Anatomy

288 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Yaban domuzunda articulatio genus'un anatomik ve morfometrik olarak incelenmesi

Bu tez tez çalışmasında evcil domuzun atası olarak bilinen yaban domuzunda articulatio genus'un yapısının anatomik ve morfometrik olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında materyal olarak 4 adet dişi ve 6 adet erkek olmak üzere 10 adet yaban domuzunun sağlı sollu articulatio genus'u kullanıldı. Bu amaçla öncelikle eklemin pasif normal eklem hareket açıları gonyometre ile ölçüldü. Daha sonra materyallerin radyografik görüntüsü alındı. Radyografik çekimden sonra materyaller tespit için %10'luk formaldehit solüsyonunda bekletildi. Tespit işleminden sonra eklemin oluşumuna katılan kemik, meniscus ve ligamentlerin makro anatomik ve morfometrik incelemeleri gerçekleştirildi. Femur'un distal kısmında bulunan önde trochlea ve arkada lateral ve medial kondiller incelenerek çeşitli ölçümler yapıldı. Trochlea'nın labium'larının aynı büyüklükte olduğu, kondillerin de belirgin bir büyüklük farkı göstermediği tespit edildi. Tibia'nın proksimalinde lateral kondilin yamuk, medial kondilin ise üçgen şeklinde olduğu, tuberculum intercondylare laterale'nin daha yüksek olduğu tespit edildi. Tuberositas tibia üzerinde sığ bir oluğun var olduğu görüldü. Patella'nın ön yüzünde ve yan yüzünde apex-basis genişlik farkının daha belirgin olduğu, fibula'nın eklem yüzünün tüm materyallerde düz olduğu tespit edildi. Menisküslerin "C" harfine benzediği, ancak meniscus medialis'in lateralis'e göre daha dış bükey olduğu saptandı. İç bükey kenarları ince iken dış bükey kenarlarının kalın şekillendiği görüldü. Diz eklemine ait ligamentlerin iyi gelişmiş olduğu gözlendi. Ligamentum patellae'nin tek parça olduğu tespit edildi. Radyolojik incelemede kemik yapıların çeşitli yönlerden görüntüsü elde edildi. Gonyometrik ölçümlerde sağ ve sol taraf açısından önemli bir farkın olmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Diz Eklemi, Gonyometre, Radyografi, Yaban Domuzu

AnatomiAnatomi-veteriner hekimlikArticulatio genus+3
İshak Doğan
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Crenosciadium siifolium ve glaucosciadium cordifolium (apiaceae)'un farmasötik botanik yönünden araştırmaları

Bu çalışmada Apiaceae (Umbelliferae) familyasına ait Türkiye'de doğal olarak yetişen biri endemik ve tehlike kategorisi (EN) olmak üzere iki monotipik tür olan Crenosciadium siifolium Boiss. et. Heldr. ve Glaucosciadium cordifolium (Boiss.) Burtt. & Davis, farmasötik botanik yönden araştırılmış ve bu türlerin morfolojik, anatomik, palinolojik özellikleri ayrıntılı olarak ışık ve taramalı elektron mikroskobunda (SEM) ortaya konmuştur. Kimyasal çalışmalarımızda ise bitkilerin yağ verimleri belirlenip, uçucu yağ analizleri yapılarak, antimikrobiyal etkilerine bakılmıştır. Türlerin morfolojik özelliklerini belirlemek amacıyla genel görünüşleri, çiçek durumu, tek çiçek, meyve ve meyveye ait kısımlar çizilmiş, doğal ortamlarında çekilen fotoğraflarıyla birlikte verilmiştir. Ayrıca meyve yüzeylerinin mikromorfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenmiştir. Anatomik çalışmalarda bitkilerin gövde, yaprak ve meyvelerinden alınan kesitlerle iç yapısı aydınlatılmıştır. Her iki türde de gövdeler yuvarlak ve çizgilidir. C. siifolium 'da iletim demetleri 13-17, G. cordifolium'da ise 17-24 adet olup, halka şeklinde düzenlenmiştir. C. siifolium'da öz boşken, G. cordifolium'da öz doludur ve yer yer salgı kanalı içerir. C. siifolium'da yaprak bifasiyal, diğerinde monofasiyal tiptedir. C. siifolium merikarp anatomisi enine kesitte, beşgenimsi şekilde ve salgı kanalları çoktur. G. cordifolium'da merikarp eliptik şeklinde ve daha az salgı kanallıdır. C. siifolium polenlerinin şekli perprolat, diğerinin ise europlat-perprolattır ve her ikisi de rugulat ornemantasyona sahiptir. Kimyasal çalışmalarda bitkilerin toprak üstü kısımlarından, distilasyonu sonucu uçucu yağ elde edilmiş ve uçucu bileşiklerin GK ve GK-KS analizleri gerçekleştirilmiştir. C. siifolium'un uçucu yağ temel bileşenleri diterpen (% 35.9), β-Pinen (% 19.9) ve (Z)-β-Osimen (% 9.8)'dir. G. cordifolium'un uçucu yağ ana bileşenleri ise Sabinen (% 42.1), α- Pinen (% 17.1) ve α-Fellandren (% 10.1)' dir. Antimikrobiyal çalışmalarda ise Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü'ün (CLSI) standart protokollerine göre uçucu yağların antikandidal ve antibakteriyal etkileri 14 patojen mikroorganizmaya karşı denenmiştir. Anahtar Kelimeler: Apiaceae, anatomi, morfoloji, palinoloji, SEM, uçucu yağ

AnatomiApiaceaeApiaceae+4
Nagehan Saltan
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir ilindeki bazı crocus L. türleri üzerinde anatomik, morfolojik ve kimyasal araştırmalar

Bu çalışmada, Eskişehir il sınırları dahilinde yayılış gösteren 2'si endemik olan 3 Crocus L. türünün; (C. ancyrensis Herbert (Maw), C. antalyensis Mathew ve C. chyrsanthus (Herbert)) anatomik, morfolojik ve kimyasal özellikleri incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda; 3 Crocus türünün; korm, tunika tipi, yaprak kını sayısı, brakte, brakteol yapıları, tepal ölçüleri, perigon tüpü ve stilus gibi karakterleri incelenerek morfolojik çizimleri yapılmıştır. Anatomik çalışmalarda; kök, gövde ve yapraklardan alınan enine kesitler incelenmiş ve çizimleri yapılmıştır. Kimyasal çalışmalarda ise; yumru, stilus ve tepallerden mikrodistilasyon yoluyla uçucu bileşikler elde edilmiş ve Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) ile uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir.

