Yeditepe University
Discipline

Pharmaceutical Technology

Yeditepe University

152

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Hipertansiyon tedavisinde etkili çözünürlük sorunu olan bir etkin madde üzerinde önformülasyon çalışmaları

Bu tez kapsamında hem L-tipi hem de T-tipi kalsiyum kanallarını bloke etme yeteneğine sahip bir molekül olan M3'ün nanokristal teknolojisi (NKT) ile zayıf çözünürlüğünün iyileştirilmesi ve pullulan bazlı ağızda dağılan film (ADF) formülasyonlarının geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çözünürlük ve Caco-2 permeabilite çalışma sonuçları M3'ün Biyofarmasötik Sınıflandırma Sistemi'ne (BCS) göre Sınıf 4'de yer alabileceğini göstermiştir. Çöktürme ve ultrasonikasyon yöntemlerinin kombinasyonu ile farklı tür ve oranlarda stabilizan ve kriyoprotektan kullanılarak gerçekleştirilen formülasyon çalışmaları sonucunda optimum nanokristal formülasyonu (%5 trehaloz ile dondurularak kurutulmuş %0,5 poloksamer 188 ile hazırlanan nanosüspansiyon; 320,2 ± 15,3 nm, -27,4 ± 0,1 mV) belirlenmiştir. Optimum nanokristal formülasyonu ve çözücü dökme yöntemine göre hazırlanan ADF formülasyonları çeşitli fizikokimyasal çalışmalar (XRD, DSC, FT-IR, SEM) ile analiz edilmiş ve sonuçlar M3'ün kristal halden amorf yapıya dönüştüğünü göstermiştir. Kısa süreli hızlandırılmış stabilite çalışmaları ile pullulan bazlı ADF formülasyonlarının 4 hafta boyunca fiziksel stabilitesini koruduğu tespit edilmiştir. M3 nanokristalleri ile M3'ün çözünme profili iyileştirilirken, çözünürlüğünde yaklaşık 200 kat ve permeabilitesinde yaklaşık 30 kat artış elde edilmiştir. Farklı kanser hücre hatları (Caco-2, MCF-7, SK-BR-3, A549) üzerinde yapılan hücre kültürü çalışmaları, M3 ve M3 nanokristallerinin anlamlı bir sitotoksik etkiye sahip olmadığını göstermiştir.

BiyofarmasötiklerDihidropiridinGeçirgenlik+4
Esra Pezik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Toksoplazmozise karşı rekombinant protein antijenleri içeren yeni bir adjuvant sistemi ile aşı geliştirilmesi

Toksoplazmozis, insan ve hayvan popülasyonlarını etkileyen küresel bir sağlık sorunudur. Halihazırda, enfeksiyona karşı etkili bir tedavi bulunmamaktadır. Toksoplazmozise karşı güçlü bir koruyuculuk için parazitin yaşam döngüsünün farklı aşamalarını etkileyen bir aşıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla rekombinant protein aşıları araştırılmaktadır. Tez kapsamında, enfeksiyonun farklı aşamalarına etkili olan rekombinant BAG1ve GRA1 proteinleri, yeni geliştirilmiş kitosan ve Salmonella Typhi porinlerinin kombinasyonundan oluşan mikro- ve nanopartiküler adjuvant sistemleri ile kombine edilerek etkililiği ve koruyuculuğu yüksek bir aşı formülasyonunun geliştirilmesi hedeflenmiştir. Geliştirilen aşı sistemi karakterize edildikten sonra, BALB/c farelerde immünizasyon ve koruyuculuk çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 21 gün arayla iki kez aşılama yapıldıktan sonra, hücresel (IFN-g ve IL-4) ve humoral yanıtlar (IgG, IgG1, IgG2a) incelenmiştir. İkinci aşılamadan üç hafta sonra fareler, oral gavaj yoluyla virülan T. gondii PRU suşunun 7-8 canlı doku kisti ile enfekte edilmiştir. Adjuvant varlığında, makrofajlar tarafından artmış hücresel alım, hücresel (IFN-g ve IL-4) ve humoral (IgG, IgG1, IgG2a) yanıtlar ve yüksek koruyuculuk elde edilmiştir. Nanopartiküler adjuvant sistemle karşılaştırıldığında, mikropartiküler adjuvant sistem ile elde edilen etkililik ve koruyuculuk daha yüksek bulunmuştur. Rekombinant proteinlerin kombinasyonu tek başına uygulandığında Th2-baskın immün yanıtı uyardığı, adjuvant sistem ile ise Th1-baskın immün yanıtı uyardığı bulunmuştur. Tez çalışmalarının sonucunda, T. gondii'ye karşı yeni adjuvant sistemlerin varlığında immün yanıtı artıran ve koruyuculuğu yüksek bir aşı sistemine başarıyla ulaşıldığı gösterilmiştir.Rekombinant BAG1 (bradizoitler tarafından eksprese edilir) ve rekombinant GRA1 (takizoitler ve enkiste bradizoitler tarafından eksprese edilir) toksoplazmozisin teşhis ve tedavisi için kullanılmaktadır. Tez danışmanı Şenel ve ekibi, porin içeren kitosan mikro ve nanopartiküllerden oluşan adjuvant sistemler geliştirilmiş ve geliştirilen sistemlerin adjuvant özellikleri in vitro ve in vivo olarak gösterilmiştir (TÜBİTAK-CONACYT İkili İşbirliği Projesi- 215S995). Bu tezde amacımız, toksoplazma enfeksiyonunda potansiyel altbirim aşı antijenleri olan rBAG1 ve rGRA1 kombinasyonunu kullanarak, geliştirmiş olduğumuz yeni adjuvant sistemlerinin aktivitesini in vitro ve in vivo olarak incelemektir.

AntijenlerAşılarKitosan+3
Selin Parmaksız
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Akciğer kanserine yönelik siRNA taşıyıcı polimerik nanopartiküllerin geliştirilmesi ve etkinliklerinin in vitro değerlendirilmesi

En yaygın kanser türü olarak bilinen akciğer kanseri aynı zamanda tüm kanser türleri arasında en yüksek ölüm oranına sahiptir. Tedavide kullanılan mevcut yöntemlerin düşük etkinliği ve ciddi yan ve toksik etkiler araştırmacıları istenmeyen sistemik etkileri azaltılmış, hedeflendirilmiş ve özgül etkisi arttırılmış tedavi yaklaşımları geliştirmeye yönlendirmektedir. Kirsten Rat Sarkom Viral Onkogen (Kras) proteininin akciğer kanserlerinde önemli bir role sahip olduğu ve akciğer adenokarsinom olgularının çoğunda bu yolağın etkinleştiği bilinmektedir. Bu tez kapsamında, alışılagelmiş yöntemlerle hedeflenemeyen mutant KRAS onkogenini hedeflemek üzere siRNA yüklü poli (laktik asit-ko-glikolik asit) (PLGA) nanopartiküllerin hazırlanması, tümör bölgesine seçici ve etkin olarak taşıma sağlamak üzere optimize edilmesi (aktif ve/veya pasif hedeflendirme ile) ve akciğer kanseri tedavisindeki etkinliğinin in vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çift emülsiyon oluşturma-çözücü buharlaştırma yöntemi ile hazırlanan nanopartiküller katyonik özellik kazandırılmak üzere dioleil-3-trimetilamonyum propan (DOTAP) ve polietilenimin (PEI) ile, aktif hedeflendirme amacıyla da hiyalüronik asit ile modifiye edilmiştir. 190-245 nm aralığında partikül büyüklüğü, (-12) - (+14) mV aralığında zeta potansiyele sahip, polidispersite-indeksi 0,1 civarında siRNA yüklü nanopartiküller elde edilmiş, siRNA %80-100 enkapsülasyon etkinliği ile nanopartiküllere yüklenmiştir. In vitro çalışmalar ile nanopartiküllerin A549 kanser hücrelerinde ve sağlıklı BEAS-2B akciğer hücrelerinde 72 saatin sonunda hücre canlılığını etkilemediği, A549 hücrelerine özgül etkinlik göstererek hedef genin ekspresyonunda %50'ye kadar azalma, protein düzeyinde ise bazı formülasyonlar ile %90'ın üzerinde azalma sağlandığı gösterilmiştir. Ayrıca nanopartikül uygulaması sonrası hücrelerin metabolik profillerindeki değişiklikleri değerlendirmek için metabolomik analizler gerçekleştirilmiştir. Formüle edilen nanopartiküllerin akciğer kanserinde etkin bir tedavi yöntemi olabileceği değerlendirilmektedir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıNanopartiküller+3
Ayşe Gençer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Polisorbat 80 kaplı, kurkumin ve dosetaksel yüklü PLGA nanopartiküller sistemlerin geliştirilmesi ve beyin tümörü etkinliklerinin değerlendirilmesi

Merkezi sinir sistemi (MSS) ilaç taşıması araştırıcılar için bir zorluk oluşturmaktadır. Kan-beyin bariyeri (KBB) sistemik olarak uygulanan terapötik ajanların geçişini önemli ölçüde engeller ve beyin ekstrasellüler matrisi, lokal olarak uygulanan ajanların dağılımını ve kalış süresini sınırlandırmaktadır. Polisorbat 80 (Poly 80) kaplı Poli(laktik-ko-glikolik asit (PLGA) nanopartikülleri (Poly 80-PLGA NP'ler) bu problemlere umut veren bir çözüm sunmaktadır. Polisorbat 80 (Tween® 80) ile kaplanmış ilaç yüklü PLGA nanopartiküller, intravenöz enjeksiyondan sonra beyin kanser tedavisinde kullanılan antineoplastik ilaçların etkili bir şekilde beyine taşınmasını sağlamaktadır. Yüksek yan etkileri ve direnci gelişen olan antineoplastik ilaç grubunda yer alan dosetaksel ile birlikte kullanılan kurkumin, dosetaksel dozunu azaltarak kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmaktadır. Bu çalışmada, PLGA nanopartikülleri tekli emülsiyon yöntemi ile 3-değişkenli 3-seviyeli Box-Behnken tasarımı ile optimize edilmiş dosetaksel (DTX) ve kurkumin (CCM) yüklü PLGA NP'ler, polimer konsantrasyonu (X1), ilaç konsantrasyonu (X2) ve organik/su oranının (X3) bağımsız değişkenler ve partikül büyüklüğü (Y1), ilaç enkapsülasyon etkinliği (Y2) ve polidispersite (PDI) (Y3) olarak yanıtları kullanılmıştır. Hazırlanan Poly80-DTX-CCM-PLGA-NP'ler partikül boyutu, polidispersite, zeta potansiyeli, ilaç enkapsülasyon etkinliği, TEM/SEM görüntüleri ve FTIR analizi ile karakterize edilmiştir. bEnd.3 endotel ve U87 glioma hücrelerinde MTT testi yapılarak, güvenli PLGA nanopartikül miktarı belirlenerek, optimum formülasyon için U87 hücrelerde etkinlik değerlendirilmiştir. Ayrıca bEnd.3 hücrelerde alımı polisorbat 80 kaplamalı NP'lerin kaplamasız olan NP'lere göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. In vivo olarak ise, Flamma 774 yüklü Poly 80-PLGA-NP enjekte edilen farelere in vivo görüntüleme sistemi (IVIS) kullanılarak KBB aşarak beyine geçişi gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kan-Beyin Bariyeri (KBB), Docetaksel, Kurkumin, PLGA Nanopartiküller, Polisorbate 80 kaplama, Box-Behnken Tasarım

BeyinBeyin neoplazmlarıDosetaksel+6
Indrıt Seko
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Keratokonus tedavisinde Riboflavin'in girişimsel olmayan ("EPİ-ON") teknik ile korneaya taşınması için oküler ilaç taşıyıcı platformların tasarlanması ve in vitro-in vivo değerlendirilmesi

Keratokonus, ilerleyici özellikte ve etkin tedavinin sağlanamaması durumunda kornea nakli ile sonuçlanabilen bir göz hastalığıdır. Hastalığın tedavisi için klinikte en yaygın kullanılan yöntem korneal çapraz bağlama işlemidir. Ancak, riboflavinin kornea epitelinden geçememesi nedeniyle, bu işlemde ilk olarak göz üzerindeki epitel tabakası cerrahi işlem ile kazınarak uzaklaştırılmaktadır. Bu durum hastada birçok komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu sorunun üstesinden gelmek için bu tez kapsamında epitel tabakasının kaldırılmasına ihtiyaç duymayan riboflavin (RB) ve riboflavin-5-fosfat sodyum (RT) içeren hidrofilik jel, nanoyapılı lipit taşıyıcı (NLT) ve RB ko-kristal formülasyonları geliştirilmiş ve in vitro, ex vivo ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. Ex vivo ilaç geçiş çalışmalarında mannitol içeren ko-kristal formülasyonlarının ve pozitif yüklü RT içeren NLT formülasyonlarının daha yüksek ilaç geçişi sağladığı belirlenmiştir. Ex vivo kornea ilaç tutulumu çalışmalarında RB içeren NLT formülasyonlarının diğer gruplara üstünlük gösterdiği bulunmuştur. İn vivo çalışmalarda RB içeren formülasyonların RT içeren formülasyonlara oranla daha yüksek kornea ilaç konsantrasyonu sağladığı tespit edilmiştir. İn vivo biyomekanik çalışmalarda geliştirilen formülasyonlardan en ümit verici olanın RT ve Transcutol P içeren (THJ-TP) termosensitif jel formülasyonu olduğu tespit edilmiştir. Bu formülasyonun 15 dakikada bir uygulanmasına rağmen, her iki dakikada bir uygulanan ve "epi-on" (epitel kazınmadan) yönteme uygun olarak geliştirilmiş ticari preparat olan MedioCROSS TE'den istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha etkin olduğu tespit edilmiştir.

Göz hastalıklarıJellerKeratokonus+7
Eren Aytekin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakteriyel keratit tedavisine yönelik besifloksasin yüklü oküler insertlerin elektro-eğirme yöntemi ile geliştirilmesi ve değerlendirilmesi

Bakteriyel keratit, gözde farklı patojenlerin neden olduğu inflamasyon ile karakterize, tedavinin gerçekleşmediği durumlarda ise ciddi görme kayıplarına ve hatta körlüğe neden olabilen bir hastalıktır. Bu tez çalışmasında besifloksasin HCl (BH) içeren nanolif yapıda insert formülasyon grupları bakteriyel keratit tedavisi için oküler ilaç taşıyıcı sistem olarak in vitro, ex vivo ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. BH içeren insert formülasyonları Poli (kaprolakton) / polietilen glikol (PKL/PEG) polimeri kullanılarak elektro-eğirme yöntemiyle hazırlanmıştır. Formülasyonlara mukoadezif özellik kazandırılması amacıyla insertler sodyum aljinat (SA) veya tiyollenmiş sodyum aljinat (TSA) ile kaplanmıştır. Siklodekstrin (Cyc)'lerin oküler penetrasyon artırıcı özelliklerinden faydalanmak amacı ile bir grup formülasyonda BH yerine BH-Cyc kompleksi kullanılmıştır. In vitro ilaç salım çalışmalarında, nanolif yapıda insertlerin ilk iki gün içinde bir patlama salımı ve ardından yavaş bir salım profili gösterdiği tespit edilmiştir. İnsert yüzeylerinin SA ve TSA ile kaplanmasıyla formülasyonların biyoadezyon özelliklerinin arttığı belirlenmiştir. Ex vivo ilaç permeasyon çalışmalarında, geliştirilen formülasyonlar arasında BH-Cyc kompleksi içeren formülasyonun en yüksek ilaç geçişine sahip olduğu tespit edilmiştir. In vivo çalışmalardan elde edilen veriler Yeni Zelanda albino tavşan gözlerinde oluşturulmuş bakteriyal keratit modelinde, hem TSA kaplı insertlerin hem de BH-Cyc kompleksi içeren insertlerin tek doz uygulama sonrasında bile çoklu doz uygulaması yapılan ticari göz damlası (Besivance®)'na benzer şekilde bakteriyal keratiti etkili bir şekilde tedavi edebildiğini göstermiştir.

