Adhesions

67 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medikal ozon tedavisinin epidural fibrozis üzerine topikal ve sistemik etkisi: Deneysel çalışma

Epidural fibrozis (EF), epidural mesafede adezyonlara yol açarak postoperatif dönemde kronik bel ve bacak ağrısı semptomlarına neden olmaktadır. zon, lomber disk herniasyonu ve bel ağrısı gibi tıbbi durumların tedavisinde uygulanmaktadır. Literatür ozonun abdominopelvik cerrahi sonrası oluşan periton içi adezyonları azaltıcı rolü olduğunu desteklemektedir. Bu çalışmada, deneysel laminektomi modeli oluşturularak, topikal ve sistemik yolla uygulanan ozonun, EF üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda 47 adet Sprague-Dawley erkek sıçan dört gruba ayrıldı; (1) laminektomi yapılıp herhangi bir madde uygulanmayan sham grubu (n=12), (2) laminektomi sonrasında 50 ml serum fizyolojik (SF) ile intraoperatif yıkama yapılan SF grubu (n=12), (3) laminektomi sonrasında 50 ml ozonlanmış distile su ile intraoperatif yıkama yapılan topikal ozon grubu (n=12), (4) laminektomi sonrasında postoperatif ardışık 7 gün intraperitoneal yolla ozon (0,7 mg/kg) uygulanan intraperitoneal ozon grubu (n=12). Postoperatif dönemde denekler Basso Beattie Bresnahan lokomotor beceriler skalası ile kontrol edildi. Tüm denekler 4 haftanın sonunda sakrifiye edildi ve vertebral kolon blok halinde çıkarıldı. Dokulardan elde edilen histopatolojik ve biyokimyasal veriler EF açısından incelendi. EF, medulla spinalis retraksiyonu, enflamasyon ve fibroblast yoğunluğu bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,728, p=0,813, p=0,152, p= 0,226). Topikal ozon grubunda dokulardan elde edilen hidroksiprolin (HP) düzeyinin, intraperitoneal ozon grubuna göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,007) ancak kontrol ve tedavi grupları arasında HP düzeyi açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak; EF'in önlenmesinde intraperitoneal ozon uygulaması topikal uygulamaya üstündür. Ancak, farklı tedavi protokolleri düzenlenerek ileri deneysel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adezyon, epidural fibrozis, hidroksiprolin, laminektomi, ozon.

AdezyonlarFibrozHidroksiprolin+5
Rabia Nur Balçın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı polisaj metotlarının streptococcus mutans adezyonuna etkisi

Güncel tedavilerde kullanılan estetik materyallere uygulanan polisaj prosedürlerinin yüzey pürüzlülüğüne ve Streptococcus mutans adezyonuna etkisinn incelendiği bu çalışmada feldspatik porselen içerikli CEREC Blocs, lityum disilikat içerikli IPS e.max CAD, lösit içerikli IPS Empress CAD ve zirkonyum destekli lityum silikat seramik olan Vita Suprinity' nin CAD/CAM blokları ile kontrol grubu olarak mine yüzeyi kullanılmıştır. Seramik bloklardan 5x5x1 mm boyutlarında 20 adet örnek elde edildi. Kullanılan seramik materyaller kendi içlerinde n=10 olacak şekilde rastgele iki alt gruba ayrıldı. Her materyalin bir grubu el aletleri ile cilalanırken diğer gruba ise glaze işlemi uygulandı. Yüzey bitirme işlemleri tamamlanan seramik örnekler pelikıl oluşumunu sağlamak amacıyla müsin ilavesi yapılmış sentetik tükürükte 1 saat boyunca bekletildi. Streptococcus mutans suşu ile 37°C'de 24 saat inkübasyonun ardından, örnek yüzeyine mikroorganizmaların tutunma oranının belirlenmesi amacıyla oluşan koloniler sayıldı. Yüzey topoğrafyasının incelenmesi amacıyla SEM görüntüsü alındı. Yüzey pürüzlülüğü değerlendirmesinde glaze işlemi uygulanan gruplar, mine kesitinden ve manuel polisaj uygulanan gruplardan anlamlı şekilde daha pürüzsüz bulunmuştur. (p<0,05). En yüksek pürüzlülük düzeyine ise mine kesitlerinde rastlanmıştır. Bakteri adezyonu için karşılaştırılan gruplarda en düşük bakteri yoğunluğu minede rastlanmıştır. Glaze uygulanmış CEREC Blocs ve manuel polisaj uygulanmış IPS e.max CAD mine kesitlerinden sonra en düşük bakteri tutulumu gösteren gruplardır. Yüzey pürüzlülüğü ile bakteri adezyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı olmayan pozitif korelasyon bulunmuştur (p>0,05). Çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda glaze işleminin restorasyonlarda pürüzsüz bir yüzey oluşturmada daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Bakteriyel adezyon ile yüzey pürüzlülüğü arasında güçlü bir korelasyon olmaması, adezyonda serbest yüzey enerjisi, yüzey hidrofilitesi gibi fizikokimyasal özelliklerin de etkin olduğunu düşündürtmektedir.

AdezyonlarBakteriyel adezyonlarCAD/CAM+4
Nazlı Hilal Güvener
Bezmialem Vakıf University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Tekrarlanan kök hücre uygulamasının deneysel asherman modeli üzerine etkisi ile implantasyon ve gebelikte görülen sonuçları

Amaç: Çalışmamızda kemik iliği kaynaklı kök hücrelerin (KİMKH), sıçanlarda meydana getirilen Asherman sendromu modellemesinde oluşan adezyonun ortadan kaldırılması ve blastokistin endometriyuma implantasyonunda ki rolü ile bu süreçte yer alan moleküller üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Asherman modeli kimyasal olarak oluşturularak tedavisi; besiyeri (BY), kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücre (KİMKH) ve 48 saatlik besiyeri (Niş) ile sağlanmaya çalışılan dört farklı grup oluşturuldu. Birinci grup (G1); Asherman+ BY, ikinci grup (G2); Asherman + Niş, üçüncü grup (G3); Asherman + KİMKH ve dördüncü grup (G4); Asherman + KİMKH + Niş olarak ayrıldı. Her bir grup kendi içerisinde üç alt gruba ayrılarak, histokimyasal olarak hematoksilen-eozin ve masson trikrom boyamları ile imunohistokmyasal olarak ise TGF-β1, PCNA, eNOS, VEGF, Stro-1, c-Kit, Laminin, Fibronektin, L- Selektin boyamaları yapıldı. Apoptozis için ise TUNEL boyması yapıldı. Bulgular: Grupların hem histolojik hemde yeni doğan sayısına göre morfolojik değerlendirmelerinde KİMKH ve KİMKH + Niş verilen gruplarda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark (p<0,05) saptanmıştır. KİMKH ile Nişinin uterin adezyonlarda yapışıklıkları ortadan kaldırabildiği, endometriyumu implantasyon için daha uygun hale getirdiği saptandı. Sonuçlar: Tedavi gruplarında endometriyal kalınlığın, bez sayısının ve vaskülarizasyonun artması, fibröz alanların azalması, adeziv alanlarda da embryoların implante olması ve yeni doğan sayısının artmış olması deneysel Asherman çalışmlarının kliniğe taşınmabilmesi açısından ümit vericidir. KİMKH ve Niş uygulamalarının, infertiliteye neden olan mekanizmaların içerisinde yer alan adezyon molekülleri üzerinden tedavi ile kliniğe katkı sağlayabileceği gösterildi. Anahtar Sözcükler: Asherman, İmplantasyon, Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücre, Histoloji.

AdezyonlarEmbriyo implantasyonuEndometriyum+4
Şamil Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel adezyon modelinde, intraabdominal borik asidin etkisi

Amaç: Tıbbi ve cerrahi tekniklerin zaman içindeki gelişimi sonucunda, batın operasyonlarının daha sık yapılması, intraabdominal adezyonların daha sık görülmesine sebep olmuştur. Tüm batın cerrahilerinin sonucunda %90'dan fazla oranda intraabdominal adezyon gelişmektedir. Çalışmamızda adezyon modeli oluşturulmuş ratlarda, %5 borik asit solüsyonu uygulamasının batın içi adezyon gelişimine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız her biri 16 adet rat içeren 2 grupta (adezyon modeli ve %5'lik borik asit solüsyonu uygulanmış) yapıldı. Operasyon sonrası 14. günde ratlar sakrifiye edilip tekrar eksplore edildi ve gelişen adezyonlar makroskopik ve mikroskopik olarak değerlendirildi. Makroskopik ve mikroskobik skorlamalar sonucunda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24 programında Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi "p<0,05" olarak belirlendi. Bulgular: Yaptığımız çalışma sonucunda borik asit uygulanmış grup ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. İstatistiksel veriler incelendiğinde borik asit uygulanan grupta adezyon gelişiminde makroskopik ve mikroskopik olarak anlamlı bir azalma olduğu görüldü (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda; deneysel adezyon modelinde intraabdominal %5' lik borik asit solüsyonu uygulamasının, postoperatif intraabdominal adezyonları azaltmada anlamlı etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.