AnatomiBitki morfolojisiBitkiler+5
Melike Sayarer
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yetşişen Origanum L. (Labiatae) türlerinin gövde ve yaprak anatomisi

ÖZETTürkiye'de kekik olarak yaygın şekilde kullanılan Origanum cinsine aittaksonların sayısı yeni ilavelerle 25'e ulaşmıştır. Özellikle birbirine yakın taksonlarınayırt edilmesinde güçlük yaşanmaktadır. Bu taksonların anatomik özelliklerine göreayırt edilebilmesi için detaylı bir çalışma yapılmıştır.Türkiye'de doğal olarak yetişen 24 adet Origanum taksonuna ait örnekleranatomik olarak incelenmiştir. Gövde ve yapraktan alınan enine kesitlerfotoğraflanmıştır.Anatomik özelliklerde taksonları ayırt etmede faydalı olan karakterler örtütüyü, salgı tüyü, alt ve üst epdermanın şekli, hücre sayısı, büyüklüğü, stoma tipi,stoma komşu hücreleri sayısı, kristal, kutikula çıkıntısı, iletim demeti genişliği,destek doku hücresi tipi, destek doku tabakası sayısıdır.Türkiye'de yetişen bütün Origanum türleri için morfolojik ayırım anahtarınadestek ve alternatif niteliğinde bir anatomik ayırım anahtarı oluşturulmuştur.Özellikle morfolojik karakterler bakımından eksik toplanmış örneklerin teşhisindefaydalı olması beklenmektedir.Anahtar Kelimeler: anatomi, kekik, Labiatae, Origanum, Türkiye

AnatomiBallıbabagillerKekik+1
Mehmet Efe
İnönü University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı iskeletsel yüz tiplerine sahip bireylerin maksilla ve mandibula hacimlerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi

Bu çalışmada farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerdeki maksiller ve mandibular yapıların hacimlerinin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yardımı ile üç boyutlu ölçüm yöntemlerini içeren bilgisayar yazılım programı kullanarak incelenmesi hedeflenmiştir. Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji ve Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde kayıtları bulunan bireyler arasından şartlara uyan 1500 bireyin sefalometrik radyografileri ölçülerek belirlenen genel kriterlere uyan 500 birey seçilmiştir. Çalışmanın şartlarına uyan 135 kişiye ait KIBT araştırmaya dahil edilmiştir. Seçilen KIBT'ler ANB açılarına göre Sınıf 1 (0Anahtar Kelime: Anatomi = Anatomy ; Maksilla = Maxilla ; Mandibula = Mandible ; Radyografi = Radiography ; Tomografi-x ışınlı-bilgisayarlı = Tomography-x ray-computed ; Yüz = Face ; Yüz kemikleri = Facial bones

AnatomiMaksillaMandibula+4
Beyza Karadede
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

18-24 yaş arası kız öğrencilerde antropometrik meme ölçümleri ve vücut kompozisyonlarıyla ilişkisi

Kadın vücudunda fiziksel ve sağlık açısından önemli işlevsel özelliklere sahip olan meme bezleri, göğsün iki tarafında sağlı sollu yerleşik olan deri eklentileridir. (Liu, 2009). Yaptığımız çalışmada memenin antropometrik ölçümlerini yapmayı ve bu ölçümlerden faydalanarak meme volümünü hesaplayıp meme volümünün vücut kompozisyonları ile ilişkisini karşılaştırmayı hedefledik. Çalışma 18-24 yaş aralığında Adnan Menderes Üniversite'si öğrencisi 93 gönüllü bayan ile yapıldı. Gönüllülerin yaşı 20 (20-21) percentil, boyu 164,00(159,00-168,00)cm iken vücut ağırlığı ortalama 55,10(49,60-60,65) olarak hesaplandı. İlk olarak antropometrik meme ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler için 0,1 mm'ye duyarlı digital kaliper ve esnemeyen milimetrik mezura (baseline circumference) kullanıldı. BİA720s vücut analiz cihazı ile Vücut Kitle İndeksi, Bel Kalça Oranı(WHR), Vücut Kütle Ağırlığı(BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Vücut Yağ Oranı (PBF), Vücut Mineral İçeriği(BMC), Toplam Vücut Suyu (TBW), Bazal Metabolizma Oranı (BMR) hesaplandı. Ayrıca iki meme arasında gözlenen boyut farklılıkları, pitozis, areola mammae çapındaki renk değişiklikleri kaydedildi. Sağ meme volümü ortalama (203,82±46,70)cc, sol meme volümü (207,62±47,91) cc olarak bulundu. Sağ ve sol meme volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0,05). Vücut kompozisyon ölçümlerinden BMİ 20,70(18,80-23,45)kg/m2 iken WHR% ise 0,78(0,76-0,80) olarak hesaplandı. BFM (15,00±6,56)kg, SMM değeri ortalama (22,91±3,91)kg olarak hesaplandı. Meme volümü ile Vücut ağırlığı, BMİ, BCM, SMM, BMR, WHR arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon gözlemlerken(r=0,29-0,4), BMC, BFM, PBF arasında pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon gözlemledik(r=0,2-0,28). Meme volümü ile antropometrik meme ölçümlerinden MP, SNL, NIL, RLA, arasında pozitif yönde yüksek düzeyde artan bir korelasyon gözlenmesinin(r=0,4-0,8) yanısıra, MND, HL ve WL arasında orta düzeyde pozitif yönde artan bir korelasyon gözlendi.(r=0,29-0,4) Yapılan antropometrik ölçümlerden estetik cerrahide ideal meme boyutu belirlenmesinde yararlanılacaktır. Elde ettiğimiz veri tabanı estetik cerrahide uygun ölçülerde implant üretilmesini sağlayacaktır. Tekstil sanayide sütyen kalıpları belirlemede, moda tasarım alanında giysi kalıbı oluşturmada, teknolojide üç boyutlu model üretimine katkısı olacaktır. Elde edilen verilerin, ülke genelinden meme ölçümleri ile ilgili toplanabilecek veri tabanına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Meme Ölçümleri, Vücut Kompozisyonu, Bia,