BesifloksasinFarmasötik teknolojiFarmasötikler+7
Heybet Kerem Polat
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyı̇ne hedeflendı̇rı̇lmı̇ş bevası̇zumab yüklü nanopartı̇küler ı̇laç taşıyıcı sı̇stemlerı̇n hazırlanması ve etkı̇nlı̇klerı̇nı̇n değerlendı̇rı̇lmesı̇

Bu çalışmada, Bevasizumab'ın (BVZ) beyne hedeflendirilmesi amacıyla, kan-beyin endotelinde eksprese olduğu bilinen transferrin reseptörlerine (TfR) spesifik bağlanan Anti-CD71 antikorları ile konjuge edilmiş poli (laktik-ko-glikolik asit)- Poli etilen glikol (PLGA-PEG) nanopartiküller hazırlanmıştır. Konjugasyon basamağında, sentezlenen Oleil Sisteinamid (OCA) molekülü kullanılmıştır. Anti-CD71 antikoru konjuge edilen nanopartiküllerin kontrol grupları olarak, Anti-CD71 ile aynı yapıda ancak reseptöre spesifik olmayan İzotip Kontrol antikorları konjuge edilmiş nanopartiküller kullanılmıştır. BVZ, aktif hedeflendirilmiş nanopartiküllere yüklenerek enkapsülasyon etkinliği ve salım özellikleri değerlendirilmiştir. Hücre kültürü çalışmaları bEnd.3 ve hCMEC/D3 endotel hücreleri ve U87 glioma hücreleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu üç hücre hattında hazırlanan ilaç taşıyıcı sistemin sitotoksisitesi araştırılmıştır ve antikorlar ile antikor konjuge nanopartiküllerin bu hücrelerin yüzeyindeki TfRlere bağlanma afiniteleri araştırılmıştır. KBB'den geçiş aşamasında, ilaç taşıyıcı sistemin reseptör aracılı endositozunun gerçekleşeceği bEnd.3 ve hCMEC/D3 hücreleri ile hücre içerisine alım çalışmaları gerçekleştirilmiş ve oluşturulan monokültür transitoz deneyleri ile BVZ'nin in vitro KBB'den geçişi gösterilmiştir. Nil kırmızısı yüklenmiş nanopartiküllerin, KBB'yi geçişi in vivo deneylerle araştırılmış ve floresan mikroskop ile gösterilmiştir. Nude farelerde in vivo GBM modeli geliştirilmiş ve ilaç yüklenmiş kontrol grupları ile ilaç yüklenmiş Anti- CD71 antikoru konjuge edilmiş nanopartikül gruplarının etkinlikleri karşılaştırılmıştır. BVZ yüklü ve aktif hedeflendirilmiş nanopartiküllerin verildiği fare grubu, diğer fare gruplarına göre daha uzun süre hayatta kalmıştır.

BevacizumabBeyinFarmasötik teknoloji+5
Sedenay Akbaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Karaciğerdeki ilaç dispozisyonu üzerine rifampisinin etkisinin incelenmesi ve farmakokinetik modelleme

Taşıyıcı aracılı farmakokinetik hepatik ilaç dispozisyonu ve ilaç-ilaç etkileşimleri için önemli belirleyici mekanizmalardan biridir. Hepatosit membranlarında yer alan çeşitli influx taşıyıcılar arasında hepatik organik anyon taşıyıcı polipeptidler (OATP'ler) ilaç geliştirme sürecinde değerlendirilmesi gereken ve klinik olarak önemli ana taşıyıcılardır. Bu tezin amacı in situ sıçan karaciğer perfüzyonu yöntemi kullanarak OATP/Oatp inhibitörü rifampisin varlığında ve yokluğunda pitavastatinin hepatik dispozisyonunun incelenmesi ve endojen biyobelirteçler olan koproporfirin I ve koproporfirin III'ün izlenmesidir. Perfüzat, karaciğer dokusu ve safradan toplanan örnekler valide edilmiş biyoanalitik yöntemler ile analiz edilmiştir. Pitavastatinin hepatik ve safra klerensleri ile hepatik biyoyararlanımı modelden bağımsız yöntem kullanarak tayin edilmiştir. Karaciğer ve safrada pitavastatin ve endojen biyobelirteçler arasında kabul edilebilir bir korelasyon bulunmuştur. Pitavastatinin hepatobiliyer dağılımını simüle etmek ve iki koşulda (rifampisin varlığında ve yokluğunda) elde edilmiş verilerin eş zamanlı analizi ile pitavastatinin hepatik alım ve safra klerenslerini tayin etmek için perfüzat, karaciğer ekstraselüler, karaciğer intraselüler ve safra kompartmanlarından oluşan bir mekanistik kompartman modeli geliştirilmiştir. Karaciğer dışı değişkenlerin dahil edilmediği mevcut dinamik model, pitavastatinin sıçan karaciğerindeki dispozisyonunun karakterize edilmesinde iyileştirilmiş klerens kestirimleri sunmaktadır.

FarmakokinetikKaraciğerPerfüzyon+3
Nihan İzat
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çözünürlüğü ve çözünme hızı artırılmış selekoksib formülasyonlarının tasarımı, optimizasyonu ve in vitro/in vivo değerlendirilmesi

Birlikte kuru öğütme, çözünürlüğü düşük etkin maddelerin çözünürlüğünü ve çözünme hızını iyileştirmek için son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılan ve ilaç endüstrisinde uygulanabilir bir teknolojidir. Tasarımla kalite, önceden tanımlanmış hedeflerle, istatistiksel, analitik ve risk yönetimi metodolojisi kullanan sistematik bir yaklaşımdır. Bu tezin amacı, suda ve fizyolojik ortamlardaki çözünürlüğü düşük olan selekoksibin, birlikte kuru öğütme teknolojisi kullanılarak tasarımla kalite yaklaşımıyla mikronaltı/nano-boyutta bileşimlerini geliştirmek, bu bileşimleri in vitro ve in vivo olarak karakterize etmektir. Ön tarama deneyleri ile birlikte kuru öğütme işleminde selekoksib için en uygun yardımcı maddeler belirlenmiştir. İşlem ve formülasyon etkenlerinin, birlikte öğütülmüş selekoksib bileşimlerinin kiritik kalite özellikleri üzerine etkilerini anlamak için farklı deney tasarımları kullanılmıştır. Ishikawa diagramı ile potansiyel risk faktörleri belirlenmiş, Plackett-Burman deney tasarımı ile önemli risk faktörleri seçilmiş, merkezi kompozit ve Bayes optimizasyonu ile selekoksib bileşimleri optimize edilmiştir. Optimize edilen birlikte öğütülmüş selekoksib bileşimleri, FTIR, XRD, DSC, SEM, IDR, çözünürlük ve stabilite çalışmaları ile karakterize edilmiştir. Bu bileşim ile geliştirilen optimum formülasyonun çözünme testleri, permeabilite çalışmaları ve sıçanlarda oral farmakokinetik çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, tasarımla kalite yaklaşımıyla mikronaltı/nano-boyutta, çözünürlüğü ve çözünme hızı artırılmış selekoksib bileşimlerinin tasarlanması için optimum parametreler belirlenmiştir. In vitro ve in vivo çalışmalara ilişkin bulgular ile çözünürlüğü, çözünme hızı ve oral farmakokinetik profili iyileştirilmiş selekoksib bileşimlerinin geliştirildiği gösterilmiştir.

KompozitlerKuru öğütme işlemiSelekoksib+4
Aslıhan Arslan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Hedeflendirilmiş antikanser ilaç yüklü polimerik nanotaşıyıcıların formülasyonları ve karakterizasyonları

Kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların hastalıklı bölge ile sağlıklı bölge arasında bir ayrım gözetmeden dağılımı, sağlıklı dokunun da zarar görmesine neden olmaktadır. Hedeflendirilmiş ilaç taşıyıcı sistemler ile kanser tedavisinde kullanılan ilaçların seçici bir şekilde hastalıklı bölgede biriktirilmesi ve bu şekilde sağlıklı dokuların zarar görmemesi amaçlanmaktadır. Doksorubisin kardiyotoksisite gibi ciddi yan etkileri olan antikanser bir ilaçtır. Bu çalışmada meme kanseri hücrelerini hedefleyen peptit-18 ligandı konjuge edilmiş pH duyarlı polimerik misellere doksorubisinin enkapsüle edilmesi ile pasif ve aktif hedeflendirilmiş yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin formülasyonu ve karakterizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. "Görünmezlik etkisi" ve biyouyumluluk özellikleri nedeniyle, polimerik misellerin formülasyonunda poli (2-etil-2-oksazolin), poli (etilen glikol) 'e alternatif olarak kullanılmıştır. pH duyarlı gruplar olan poli(2-etil-2-oksazolin) ve katyonik poli(etilenimin) polimerlerini yapısında barındıran poli(2-etil-2-oksazolin)-b-poli(ε-kaprolakton) ile poli(2-etil-2-oksazolin)-ko-poli(etilenimin)-b-poli(ε-kaprolakton) polimerleri kullanılarak hazırlanan doksorubisin enkapsüle edilmiş miseller, kritik misel konsantrasyonu, misel büyüklüğü, zeta potansiyel, enkapsülasyon etkinliği, in vitro salım, kolloidal stabilite çalışmaları ile karakterize edilmişlerdir. Hazırlanan formülasyonlar hücre kültüründe L929 fibroblast hücreleri ile biyouyumluluk açısından değerlendirilmiş, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri ile antikanser etkinlikleri açısından değerlendirilmişlerdir. Bu çalışmada hazırlanan polimerik miseller yüksek miktarda doksorubisini enkapsüle edebilen, nötral koşullarda (pH 7,4, kan dolaşımı) kararlı iken, asidik koşullarda (tümör dokusu ve hücreleri) daha yüksek doksorubisin salımı sağlayan, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri üzerinde antikanser etkisi gösterilmiş, pasif ve aktif hedeflendirilmiş formülasyonlardır. Elde edilen sonuçlar, daha etkin bir kanser tedavisinde kullanılma potansiyeli olan, yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin geliştirildiğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Polimerik miseller, doksorubisin, hedeflendirilmiş sistemler, poli(2-etil-2-oksazolin), hücre kültürü

Antineoplastik ajanlarDoksorubisinMisel+7
Naile Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lokal anestezik olarak kullanılan lidokainin yeni bir inovatif formülasyonunun geliştirilmesi üzerine çalışmalar

Bu çalışmanın amacı ağrı ve inflamasyona sabep olan mezoterapi, botoks, dolgu, lazer epilasyon, leke ve selülit tedavisi, lazerle akne ve çatlak tedavisi, kater ve radyofrekans lifting gibi dermatolojik uygulamalarda kullanılmak üzere lidokain ve arnika montana içeren, penetrasyon artırıcı olarak oleik asitin kullanıldığı bir yarı katı preparat geliştirmek; optimize edilen formülasyonun fizikokimyasal özelliklerini incelemek, in vitro geçiş çalışmaları ile değerlendirmektir. Tez çalışması kapsamında yağ/su (Y/S) emülsiyonu olarak hazırlanan formülasyonlarda yağ fazı olarak kayısı çekirdeği yağı, üzüm çekirdeği yağı, arlatone 289, oleik asit; su fazı olarak su ve karbopol 940; pH ayarlamak için NaOH çözeltisi, esans olarak da lavanta yağı kullanılmıştır. Hazırlanan formülasyonların organoleptik kontrolü, yapı analizi, pH, viskozite, etkin madde miktar tayini ve stabiliteleri değerlendirilmiştir. Fizikokimyasal özellikleri ve fiziksel stabiliteleri değerlendirilerek formülasyon optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Optimum formülasyon ve oleik asit içermeyen formülasyonlar hazırlanmış ve oleik asitin formülasyonda lidokainin salım ve in vitro permeasyon karakteristiği üzerine etkileri Franz difüzyon hücreleri ile incelenmiştir. Nihai formülasyon üzerine; 25 ± 2ºC %60±5 bağıl nemde ve 40 ± 2 ºC % 75±5 bağıl nemde altı ay boyunca stabilite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Lokal anestezik etki; Antiinflamatuvar etki; Lidokain; Arnika montana; Oleik asit; Topikal anestezi

AnesteziAnestezi-lokalAntiinflamatuar ajanlar+3
Raziye Çabuk
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nar (punica granatum L) kabuklarından elde edilen ekstre ile yarı katı formülasyon geliştirilmesi

Bu çalışmada kurutulmuş nar (Punica granatum L.) kabukları kullanılarak etanol ile bitkisel nar kabuğu ekstresi katı formda elde edilmiştir ve yara iyileşme tedavisinde kullanımına yönelik yarı katı jel formülasyonu geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bitkisel ekstre içeriğindeki antioksidanlar ve nar kabuğuna özgü olan flavanoidler sayesinde, hazırlanan ekstrenin yara iyileşme tedavisinde aktif bir rol oynayacağı düşünülmüştür. Yara iyileşme tedavisinde kullanılabilmesi için yarı katı jel formülasyonu geliştirilerek karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. In vitro denemeler yapılarak nar kabuğu ekstresi için sitotoksisite düzeyleri ve yara iyileşmesi için uygun olan konsantrasyon değerleri bulunmuştur. Bu değerler ışığında hazırlanan etkin madde içeren jel ile dissolüsyon çalışması yapılarak salım kinetik değerleri hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler: nar kabuğu ekstresi; yarı katı; yara iyileşmesi

Bitki özütüKabuklarNar+3
Duygu Öncel
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sık karşılaşılan hastane enfeksiyonu etkenlerine karşı antibiyotik kombinasyonu içeren kuru toz inhaler formülasyonların tasarımı, karakterizasyonu ve in vitro değerlendirmesi

Bu çalışmada, sinerjistik etkili antibiyotik kombinasyonu içeren kuru toz inhaler formülasyonu geliştirildi. Öncelikle, mikrobiyolojik testlerle, amikasin ve sefepim maddelerinin kombinasyonunun sinerjistik etkileri ve kombinasyon içerisinde en iyi sinerji gösteren oranları, pulmoner enfeksiyonu olan hastalardan izole edilen Pseudomonas aeruginosa, Klebsiella pneumoniae ve Acinetobacter baumanii kökenleri üzerinde test edildi. Formülasyon içeriğindeki etkin maddeler ve oranlarının belirlenmesinden sonra formülasyon, kuru toz inhaler preparatlarında sıklıkla kullanılan, mannitol, trehaloz, l-lösin gibi yardımcı maddeler kullanılarak ve Nano boyutlu sprey kurutucu (Nanospray dryer) ile püskürtülerek hazırlandı. Hazırlanan kuru toz inhaler formülasyonları, DSC, FT-IR ve TGA analizleri ile karakterize edildi. Karakterize edilen formülasyonların, yeni nesil impaktör cihazı (Next Generation Impactor) ile aerosolizasyon performansı ve Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile enkapsülasyon etkinliği tespit edildi. Mastersizer cihazı ile partikül boyut dağılımı ölçüldü. Kirby-Bauer disk difüzyon testi ile etkinlik performansı değerlendirildi. Sonuç olarak, aerosolizasyon performansı yüksek, teorik olarak alveollere kadar ulaşabilecek boyutlarda, ince partikül fraksiyonu istenilen seviyelerde olan, etkin, stabil ve güvenli bir formülasyon hazırlandı.

AmikacinAntibiyotikler-kombineAntienfektif ajanlar+7
Murat Onur Önal
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlanma karşıtı madde yüklü mikropartikül içeren jel formülasyonunun geliştirilmesi

Cilt yaşlanmasının birçok nedeni vardır. Cilt görünümündeki değişikliklerin nedenleri arasında zamanla doğal olarak, çevreye maruz kalma, histolojik ve fizyolojik değişiklikler yer alır. Fizyolojik yaşlanmanın bir nedeni yüz ifadesi kaslarının kasılmasından kaynaklanan tekrarlanan yüz hareketleridir. Argirelin kas kasılmasının neden olduğu kırışıklığa etki eder. Kaslar, vezikülden salınan nörotransmitter aldığında kasılmaktadır. Argirelin nörotransmitterlerin serbest kalmasını önler ve kas kontraksiyonu zayıflar, çizgilerin ve kırışıklıkların oluşmasını engeller. Histolojik yaşlanmayla beraber cilt yaşla nemini ve kolajen miktarını kaybetmektedir. Arginin hem oral hem kozmetik olarak Kullanılan bir doğal aminoasit yapıtaşıdır. Yeni bir kozmesotik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kollajen oluşumunu destekleyen çalışmaları mevcuttur. Mikropartiküller; cilde uzun süre etkin madde vermek, kontrollü salım sağlamak, ortam koşullarından korumak ve stabiliteyi arttırmak için tercih edilir. Bijeller organojel ve hidrojel birbiriyle karışımından oluşan yeni bir taşıyıcı jel sistemdir. Hidrojel ve organojelin özelliklerini taşıması nedeniyle diğer jel sistemlerinden daha üstün özelliklere sahiptir. Arginin mikropartikülü içeren argirelin bijel formülasyonu etkili göz çevresi bakımı için farklı yenilikçi bir yaklaşım getirmektedir. Bu çalışmada formülasyonun testleri yürütülecek ve en uygun formülasyon için optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Argirelin mikropartiküllerini içeren sistemler ile antiaging etkinliği olan bir formülasyon geliştirilmesi, kontrollü salım sağlamak için enkapsüle edilmiştir. DTK, partikül boyut analizi, mikropartikül görüntüleme ve yükleme çalışmaları, reoloji, viskozite, sitotoksisite, mikrobiyolojik limit kontrolü, stabilite çalışmaları gibi parametreler değerlendirilmiştir.