AdezyonlarBorik asitCerrahi+4
Rıdvan Barkın Kabalar
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plasenta yapışma anomalisi olan olguların değerlendirilmesi

Amaç: Kliniğimizde 2015-2021 yılları arasında plasenta yapışma anomalisi tanısı konulup, takip edilen ve operasyonu yapılan hastaların klinik ve ultrasonografik bulgularını retrospektif olarak değerlendirmeyi ve prognoza etki eden faktörleri ortaya koymayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamız Ocak 2015 – Ocak 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniveristesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde plasenta yapışma anomalisi tanısı olan ve hastanemizde takip edilip operasyona alınan hastaları inceleyen retrospektif bir çalışmadır. Tanı, takip ve tedavilerinin tamamı kliniğimizde olan 280 Plasenta akreata spektrumlu (PAS) gebe hasta çalışmaya alınmış olup bu hastaların demografik verileri, jinekolojik ve obstetrik öyküleri, ultrasonografi (USG) görüntüleri ve klinik özellikleri hasta dosyaları ve elektronik kayıt sisteminden elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hastaların ortalama yaşı 32,7±5,1, gravida 3,98±1,6, parite 2,41±1,2, geçirilmiş sezaryen sayı ortalaması 2,09±0,9, geçirilmiş küretaj sayı ortalaması 0,56±0,9'dır. Bu gebelikte plasenta previası olan 238 (%85) gebe mevcut. 278 (%99,3) hasta spontan gebelik iken 2 (%0,7) hasta in vitro fertilizasyon (İVF) gebeliktir. 34 (%12.1) gebe sigara kullanmaktadır. PAS teşhisi konulan hastaların USG bulgularını (lakün sayısının >2 olması, myometrial silinmenin varlığı, plasental kalınlığının ≥55 mm olması, lakünlerde kan akımı olması, uteroplasental ve/veya uterovezikal artmış kan akımı olması) hastaların postoperatif sonuçlarıyla ve histerektomi yapılanlar hastalarla uterus koruyucu cerrahi yapılan hastalar karşılaştırılmıştır. Bu iki karşılaştırılan durumda da hastalarda inotrop ihtiyacı olduğu, cerrahi süresinin arttığı, yoğun bakım gereksinimi doğduğu, hastanede yatış süresinin uzadığı, bebeklerin APGAR skorlarının ve cerrahi haftasının daha düşük olduğu görülmüştür. Tahmini kanama miktarı, eritrosit süspansiyonu ihtiyacı, trombosit süspansiyonu ihtiyacı, taze donmuş plazma ihtiyacının arttığını izledik. PAS tanılı hastaların önceki geçirdiği sezaryen sayısı arttıkça cerrahi süresini daha uzun olduğu, kanama miktarının ve yatış süresinin arttığı, bebeklerin APGAR skorlarının düşük olduğu izlenmiştir. Histerektomi ve histerektomiyle birlikte internal iliak arter ligasyonu (İİAL) operasyonu yapılan hastaların karşılaştırılmasında İİAL yapılan hastalarda cerrahi süresinin daha uzun olduğu, transfüzyon ihtiyacı miktarının daha fazla olduğu ve tahmini kanama miktarı daha fazla olan hastalarda bu yönteme başvurulduğu görülmüştür. Sonuç: PAS tanılı hastalarda preoperatif risk faktörleri ve ultrasonografi bulguları ile perioperatif ve postoperatif prognoza etki eden faktörler ve morbidite derecesi tahmin edilebilir. Çalışmamızda kullandığımız ultrasonografi bulgularının postoperatif sonuçlarla analizinde, hastalığın şiddetini tahmin etmede yararlı olduğu görülmüştür. Bu da operasyonun şeklini, operasyonda ve sonrasında karşılaşabileceğimz durumları öngörmemizi sağlar. Bunlara yönelik hazırlıklar ile maternal ve fetal morbidite azaltılması mümkündür. Anahtar kelimeler: Plasenta akreata spektrumu, plasental lakün, maternal morbidite, sezaryen histerektomi

AdezyonlarMorbiditePlasenta+4
Basri Gültekin
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adeziv kapsülit olgularında inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun shear wave elastografi ile değerlendirilmesi: Mrg korelasyonlu çalışma

Amaç: Adeziv kapsülit klinik ön tanısı bulunan ve MR (manyetik rezonans) görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks (IGHKK) etkilenimi ortaya konulan olgularda sonoelastografinin tanıya katkısının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde; başta fiziksel tıp ve rehabilitasyon ile ortopedi ve travmatoloji olmak üzere klinik branş hekimleri tarafından yapılan değerlendirmede adeziv kapsülit tanısı konulan ve kas-iskelet konusunda deneyimli iki uzman radyolog tarafından yapılan değerlendirme sonucu MR görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun radyolojik kanıtı bulunan 13'ü erkek 17'si kadın toplam 30 hasta ile, klinik değerlendirme ve MR görüntüleme sonucunda adeziv kapsülit düşünülmeyen 16'sı erkek 18'i kadın 34 kişilik kontrol grubu dahil edildi. MR görüntülemeler 3 Tesla MR cihazı ile yapıldı. Sonoelastografik işlem Siemens Acuson-S2000 ultrason cihazına ait 9L4 (4-9 MHz) frekanslı lineer prob ile Virtual Touch Quantification (VTQ/ARFI) yöntemi kullanılarak yapıldı. İnferior glenohumeral kapsüloligamentöz komplekse shear wave elastografi yöntemi uygulanarak ortalama SWV (shear wave elastografi) değerleri elde edildi. İstatistiksel olarak kategorik veriler arasında karşılaştırmalar ve tamamlayıcı istatistik analizleri yapıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubunun inferior kapsüloligamentöz kompleksinin özellikle ön bandı olmak üzere sonoelastorafi ile sertlik derecesi m/sn cinsinden elde edildi. Yaşa ve cinsiyete göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.279). Hasta olgularda SWV değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.001). Hasta ve kontrol gruplarındaki cinsiyete göre hız değerlerinin değişiminin farklı şekillerde ortaya çıktığı gözlendi. Hasta grubunda erkeklerdeki hız değeri daha yüksekken, kontrol grubunda ise kadınlardaki hız değerinin daha yüksek olduğu görüldü (p=0.007). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda adeziv kapsülit olgularının inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleksinde sonoelastografi ile kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede sertleşme olduğu tespit edilmiştir. Böylece çalışmamız, sonoelastografinin adeziv kapsülit olguların inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun değerlendirilmesinde MR görüntülemeye yardımcı, pratik ve güvenilir bir görüntüleme yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adeziv kapsülit, elastografi, inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks, omuz, shear wave