AnatomiAntropometriKız öğrenciler+4
Sümeyra Arabacı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Biyoelektrik impedans değerlerinin benign prostat büyümesi düşünülen hastaların prostat spesifik antijen değerleri ile ilişkisi

anav K. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2017. Biyoelektrik impedans (BIA) değerleri ile benign prostat büyümesi (BPH) düşünülen hastalardaki Prostat Spesifik Antijen (PSA) değerlerinin ilişkisi ve sağlıklı bireylerden alınan ölçümlerle olan farklılığın ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışma 01.05.2015 ve 20.04.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi, Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde yapıldı. Çalışmaya yatarak tedavi alan 45-75 yaş arası, BPH tanısı almış ve bu patoloji nedeniyle opere edilmemiş kronik hastalığı olmayan 31 hasta dâhil edildi. Aynı yaş grubunda BPH düşünülmeyen, kronik hastalığı olmayan 27 kişi kontrol grubuna alındı. Bu kişilerin kanda PSA değerleri ölçüldü. Antropometrik ölçümler BIA-101 ile yapıldı. Veriler "PASW statistics 18 Brief Guide" programında " Bağımsız Örneklemler T-Testi", " Spearman's Korelasyon Testi " ve "Mann Whitney U Testi" testleri kullanılarak analiz edildi. Vücut kitle indeksi (BMI), yağ dışı kitle (FFM), hücre kitlesi (BCM), kas kitlesi (MM), hücre içi sıvı (ICW), yağ dışı kitle indeksi (FFMI), hücre kitle indeksi (BCMI) ve PSA değişkenleri açısından, BPH hastaları ile sağlıklı grup arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. BMI (p=0,033), FFM (p=0,022), BCM (p=0,029), MM (p=0,029), ICW (p=0,016), FFMI (p=0,025), BCMI (p=0,015) değerleri sağlıklı bireylerde hasta bireylere oranla daha yüksek seyretmektedir. PSA değeri ise tam tersine sağlıklı bireylerde BPH tanısı almış hasta grubundakilere oranla daha düşüktür. BİA yöntemi, BPH gibi toplumda sık görülen hastalıkların vücut kompozisyonuna etkisini tespit etmek için kullanılabilecek, güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: BIA, Antropometri, BPH, BMI

AnatomiAntropomorfiElektriksel impedans+5
Kevser Manav
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir çevresinde yayılış gösteren colchicum türleri üzerinde sistematik ve anatomik incelemeler

http://tez2.yok.gov.tr/tezvt/aktiflestir.php?-recid=526869&AktifPasif=1&-edit&-token=yrdm&-token.kdr=kdr

AnatomiColchicumEskişehir+2
Betül Canım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ve Eskişehir'de yayılış gösteren bazı Fritillaria taksonları üzerinde anatomik ve morfolojik çalışmalar

Türkiye Florasında Fritillaria L. cinsi 37 tür ile temsil edilmektedir. Bu taksonlardan 21'i endemiktir. Fritillaria cinsi'ne ait Kütahya ve Eskisehir'de yayılıs gösteren bazı taksonlar morfolojik ve anatomik yönden incelenerek bulunan sonuçlar karsılastırılmıstır. Çalısılan taksonlar sunlardır: Fritilaria pinardii Boiss. (Mor popülasyon), F. pinardii Boiss. (Sarı popülasyon) ve F. fleischeriana Steudel & Hochst. ex Schultes & Schultes fil. Morfolojik çalısmalarda taksonların ayrıntılı tanımlamaları verilip bitkinin genel görünüslerine ait fotoğraflar ilave edilmistir. Anatomik çalısmalarda taksonların, kök gövde ve yapraklarının enine kesitleri alınarak incelenmis olup resimleri çalısmaya eklenmistir. Anahtar Kelimeler: Anatomi, Fritillaria, Liliaceae, Morfoloji.

AnatomiMorfoloji
Hanife Bozbek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sinus maxillaris tabanının posterior maxillar dişlerle olan ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Sinus Maxillaris (SM), gelişimini tamamlarken posterior maxillar dişler (PMD) sinus tabanıyla yakın ilişki içerisinde olur. Bu durum PMD ve alveollerine yapılacak herhangi bir müdahale esnasında sinus için perforasyon riski oluşturur. Bu yakın ilişki ve değişkenlik göz önüne alınarak SM ile PMD arasındaki ilişkinin SM morfojisinin incelenmesi amaçlanmıştır. On sekiz yaş üstü hastalara ait KIBT görüntüleri retrospektif olarak Planmeca ProMax 3D Mid cihazı (with Romexia software version 3.2.0) ile incelenmiştir. SM'in yapısını bozan sinus patolojileri olan hastalar ve daha önceden ağız çene bölgesinden cerrahi operasyon hikayesi olan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 45±17'idi. Bu görüntüler üzerinde her bireyin sağ ve sol sinus maxillar tabanı ile 2 premolar,3 molar dişin yakınlık ilişkisi kwak ve ark. kullandığı tiplendirmeye göre değerlendirildi. Daha sonra SM'in anterioposterior(APÇ),transvers çap(TÇ) ve vertikal çapları(VÇ) ölçüldü SM tabanında septa varlığı, sayısı, frekansı ve konumu incelendi. Doksan dokuzu kadın 108 erkek 18-92 yaş aralığında 207 bireyin KIBT görüntüleri incelenmiştir. SM'de ölçülen 3 morfolojik ölçümün 2'sinde (APÇ, VÇ) erkeklerin çapının kadınlara oranla istatiksel olarak daha fazla olduğu (p=0.004, p=0.00) ve SM çapları ile yaş arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmedi. İki yüz yedi bireye ait herhangi bir perforasyon ve patolojisi olmayan 410 SM incelendiğinde septa bulunan olgularda septa lokalizasyonu % 48.7 oranıyla en fazla media'da (2.molarbölge) olduğu saptanmıştır. SM tabanı ile PMD arasındaki ilişki incelendiğinde molar dişlerin premolar dişlere oranla SM tabanı ile daha yakın ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın diş hekimleri ve bu bölgede işlem yapacak olan klinisyenler için önemli olacağı düşünülmektedir.

AnatomiDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Habibe Can
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi

Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi

AnatomiAnjiyografiBifurcatio carotidis+6
Kübra Deveci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fossa olfactoria'nın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi

Lamina cribrosa'nın lateral lamellası (LCLL), anterior kafa tabanı ameliyatları sırasında sık görülen yaralanma bölgelerinden biridir. Arteria ethmoidalis anterior'un (AEA) görselleştirilmesi, bu ameliyatlarda önemli bir anatomik landmark olarak kabul edilir. Fossa olfactoria'nın morfolojisi ile bu yapıları ilişkilendiren çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde fossa olfactoria ve çevresindeki kemik yapıların morfolojisini ayrıntılı olarak inceleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 18-85 yaş aralığındaki 300 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Koronal kesitte 10, transvers kesitte 1 parametre olmak üzere toplam 11 parametre ölçüldü. Fossa olfactoria, lateral lamella ve lamina cribrosa ile ilgili ölçüm ve tiplendirme yapıldı. Keros, Gera ve Yenigün sınıflandırmaları incelendi. Parametrelerin cinsiyet ve taraflar arasında karşılaştırılması incelendi. Ölçümler sonucunda Keros tip I %18, Keros tip II %62, Keros tip III %20 oranında saptandı. Fossa olfactoria'nın derinliği, LCLL'nin anatomik varyasyonları ve AEA'nın seyri gibi çeşitli faktörler kafa tabanı yaralanmalarında ve cerrahi işlemler sırasında oluşabilecek komplikasyonlarda son derece önemlidir. Fossa olfactoria bölgesinin farklı varyantlarının KIBT ile incelenmesi, os ethmoidale'nin bireysel anatomik-radyolojik risk profilinin geliştirilmesine ve "tehlikeli etmoid''lerin tanımlanmasına olanak vermektedir. KIBT ile yapılan preoperatif görüntüleme, sinüs cerrahisi sırasında fossa olfactoria'ya zarar verme riskinin analizi için kullanılabilmektedir. Bu çalışmada anterior kafa tabanı Keros, Yenigün ve Gera sınıflandırmasına göre incelenerek 3 boyutlu konfigürasyon sağlandı. Parametreler arasında Keros'a göre tip II fossa olfactoria, Yenigün'e göre tip II lamina cribrosa ve Gera'ya göre tip II lateral lamella açısı uyumlu bulundu. Elde edilen fossa olfactoria ve çevre anatomik yapılar hakkındaki bulguların özellikle anterior yaklaşımlı kafa tabanı cerrahilerinde klinisyenlere yol göstereceği düşünülmektedir.

AnatomiFossa olfactoriaKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+1
Hadice Uçar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Processus mastoideus'un konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi

Proc. mastoideus insanların yaş, cinsiyet, beslenme ve etnik köken gibi önemli özellikleri için incelenebilen önemli yapılardan biridir. Proc. mastoideus'un dikkat çekmesinde en önemli etki ise temporal kemiğin bu parçasının dayanıklılığı ve kompakt yapısıdır. Aynı zamanda önemli kas gruplarının yapışma noktasıdır. Orta kulak ameliyatlarında ve bu bölgenin enfeksiyonlarında klinik öneme sahiptir. Radyolojik yöntemler ise güvenilir ve pratik yöntemlerdir. Bu avantajları morfometrik ve morfolojik araştırmalarda kullanılan bir yöntem olmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı ise 18-95 yaş arası bireylerde proc. mastoideus'un morfolojisinin ve morfometrisinin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi üzerinde yapılan görüntülemelerde yaş, cinsiyet ve taraflara göre karşılaştırmasını yapmaktır. Çalışmada 247 bireye ait koronal, transvers ve sagittal olmak üzere üç ayrı kesit üzerinde görüntüler incelendi. Bu kesitlerde mastoidale (Ma), porion (Po) ve tegmen mastoideum (TM) olmak üzere 3 landmark belirlendi. Bu landmarklar kullanılarak, koronal kesitte 3, transvers kesitte 5 ve sagittal kesitte 7 ayrı parametre bilateral olarak incelendi. Koronal, transvers ve sagittal kesitlerden alınan ölçümlerin cinsiyete göre karşılaştırılması sonuçlarına göre AIA parametresi dışındaki tüm parametreler de cinsiyetler arası anlamlı bir fark saptandı. AIA parametresi hariç tüm uzunluk ve açılar erkeklerde kadınlardan fazla bulundu.Yaşa göre yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre koronal kesit üzerinde IMMAE parametresinde yaş ile negatif yönde çok zayıf bir ilişki ve transvers kesitte BG2 parametresinde yaş ile pozitif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu bulundu. Logistik regresyon ve diskriminant analizi sonuçlarına göre en iyi yüzde her iki analizde de sağ MU parametresinde %74,9 olarak saptandı. ROC eğrisi analizlerine göre AIA parametresi dışındaki tüm parametrelerde ROC eğrisi altında kalan alan anlamlı bulunmuştur. Bu çalışma ile proc. mastoideus'un cinsiyetler arasında anlamlı farklılıklar oluşturmasına karşılık yaş ile bir ilişkisi olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada elde edilen verilerin bölgenin cerrahi işlemlerinde klinisyenlere yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

AnatomiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMorfoloji+2
Ayşenur İnceoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fetüslerde nervus ulnaris'in önkoldaki musküler dallanma özelliklerinin incelenmesi

Nervus ulnaris'in (NU), fetal dönemdeki anatomisi ile yetişkinlerdeki seyri, dallanma özellikleri ve varyasyonları arasındaki ilişkinin tanınması NU'nun önkoldaki anatomik özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilir. Fetüs kadavralarında, NU'nun musküler dallanma özellikleri ve bu dallara ait detaylı morfometrik ölçümler ile ilgili bulgularımızı sistematik bir şekilde sunmayı amaçladık. Bu çalışma, %10'luk formaldehit solüsyonu ile fikse edilmiş, gestasyonel yaşları 19 ile 37 hafta arasında değişen 52 fetüs önkolu üzerinde gerçekleştirildi. NU'dan ayrılan musküler dalların; sayısı ile ana gövdeden çıkış sırası not edildi ve ulaştıkları kaslara göre sınıflandırılarak dallanma tiplendirmesi yapıldı. NU ve her bir dalına ait çeşitli morfometrik ölçümler yapıldı. İlgili kasları innerve etmek üzere NU'dan toplam 2-6 musküler dalın ayrıldığı tespit edildi. NU, musküler dalların sayısına göre 5 ana tipe ayrılarak sınıflandırıldı ve bu tipler, musculus flexor carpi ulnaris (FCU) ile musculus flexor digitorum profundus'a (FDP) giden dalların ana gövdeden çıkış sırasına göre 16 farklı dallanma paternine ayrıldı. Bu sinirden; iki dalın ayrıldığı patern Tip I (n=6); üç dalın ayrıldığı patern Tip II (n=18); dört dalın ayrıldığı patern Tip III (n=24); beş dalın ayrıldığı patern Tip IV (n=3); altı dalın ayrıldığı patern ise Tip V (n=1) olarak isimlendirildi. NU'nun, önkolda farklı dallanma özellikleri gösterebildiği bilgisinin, olası sinir hasarında ilgili dalın seçimi ve transferi sırasında oluşabilecek komplikasyonları önlemek amacıyla cerrahlara yardımcı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Fetüs, musküler dallar, nervus ulnaris