ArgirelinArjininBesin destekleri+4
Başak Paksoy
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Triamsinolon asetonit yüklü topikal formülasyonlarının hazırlanması ve hipertrofik skar oluşumu üzerine etkisinin incelenmesi

Hipertrofik skar günümüzde ciddi bir terapötik problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Derin yaralanmalar sonucunda oluşan hipertrofik skar dokularının dermis tabakasında, fibroblastların çoğalması, büyük miktarda kolajenin salgılanması, normal deriye göre skar dokusunun dermis kalınlığının daha fazla olması hidrofilik ve lipofilik ilaçların emilimini engelleyici bir unsur oluşturur. Bu sebepten dolayı skar tedavisine yönelik farklı uygulamalar olmasına rağmen yeterli düzeyde etkinlik alınamamaktadır. Mevcut uygulamaların yol açtığı yan etkiler hastalar açısından ciddi problemlere yol açmaktadır. Triamsinolon asetonit skar tedavisine yönelik olarak bir süredir çalışılmaktadır. Bu çalışmada hipertrofik skar tedavisine yönelik olarak triamsinolon asetonit yüklü etkili ve güvenilir formülasyonların tasarlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmamızda öncelikle triamsinolon asetonit yüklü lipozom formülasyonları geliştirildi. Daha sonra optimum lipozom formülasyonundan hareketle lipozom yüklü film formülasyonu geliştirildi. Hazırlanan tüm formülasyonlara belirlenen kritik parametreler öncülünde deneysel tasarım çalışmaları uygulandı ve formülasyonlar optimize edildi. Optimum formülasyonlar üzerinde in-vitro salım çalışmaları gerçekleştirildi. Lipozom formülasyonunun lipozom yüklü film formülasyonuna göre etken maddeyi daha hızlı saldığı tespit edildi. Salım kinetik modelinin tespiti için yapılan çalışmalar sonucunda formülasyonların Higuchi kinetik modeline uygun salım yaptığı belirlendi. Daha sonra formülasyonlar ile domuz kulak derisi kullanılarak ex-vivo penetrasyon çalışması yapıldı. Beklendiği gibi hiçbir formülasyondan reseptör faza etken madde geçişi görülmedi. Konvansiyonel merhem ile kıyaslandığında hazırladığımız formülasyonlardan deri tabakalarına çok daha fazla etken madde geçtiği tespit edildi. Hücre kültürü çalışmalarında hazırladığımız formülasyonların epitel hücresine zarar vermeden fibroblast hücrelerini etkin bir şekilde inhibe ettiği görüldü. Ayrıca skar oluşumunda aşırı miktarda artışı görülen çeşitli sitokin ve büyüme faktörlerinin de hazırladığımız formülasyon aracılığıyla inhibisyonunun gerçekleştiği tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada hipertrofik skar tedavisine yönelik mevcut uygulamara kıyasla çok daha etkin ve minimum yan etki profiline sahip TA yüklü formülasyonlar geliştirilmiş ve bu formülasyonların etkinliği ex-vivo ve in-vitro koşullarda ispatlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hipertrofik Skar, Lipozom, Lipozom Yüklü Film, Triamsinolon Asetonit

LipozomlarSkarTriamsinolon asetonit+1
Ali Asram Sağıroğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akne tedavisinde etkin nikotinamid yüklü lipozom formülasyonlarının tasarlanması

Bu çalışmanın amacı, nikotinamidin topikal kullanıma uygun lipozom ve etazom formülasyonlarını hazırlamak ve in-vitro salım profillerini değerlendirmektir. Tez kapsamında; farklı oranlarda lipid (Lipoid S 80) içerenNikotinamid (%5) yüklü lipozom ve etazom formülasyonları tasarlanmıştır. Farklı üretim tekniklerinin formülasyonların fizikokimyasal özellikleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hazırlanan formülasyonlar pH değeri, iletkenlik, partikül boyutu , zeta potansiyeli ve enkapülasyon etkinliği açısından değerlendirildi ve salım çalışmaları yapıldı. Çalışmamızın sonucunda, uygun fizikokimyasal özelliklere sahip lipozom ve etazom formülasyonarı geliştirildi. Geliştirilen nikotinamid yüklü formülasyonlarınakne tedavisi açısından ümit verici sistemler olduğu sonucuna varıldı.

Akne vulgarisAntioksidan vitaminlerİlaç veriş-deriden
Selvi Arkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pinus türlerinin kabuklarından elde edilen ekstre ile yarı katı formülasyon geliştirilmesi

Yara, fiziksel bir hasar sonucu cilt veya mukozayı oluşturan dokuların tahrip olması ve yapısının bozulmasıdır. Yara iyileşmesi ise bu hasara yanıt olarak gelişen, hücresel ve biyokimyasal olaylar sonucu dokunun bütünlüğünün yeniden sağlanma sürecidir. Bitkilerin yara iyileştirici özelliklerinden ilk çağlardan beri yararlanılmaktadır. Halk arasında yara iyileşmesi amacıyla bitkisel yöntemlere sıkça başvurulmaktadır. Yara iyileştirici bitkiler arasında Pinus L. (çam) türleri de görülmektedir. Bazı çam kabuğu ekstrelerinin yara iyileştirici aktivitesi olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı çam kabuğu ekstrelerinin yara iyileştirici aktivitelerini belirleyerek yarı katı formülasyon geliştirmektir. Bu amaçla Türkiye'de bulunan çam türlerinden Pinus brutia, Pinus sylvestris ve Pinus pinea kabuklarının ekstreleri kullanılmıştır. Çam kabuğu ekstrelerinin sitotoksik ve yara iyileştirici dozları hücre kültürü deneyleriyle belirlenmiştir. Ekstrelerden en iyi yara iyileştirici aktivite gösteren Pinus brutia ekstresiyle jel formülasyonları hazırlanmıştır. Formülasyonların fiziksel görünüşü, oda sıcaklığındaki homojenitesi ve renk özelliği incelenerek değerlendirilmiştir. Karakterizasyon çalışmalarıyla formülasyonların pH, viskozite ve akış özellikleri değerlendirilmiştir. In vitro salım çalışmaları diyaliz torbası yöntemi ile gerçekleştirilerek formülasyonların salım profilleri belirlenmiştir. Bitmiş formülasyonlar üzerinde farklı koşullarda (4ºC, 25ºC, 40ºC) 3 aylık stabilite çalışması yürütülmüştür. Stabilite çalışmasında formülasyonlar başlangıç anında, 30. ve 90. günlerde fiziksel özellikler, pH, viskozite ve akış özellikleri açısından değerlendirilmiştir.

FarmakokinetikFarmasötik teknolojiJeller+3
Melis Demirözer
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Mukozaya uygulanabilen antifungal etkili formülasyonların hazırlanması ın vitro / eks vivo karakterizasyonu

Bu tez çalışması kapsamında vajinal kandidiyazis tedavisi için suda çözünürlüğü düşük azol grubu bir antifungal olan posakonazol (POS) ile mukoadezif ve mukusa penetre olabilen iki farklı formülasyon hazırlanmış ve bu formülasyonlar in vitro / eks vivo karakterizasyonları yapılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde, vajinaya uygulanacak mukoadezif bir formülasyon geliştirilmesi amacı ile suksinil-beta-siklodekstrin (Suc-β-CD) ile çalışılmıştır. Çok aşamalı bir reaksiyon yolağı izlenerek merkaptonikotinamit'in (6-MNA) Suc-β-CD halkası üzerine konjugasyonu sağlanmış ve oligomer Suc-β-CD'e mukoadezif özellik kazandırılmıştır. Ardından elde edilen ürünlerin POS ile inklüzyon kompleksleri hazırlanarak etkin maddenin çözünürlük özellikleri iyileştirilmiştir. İki farklı modifikasyon oranı ile sentezlenen Suc-β-CD-MNA türevleri kimyasal olarak karakterize edildiğinde elde edilen verilerde Suc-β–CD-MNA1 molekülüne 221,16±51,68 μmol / g, Suc-β-CD-MNA2 molekülüne ise 521,76±28,25 μmol / g 6-MNA'nın konjuge olduğu görülmüştür. Yapılan dissolüsyon testinde Suc-β-CD-MNA1'in POS'un laktat tampon içindeki dissolüsyonunu 49,13 kat arttırdığı, Suc- β-CD-MNA2'nin ise 33,61 kat arttığı gözlenmiştir. Mukoadezif özellikleri incelendiğinde, sentezlenen Suc-β-CD-MNA1 ve Suc-β-CD-MNA2 ile hazırlanan inklüzyon kompleksleri modifiye edilmemiş Suc-β-CD ile hazırlanan komplekslere kıyasla sırasıyla 21,574 ve 37,674 kat daha yüksek mukoadezyon sergilemiştir. Suc-β-CD-MNA türevleri ve POS ile hazırlanan inklüzyon komplekslerinin ayrıca sitotoksik profilleri ve antifungal etkileri araştırılmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde mukusa penetre olabilen bir formülasyon kullanılarak POS'un hidrofilik mukus engelini aşarak epitel tabakasına ulaşmasını sağlamak amaçlanmıştır. SNEDDS'in (kendiliğinden emülsifiye olan nano ilaç taşıyıcı sistemler) mukozal ilaç uygulama için önemli bir potansiyel taşıdığı son yıllarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. SNEDDS damlacıkları deformasyon yetenekleri ve yüzey özellikleri sayesinde mukus tabakasına penetre olabilirler. POS içeren SNEDDS damlacıklarının mukus penetrasyon özelliğini arttırmak amacıyla mukolitik ajan N-asetilsistein (NAC) ile katyonik polimer Eudragit RS 100 arasında iyonik bir kompleks (EU-NAC) hazırlanmış ve SNEDDS formülasyonuna eklenmiştir. Hazırlanan formülasyonlar, damlacık boyutu, polidispersite indeksi ve zeta potansiyel açısından incelenmiş,kısa süreli ve uzun süreli stabilite testleri yapılmış, etkin madde salım çalışmaları gerçekleştirilmiş ayrıca mukus permeasyon ve mukolitik özellikleri araştırılmıştır. Elde edilen verilerde mukolitik EU-NAC kompleksi içeren POS-EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun, mukus permeasyonunun mukolitik ajan içermeyen POS-SNEDDS formülasyonuna göre 55,042 kat fazla olduğu görülmüştür. Yapılan in vitro mukolitik aktivite testinde EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun 4 saat sonunda mukus viskozitesinin başlangıç değerinin yaklaşık %5'ine kadar düşürdüğü gözlenmiştir. SNEDDS formülasyonlarının için antifungal etkileri ve sitotoksik özellikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca SNEDDS formülasyonlarından NAC salımını belirleyebilmek için Ellman Testi prensiplerine dayanan yeni bir salım metodu geliştirilmiştir. Mukozal dokuya ilaç uygulanmasında hem mukoadezif hem de mukusa penetre olabilen sistemlerin kendilerine özgü avantajları vardır. Gelecekte mukozal uygulamalar için ilaç geliştirilmesindeki eğilimin her iki tip formülasyonun üstün özelliklerinin aynı formülasyonda kombine edilmesiyle yeni ilaç taşıyıcı sistemlerin tasarlanması yönünde olacağı düşünülmektedir.

Antifungal ajanlarFarmasötik teknolojiMukozalar+5
Çağrı Çalışkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemostatik ajan özellikteki biyopolimerlerin kanama durdurucu granül olarak geliştirilmesi

Dünya genelinde; travmaya bağlı ölüm sebeplerinin büyük kısmını, kontrolsüz kanama oluşturmaktadır. Acil müdahaleye geçilmeden kan kaybına bağlı ölümler ise büyük orandadır. Bu amaçla hayati tehlike içeren yaralanmalar ve derin yaralanmalar için hemostatik ajan geliştirmek üzere çalışma gerçekleştirilimiştir. Yaralanmadan dolayı oluşan kan kaybını cerrahi operasyona kadar durdurmak, kan pıhtılışmasını hızlandırmak temel amaçtır. Travmatik yaralanmalar da gerçekleşen kan kaybı, zaman ilerledikçe önem teşkil etmektedir. Bundan dolayı kan durdurucu granülün hızlı etki göstermesi ve yaralı bireyin kendi başına uygulayabilmesi açısından önemlidir. Geliştirilen biyopolimer ürün granüle formda olmasından dolayı stabil ve kullanımı kolay ve taşınabilir olarak düşünülmüştür. Bu kapsamda ağır kanamalar da gerekli yüksek absorbans yeteneği olan, aynı zaman da pıhtılaşma mekanizmasını destekleyici ve hızlandıran bir ürün olrak tasarlanmıştır. Çarpraz bağlayıcı ajan kullanılarak ters yaş granülasyon yöntemiyle geliştirilen kan durdurucu granül ile yapılan in vitro testler ve in vivo testler sonucunda sıçanlar da hemostatik ajan olarak biyopolimer ürünün etkinliği kanıtlanmıştır.

BiyopolimerlerHemorajilerHemostatikler+1
Leyla Özpolat
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı nanopartiküler sistemler ve polimerik nanofiberler ile hazırlanan kombinasyon ürünlerinin geliştirilmesi

Bu tez çalışmasında, yara iyileşmesinde kullanılmak üzere modüler yapı gösteren, hastaya ve yaraya göre birlikte sunulabilecek kombine sistemler hazırlanmıştır. Bu amaçla, tabaka tabaka kaplama yöntemi kullanılarak melatonin yüklü çok katlı nanopartiküller, elektro-çekim yöntemi ile nanofiberler hazırlanmıştır. Hazırlanan nanofiberler fibronektinin 9'uncu ve 10'unci Tip III tekrarından oluşan FNIII9*10 rekombinant peptit dizisi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir. Çok katlı nanopartiküllerin FNIII9*10 ile işlevselleştirilen nanofiberler ile birleştirilmesi ile kombine yara bakım ürünleri hazırlanmıştır. Tabaka tabaka kaplama yöntemi ile iki farklı yöntem kullanılarak ve üç farklı çekirdek malzeme ile çalışılarak çok katlı nanopartiküller hazırlanmıştır. Bu amaçla gümüş nanopartiküller ve poli(laktik asit-ko-glikolik asit) (PLGA) nanopartiküller ile çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Melatonin'in hem çekirdeğe hem de tabakalara yüklenmesi çalışmaları ayrı ayrı denenmiştir. En yüksek melatonin enkapsülasyonu %11.44 oranı ile PLGAMEL1 kodlu nanopartiküller ile elde edilmiş ve kitozan ile kaplanmıştır. Önerilen kitozan kaplı melatonin yüklü PLGA çok katlı nanopartiküllerinin (PLGAMEL1/CHI) 0.15 partikül büyüklüğü dağılımına ve 280 nm partikül boyutu büyüklüğüne sahip küresel yapılar olduğu, fosfat tamponu içerisinde +56 mV zeta potansiyel değeri gösterdikleri tespit edilmiştir. In vitro salım çalışmaları bu sistemden melatoninin 3 saatte tamamen salındığını göstermiştir. Elektro-çekim yöntemi ile polietilenoksit (PEO), polivinil alkol (PVA) ve polikaprolakton (PCL) polimerleri ile nanofiberler elde edilmiştir. PCL nanofiberleri FNIII9*10 rekombinant peptidi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir ve protein miktar tayini çalışmaları ile %53.9 oranında peptidin PCL nanofiberlere tutunduğu tespit edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri hazırlanmış ve bu formülasyon ile 5 günlük in vitro salım çalışması gerçekleştirilmiştir. 4°C, 25°C %60 nem ve 40°C %75 nem koşullarında 2 ay boyunca etkin madde miktarnda bir değişiklik gözlenmeyen melatonin yüklü PCL nanofiberlerin, melatonin yüklü PLGA nanopartiküllere göre melatonini daha yavaş saldığı tespit edilmiştir. Sonuç formülasyon olarak, FNIII9*10 peptidi ile işlevseleştirilmiş PCL nanofiberleri üzerine kitozan kaplı ve melatonin yüklü PLGA nanopartikülleri eklenerek liyofilizasyon işlemi sonucu kombine yara örtüsü elde edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri ve FNIII9*10 ile işlevselleştirilmiş PCL nanofiberleri de son formülasyonlar olarak değerlendirilmiş, bu üç formülasyon ile hücre kültüründe etkinlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hücre kültürü çalışmaları ile MRC-5 insan akciğer fibrolastlarında melatonin'in proliferatif etki gösteren dozunun 125 µM'dan başladığı tespit edilmiştir. Buna göre 250 µM melatonin içeren formülasyonlar hazırlanarak insan deri fibroblast BJ hücre hattı ve insan immortalize keratinosit HACAT hücre hattında biyouyumluluk çalışması gerçekleştirilmiş ve önerilen formülasyonların bu hücre hatlarında herhangi sitotoksik bir etki göstermediği ve proliferasyonu kontrole göre artırdığı tespit edilmiştir. Hücrelerin nanofiberlere adezyonu floresan mikroskobu ve SEM ile alınan görüntüler ile gösterilmiştir. 2-kuyucuklu silikon insertler kullanılarak hücre kültüründe yara kapama deneyi hücre kültürü plakaları üzerinde formülasyonlarda kullanılan FNIII9*10, melatonin ve bu iki maddenin bileşiminin çözeltileri ile gerçekleştirilmiştir. 24 saatlik çalışma sonucunda sadece FNIII9*10 ve FNIII9*10 ve melatonin uygulanan hücrelerde oluşturulan yara modelinin tamamen kapandığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, ESM'yi, hem fiziksel olarak hem de içeriğindeki maddeler ile biyokimyasal olarak taklit eden kombine yara bakım ürünleri başarılı bir şekilde hazırlanmış ve yapılan in vitro hücre kültürü çalışmaları ile etkinlikleri gösterilmiştir.