AdezyonlarBursitElastografi+3
Hakan Hüseyin Soylu
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) intraabdominal yapışıklıklarını önlemede makroskobik, mikroskobik ve biyokimyasal olarak etkinliğinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada amaç abdominal operasyon yapılan sıçanlarda, operasyon sonrası meydana gelebilecek batın içi yapışıklıkları önlemede Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) etkinliğini histopatolojik, biyokimyasal ve klinik olarak araştırmaktır.Metod: Çalışmada, yaşları sekiz-on ay arası ve ağırlıkları 300±30 gram olan 40 adet Wistar albino cinsi dişi rat rastgele dört ayrı gruba ayrıldı. Sedasyon için Ketamin HCL (70 mg/kg iM) kullanıldı. Çekum antimezenterik ön yüzü steril spanç ile serozal hemorajik peteşiler oluşuncaya kadar travmatize edildi. Peteşi bölgesine kontrol grubu için serum fizyolojik 1 ml, ikinci gruba 0,5 ml, üçüncü gruba 1 ml ve dördüncü gruba 2 ml Ankaferd Blood Stopper (ABS) püskürtülerek uygulandı. On gün standart sıçan diyeti uygulandı ve onbirinci günde sıçanlar sakrifiye edildi. Makroskobik değerlendirme için `Blauer'in Makroskopik skalası', mikroskobik değerlendirme için `Zühlke Mikroskobik adezyon klasifikasyonu' kullanıldı. Biyokimyasal olarak total antioksidan status (TAS), total oksidan status (TOS) ve oksidan status indeksi (OSI) çalışıldı. İstatistiksel analizler Tukey ve ANOVA testi ile değerlendirildi.Bulgular: Kullanılan ABS miktarı arttıkça, mikroskopik olarak fibroblast ve damarlanmada anlamlı bir artış görüldü (p<0,05 ). Serum fizyolojik verilen grupta adezyon derecesi diğer gruplara göre daha az idi. Gruplarda kullanılan ABS miktarı arttıkça, makroskopik olarak adezyon kalınlığı ve yaygınlığı artmıştır. Grup 1'de evre 1'de ratların %88,9'u bulunurken; Grup 4'te evre 3 ve 4'de ratların %50'si yer almıştır. Grup 1'de evre 4'te hiç rat bulunmaz iken; Grup 4'te evre 1'de %12,5 rat bulunmuştur. Grupların TAS, TOS, OSİ değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05).Sonuç: Çalışmamızda ABS'nin intraabdominal yapışıklıkları önlemede etkin olmadığı, aksine kullanılan ABS miktarı arttıkça yapışıklıkların arttığı saptanmıştır.Anahtar kelimeler: Ankaferd Blood Stopper (ABS), Abdominal Operasyon, Adezyon, Albino Wistar Rat, Serum Fizyolojik

AdezyonlarCerrahi-abdominalPeriton+3
Hasan Kılıç
Gaziantep University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Barrett özofagus olgularında interselüler adezyon moleküllerinin (ICAM) gen ekpresyonunun araştırılması

Normal skuamoz epitelin metaplastik değişimle farklılaşım göstererek barsak epiteline dönüşmesi olarak tanımlanan Barrett Özofagus gastroözofajiyal reflünün en önemli komplikasyonlarından biri olarak kabul edilmektedir. Hücre adezyon molekülleri, hücre aktivasyonu, göçü, büyümesi, farklılaşması, ölümü gibi birçok olayın düzenlenmesinde yer almaktadır. Hücre adezyon moleküllerinin immünglobulin (Ig) süpergen ailesi içinde yer alan intersellüler adezyon moleküllerinin (ICAM), inflamasyon ve kanserle ilişkisi yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı premalign bir lezyon olarak tanımlanan Barrett Özofagusta ICAM-1, ICAM-2 ve ICAM-3'ün olası rolünü saptamaktır. Çalışmaya Barrett Özofagus tanısı almış olan 18 hasta ve Barrett Özofagus tanısı almamış 25 gönüllü dahil edilmiştir ve kontrol grubundan alınan biyopsi materyalleri gen ekspresyonu analizi için uygun şartlarda saklandı. Real time PCR kullanılarak gen ekspresyonu analizi yapıldı. Verilerin analizinde iki grubun karşılaştırmasında eşlenmemiş Student t-testi ve Fisher'in kesin Ki-kare testi kullanılırken, gen ekspresyonu analizinde Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Yapılan araştırmada hasta grubunda ICAM-1 gen ekspresyonu anlamlı olarak artarken ICAM-2 ve ICAM-3 ekspresyonlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Bu çalışmadan elde ettiğimiz verilerin adezyon moleküllerinin Barrett Özofagusun kansere doğru ilerleyişinin tespiti için yeni bir değerlendirme ölçütü olabileceğini düşünmekteyiz. Yapılan bu araştırma Barrett Özofagus'unun oluşumu ile ilgili moleküler mekanizmaların aydınlatılmasında yardımcı olabilir. Ayrıca uzun vadede ICAM inhibitörlerinin kullanılması ile Barrett Özofagusun özofagus adenokarsinomuna ilerlemesinin önlenmesi mümkün olabilir.Anahtar kelimeler: Barrett, Ekspresyon, Hücre adezyon molekülleri, Kanser.

AdezyonlarBarrett özofagusuGen ifadesi+2
Ebru Öksüzler
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Effects of dıesel exhaust partıcles on ınflammatory parameters of human nasal epıthelıal cells

Epidemiyolojik çalışmalar partiküler hava kirliliği ile allerjik hava yolu hastalıklarındaki artış arasında bir ilişki göstermesine rağmen, altta yatan mekanizmalar yeterince bilinmemektedir. Çalışmamızda, allerjik riniti ve nazal polipi olan ve olmayan (kontrol) bireylerin eksplant hücre kültür yöntemi ile elde edilen primer nazal epitel hücre (NEH) kültürlerinde dizel egzoz partikülleri (DEP)'nin bu hücrelerden interlökin (IL)-8, granülosit-makrofaj koloni stimüle edici faktör (GM-CSF), normal T hücreleri tarafından sekrete edilen ve düzenlenen medyatör (`regulated on activation, normal T-cell expressed and secreted', RANTES) ve soluble interselüler adezyon molekülü-1 (sICAM-1) salınımı üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Primer NEH kültürleri 0-100 µg/ml DEP varlığında 24 saat ile inkübe edildi ve hücre kültür süpernatantlarındaki IL-8, GM-CSF, RANTES ve sICAM-1 düzeyi ELISA kitleri ile ölçüldü. Primer NEH kültürlerinin kültür vasatına IL-8, GM-CSF ve RANTES salgıladıklarının gözlenmesine rağmen, sICAM-1 varlığı tespit edilemedi. Atopik ve non-atopik polip dokularından elde edilen NEH kültürlerinde kontrol grubuna göre daha yüksek miktarda IL-8, GM-CSF ve RANTES salınımı gösterildi. Atopik polipli kültürlerden IL-8 ve RANTES salınımı non-atopik kültürlerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksekti. DEP, 10-100 µg/ml konsantrasyonlarda allerjik rinitli ve polipli dokulardan elde edilen NEH'den IL-8, GM-CSF ve RANTES salınımını etkilemezken, sadece 100 µg/ml DEP kontrol grubu NEH'den IL-8 salınımını anlamlı olarak baskıladı. Çalışmamızın bulguları, polip dokusundan elde edilen NEH kültürlerinin yüksek düzeyde inflamatuar mediyatör salgılama potansiyeline sahip olduklarını, bu durumun atopik poliplerde daha belirgin olduğunu ve farklı patolojilere sahip bireylerin NEH'nin DEP'e cevabında farklılıklar olabileceğini düşündürmektedir.

AdezyonlarDizel yakıtlarEgzoz gazları+6
Ayşe Bilge Öztürk
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif abdominal cerrahi girişim uygulanan olgularda abdomendeki yapışıklıkların önlenmesinde %4 icodextrin ile hyaluronic asitin etkinlik ve maliyet yönünden karşılaştırılması (Deneysel çalışma)

Postoperatif intraabdominal yapışıklıklara sıklıkla rastlanılmaktadır. Birçok morbiditeye sebep olan intraabdominal yapışıklıkların, sebeplerine ve önlenmesine yönelik çalışmalar çok sayıda araştırmacı tarafından ele alınmıştır. Postoperatif intraabdominal yapışıklıkların önlenmesinde uygun cerrahi tekniğin öneminin vurgulanmasının yanısıra, farmakolojik ajanlar ve fizik bariyerler üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır.Bu çalışmada; postoperatif intraabdominal yapışıklıkların önlenmesinde, her ikisi de fizik bariyer oluşturarak etkili olan %4 icodextrin ile auto-crosslink hyaluronic asit'in etkinlik ve maliyet yönünden karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmada 250-300 gram ağırlığında, Wistar Albino cinsi 30 adet sağlıklı sıçan kullanıldı. Her birinde 10 adet sıçan olan 3 eşit gruba ayrıldı. Her gruptaki sıçanlara çekal-ileal abrazyonu takiben, sham grubuna 5 cc SF, icodextrin grubuna 5 cc %4 icodextrin solüsyonu ve hyaluronic asit grubuna 1 cc auto-crosslink hyaluronic asit jel uygulandı. Ondört gün sonra ikinci operasyon yapılarak, yapışıklık yoğunluk skorlaması ve histopatolojik (inflamasyon, fibrozis) inceleme yapıldı.Postoperatif en düşük yapışıklık yoğunluk skoru hyaluronic asit grubunda bulunurken, en yüksek yapışıklık yoğunluk skoru sham grubunda bulundu. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldıklarında, aralarında anlamlı istatistiksel fark bulundu. Hyaluronic asit ve icodextrin grupları ayrı ayrı sham grubu ile karşılaştırıldıklarında ise, yine istatistiksel anlamlı fark olduğu görüldü. Hyaluronic asit, icodextrin'e göre daha düşük yapışıklık yoğunluk skoruna sahip olmasına rağmen, aralarında anlamlı istatistiksel fark olmadığı görüldü. İnflamasyon ve fibrozis açısından; sham grubuna göre hyaluronic asit ve icodextrin grupları daha düşük skorlara sahip olmalarına rağmen, aralarında anlamlı istatistiksel fark bulunmadı.Çalışmamızda, auto-crosslink hyaluronic asit jel ve %4 icodextrin solüsyonunun postoperatif intraabdominal yapışıklıkların azaltılmasında etkili oldukları ve bu etkilerinin benzer olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu çalışmada; icodextrin %4 solüsyonunun maliyete olumlu katkısının olduğu ve bu durumun klinik uygulamalarda bir avantaj olarak değerlendirilebileceği düşüncesindeyiz.Sonuç olarak; var olan bu kadar çalışmaya rağmen ideal yapışıklık önleyici bariyerlerin bulunabilmesi için, daha çok çalışma yapılması gerektiği düşüncesindeyiz.

AbdomenAdezyonlarCerrahi-abdominal+4
Hüseyin Ağtaş
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonrası antiadeziv maddelerin etkinliklerinin karşılaştırılması(Deneysel çalışma)

AMAÇ: Antiadeziv maddelerden seprafilm, suprofilm, zeytinyağı ve zeytinyağı+Vit. E'nin etkilerinin karşılaştırılarak kopma kuvvetlerini ölçerek değerlendirmekGEREÇ VE YÖNTEM: 60 adet Sprague-Dawley Albino cinsi erkek ratlar onarlı altı gruba ayrıldılar. Ketamine-HCI'le uyutuldu. İnce-ıslak zımpara (A955RC220) ile çekum-anterioryüz ve sağ batınönduvar paryetalperiton abrazyon uygulandı. 1.Grup:(Sham) sadece segmentler dışarı çıkarıp bakıldı. 2.Grup:(Kontrol)%0,9NaCl intraperitoneal 3cc verildi. 3.Grup:(Sepra) Seprafilm 3x3cm travma alan üzerine ve travmatize batınönduvar arasında olacak şekilde yerleştirildi. 4.Grup:(Supro) Aynı şekilde suprofilm yerleştirildi. 5.Grup:(Z.yağı) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı verildi. 6.Grup:(Zeytinyağı+Vit-E) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı + 20mg vit-E verildi. Post-op 14.gün Ketamine-HCI overdoz ve eter inhalasyonuyla sakrifiye edildi. Beş bölgenin (insizyon yerine, batınönduvar travmatize alanı, omentum?çekuma, omentum diğer organlararası, bağırsaklararası) adezyonları değerlendirildi. Dinamometreyle adezyon kuvveti değerlendirildi. Adezyon alanı 2x3cm eksize edilerek histopatolojik değerlendirme yapıldı.BULGULAR: Adezyon sıklığı:Grup-I'de sadece insizyon yerine (1)%10'unda adezyon oldu, Grup-II'de insizyon yerine (5)%50 batınönduvarına (5)%50, Omentum-çekuma (9)%90, omentum diğer organlara (0)%0, bağırsaklararasında (5)%50 oldu.Grup-III'te batınönduvar ve bağırsaklararası (2)%20, insizyon yerine ve omentum-diğer organlara (0)%0, Omentum-çekum (10)%100. Grup-IV'te İnsizyon yerine ve batın önduvarına (2)%20, omentum-çekuma (6)%60, omentum-diğer organlara (5)%50, bağırsaklararası (0)%0. Grup-V'te İnsizyon yerine (3)%30 batınönduvarına (4)%40, omentum-çekuma (9)%90, omentum-diğer organlararası (4)%40, bağırsaklararası (1)%10 bulundu. Grup-VI'da insizyon yerine (3)%30, batınönduvarına (7)%70, omentum-çekum (8)%80, omentum-diğer organlararası (2)%20, bağırsaklararası adezyon olmadı.Grup-I'de evre-I(0,43Newton) Grup-II'de evre-IV(1,0540N), Grup-III'te evre-II(0,6370N), Grup-IV'te evre-II(0,5230N), Grup-V'te evre-III(0,7620N), Grup-VI'da evre-IV(1,3560N) bulundu. Bu ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. P=0,001,(p<0. 05). Histopatolojik inceleme: GrupV-VI'da inflamasyonu azalttığı, kollejen yapımı, fibroblastik aktivite ve damar proliferasyonunu artırtığı bulundu.SONUÇ: Adezyonların kopma kuvveti ölçülerek objektif değerlendirme yapılabilir. Suprofilm'de seprafilm gibi antiadeziv olarak etkili ve kullanılabilir. Zeytinyağı ve vit-E'nin ise antiadeziv olarak kullanılması için daha çok çalışma yapılması gerekir. Zeytinyağı ve vit-E antiadeziv olarak değilde, yara iyileşmesi bakımından faydalı görüldü.

AbdomenAdezyonlarCerrahi+4
Sami Doğan
Düzce University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rat uterin horn modellerinde traneksamik asit ve hyaluronik asit/karboksimetil selüloz bariyerin adezyon önleyici etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, rat uterin horn modellerinde traneksamik asit (TA) ve hyaluronik asit/karboksimetil selülozun(HA/CMC) postoperatif adezyon oluşumunu önleyici etkilerini makroskopik/mikroskopik adezyon skoru ve adezyon dokusunda inflamasyonun histopatolojik/ biyokimyasal parametreleri açısından değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Wistar-Albino cinsi 21 adet dişi rat rastgele olarak 3 eşit gruba ayrılarak postoperatif adezyon modeli için kullanılmıştır. Kontrol grubundaki ratların uterin hornlarının antimezenterik yüzeylerine koterizasyon işlemi sonrası intraperitoneal 2 ml SF uygulanmıştır. TA grubundaki ratların uterin hornlarına işlem sonrası 2 ml TA intraperitoneal(i.p.) uygulanmıştır. Üçüncü grupta tramvatize edilmiş yüzeyi kapatacak şekilde HA/CMC örtü kullanılmıştır. Postoperatif 21. günde tüm ratlar tekrar opere edilmişlerdir. Bulgular: Üç grup arasında makroadezyon ve mikroadezyon skoru açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. İnflamasyon skoru ve inflamatuvar hücre aktivitesi açısından gruplar arasında değişiklik izlenmemiştir. Süperoksitdismutaz(SOD), glutatyon-S-transferaz(GST) aktivitesi ve malondialdehit(MDA) düzeyi TA grubu ve HA /CMC grubu arasında farklılık göstermemiştir. SOD ve GST aktivitesi kontrol grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek saptanmıştır. MDA düzeyi kontrol grubunda TA ve HA /CMC grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, rat uterin horn modellerinde TA ve HA/CMC kullanımı makroskobik ve mikroskobik olarak adezyon oluşumunu engellememiştir. TA ve HA/CMC?nin inflamasyon skoru ve inflamatuvar hücre aktivitesi üzerine etkisi saptanmamıştır. TA uygulandığı dokularda serbest radikal düzeyini arttırıp, doku hasarını azaltan antioksidan enzimlerinin seviyesini düşürmektedir. HA/CMC?nın de SOD ve GST enzim aktiviterini düşürmesi ve MDA seviyesini yükseltmesi güvenli kullanımı için adezyon dokusundaki dokuda hücresel ve biyokimyasal parametrelerin detaylı olarak incelendiği yeni çalışmalar gerekmektedir.

