Family practice
295 theses under this subject heading
Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi intörn doktorlarının prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumları
Prekonsepsiyonel bakım gebelik, anne ve çocuk sağlığı için risk oluşturabilecek faktörlerin gebelik öncesi dönemde tespit edilip en aza indirilmesi için uygun müdahalelerin sağlanmasıdır. Prekonsepsiyonel bakım koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır. Hekimlere bu bakımın sağlanmasında büyük görev düşmektedir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 01.05.2023 – 01.08.2023 tarihleri arasındaki intörn doktorlar oluşturmaktadır. Belirtilen sürede dönem 6'da 238 öğrenci mevcuttur. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 186 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ilk bölümünde katılımcıların sosyodemografik bilgilerini sorgulayan, ikinci bölümünde ise prekonsepsiyonel bakım hakkında soruların olduğu bir anket çözdürüldü. Katılımcıların 85'i (%45,7) erkek, 101'i (%54,3) kadındı. Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,4±1,3 olup yaş ortalaması kadınlarda 24,3±1,2 erkeklerde 24,5±1,3 olarak saptanmıştır. Prekonsepsiyonel bakım ve danışmanlık kavramını daha önce duyup duymadıkları sorgulandığında 125 (%67,2) katılımcı evet, 61 (%32,8) katılımcı ise hayır cevabını vermiştir. Prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanların %58'i fakülte derslerinde duyduğunu belirtmiştir. Düzenli egzersiz yapan katılımcıların doğru cevap sayısı, düzenli egzersiz yapmayan katılımcılara oranla anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. En çok yanlış yapılan sorular beslenmeyle ilgili sorular olmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre intörn hekimlerin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi düzeyleri oldukça düşüktür. İntörn hekimler olumsuz gebelik sonuçlarına neden olabilecek risk faktörlerini genel olarak biliyorlar fakat sadece gebelikte değil, gebelik öncesinde de önlem alınması gerektiği ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda bilgi düzeylerinin arttırılmasına ihtiyaçları vardır. Anahtar kelimeler: Döllenme Öncesi Bakım, İntörnlük, Aile Hekimliği, Tutumlar
Edirne il merkezinde yaşayan yaşlılarda sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisi
Yaşlılık dönemi çeşitli zorluklarla birlikte gelir. Bu süreçte aile, arkadaşlar ve toplumdan alınan sosyal destek, yaşlıların günlük yaşamlarına katılımını artırarak yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan yaşlı bireylerde sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 406 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, bireylerin sosyodemografik özellikleri, sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilgili bilgilerin sorgulandığı soruların yer aldığı, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşan toplam 52 soruluk anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışmamız 210 kadın, 196 erkek katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 71,59±6,37 saptanmıştır. Algılanan sosyal destek toplam puanı 58,83±13,29, Kısa form-12 yaşam kalitesi fiziksel bileşen puanı 45,06±10,83, mental bileşen puanı 49,75±10,17 olarak bulunmuştur. Araştırmamızın bulgularına göre; cinsiyet, bireyin ve eşinin eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ile sigara kullanım durumu, algılanan sosyal desteği anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Evli, yüksek eğitim seviyesine sahip, sosyal güvencesi bulunan, kendi evinde yaşayan, kronik hastalığı olmayan ve ilaç ya da yardımcı araç kullanmayan bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Aile hekimliğinin temel ilkeleri doğrultusunda yapılan biyopsikososyal değerlendirme, yaşlı bireylerin sosyal destek ihtiyaçlarını ve yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri anlamamızı sağlar. Aile hekimlerinin bu bütüncül yaklaşımı, yaşlılardaki sosyal destek eksikliğini belirleyerek bu desteğin artırılmasına olanak tanır. Böylece yaşlıların psikolojik iyilik hali ve sosyal katılımı güçlenir, bu da yaşam kalitelerini yükseltebilir. Anahtar kelimeler: yaşlı, sosyal destek, yaşam kalitesi, aile hekimliği
Tıp fakültesi 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinde mesleki benlik saygısı ve iletişim becerileri arasındaki ilişki
Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde klinik dönem öğrencilerinin iletişim becerileri ve mesleki benlik saygısı düzeylerini, bu kavramları etkileyen faktörleri ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 4., 5. ve 6. sınıfta öğrenim görmekte olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 456 öğrenciye, sosyodemografik özellikleri içeren ve iki farklı ölçme aracını kapsayan anket uygulanmıştır. Bulgulara göre, öğrencilerin iletişim becerileri genel olarak yüksek bulunmuş; yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, annenin eğitim durumu, sosyal etkinliklere katılım gibi faktörlerin bu beceriler üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Klinik deneyim süresi arttıkça iletişim becerilerinde artış gözlenmiş; özellikle altıncı sınıf öğrencileri daha yüksek puanlar almıştır. Mesleki benlik saygısı düzeyi literatüre göre yüksek bulunmuş; bu değişken cinsiyet, akademik başarı algısı, kariyer hedefi, tıp fakültesi tercih nedeni ve ekonomik koşullardan anlamlı düzeyde etkilenmiştir. İçsel motivasyonla meslek seçen öğrencilerin mesleki benlik saygısı daha yüksek, meslek değiştirmeyi düşünenlerin ise daha düşüktür. Çalışmada ayrıca iletişim becerileri ile mesleki benlik saygısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, tıp eğitiminde yalnızca bilişsel değil, duygusal ve sosyal gelişimi destekleyen bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymakta ve tıp öğrencilerinin mesleki kimlik gelişimini destekleyici programlara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Edirne il merkezindeki evlilik raporu için başvuran bireylerin cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyleri
Çalışmamızın amacı, Edirne il merkezindeki evlilik raporu almak için başvuran bireylerin cinsel sağlık bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Edirne il merkezinde bulunan 59 aile hekimliği birimine başvuran 380 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik özellikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bulaş yolları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma davranışları ile 40 maddeden oluşan Cinsel Sağlık Bilgi Testi'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 28.9±4,089 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %57,63'ü kadın, %42,37'si erkektir. Katılımcıların %74,5'i evlendikten sonra aile planlaması kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. En çok tercihe edilen yöntem kondom olup, seçim nedeni kolay kullanım olarak ifade edilmiştir. Cinsel sağlık bilgi testi puan ortalaması genel olarak orta düzeyde bulunmuş, kadınların puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Yapılan regresyon analiziyle öğrenim düzeyi (p<0,040), sağlık çalışanı olma (p<0,016), yerleşim yeri (p<0,007) ve aile planlaması düşüncesi (p<0,047) toplam puan üzerinde artırıcı etki göstermiştir (R2=0,026). Bilgiyi okuldan veya sağlık personelinden alanların puanı daha yüksektir. Katılımcıların çoğu evlilik öncesi cinsel sağlık eğitimi almak istediğini ve sağlık personelini en güvenilir kaynak olarak gördüğünü belirtmiştir. Sonuç olarak toplumda cinsel sağlık farkındalığını artırmak içim aile hekimleri ve sağlık personelinin aktif rol alması gereklidir. Aile hekimliği birimlerinde verilecek düzenli eğitimler, bireylerin sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli kazanımlar sunacaktır
Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki
Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 50-70 yaş arası hastalardan gaitada gizli kan testi pozitifliği olanlarda malignite saptanma oranları
Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser, her iki cinsiyette de tüm kanserler arasında sık görülen ve tarama sayesinde mortalite ve morbiditesinde azalma sağlanan bir kanser türüdür. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran hastalarda periyodik sağlık muayenesi kapsamında gaitada gizli kan testi pozitifliklerinde kolorektal kanser görülme sıklığını ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne sağlık kontrolü için başvuran 50-70 yaş arasındaki 119 kişi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, kolorektal kanser risk faktörleri ve kolorektal kanserde sık görülen semptomların sorgulandığı bir anket uygulandı. Hastaların hemogram, gaitada gizli kan testi, kolonoskopi sonuçlarıyla ve işlem sırasında biyopsi alınan hastaların patoloji sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 119 kişinin 62'si (%52,1) kadın, 57'si (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 61,0 ± 7,6 yaş idi. Tüm katılımcılardan 65 kişinin (%54,6) gaitada gizli kan testi pozitif saptandı. Araştırmaya katılanlardan 5 kişiye (%4,2) kolorektal kanser tanısı konuldu. Kolorektal kanser tanısı konan 5 kişinin (%100) gaitada gizli kan testi pozitif olup, gaitada gizli kan testi pozitif çıkan tüm hastalardaki malignite saptanma oranı, araştırmamızda %7,7 (n=5) olarak bulundu. Sonuç: Araştırmamızda gaitada gizli kan testi pozitifliği ve kolorektal kanser tanısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Kolay uygulanabilirlik ve maliyet etkinliği avantajları olan gaitada gizli kan testi, 50-70 yaş arasındaki kişilerin kolorektal kanser taramasında yararlıdır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi
Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların pnömokok, influenza, COVID-19 aşılanma oranları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri erişkinlerin pnömokok, influenza ve Covid-19 aşıları ile aşılanma oranlarını tespit etmek ve aşılanmayı etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızın katılımcıları Mayıs-Ekim 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri gönüllü erişkinlerdir. (n=200) Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu kendi tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmamızda son 1 yıl içinde influenza aşılanma oranı %24,5, son 5 yıl içinde pnömokok aşılanma oranı%42,0 ve Covid-19 aşılanma oranı %86,0 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda kronik hastalığa sahip olmanın influenza aşısı ile aşılanmayı arttıran faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların %80,0 'inin sürekli ilaç kullanmasını gerektiren en az bir kronik hastalığının olduğu belirlenmiştir. Pnömokok aşısı ile aşılanmayı etkileyen faktörler ise aylık gelir düzeyi ve düzenli aile hekimine gitme alışkanlığıdır(p<0.05). Çalışmada kişilerin %50,5 inin aile hekimine düzenli gitmediği görülmüştür. %91,5'inin aile hekimine ilaç yazdırmak için gittiği, %41,5'inin muayene olmak için ve %6,5 'in koruyucu sağlık hizmeti almak için gittiği görülmüştür. Çalışmada katılımcıların aşıları çoğunlukla basın-yayın organları aracılığıyla ve sosyal çevreden öğrendikleri görülmüştür. İnfluenza ve pnömokok aşılarını yaptırmayan katılımcıların çoğunluğu ihtiyaç hissetmediği için, doktor önermediği için ve aşıdan haberdar olmadığı için yaptırmamıştı. Covid-19 aşısı yaptırmayan bireylerin ise aşının yan etkilerinden korktuğu ve aşıyı güvenli bulmadıkları için yaptırmadıkları görüldü. Sonuç olarak; kişilerin aşılar hakkındaki farkındalığını arttırmak için aşılar hakkındaki önyargıları ve korkuları üzerine sağlık çalışanları ve medya birlikte hareket ederek kişilerin doğru bilgiye ulaşmaları sağlanmalıdır. Covid-19 Pandemisiyle mücadele ettiğimiz bu dönemde aşıların önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Halk, aşı programlarının önemi konusunda yeterince bilgilendirilirse, koruyucu sağlık hizmetlerinin aşılama hedeflerine daha kolay erişilecektir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi acil servis sağlık hizmetlerine başvuran hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanma durumlarının belirlenmesi
Ülkemizdeki acil servislerin yoğun olmasının en önemli nedeni acil servise çeşitli nedenlerle başvuran acil olmayan hastalardır. Acil servislerin uygunsuz kullanımı genel olarak "kazasız veya yaralanmasız gelişen, acil servis ihtiyacı olmayan ve birinci basamakta tedavi edilebilen sağlık sorunları için acil servislerin kullanılması" olarak tanımlanabilir. Bazı hastalar şiddetli semptomlarla bile herhangi bir sağlık hizmetine başvurmazken, bazıları hafif semptomlar için ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini ve acil servislerini tercih etmektedir. Bu da sağlık hizmetlerinin uygunsuz kullanımına yol açmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde yer alan aile hekimlerine, acil servislere başvuru nedenlerini ve sıklıklarını azaltmada önemli görevler düşmektedir. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servis yeşil alanda 01.11.2021-01.04.2022 tarihleri arasında başvuran 250 birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımını sorgulamak amacıyla yapıldı. 189 hastanın (%75,6) acile başvurmadan önce aile hekimine gitmediği, 143'ünün (%57,2) aile hekimine mesai dışında başvurmayı istediği, 217'sinin (%86,8) aile hekiminden memnun olduğu, acile şikayet olarak en sık üst ÜSYE sebebiyle (%24,4) başvuruldu görülmüştür. Aile hekimi tanıyanların ağırlıklı olarak >40 yaş grubunda olduğu, aile hekimine daha sık başvuranların kadınlar olduğunu belirledik. Eğitim düzeyi arttıkça, acil öncesi aile hekimine gitme oranının azaldığı görülmüştür. Literatür taramasında da benzer sonuçlar olduğunu görmekteyiz. Acilden önce aile hekimine giden 34 kişinin (%55,8) aile hekimi önerdiği için acile gittiği, acil için aile hekimine gitmeyen 90 kişinin (%47,6) kendisinin durumun acil olduğunu hissettiği için acil servisi tercih ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hastalara verilecek birinci basamak hizmetleri ile ilgili eğitim, hastaların mevcut klinikleri hakkında aydınlatılması, mesai saatlerinin dışında da hizmet verebilmesinin düzenlenmesi, birinci basamaktaki hekime olan güveninin artırılması ve birinci basamakta görüntüleme ve tetkiklerin genişletilmesi ile acil servislerdeki yeşil alan başvurusunun azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Acil Servis, Aile Hekimi