Farmasötik kimyaFarmasötik teknolojiFibronektinler+7
Gülçin Arslan Azizoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Valsartanın oral yolla kullanımı için kendiliğinden emülsifiye olabilen sistemlerinin hazırlanması ve in vivo-in vitro değerlendirilmesi üzerine çalışmalar

Birçok kardiyovasküler hastalık yüksek kan basıncına bağlı gelişmektedir. Yüksek kan basıncı sakatlık ve erken ölüm için, özellikle endüstrileşmiş ülkelerde en büyük risk faktörlerinden biridir. Dolayısıyla antihipertansif tedavi, hipertansiyonla yüksek ölüm oranına sahip hastalarda kardiyovasküler komplikasyon riskini azaltır. Valsartan, yüksek seçiciliğe sahip ve oral yoldan aktif anjiyotensin II tip I reseptör antagonist grubuna dahil antihipertansif bir ilaçtır. Valsartanın anjiyotensin II tip I reseptörüne afinitesi, anjiyotensin II tip II reseptörüne olan afinitesinden yaklaşık 20000 kat fazladır. Bu sayede kan damarlarında gevşemeye ve kan basıncında düşmeye sebep olur. Valsartan oral alımdan sonra hızla absorbe olur fakat yetersiz ve dengesiz biyoyararlanıma sahip olmasından dolayı oral biyoyararlanımı yaklaşık %25'tir. Gastrointestinal kanalın üst kısmından absorbe olur ve buranın asidik ortamı nedeniyle de bu bölgede az çözünür. Ayrıca karaciğerde ilk geçiş etkisine uğrar ve yemek etkisiyle de biyoyararlanımı azalan ilaçlar arasında yer alır. Valsartanın düşük çözünürlük ve biyoyararlanım sorununun üstesinden gelebilmek için literatür de birçok çalışma yapılmıştır. Bunlar arasında katı dispersiyonlar, siklodekstrin kompleksleri, mikrokapsül formülasyonları, kendiliğinden emülsifiye olabilen sistemler yer almaktadır. Tez çalışmamda, farklı olarak, valsartanın değişik lipid bazlı ilaç taşıyıcı sistemleri geliştirilerek, bu formülasyonlar birbiri içinde kıyaslanmıştır. Sonuç olarak, düşük çözünürlük ve biyoyararlanmın gösteren valsartan için ideal bir ilaç taşıyıcı sistem önerilmiştir. Bilindiği gibi, hipertansiyon tedavisinde valsartan tek başına artan dozlarda kullanıldığı gibi, tedavinin yetersiz olduğu durumlarda kombinasyon tedavileri de kullanılmaktadır. Ancak günümüzde uygulanan sağlık tedbirleri gereği, antihipertansif kombine formlar son çare olarak reçetelenmektedir. Bu nedenle de yüksek seçiciliğe sahip ve pazar payı yüksek olan valsartanın, biyoyararlanım problemini aşacak şekilde yenilikçi bir formülasyon ile yeniden formüle edilmesi oldukça önemlidir. Böylelikle önerilen bu yeni formülasyon ile hastaların hem tedaviye uyuncu artacak hem de valsartan içeren kombine formülasyonlara gereksinimi azalarak ilaç sarfiyatı düşecek ve sağlık harcamalarına da olumlu bir katkı sağlaması söz konusu olacaktır.

Antihipertansif ajanlarAntihipertansif ajanlarFarmasötik teknoloji+5
Eda Gülmezoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıcak eriyik ekstrüzyon yöntemi kullanılarak vajinal implant sistemlerinin geliştirilmesi

Vajinit en sık görülen jinekolojik hastalıklardan biridir. Bu hastalık kadınların 3/4'ünde hayatlarında bir kez, yarısında da birden fazla kez olur. Vajinit tedavisinde, sistemik uygulama sonucu antifungal ilaçların gösterdikleri toksisiteden dolayı topikal antifungal tedavi tercih edilmektedir. Antifungal etkin madde içeren vajinal ilaç taşıyıcı sistemlerin daha etkili olabilmeleri için enfeksiyon bölgesinde uzun bir süre kalmaları gerekmektedir. Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan mevcut ticari preparatlar incelendiğinde, bunların günde bir ya da iki kez uygulanmakta olduğu ve genellikle 3 ile 14 gün arasında tedaviye devam edilmekte olduğu görülmektedir. Ancak mevcut preparatlarla yapılan tedavide hastaların her gün günde bir ya da iki kez uygulama yapmaları hasta açısından zorluk yaratmakta ve hastanın tedaviyi yarım bırakmasına sebebiyet vermekte, bunun sonucunda da enfeksiyonun tekrarlama riski ortaya çıkmaktadır. Bu sorunları gidermek amacıyla bu çalışmada sürekli salım yapan vajinal implantların geliştirilmesi hedeflenmiştir. Literatürde seçtiğimiz antifungal etkin madde ve kullandığımız yöntemle geliştirilmiş herhangi bir vajinal implant çalışmasına rastlanmamıştır. Dolayısıyla, çalışma kapsamında vücutta parçalanan polimerler kullanılarak geliştirilen vajinal implantların vajinal kandidiyazis tedavisinde önemli bir yere sahip olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda vücutta parçalanan polimerlerdenpoli-laktik-ko-glikolik asit 50:50(PLGA) ve hidroksipropil selüloz (HPC), hidroksipropil metil selüloz (HPMC), sodyum karboksimetil selüloz (NaCMC), kitosan ve sodyum aljinat gibi farklı mukoadezif polimerler kullanarak sıcak eriyik ekstrüzyon yöntemi ile sürekli salım yapan vajinal implantlar geliştirilmiştir. Vajinal implantların hazırlanmasında etkin madde olarak tiyokonazol kullanılmıştır. Hazırlanan bu implantların karekterizasyonu amacıyla FTIR, DSC, TGA, SEM, GPC analizleri, X ışını difraksiyonu, eriyik viskozite ölçümü, tiyokonazol miktar tayini, in vitro salım özelliklerinin incelenmesi, mekanik özelliklerin belirlenmesi, mukoadezyon çalışmaları, su tutma çalışması, in vitro ve in vivo antifungal etkinlik çalışmaları ve histopatolojik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada geliştirilen sürekli salım yapan vajinal implantların mevcut ticari preparatların kullanımı ile ilgili sorunları gidereceği, vajinal kandidiyazis tedavisinde ümit vaat eden bir yere sahip olacağı düşünülmektedir. Sıcak eriyik ekstrüzyon yöntemi kullanılarak tiyokonazolün uzun süreli salım yapan implant formülasyonları bu çalışma kapsamında ilk olarak geliştirilmiş ve patent başvurusu yapılarak hem ulusal başvuru numarası (2017/10102) hem de uluslararası başvuru numarası (2017/15422) alınmıştır. Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından 115S476 nolu proje olarak desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sıcak Eriyik Ekstrüzyon, Vajinal İmplant, Vajinal Kandidiyazis, Tiyokonazol

EkstrüzyonKandidiyazKandidiyaz-vulvovajinal+3
Betül Rumeysa Ceritli
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları Bu çalışmanın amacı düşük çözünürlük gösteren Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerini bir arada içeren yeni bir ovül formülasyonu geliştirip, bu formülasyonun in-vitro salım, geçirgenlik özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Yürütülen tez çalışması kapsamında patojenik mikroorganizmalar (Candida, Trichomonas ve bakteriler) sebebiyle oluşan vulvovajinal hastalıkların çok amaçlı tedavisinde endike olan ve birçok ovül formülasyonunda olduğu gibi in-vivo denemesi yapılamayan Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerinin in-vitro salım çalışmalarının ortamını ve de formülasyon içeriğini belirlemek için çözünürlük çalışmaları yapılmış olup etkin maddeleri bir arada içeren ovulün klasik dissolüsyon yöntemi ile salım hızı denemeleri yapılmıştır. Ayrıca HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle seçilen etkin maddeler için yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile (HPLC) tayin metodu geliştirilmiş ve metodun validasyonu yapılmıştır. Yöntem validasyonu sonrasında dissolüsyon ortamında kullanılacak optimal ortamı belirlemek için vajinal ortamın pH' na uygun farklı ortamlarda çözünürlük çalışması yapılmış ve seçilen farklı ortamlarda in-vitro salım denemeleri yapılmıştır. Ayrıca formülasyon içerisinde bulunacak matriks için çeşitli yağlarda çözünürlük çalışması yapılmıştır. 2 adet formülasyon geliştirilmiş ve optimal sonuç veren formülasyon final formülasyonumuz olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilen bulgulara göre Nistatin ve Nifuratel etkin maddeleri düşük çözünürlük gösterdiğinden ve formülasyon içeriğindeki maddelerden dolayı maddelerin optimal olarak çözünürlük gösterdiği ortamlarda bile salımın tam anlamıyla gerçekleşmeyeceği ve sink koşulun sağlanamayacağı görülmüştür. In-vitro salım gösterilemeyeceğinden dolayı geliştirilen formülasyonun HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda düşük çözünürlük gösteren ovüllerin dissolüsyon denemelerinin in-vitro salımın düşük olması sebebi ile doğru bir seçim olmadığı ancak hücre kültürü ya da hücre hatları ile yapılacak permeabilite denemeler ile in-vitro kıyaslamanın yapılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Nistatin; Nifuratel; vajinal ilaç dağıtım sistemleri; ovül, HEC-1A.

Farmasötik teknolojiHücre dizisiKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+7
Can Ayan
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen non steroidal antienflamatuar ilaçların çözünürlüğünü arttıracak formülasyonlarının geliştirilmesi

Bir farmasötik dozaj şeklinin geliştirilmesinde, biyofarmasötik sınıflandırma sisteminde ve bu sisteme bağlantılı olarak yeni formülasyonlarının geliştirilmesi hem sanayi hem de akademik alanlarda devam etmektedir. Biyofarmasötik sınıflandırma sistemi ilaç etkili maddelerinin sudaki çözünürlükleri ve bağırsak dokusundaki permeabiliteleri üzerine kurulmuştur. Bu çalışmanın amacı biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen ibuprofen etkin maddesinin çözünürlüğünü arttıracak yenilikçi formülasyonlar geliştirerek permeabilite ve in-vitro salım özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Artrit, primer dismenore, grip semptomlarını azaltmak için ve ağrı kesici olarak kullanılmak üzere ibuprofen içeren mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül formülasyonu hazırlanarak kalite kontrol ve ticari formülasyon ile karşılaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Mikroemülsyon yönteminin kullanılarak yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin tercih edilmesinin nedeni, mikroemülsiyonların termodinamik olarak dayanıklı olmaları, etkin maddenin biyoyararlanımını attırmaları, saydam ve çok küçük damlacık boyutuna sahip olmalarından, yumuşak jelatin kapsül dozaj şekillerinin ise yutulmalarının kolay, tatlarının olmamaları, darbelere karşı dayanıklı ve çok çeşitli renk ile boyutlarının olmalarından dolayı tercih edilmiştir. Bu kapsamda seçilen etkin madde ile yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) ile metot geliştirilip validasyonları gerçekleştirildi. İbuprofen'in çeşitli YEM, YYEM, yağ ve tamponlarda çözünürlük çalışması yapıldı. Çözünürlük çalışması sonrasında karar verilen yardımcı maddeler ile üçgen faz diyagramları çizilip en yüksek alan değerini veren formülasyona karar verildi. Termodinamik stabilite çalışmalarından sonra faz ayrışması gerçekleşmeyen formülasyon kararlaştırıldı ve formülasyonun fizikokimyasal özellikleri incelendi. Mikroemülsiyon formülasyonun içerik miktarı HPLC ile geliştirlen yöntem ile tayin edildi. İbuprofen etkin maddesinin geliştirilen mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin in-vitro çalışmaları gerçekleştirilip ticari formülasyon ile karşılaştıralarak benzerlik (f2) ve fark (f1) analizleri gerçekleştirildi. Ayrıca in-vitro ortamda Caco-2 hücreleri ile yapılan permeabilite çalışmalarında ibuprofen etkin maddesinin, mikroemülsiyon formülasyonun ve ticari formülasyonun geçiş çalışmaları yapılarak değerlendirilmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: İbuprofen, emülsiyon, mikroemulsiyon, in-vitro permeabilite, in-vitro salım, f1 ve f2 testi.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidEmülsiyonlarGeçirgenlik+7
Ayça Mehmetoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antienflamatuvar etkili propolis yüklü lipozomal formülasyonların hazırlanması ve karakterizasyonu

Yara enfeksiyonları tüm dünyada milyonlarca insanı etkilemektedir. Özellikle kronik yaralarda uzun süren tedavi sürecinde gelişen enfeksiyonu önlemek amacıyla, antimikrobiyal ve antifungal etkiye sahip etkin maddeler kullanılmaktadır. Ayrıca, yara bölgesinde oluşan doku hasarının onarım sürecinde oksijen radikalleri oluşmaktadır. Antioksidan maddeler, yara bölgesini serbest radikal hasarlarına karşı korurlar ve böylece yara iyileşmesini hızlandırırlar. Doğal bir arı ürünü olan propolis, içeriği nedeniyle hem antimikrobiyal/antifungal hem de antioksidan özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yara tedavisi için topikal formülasyonlar tasarlamak amacıyla kullanılmıştır. Konvansiyonel yaklaşımlara kıyasla daha etkili ve daha az yan etkili olması bakımından, nanotaşıyıcı sistemler, terapötik maddelerin uygulanması için önemli potansiyel uygulamalara sahiptir. Bu sistemler arasında lipozomlar, deri lipitlerine benzer yapıda olması nedeniyle etkin madde geçişini arttıran, veziküler yapıda ilaç taşıyıcı sistemler olarak dikkat çekmektedirler. Bu amaçla tez çalışmamızda ilk olarak propolis yüklü lipozom formülasyonları hazırlanmış, karakterizasyon (partikül boyutu dağılımı, polidispersite indeksi, zeta potansiyel, morfoloji, pH, yükleme kapasitesi, enkapsülasyon etkinliği) ve stabilite çalışmaları yapılmıştır. İn-vitro salım çalışmalarının ardından, optimize edilen formülasyonlar in-vitro antioksidan aktivite (serbest radikal süpürme kapasitesi ve troloks eşdeğer antioksidan kapasite tayini yöntemi) ve antimikrobiyal/antifungal aktivite çalışmaları ile değerlendirilmiştir. İdeal lipozom formülasyonu belirlenmiş ve topikal uygulamaya elverişli viskoziteyi sağlamak için, hidroksipropilmetilselüloz (HPMC) jel içinde dağıtılmıştır. Hazırlanan lipozomal jel formülasyonları; pH, reoloji, mekanik özellikler ve stabilite açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; bu tez çalışmasında hem antioksidan hem de antimikrobiyal etkiye sahip propolis yüklü lipozomal jel formülasyonları ile, yara tedavisinde topikal uygulamaya yönelik etkin ve yenilikçi bir alternatif geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Propolis, lipozom, jel antioksidan aktivite, antimikrobiyal/antifungal aktivite