AnatomiFetüsUlnar sinir+1
Anıl Tuğçe Başderici
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan omuz kuşağı ve üst ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium morfolojisi ve topografisi

Kemiğin en belirgin beslenmesi arteria nutricia tarafından sağlanır. Kemik gelişiminin her safhasında önemli olan arteria nutricia, kemiğin dış yüzeyindeki en büyük foramen olan foramen nutricium ile kemiğe giriş yapar. Bu nedenle foramen nutricium hem morfolojik hem klinik açıdan önemlidir. Bu çalışmada toplam 414 yetişkin insan kuru kemiği incelendi. İncelenen scapula, clavicula, humerus, radius ve ulna'daki foramen nutricium'ların sayılarının ve yerlerinin belirlenmesi, topografisi ve morfolojisinin anlaşılması amaçlandı. Foramen nutricium'lar el merceği kullanılarak gözlemlendi. Büyüklükleri ve yönleri 21 gauge enjektör iğnesi ile belirlendi. Böylece majör foramen nutricium'lar saptandı. Foramen nutricium'ların konumları hem kemiklerin yüzeylerine göre hem de foraminal indeks hesaplanarak proksimal, orta, distal olarak ayrılan segmentlere göre belirlendi. Çalışmamızda örneklerin %71'inde tek bir foramen nutricium bulundu. Clavicula'da foramen nutricium'ların %94.2'si kemiğin orta 1/3 segmentte, humerus'taki foramen nutiricum'lar %89.3'ü orta 1/3 segmentte, radius'taki foramen nutricium'lar %51.3'ü orta 1/3 segmentte, ulna'daki foramen nutricium'lar %67.7'si orta 1/3 segmentte yerleşmişti. Çalışmamızın bulguları, literatürdeki birçok çalışmanın bulgularıyla paraleldir. Foramen nutricium'lar birçok patoloji ile ilişkilendirildiğinden çalışmamızdaki bulgular, bu bölgede yapılacak uygulamaların planlanması hususunda cerrahlara yardımcı olabilecektir. Ayrıca literatüre katkı sağlayarak birçok cerrahi prosedürler için önemi olmasından dolayı klinisyenlere kaynak olacağı düşünülmektedir.

AnatomiForamen nutriciumMorfoloji+3
Süreyya Toma
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Terminologia anatomica ve terminologia neuroanatomica'da nervı craniales başlığı altında yer alan eponimlerin web of science'ta indekslenen yayınlarda kullanımlarının incelenmesi

Terminologia Anatomica (TA) ile Terminologia Neuroanatomica (TNA) anatomi terimlerinin standardizasyonunu sağlayarak bilgi alışverişini kolaylaştırır. Ancak literatürde, TA ve TNA'daki standart terimler ve eponimler dışında farklı yazılışlar da kullanılmaktadır. Bu çalışmada TA (1998) ile TNA (2017)'da "Nervi Craniales" başlığı altında yer alan eponimler ile bu eponimlerin Web of Science (WoS)'ta yer alan farklı yazılışlarının incelenmesi ve tercih edilme oranlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla TA/TNA'da "Nervi Craniales" başlığı altında, eponime sahip olan 17 adet terim bulunduğu saptandı. Bu terimlerin Latince olarak 35 farklı yazılışının, İngilizce olarak 22 farklı yazılışının bulunduğu görüldü. Bu terimlere ait eponimlerin TA/TNA'da yer alan 29 yazılışı olduğu, WoS'ta TA/TNA'dakinden farklı 27 yazılışın bulunduğu belirlendi. WoS'ta yer alan yayınların konu, başlık ve özet alanları incelenerek bu terim ve eponimlerin WoS'ta kullanıldığı yayın sayısı belirlendi. 5 adet terime ait eponimlerin kullanılmadığı saptandı. İstatistiksel analiz yapılarak WoS'ta yer alan yayınlarda terimlerin Latince/İngilizceleri ile eponimlerin tercih edilme oranı ve kullanılan eponimlerin TA/TNA'ya uygunluğu saptandı. İncelenen yayınlarda büyük oranda terimlerin Latince/İngilizcelerinin tercih edildiği saptandı. 12 terime ait eponimin TA/TNA'ya uygunluk oranı %0 ile %100 arasında bulundu. Eponimlerin yazılışlarının tercih edilme oranlarının değişkenlik göstermesi, WoS'ta arama yaparken zorluk ve kısıtlılıklara neden olmaktadır. Kullanılan terimlerde standardizasyonun sağlanması, bilgi alışverişinin doğruluğu ve kolaylığı açısından önemlidir. Yapılan çalışmada elde edilen bulguların anatomik terimlerin ve eponimlerin standardizasyonu konusunda literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Literatürdeki karmaşayı önlemek ve optimal bilgi alışverişi sağlamak için standardizasyonla ilgili çalışmaların yapılması artırılmalıdır.