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde akılcı ilaç kullanımı ve etkileyen faktörler
Tıpta gelişmelerin artması ile daha fazla tanı ve tedavi şansı doğmaktadır. Bununla beraber piyasadaki ilaç sayısının artması ve ilaç kullanımının da artması söz konusudur. İlaçlar uygun kullanıldığında ne kadar yararlı ise yanlış kullanımlarında da bir o kadar zararlı olabilmektedir. Bu çalışma ile AİK bilgi düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Aralık 2021 – Mart 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne kontrol amaçlı veya bir şikayet üzerine başvuran 18 yaş ve üzeri gönüllü bireylerdir (n:308). Veriler katılımcılara literatür taranarak hazırlanan 40 soruluk anket formunun yüz yüze sorularak toplanmıştır. Anket formunda hastaların sosyo-demografik özellikleri, ilaç kullanım özellikleri, alışkanlıkları, kronik hastalıkları sorgulayan sorular ve Demirtaş ve ark. tarafından hazırlanan 21 soruluk AİK ölçeği bulunmaktadır. İstatistiksel analizleri yapmak için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılmıştır. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahip kişilerin ilkokul eğitim düzeyine sahip olanlara göre, şehir merkezi ve ilçe merkezlerinde yaşayanların diğer yerleşim yerinde yaşayanlara göre ve vitamin veya mineral takviyesi alanların vitamin veya mineral takviyesi almayanlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. (p<0,05). Çalışmamıza katılan kişilerin çoğu genç yaş ve eğitim seviyeleri yüksek kişilerden oluşmasına rağmen %17,8 oranında AİK bilgi düzeyleri yetersiz bulunmuştur. Bu noktada hekimlere ve devlete sorumluluk düşmektedir. Gerekli eğitimlerin planlanarak halka sunulması gerekmektedir. Bu şekilde AOİK'in önüne geçilebilir.
Tekirdağ Süleymanpaşa Aile Sağlığı Merkezlerinde sağlık çalışanlarının, çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyi ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesinde Aile hekimliği biriminde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Süleymanpaşa aile hekimliklerinde çalışan 116 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırmada tüm sağlık çalışanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Ancak 22 sağlık çalışanı araştırmaya katılmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Bu nedenle araştırma 94 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak ise "Çocuk istismarı ve ihmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırmada bulgularının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalama, ortanca, standart sapma kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının ölçek puanlarının normal dağılımının analizi için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucu veriler normal dağıldığı için parametrik testler kullanılmıştır. Buna göre bağımsız örneklemler için t- testi, Oneway Anova ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0.05 kullanılmış olup, iki yönlü ve %95 Güven aralığında değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Riskleri Tanımlama Ölçeği'ne ait genel puan ortalamasının 3.86±0.30 olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları bu doğrultuda incelendiğinde katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı konusunda ortalama bilgi düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar "Çocuk İhmal ve İstismarının Çocuktaki Fiziksel Belirtileri" alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip oldukları ve diğer alt boyutlar hakkında katılımcıların daha fazla bilgi edinmeleri gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. Araştırma sonunda sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi düzeylerine yönelik gerekli görüş ve öneriler sunulmuştur.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin obeziteyi önlemedeki etkisi
Obezite, olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili, multifaktöriyel bir hastalıktır. Hatalı beslenme ve fiziksel aktivite azlığının sebep olması, önlenebilir olduğunu düşündürmektedir. Polikliniğimize başvuranların sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi ve tutumları ile fiziksel aktivite düzeylerini belirleyerek obeziteyle ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefledik. Nisan - Eylül 2022 tarihlerinde 176 kadın, 125 erkek toplam 301 gönüllüye sosyodemografik bilgiler, beslenme ve fiziksel aktivite özelliklerini sorgulayan anket sorularına ilaveten Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form'u kullanılarak toplam 63 soruluk anket yüz yüze uygulanmıştır. Katılımcıların %20,3'ü obezdir. Katılımcılarımızın %33,9'unun inaktif ve %19,3'ünün ise çok aktif olduğu gözlenmiştir. SBİTÖ toplam puan ortalaması 77,8±11,6 olup, yüksek düzeydedir. Fiziksel aktivite seviyesi yüksek olanların daha düşük BKİ ve bel çevresine sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda, obezlerin normal kilolulara göre daha olumlu beslendikleri bulunmuştur. BKİ arttıkça beslenme bilgisi azalmış ve SBİTÖ puanlarının artmıştır. Özetle, çalışmamızda obez bireylerin daha olumlu beslendiklerini, ve fiziksel aktivite seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettik. Aile hekimleri, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları açısından konusunda önemli bir konumdadırlar. Aile hekimliğinde, nüfusumuzun sağlığının geliştirilmesinde bu konumumuzu güncel bilgiler ışığında, beceri ve deneyimlerimizi kullanabilmekteyiz. Fiziksel aktivite ve beslenme danışmanlığı sadece obeziteden korunma ve tedavisinde değil, sağlıklı kişilerin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça önemli ve maliyet etkin bir uygulamadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite
Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi
Akne vulgaris; psikolojik sorunlara neden olabilen, tanı ve tedavisi birinci basamakta yapılabilen kronik bir deri hastalığıdır. Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ölçülmesi ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra AYKÖ ve GADS uygulandı. Çalışmamıza 01.12.2021 ile 01.04.2022 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvuran AV tanılı 221 hasta katılmıştır. Hastaların %29,0'u akne nedeniyle dermatologdan önce aile hekimine başvurmuştur. Hastaların %4,5'i sevk ile dermatoloji polikliniğine gelmiştir. Çalışmamızda GADS skoru ile AYKÖ puanı arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadın hastaların AYKÖ puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Akne sebebiyle AH başvurusu yapan hastaların AYKÖ puanları, aile hekimine başvurmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çalışmamızda hastaların aile hekimine gitmeden dermatoloğa başvurduğu tespit edilmiştir. Hastalar bütüncül yaklaşımla biyopsikososyal açıdan değerlendirilmelidir. Akne tedavisinin aile hekimi tarafından başlanıp gerekli olduğunda dermatoloğa sevk edilmesinin hastaların yaşam kalitesini artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Akne Vulgaris, Yaşam Kalitesi, Aile Hekimi
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde bel ağrısı sıklığı, etkileyen faktörler ve bel ağrısının revizeoswestry bel ağrısı engellilik anketi ile değerlendirilmesi
Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarını işaret eden, vücudun herhangi bir yerinde başlayabilen, karmaşık bir multidisipliner deneyimdir. Ağrı; kişisel yaşantılarına, duygusal durumlarına ve çevresel etkilerine göre şekillenir. DSÖ, bel ağrısının , her yaş grubunda görülen ve tıbbi hizmetlere başvuruyu gerektiren yaygın bir hastalık olduğunu belirtmiştir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalara bakıldığında YBBA prevalansının %59-80 arasında değiştiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde yaşam boyu bel ağrısı sıklığı %70 'in üzerindedir. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran erişkinlerde bel ağrısı prevalansı ve olası katkıda bulunan faktörler araştırıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra ODİ skalası uygulandı. Çalışmamıza 01.05.2022-01.10.2022 tarihleri arasında polikliniğe herhangi bir neden ile başvuran 18-65 yaş aralığındaki 108'i erkek, 191'i kadın toplam 299 kişi katılmıştır. Çalışmamız da YBBA prevalansı %78,6 (n=235) olarak bulundu. Yaşamı boyunca bir veya daha fazla BA şikayeti olanların yaş ortalaması 38,57±11,54 idi. YBBA prevalansı; kadınlarda %84,8 (n=162), erkeklerde %67,6 (n=73) olarak bulunmuştur. Çalışmamıza katılanların VAS ağrı skalası ort. puanı 2,93±2,77 olarak bulunmuştur. VAS ağrı skalası ile meslek grupları kıyaslandığında hastane personeli ve hemşire/ebe grubunun ağrı skalası puanı diğer mesleklere göre daha yüksek bulunmuştur. Kadın cinsiyette ODİ skoru ortalaması 23,09±16,91 iken, erkeklerde 17,3±15,61'dir. ODİ skoru toplam puanı ile VKİ değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bireyi ve toplumu hem psiko-sosyal hem de maddi açıdan kötü etkileyen BA tedavisinde, risk faktörlerini belirlemek. BA oluşmadan yada akut olan BA kronikleşmeden risk faktörlerine yönelik gerekli koruyucu önlemleri almak. Mevcut riskler konusunda bireyleri bilgilendirmek ile bel ağrısı sıklığının önemli ölçüde azaltılabileceğini düşünmekteyiz.
Aile hekimliğine başvuran erişkin yaş gurubunda, gündüz uykululuk hali ve obstrüktif uyku apnesi farkındalığının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran 18–65 yaş aralığındaki bireylerde Obstrüktif Uyku Apnesi (OUA) farkındalığının, gündüz aşırı uykululuk hali ile ilişkili semptomların ve sosyodemografik-etiyolojik faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı. Ayrıca, Berlin Anketi, STOP-Bang ve Epworth Uykululuk Ölçeği gibi tarama testlerinin farkındalık düzeyi ile ilişkisi incelendi. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan bu araştırmaya Konya ili Ereğli ilçesi 1 Nolu Aile Sağlığı Merkezine 01.01.2024–01.07.2024 tarihleri arasında başvuran, gönüllülük esasına göre katılmayı kabul eden 18–65 yaş arası 375 birey dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, OUA farkındalık anketi, Berlin Anketi, STOP-Bang ve Epworth Uykululuk Ölçeği uygulandı. Veriler SPSS 25.0 programında analiz edildi, kategorik değişkenler için ki-kare testi, sürekli değişkenler için t-testi ve ANOVA kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 43,12±11,0 yıl olup, %51,2'si erkekti. Berlin Anketi'ne göre bireylerin %21,6'sı yüksek risk grubundaydı. Yüksek risk grubunda yaş ortalaması daha yüksek, erkek cinsiyet oranı fazla, boyun çevresi, kilo ve VKİ değerleri belirgin şekilde daha yüksekti. STOP-Bang sonuçlarına göre katılımcıların %31,5'i orta ve yüksek risk grubundaydı; erkek cinsiyet, ileri yaş, obezite ve geniş boyun çevresi ile anlamlı ilişkiliydi. Epworth Uykululuk Ölçeği'ne göre bireylerin %16'sında aşırı gündüz uykululuğu saptandı, ancak bu durum Berlin ile ilişkili iken STOP-Bang ile anlamlı bulunmadı.Farkındalık açısından katılımcıların %67,5'i OUA'yı duymuştu, fakat tanı bilgisi olanların oranı %36, polisomnografi (PSG) bilgisine sahip olanların oranı %17, CPAP cihazı kullanan tanıdık bilgisine sahip olanların oranı ise %19 idi. Eğitim seviyesi yükseldikçe, sağlık çalışanı veya eğitimci olmak ve gelir düzeyinin artmasıyla farkındalık düzeyinin belirgin şekilde yükseldiği görüldü. OUA'yı bilenlerde kilo, VKİ ve bel çevresi gibi antropometrik ölçümlerin daha düşük olduğu saptandı. Klinik açıdan, hipertansiyon ve burun tıkanıklığı yüksek risk grubunda anlamlı şekilde daha sık bulundu; kardiyovasküler hastalıklar da bu grupta daha yaygındı. Sonuç: Çalışmamız, birinci basamak sağlık hizmetine başvuran bireylerde OUA farkındalığının sınırlı düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Eğitim, meslek ve gelir düzeyi farkındalığın en güçlü belirleyicileri arasında yer almaktadır. OUA riskini artıran obezite, hipertansiyon ve nazal tıkanıklık gibi faktörler farkındalığı ve tanı sürecini doğrudan etkilemektedir. Berlin ve STOP-Bang ölçeklerinin birbirleriyle güçlü uyum gösterdiği, Epworth Uykululuk Ölçeği'nin ise özellikle subjektif semptomlarla ilişkili olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak, OUA farkındalığının artırılması, erken tanının sağlanması ve riskli bireylerin polisomnografi merkezlerine yönlendirilmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerine önemli görevler düşmektedir. Halk sağlığı eğitim programlarının yaygınlaştırılması, özellikle düşük eğitim ve gelir düzeyine sahip gruplarda farkındalığın artırılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif uyku apnesi, farkındalık, birinci basamak sağlık hizmeti, sosyodemografik özellikler.