Antifungal ajanlarAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+3
Ayşegül Aylin Aytekin
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Oral ülser tedavisinde kullanılmak üzere usnik asit içeren bukkal formülasyonlarının geliştirilmesi ve in vitro - in vivo değerlendirilmesi

Oral ülserler, ağız içindeki mukozal tabakanın kaybıyla karakterize edilmektedir. Bu kayıp; akut veya kronik, lokalize veya yaygın olabilmektedir. Birinci basamakta ortaya çıkan en yaygın ağız problemlerinden biridir ve bir takım hastalıkların sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bunlara neden olabilecek çok çeşitli sistemik bozukluklar olduğu gibi, bu lezyonların oluşmasında orofarenks çevresindeki problemler de sebep olmaktadır. Ağız içinde oluşan ülseratif yaraların topikal tedavisinde, kullanılan formülasyonların ağızda kalış süresi kısa olmaktadır. Çalışmamız, oral ülser tedavisinde kullanılan formülasyonların uygulama bölgesinde daha uzun süre kaldığı, dolayısıyla uygulama sıklığının azaltıldığı, etkin, güvenilir bir formülasyonu sunmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle biyouyumlu, biyoadezif polimerler kullanılarak usnik asit içeren yeni ilaç taşıyıcı sistemler geliştirildi. Dermal yara tedavisinde kullanılan usnik asitin, oral ülser tedavisindeki etkisini araştırılması hedeflendi. Etkin maddenin analizleri yapılarak, kalibrasyon ve validasyon çalışmaları ile çalışmaya başlanması tasarlandı. Nanojel formülasyonları farklı yöntemler ile hazırlandı ve bu formülasyonların zeta potansiyeli, polidispersite indeksi, partikül boyutu gibi karakterizasyon özelliklerine bakılarak optimum formülasyonlar seçildi. Seçilen optimum formülasyonlara usnik asit etkin maddesi yüklendi ve etkin madde yüklenen formülasyonların karakterizasyon çalışmaları, fiziksel özellikleri, reolojik özellikleri, biyoadezif özellikleri, in vitro salım çalışmaları, ex vivo çalışmaları yapıldı. Fiziksel stabilitesi de incelenen ve geliştirilen optimum usnik asit yüklü nanojel formülasyonunun, tavşanların ağız içerisinde oluşturulan ülseratif yara üzerindeki, yara iyileştirici özelliği in vivo olarak incelendi. Anahtar Kelimeler: Oral ülser, nanojel, bukkal formülasyonlar, usnik asit

Farmasötik teknolojiNanopartiküllerOral ülser+6
Nesrin Hökenek
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer tedavisinde kullanılmak üzere oral nanotaşıyıcların hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, asetilkolinesteraz inhibitörü olan donepezil etkin maddesinin oral yoldan kullanılabilen nanopartikül formülasyonları geliştirmektir. Bu amaçla, donepezilin başta Alzheimer tedavisinde etkisi olduğu gösterilen hindistancevizi yağı olmak üzere farklı katı ve sıvı yağlar, yüzey etkin madde, yardımcı yüzey etkin madde ile oluşturulan mikroemülsiyon yöntemiyle hazırlanmış nano yapılı lipit taşıyıcıları ve yüksek devirli homojenizasyon yöntemiyle hazırlanmış katı lipit nanopartikül formülasyonları, film oluşturma yöntemiyle hazırlanmış lipozom formülasyonları geliştirilmiştir. Karakterizasyon sonuçlarına dayanarak optimize edilen nano yapılı lipit taşıyıcı ve lipozom formülasyonları ile çalışmaya devam edilmiştir. Donepezil yüklenen formülasyondan donepezil salımı in vitro olarak diyaliz membran kullanılarak incelenmiştir. Mide ve barsak ortamında salımları takip edilmiştir. Bununla beraber hücre kültürü ve sitotoksisite çalışmaları da tamamlanmıştır. İdeal olarak belirlenen ve in vitro çalışmaları yapılan formülasyonun fizikokimyasal özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla pH , vizkozite, partikül büyüklüğü, zeta potansiyeli, partikül büyüklüğü dağılımı tayinleri yapılmış ve stabiliteleri incelenmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında donepezil yüklü NLT ve lipozom formülasyonlarının kontrollü salım yaparak dozlamayı ve olası yan etkileri azaltacağı, Alzheimer hastalığı tedavisinde oral yoldan daha etkin bir tedavi sağlayacağı düşünülmekte ve önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Al heimer hastalığı; nano apılı lipit ta ı ıcı; lipozom; donepezil

Alzheimer hastalığıDonepezilLipozomlar+5
Ecehan Onay
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük çözünürlük gösteren ilaçların oral formülasyonları üzerine çalışmalar

Bu çalışmanın amacı düşük çözünürlük gösteren atorvastatin kalsiyum (AtrCa) ile yenilikçi formülsyonlar geliştirip, bu formülasyonların in vitro salım, permeabilite özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Tez kapsamında primer hiperkolesterolemi tedavisinde oral yolla kullanılabilecek AtrCa içeren kendiliğinden mikroemülsifiye olabilen ilaç taşıyıcı sistemlerin, mikroemülsifiye sistemlerin katılaştırılması yöntemi ile hazırlanan pellet formülasyonlarının hazırlanışı, kalite kontrolü ve ticari formülasyon ile karşılaştırılma çalışmaları yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle, AtrCa'un yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile (HPLC) metot geliştirilip validasyonları gerçekleştirildi. AtrCa'un çeşitli yağ, YEM, YYEM ve tamponlarda çözünürlük çalışması yapıldı. Belirlenen yardımcı maddeler ile üçgen faz diyagramları çizilip en yüksek alan değeri veren üç formülasyona karar verildi. Termodinamik stabilite çalışmalarında faz ayrışması gözlenmeyen formülsyon kararlaştırıldı ve bu formülasyonun fizikokimyasal özellikleri incelendi. SMEDD formülasyonun içerik miktarı tayin edildi. SMEDD formülasyonunun uzun süreli ve hızlandırılmış stabilite çalışmaları altı ay boyunca gerçekleştirildi. AtrCa'un pellet formülasyonu çalışmalarında katı faza emdirilecek mikroemülsiyon bileşenleri çözünürlük çalışmaları ile, su miktarı viskozite değerlerine göre belirlendi. Katı faza emdirilen mikroemülsiyon ile pellet formülasyonları oluşturuldu bu formülasyonda fizikokimyasal özelliklerin belirlenmesi için çalışmalar yapıldı. Stabilite ve içerik miktarı tayinleri yapıldı. AtrCa etkin maddesinin, geliştirilen SMEDD formülasyonu ve pellet formülasyonunun in vitro salım çalışmaları gerçekleştirilip ticari formülasyon ile kıyaslamalar gerçekleştirildi. İn vitro ortamda Caco-2 hücreleri ile yapılan permeabilite çalışmalarında AtrCa etkin maddesinin, SMEDD ve pellet formülasyonunun, ticari formülasyonun geçiş çalışmaları gerçekleştirildi. 0., 24., 48. ve 72. saatlerde SMEDD ve pellet formülasyonunun, AtrCa etkin maddesinin ve ticari formülasyonunun sitotoksisite çalışmaları yapıldı. AtrCa içeren SMEDD ve SMEDD-pellet formülasyonlarının gelecekte yapılacak ileri çalışmalar ile hiperkolesterolemi tedavisinde umut vaat eden formülasyonlar olabileceği sonucuna varıldı.

AtorvastatinGeçirgenlikKalsiyum+6
Mine Diril
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Polimerik misel içeren ilaç taşıyıcı sistemlerin dermal formülasyonlarının doku onarımı üzerine etkilerinin incelenmesi

Yaralar günümüzde hala tamamen geçici değildir. Diyabetik yaralar, bası yaraları, yanık yaraları günümüzde en zor iyileşen yara tipleridir. Bu nedenle bilim dünyası bu konudaki araştırmalarını devam ettirmektedir. Bu amaçla, bilindiği üzere 2. ve 3. derece yanıklarda enfeksiyon önleyici özelliği olan gümüş sülfadiazin antibakteriyel etkin maddesi ve biyopolimer olan kitosan kullanılarak doğrudan ekleme yöntemi ile polimerik miseller oluşturulmuştur. Kitosan, etkin madde yükleme kapasitesini arttırmak için depolimerize edilmiştir. Oluşturulan polimerik miseller dondurarak kurutma yöntemi ile liyofilize edilmiştir. Jel olusturmak için noniyonik, hidroksipropil metilselüloz polimeri kullanılmıştır. Oluşturulan jel formülasyonunun içerisinde liyofilize polimerik misel disperse edilmiştir. Böylelikle, polimerik misel içeren jel formülasyonu elde edilmiştir. Depolimerize edilen kitosanın karakterizasyonu için, molekül ağırlığı ve elementel analiz yapılmış, elementel analizden elde edilen bilgiler yardımıyla deasetilasyon derecesi hesaplanmıştır. Aynı zamanda hazırlanan liyofilize polimerik misellerin miktar tayini, partikül boyutu ve dağılım analizi, mikroskobik incelemesi, hazırlanan jel formülasyonlarının ise; reolojik özellikleri, in vitro ilaç salım çalışması, antibakteriyel aktivite gibi karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır.

DeriGümüş sülfadiazinHidrojeller+6
Serra Gürcan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Transdermal olarak uygulanacak ilaç yüklü formülasyonlar için yenilikçi üretim yöntemlerinin tasarımı ve etkinliklerinin incelenmesi

Transdermal ilaç taşıyıcı sistemler, etkin maddenin deri aracılığıyla sistemik dolaşıma geçişini sağlayan ilaç uygulama yöntemlerindendir. Transdermal ilaç taşıyıcı sistemlerden olan yamalar ve mikro iğnelerin üretim tekniklerinde yenilikçi yaklaşımların geliştirildiği çalışmalarda etkin madde olarak montelukast sodyum (MS) kullanılmıştır. Üç boyutlu (3B) yazıcı filamentleri sıcak eriyik ekstrüzyon (SEE) yöntemi ile üretilmiştir. Filamentlerin mekanik dayanıklılıkları incelenmiş ardından 3B yazıcı ile yamaların üretiminde kullanılmıştır. MS ile ilgili karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. MS için yüksek performanslı sıvı kromatografisi ile miktar tayini yöntemi geliştirilip valide edilmiştir. Zorlayıcı testlerde MS'nin ısı ve ışık maruziyetine karşı dayanıklılığı ölçülmüştür. FT-IR, DTK, TGA ve UV spektrumu analizlerinin yanı sıra çözünürlük, lipit/su partisyon katsayısı tayinleri de gerçekleştirilmiştir. Karakterizasyon çalışmalarının ardından MS yüklü yamalar 3B yazıcı ile üretilip, mekanik testler ve in vitro salım çalışması yapılmıştır. 3B yazıcılarda sıklıkla kullanılan poli(laktik asit) filamentler ve bu filamentlerle hazırlanan yamalar kıyaslama amacı ile kullanılmıştır. Sadece MS'den oluşan mikro iğneler kalıba döküm yöntemi ile üretilmiş ve maksimum yükleme kapasitesine ulaşılmıştır. Mikro iğneler ile görüntüleme çalışmalarını mekanik analizler izlemiştir. In vitro ve ex vivo salım çalışmaları yapılmıştır. Stabilite çalışmalarında MS miktarı ve mekanik özellikler incelenmiştir. Deri modelleri ile in vitro transdermal geçiş analizleri yapılmış, mikro iğnelerin keratinosit tabakasını aşabilme yeteneği incelenmiştir. MS'nin ve mikro iğnelerin biyouyumluluğunun incelenmesi için in vitro sitotoksisite ve irritasyon çalışmaları yapılmıştır. Mikro iğne uygulamasının ardından in vitro doku yüzeyi morfolojisi taramalı elektron mikroskobu ve model histolojisi için hematoksilen ve eozin boyama yöntemleri ile incelenmiştir. Çalışmalarımızın sonucunda sadece oral yol ile uygulanabilen farmasötik formları olan MS için yama ve mikro iğneler geliştirilmiştir. Transdermal uygulama ile MS'nin ilk geçiş etkisinden korunacağı ve biyoyararlanımın artacağı ayrıca oral yoldan ilaç alamayan hastalar için alternatif bir uygulama yolu oluşturacağı düşünülmektedir. Geliştirilen üretim yöntemleri ile farklı etkin maddeler de kullanılarak hastaların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çeşitli transdermal ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilebileceği öngörülmektedir.

Erkan Azizoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Over kanserinde kullanılmak üzere lhrh reseptör hedefli peg-plga-pga triblok sisplatin içeren polimerik misellerin hazırlanması ve oral yolla kullanım olanaklarının in vitro/ ex vivo / in vivo araştırmaları

Kanser günümüz en yaygın görülen hastalıkların başında gelmektedir. Dünya istatistiklerinde 2020 yılında kanser hastalarının sayısının 15 milyondan fazla olacağı belirtilmiştir. Over kanseri, dünya istatistiklerine göre kadınlarda en sık görülen dokuzuncu kanser türüdür ve en ölümcül jinekolojik kanserdir. 2014 yılı kanser istatistiklerine göre Türkiye'de over kanseri %6,1'lik oranla kadınlarda en sık görülen yedinci kanser türüdür. Çoğu kanser türleri lokalizasyonuna ve evrelerine bağlı olarak cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi gibi uygulamalarla tedavi edilebilmektedir. Over kanserinin tedavisinde kemoterapi önemli bir role sahiptir ve tedavisinde Melfalan, Doksurubisin, Sisplatin, Karboplatin, Altretamin, Paklitaksel, Topotekan, Gemsitabin, Trabestedin ve Bevakizumab gibi FDA (Food and Drug Administration) ve EMA (European Medicines Agency) onaylı ilaçlar kullanılmaktadır. Sisplatin en sık kullanılan kemoterapötik ajan olup over kanser tedavisinde birinci basamak tedavi ilacı olarak tercih edilmektedir. Sisplatin primer, ileri evredeki ve refrakter over kanserlerinde endikedir. Sisplatin ile tedavide gastrointestinal, üriner, hematolojik, otolojik, psikonörolojik yan etkilerin yanı sıra karaciğer ve kardiyovasküler sistemde de yan etkiler görülebilir. Sisplatin'in diğer antikanser ilaçlarla veya radyoterapiyle birlikte kullanılması halinde kemik iliği inhibisyonuna neden olabileceği belirtilmektedir. Kemoterapide klasik ilaç uygulama yolları intravenöz ve oral yoldur. Bu uygulama yollarının bazı dezavantajları bulunmaktadır. Oral yol ile kullanılan ilaçların emilimi tam değildir. Dolayısıyla verilmesi gereken dozdan daha yüksek miktarda uygulamak gerekir ve bu durum da toksisitenin artmasına neden olur. İntravenöz uygulanan ilaçların da spesifikliğinin düşük olması ve sağlıklı dokulara zarar vermesi nedeniyle problem yarattığı bilinmektedir. Konvansiyonel tedavide gözlenen olumsuzlukları elimine etmek ya da en aza indirgemek, hücresel düzeylere taşınımı artırmak, ilaçların dolaşımda ya da diğer biyolojik sıvılardaki konsantrasyonunu ve salım kinetiklerini optimize etmek, ilaçların farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerini değiştirmek, düşük ya da yüksek dozlarda etkin ve güvenli tedavi sağlamak, toksik ve immunojenik özellikleri gidermek ya da en aza indirgemek, ilaçların stabilitesini artırmak, vücudun diğer bölgelerinde herhangi bir istenmeyen etkileşmeye neden olmadan hedef bölgede istenilen düzeyde farmakolojik yanıt elde etmek amacıyla günümüzde hedefleme çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Tez kapsamında ilaç hedeflemesinde, LHRH (Luteinizing Hormone Releasing Hormone) reseptörü kullanılması planlanmıştır. LHRH, hipotalamus tarafından üretilen ve üreme üzerinde etkisi olan hormonal bir dekapeptittir. LHRH, LHRH reseptörüne yüksek affinite ile bağlanarak lüteinleştirici hormon ve folikül uyarıcı hormon salımını başlatır. LHRH (GnRH) polipeptit dizisinde yer alan 11 aminoasitten bazıları sadece reseptör ile bağlanmada, bazıları ise hem bağlanma hem de aktivasyonda görevlidir. LHRH reseptörü hipofizde gonadropik hücrelerin membranında yer alan, rodopsin benzeri G- protein bağlı proteindir ve 7 transmembran domain ile bir ekstrasellüler domain içermektedir. LHRH ligandı taşıyan yapılar LHRH reseptörüne bağlandığında reseptör aracılı endositoz ile hücre içine alınır. LHRH reseptörü, hipofiz harici diğer normal dokularda dedekte edilemeyecek kadar az miktarda eksprese edilmektedir. Bunun yanısıra meme kanseri türlerinin %52'si, over ve endometrial kanser türlerinin %80'i ve prostat kanseri türlerinin %86'sında sentezlendiği bilinmektedir. Tez kapsamında oral kemoterapi amacıyla LHRH hedefli Sisplatin içeren PEG-PLGA-PGA (Polietilenglikol-Polilaktid-ko-glikolid-Poliglutamikasit) triblok polimerik miselinin hazırlanılması, hazırlanılacak polimerik miselin karakterizasyonu ve over kanserinde etkinliğinin in-vitro/ex-vivo/in-vivo koşullarda araştırılması planlanmaktadır. Literatür verileri ve klinik araştırmalar internet sitesi tarandığında Sisplatin veya farklı ilaç içeren LHRH reseptör hedefli PEG-PLGA-PGA triblok polimerik miselden oluşan oral yolla kullanılabilen ilaç taşıyıcı sisteme rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: PEG-PLGA-PGA misel; LHRH; oral; over; Sisplatin