AnatomiEponimKraniyal sinirler+2
Vatfa Büşra Emek
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda fossa cubitalis'de yer alan venlere yerleştirilen periferik intravenöz kateterin, tespit aparatları ile sabitlenmesinin periferik intravenöz kateter komplikasyonları üzerine etkisinin karşılaştırılması

Çalışmamızda, çocuklarda fossa cubitalis'de yer alan venlere yerleştirilmiş periferik venöz kateterin (PVK) farklı tespit aparatları ile sabitlenmesinin PVK komplikasyonları üzerine etkisini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisi Klinikleri'nde, ürogenital sistem ve gastrointestinal sistem cerrahisi uygulanacak, 10 yaş altı, ASA (American Society of Anesthesiologists) skoru I-II olan, 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar HETB (hipoalerjenik elastik fiksasyon bandı) kullanılan Grup 1 (n=30) ve TA (tespit aparatı) kullanılan Grup 2 (n=30) olmak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Her iki grup, ameliyathane ve klinikte PVK ömrü ve komplikasyonları (enfeksiyon, infiltrasyon, ekstravazasyon, yerinden olma, kateter tıkanması, kateter katlanması) açısından takip edildi ve bu özellikler kaydedildi. HETB ve TA gruplarının yaş (ay), kilo (kg) ve boy (cm) parametrelerinin ortalama ve standart sapma değerleri ile cinsiyet, ASA skoru, tercih edilen ven, cerrahinin tipi ve kullanılan ekstremite yüzdesi hesaplandı. Her iki grup arasında; yaş, kilo, boy, cinsiyet, ASA skoru, tercih edilen ven, cerrahinin tipi ve kullanılan ekstremite değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.383, p=0.823, p=0.974, p=0.739, p=0.825, p=390, p=602). Her iki grupta kateter tipi (çapı) yaş, kilo, boy ölçüm değerleri açısından karşılaştırıldığında benzer bulundu (p>0.05). Her iki grupta, PVK ömrü (süresi) benzerdi (p>0.05). PVK komplikasyonları görülmesi TA grubunda anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.026). Sonuç olarak, bu çalışmadaki komplikasyon oranı önemli ölçüde azalmış olmakla birlikte, PVK ömrü ile ilgili anlamlı bir sonuç alınamamıştır. Komplikasyon oranının, bir tespit aparatı kullanılarak, iyi bir hemşirelik bakımı sağlanarak ve kateter yerleştirme bölgesinin sık sık değerlendirilmesiyle düşük tutulabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Fossa cubitalis, periferik venöz kateter, komplikasyon

AnatomiFossa cubitalisKateterizasyon+4
Müren Güler
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

13. yy'a ait geç dönem Bizans kafataslarının 3 boyutlu yöntem ile restorasyonu ve dijital prototiplendirmesi

3 boyutlu modelleme ve yazıcıların sağlık alanında kullanımı gün geçtikçe artmaya ve geliştirilmeye devam etmektedir. 3 boyutlu modellemenin kullanım alanlarından biri de osteolojik materyal ve veriler üzerindedir. Anatomi, antropoloji, adli bilimler ve arkeoloji bilimleri açısından eski kemik kalıntılarının arşivlenmesi ve korunması, osteolojik materyaller üzerinde yapılacak çalışmalar için en önemli gerekliliklerden biridir. Eski ve yıllanmış kemik yapılar yıllar içerisinde deforme olmakta ve saklanmalarında zorluklar yaşanabilmektedir. Tez çalışmasında, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Osteoloji Koleksiyonu'nda yer alan 33 adet nispeten deforme olmuş ve 13. yy'a ait geç dönem Bizans kafatasları kullanılmıştır. Kafatasları kodlanıp, 3 boyutlu Hscan Prince Lazer tarayıcıyla modelleme yapılarak STL 3 boyutlu dosya formatında dijital arşiv olarak saklanmıştır. Deformiteler mümkün olduğunca restore edilip, eksik kemik yapılarının, mandibula hariç, yeniden modele eklenmesi gerçekleştirilmiştir. Deformitelerin restorasyonunda "Simetriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" ve "Geometriye Dayalı Yeniden Yapılandırma" yöntemi kullanılarak, dijital restore edilmiş prototipler elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca 3 boyutlu modellerden antropometrik noktalar arasındaki dijital ölçümler ile gerçek kemikler üzerindeki ölçümler karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalarda SPSS istatistik yazılımı kullanılmıştır. Prototiplendirilmiş kafataslarının plastik örneklendirilmesinde Zaxe X1 yazıcı ve PLA türü plastik materyal kullanılmıştır. 3 boyutlu tarama ile elde edilen eski kafatası materyallerini, dijital ortamda ve basılı olarak prototiplendirip, arşivlendirip, gerçek kemiklere yakın morfometrik veriler alıp daha kalıcı, tekrar kullanılabilir, daha hassas materyal olarak araştırma ve eğitim amacıyla kullanmayı hedeflemekteyiz. Çalışmada aynı zamanda restore edilerek prototiplendirilmiş tarihi kafataslarından 3 boyutlu yazıcı ile çıktı alınması ve birer sert plastik örneklerinin de arşive ve eğitime kazandırılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kafatası, 3 boyutlu modelleme, restorasyon, morfometri.

13. yüzyılAnatomiBizans Dönemi+6
Hüseyin Uzabacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Maksiller foramen incisivum'un 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve günümüz kafataslarında morfolojik ve morfometrik özelliklerinin karşılaştırılması

Maxiller foramen incisivum'un 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve günümüz kafataslarında morfolojik ve morfometrik özelliklerinin karşılaştırılması konulu tez çalışmamızda, cinsiyeti belirlenemeyen 32 adet 13. yy'a ait geç dönem Bizans ve 24 adet 21. yy'a ait erişkin cranium'u veya maxilla'sı kullanılarak ölçümler yapıldı. Maxiller foramen incisivum'un; çapı, foramen incisivum ile foramen palatinum majus arası mesafe sağ-sol olarak, 3. dens molaris serotinus'un en uzak noktası arası mesafe sağ-sol olarak, spina nasalis posterior arası mesafe, sutura palatina transversa arası mesafe, foramen palatinum majus arası hatta uzaklık, dens incisivus medialis'in en yakın noktası arası mesafe sağ-sol olarak ölçüldü. Elde edilen değerlerin kayıt altına alınan istatistiksel hesaplamaları yapılarak günümüz ile Bizans, sağ taraf ile sol taraf karşılaştırılmaları yapıdı. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Yapılan literatür taramalarında konu ile ilgili yeterli parametre bulunamadığı için karşılaştırma yapılamadı. Bu tez çalışmasından elde ettiğimiz değerlerin literatüre kazandırılması ile antropoloji ve tıp eğitimine katkı sağlayacağı inancındayız. Özellikle çok az çalışma konusu yapılmış olan foramen incisivum'un konum ölçülerinin bilinmesi açısından faydalı bir çalışma olduğu görüşündeyiz.