Samsun ilindeki aile hekimliği asistanlarının periyodik sağlık muayeneleri hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Sağlığın korunması ve iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek koruyucu sağlık hizmetlerinin, periyodik sağlık muayeneleri ile geliştirilmesi amaçlanmıştır. Periyodik sağlık muayenesi (PSM); kişileri, yaşadıkları toplumdaki mortalite ve morbiditeyi en çok etkileyen rahatsızlıkların risk faktörlerine yönelik, kişinin cinsiyet ve yaş gruplarına göre kanıta dayalı olarak muayene ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesi, danışmanlık ve hasta eğitimi faaliyetleri ile bağışıklamayı da kapsayan hizmet sunumudur. Çalışmamızın amacı Samsun ilinde görev yapan ve ileride birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütecek olan aile hekimliği asistanlarının, Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" rehberine yönelik bilgi düzeylerini belirlemek ve bu konunun toplum sağlığı açısından önemini ve gerekliliğini vurgulamaktır. Gereç Yöntem: Analitik, kesitsel nitelikte planlanmıştır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde çalışan 114 tam zamanlı aile hekimliği uzmanlığı (AHU), 23 sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı (SAHU) olmak üzere toplam 137 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Veriler, 2015 yılında yayınlanan Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" adlı kılavuzdaki öneriler doğrultusunda, bu çalışmanın araştırıcıları tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmış olan veri toplama formundan elde edilmiştir. Veri toplama formumuzda ilk 14 soru, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ilgili olup devamındaki 65 soru PSM hakkındadır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 25.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Games-Howell Post-Hoc testi, chi square test kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 137 kişilik evrende; 97 AHU, 21 SAHU asistanı olmak üzere toplamda 118 kişiye ulaştık. Katılımcıların %82,2'si (n= 97) AHU asistanı olup %17,8'i (n= 21) SAHU asistanıdır. Hekimlerimizin yaş ortalaması 30,58'dir. Hekimlerin %55,9'u (n= 66) kadın %44,1'i (n= 52) erkektir. Hekimlerin %41,5'i (n= 49) aile sağlığı merkezinde (ASM) çalışmış olup %58,5'i (n= 69) hiç ASM'de çalışmamıştır. PSM toplam bilgi puanında hekimlerin ortalaması 65 puan üzerinden 51,72±6,11'dir. PSM toplam bilgi puanı ile AHU asistanlarının aile hekimliği asistanlığında geçirdikleri yıl arasında düşük düzey pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (rho= 0,243 p= 0,016). Yaşı 40 yaş üstü olan hekimlerin (n= 9) diğer gruplara kıyasla PSM toplam bilgi puanı daha yüksek bulunmuştur (p= 0,047). Çalışmamızda hekimlerin, hekimlik yaptıkları yıl ile PSM toplam bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p= 0,032). PSM toplam bilgi puanı ile ilgili rehberi okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (KW= 9,341 p= 0,025). ASM'de çalışma deneyimi daha fazla olan (6 yıl ve üzeri) hekimlerin PSM toplam bilgi puanı diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur (p= 0,015). Asistanlık tipi SAHU olanların (n= 21) AHU olanlara (n= 97) kıyasla PSM toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (Z= -2,481 p= 0,013). Sonuç: Aile hekimlerinin PSM hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterliliği, koruyucu sağlık hizmetleri adına önem arz eder. İlgili rehberi okuma durumunun, meslekteki tecrübe ve pratiğin, ASM'de çalışma deneyiminin, AHU asistanlığında geçirilen sürenin PSM bilgi düzeyi üzerinde olumlu etkisi olduğunu saptadık. PSM'nin sahada standardize edilmesi adına bulgularımızın, aile hekimliği asistan eğitiminin gelecekteki güncellemelerinde ve eğitim içeriğindeki önceliklendirmede pay sahibi olmasını diliyoruz. Anahtar kelimeler: Periyodik sağlık muayenesi, Aile hekimliği, Koruyucu sağlık hizmetleri, Bilgi düzeyi
Kapsamlı palyatif bakım servisine yatışı yapılan hastaların analizi- 1 yıllık deneyimimiz
Amaç: Palyatif Bakım Servisleri (PBS) hızlı bir gelişim sürecindedir. Palyatif bakım (PB) her ne kadar yatağa bakımlı kalmış veya kendi kendine yetemeyen her hastaya hitap etse de esas ilgi alanı kanser hastaları ve yakınlarıdır. Bu çalışmada, aile hekimliği kliniğince yürütülmeye başlandığı zamandan itibaren Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH), Kapsamlı PBS'ne yatan hastaları değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, retrospektif dizayndaki çalışmanın evrenini SEAH Kapsamlı PBS'ne 01 Aralık 2019 - 01 Aralık 2020 tarihlerinde yatışı yapılan tüm PB hastaları oluşturmuştur. Hastaların özel bilgileri paylaşılmadan, cinsiyet, yaş, meslek, kan grubu, tanı, tarafımıza nereden konsulte edildiği, kaç gün servis hizmeti aldığı, kaç kez yatış yapıldığı, vefat eden sayısı, yatış nedeni, görüntüleme yöntemleri istemleri, özellikli girişimsel işlemler, hangi şehirden, ilçelerden yattığı bilgileri otomasyon sistemi yardımı ile toplanıp, SPSS paket programında analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınanların yaşları ortalaması 76,3±12,9 yıl olup kadın cinsiyet oranı %51,3'tür. Kişilerin kan gruplarının büyük çoğunluğu %36,9 ile A Rh+ olduğu saptanmıştır. Kişilerin ortalama yatış süreleri 12,0±10,4 gün olup % 46.7 ile en çok kış aylarında yatış yapıldığı saptanmıştır. Kişilerin %62,8'i hastaneden taburcu olmuşken, %21,7'sinin vefat ettiği saptanmıştır. Kişilerin büyük çoğunluğunun Samsun ilinde ikamet ettiği (%93,1), Samsun ilinde ikamet edenlerin %72,4'ünün de merkez ilçelerde yaşadığı saptanmıştır. Kişilerin yarısına yakının yatış sebebi beslenme eksikliği yer aldığı saptanmıştır. Kişilerin ilk 3 sıradaki primer tanı dağılımları sırayla Akciğer kanseri (%15,8), SVO (%14,8) ve Alzheimer (%14,1) olduğu saptandı. Sonuç: Aile hekimliği kliniğince yürütülmeye başlanan servisin yatan hastalar özelinde ilk düzenli sonuçları çıkarılmış olmuş, primer tanılar, yatış tanıları, kabul şekilleri, yatış yapılan klinikler, özellikli girimsel işlemler yapılıp yapılmadığı, konsultasyon alma-isteme oranları değerlendirip aile hekimliği bakış açısıyla yürütülen serviste gerçek palyatif bakım hastalarına hizmet verilmiştir. Samsun ilinden ve merkez ilçelerden daha fazla yatış yapıldığı, acil departmanı ve yoğun bakım departmanlarından daha fazla konsultasyon istendiği, görüntüleme ihtiyacı olarak direkt grafi istenen hastaların daha fazla vefat ettiği saptanmıştır.
Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı hastaların proton pompa inhibitörü kullanımlarının akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesi
Amaç: PPİ ilaçlar, mide asidini bloke ederek etki gösteren, dünyada ve ülkemizde 1980'lerden bugüne en sık reçete edilen ilaçlardandır. Her yaş grubunda kullanılabilmekte olup, tedavisi mide asit inhibisyonu yolu ile seyreden hastalıklarda elimizdeki en potent ilaç grubudur. PPİ ilaçlar, endikasyon dışında ve uzun sürelerde kullanılabilen ilaçlardır. Literatür verileri PPİ kullanım oranlarının ülkemizde 2022 yılında yaklaşık %40 olduğu göstermektedir. Bu çalışma ile Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların PPİ kullanım prevalansını, uygunsuz PPİ kullanım sıklığını, hastaların PPİ kullanım davranışlarını ve bilgi düzeylerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve prospektif olarak dizayn edilmiştir. Çalışma 01.12.22- 01.03.2023 tarihleri arasındaki 3 aylık süreçte gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine (ASM) kayıtlı kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, mide koruyucu ilaçlar ile ilgili bilgi düzeyleri ve kullanım alışkanlıkları ile ilgili 35 soruluk veri toplama formu yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (version 25.0. SPSS Inc.. Chicago. IL. USA) programı kullanılmıştır. P değeri için p<0,05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %38,1'inin piyasadaki mide koruyucu ilaç isimlerini bilmediği saptanmıştır. Mide koruyucu ilaç isimleri bilenlerin en çok bildiği ilacın Lansoprazol olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %86,7'si mide koruyucu ilaçların doktor önerisi ile kullanılması gerektiğini düşündüğü tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,1'i çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunduğunu belirtmiştir. Çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunma durumunun eğitim düzeyiyle ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,002). Mide koruyucu ilaçların en sık reçete edildiği branşın (%37,8) Aile Hekimliği olduğu bulunmuştur. En sık uygunsuz PPİ kullanımının (8 haftadan uzun süre) olduğu branşın ise (%34,7) İç hastalıkları olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan hastaların %39,2'sinin daha önce hiç mide koruyucu ilaç kullanmadığı saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların çeyreğinden fazlası mide koruyucu ilaç isimlerini bilmemektedir. Katılımcılar arasında en sık görülen sindirim sistemi hastalığı GÖRH'dir. Katılımcıların yarısından fazlası mide koruyucu ilaç fiyatlarını bilmemektedir. Katılımcıların mide koruyucu ilaç yan etkileri hakkında bilgi düzeyinin düşük olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçların aç karnına kullanılması gerektiğini bilmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaç tedavisine hekim önerisi ile başlanması gerektiğini düşünmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçlarını reçeteli tedarik etmektedir. Günümüzde kontrolsüz PPİ kullanımı küresel bir halk sorunu haline gelmiştir. Bu sorunu aşmak için toplumun, eczacıların ve hekimlerin bilinçlendirme çalışmaları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, proton pompa inhibitörleri, uzun süre kullanım, aile hekimliği.
Samsun ilinde çalışan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, Samsun ilinde görev yapan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi düzeylerini, tutumlarını ve klinik pratikteki davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Samsun ilindeki Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan 220 aile hekimi ile yürütülmüştür. Veriler, hekimlerin sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini (10 soruluk test), tutumlarını, öz-yeterliklerini ve davranışlarını sorgulayan bir anket formu ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA, Korelasyon ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır (p<0,05). Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 43,4 ± 7,8 yıl olup, %60,5'i erkek, %50,5'i pratisyen hekimdir. Bilgi testi puan ortalaması 5,9 ± 2,0 (%59 başarı) olarak bulunmuştur. Özellikle "güvenli olmayan analjezik" (Aspirin) (%70,0 yanlış), "tercih edilen antiepileptik ilaç" (%72,3 yanlış) ve "güvenli antidepresan" (%51,4 yanlış) gibi kritik konularda ciddi bilgi eksiklikleri saptanmıştır. Hekimlerin %61,4'ü LactMed® gibi kanıta dayalı veritabanlarını hiç duymamıştır. Hekimlerin %45,4'ü (bazen/sık sık/her zaman) annelere ilaç kullanmaya başlayınca emzirmeye ara vermelerini önermektedir. Aile hekimliği uzmanlarının ve SAHU asistanlarının bilgi puanları, pratisyen hekimlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,017). Yüksek bilgi düzeyine sahip olmayı en güçlü öngören faktörler uzmanlık durumu (Uzman OR=3,92) ve öz-yeterlik puanı (OR=2,76) olmuştur. Cinsiyet (p=0,41) ve çalışılan bölgenin (p=0,896) bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç: Samsun ilindeki aile hekimlerinin emzirme döneminde ilaç kullanımı konusunda bilgi düzeyleri orta seviyede olup, özellikle kritik ilaç gruplarında geliştirilmeye açıktır. Bilgi düzeyi, uzmanlık eğitimi ve hekimin kendine güveni (öz-yeterlik) ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Güvenilir bilgi kaynaklarının (örn. LactMed®) bilinirliği ve kullanımı artırılmalı, hekimlere yönelik sürekli eğitim programları düzenlenmelidir.