İrfan Akartaş
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bendamustin hcı 'nin lipozomal formülasyonun geliştirilmesi

Bu projede kronik lenfositik lösemi (KLL) tedavisinde kanserli hücrenin DNA tek ve çift zincirine alkilasyonla çapraz bağlanıp hücrenin işleyişlerinin bozarak kanserli hücreleri ölüme zorlayan Bendamustin HCl molekülünün lipozomal formülasyonunu geliştirilmesi hedeflendi. Bu şekilde lipozomların lenf sistemine olan doğal afinitesinden faydalanılmış olacak ve B.HCl ile yapılacak kemoterapının yıkıcı etkilerinin azaltılacağı ön görülmektedir. Bilindiği gibi kemoterapi ilaçlarının kullanımı ile ilgili en büyük sıkıntı ciddi yan etkilere sahip olması ve vücut genelinde hücre harabiyetine sebep vermesidir. Bu bağlamda kemoterapi ilaçlarının pasif hedeflenmesi hasta sağlığı ve tedavi süreci açısından büyük öneme sahiptir. Projemizde Bendamustin HCl nin lipozomal formülasyonu hazırlanarak ilacın pasif hedefleme ile hasta bölgeye taşınması amaçlanmıştır. Tez kapsamında yapılan çalışmalar ile Bendamustin HCl'nin lipozomal formülasyonu elde edilmiştir. Yapılan çalışmalarda Bendamustin HCl'nin geri kazanım problemleri sebebi ile çeşitli zorluklar ile karşılaşıldı. Bu problemlerin getirdiği metot sıkıntıları nedeni ile lipozomlara yüklenebilen etken madde miktarı kısıtlı kaldı. Diğer bir açıdan bakıldığında elde edilen sonuçlar gelecekte yapılacak çalışmalar için ümit vericidir. Son ürünün getireceği faydalar düşünüldüğünde yaşanılan zorluklarının karşılığının olacağı aşikârdır. Büyük çaptaki üretimler ve lipozomlara yüklenen madde miktarını geliştirmek için güncel metotlar takip edilerek çalışmalar yapılmalıdır.

İlaç formülleri
Selim Girgin
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

In vitro ilaç salımına ultrasonun etkisi

Bu çalışmada, antipiretik ve analjezik ilaçlardan biri olan Parasetamolün kontrollü salım tabletleri hazırlanmış ve ilaç salımı in vitro şartlarda incelenmiştir. Bu amaçla on yedi farklı formülasyon hazırlanmıştır. Formülasyon hazırlamada üç değişken temel alınmıştır. Üç farklı ilaç içeriği (%25,%50,%75) aynı etkin maddeye sahip formülasyonlar, beş farklı polimer (Eudragit ® RSPM, Eudragit ® S100, Eudragit ® L100, Stearik Asit, Etil Selüloz) kullanılarak iki farklı hazırlama yöntemiyle (direkt basım ve yaş granülasyon) oluşturulmuştur. Salım deneyleri ultrasonsuz, sürekli ultrason uygulaması ve aralıklı ultrason uygulaması ile yapılmıştır. Salınan ilaç miktarı spektrofotometrik yöntem ile tayin edilmiştir. Çalışmada, ultrasonun ilaç salımı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu ve salım hızını belirgin derecede artırdığı saptandı. Ayrıca ilaç içeriği artıp polimer oranı azaldıkça salım hızının arttığı, formülasyonda kullanılan farklı polimerlerin salım hızlarını değiştireceği tespit edildi. Tablet hazırlama yönteminin salım hızları üzerinde etkili olduğu, yaş granülasyon yöntemiyle hazırlanan tabletlerde ilaç salımının daha yavaş olduğu gözlendi.

Selma Sezgin
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Burundan beyne ilaç uygulamaları için ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi ve in vitro değerlendirilmesi

Bireyin hayat kalitesini düşüren, hem duygu ve düşünce hem de davranış bozukluklarına yol açan bir duygu bozukluğu olan depresyon dünya çapında yaklaşık 265 milyon insanı etkileyen bir hastalıktır. Depresyon tedavisine yönelik ilaçların çoğu, çeşitli mekanizmalarla sinapslarda monoaminlerin kullanılabilirliğini artırmaktadır. Bununla birlikte, antidepresanların terapötik etkinliği, beyindeki etki bölgesinde sürekli ve uzun süreli mevcudiyetlerine bağlıdır. Günümüzde antidepresanlar genellikle oral yol ile kullanılmaktadır. Ancak istenen etkiyi elde etme yolunda birçok engele sahiptir. Bunlar; düşük emilim, karaciğerden ilk geçiş etkisine bağlı zayıf biyoyararlanım, ilaç toksisitesi ve doza bağlı yan etkileri içermektedir. Ayrıca depresyon hastalarının tedavi süreçlerinde başarısızlığın bir diğer sebebi de ilaçların merkezi sinir sistemine iletilmesini önleyen kan beyin bariyerinin varlığıdır. İntranazal uygulamalar, tüm bu zorlukların aşılmasında etkili ve uygulanabilir bir alternatif olarak düşünülmektedir. Burundan beyne doğrudan hedeflendirilen nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemler etkin maddenin hedef bölgeye doğrudan hızlı bir şekilde iletilmesini ve dolayısıyla bu hastalıkların tedavisinde etkinliğin artırılmasını sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında; model bir etkin madde olarak seçilen, selektif serotonin geri alım inhibitörü olan paroksetinin, lipid-polimer bazlı nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemleri hazırlanmıştır. Hazırlanan formülasyonların karakterizasyonu, stabilitesi ve in vitro salım özellikleri tayin edilerek optimum formülasyonlar belirlenmiştir. Saf etkin madde ve seçilen paroksetin içeren nanopartiküllerin sitotoksik etkileri ve permeabiliteleri Caco-2 hücre hattı üzerinde gerçekleştirilen hücre kültürü çalışmaları ile değerlendirilmiştir.

DepresyonKan beyin bariyeriKitosan+7
Elif Şimşek
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

NRF2 inhibitörlerinin kanser tedavisinde kullanımına yönelik lipozomal formülasyon geliştirme çalışmaları

Kanser dünyada ölüme neden olan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alır. Kanser tedavisi için çok sayıda preparat bulunmakla birlikte hala klinik çalışmaları devam eden formulasyonlar da bulunmaktadır. Nrf2 inhibitorlerinin kanser hastalığının tedavisinde kullanılması yenilikçi yaklaşımlardan biridir. Ancak henüz tam anlamıyla klinik uygulama için uygun özelliklere sahip güçlü etkinlik ve özgünlükte Nrf2 inhibitörleri bulunarak formüle edilememiştir. Bunun en temel sebebi toksisite, düşük biyolojik aktivite, zayıf farmakokinetik özelliklerden dolayı yeterli etkinin sağlanamamasıdır. Kemoterapötik ajanların etkinliğini arttırmada ilaç taşıyıcı sistemlerin rolü bilinmektedir. Isıya duyarlı lipozomlar bu alanda gelecek vaat etmektedir. Lipozomlar, tümör hücrelerinin hedeflenmesi, hücresel alımın artırılması ve bölgesel etkin madde salımının sağlanması gibi avantajlar sunmaktadır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda tez çalışmasında kanser tedavisinde etkinliğin artırılması amacıyla bir NRF2 inhibitörü olan brusatolün tümöre hedefli, yüksek etkinlik ve düşük yan etki profili gösterebilecek, tümöral dokuda etkin madde salımı yapabilecek ısıya duyarlı lipozom formülasyonlarının hazırlanması amaçlanmıştır. Çalışmada QbD yaklaşımı ve yapay sinir ağları (ANN) ile formülasyon optimizasyonu yapıldıktan sonra optimum formülün karakterizasyon çalışmaları yapılarak kanser hücreleri üzerindeki sitotoksik özellikleri incelenmiştir. Brusatol yüklü lipozomlarla yapılan in vitro karakterizasyon ve hücre kültürü çalışmaları neticesinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Hazırlanan formülün kanser tedavisine olanak sağlayabileceği ve kombinasyon kemoterapilerinde sinerjik etki sağlayacağı düşünülmektedir.

BrusatolLipozomlarNeoplazmlar+3
Gözde Bilgili
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Atomoksetin hidroklorür içeren ağızda dağılan mini tablet formülasyonlarının tasarımla kalite (QBD) ile hazırlanması, karakterizasyonu ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite tedavisinde etkinliğinin in vivo değerlendirilmesi

Dikkat, konsantrasyon, hareketlilik ve dürtü kontrolü alanlarındaki sorunlarla karakterize olan "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu" (DEHB), çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarından birisidir. DEHB olan bireyler normal bireylere oranla çok daha fazla antisosyal kişilik bozukluğu ve alkol-madde kullanım bozuklukları gibi psikiyatrik, kapasitenin altında okul başarısı gösterme veya okuldan atılma gibi akademik, sık kazaya uğrama, kazalara neden olma, sık boşanma, erken yaşta gebelik, düşük iş başarısı veya işsizlik gibi sosyal risklere maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle DEHB'nin tanı ve tedavisi gün geçtikçe büyük önem kazanmaktadır. DEHB tedavisine yönelik olarak güncel ilaç tedavisinde temel olarak merkezi sinir sistemi uyarıcıları (metilfenidat, deksmetilfenidat, amfetamin ve dekstroamfetamin) ve seçici noradrenalin geri alım inhibitörleri (atomoksetin, venlafaksin) olmak üzere iki farklı grup dikkati çekmektedir. Seçici noradrenalin geri alım inhibitörü olan atomoksetin (ATO), DEHB tedavisinde önemli bir alternatif olduğunun göze çarpması nedeniyle FDA tarafından onaylanan ilk stimulan dışı bir etkin maddedir. Özellikle DEHB'li hastaya, madde kullanımı, tik ve anksiyete bozukluklarının da eşlik etmesi durumunda ATO birinci sırada tercih edilmektedir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki; DEHB'nin erken teşhisle çocukluk çağında tedavi edilmeye başlanması, tedaviyi kolaylaştırmakta ve ileri yaşlarda daha önce belirtilen sosyal ve psikolojik sorunların ortadan kalkmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, çalışmamızda ATO'nun pediatrik bir ilaç formu üzerinde çalışılması tercih edilmiştir. Pediatrik hastalar, ilaç uygulama yolu, ilaca bağlı toksisite ve tat alma özellikleri dahil olmak üzere farmakoterapinin çeşitli yönleri bakımından yetişkin hastalardan oldukça farklıdır. ATO'nun ilaç piyasasında kapsül formu bulunmaktadır. Ancak çalışmamızda, ATO için ağızda hızlı dağılan mini tablet formülasyonlarının, ağızda dil üzerine yerleştirildiğinde 1 dakika içinde dağılmaları, yolculuk durumunda yutma işlemi için suya ihtiyaç duyulmaması, yutma güçlüğü çeken çocuk hastalarda rahatlıkla kullanılabilir olmaları ve yüksek hasta uyuncuna sahip olmaları nedeniyle pediatrik amaçla kullanılabilecek en uygun dozaj şekli olacağı düşünülmüştür. Bu amaçla, öncelikle etkin maddenin acı tadını maskelemek ve çözünürlüğünü arttırmak amacıyla ATO'nun, beta siklodekstrin (β-CD) ile inklüzyon kompleksleri hazırlanmıştır. Hazırlanan komplekslerin DSC, IR analizleri, ışık ve elektron mikroskobu görüntüleri belirlenmiştir. Hazırlanan ATO-β-CD inklüzyon kompleksleri kullanılarak , her tablette 25 mg ATO olacak şekilde ADMT formülasyonları doğrudan basım yöntemi ile hazırlanmıştır. Hazırlanan ADMT'lerin, ağırlık sapması, friabilite, çap-kalınlık ölçümü, dağılma süresi, çözünme hızı, ıslanma süresi, ıslanma yüzdesi ve stabilite özellikleri belirlenmiştir. Hem ATO-β-CD inklüzyon komplekslerinin, hem de ADMT'lerin optimizasyonunda tasarımla kalitenin ilk basamağı olan deney tasarımı yöntemi kullanılmıştır. ADMT'lerin hazırlanmasında ATO-β-CD inklüzyon kompleksi ve süper dağıtıcı ile birlikte diğer ADMT bileşenleri, ADMT'lerin pediatrik amaçla kullanılacağı göz önüne alınarak seçilmiştir. Optimize edilen ADMT'lerin, etkin maddenin piyasada bulunan kapsül formuna göre daha hızlı çözünme ve dağılma süresine sahip olduğu ve etkin maddenin acı tadının baskılandığı E-tongue ile tat testi ile kanıtlanmıştır. Tüm bu kontroller sonucunda, ATO-β-CD kompleksinin, ADMT şeklinde formüle edilmesi sayesinde de pediatrik amaçla uygulanabilir olduğu belirlenmiştir. Ayrıca nikotin uygulaması ile hiperaktivite sağlanan deney hayvanlarında yapılan in vivo hayvan çalışmaları terapötik etkinliklerinin ümit vaad ettiği görülmekle birlikte, denek sayısının arttırılarak tedavi süresinin uzatılması ile ileri seviyeye taşınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

AtomoksetinHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuTabletler+3
Emine Dilek Özyılmaz
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19'a karşı prototip mikroiğne aşı formülasyonlarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi

COVID-19 enfeksiyonu ve buna bağlı olarak gelişen rahatsızlıklar hem hastayı hem de tüm dünyayı sağlık, ekonomi, sosyal ve psikolojik açılardan etkilemektedir. Pandemi başlangıcından bu yana yaklaşık 7 milyon ölüm ve 800 milyon vaka görülmüştür. Bu enfeksiyon için toplumsal bağışıklığın sağlanması çok önemlidir. Bu amaçla pek çok aşı platformu geliştirilmiştir. Ancak varyantların hızla mutasyona uğraması ve yeni oluşan varyantlara karşı geliştirilen aşıların etkisiz hale gelmesi çok büyük bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle bu enfeksiyona karşı etkili aşı platformlarının geliştirlmesine acilen ihtiyaç vardır. Polimerik nanopartiküller, aşılarda antijenin vücutta degredasyonunu önlemeye yardımcı olur ve bu sayede antijenin vücutta kalış süresini uzatarak bağışıklık yanıtının daha uzun süre oluşmasını sağlarlar. Ayrıca taşıyıcı olarak formülasyonda kullanılmalarına ek olarak adjuvan görevi yaparak bağışık yanıtın etkisini artırma yetenekleri vardır. Bu nedenle ilgi çekici taşıyıcı sistemdir. Çalışmamızda polimerik nanopartiküller FDA onaylı PEG-b-PCL (polietilenglikol-blok-poli(ε-kaprolakton)) polimeri kullanılarak solvent evaporasyon yöntemiyle üretilmiştir. Nanopartikül formülasyonunda öncelikle model protein kullanılarak önformülasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan nanopartikül formülasyonlarında iç ve dış faz % konsantrasyonu ve miktarı, sonikasyon süresi ve gücü, karıştırma süresi gibi parametreler değiştirilerek formülasyonların enkapsülasyon etkinliği ve partikül büyüklüğü özelliklerine bakılarak uygun olan formül seçilmiştir. Daha sonra bu formüle RBD antijeni yüklenerek aynı karakterizasyon çalışmaları yürütülmüştür. Mikroiğneler ile aşı uygulaması son dönemlerde ilgi çekici konulardan biri olmuştur. Ciltte bağışıklık hücrelerinin yüksek oranda bulunması, mikroiğnelerin yapısı gereği ağrısız uygulamaya izin vermesi, kendi kendine uygulama imkânı sayesinde sağlık personeline duyulan ihtiyacın ortadan kalkması, soğuk zincir uygulamasına ihtiyaç duyulmaması sebebiyle bu ilgi giderek artmaktadır. Uygulama sonrası artık bırakmaması, uygulama sonrası tekrar uygulamanın mümkün olmaması ve bu sayede kontaminasyon riskini azaltması sebebiyle tez çalışmasında çözünen mikroiğne formülasyonu geliştirilmiştir. Mikroiğne formülasyonu geliştirilirken uygun morfoloji ve sertliğe sahip formüller arasından en iyi sonuç verenleri seçilmiş ve karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Sonuçlarımız nanopartikül formülasyonlarına antijenin uygun şekilde yüklendiğini ve mikroiğnelerin de cildi delebilecek yeterli mukavemete ve morfolojiye sahip olduğunu göstermektedir.