AnatomiBizans DönemiForamen incisivum+3
Erol Ertan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların çevre anatomik yapılarla ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak incelenmesi

Tam veya kısmi diş eksikliği olan bireylerde çiğneme, konuşma estetik, fonetik ve psikolojik problemler ortaya çıkmaktadır. Dental implantlar bu problemlerin çözümünde geleneksel tedavilere göre daha başarılı bir seçenek olarak görülmektedir. Dental implant uygulamalarında implantın uygulanacağı bölgedeki kemiğin özelliklerine dikkat edilmesi gerekir. Bu özellikler kemiğin miktarı, kalitesi, yoğunluğu ve çevre anatomik yapı ve oluşumlarla olan ilişkisidir. Bu çalışmanın amacı, maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde incelenmesi ve çevre anatomik yapılarla ilişkisinin güvenlik marjına göre sınıflandırılarak değerlendirilmesidir. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı tomografi arşivinde bulunan 2017-2021 yılları arasında Planmeca üç boyutlu Mid (ProMax, Helsinki, Finland) KIBT cihazı ile çekilmiş görüntüler kullanılmıştır. Yaş aralığı 22-91 olan 250 (110 erkek, 140 kadın) hastada 450'si mandibulada 352'si maksillada toplam 802 implantın KIBT görüntüleri multiplanar düzlemlerde çevre anatomik yapılarla ilişkileri tiplendirilerek değerlendirilmiştir. Maksillada tip 1 implant %26.1 oranıyla en çok maksiller sinüs ile, tip 2 implant %7.7 ile en çok nazal kavite ve maksiller sinüs ile, tip 3 implant %29.0 ile en çok nazal kavite ile görülmüştür. Mandibulada tip 1 implant en fazla %12 oranında mental foramen ile izlenmiştir. Cinsiyete göre incelendiğinde maksiller ve mandibular anatomik oluşumlarla tiplendirmeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). Nazal kavite tabanı ile arasında tip 1 ilişki bulunan olguların yaş ortalaması tip 2 ilişki bulunan olguların yaş ortalamalarından daha yüksektir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p < 0.05). Lingual foramen ile arasında ilişki bulunmayan olguların yaş ortalaması ile lingual foramenle tip 3 ilişki içerisindeki olguların yaş ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak tip 1 implant, maksillada en çok maksiller sinüs ile, mandibulada ise en sık mental foramen ile tespit edilmiştir. Maksillada nazal kavite mandibulada ise mandibular insiziv kanal ile tip 1 ilişkili olguların yaş ortalaması ilişkisiz implant olguların yaş ortalamasından anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İlerleyen yaşlarda nazal kavite ve mandibular insiziv kanal bölgesine yapılacak implantlarda anestezi veya dizestezi ile sonuçlanabilecek kalıcı sinir hasarı riskinin ve rinosinüzitin önüne geçmek için KIBT ile implant planlaması önerilmektedir.

AnatomiAnatomik etkilerAnatomik özellikler+7
Mehmet Emin Doğan
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fetüslerde nervus peroneus superficialis'in incelenmesi

N. peroneus superficialis (NPS) bacağın ön-yan yüzünün distali ve dorsum pedis'in duyusal innervasyonuna önemli katkı sağlar. Sinirin fascia cruris'i (FC) deldikten sonraki dağılım patterni, FC'yi deldiği lokalizasyondaki farklılıklar iyatrojenik hasara neden olabilir. Bu çalışmada, fetüslerde NPS'nin bacaktaki duyu dallarının morfometrik ve morfolojik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 26 fetüse ait (gestasyonel yaşları 19-36 hafta, 15 kız ve 11 erkek) 52 alt ekstremite disseke edildi. NPS'nin FC'yi delerek yüzeyelleştiği noktadan ayak bileğine kadar olan seyri açığa çıkarılarak tiplendirildi ve morfometrik ölçümleri yapıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapıldı. NPS'nin Tip A (%48.08), Tip B (%32.69) ve Tip C (%19.23) olmak üzere 3 dallanma patterni gösterdiği saptandı. Bu tiplerin %73.08'inin bilateral olduğu belirlendi. Olguların %19.23'ünde n. cutaneus dorsalis intermedius (NCDI) gelişmemiştir. Sinirlerin FC'yi delme seviyesi ortalama olarak NPS için 10.48±3.6 mm (min; 0-max; 19), n. cutaneus dorsalis medialis (NCDM) için 9.48±4.79 mm ve NCDI için 8±2.4 mm olarak tespit edilmiştir. NPS'nin %96.15 oranında bacağın distal 1/3'lük bölümünde, %3.85 oranında orta 1/3'lük bölümünde; NCDM ve NCDI ise %100 oranında bacağın distal 1/3'lük bölümünde FC'yi delmiştir. Bu çalışma NPS veya terminal dallarının dallanma patterni ve kılavuz noktalara ilişkin nicel verileri sağlar. NPS'nin dağılım patterninde farklılıklar, taraflar arasındaki asimetri ve FC'yi deldiği lokalizasyon sinir grefti veya diğer cerrahi uygulamalarda göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmanın fetüslerin NPS ile ilgili literatüre katkı sağlayacağı, ayrıca bu bilgilerin çocukluk döneminde de yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Fetüs, n. peroneus superficialis, varyasyon

AnatomiFetüsNervus peroneus superficialis+1
Fatma Arslan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fetüslerde nervus facialis'in glandula parotidea'dan çıkan dallarının incelenmesi

N. facialis glandula parotidea'yı (GP) terk ettikten sonra mimik kaslarını innerve eder. Hasarında fasial paralizi görülen bu dalların dağılım paternleri değişkendir. Bu çalışmada, fetüslerde n. facialis'in GP'den ayrıldıktan sonraki dallarının morfolojik ve morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 15 fetüse ait (10 kız, 5 erkek) 30 taraf disseke edildi. N. facialis'in GP'den çıkan dalları açığa çıkarılarak incelendi ve elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapıldı. N. facialis'in GP'den çıktıktan sonraki dal sayısı ve dalların lokalizasyonu farklı hatlar referans alınarak belirlendi. R. frontotemporalis (RFT) ve r. marginalis mandibularis (RMM) için belirlenen hatlar üzerinde tehlikeli bölgeler belirlendi. RFT'nin A hattının uzunluğunun %11 ilâ %49'u, B hattının uzunluğunun %16 ilâ %63'ü arasında hattı çaprazladığı saptandı. R. zygomaticus'un en sık B ve C hatları arasında olduğu r. buccalis'in en sık ductus parotideus'un aşağısında (%51.1) olduğu belirlendi. RMM'nin GP'den çıktıktan sonra dal sayısı temel alınarak yapılan sınıflandırma sonucunda 11 tip saptandı. En sık görülen paternin tip 1a (%40.7) olduğu belirlendi. RMM'nin a. facialis'i ve v. facialis'i çaprazlama yeri, mandibula alt kenarı uzunluğunun sırasıyla %24 ilâ %52'sinde ve %17 ilâ %49'unda olduğu belirlendi. R. cervicalis'in (RC) GP'den çıkış noktası en sık E hattının aşağısında (%91.1) saptanmıştır. RC'nin platysma'ya girdiği nokta en sık X hattının önünde (%92.5) saptandı. Bu çalışma n. facialis'in GP'den çıkan dallarının dallanma paterni ve referans noktalara göre nicel veriler sağlamaktadır. Sinir dallarının lokalizasyonunun belirlenmesi yüzde ve boyunda uygulanacak cerrahi uygulamalarda dikkate alınmalıdır. Bu çalışmanın fetüslerde n. facialis ile ilgili literatüre katkı sağlayacağı, çocukluk döneminde bu bölgeye uygulanan cerrahilerde yol göstereceği düşünülmektedir.