Türkiye'de akut gastroenterit vakalarında reçete bilgi sistemine göre reçeteleme paterninin izlenmesi ve Ankara ili örneğinde antibiyotik reçetelenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma ile yaygın görülen enfeksiyon hastalıklarından olan Akut Gastroenteritte (AGE) antibiyotik reçetelemesine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde tüm Türkiye'de Aile Hekimlerinin 2013-2018 yılları arasında AGE tanısıyla oluşturdukları protokollerin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci kısımda ise Ankara ili genelinde Aile Hekimlerinin 2016-2018 yılları arasında oluşturdukları protokoller, ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Sadece AGE tanısıyla oluşturulan reçetelerde bu tanılar için rehberlere göre antibiyotik kullanma endikasyonu olup olmadığı da değerlendirilmiş ve reçetelerdeki bazı özellikler ile antibiyotik bulunma durumu arasındaki olası ilişkilerin doğrulaması yol analizi ile yapılmıştır. Türkiye genelinde antibiyotik bulunan reçete yüzdesi 2013 yılında %62,6 iken 2018 yılında bu değerin %44,3'e gerilediği görülmüştür. Antibiyotik bulunan reçete yüzdesinin yaz aylarında arttığı tespit edilmiştir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi antibiyotik bulunan reçete yüzdesi en yüksek olan bölgedir. Erkek hekimler (%65,1-%46,7) kadın hekimlerden (%56,2-%38,1), pratisyen hekimler (%63,1-%44,4) aile hekimi uzmanlarından (%51,7-%33,9), erkek hastalar (%63,4-%44,6) kadın hastalardan (%61,6-%44,0) daha yüksek antibiyotik reçeteleme yüzdesine sahiptir. Ankara ili için yapılan değerlendirmeye göre hekimin yaşının artması akılcı olmayan antibiyotik reçetelenmesi durumunu azaltırken hastanın yaşının artması artırmaktadır. Akılcı olmayan antibiyotik reçetelenmesi durumunu, referans kategorilere göre yaz mevsimi 1,275 kat, sonbahar mevsimi 1,075 kat, 2016 yılı 1,354 kat, 2017 yılı 1,118 kat, erkek hekim 1,391 kat, erkek hasta 1,030 kat artırmaktadır. Hekimin çalıştığı yer, uzmanlık ile akılcı olmayan antibiyotik reçetelemesi durumu arasındaki ilişkiyi değiştirmektedir. Merkez olmayan ilçede çalışan uzman hekimlerde akılcı olmayan antibiyotik reçetelenmesi durumu 2,185 kat, merkez ilçede çalışan pratisyen hekimlerde 1,508 kat, merkez olmayan ilçede çalışan pratisyen hekimlerde 2,219 kat fazladır. Hekimin erkek olması ile akılcı olmayan antibiyotik reçeteleme durumu arasındaki ilişkide merkez olmayan ilçenin kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. AGE tanılarında antibiyotik reçetelemesi konusundaki düzeltici faaliyetlerin planlanmasında bölge, hekim ve hasta özelliklerinin göz önünde bulundurulmasının önemli olduğu düşünülmüştür.
Otomatik madde üretiminin aile hekimliği alanına uygulanması ve üretilen maddelerin niteliğinin incelenmesi
Çoktan seçmeli maddeler, tıp eğitiminde kullanılan birçok değerlendirmenin temelini oluşturmaktadır. Geleneksel yaklaşımlarla madde yazımı ise oldukça zaman alıcı ve zor bir süreçtir. Bu nedenle, çalışmanın temel amacı, yapay zekâ modellerinden ChatGPT-4 ile koruyucu hekimlik uygulamaları kapsamında olgu temelli çoktan seçmeli maddeler üretmek ve üretilen maddelerin psikometrik özelliklerini incelemektir. ChatGPT-4 ile üretilen 25 madde, alan uzmanları tarafından incelenmiş ve nitelikli bir çoktan seçmeli maddenin sahip olması gereken özellikleri taşımayan 20 madde çalışmadan çıkarılmıştır. Kalan beş madde, 110 aile hekimliği uzmanlık öğrencisine uygulanmış ve klasik test kuramı kapsamında madde istatistikleri elde edilmiştir. Alan uzmanlarının yaptığı değerlendirmeler, üretilen maddelerin kök ve seçeneklerinin nitelikli madde yazım kurallarına uygun olduğunu, ancak çeldiricilerin güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Uzmanlık öğrencilerinin verdiği cevaplar doğrultusunda hesaplanan madde istatistikleri ise bir maddenin kolay ve ayırt edici olmadığını, diğer dört maddeden birinin kolay, diğer üçünün ise ortalama güçlükte olduğunu ve bu maddelerin ayırt edici olduğunu göstermiştir. Çeldirici analizleri, öğrencilerinin %97,3'ünün doğru cevapladığı madde için çeldiricilerin çalışmadığı, diğer dört maddede ise çeldiricilerin bir ya da ikisinin öğrencilerin %5'inden daha azı tarafından işaretlendiği bulunmuştur. Sonuç olarak, tıp eğitiminde olgu temelli çoktan seçmeli madde yazma konusunda ChatGPT'nin alan uzmanlarına yardımcı olabileceği, ancak üretilen maddelerin uzmanlar tarafından gözden geçirildikten sonra kullanılması gerektiği söylenebilir.
Sürekli ilaç kullanan bireylerin akılcı ilaç kullanımına birinci basamakta verilen bireysel eğitimin etkisi: Müdahale çalışması
Akılcı olmayan ilaç kullanımı ülkemizde ve dünyada ciddi bir sorundur. Toplumun bu konudaki bilgi ve farkındalığını artırarak akılcı ilaç kullanımını (AİK) teşvik edecek eğitim müdahalelerine ihtiyaç vardır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Aile Hekimliği Birimi'nde, sürekli ilaç kullanan 45-74 yaş arası bireylerde AİK eğitiminin etkisini değerlendirmek amacıyla 1 Mart 2023-16 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Non-randomize eşleştirilmiş kontrollü bir müdahale araştırması olan çalışmada veriler, araştırma ve kontrol kollarından sosyodemografik bilgiler ve Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği'ni (AİKÖ) içeren anket formlarıyla toplanmış; araştırma kolundaki katılımcılara başvuruda birebir "Akılcı İlaç Kullanımı Bireysel Eğitim Sunumu" yapılmış ve "Akılcı İlaç Kullanımı Hasta Broşürü" verilmiştir. Eğitim müdahalesinin AİK üzerindeki etkisi, eğitimden üç ay sonra AİKÖ ile değerlendirilmiştir. Son görüşmede kontrol kolundaki bireylere de "eşitlik ilkesi" doğrultusunda hasta broşürü verilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırma kolundan 179, kontrol kolundan 186 olmak üzere 365 kişi çalışmayı tamamlamıştır. Kollar arasında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve sürekli kullanılan ilaç sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Araştırma ve kontrol kollarının AİKÖ ön test ve son test puanları karşılaştırıldığında, araştırma kolunda eğitim müdahalesi sonrası AİKÖ puanlarında anlamlı bir artış olduğu, kollar arasında ise araştırma kolunun son test puanlarının kontrol koluna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p=0,001). Multinominal lojistik regresyon analizine göre, eğitim müdahalesi sonrası araştırma kolunda yer alan katılımcıların AİK düzeyi kontrol koluna göre 2,3 kat fazla artmıştır (p=0,012). Cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, hanedeki kişi sayısı ve polifarmasi durumunun AİK düzey değişimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları eğitim müdahalesinin katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve polifarmasi durumundan bağımsız olarak AİK üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bütüncül, kapsamlı yaklaşım çerçevesinde çalışmamızda birinci basamak şartlarında uyguladığımız müdahalenin olumlu sonuçlarıyla beraber akılcı olmayan ilaç kullanımını önleyebilecek bir müdahale türü olduğu düşünülmektedir.