AşılamaAşılarCOVID 19+6
Selin Kurter
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Salbutamol sülfat mikrokapsülleri üzerinde çalışmalar

Çalışmanın ana amacı, oldukça kısa plazma yarı ömre sahip sempatomimetik bir amin olan salbutamol sülfat'ın salım hızını mikrokapsülleme yöntemi ile yavaşlatmaktır. Mikroenkapsülasyon çalışması, faz ayrışması yöntemi (koaservasyon) ne göre 1:1 çekirdek-çeper oranı kullanılarak yapılmıştır. Polimer olarak etil selüloz kullanılarak hazırlanan salbutamol sülfat mikrokapsüllerinin in vitro salım hızı, saf etken madde ve mikrokapsüllerle hazırlanan iki ayrı tablet formülasyonu ve piyasa tableti ile karşılaştırılmış ve kinetik olarak değerlendirilmiştir. İn vitro salım deneylerinde, USP XXII döner sepet yöntemi ile UV-spektrofotometrik miktar tayini kullanılmıştır. Mikro kapsülleme ile salım hızının kontrol altında tutulabileceği, oysa hazırlanan tabletlerin benzer sonuç göstermediği saptanmıştır.

AlbüterolKapsüllerSülfat+2
Müzeyyen Demirel (güllük)
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1993
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni bir heparinoid olan raparin üzerinde çalışmalar

ÖZET 1V 1916'da bulunan heparin elde edilen kaynaklara ilaveten, deniz hayvanları üzerinde sınırlı çalışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında deniz salyangozundan raparin adlı madde 1991 yılında izole edilmiştir. Bu çalışmada raparin'in Sephadex G kolonundan fraksiyonlanması yapılmıştır. Değişik tekniklerle elde edilen raparin'lerden iki fraksiyon elde edilmiş ve bu fraksiyonların metakromatik, rekalsifîkasyon, heptest ve hepaclot testleri ile incelenmesi yapılmıştır. Metakromaziyi yalnızca raparin RH500 fraksiyon Fin Azur A ve Toluidin mavisiyle gösterdiği tesbit edilmiştir. Metilen mavisiyle hiçbir raparin ve onun fraksiyonu metakromazi vermemiştir. Bunun yanında rekalsifîkasyon testinde bütün fraksiyonlar aktivite göstermişlerdir. Rekalsifîkasyon deneylerinde en yüksek aktivite raparin RKL10 fraksiyon Fe aittir. Heptest'le bütün raparin ve fraksiyonlarının aktivite gösterdiği tesbit edilmiştir. Hepaclot deneyine sadece raparin RHP10 fraksiyon II cevap vermiştir.

HeparinRaparin
Lütfi Genç
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Zizyphus jujuba (Hünnap) bitkisinin S/Y emülsiyon sistemi halinde formülasyonu ve değerlendirilmesi

Yapılan çalışmada, Zizyphus jujuba' nın S/Y tipi emülsiyon sistemi içinde fizikokimyasal ve kozmetik etkinlik açısından özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Sistemin kararlı olabilmesi için, hazırlama yöntemi, kullanılan aletler, seçilen yağ ve sürfektan, bunların konsantrasyonu ve sistemin sıcaklığı oldukça önem taşımaktadır. S/Y tipi basit emülsiyon hazırlanmasında, yağlı faz olarak badem yağı, silikon yağı (Abil 350®) ve lipofilik sürfektan olarak setil dimetikon kopoliol ( Abil EM90®) kullanılmıştır. Çalışmalarda, öncelikle emülsiyon sisteminin bazı oluşturulmuş daha sonra Zizyphus jujuba'mn yapraklarindan elde edilen ekstre % 2 ve % 4 oranlarında sulu faz içerisinde formülasyona katılmıştır. Bitki ekstresi içermeyen ve iki farklı oranda içeren her üç emülsiyonun homojen bir krem kıvamında ve görünümünde olduğu saptanmıştır. Emülsiyonlar badem yağı ile seyreltildiğinde dış fazlarının yağ olduğu tespit edilmiştir. Bu emülsiyonlar ışık mikroskobu allında incelenmiş ve su damlacıklarının mikrofotoğrafları çekilmiştir. Lazer kırınım cihazı kullanılarak damlacık iriliği saptanmıştır. Hazırlanan formülasyonlarda, mikroskobik test, santrifugasyon, mikrobiyolojik test, sıcaklık etkisi testleri ve reolojik analiz gerçekleştirilmiştir. Bu testler sonucunda, kararlı olduğu belirlenen emülsiyonların cilt üzerindeki etkileri 10 gönüllü kullanılarak değerlendirilmiştir. Her üç formülasyonun etkinliği istatistiksel olarak karşılaştınlmışur. Bu çalışma sonucunda, her üç ürünün de cilt üzerinde nem, yağ, deri pHsı değerlerinde ve cilt esnekliğinde anlamlı bir etkinlik göstermediği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Zizyphus jujuba, S/Y emülsiyonu, değerlendirme.

EmülsiyonlarZizyphus jujuba
Gülay Büyükköroğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Naproksen Sodyum'un uzun etki gösteren tablet formülasyonu üzerine çalışmalar

ÖZET Naproksen Sodyum (Nap-Na); analjezik, antienflamatuar ve antipiretik etkili, nonsteroidal yapıda, oral ve rektal olarak alındıktan sonra hızla absorbe edilen bir maddedir. Fenil propiyonik asit türevidir. Plazma yan ömrü 13-14 saat olan Nap- Na' un günlük dozu 275-550 mg olmak üzere günde bir veya iki defadır. Çalışmada hedeflenen amaç; Nap-Na' un değişik oranlarda değişik polimerler kullanarak matriks tabletlerinin hazırlanması ve değişik oranlarda kullanılan bu polimerlerin etken maddenin şahmına etkisini araştırmaktır. Yapılan çalışmada yaş granülasyon tekniği kullanılarak Nap-Na' un matriks tabletleri hazırlandı. 16 değişik formülasyonda hazırlanan tabletlere kalite kontrol için; ağırlık sapması, sertlik, kırılabilirlik, çap-yükseklik kontrolleri, etken madde miktar tayini ve in-vitro çözünme hızı tayini testleri uygulandı. Kullanılan polimerler HPMC, HPC, CMC-Na ve Eudragit S-100' dür. Nap- Na'un miktar tayininde spektrofotometrik yöntem, in vitro çözünme hızı testlerinde ise döner sepet yöntemi uygulandı. Uygun bulunan formülasyonların çözünme kinetikleri incelendi. Sonuç olarak; Nap-Na'un %20, %30 oranında CMC-Na ve %20 oranında HPC taşıyan F6, F7 ve F10 formülasyonlarında etken madde salnıımının ideal kontrollü salım şekline uyduğu görülmüştür. Ayrıca kullanılan polimerlerin içinde en uygun olanının HPC olduğu ve maddenin salınımına polimer yüzdesi ve cinsinin etkili olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler; Naproksen Sodyum, Matriks tablet m

NaproksenTabletlerİlaç biçimleri
Banu Özel
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Piribedil katı lipid partiküllerin formülasyonu ve in vitro-in vivo değerlendirilmesi

ÖZET Bu çalışmada, suda çözünürlüğü düşük ve kısa eliminasyon yan ömre sahip dopaminerjik bir etkin madde olan piribedil'in, salım hızını modifiye etmek ve dolayısıyla biyoyararlanımı arttırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, katı lipit bir taşıyıcı ile mikron ve mikronaltı büyüklüğünde partiküllerin hazırlanması düşünülmüştür. Formülasyonlarda kullanılan etkin ve yardımcı maddeler üzerinde yapılan çalışmalarda, elde edilen deney bulgularının referans kitaplar ve firma spesifikasyonlanna uygun oldukları saptanmıştır. Hazırlama tekniğinden gelebilecek çözücü artıklarından kaçınabilmek için katı lipit partikül hazırlamaya yönelik olarak, soğuk ve sıcak homojenizasyon yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler yardımı ile, uygun partikül boyutu, piribedil yüklemesi ve hazırlama verimi elde edildikten sonra, formülasyon faktörlerinin partikül özelliklerine etkilerini incelemek amacıyla farklı lipit (%2.5, %10), etkin madde ( lipit içersinde %1, %5, %10) ve yüzey etken madde (%1, %1.2, %2.5, %5) konsantrasyonları ve farklı yüzey etken maddeler (Labrasol®, Tween 80®) denenerek farklı formülasyonlar hazırlanmış ve bu faktörlerin partikül özelliklerine etkili oldukları görülmüştür. Formülasyonlann in vitro salımları incelendiğinde, piribedil'in partiküllerden şahmında, formülasyon faktörlerinin yanısıra, salım ortamının pH'sınm da etkili olduğu görülmüştür. Tüm formülasyonlarda, piribedil'in partiküllerden salımı asit ortamda hızlı bulunmuştur. PiribediFin mikro- ve nanopartiküllerinden salım kinetiği incelendiğinde bilinen matematiksel modellerden birine uyum saptanamamıştır. tn vitro incelemelerden, çözünme hızı ve partikül büyüklüğü deneyleri ile elde edilen sonuçlara göre seçilen formülasyon ile toz piribedil süspansiyonu farelerde yapılan tremor testiyle karşılaştınlmıştır. Hazırlanan parnküllerde, aktivite görülmemesi, etkin maddenin lipit içinde hapsedildiğini düşündürmüştür. Aynı formülasyon ile hazırlanan süspansiyon, tavşanlara peroral olarak uygulandığında, biyoyararlanımın, toz piribedil süspansiyonu uygulanan tavşanlardaki biyoyararlanımdan daha yüksek olduğu ve piribedil şahmının modifiye edildiği görülmüştür. Sonuç olarak, Parkinson hastalığı tedavisine yönelik geliştirmek istediğimiz piribedil kah lipit partiküllerinin in vitro-in vivo değerlendirmelerinde, salım hızının kontrol edilebileceği ve piribedil biyoyararlanımının arttınlabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mikropartikül, Nanopartikül, Piribedil, İn Vitro-İn Vivo Değerlendirme

Parçacık hızlandırıcılarİn vitroİn vivo
Müzeyyen Demirel
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Titanyum dioksit içeren katı lipit nanopartiküllerinin hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi

ÖZET Güneşten koruyucu preparatların kullanımı güneşin zararlı etkilerine gereken önemin verilmesiyle zorunlu hale gelmiştir. Bu preparatların uzun süreli ve sık kullanımları nedeniyle etkinliklerinin ve güvenilirliklerinin tam olarak sağlanması gerekmektedir. Günümüzde güneş ışını filtre edici madde formülasyonları daha çok emülsiyon, losyon, yağlı çözelti, jel, sprey ve stik şeklindeki preparatlardır. Bu sistemler haricinde, katı lipit nanopartiküllerin (SLN) UV ışınlarım dağıtarak ve yansıtarak etki gösterdiklerinin saptanması ile güneş işim filtre edici madde formülasyonları için yeni taşıyıcı sistem olarak değerlendirilmişler ve araştırmalar SLN'ler üzerinde yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalar, güneş ışını filtre edici maddelerin SLN'ler şeklindeki formülasyonlarında UV ışınlarına karşı sinerjik koruma etkisi saptamıştır. SLN'ler ile, ciddi yan etkiler oluşturabilen güneş ışını filtre edici maddelerin güneşten koruma faktörü değiştirilmeden konsantrasyonlarının azaltılması ile, daha etkili ve daha güvenli formülasyonların hazırlanması mümkün olabilmektedir. Çalışmamızda, klasik ve yeni etkin madde yükleme yöntemleri kullanılarak hazırlanan titanyum dioksit yüklenmiş SLN formülasyonlarının kararlılıkları, fizikokimyasal özellikleri değerlendirilerek araştırılmıştır. Formülasyonların UV'den koruyucu özellikleri in vitro TransporeT ve Sun To SeeT Test yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır. Veriler, klasik SLN formülasyonları, yeni SLN ve emülsiyon formülasyonları ile karşılaştınlarak tartışılmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde, yeni etkin madde yükleme yöntemleri ile hazırlanan SLN formülasyonlarının UV'den koruma özelliklerinin, klasik SLN formülasyonlarına üstünlüğünü, bununla beraber, SLN'lerin emülsiyon şekline olan üstünlüğünü açıkça göstermiştir. Güneş ışını filtre edici madde olan titanyum dioksitin, SLN halinde formüle edilmesi, kararlı ve güvenilir, güneş ışınlarından koruyucu özelliği yüksek formülasyonlar oluşturulmasına imkan vermektedir. Anahtar Kelimeler: Katı Lipit Nanopartiküller (SLN), Titanyum Dioksit, TransporeT Test, Sun To SeeT Test

Ebru Cengiz
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Siklosporin A içeren katı lipit nanopartikül, mikroemülsiyon ve polimerik nanopartikül formülasyonlarının hazırlanması ve in vitro-in vivo değerlendirilmesi

Kornea nakillerinden sonraki ve kuru göz sendromu gibi rahatsızlıkların tedavisinde siklosporin A (CsA) göze topik olarak uygulanmaktadır. CsA'nın sistemik emilimi oldukça düşük olup, uygulanan dozaj şeklinin yapısı ve hastanın durumuna bağlı olarak plazma konsantrasyonları bireyler arasında farklılık göstermektedir. Bu nedenle, bu çalışmada, oküler uygulamaya yönelik olarak katı lipit nanopartikül (SLN), mikroemülsiyon (ME) ve polimerik nanopartikül (PN) formülasyonları hazırlanmış ve topik uygulama ile CsA'nın emiliminin arttırılması yolu ile, bireyler arasındaki farklılıklar en aza indirilmeye çalışılmıştır. Kararlılık çalışmalarında, hazırlanan sistemlerin farklı sıcaklık ortamlarındaki davranışları incelenmiştir. Formülasyonların parçacık ve damlacık büyüklükleri çalışma süresince nanometre aralığında kalmıştır. Katyonik lipit eklenerek pozitif duruma getirilen elektriksel iletkenlik değerleri, saklama süresince değişmeyerek hazırlanan sistemlerin kararlılığını göstermiştir. SLN sistemlerinde lipit yapıların değişmediği X-ışını kırınım (XRD), infrared (IR) ve nükleer manyetik rezonans (NMR) analizleri ile kanıtlanmıştır. Hazırlanan üç farklı sistemden birer formülasyon kararlılık çalışmaları sonuçları doğrultusunda in vivo çalışmalar için belirlenmiştir. Koyunlarda gerçekleştirilen in vivo çalışmalarda, seçilen formülasyonlar koyunların gözlerinden birine uygulanmış, diğer göze kontrol amacı ile ilaç uygulanmamıştır. Belli sürelerde gerçekleştirilen kesimler sonrasında koyunların her iki gözleri de çıkartılarak hümör aköz ve hümör vitröz sıvıları toplanmış ve bu sıvılarda enzim immün yöntemi analiz cihazı (EIA) ile belirlenen CsA miktarları yardımıyla maddenin oküler emilimi araştırılmıştır. Elde edilen in vivo analiz sonuçlarına göre, CsA'nın 48 saat süresince hümör aköz ve hümör vitrözde bulunduğu saptanmıştır. CsA'nın hümör vitrözde bulunması ile, emilimin gözün iç kısımlarına kadar arttırılabildiği gözlenmiştir. Analiz sonuçlarının birbirine olan yakınlıkları, bireyler arasındaki farklılığın formülasyonların emilim derecesini değiştirmediğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Siklosporin A, oküler emilim, hümör aköz, hümör vitröz

