After care
85 theses under this subject heading
Migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri, depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan GATA Acil Servis Polikliniği ve GATA Psikiyatri Polikliniğinde Eylül 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil Servis Polikliniğine migren tedavisi için başvuran 60 bireyin ve Psikiyatri Polikliniğine depresyon tedavisi için başvuran 50 bireyin bakım vericileri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, Zarit bakım verme yükü ölçeği (ZBYÖ), Beck depresyon ölçeği (BDÖ), stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada bakım verici bireylerin ZBYÖ, BDÖ ve SBTÖ alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım (KGY) puan ortalamalarının depresyon hastalığına sahip olan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada depresyon hastalığına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri ile depresyon düzeylerinin daha yüksek bulunması ve migren ile depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin stresle benzer baş etme tarzları kullanmaları nedeni ile hemşirelerin bu bireylerin bakım vericilerine zorlandıkları alanlarda danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, bakım yükü, depresyon, migren, stres.
Tip-2 diyabetes mellitus' da kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Diyabet bilinen en eski kronik hastalıklardan olup, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başlıca morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Bu artan morbidite ve mortalite düşünüldüğünde, birinci basamak sağlık sunumunda kronik hastalık bakımının önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenle, birinci basamakta kronik hastalıkların yönetimi için çeşitli modeller geliştirilmiştir. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri için önerilen Kronik Bakım Modeli'nde, verilen sağlık hizmetinin hasta perspektifinden de değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Kronik hastalıkların uzun süreli tedavisinde yetersiz ilaç uyumu, dünya çapında çok büyük ve artmakta olan bir sorundur. Yetersiz ilaç uyumu, ilaçların sağlayabileceği faydanın elde edilememesinin en sık nedenidir. Biz bu çalışmada önemli kronik hastalıklardan biri olan Tip-2 Diyabetes Mellitus'lu hastalarda kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunu hasta perspektifinden değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine Ekim 2015 ile Kasım 2015 tarihleri arasında başvuran ve en az 6 aydır tip 2 diyabet tanısı ile medikal tedavi almakta olan 150 hasta dâhil edilmiştir. Dâhil edilen hastalara; sosyodemografik özellikler ile diyabet hastalığı ve ilaç kullanım durumu hakkında hazırlanan bir anket formu, Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği(Türkçe PACIC) ve Morisky-8 Maddeli İlaca Uyum Anketi uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde student t testi, Ki kare testi, One Way Anova testi, Mann Withney-U testi, Pearson korelasyon analiz testi, Spearman korelasyon analiz testi kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Çalışma gruplarımızdaki bireylerin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında %56'sı kadın, %44'ü erkekti. Hastaların yaş ortalaması 57,27±11,5, hastaların %78'i evli, %37,3'ü gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 8,9±7,7 yıldı. Hastaların %42,7'si üç ayda bir, %33,3'ü altı ayda bir diyabet kontrol muayenelerine gidiyordu. Hastaların %52,7'si diyabet ile ilgili herhangi bir sağlık personelinden eğitim almamıştı. PACIC toplam skor ortalaması 2,91±1'di. Benzer çalışmaların çoğunda olduğu gibi en yüksek puana karar verme desteği alt boyutunda(3,09±1,2), en düşük puan ise izlem/koordinasyon alt boyutunda(2,74±1) ulaşıldı. MMAS-8 skor ortalaması 5,53±2,1 idi. Hastalar tek tek incelendiğinde hastaların %24'ünün ilaç uyumunun yüksek, %31,3'ünün ilaç uyumunun orta, %44,7'sinin ilaç uyumunun düşük olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastaların günlük insülin kullanım sıklığı arttıkça ilaç uyumu azalmaktaydı. Hastaların PACIC toplam skorları ve MMAS-8 skorları arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunu değerlendirmek için kullandığımız araçların(PACIC, MMAS-8) sonuçlarına bakıldığında; kronik hastalık bakımının ve ilaç uyumunun yeterli düzeylerde olmadığı, hem hastaların hem de sağlık personellerinin bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini düşünmekteyiz. Diyabetik hastalarda kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunun değerlendirilmesi önemli ve daha önce çalışılmamış bir konudur ve durumun önemini ortaya koyabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu açık olarak görülmektedir. Anahtar kelimeler: Type 2 Diyabetes Mellitus, Kronik Bakım Modeli, İlaç Uyumu, Aile Hekimliği
Bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Ankara Saray Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon Merkezi'nde Ocak 2015 - Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Merkezde çalışan 445 bakım elemanı çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için SPSS 21 paket programı, grafik çizimi için MS-Excel 2013 programları kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel metotlar sayı, yüzde, ortanca, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, bakım elemanlarının çalışma şeklinin sosyal yaşama etkisi, meslekte sorun yaşanan alan, son bir yılda yaşanan stres ve daha önce ruhsal sorun yaşama durumları ile KSE ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Eğitim durumları ve gelir algısı ile sadece paranoid düşünce alt boyutu, yaşanan mesleki problemlere geliştirdikleri davranış ile obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, paranoid düşünce alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Bakım elemanlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma süresi, çalışma şekli, sosyal olanakların varlığı, aktivite durumu gibi bireysel özelliklerin KSE puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda bakım elamanlarının yaşanan problemlere bağlı olarak oluşan ruhsal sorunların belirlenmesi ve bireylerin gereksinimlerinin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bakım ve rehabilitasyon merkezi, Bakım elemanı, Kısa semptom envanteri, Ruhsal durum,
Şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, ilişkisel tarama modelinde kesitsel ve korelasyonel bir çalışma olup, şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisini incelenmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kayseri ilinde bulunan Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Psikiyatri Kliniğinde 01.10.2014-15.10.2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmış ve 146 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Türkçe Formu kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 23 paket programında sayı, yüzde, frekans ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma sonrası gelişim kişinin kendisindeki değişim alanı; psikolojik (p<.05, β= .157) ve sosyal (p<.05, β=.067) alanlardaki yaşam kalitesini, yaşam felsefesinde değişim; fiziksel (p<.05, β=.226) ve psikolojik (p<.05, β=.339) yaşam kalitesini, diğer kişilerle olan ilişkilerde değişim; yaşam kalitesi çevre alanını (p<.05, β=.389) olumlu ve anlamlı yönde etkilemiştir. Travma sonrası gelişim arttıkça yaşam kalitesi de artmıştır. Bakım yükünün, fiziksel (p<.05, β= -.119) ve psikolojik (p<.05, β= -.266) yaşam kalitesini olumsuz yönde anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Bakım yükü arttıkça fiziksel ve psikolojik alanlarda yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir. Çalışma bakım verenlerin yaşam kalitelerini etkileyen etmenlerin incelenmesi açısından önemlidir. Şizofreni hastaları ve ailelerine yönelik politika ve programlar geliştirilirken travma sonrası gelişim ve bakım yükü boyutunun da göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Kronik hastalığı olan bireylere "kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği"nin uygulanması
Giriş ve amaç: Tüm dünyada beklenen yaşam süresinin artması ve yaşam şartlarındaki değişiklik nedeniyle kronik hastalık prevalansı her gün artmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı oluşan mortalite ve morbidite oranları da tüm dünya için öncelikli sağlık problemlerindendir. Bu yüzden kronik hastalığı olan bireylere sunulan hizmeti değerlendirmek ve bu sayede sunulan hizmeti iyileştirmek kronik hastalık sıklığı ve kronik hastalıklara bağlı görülen sakatlık ve ölümleri azaltmak için önemli bir adımdır. Bu çalışmada bu amaca paralel olarak kronik hastalıkların PACIC ölçeği uygulanarak aldıkları bakımdan memnuniyetleri değerlendirilmiştir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma,01.02.2017 - 28.02.2017 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği ve Dahiliye Polikliniklerine başvuran, 18 yaş üzeri, kronik hastalığı olan bireyler üzerinde yapıldı. Katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemi ile sosyodemografik bilgi formu ve PACIC ölçeği uygulandı. Verilerin analizleri, SPSS 22.0 paket programında yapıldı. Tamamlayıcı veriler sayı yüzde ortalama, ortanca olarak sunuldu. Sınıflandırılmış verilerin karşılaştırılmasında ki kare testi, sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Witney U testi, Kruskal Wallis Varyans analizi kullanıldı. Sürekli değişkenleri ilişkisi Spearman Korelasyon testi ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 300 hastanın sosyodemografik özelliklerine ve var olan kronik hastalıklarına göre PACIC ölçeği skorları değerlendirildi ve hastaların yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, düzenli kontrole geliyor olmaları ve son muayene tarihlerinin yakınlığı ile ölçek puanlarının yüksekliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Değerlendirilen kronik hastalıklar arasında ise sadece kronik tiroid hastalıkları ile, ölçeğin amaç belirleme(p=0,017), izlem/koordinasyon (p=0,005) alt boyutları ve toplam ölçek skorlarının (p=0,035) daha yüksek olduğu saptandı. Hipertansiyon, DM, astım/KOAH, kronik kalp hastalıkları ve diğer hastalıklar başlığı altında yer alan hastalıklar ile PACIC skorları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Ayrıca sosyodemografik verilerden olan cinsiyet, medeni durum ve var olan kronik hastalık süreleri ile toplam ölçek puanları arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Araştırma kapsamında değerlendirilen hastaların aldıkları kronik hastalık bakımında memnuniyet oranları orta düzeyde belirlendi. Çalışmanın alt boyutların bakıldığında ise en yüksek puan problem çözme, en düşük puan ise izlem/ koordinasyon alt boyutundan alındı. Bu durum takibe alınan hastaların başvurdukları polikliniklerin özellikle izlem/takip boyutu başta olmak üzere kronik hastalık bakımı konusunda uygulamalarını gözden geçirip geliştirmeleri gerektiğini düşündürmektedir.
Ankara Atatürk Eğitim Aaraştırma Hastanesi evde sağlık biriminden hizmet alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Günümüzde tıbbın ilerlemesi neticesinde beklenen yaşam süresi uzamakta bakıma muhtaç nüfus giderek artmaktadır. Evde Sağlık Hizmetleri; bakım ihtiyacı olan bireye hastalığının akut ve kronik döneminde, ev ortamında, sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmet vermektedir. Bu araştırmada Evde Sağlık Hizmeti alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin hangi faktörlerden ve ne şekilde etkilendiğinin belirlenmesi amaçlandı. MATERYAL ve METOT: Tanımlayıcı tipteki çalışmaya, 25 Ekim 2017 – 28 Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Biriminden hizmet alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hasta bakım verenleri dahil edildi. Katılımcılara tanıtıcı bilgi formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği uygulandı. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya 141 bakım veren dahil edildi. Katılımcıların %75,9'u kadındı ve yaş ortalaması 57,3±10,9 yıl olarak saptandı. Bakım verenlerin %73,8'i çalışmadığı saptandı. Bakım verilen hastaların %42,5'i yatağa bağımlıydı ve yaş ortalaması 73,3±20,1 yıl olarak saptandı. Hastaların %42,6'sının demans tanısı mevcuttu. Çalışmadaki bakım verenlerin %35,5'i hastanın bakımını üstlenen tek kişi olduğu belirlendi. Bakım verenlerin verdikleri bakıma bağlı olarak sağlık durumunun %56,7'sinde kötü yönde değiştiği belirlendi. Bakım verenlerin DSÖ yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamaları; genel alanda 45,2, fiziksel alanda 50,4, psikolojik alanda 51,3, sağlık alanında 51,8 ve çevre alanda 51,1 olarak bulundu. Ayrıca Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 7,89 olarak saptandı. Yaşam kalitesi ve uyku kalitesinin; bakım verenin kronik hastalık durumu, gelir durumu, çalışma durumu ve bakım işini üstlenen tek kişi olması ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Ancak hastanın yatağa bağımlılık ve demans düzeyi ile ilişkisinin olmadığı saptandı. Kronik hastalığı bulunan, gelir düzeyi düşük, bir işte çalışmayan ve bakımı tek kişi üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitesi daha kötü olarak saptandı (p<0,05). SONUÇ: Bu çalışmanın sonucunda evde bakım ihtiyacı olan hastalara bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitelerinin verdikleri bakım neticesinde olumsuz olarak etkilendiğini saptandı. Özellikle kronik hastalığı olan, gelir düzeyi düşük, herhangi bir işte çalışmayan ve bakım sorumluluğunu tek kişi olarak üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kaliteleri daha düşük olduğu görülmüştür. Bu saptamalar ışığında Evde Sağlık Hizmetleri kapsamının bakım verenlerin birtakım ihtiyaçlarını göz önüne alacak şekilde düzenlenmesinin ve özellikle bakım verenlerin psiko-sosyal alanda desteklenmesinin yaşam ve uyku kalitesinin yükseltilmesine yararlı olabileceği düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Evde Sağlık Hizmeti, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Bakım Veren
Evde bakılan bireylerin roy adaptasyon modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisi
Bu çalışma, evde bakılan bireylerin Roy Adaptasyon Modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisini belirlemek amacıyla kesitsel ve yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2020 - Ağustos 2021 tarihleri arasında Muğla Büyükşehir Belediyesi Menteşe Evde Bakım Birimden hizmet alan gönüllü yaşlı ve bakım veren bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 20 müdahale, 20 kontrol grubu yaşlı birey ile 40 bakım veren bireyden oluşmuştur. Her iki grubun yaş, cinsiyet ve algı durumları eşitlenmiştir. Veriler, sosyo-demografik özelliklerini içeren anket formu, Standadize Mini Mental Test, Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği, Roy Adaptasyon Modeli Tanılama ve Hemşirelik Bakım Planı Formu ve Bakım Veren Yükü Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi Statistical Package For The Social Sciences 24.0 versiyonu ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık p < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerimiz, Mann Whitney U Testi, Wilcoxan İşaretli Sıralar Testi ve Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki yaşlı ve bakım veren bireylerin bireysel özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubu yaşlı bireylerin uygulama öncesi ve sonrasında Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarında ve Standadize Mini Mental Test puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05), kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Müdahale grubu bakım verenlerin uygulama öncesi ve sonrasında Bakım Veren Yükü Envanteri puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Evde bakılan yaşlı bireylerin yaşlılarda bilişsel değişikliğe uyumunu sağlamada RAM'nin etkin olduğu ve bakım vericilerin bakım yükünün azaltılması amaçlı kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Daha geniş örneklem gruplarında modelin test edilmesi etkinliğin arttırılması önemli bir gösterge olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, bakım veren, RAM, hemşire, hemşirelik bakımı
Doğum sonu dönemde bakım gereksinimleri hakkında annelerin bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Doğum sonu dönem doğumdan sonraki altı haftalık süreyi kapsar. Bu altı haftalık süre anne, bebek ve aile açısından uyum sağlanması gereken yeni ve karmaşık dönemdir. Bu dönemde birçok kadın ve bebeği yaşamını yitirmektedir. Pospartum periyotta meydana gelen anne ölümlerinin çoğu uygun pospartum bakım ile önlenebilir.Araştırma, Kasım 2009 - Ocak 2010 tarihleri arasında; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde pospartum dönemde olan annelerin bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1) kullanılarak veriler elde edilmiştir.Bulgular, araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29,1± 5,8, ilk gebelik yaş ortalaması 22,8±5,1, toplam gebelik sayısı 2,76±1,7 dır. Kadınların %22,9 `u geçirdikleri gebelik yaşı açısından riskli grupta yer almaktadır (18 yaş ?-35 yaş ? ). Kadınların geçirdikleri gebelik sayısı açısından %24,5' i riskli grupta yer almaktadır (4 ? gebelik sayısı). Kadınların %23,9'u gebeliği istememektedir ve gebeliği istemeyen kadınların %30,3' ü geleneksel bir aile planlama yöntemi kullanmaktadır. Kadınların postpartum dönemde kendilerine yönelik bakım gerektiren konularda doğru bilme yüzde ortalamaları; doğum sonu dönemde cinsel ilişkiye girme zamanını bilme yüzde ortalaması %85,4, meme bakımını bilme yüzde ortalaması %75,69 ve kanama/enfeksiyon ile ilgili soruları bilme ortalaması %65,20' dir. Kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik konularda doğru bilme sıralamasına bakıldığında doğum sonu dönemde ek gıdaya geçme zamanını bilme yüzde ortalaması %82,8, emzirme/sarılık bilme yüzde ortalaması %63,2 ve dışkılama/idrar ile ilgili soruları bilme yüzde ortalama %28,3'dir. Araştırmaya katılan kadınların bilgiyi kimden aldıkları ve ``doğru anne ve doğru bebek'' ile ilgili bulgular dağılımına bakıldığında; sağlık personellerinden, ailem, yakınlarım/çevrem ve kitle iletişim araçlarından bilgi alan kadınların, bebekleri ile ilgili sorulan sorulara kendileri ile ilgili sorulan sorulardan daha fazla doğru cevap vermişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların verdikleri cevaplar aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Kadınların kendileri ile ilgili sorulan sorulara verdikleri cevaplar ile bilgiyi kimden aldıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Kadınların bilgiyi kimden aldıklarına bakıldığında %37,5'i (n=36) ailem, %34,4'ü (n=33) sağlık personelleri, %13,5'i (n=13) yakınlarım, %9,4'ü (n=9) kitle iletişim araçları ve %5,2'si (n=5) geleneksel uygulamalardan almıştır. Araştırmaya katılan kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik yaptıkları uygulamalara bakıldığında kadınların %27,1'i göz, %26,0'sı pamukçuk, %26,2'si pişik, %27,7'si konak, %31,4'ünün göbek bakımı ile ilgili duymadıkları herhangi bir uygulamayı yapacakların ifade etmişlerdir.Bu çalışmada araştırmaya katılan kadınların kendilerinden çok eşlerine ve çocuklarına önem verdiklerini aynı zamanda kadınların yaptıkları uygulamalarda daha çok ailelerinden bilgi aldıkları gözlenmiştir ve yaptıkları uygulamalarda doğruluğunu bilmeseler de benzer bir durum ile karşılaşırlarsa bu yöntemlere başvuracaklarını ifade etmişlerdir.Anahtar Kelimeler; pospartum dönem, geleneksel uygulamalar, anne ölüm nedenleri
Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünün değerlendirilmesi
Amaç: Alzheimer hastalarının büyük bir çoğunluğunun evlerinde yaşadığı ve aile bireyleri tarafından bakım verildiği gösterilmiştir. Çalışmamızda, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünü saptamak ve bakım yükünün sosyo-demografik özellikler, bakım özellikleri, hasta ve hastalık özellikleri ile ilişkisini ortaya koymak, aynı zamanda hastalık bakım yükü hakkında farkındalık sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Polikliniği takibinde olan 150 Alzheimer hastasının bakımından birinci derecede sorumlu olan ve ücretsiz bakım veren yakınları oluşturmaktadır. Veriler, bakım verenin sosyo-demografik ve bakım verme özelliklerini incelemek amacıyla oluşturduğumuz anket, Zarit Bakım Yükü Ölçeği ve Klinik Global İzlenim Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya alınan 150 bakım verenin yaş ortalaması 47,8±12,2 yıldı. Bakım verenlerin %78'i (n:117) kadın ve çoğunluğu (%60,7) (n:91) ev kadınıydı. %52'si (n:78) hastanın kızı, %16,7'si (n:25) hastanın oğlu, % 16'sı (n:24) hastanın geliniydi. Bakım verenlerin %86'sında (n:129) çeşitli derecelerde bakım yükü saptanmıştır. Bunların %14'ünde (n:21) yük saptanmamış, % 49,3'ünde (n:74) hafif-orta yük, %27,3'ünde (n:41) orta-ciddi yük ve %9,3'ünde (n:14) ciddi yük saptanmıştır. Çalışmamızda, bakım verme ile ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu düşünen bakım verenlerin diğerlerine göre daha ağır yük altında oldukları belirlenmiştir (p:0,039). Hastasının bakımını yakınlarına devredebilen bakım verenlerin, diğerlerine göre daha az yük altında oldukları saptanmıştır (p:0,034). Sonuç: Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünün yüksek olması, birinci basamak sağlık çalışanlarının liderliğinde bakım verenlere yönelik bakım verme ile ilgili eğitimler düzenlenip, sağlık çalışanlarında ve ailenin diğer bireylerinde bakım yükü ile ilgili farkındalık oluşturularak bakım verme sorumluluğunun paylaşılmasıyla, bakım verende hissedilen bakım yükünü hafifletecek olup hasta ve bakım verenin iyilik durumlarının ve yaşam kalitelerinin artmasına olanak sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Alzheimer hastalığı, bakım yükü, bakım verme, farkındalık.
Epilepsi hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi
Bakım verme yükü; Kronik hastalığı, fiziksel veya ruhsal yetersizliği olan çocuk, genç, yaşlı aile üyesine ya da bir başkasına bakım veren kişinin zorlanması, anksiyete yaşaması, kendini yük ve baskı altında hissetmesi olarak tanımlanabilir. Epilepsi hastaları da bakım vericiler için yük oluşturabilmektedir. Bu araştırma epilepsi hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi nöroloji polikliniğinde Haziran-Kasım 2016 tarihleri arasında ayaktan tedavi görmekte olan epilepsi tanılı tüm hastaların yakınları oluşturmuştur. Örneklemi ise araştırma kriterlerine uyan ve gönüllü olan 122 hasta yakını oluşturmuştur. Veriler literatür taranarak araştırmacı tarafından oluşturulmuş "Hasta ve Hasta Yakını Tanılama Formu" ile Bakım verme yükü ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmamızda epilepsi hastalarına bakım verenlerin ZARİT Bakım Verme Yükü ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 27,19±13,70 olarak bulunmuştur. Epilepsi süresi (yıl) arttıkça, bakım verme yükü ölçek puan ortalaması artmaktadır (X2=13,753, p=0,003). Ailede başka bir epilepsi hastasının daha olması bakım yükünü artırmaktadır (Z=-1,995;p=0,046). Bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu arasında anlamlı fark bulunmamaktadır. (p>0,05) Araştırmamızın sonucunda epilepsi hastalarının tanı alma sürelerinin artması ve ailesinde başka bir epilepsi hastası daha olmasının bakım yükünü arttırdığı belirlenmiştir. Hemşirelerin, epilepsi hatalarına bakım verenlerin bakım yükünü değerlendirerek, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde bakım verenlerin sorunlarının belirlenmesi, bu sorunlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve bakım vericilerinin desteklenmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratılması önerilebilir.
Total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi
Bu çalışma total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Şubat 2015-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 1 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde total kalça protezi uygulanan tüm hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü hastalar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Hasta Tanıtım Formu" , "Evde Yaşam Koşulları Formu" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler olasılıksız raslantısal örnekleme yöntemi ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 50 hastada toplanmıştır. Total kalça protezi uygulanan hastaların yasam kalitesi ölçeği alt grup puan ortalamalarının; Fiziksel İşlev için; 74.40±14.12, Fiziksel Rol için; 56.10±12.91, Ağrı için; 52.14±23.81, Genel Sağlık Algısı için; 76.00±10.92, Yaşamsallık için; 61.80±16.40, Sosyal İşlev için; 69.08±13.15, Mental Rol için; 73.60±23.08, Mental İşlev için; 80.60±16.30 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, büyük bir cerrahi girişim olan total kalça protezi uygulamasının, birçok cerrahi girişimde olduğu gibi bireyi sosyal, psikolojik ve fizyolojik anlamda etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Total Kalça Protezi, Yaşam kalitesi, Evde bakım.
Evde bakım hastalarının yaşam kaliteleri ve bakım verenlerin yükünün değerlendirilmesi
Ülkemizde evde bakım hastaları ile yapılan araştırmalar sınırlı olup, hastaların yaşam kalitesi ile onlara bakım veren bireylerin yükü arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırma evde sağlık biriminden hizmet alan hastaların yaşam kalitesi ve onlara birincil bakım veren kişilerin bakım yükünü değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adana ili Kozan Devlet Hastanesinde evde sağlık hizmeti alan ilçe merkezinde kayıtlı 120 hasta oluşturmaktadır. Evrenin tamamı örnekleme alınmış 105 hasta ve hastaya bakım veren 105 birey ile araştırma tamamlanmıştır. Araştırma, Adana İl Sağlık Müdürlüğü kurum izni, ve Çukurova Üniversitesi Etik Kurul izni alındıktan sonra Kasım 2018- Mart 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, bakım verenin yükü ölçeği, yaşam kalitesi WHOQOL-Bref ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, standart sapma, ortalama, ANOVA TEST(Ki kare, Chi square) testi kullanılmıştır. Araştırmada, hastaların %67.6'sının kadın olduğu ve yaşam kalitesi puan ortalamasının 68.15±9.9 olduğu saptandı. Hastaların yaşam kalitesinin en yüksek 53.72±13.39 puan ortalaması ile çevresel alanda, en düşük 10.04±1.42 puan ortalaması ile fiziksel alanda olduğu belirlenmiştir. Bunun yanısıra hastalara bakım veren bireylerin %90.5'inin kadın olduğu ve bakım yükünün 53.72±13.3 puan ortalaması ile orta/ileri düzeyde yük hissettikleri saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda hastaların yaşam kalitesi ile bakım veren bireylerin yükü arasında negatif yönde, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir(p<0.01). Bakım veren bireylerin bakım yükü azaldıkça hastaların yaşam kalitesi yükselmektedir. Hastaların beklenen yaşam kalitesi düzeyini artırmak, bakım verenin yükünü azaltma noktasında sağlık destek sistemlerinin geliştirilmesi, evde sağlık hizmetlerinin yalnızca hasta odaklı değil bakım veren odaklı da olması için çalışmalar yapılması ve sağlık hizmeti sunan personelin bu konuda eğitilmesi önerilebilir.
Şizofreni hastalarında ihtiyaç analizi
Amaç Hastaların kurum dışına çıkarılma süreci, şizofrenide hasta ihtiyaçlarının değerlendirilmesini oldukça önemli bir hale getirmiştir. Gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada birincil amacımız; Şizofreni hastalarının ihtiyaçlarını tanımlamak, bu ihtiyaçların hasta ve bakımverenler tarafından değerlendirilirken ne gibi farklılıklar gösterdiklerini belirlemekti.Bu ihtiyaçların ne kadarının karşılanıp ne kadarının karşılanmadığını değerlendirip, aile ve yerel yönetimlerin bu alandaki rolünü aydınlatmaktı.İkincil amacımız; bu ihtiyaçlar ile sosyo-demografik veriler ve klinik belirtiler arasında bağlantılar kurarak, ihtiyaçların kestirimini, öngörüsünü yapabilmekti. Materyal Method Çalışmamız DSM-IV- TR? ye göre şizofreni tanısı olan, düzelme sürecindeki hastaları içeriyordu. Çalışmamız, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi psikoz polikliniği, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi psikiyatri polikliniği ve Manisa Toplum Ruh Sağlığı Merkezinden, 94 hasta ve birincil bakıcı konumundaki 94 hasta yakınıyla yürütüldü. Hasta yakınlarına Algılanan Aile Yükü Ölçeği (AAYÖ) uygulandı.Camberwell İhtiyaçları Değerlendirme Ölçeği hem hasta hem de hasta yakınlarına uygulandı. Ayrıca hastalara Pozitif ve Negatif Belirtiler Ölçeği (PNBÖ), Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (BSPÖ), Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ), Şizofreni Hastaları için Yaşam Niteliği Ölçeği (ŞHYNÖ) ve Sosyodemografik veri formu uygulandı. Toplam ve karşılanmamış ihtiyaç sayıları ile sosyodemografik ve klinik değişkenler arasındaki ilişki için aşamalı doğrusal regresyon analizi; her bir ihtiyaç alanı ile, sosyodemografik ve klinik değişkenler arasındaki ilişki için lojistik regresyon analizi uygulandı. Bulgular Hasta ve bakımverenlerin belirlediği ihtiyaç sayısı benzerlik göstermekteydi. Hastaların belirlediği ortalama ihtiyaç sayısı 6,22±2,38, bakımverenlerin ise 6,29±2,32?di.Bu farklılık, istatistiksel açıdan anlamlı değildi(p> 0,05).Bununla birlikte hastaların belirlediği karşılanmamış ihtiyaç sayısı, 2,02±1,86; bakımverenlerin ise 1,63±1,89?du.Bu farklılıksa, istatistiksel açıdan anlamlıydı. (p< 0,0001). Çalışmamızda hastaların en sık belirlediği ihtiyaç alanları??Psikotik belirtiler, ev işleri ile ilgili beceriler, ilişkiler, günlük aktivite-uğraşı-iş, psikolojik sorunlar?? olarak belirlendi.En sık belirlenen ihtiyaç alanları açısından bakımverenlerle hastaların görüşleri benzerlik göstermekteydi.Sosyal ve kişilerarası ilişkilerle ilgili ihtiyaç alanları, karşılanmayan ihtiyaçların en yoğun olduğu alanlardı.İhtiyaç alanlarının büyük bir kısmında, hastalar resmi kurumlardan daha fazla yardım almaktaydı.Sosyal ilişkilerle ilgili alanlarda ise ailelerin de ciddi bir desteği sözkonusuydu. Regresyon analizinde yaşam alanı ve cinsiyet kontrol değişkenleri ile, Calgary depresyon,PANSS-pozitif belirtiler, Aile yükü ölçekleri hastaların algıladığı ihtiyaçları belirleme de varyansın %45?ini öngörebildi.Hastaların belirlediği karşılanmayan ihtiyaçlarıysa Aile Yükü ve PANSS-genel psikopatoloji ölçekleri öngörebildi.Karşılanmayan ihtiyaçlarda varyansın%23?ü açıklanabildi. Sonuç Ruh Sağlığı Hizmetleri, bazı alanlarda ihtiyaçları karşılamakta başarılı, bazı alanlarda ise başarısız görünmekteydi.Aileler ve Ruh Sağlığı hizmetleri arasındaki işbirliği güçlendirilerek, hastaların ihtiyaç durumu doğru bir şekilde analiz edilebilirse, hastaların karşılanmayan ihtiyaçları da en aza inecektir. Hastaların ihtiyaç durumunun belirlenmesi hem klinik değerlendirmenin önemli bir tamamlayıcısı olmakta hem de toplum ruh sağlığı hizmetlerinin planlanmasına katkı sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Şizofreni, ihtiyaç analizi, toplum ruh sağlığı hizmetleri, bakımveren yükü, yordayıcı
Demans bakım ve destek programı' nın bakım verici yüküne, hasta ve bakım vericinin nöropsikiyatrik semptomları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, demans hastalarının bakım vericilerine uygulanan Demans Bakım ve Destek Programı'nın bakım vericilerin yüküne, hasta ve bakım vericilerin nöro-psikiyatrik semptomlarına ve yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma; randomize, kontrollü ön test-son test düzeninde prospektif deneysel tipte bir araştırmadır. Çalışmaya 70 hasta ve 70 bakım verici alındı. Girişim grubuna (n=36) dört aylık yapılandırılmış program uygulanırken kontrol grubuna (n=34) standart bakım uygulandı. Araştırma Temmuz-Kasım 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne bağlı Demans Polikliniği'nde yürütüldü. Çalışma 62 hasta ve bakım vericiyle (girişim grubu n=32; kontrol grubu n=30) tamamlandı. Veriler bakım vericiler için Bakım Yükü Ölçeği, Yaşam Kalitesi SF 36 Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Hastaların verileri ise Alzheimer Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Nöropsikiyatrik Envanter ile toplandı. Hastaların ve bakım vericilerin tanıtıcı bilgilerinin sayı-yüzde dağılımları yapıldı. Verilerin analizinde ki-kare, t testleri, Wilcoxon işaretli sıra testi, Mann Withney U testleri kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki bakım vericilerin grup içi puanları karşılaştırıldığında bakım yükü ve anksiyete ölçek puanlarında anlamlı azalma, yaşam kalitesi puanlarında anlamlı artma görüldü (bakım verici yükü p=0,003; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,003; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,016; anksiyete p=0,003). Kontrol grubu bakım vericilerin grup içi puanları değerlendirildiğinde, depresyon puanlarında anlamlı artma saptandı (p=0,047). Girişim grubundaki hastaların grup içi puanlarına bakıldığında; yaşam kalitesi puanlarında artma, nöropsikiyatrik envanter puanlarında azalma görülse de aradaki fark anlamlı değildi (yaşam kalitesi p=0,483; NPI p=0,067). Kontrol grubu hastaların grup içi puanlarında ise yaşam kalitesi puanlarında anlamlı azalma, nöropsikiyatrik semptom puanlarında ise anlamlı artma saptandı (yaşam kalitesi p=0,037; NPI p=0,001). Girişim ve kontrol gruplarındaki bakım vericilerin gruplar arası karşılaştırılmasında son testte bakım yükü, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (bakım verici yükü p=0,024; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,010; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,001; depresyon p=0,000; anksiyete p=0,001). Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda Demans Bakım ve Destek Programı'nın hem hasta hem de bakım verici bireyler üzerinde etkili olduğu görüldü.
Obsesif kompulsif bozukluk hastalarıyla birlikte yaşayan kişilerde yaşam kalitesi ve ilişkili risk etkenleri
Giriş:Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) bilişsel, duygusal ve davranışsal yönleri ile kişinin aile, akademik, meslek ve sosyal işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen süregen bir rahatsızlıktır. Bu hastalık sadece hastayı değil, birlikte yaşadığı aile bireylerini, arkadaşlarını ve toplumu da olumsuz etkileyebilmektedir. OKB'li hasta yakınlarındaki hastalık yükü ve yaşam kalitesindeki bozulma, diğer psikiyatrik hasta yakınlarıyla kıyaslanarak daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak OKB'li hasta yakınlarının yaşam kalitesinin nedenselliğini araştıran kısıtlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Amaç:Bu araştırmada obsesif kompulsif bozukluk tanısı almış hastalarla birlikte yaşayan kişilerde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi, başta hasta yakının algıladığı hastalık yükü olmak üzere, hasta yakınının yaşam kalitesinde, ait olumsuzluğa yol açabilecek hasta ve hasta yakınına etkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 68 Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanılı hasta ve bu hastalarla birlikte yaşayan 68 hasta yakını çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya katılan hastalara SCID-I/CV psikiyatrik tanı değerlendirilmesi yapıldıktan sonra Sosyodemografik Veri Formu, Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ) - YBOKÖ Belirti Kontrol Listesi, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF TR) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan hasta yakınlarına ise SCID-I/CV psikiyatrik tanı değerlendirilmesi yapıldıktan sonra Sosyodemografik Veri Formu, Hastalık Yükü Değerlendirme Ölçeği(HYDÖ) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF TR) uygulanmıştır. Farklı nedensellik modellerinde kullanılan, araştırmanın bağımlı değişkenleri "hasta yakını yaşam kalitesi" ve "hasta yakınının hastalık yükü" dür. Tek değişkenli çözümlemelerde parametrik durumlarda Student's t testi; ANOVA ve Pearson korelasyonu; parametrik olmayan durumlarda Kruskal Wallis ANOVA ve Mann Whitney U önemlilik testleri ve Spearman's Rho korelasyonu kullanılmıştır. Çok değişkenli çözümlemelerde ise doğrusal çoklu regresyon kullanılmıştır. Bulgular:Yapılan doğrusal regresyon analizi sonucunda OKB hastalarıyla birlikte yaşayan kişilerin yaşam kalitesi boyutları kendi eğitim düzeyinden, cinsiyetinden, hastanın çalışma durumundan, hastanın yaşam kalitesinden, hastalığın şiddetinden ve kompulsiyon çeşitlerinden farklı düzeylerde etkilenebilmektedir. Ancak hasta yakınının yaşam kalitesinin dört ayrı boyutunu da etkileyen ortak ve en önemli değişken hastalık yüküdür. Ayrıca hastalık yükünün hastaya ait özellikler üzerinden bir ara değişken olarak hasta yakınının yaşam kalitesini etkilediği gözlenmiştir. Tedavi süresi, kompulsiyon şiddeti (YBOKÖ kompulsiyon alt puanı), hastanın içgörüsü, kaçınma davranışı, kararsızlık derecesi gibi dışarıdan gözlenebilen hastaya ait özellikler, birlikte yaşadığı kişi üzerinde yük yaratarak yakınının yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Tüm bunların yanında hastalık yükünü en yüksek düzeyde etkileyen faktörler sosyoekonomik düzey göstergesi olan hastanın çalışma durumu ve çevresel yaşam kalitesidir; sosyoekonomik düzey azaldıkça, hastalık yükü artmaktadır. Sonuç: OKB'li hastalarla birlikte yaşayan kişilerde yaşam kalitesini etkileyen ve adeta ara değişken olarak davranan en önemli etken hastalık yüküdür. Hasta yakınının algıladığı hastalık yükü ise en çok hastanın kompulsiyonlarından ve çalışamaması sonucu sosyoekonomik düzeyin azalmasından etkilenmektedir. Tüm bu bulgular ışığında OKB hastalığının sadece hastayı değil hasta yakınını da etkilediği aşikardır. Buna göre hastayı değerlendirirken hasta ve hastalığın klinik belirtileri yanında, hasta yakınının da bilgilendirilmesinde, tedaviye ortak edilmesinde ve ihtiyaçlarının değerlendirilmesinde fayda vardır. Koruyucu ruh sağlığı açısından hasta yakınlarının yaşam kalitesinde etkilenmeyi azaltabilecek en önemli faktör hastalık yükünü azaltabilmektir. Anahtarkelimeler:Obsesif kompulsif bozukluk; hasta yakını, yaşam kalitesi, hastalık yükü
Meme kanseri hastalarının yakınlarında yaşam kalitesinin ve bakım yükünün değerlendirilmesi
Kanser, tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sağlık sorunlarından biridir. Meme kanseri ise Türkiye'de ve dünyada kadınlarda en sık görülen kanser olması nedeniyle önemlidir. Literatürde meme kanserinin ailenin hastalığı olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi tanı ve tedavi aşaması göz önüne alındığında meme kanserli hasta ve ailesi için rol değişimleri ve aile dinamiğinde etkilenmeler olabilmektedir. Bu çalışmada, meme kanserli hasta yakınlarının sosyodemografik özellikleri ile bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel özellikteki çalışmamıza, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi polikliniklerine Kasım 2016-Mart 2017 tarihleri arasında başvuran 100 meme kanserli hastanın öncelikli yakını dahil edilmiştir. Etik kurul onayından sonraki 6 aylık dönemde bu polikliniklere başvuran meme kanserli hastaların bakım veren yakınları evrenimizi oluşturmaktadır. Örneklem hesabı yapılmamış olup belirlenen sürede belirtilen polikliniklere başvuran çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden tüm hastaların yakınlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği, WHOQOL BREF-TR (Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği – Türkçe Ulusal Kısa Sürümü) kullanılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Meme kanserli hasta yakınlarının %68 oranında erkek ve %54 oranında hastanın eşi olduğu, %56 oranında ilköğretim eğitim seviyesinde, %53 oranında gelir düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yaşam kalitesi sosyal alan puanının erkek cinsiyette ve hastaya yakınlığa göre eşlerde daha düşük olduğu, bakım verenin yaş ortalaması arttıkça sosyal alanda yaşam kalitesinin azaldığı, gelir seviyesi arttıkça çevresel, ulusal çevresel ve sosyal alanda yaşam kalitesinin arttığı, eğitim seviyesi arttıkça çevresel ve ulusal çevresel alanda yaşam kalitesinin arttığı, bakım verme süresi açısından ilk 6 ay sosyal alan yaşam kalitesi puanlarının en yüksek düzeyde olduğu ve bakım yükü arttıkça çevresel, ulusal çevresel ve sosyal alanda yaşam kalitesinin azaldığı, bakım yükünün ise gelir seviyesi azaldıkça arttığı, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi süreçlerini tamamladıktan sonraki süreçte daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda; meme kanserli hasta yakınlarının bakım yükleri ve yaşam kaliteleri periyodik aralıklarla değerlendirilmeli, meme kanserli hastalar kadar onlara bakım veren hasta yakınları; sosyoekonomik durumları göz önünde bulundurularak sosyal açıdan, özellikle hastanın eşi eğitim açısından desteklenmelidir. Bakım verenlerin eğitim alanında, sosyal ve ekonomik alanda gereksinimlerinin belirlenmesi ve karşılanması, sorunlarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Böylece bakım verenlerin bakım yüklerinin azaltılması ve yaşam kalitelerinin iyileşmesi, meme kanseri tedavisi alan hastaların tedavi süreçlerini ve hastalıkla başa çıkabilme çabalarını da olumlu etkileyecektir.