Tütün ürünü kullanan bireylerin sigara bırakma polikliniğine başvuru durumlarının kardiyovasküler hastalık risk farkındalıkları ile ilişkisi
Günümüzde dünyada 1 milyar kişi tütün ürünü kullanmaktadır ve tüm ölümlerin %12'si tütün kullanımı ile ilişkilendirilmektedir. Dünyada ölümlerin %32'si kardiyovasküler hastalıklar nedeniyledir; kardiyovasküler hastalık kaynaklı ölümlerin ise %30 kadarı sigaradan kaynaklanmaktadır ve aralarında kuvvetli bir doz bağımlı ilişki bulunmaktadır. Sigarayı bırakanların %62,4'ü bir sağlık problemi sebebiyle bıraktığını ifade etmiştir. Sağlığı koruma isteğinin sigara bırakmada en önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Tütün ürünü kullanan ve hiç sigara bırakma polikliniği başvurusu olmayan kişiler ile sigara bırakma polikliniğine başvurusu olan kişilerin kardiyovasküler hastalıklar açısından risk farkındalıkları arasında farklılık olup olmadığını ortaya koymak amacıyla planladığımız bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup araştırmaya Hacettepe Üniversitesi Aile hekimliği polikliniklerine ve sigara bırakma polikliniğine 05.04.2023-22.06.2023 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üstü ve tütün ürünü kullanan 183 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara kardiyo-vasküler hastalık risk farkındalığı değerlendirme (KHFRD) ölçeği anket formunda uygulanmıştır. Elde edilen veriler çalışma hipotezimizle uyumlu olmuştur. Çalışma grubu olan sigara bırakma polikliniğine başvuran grubun, kontrol grubu olan tütün ürünü kullanan ancak hiç sigara bırakma poliklinik başvurusu olmayan gruba göre anlamlı düzeyde kardiyovasküler hastalık risk farkındalık düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. KHRFD ölçek toplam puanı ortalaması çalışma grubunda 41,57 (±4,46), kontrol grubunda 37,65 (±7,40) idi ve aralarındaki fark anlamlı olarak saptanmıştır. (p<0,001). Bu çalışmadan elde edilen bulgular, bireylerin belirli kişisel KVH risk faktörleri hakkında bilgilendirilmesinin, koruyucu sağlık davranışlarının benimsenmesini kolaylaştırabileceği fikrini desteklemektedir.
Aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimi hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları
Bu çalışmada Türkiye'de çalışan aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri ile ilaçlar arasındaki etkileşimler hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeyini değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya 367 aile hekimi dahil edilmiştir. Araştırmamızın evrenini Türkiye'de aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olan araştırma görevlileri, aile hekimi olarak çalışan pratisyen ve uzman hekimler oluşturmaktadır. Çalışmamız 6 Nisan 2023– 16 Nisan 2023 tarihleri arasında online olarak Google Forms (Google LLC, Mountain view, CA) üzerinden yürütülmüştür. Anketimiz aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimleri (VMTİE) hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeylerini değerlendiren 56 sorudan oluşmaktadır. Çalışmamızda aile hekimlerinin %91,5'inin hayatının herhangi bir döneminde vitamin/mineral takviyeleri (VMT) kullandığı, %92,9 'unun ise hastalarına VMT önerdiği bulunmuştur. Aile hekimlerinin Vitamin B9, vitamin B12, vitamin D gibi vitaminleri ve çinko, magnezyum, kalsiyum gibi mineralleri hastalarına önerme durumu kendilerinin kullanma durumundan anlamlı olarak daha fazladır (p<0,001). Aile hekimlerinin %39,3'ü hastaları kendisine soru sormadan vitamin/mineral takviyesi- ilaç etkileşimi konusunda hastalarına her zaman bilgi verdiğini belirtmiştir. Hastalara daha az sıklıkla bilgi veren hekimlerin aile hekimliği uzmanı olarak hizmet süresi daha fazladır. Aile hekimlerinin %41,3'ü hastalarından vitamin/mineral takviyesi-ilaç etkileşimi konusunda "bazen" soru aldığını belirtmiştir. Hastalarından VMTİE hakkında soru alma ve hastalarına VMTİE hakkında bilgi verme durumu, VMTİE hakkında kendi bilgi düzeyini değerlendirme durumu ile karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, VMTİE hakkında bilgi düzeyinin daha iyi olduğunu düşünen hekimlerin hastalardan da bu konuda daha çok soru aldıkları ve hastalarına daha çok bilgi verdikleri görülmüştür. Aile hekimlerinin %82,8'i hekimliği süresince VMTİE ile karşılaşmadığını belirtmiştir. Bilgi düzeyi yüksek olan hekimler VMTİE ile daha fazla karşılaşan hekimlerdir. Araştırmaya katılan hekimlerin VMTİE hakkında bilgi düzeyi %41,3 (n=151)'ünün orta, %29,8 (n=109)'nin yüksek, %29 (n=106)'unun düşük olarak saptanmıştır. Sonuç olarak aile hekimlerinin büyük çoğunluğunun VMT kullandığı ve önerdiği; buna karşılık bilgi düzeylerinin yüksek olmadığı, bilgi düzeylerinin tutumlarını etkilediği, bilgi düzeylerinin hizmet süresi ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi alma durumundan bağımsız olduğu görülmüştür.