Siklosporinler
Ebru Cengiz
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Çinko oksit ve oktosrilen'in katı lipit nanopartikül, mikroemülsiyon ve krem sistemleri şeklinde formülasyonu ve in vitro değerlendirilmesi

İyi bir güneş ışınlarını süzücü preparat sudan etkilenmemeli, UVA ve UVB ışınlarına karşı geniş spektrumlu koruma sağlamalıdır. Atmosferdeki ozon tabakası tarafından emilerek engellendiği için, UVC ışınları yeryüzüne ulaşamaz. Bu yüzden, UVC ışınlarının, diğerlerine göre önemi daha azdır. Güneş ışınlarını süzücü preparatların etkinliği, yüzme veya terlemeye karşı dayanıklılıklarına, UV ışınlarını emme özelliklerine, konsantrasyonlarına ve formülasyonlarına bağlıdır. UV süzücüleri, etki yöntemlerine göre kimyasal ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılır. Bu çalışmada, en önemli fiziksel filtre edici maddelerden biri olan çinko oksit ve kimyasal filtre edici madde olan oktosrilen, üç farklı taşıyıcı sistemde kullanılmıştır. UV ışınlarını engelleme özelliği olan ve fiziksel süzücü maddeler gibi davranan katı lipit nanopartiküller, daha da geliştirilmiş bir koruma sağlamak için, güneş ışınlarını süzücü maddelerle birlikte kullanılmıştır. Mikroemülsiyon ve krem şeklinde emülsiyonlar, formülasyonların sudan etkilenmesini önlemek için yağ-içinde-su şeklinde hazırlanmıştır. Hazırlanan formülasyonlarda oktosrilen miktar tayini için yüksek basınçlı sıvı kromatografisi, çinko oksit miktar tayini için optik emisyon spektrometresi kullanılmıştır. Formülasyonlar, kararlılık çalışmaları için 25ºC, 4ºC ve 40ºC'lık ortamlara konulmuş ve 15., 30., 90., 180. ve 360. günlerde farklı ölçümler gerçekleştirilmiştir. UV ışınlarından koruyucu özellikleri, in vitro Transpore? Test yöntemi ile incelenmiş ve etki açısından formülasyonların karşılaştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Katı Lipit Nanopartiküller (SLN) Mikroemülsiyon Krem Transpore? Testi Çinko Oksit Oktosrilen

MikroemülsiyonNanopartiküllerÇinko oksit
Murat Sami Berkman
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

E vitamini'nin farklı topik formülasyon sistemlerinden salımı ve in vitro-in vivo değerlendirilmesi

`E Vitamini'nin Farklı Topik Formülasyon Sistemlerinden Salımı ve İn Vitro-İn Vivo Değerlendirilmesi' başlıklı bu tez çalışmasının amacı, cilde topik olarak uygulanabilir mikroemülsiyon, makroemülsiyon, katı lipit nanopartikül (KLN) ve moleküler baskılanmış polimer (MIP) kozmetik taşıyıcı sistemlerinin hazırlanması, antioksidan özellikli E vitamininin sistemlere eklenmesi ve in vitro ve in vivo olarak karşılaştırılmalarının yapılmasıdır. E vitamininin serbest radikalleri yok ederek antioksidan özellik gösterdiği ve yaşlanmayı geciktirici özelliği olduğu bilinmektedir. Çalışma kapsamında, E vitamini içeren y/s mikroemülsiyonu, y/s makroemülsiyonu, KLN ve moleküler baskılanmış mikroküre sistemleri geliştirilmiştir. Her iki tip emülsiyonda, yağlı faz olarak kaprilik asit esteri; yüzey etkin madde olarak Tween® 80, mikroemülsiyonda yardımcı yüzey etkin madde olarak PEG 400 kullanılmıştır. KLN formülasyonunda, Compritol® ATO 888 katı lipit olarak ve yüzey etkin madde olarak Tween® 80 kullanılmıştır. MIP formülasyonunda templat olarak ?-tokoferol, polimer olarak ß-siklodekstrin, çapraz bağlayıcı ajan olarak hekzametilen diizosiyanat (HMDI) ve reaksiyon çözücüsü olarak dimetilsülfoksit kullanılmıştır. Hazırlanan formülasyonların antioksidan özellikleri 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) testi ile incelenmiş ve antioksidan etki açısından karşılaştırılmaları yapılmıştır. Formülasyonlarda E vitamininin salım özellikleri Franz difüzyon hücreleri ile belirlenmiştir. Kararlılık çalışmalarında, formülasyonların olası faz ayrışması, pH değişimleri, fiziksel görünüşleri, damlacık boyutu ve iletkenliklerindeki değişim farklı koşullarda bekletilerek izlenmiştir. E vitamini içeren formülasyonlar 10 gönüllüye 1 ay süreyle uygulanmış ve haftada bir cilt ölçümleri tekrarlanmıştır. Cilt ölçümleri, cilt yağı, nemi, pH, net esneklik ve pürüzlülüğünü kapsamaktadır. Formülasyonlara etkin madde başarıyla yüklenebilmiştir. Hazırlanan tüm formülasyonlarda antioksidan özellik belirlenmiştir. Hazırlanmış olan y/s mikroemülsiyon formülasyonu, kararlılığı açısından ve gösterdiği fiziksel özelliklerinden dolayı makroemülsiyon, KLN ve MIP formülasyonlarına üstünlük sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: E Vitamini, Mikroemülsiyon, Makroemülsiyon, Katı Lipit Nanopartikül, Moleküler Baskılanmış Polimer, Kozmetik Uygulama

KozmetiklerMikroemülsiyonNanopartiküller+2
Evrim Yenilmez
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Meloksikamın' ın suda çözünen diblok, triblok kopolimer miselleri ve çapraz bağlı misellerden salımının incelenmesi

Polimerik ilaç taşıyıcı sistemler günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu taşıyıcılardan biri olmaya aday diblok ve triblok kopolimerlerin miselleri, çapraz bağlı miseller üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir. Polimerik miseller ilaç salınımındaki kullanımlarından dolayı önemli bir çalışma konusudur.Miseller genel olarak hidrofobik bir çekirdek ve hidrofilik bir dış çeperden oluşur.Bu yapı hidrofob özellikteki ilaç etkin maddeleri için büyük avantaj sağlamaktadır.Bu çalışmada hidrofob özellikte non-steroidal antienflamatuar bir ilaç olan meloksikam kullanılmıştır. Polimerik taşıyıcı sistem olarak Poli{2-(dimetilamino)etil metakrilat}- Poli{(2-(dietilamino)etil metakrilat} (DMA-DEA) diblok kopolimer %0.5 misel çözeltisi ve Poli{2-(dimetilamino)etil metakrilat}- Poli{2-(diizopropilamino)etil metakrilat}- Poli{2-(N-morfolino)etil metakrilat} (DMA-DPA-MEMA) kullanılmıştır. Polimer çözeltisine asit ilavesi ile pH=2 `nin altına düşürülüp polimerin çözünmesi sağlanmıştır. Ortam KOH ile bazikleştirilerek ve ortamın sıcaklığına bağlı olarak pH=8-9 arasında misel oluşumu gözlenmiştir. Misel çapına dinamik ışın saçılımı (DLS) ve zeta sizer kullanılarak bakılmıştır. Meloksikam metanolde çözülmüş ve misel çözeltisine yüklenmiştir. Ancak metanol misel yapısını bozduğundan yükleme dimetilsülfoksid ile yapılmıştır. İlaç yükledikten sonra diblok kopolimer misel çapında artış olduğu gözlenmiştir. Bu da meloksikamın misel tarafından hapsedildiğini göstermektedir.Meloksikam' ın miselden in vitro/ ex-vivo salım çalışmaları diyaliz tüpü ve Franz difüzyon hücresi' nde membran olarak bayan karın bölgesinden alınan deri kullanılarak kullanılarak yapılmıştır.

Difüzyon
Fatma Hazal Göral
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Epileptik mekanizmaya müdahale edecek nanoboyutta ilaç taşıyıcı sistem geliştirilmesi ve in vivo davranışının değerlendirilmesi

Epilepsi tüm dünyada sık görülen nörolojik hastalıklardan birisidir. Beynin jeneralize veya fokal ani paroksismal reaksiyonu "epilepsi" olarak adlandırılmaktadır. Epilepsi üzerine pek çok araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmalarda γ-aminobutirik asit (GABA) sentezinin inhibisyonu, salımının blokajı veya postsinaptik bir reaksiyonun konvülziyonları provoke ettiği saptanmıştır. Beynin sinir terminallerindeki GABA konsantrasyonlarında, febril konvülziyonlarda ve tedaviye dirençli hastalarda serebrospinal sıvıdaki GABA konsantrasyonunda azalma görülmüştür. Aynı zamanda GABA konsantrasyonun azalması ile konvülziyon, koma ve hatta ölüm gözlenebildiği bildirilmiştir. Epilepsi tedavisi için farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte en güncel teori olan GABA ile ilgili teoriye dayanarak, çalışmamızda özgün olarak ters emülsiyon polimerizasyonu yöntemi ile hazırlanan polimerik nanopartiküller (PNP) ve halosit nanotüpler (HNT) kullanılması ile GABA içeren, beyne hedeflendirilmiş, nanoboyutta, nontoksik, biyouyumlu, spesifitesi ve afinitesi yüksek formülasyonların geliştirilmesi hedeflenmiştir. Hazırlanan sistemler üzerinde parçacık büyüklüğü ve dağılımı, zeta potansiyel, parçacık şekli ve yüzey özellikleri, fiziksel görünüş, termal, x-ışını kırınımı (XRD), infrared (IR), etkin madde miktar tayini analizleri yapılmıştır. Karakterizasyon ve in vitro salım çalışmaları ışığında seçilen formülasyonların kararlılık çalışmaları, in vitro sitotoksisite testleri ve in vivo hayvan deneyleri gerçekleştirilmiştir. Pentilentetrazol (PTZ) ile epileptik model oluşturulan sıçanlar üzerinde gerçekleştirilen in vivo hayvan deneylerinde, fosfat tamponu (pH 7.4) (PBS), GABA çözeltisi ya da GABA içeren PNP ve HNT formülasyonları deney gruplarına uygulanmıştır. Enjeksiyondan 4 saat sonra PTZ intraperitonal (i.p.) olarak uygulanarak konvülziyon oluşturulmuştur. 30 dk süresince sıçanlar gözlenmiş ve skorlama ile değerlendirme yapılmıştır. Gözlem süresi sonrasında sıçanların beyinleri çıkartılmış ve Stratum Corsatum doku örnekleri alınmış, homojenize edilmiş ve GABA düzeyi enzime bağlı immün analiz (ELISA) kiti yardımıyla belirlenmiştir. İzleme süresince elde edilen verilere göre, hazırlanan ilaç taşıyıcı sistemler ile toz GABA ve PBS karşılaştırıldığında latens süresi, konvülziyonların toplam zamanı ve şiddetli konvülziyon süreleri ve ölüm oranında anlamlı değişiklikler olduğu istatistiksel analizler ile gösterilmiştir. Enzim immün yöntemi analiz cihazı ile belirlenen GABA miktarlarının PNP-29 kodlu formülasyonda anlamlı düzeyde yükselme gösterdiği görülmüştür. Sonuç olarak, in vitro ve in vivo analiz sonuçlarına göre endojen bir bileşik olan GABA'nın beyne taşınmasını sağlayan ilaç taşıyıcı sistemlerin elde edildiği düşünülmüştür.

EpilepsiFarmasötik teknolojiGABA+5
Gülsel Yurtdaş Kırımlıoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Karvedilol içeren katı lipit nanopartikül formülasyonlarının hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, oral olarak uygulanan katı lipit nanopartikül taşıyıcı sisteminin hazırlanması, seçici olmayan beta(β)-adrenerjik ve alfa1(α1)-reseptör antagonisti özelliği olan, kalp yetmezliği (KY) ve miyokard infarktüsü (Mİ) sonrası tedavide klinik etkinliği kanıtlanmış bir etkin madde olan Karvedilol'ün sisteme eklenmesi, kontrollü salım gösteren yeni ilaç taşıyıcı sistemin geliştirilmesi ve in vitro salım çalışmalarının yapılmasıdır. Karvedilol, α1, β1 ve β2 adrenerjik reseptör blokajı özelliği olan bir adrenerjik reseptör blokörüdür. Karvedilolün organ koruyucu etkisi olduğu gösterilmiştir. Karvedilol etkili bir antioksidandır ve reaktif oksijen radikallerini ortadan kaldırır. Karvedilol rasemiktir ve hem R (+), hem de S (-) izomerlerinin α1 adrenerjik reseptör blokajı ve antioksidan özellikleri vardır. Karvedilolün insan damar düz kas hücreleri üzerine antiproliferatif etkisi vardır. Hafif veya ciddi kalp yetmezliği hastalarında ventrikül fonksiyonunu düzelttiği, mortalite ve morbiditeyi azalttığı çalışmalarda kanıtlanmıştır. Bu nedenle kalp yetmezliği hastalarında standart tedavi seçeneği olarak düşünülmelidir. Bu çalışmada, Karvedilol içeren katı lipit nanopartikül (KLN) sistemi geliştirilmiştir. Formülasyonda, katı lipit olarak Dynasan® 114, yüzey etkin madde olarak Tween® 80 kullanılmıştır. KLN sistemlerinde lipit yapıların değişmediği X-ışını kırınım (XRD), diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC), infrared (IR) ve nükleer manyetik rezonans (NMR) analizleri ile kanıtlanmıştır.

Antihipertansif ajanlarFarmasötik teknolojiKarvedilol+4
Zeynep Terzi
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Antihistaminik etkili oftalmik kontrollü salım gösteren farklı sistemler üzerinde çalışmalar

Alerji oküler yüzeyde en sık karşılaşılan hastalıklardan biridir. Oküler alerji tanısı konulduktan sonra genel olarak antihistaminik etkin madde ile tedavi edilmektedir. Ancak gözün doğal koruma mekanizması ve anatomisi ilaç taşıyıcı sistem için problem oluşturmaktadır. Gözyaşı ile atılım, drenaj, gözün alabildiği sıvı kapasitesinin düşüklüğü ve kornedan geçişin düşük olması gibi nedenler ilacın emilimini engellemektedir. Histamin H1 reseptörünü aktive eden olopatadin hidroklorür göz alerjisinde kullanılan ikinci nesil antihistaminik sınıfından antialerjik maddedir. Bu nesil antihistaminikler hastalarda daha az yan etkiye yol açmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada etkin madde olarak olopatadin hidroklorür kullanılmıştır. Oftalmik formülasyonların çoğu topik uygulama için göz damlası şeklinde hazırlanmaktadır. Ancak konvensiyonel oftalmik çözelti uygulamanın ardından gözden hızla elimine olup prekorneal alanda etkin maddenin etkin konsantrasyonunu sağlayamamaktadır. Bu çalışmada, ilaç salımını uzatmak için umut vaat edici olan polimerik nanopartikül, mikroemülsiyon ve in situ jelleşen sistemler hazırlanmıştır. Hazırlanan sistemlerin farklı sıcaklık ortamlarındaki davranışları kararlılık çalışması ile incelenmiştir. Farklı formülasyon tipinin göz yüzeyinde kalma süresi koyunlarda karşılaştırılmıştır. Piyasa preparatına oranla daha uzun süre gözde kalabilen oküler sistemler başarıyla hazırlanmış ve istenilen oftalmik özelliklerin sağlandığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Olopatadin hidroklorür, Oküler, Polimerik nanopartikül, Mikroemülsiyon, İn situ jelleşen sistem

Göz hastalıklarıHipersensitiviteMikroemülsiyon+5
Umay Merve Güven
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00