Kalp yetersizliği olan hastalara bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi
Kalp yetersizliği hastalarına bakım verenler birçok sorunla karşılaşmakta ve bu durum bakım verenlerin yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle araştırma, kalp yetersizliği olan hastalara bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi amacıyla İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Polikliniğine ve servisine kalp yetersizliği tanısıyla başvuran 110 hasta ve hasta yakını ile yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'ndan ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulundan yazılı izin alındı. Veriler sosyo ? demografik değişkenler ve hastalık ile ilgili soruları içeren anket formu ve Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ile toplandı. Ölçekten en az 0, en fazla 88 puan alınabilmektedir, ölçek puanının yüksek olması, bakım yükünün yüksek olduğunu göstermektedir Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı verilerde sayı yüzde dağılımları, karşılaştırmalı verilerde Kruskal Wallis, Mann Whitney-U, t testi ve ANOVA'dan yararlanıldı. Bakım veren bireylerin % 40.0'ının 33-47 yaş grubunda, % 52.7'sinin kadın, %71.8'inin evli, % 42.7'sinin ilköğretimi bitirdiği, BVYÖ puan ortalamasının 29.84±12.86 olduğu ve bakım verenlerin yaşı ile BVYÖ puan ortalaması arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlendi. Kalp yetmezliğine eşlik eden başka bir hastalığı olanlara, kalp yetmezliği ile birlikte hipertansiyonu olan hastalara ve daha önce hastaneye yatanlara bakım verenlerin BVYÖ puan ortalamasının daha yüksek olduğu (p<0.05) saptandı. Bakım verenlerin yaşı arttıkça BVYÖ puan ortalamasının da arttığı, kalp yetersizliği dışında başka bir hastalık varlığının ve hastaneye yatışların da bakım yükünü arttırdığı, bu nedenle özellikle ileri yaşta olan bakım vericilerinin ve bakıma daha fazla ihtiyaç duyan kalp yetersizlikli hastalara bakım verenlerin sağlık ekibi üyeleri tarafından desteklenmeleri ve bakım veren bireylerin baş etme mekanizmalarını geliştirmeleri konusunda rehberlik yapılması büyük önem taşımaktadır.
Hemodiyaliz hastalarına bakım verenlerin semptom kontrolünde yaptıkları girişimler ve yaşadıları sorunlar
Diyaliz sürecinde hastalar oldukça fazla semptom yaşamakta ve bu semptomların kontrol altına alınmasında hastalara ve bakım verenlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu nedenle bu araştırma hemodiyaliz hastalarına bakım verenlerin semptom kontrolüne ilişkin yaptıkları girişimler ve yaşadıkları sorunları belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma Mart-Mayıs 2012 tarihleri arasında Bitlis il ve ilçelerinde bulunan dört farklı hemodiyaliz merkezinde 71 hasta ve 71 bakım veren ile yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce çalışmanın yapıldığı kurumlardan ve etik kuruldan yazılı izin, bakım verenlerden izin alındı. Veriler hasta ve bakım verenlere ilişkin tanıtıcı bilgileri, hastalarda gelişebilecek semptomları, bakım verenlerin bakım verme nedeniyle yaşayabileceği sorunları ve hastaların yaşadığı semptomların kontrolüne ilişkin yaptıkları girişimleri sorgulayan anket formu ile toplandı. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında sayı, yüzde ve ki-kare ile değerlendirildi. Bakım verenlerin çoğunluğunun 40 yaş ve üzeri, kadın, evli ve işsiz olduğu, okuma-yazma bilmediği, bakım verme rolü nedeniyle yorgunluk, uykusuzluk, ağlama isteği yaşadığı, sosyal aktivitelerinde kısıtlanma olduğu saptandı. Özellikle kadınların, her saat bakım verenlerin, bakımda bilgi ve desteğe gereksinim duyanların bu sorunları daha yoğun yaşadığı tespit edildi. Bakım verenlerin hastaların yaşadığı semptomların kontrolüne ilişkin birçok soruyu yanıtsız bıraktığı, bazı semptomlarda yaptıkları girişimlerin yetersiz olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık ekibinin bakım verenlerin yaşadığı fiziksel ve ruhsal sorunların azaltılmasında destekleyici rol oynaması, hastaların semptomlarının kontrolünde bakım verenlerin eğitilmesi önerilebilir.
Bariatrik cerrahi uygulanan bireylerin ameliyat sonrası yaşadıkları güçlüklerin belirlenmesi
ÖZETAydın E., Bariatrik Cerrahi Uygulanan Bireylerin Ameliyat Sonrası Yaşadıkları Güçlüklerin Belirlenmesi, Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2012.Araştırma, Bariatrik cerrahi geçiren hastaların ameliyat sonrası yaşadıkları güçlüklerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma 1.3.2011 ve 30.08.2011 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde; Bariatrik cerrahi geçiren 32 hasta üzerinde uygulanmıştır. Veri toplama aracı araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmıştır. Hazırlanan soru formu hastalara ameliyat olmadan önce, ameliyattan sonraki 2. ve 4. haftalarda uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistik metotları (sayı, yüzde ortalama, standart sapma) ve Mc Nemar testi kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, 2. haftanın sonunda hastaların % 78.'inin yara yerinde ağrı, % 62.5'inin bulantı, % 53.1'inin kabızlık, % 40.6'sının gece sık uyanma, % 46.9'unun ağrı nedeniyle yürümede zorlanma, % 59.4'ünün tek başına banyo yapamama ve % 34.3'ünün işe başlamada gecikme ile ilgili güçlükler yaşadıkları saptanmıştır. Hastaların çoğunun 4. haftanın sonunda yaşadıkları bu güçlüklerin azaldığı ya da çözümlediği belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, hastaların ameliyat sonrası 1 aylık dönemde ilk 2 haftasında yoğun güçlüklerle karşılaştıkları ve bu güçlüklerin giderek azaldığı belirlenmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda ameliyat sonrası hastalara ve yakınlarına planlı bir hasta eğitimi ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bariatrik Cerrahi, Güçlük, Hemşirelik Bakımı
Diyabetli yaşlıların diyabetin bakım ve tedavisine yönelik sağlık inançları
Diyabetli Yaşlıların Diyabetin Bakım ve Tedavisine YönelikSağlık İnançlarıBu çalışma; diyabetli yaşlıların diyabetin bakım ve tedavisine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacı ile yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Mersin ilinin Mezitli ilçesine bağlı Aile Sağlığı Merkezlerinde kaydı olan 1176 diyabetli yaşlı birey arasından kendilerine ulaşılabilen 280 diyabetli yaşlı birey oluşturmuştur.Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyabet Hastalarında Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır.Sağlık İnanç Modeli Ölçeği genel olarak değerlendirildiğinde diyabetli yaşlıların negatif sağlık inancına (3.99 ± 0.33) sahip oldukları görülmüştür. Öğrenim düzeyi ve hastalıkla ilgili bilgi almanın SİMÖ toplam puan ve alt boyut puan ortalamaları ile pozitif olarak ilişkili faktörler olduğu saptanmıştır. Düzenli şeker takibi yaptığını ifade eden yaşlıların SİMÖ toplam puan ve algılanan yararlar, algılanan engeller puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Beslenme tedavisine uyum gösterdiğini ifade eden yaşlıların algılanan engeller ve sağlıkla ilgili önerilen aktiviteler puan ortalamalarının, periyodik kontrollere düzenli olarak gittiğini ifade eden yaşlıların algılanan engeller puan ortalamalarının, düzenli olarak egzersiz yaptığını ifade eden yaşlıların ise algılanan yararlar puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Çalışma sonucunda diyabetli yaşlıların sağlık inançlarının ve dolaylı olarak diyabet tedavisine uyumlarının artırılması için diyabet öz yönetim eğitimine önem verilmesi, eğitim gereksinimlerinin saptanmasında SİMÖ'nin kullanılması ve sağlık inançlarını etkileyen faktörlerin niteliksel çalışmalarla incelenmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Yaşlı, Sağlık İnancı, Sağlık İnanç Modeli.
Spinal kord yaralanmalı bireye bakım verenlerin bakım verme yükü, stresle baş etme durumları ve algıladıkları sosyal desteğin belirlenmesi.