AnatomiFetüsMorfolojik özellikler+2
Berfin Tuğba Dikici
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tegmen tympani ve mastoid kemiğin MDCT ile anatomik ve klinik değerlendirmesi

Bu çalışmada herhangi bir nedenle temporal bölge tomografisi çekilen kişilerde tegmen mastoideum ve tegmen tympani derinlikleri ile mastoid kemik kalınlığını ölçmek; cinsiyet farklılıkları; sağ ve sol taraf arasındaki farklılıklar ile ölçülen yapılar arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; tegmen mastoideum'u, tegmen tympani'yi ve mastoid kemiği anatomik yapılarına bakarak sınıflandırıp risk gruplandırması yapmak amaçlandı. Çalışmaya yaşları 18-82 arasında değişen ve temporal bölgenin yapısını bozabilecek herhangi bir patolojisi bulunmayan 300 birey dahil edildi. Çalışmada bireylerin hem sağ hem sol os temporale'de tegmen tympani ve tegmen mastoideum derinlikleri ve mastoid kemik kalınlıkları ölçüldü. Tegmen mastoideum ve tegmen tympani'nin sağ temporal kemikte sol temporal kemiğe göre daha derin olduğu görüldü (sırasıyla p=0.025, p=0.0001). Sağ mastoid kemik kalınlığının daha ince olduğu ve sağ tegmen mastoideum'un kadınlarda daha derin bir anatomik yapıda olduğu tespit edildi ( p=0.03, p=0.033). Kadınlarda ince sağ mastoid kemik oranı % 64.67, erkeklerde ise %47.33 olarak ölçüldü, ince sağ mastoid kemik kadınlarda erkeklerden daha yüksek oranda görüldü (p=0.02). Düşük seviyede tegmen mastoideum; sol tarafta kadınlarda % 54, erkeklerde %44 oranındaydı; sol os temporale'de düşük seviyede tegmen mastoideum kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldü (p=0.028). Tegmen tympani sınıflandırılması incelendiğinde kadınlarda düşük seviyede tegmen tympani oranı %44.67, erkeklerde ise %32.67'idi. Düşük seviyede tegmen tympani kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldü (p=0.033). Sadece mastoid bölgede yapılacak cerrahiler için oluşturulan risk sınıflandırmasında sağ os temporale'de erkekler daha çok düşük riskli grupta bulunurken kadınlar daha fazla yüksek riskli gruptaydı (p=0.003). Hem mastoid hem orta kulak bölgelerinde yapılacak cerrahi girişimler için oluşturulan risk sınıflandırmasında ise sağ os temporale'de kadınların erkeklere göre orta ve yüksek riskli sınıflarda daha fazla bulunduğu görüldü (p=0.008). Ayrıca mastoid kemik kalınlığı arttıkça tegmen mastoideum ve tegmen tympani seviyesinin yükseldiği görüldü. Anahtar Kelimeler: Regio mastoidea, tegmen mastoideum, tegmen tympani.

AnatomiOs temporaleRegio mastoidea+4
Sinem Nur İplikci
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aorta abdominalis'in morfolojik ve morfometrik değerlendirilmesi

Aorta abdominalis'deki (AA), morfolojik ve morfometrik değişimler hemodinamiği etkilemekle beraber damar hastalıklarının patogenezinde oldukça önemlidir. Bu çalışmada bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi ile AA'nın deviasyon varlığına, varsa deviasyonun vertebralara göre seviyesine bakarak, bifurcatio aortae açısı ile AA'nın farklı seviyelerdeki çaplarının, yaş ve cinsiyetle olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada 299 bireye ait bilgisayarlı tomogrofi anjiografi (BTA) görüntüleri Horos v.4.0.0 programı kullanılarak 2B ve 3B olarak üzerinde çeşitli seviye, çap, açı ölçümleri yapıldı. Bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi, tüm bireylerde (76 kişi) ve AA deviasyonu olmayan grupta (58 kişi) en fazla L4 orta, AA deviasyonu olan grupta L4 üst (23 kişi) seviyesinde görüldü. AA deviasyonu saptanan 80 kişide, deviasyonun vertebralara göre seviyesi en sık L2-3 discus intervertebralis hizasında (21 kişi) gözlendi. AA'nın tüm seviyelerdeki çap değerleri erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulundu. AA deviasyonu olanlarda çap değerlerinin ve bifurcatio aortae açısının daha yüksek olduğu görülürken, kadınlarda deviasyon varlığı daha fazla, yaş ortalaması da deviasyon olanlarda daha yüksekti. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olmayanlarda çap ile yaş arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlendi. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olanlarda bifurcatio aortae'nın açıları ile yaş arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki belirlendi. Bifurcatio aortae dış açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki uzun eksen çapını tüm kişilerde %0.8, deviasyonu olanlarda ise %1.3 oranında arttırmaktadır. Bifurkasyon iç açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki kısa eksen çapını tüm kişilerde % 0.5, deviasyonu olanlarda ise % 0.8 oranında arttırmaktadır. AA anatomisindeki değişiklikleri bilmek gelecekteki klinik tedaviler için önem arz etmektedir. Elde edilen bulguların gelecekteki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnatomiAort-abdominalMorfoloji+1
Cansu Öztürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects