubun değerlerinden daha yüksek bulundu (p<0,05). 2. grubun HDL değerleri, SK grubundan daha düşük (p<0,05), 2. grup ile 4. grubun VLDL değerleri, SK grubundan daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: Diyabetik gruplarda uygulanan farklı ilaç tedavilerinin, incelenen parametreler açısından sonuçlar üzerinde belirgin bir farklılığı saptanamamıştır. Bununla birlikte istatistiksel olarak anlamlı olmasa da karaciğer üzerine koruyuculuğu en fazla olan ilacın sitagliptin, lipit profillerini iyileştirmede en etkili ilacın omarigliptin olduğu görülmüştür (p>0,05). Ayrıca omarigliptin kullanımı Nesfatin-1 düzeylerinde anlamlı bir artışa neden olmuştur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Diyabet, Metformin, Nesfatin-1, Nikotinamid, Omarigliptin, Rat, Sitagliptin, Streptozotosin

Diabetes mellitus-deneyselHayvan deneyleriMetformin+5
Emine Altın
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) transferinde farklı oksijen konsantrasyonlarının oksidatif stres ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla kültür balıkçılığı, düşük emisyon ve kaliteli protein elde edilmesi için tercih edilen en uygun ve çevreci yöntemlerden biridir. Su kaynaklarını en efektif şekilde kullanarak verimi artırmak amacıyla canlı balık transferleri yapılmaktadır. Ancak transfer işlemleri balıklarda ölümlere neden olan stres kaynaklarındandır. Transfer sırasında optimum yaşam koşullarının sağlanmasıyla stresin zararlı etkilerinin azaltılması mümkündür. Balıklarda uygun yaşam koşulları için en önemli parametrelerden biri sudaki çözünmüş oksijen seviyesidir. Çalışmamızda yetişkin gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) transferinde farklı çözünmüş oksijen konsantrasyonlarının oksidatif stres ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi araştırılarak transfer sırasında en uygun çözünmüş oksijen konsantrasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla oluşturulan kontrol ve 4 farklı çözünmüş oksijen konsantrasyonuna sahip gruplarda, serumda GSH-Px, SOD ve LDH enzim aktivitesi, MDA, Cp, TOK, TAK, OSİ, kortizol, glukoz, üre, ürik asit, kreatinin, Ca, Mg ve kas dokusunda MDA, Cp, TOK, TAK ve OSİ değerleri araştırıldı. Analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, oksidatif parametreler ve doku hasarının bazı belirteçleri karşılaştırılması sonucu transferin ve transfere hazırlık işlemlerinin balıklarda oksidatif hasara neden olduğu görüldü. Transfer edilen gruplar kendi arasında karşılaştırıldığında ise hipoksik ve hiperoksik koşullarda yapılan transferin ROS'u artırdığı ve antioksidan mekanizmayı baskılayarak oksidatif stres oluşturduğu tespit edildi. Normoksik koşullar içerisinde 8 ve 10 mg/L çözünmüş oksijen transfer grupları kendi aralarında karşılaştırıldığında 10 mg/L çözünmüş oksijen konsantrasyonunda yapılan transfer işlemlerinin oksidatif stresi ve oluşan doku hasarını en aza indirdiği görüldü.

AlabalıklarBalıklarBiyokimyasal özellikler+5
Utku Duran
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00