Çalışma, spinal kord yaralanmalı bireylere bakım verenlerin bakım verme yükünü, stresle baş etme durumlarını ve algıladıkları sosyal desteği belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma örneklemini, Aralık 2010-Nisan 2011 tarihleri arasında, TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'nde Omurilik Hasarı Rehabilitasyon Ünitesi'nde yatarak tedavi gören, parapleji ve tetrapleji tanısı almış hastalara, bakım vermekte olan 129 bakım veren oluşturmuştur. Veriler spinal kord yaralanmalı bireylerin ve bakım verenlerin demografik özelliklerine ilişkin veri formu, Barthel İndeksi, Bakım Verenlerin Reaksiyon Tanılama Ölçeği, Stresle Baş etme Tarzları Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için GATA Etik Kurulu'ndan, GATA Anket Kurulu'ndan ve TSK Rehabilitasyon Merkezi Bilimsel Çalışma İnceleme ve Müsaade Kurulu'ndan izin alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16.0 programı kullanılmıştır.Bakım verenlerin yaş ortalaması 41.19 ±13.82 olup, %72.9'ünün evli, %76.7'si bayandır. Spinal kord yaralanmalı bireylerin yaş ortalaması 34.45 ±15.27 olup, %82.9'u erkektir. En fazla travma nedeni ise trafik kazasıdır (%36.4). Bakım alanın bağımlılık derecesine göre, orta bağımlı bireye bakım verenlerin daha az finansal sorun yaşadıkları saptanmıştır. Bakım verme süresine göre, 5 ay ve altı bakım verenlerin daha az sağlık sorunu yaşadıkları saptanmıştır. Yaralanma derecesi komplet-A olan bireye bakım verenlerin aile desteği puanlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Günde 8 saatin üzerinde bakım verenlerin daha fazla sağlık sorunları yaşadıkları belirlenmiştir.Çalışmamızın bulguları bakım verenlerin bakım yükünü, sağlık ve finansal sorunları belirlemekle birlikte, bakım verenlerin algıladıkları sosyal destekleri gösterdiğinden multidisipliner evde bakım hizmetlerine duyulan gereksinimi açıkça ortaya koymaktadır. Ailelerle birlikte çalışan Halk sağlığı hemşireleri sağlık eğitimi, toplum destek hizmet danışmanlığı yapma ve bakım verenlerin bakım yükünü azaltmada önemli görevlere sahiptirler.
Baş boyun kanserli hastalarda fonksiyonel durum ve sosyal desteğin belirlenmesi
Araştırma, baş boyun kanserli hastalarda fonksiyonel durum ve sosyal desteğin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma evrenini Dr. Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji ve radyasyon onkoloji bölümlerine başvuran 145 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veriler, Fonksiyonel Yaşam Ölçeği(Kanser), Kanser Hastası Sosyal Destek Ölçeği ve araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan tanıtıcı özellikler anket formu kullanılarak toplanmıştır.Baş boyun kanserli hastaların fonksiyonel yaşam ölçeği ortalama puanları düşük (88.24±19.8), algıladıkları sosyal destek ortalama puanları yüksek bulunmuştur(132.27±14.8). Hastaların fonksiyonel yaşam alanları cinsiyet, medeni durum, yerleşim yeri, gelir durumu, bilgi alma durumu, tanı süresi, evresi, tedavisi, cerrahi tedavi, son cerrahi uygulanma zamanı, başka kronik hastalık varlığı ve baş etme düzeyinden , algılanan sosyal desteklerinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yerleşim yeri, gelir durumu, yardım alma durumu, bilgi alma durumu, tanı süresi, evresi, tedavisi, başka kronik hastalık, cerrahi tedavi, son cerrahi uygulanma zamanı ve baş etme düzeyinden etkilendiği saptanmıştır.(p<0.05) Her bir fonksiyonel yaşam ölçeği alt boyutu her bir sosyal destek alt boyutları ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur(p<0.01).Araştırmadan elde edilen bulgulara göre baş boyun kanserli hastalarda sosyal destek fonksiyonel durumun iyileşmesine katkı sağlamaktadır. Araştırma sonuçları doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Baş boyun kanseri, fonksiyonel durum, sosyal destek, hemşirelik, eğitim.
Onkoloji hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükü ve algıladıkları sosyal desteğin incelenmesi
Bu araştırma, kanser hastalarına bakım veren aile yakınlarının bakım verme yükü ve etkileyen faktörleri belirlemek ve bakım verenlerin algıladıkları sosyal desteğin bakım verme yüklerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmaya Ekim 2010-Haziran 2011 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi ve Onkoloji Servisine başvuran kanser hastalarına bakım veren 200 hasta yakını alınmıştır. Veri toplama aracı olarak soru formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Aileden Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ASD-AL) kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik dağılımlar, Independent-Samples t Test, One-Way ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Cronbach alfa analizi kullanılmıştır.Bakım verenlerin aile içindeki rol ve sorumlulukları, başka bir hastalığının olup olmaması, sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşama durumu ve bakımla ilgili destek alma durumu bakım yükü ortalama puanında istatistiksel olarak anlamlı olarak fark oluşturmuştur. Araştırmada başka bir hastalığı olan bakım verenlerin, bakım vermede ve sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşayanların, aile içindeki rol ve sorumlulukları etkilenenlerin ve bakım verirken destek almayanların bakım yükü puan ortalamaları yüksek bulunmuştur.Bakım verme yükü ile algılanan sosyal destek arasında negatif ilişki bulunmuştur (r =0.199 ve p=0.005). Bakım verenlerde sosyal destek azaldıkça bakım verme yükü artmıştır.Anahtar Kelimeler: Onkoloji, bakım verme yükü, algılanan sosyal destek
Kronik hastalığı olan hastalar ile bakım verenleri arasındaki yük algısının incelenmesi
Bu çalışmada kronik hastalığı olan hastalar ile bakım verenleri arasındaki yük algısının incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kolerasyonel özellikteki bu çalışma, Ocak 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında Burdur Devlet Hastanesine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden 400 hasta ve bakım vereni ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (Zarit Caregiver Burden Scale) ve Kendini Yük Olarak Algılama Ölçeği (Self-Perceived Burden Scale) ile yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen zarit bakım verme yükü ölçeği ortalama toplam puanı 23,91±17,24, bakım verenlerin yükünün hafif düzeyde olduğu bulunmuştur. Hastaların kendini yük olarak algılama ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması ise 23,06±10,29, hastaların kendilerini bakım verenlerine karşı yük olarak algıladıkları bulunmuştur. Hastaların kendini yük olarak algılama ölçeği ile bakım verenlerin zarit bakım verme yükü ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde çok güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=.850 p=.000). Sonuç olarak çalışmamız, kronik hastalığı olan hastalar ve bakım verenleri arasındaki yük algısını ölçmek, bakım verme ve bakım alma kavramları hakkında farkındalık yaratmak, bakım alma ile bakım verme sürecinde gelişebilecek yükün azaltılmasına yönelik girişimlerin planlanması ve geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.