AdezyonlarHyalüronik asitKarboksimetil selüloz+3
Elif Yıldız
Düzce University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postoperatif peritoneal adezyonların önlenmesinde intraperitoneal sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının etkinliği

Postoperatif Peritoneal Adezyonların Önlenmesinde İntraperitoneal Sinovyal Sıvı, Bal, Propolis, Vitamin E ve Zeytinyağının Etkinliği Cerrahi tekniklerin geliştiği modern hayatta dahi birçok komplikasyona ve maliyete sebep olması açısından, postoperatif adezyonlar önemini koruyan bir sorundur. Bu çalışma; ratlar üzerinde postoperatif peritoneal adezyonları engellemek için sinovyal sıvı, bal, propolis, vitamin E ve zeytinyağının intraperitoneal olarak uygulanmış olduğu deneysel bir çalışmadır. Çalışmamızda her grupta yedi ratın olduğu yedi grup oluşturulmuştur. Grup 1: kontrol grubu; grup 2: sinovyal sıvı, grup 3: bal, grup 4: propolis, grup 5: vitamin E, grup 6: zeytinyağı ve grup 7: vitamin E+zeytinyağı uygulanan gruplardır. Ratlara bu tedaviler uygulandıktan 14 gün sonra relaparotomi yapılmış ve makroskopik skorlama, histopatolojik inceleme ve biyokimyasal olarak IL-6, GSH, HSP-70 seviye kontrolleri yapılmıştır. Makroskopik değerlendirmede; vitamin E+zeytinyağın kontrol ve propolis grubuna göre, zeytinyağın yine kontrol ve propolis grubuna göre, vitamin E'nin propolis grubuna göre adezyonları daha belirgin azalttığı görülmüştür (p<0,001). Mikroskopik değerlendirmede; vitamin E'nin propolis grubuna göre (p=0,04) daha fazla fibrozisi azalttığı görülürken, inflamasyon (p=0,067) ve vasküler proliferasyon (p=0,159) açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Biyokimyasal değerlendirmede; IL-6 seviyesini bal ve eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,001), HSP-70 seviyesini balın kontrol grubuna göre (p=0,011) daha belirgin azalttığı; GSH seviyesini eklem sıvısının propolis grubuna göre (p=0,031) daha belirgin arttırdığı görülmüştür. Sonuç olarak çalışmamızda bu bazlı propolisin makroskopik, mikroskopik ve biyokimyasal olarak etkin olmadığı; zeytinyağı ve vitamin E'nin makroskopik adezyonda, vitamin E'nin mikroskopik adezyonda engelleyici bir ajan olarak denenebileceği; bal ve eklem sıvısının ise antiinflamatuvar etkinliğinden faydalanarak uygulanabileceği ön görülmüştür. Ancak daha yüksek dozlarla, daha geç relaparotomi yapılarak geniş çaplı deneyler yapılmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Peritoneal adezyon, eklem sıvısı, HSP-70, IL-6, GSH.

AdezyonlarBalPeriton+5
Erman Yekenkurul
Düzce University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kahverengi alglerden analitik saflıkta alginik asit elde edilmesi ve biyomalzeme olarak kullanılabilirliğinin araştırılması

Genel olarak algler, sucul ya da yarı sucul ortamlarda yaşamlarını sürdürmekte ve yapılarında yer alan bazı pigmentler sayesinde güneş ışığını kullanarak besin üretimini gerçekleştirmektedir. Algler grubu altında yer alan kahverengi ve kırmızı renkli algler agar, karragenan ve alginik asit gibi önemli bileşikleri yapılarında bulundurmaktadır. Ülkemiz deniz kıyıları uzunluğu bakımından Akdeniz ülkeleri arasında en üst sırada yer aldığı halde alglerle ilgili çalışmalar Batı Akdeniz ülkelerine oranla azdır. Yürütülen tez çalışmasında öncelikle Cystoseira barbata türü kahverengi deniz alglerinden sodyum alginatın 2 farklı prosedüründen on adet fraksiyonu elde edildi. Akabinde adezyon önleyici bariyer olarak kullanımının incelenebilmesi için ince film tasarımında biyomalzeme üretilerek, fiziksel ve kimyasal karakterizasyonu ile en uygun özelliklere sahip film yapısı belirlendi. En uygun özelliklere sahip olan fraksiyon seçilerek üretilen filmlerin adezyon bariyeri olarak kullanılabilirliği, 21 güb süreyle sıçan kemik iliği mezenkimal kök hücreleri( MKH) ile invitro kültürde test edildi. Haftalık zaman noktalarında MTT testi uygulanarak canlı hücrelerin mitokondriyal dehidrogenaz enzim aktiviteleri kantitatif olarak tespit edilerek sitotoksisitesi belirlendi. Adezyon dokusu oluşturma potansiyeli ise dondurarak kesit alma yöntemi ile ince kesitleri alınarak alsian mavisi, safranin-o ve hemotoksilen-eosin kullanılarak histokimyasal boyamalar ile tespit edildi. İmmünohistokimya ile HDM de bulunan yapısal proteinlerden kollajen tip-1, Anti podoplanin, Anti- vimentin ve Anti-thy-1 antikor boyamalrı yapılarak, önemli matriks bileşenleri ve meydana gelen hücresel değişiklikler belirlendi. Yapılan bu çalışmaların sonucunda üretilen sodyum alginat filmin adezyonu önleyebileceği ve cerrahi işlem görmüş dokuların iyileşme süresi ile sınırlı olabilecek bir zamanda biyomalzemenin ortamdan bozunarak ayrıldığı belirlendi. Oluşan adezyon benzeri dokunun histokimyasal analizleri, malzeme üzerinde fibröz doku oluştuğu, ancak oluşan doku miktarının ve hücre sayısının oldukça sınırlı kaldığı belirlendi. Ayrıca, film yapılarının 21. Günde %90 oranında bozunması ile adezyon benzeri fibröz yapının serbest formda kaldığı görüldü. Sonuçlar SEM analiz görüntüleri ile de doğrulandı. Yüksek lisans tezi ile hücre kültürü saflığında üretilen biyopolimerik malzemenin in vivo adezyon deneylerinde kullanılabileceği ve ticari olarak ülke ekonomisine kazandırılabileceği belirlendi. Üretilen alginattan hücre kültürü saflığında biyopolimerler elde edilebileceği gibi ticari olarak ülke ekonomisine kazandırılabileceği düşünülmektedir.

AdezyonlarAlglerBiyomalzemeler+5
Havva Yazar
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Amalgam restorasyonların postoperatif hassasiyetinde oksalat bazlı hassasiyet gidericilerin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada amaç, farklı kavite derinliklerindeki süt dişlerine uygulanan amalgam restorasyonların postoperatif hassasiyetinde oksalat bazlı bir hassasiyet giderici ajan ile total-etch adeziv sistem ve bunların kombine kullanımının etkinliğinin copal vernikle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesinin in vivo ve in vitro olarak yapılmasıdır.7-10 yaş grubu hastalardan çalışmada belirlenen kriterlere göre toplam 100 adet Sınıf I çürüklü süt molar diş seçilerek çalışmaya dahil edilmiştir. Seçilen dişlere, lokal anesteziyi takiben rubber-dam izolasyonu altında standart frezlerle sınıf-I kavite preparasyonları yapılarak dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır:Grup 1: Smartprotect® (oksalat bazlı hassasiyet giderici)Grup 2: Adper Single BondTM 2 (total-etch adeziv)Grup 3: Smartprotect® + Adper Single BondTM 2Grup 4: Copal vernikKavite yüzeylerine çalışmada kullanılan ajanlar uygulanan dişler amalgamla restore edilmiştir. Hastaların dişlerine 1, 7, 30 ve 90. günlerde soğuk testi uygulanarak hassasiyet değerlendirmeleri yapılmıştır. Çalışmada kullanılan ajanların dentin yüzey morfolojisinde yaptıkları değişikliklerin değerlendirilmesi amacıyla her gruptan ikişer diş SEM'de incelenmiştir. Her gruptan üçer diş fizyolojik çekim zamanı gelince çekilerek histolojik değerlendirme yapılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre gruplar arasında yapılan değerlendirmede 1, 7, 30 ve 90. günlerde hassasiyet insidansı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Kalan dentin miktarı arttıkça hassasiyet görülme oranı düşerken, zamanla hassasiyetin azaldığı gözlenmiştir. SEM analizi sonuçlarına göre tüm gruplardaki dişlerde dentin tübül ağızlarının tıkanmış olduğu gözlenmiştir. Histolojik incelemede, 4 gruptaki dişler arasında uygulanan ajanlara karşı gelişen pulpa cevapları arasında belirgin bir fark olmadığı tespit edilmiştir.

AdezyonlarDental amalgamlarDental materyaller+5
Şefika Selen Altun
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel çekal abrezyon modelinde postoperatif peritoneal yapışıklıkların önlenmesinde karbondioksit insüflasyonunun yeri

Amaç: Laparoskopi tekniği, cerrahi pratiğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Laparoskopik operasyonlar; peritona daha az travma, daha az intraoperatif kanama, intraabdominal organlara ve dokulara daha kibar manipulasyonlar, operasyon dışı bölgelerde daha az doku hasarı, eldiven pudrası, gazlı bez, kompres ve operasyon aletleri gibi yabancı maddelere daha az maruziyet ve postoperatif daha erken derlenme ile birliktedir. Bu özellikler laparoskopiyi adezyon formasyonu açısından konvansiyonel cerrahiye üstün kılmaktadır. Laparoskopinin postoperatif adezyonlarla olan ilişkisi literatürde hep açık cerrahiye oranla daha az doku travmasına neden olduğu görüşü temel alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Oysa ki CO2' nin bu inflamatuar yanıtı üzerinde çok az durulmuştur.Bu çalışmada, kapnoperitoneumun postoperatif adezyon formasyonunu önlemede rolü olup olmadığını laparoskopik girişim olmadan sadece CO2 kullanarak araştırmak istedik.Gereç ve Yöntem: 250±20 gr arasında değişen 30 adet dişi Wistar Albino tipi rat kullanıldı. Ratlar 5 gruba ayrıldı ve her grup 6 rattan oluşmaktaydı. Grup 1 Sham grubu; grup 2 kontrol grubunu; grup 3 laparotomi öncesi 15 dakika karbondioksit insüflasyonunu sonrası orta hattan laparotomi yapıldı. Daha sonra scraping model oluşturdu grup 4 Laparotomi öncesi 15 dakika karbondioksit insüflasyonunu sonrası orta hattan laparotomi yapıldı. Daha sonra scraping model oluşturdu. İşlem sonrası insizyon 3/0 vicril ile kapatıldı.Sonra 45 dakika karbondioksit insüflasyonu uygulandı; grup 5 Orta hattan laparotomi yapıldı, daha sonra scraping model oluşturulup 45 dakika karbondioksit insüflasyonu uygulandı. 10 gün sonra ratların karın ön duvarına ters-U şeklinde bir insizyon yapılarak karın ön duvarı kaldırıldı ve karın içerisindeki tüm adezyonlar incelenip kayıt edildi. Alınan doku örneklerinden histopatolojik inceleme yapıldı ve biyokimyasal olarak MDA ve PAI çalışıldı.Sonuçlar: Gruplara göre inflamasyon, fibrozis ve adezyon sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Grup 1'den grup 5'e doğru gittikçe inflamasyon, fibrozis ve adezyon bulguları hafiflemektedir. Gruplara göre PAİ 1 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Gruplara göre MDA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Fark grup 1 ve 5'ten kaynaklanmaktadır. Grup 1'in MDA değerleri, diğer gruplara göre daha yüksek iken, grup 5'in MDA değerleri diğer gruplara göre daha düşük olarak bulunmuştur. Fibrozis bulguları ve PAİ 1 değerleri arasında pozitif yönlü güçlü, doğrusal bir ilişki saptanmıştır. Adezyon bulguları şiddetlendikçe, PAİ 1 değerleri de artmaktadır.Yorum: Sonuçlarımız CO2 pnömoperitoneumun postoperatif intraperitoneal adezyon gelişiminde olumlu etkileri olduğunu düşündürmektedir. Çalışmamaızda scraping model oluşturduğumuz için adezyon oluşumunun mekanik etkiyle azalttığını söyleyemeyiz.Postoperatif adezyon formasyonunun patofizyolojik temeli iyi biçimde tanınmlanmıştır. Ancak kapnoperitoneumun postoperatif adezyon formasyonunu antiinflamatuar mekanizmayla azalttığını düşünmekteyiz. Bu mekanizmayı araştırmak için bu konu üzerinde daha fazla çalışmaya ihtiyacımız vardır.

AdezyonlarKomplikasyonlarLaparoskopi+1
Harun Karabacak
Gazi University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda hyaluronik asit'in tendon iyileşmesi ve adezyon üzerine etkisi

Tendon yaralanmaları insan ve hayvanlarda sıklıkla karşılaşılan ve iyileşme sürecinde adezyon ve tendon kopması ile karşılaşılan sıkıntılı bir süreci içermektedir. Bu çalışmada tendon iyileşmesinde tekrarlayan hyaluronik asit (HA) uygulanmasının tendon iyileşmesi ve adezyon üzerindeki etkinliğinin makroskopik, biyomekanik ve histopatolojik olarak ortaya konulması amaçlandı. Çalışmamızda 6 aylık yaşında toplam 30 adet Spraq Dawley ratları kullanıldı. Ratlar 3 gruba ayrıldı. Anestezi sonrası primer tendon onarımı sonrası adezyon modeli oluşturuldu. Çalışmadaki 1. grup kontrol grubu olarak değerlendirildi ve operasyon sonrası herhangi bir tedavi uygulanmadı. İkinci grubundaki ratların tendon çevresine tez doz 0.075 ml/kg hyaluronik asit, 3. grup'taki ratlara ise operasyondan hemen sonra 3. 7. ve 14. günlerde ilaç uygulama tekrarlandı. Tüm ratlar sakrifiye edilen makroskopik, biyomekaniksel ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Makroskobik, biyokmekanik ve histopatolojik değerlendirmeler sonucunda HA uygulanan 2. ve 3. gruplar herhangi bir tedavi uygulanmayan 1. gruba göre daha düşük skorlu olduğu görüldü. Makroskobik değerlendirme sonucunda, 2. ve 3. grup adezyon derecesi 1. gruba göre anlamlı olarak düşük idi (p< 0,05). İkinci grup ile 3 grup arasında makroskobik sonuçlar anlamlı değildi (p>0,05). İnflamasyon grup 3 den en düşük derecede idi (p< 0,05). Neovaskülarizasyon, fibroblastik proliferasyon ve fibrozis yönünden gruplar arasında farklılık gözlenmedi. Gruplar arasında gerim tension ortalamaları yönünden farklılık gözlense de istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, tendon yaralanmaları sonrasında yapılan cerrahi tedaviyi takiben tekrarlanan HA uygulaması ile iligili daha detaylı çalışmalara yapılması kanısına varıldı.

AdezyonlarHayvan deneyleriHyalüronik asit+3
Fatih Büyük
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli yumuşak astar maddelerinin zamana bağlı olarak yüzeylerinden izole edilen Candida albicans hücrelerinde ALS1 adezyon geninin ekspresyonundaki değişimin incelenmesi

Bu çalışmada; in vitro hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmış ve uygulanmamış dört farklı yumuşak astar maddesinin C. albicans hücreleri ile 12 ve 24 saat süreyle inkübasyonunun ardından, bu yumuşak astar maddelerinin yüzeylerinden izole edilen hücrelerdeki ALS1 geni mRNA ekspresyonunun kantitatif olarak araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada; oda sıcaklığında polimerize olan akril esaslı yumuşak astar maddesi olarak Visco Gel, ısıyla polimerize olan akril esaslı yumuşak astar maddesi olarak Vertex Soft, oda sıcaklığında vulkanize olan silikon esaslı yumuşak astar maddesi olarak Dentusil ve ısıyla vulkanize olan silikon esaslı yumuşak astar maddesi olarak Molloplast-B kullanılmıştır. Her bir maddeden 40'ar adet olmak üzere toplam 160 adet örnek hazırlanmıştır. Her bir maddeden hazırlanan örneklerin 20 tanesine Atlas UV2000 Hızlandırılmış Hava Koşullandırma Test Cihazında hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmıştır. Ardından her bir yumuşak astar maddesinden hazırlanan eskitme işlemi uygulanan ve uygulanmayan 10'ar tane olmak üzere toplam 20 örnek 12 saat, diğer 20 tane örnek ise 24 saat süreyle C. albicans hücreleriyle inkübe edilmişlerdir. Örneklerin yüzeyinde oluşan biyofilm kütlesi kazınmış ve mRNA'ları izole edilmiştir. Bu mRNA'lar cDNA'ya çevrilmiş ve Real-time PZR ile kantitatif analizleri yapılmıştır.In vitro hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmamış ve uygulanmış maddelerde ortalama gen ekspresyonları incelendiğinde en az gen ekspresyonu Dentusil maddesinde bulunmuştur.Eskitilmiş maddelerin ortalama değerleri incelendiğinde Molloplast-B maddesinde diğer maddelere göre istatistiksel olarak anlamlı miktarda fazla gen ekspresyonu görülmüştür (p<0.05).Bu araştırma sonucunda yumuşak astar maddesi türünün, maddenin kullanım süresi ve C. albicans hücreleriyle inkübasyon sürelerinin ALS1 geni ekspresyonu üzerinde etkili olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Candida albicans, adezyon, ALS1, gen ekspresyonu, yumuşak astar maddeleri, hızlandırılmış eskitme işlemi

AdezyonlarCandida albicansGen ifadesi+4
Kaan Yerliyurt
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tavşan modelinde radyocerrahi ile yapılan şaşılık cerrahisinin konvansiyonel yöntemler kullanılarak yapılan şaşılık cerrahileri ile yara yeri özellikleri açısından değerlendirilmesi

Şaşlılık cerrahisi sonrasında görülen önemli komplikasyonlardan bir tanesi de postoperatif adezyon gelişimidir. Özellikle komplike şaşılık cerrahileri sonrasında görülen adezyon ve skar formasyonu postoperatif istenmeyen hareket bozukluklarının gelişimine neden olarak cerrahi başarıyı olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Postoperatif adezyon gelişimini artıran faktörler arasında uygun olmayan cerrahi teknik, peroperatif aşırı kanama, koter kullanımı, orbita yağ dokusunun cerrahi sahaya fıtıklaşması ve enfeksiyonlar sayılabilmektedir.Bistüriler geleneksel olarak tüm cerrahlar tarafında hem mükemmel cilt ve cilt altı kesisi oluşturmaları hem de iyi yara yeri iyileşmesi sağlamaları nedeniyle en çok tercih edilen enstrümanlar olmuştur. Ancak kesi esnasında hemoraji gelişimi ve operasyon sahasının görüntülenmesinde zorluk gelişmesi istenmeyen özellikleridir. Bu nedenden dolayı bistüri cihazlarına alternatif kullanılabilecek pek çok enstrüman ile ilgili bir çok çlışma yapılmıştır. Konvansiyonel EC yarım yüzyıladan uzun bir süredir yaygın bir şekilde bistürilere alternatif olarak kullanılan ve eş zamanlı hemostaz sağlayarak operasyon esnasında hemorajiyi azaltan bir enstrümandır . Kesi esnasında cihazdan çıkan ısı nedeniyle oluşan etraf doku hasarını azaltmak amacıyla pek çok çalışma yapılmış ve zaman içinde yeni enstrümanlar geliştirilmiştir. Radyocerrahi minimal doku hasarı ile dokuda hem kesi hem de hemostaz oluşturabilen ileri EC enstrümanı olarak gelişitirilmiştir. Radyocerrahinin etkinlik ve güvenilirliği pek çok cerrahi disiplinde uygulanarak gösterilmiştir. Ayrıca oküler cerrahilerde de kullanımı bilinmektedir. Bizim çalımamızda RC ile kas kesisi oluşturulması ve sonuçlarının konvansiyonel koter ve makas kesisi ile; enstrüman performansı, fibrozis ve yara yeri iyileşmesi açısından karşılaştırılması hedeflenmiştir.Çalışma Gazi Üniversitesi Hayvan Laboratuarında gerçekleştirilmiş olup Yeni Zellanda Beyaz tavşan kullanılmıştır.Çalışmamızın sonuçlarına göre RC ile daha iyi hemostaz sağlanmış olup, daha az doku renk değişikliği ve yapışıklık gerçekleşmiştir ancak K grubu ile arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Erken ve geç dönem inflamasyon skorları arasında her üç grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Fibrozis skorlarının W grubunda enyüksek olduğu ve bu farkın RC grubuna göre anlamlı derecede farklı olduğu tespit edilmiştir. CD 68+ boyanan makrofaj hücre yoğunluğunun her üç grupta benzer olduğu ve yara iyileşme hızı açısından fark olmadığı görülmüştür.Radyocerrahi ile şaşılık cerrahis;i atravmatik, steril kas kesisi, EC benzeri hemostaz, peroperatif minimal hemoraji, minimal doku travması sağlayarak postoperatif gelişen skar formasyonunu azaltabilmektedir. Ayrıca cerrahi sürenin kısalması ve kanamanın olmaması cerrahın konforunu arttırıbilmektedir.

AdezyonlarCerrahi-gözElektrocerrahi+3
Demet Yolcu
Gazi University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of effectiveness polypropylene mesh coated bovine amniotic membrane with adhesion barrier (polyethylene glycol) in repair of abdominal wall hernias in rats

The purpose of this experimental work was to investigate the effectiveness of polypropylene mesh coated bovine amniotic membrane with 5% Polyethylene glycol 4000 as adhesion barrier in the repair of experimental 2 x 2 cm of abdominal hernias in rats. Thirty-two rats were divided into four groups. A 2 cm x 2 cm defect was created in the full thickness of abdominal muscle on the anterior abdominal wall at a distance of 1 cm from the xiphoid process. Polypropylene mesh was implanted in the abdominal cavity with 0/2 vicryl as inlay simple interrupted sutures (Group I,II,III,IV). The bovine amniotic membrane was cover the abdominal face of the graft (Group III and Group IV). It was given before the abdominal closure 5 ml of 5% Polyethylene glycol 4000 (Group II and Group IV) and 5 ml of 0.9% NaCl (Group I and Group III). After 21 days following the operations, a total of 32 rats were euthanized. Macroscopic evaluation was performed according to the scoring system. Grafts were excised along with abdominal wall for histopathological evaluation and were evaluated under light microscope with respect to fibrosis and inflammation. SPPS 22 program was used for statistical analysis. The differences between the groups was evaluated by Kruskal Wallis analysis of variance and Mann-Whitney U test. Comparison of the groups in terms of macroscopic adhesion severity grade; Group IV (Polypropylene mesh, bovine amniotic membrane and 5 % Polyethylene glycol 4000 ) was significantly different from Group I (Control group) (p <0.05). Group II (Polypropylene mesh and 5 % Polyethylene glycol 4000) was not significantly different from Group III (Polypropylene mesh, bovine amniotic membrane and 0.9 % NaCl) (p >0.05). Group II and Group III were not significantly different from Group I (Control group) (p >0.05). Similar results were obtained in the comparison of groups according to fibrosis and inflammation. According to the results of this experimental study, the combined use of bovine amniotic membrane and 5% Polyethylene glycol 4000 were helpful to prevent the complications of polypropylene mesh. Key Words: Polypropylene mesh, Polyethylene glycol, amniotic membrane, hernia, adhesion.

AdhesionsAmnionSurgical mesh+4
Hawar Qadır Rashıd Rashıd
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut miyokard infarktüsü geçiren ve sistemik olarak sağlıklı kronik periodontitisli hastalarda periodontal tedavi etkinliğinin klinik ve biyokimyasal yöntemlerle değerlendirilmesi

Periodontal hastalıklar multifaktöriyel enfeksiyöz hastalıklardır ve kardiyovasküler hastalıklar ile ilişkilidirler. Çalışmanın amacı periodontal tedavinin dişeti oluğu sıvısı (DOS) neopterin ve sVCAM-1 seviyeleri üzerine etkisini akut miyokard infarktüsü (AMİ) geçirmiş kronik periodontitisli (KP) hastalarda sistemik yönden sağlıklı KP'li hastalar ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Aynı zamanda KP ile AMİ gelişim riski açısından olası korelasyonları değerlendirmek de amaçlanmıştır. Literatür bilgilerimiz dahilinde, bu çalışma AMİ geçirmiş KP'li hastalarda periodontal tedavinin etkisini inceleyen ilk çalışmadır.Katılımcılar Kardiyoloji Anabilim Dalı'na başvuran AMİ geçiren hastalar ile Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran sistemik sağlıklı KP'li hastalar arasından seçilmiştir. 140 AMİ hastası değerlendirme altına alınmıştır. Koroner yoğun bakım servisinde yatarak tedavi gören 60 AMİ hastası infarktüs sonrası 1-2 gün içinde periodontal değerlendirme için gönüllü olmuştur. Periodontal değerlendirmesi yapılan 53 hastaya KP teşhisi konmuştur. Bu 53 hastanın 20'si periodontal tedavi için kliniğimize başvurmuştur. Sonuçta çalışma 20 AMİ+KP, sistemik yönden sağlıklı 20 KP ve hem sistemik yönden hem de periodontal yönden sağlıklı 20 birey tarafından oluşturulmuştur.Tedavi öncesi Pİ, Gİ değerleri açısından AMİ+KP grubu ile KP grubu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Pİ, Gİ, DOS Neopterin ve sVCAM-1 değerleri her iki grupta sağlıklı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde yüksek bulunmuştur. AMİ+KP grubunda, 5mm?KAS<7mm ve KAS?7mm olan diş sayısı KP grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.Tedavi sonrası Pİ, KAS ve DOS hacmi açısından her iki grup arasında fark bulunmamıştır. AMİ+KP'li grupta 5mm?KAS<7mm ve KAS?7mm olan diş sayısında tedavi öncesine göre anlamlı azalma gözlenmiştir. Her iki grupta da tüm klinik parametreler ve DOS hacmi tedavi sonrasında anlamlı düzeyde azalmıştır.

AdezyonlarKalp hastalıklarıKardiyovasküler hastalıklar+4
Zeynep Turgut
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda angiotensin konverting enzim inhibitörü olan lisinopril ve fosfodiesteraz tip v inhibitörü olan sildenafilin adezyon oluşumu üzerine etkileri

Postoperatif adezyonlar önemli ancak henüz çözümlenememiş bir problemdir. Devam eden çalışma ve gelişmelere rağmen en iyi ihtimalle dahi adezyon oluşumu insidansı düşürülmüş ancak adezyon gelişimi tamamen engellenememiştir. Yapılan bazı çalışmalarda ACE inhibitörü olan lisinoprilin adezyonları azalttığı gösterilmiştir ve fosfodiesteraz tipV inhibitörü olan sildenafilin mezenterik yatakta kanlanmayı artırdığı gösterilmiş dolayısı ile iskemiyi azaltarak adezyonları önleyebileceği düşünülmüştür. Bu çalışma sildenafil, lisinopril ve bu ikisinin kombinasyonun laparatomize ratlarda adezyon oluşması üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır.Ağırlıkları 180-220gr arasında, Wistar-Albino cinsi 40 adet erkek rat 4 eşit gruba bölündü. Ratların çekum duvarında ve sağ alt kadranda batın ön duvarındaki peritonda abrazyon oluşturulduktan sonra, grup 1'e %0.9 NaCl, grup 2'ye Lisinopril, grup 3'e Sildenafil ile Lisinopril, grup 4'e sildenafil oral olarak uygulandı.Adezyon formasyonu skoru açısından kontrol grubu ile diğer gruplar kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı farklılık vardı( p ? 0.001). İlaç uygulanan bütün gruplarda adezyon formasyonu azalmıştı. Ancak kombine grup ile tekli gruplar kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.Anahtar kelimeler: Adezyon, sildenafil sitrat, lisinopril

AdezyonlarLisinopril
Serdar Coşkun
Fırat University
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polilaktik asit biyoabsorbabl adezyon bariyer filminin kobaylardaki nörotoksik etkisinin araştırılması amacıyla orta kulağa uygulanması

Polilaktik asit biyoabsorbabl adezyon bariyer filminin kobaylardaki nörotoksik etkisinin araştırılması amacıyla orta kulağa uygulanmasıAmaç: Bu çalışmada yara iyileşmesi sırasında komşu yüzeyler arasında adezyon gelişimini önleyen polilaktik asid (PLA) film bariyerin kobay orta kulağına etkilerinin odyometrik ve patolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntem: Bu amaçla 21 erkek albino kobay çalışmaya dahil edildi. Kobayların her birinin bir kulağı çalışmanın kontrol grubunu, diğer kulağı PLA uygulanan grubu oluşturdu. Genel anestezi altında kobayların kulak zarları mikroskopla değerlendirilerek işitsel beyin sapı cevap ölçümü (ABR) ile işitme eşik değerleri ve dalga latansları bulundu. Takiben kobay timpanik bullasında bir pencere açılarak PLA orta kulağa yerleştirildi. Kontrol tarafında sadece bulla penceresi açıldı, her iki taraf da bonewax ile kapatıldı. Uygulama sonrası 1. ve 6. aylarda ABR ile eşikler ve dalga latansları değerlendirildikten sonra kobaylar sakrifiye edilerek temporal kemiklere histopatolojik inceleme yapıldı.Bulgular: Kontrol ve PLA grupları karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve uygulama sonrası 1. ay ABR ölçümlerinde işitme eşikleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı. 6. aydaki ölçümlerde eşiklerde uzama görüldü, ancak dalga morfolojileri normaldi. Her iki tarafın dalga latansları arasında uygulama sonrası ölçümlerde uygulama öncesi ölçümlere oranla hafif uzama görülmesine rağmen, bu değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmedi(p>0,05). Her iki grupta da preoperatif ve 1. ay interpik latans değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklar saptanmazken, 6. ayda ölçülen interpik latanslarda her iki grupta da preoperatif sonuçlara göre uzama görüldü. Bu sonuçların cerrahi işleme ve tur travmasına bağlı olduğu düşünüldü. Hiçbir ölçümde dalga morfolojisinde bozukluk saptanmadı. Patolojik incelemede normal bulguların yanı sıra inflamasyona ait nonspesifik değişiklikler de saptandı.Sonuç: PLA film bariyer kulak operasyonları olmak üzere çoğu alanda kullanılabilecek, cerrahın işini kolaylaştıran ve toksisitesi tespit edilmeyen, adezyonu engelleyici bir materyaldir.

AdezyonlarKobaylarOrta kulak+2
Nuray Ensari
Gazi University
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intra abdominal adezyonların önlenmesinde; Polyethylene Glycol ve Dextran'ın karşılaştırmalı araştırılması

ÖZET: Bu çalışmada; tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intraabdominal adezyonların önlenmesinde ve lyzisten sonra tekrar şekillenen adezyonların geri letilmesinde veya tamamen yok edilmesinde % 5 polyethylene glycol (PEG)4000 ve % 32 dextran 70 'in karşılaştırılması yapıldı. Araştırmamız iki gruptan ve her grupta kendi içinde 3 altgruptan oluştu. Grup l'de; PEG 1, DEXTRAN 1 ve KONTROL 1 a ltgrupl arında test solüsyonlarının postoperatif adezyonların önlenmesindeki etkileri araştırıldı. Grup 2 'de; PEG 2. DEXTRAN 2 ve KONTROL 2 a ltgrupl arında adezyon oluşturulduktan sonra, test solüsyonlarının şekillenmiş olan adezyonları geriletme veya tamamen yok etmelerindeki etkilerine bakıldı. Ayrıca defekt oluşturulan bölge ve adezyonlu bölgelerin histopatolojik muayeneleri yapılarak adezyon dereceleri mikro olarakta değerlendirildi. Karaciğer, dalak ve böbreğin histo patolojik muayeneleri yapılarak test solüsyonlarının etkileri araştırıldı. Ensizyon çizgisinin histopatolojik muayenesi yapılarak test solüsyonlarının yara iyileşmesi üzerine olan etkisi değerlendirildi. Grup l'de; % 5 PEG 4000 adezyonların önlenmesinde. % 32 Dextran 70 ve Kontol a ltgrupl arına göre anlamlı derecede ya rarlı olduğu saptandı (P <<: 0.05). % 32 Dextran 70'in ise Kontrol alt grubuna göre anlamlı derecede yararlı olduğu görüldü (P s< 0.05). Grup 2 'de; % 5 PEG 4000 'nin lyzisten sonra tekrar şekil lenen adezyonların geriletilmesi veya tamamen yok edilmesin de istatiksel olarak önemli derecede yararlı olduğu anlaşıldı(P^ 0.01). % 32 Dextran 70 'in adezyonların geri let ilmesi veya orta dan kaldırılmasında anlamlı derecede adezyonları artırdığı görüldü (P ^ 0.01). Kontrol altgrubunda ise mevcut adezyonların anlamlı de recede daha da arttığı saptandı (P ^ 0.01). Histopatolojik muayenelerde; test solüsyonlarının hiç bir toksik etkisinin ve yara iyileşmesi üzerine zararlı etkilerinin olmadığı anlaşıldı. Adezyonlu bölgenin ve defektli alanın mikro olarak degerledirilmesi sonucu, f ibroblastların Derece 2'den Derece 4'e doğru yoğunluk kazandığı gözlendi. Sonuç olarak; % 5 PEG 4000; gerek birinci operasyonlar da ve gerekse ikinci operasyonlardan sonra koruyucu olarak kullanılabildiği gibi, operasyon yoluyla kalın band adezyonların elle çekerek veya keserek ayırma işleminden sonra tekrar adezyon oluşmaması için kullanılmasının yararlı olacağı kanısındayız.

Abdominal neoplazmlarAdezyonlarSerozit+1
Enis Karabulut
Fırat University · Institute of Health Sciences
1994
00

Related subjects