History of religions
222 theses under this subject heading
II. Urban'ın I. haçlı seferi propagandası
Doğuyla Batının çatışmasındaki en büyük savaşlardan biri din adına yapılan I. Haçlı Seferidir. Papa II. Urban tarafından başlatılmış, Katolik din adamları, Keşiş Peter ve diğer gezgin keşişlerin etkileyici vaazlarıyla büyümüş, düşler ve mucizelerle olgunlaşmıştır. İlahi adalet ve kutsal toprakları özgürleştirmek adına binlerce insan, kadın, çocuk, Musevi, Müslüman, Hristiyan katledilmiştir. Vahşet bu kutsanmış aşkınlık halinin bir diğer yüzü şeklinde ortaya çıkmıştır. Dini, psikolojik ve sosyopolitik bir olgu olarak tarihin akışını değiştirmiş ve etkileri aradan geçen uzun asırlara rağmen devam etmiştir. I. Haçlı Seferi'nde ortaçağ dünyasının en büyük propaganda hareketlerinden biri Papa II. Urban tarafından gerçekleştirilmiştir. II. Urban, propagandasında 'Mesih'in askerliği', 'Tanrının seçilmiş halkı' ve 'kutsal toprakları özgürleştirmek' söylemiyle genç, yaşlı, fakir, zengin, köylü, soylu, şövalye, prens toplumun her tabakasından yüz bine yakın insanı binlerce kilometrelik, vahşet ve ölüm dolu uzun bir yolculuğa çıkmaya ikna etmiştir. Bizans İmparatoru I. Aleksios'un Müslüman Türkler'e karşı yardım çağrısı sadece, seferi başlatan kıvılcımdır. II. Urban'ın önderliğinde Doğuya düzenlenecek bu sefer vesilesiyle hem Hristiyan Birliği yeniden sağlanacak, hem de Roma Kilisesi dini ve politik güç kazanacaktır. Papa II. Urban'ın I. Haçlı Seferi fikri kıyametin yaklaştığı, Mesihin gelişinden evvel Hristiyanların savaşla özgürleştirilerek, yeryüzünde Hristiyan egemenliğinin kurulması gerektiği fikrine dayanır. Bu propaganda, Hristiyan eskatolojisi ekseninde yapılmıştır. Bir yanda Eski Ahit peygamberi Musa'ya öykünen Papa, diğer yanda Haçı kuşanarak İsa'ya öykünen Haçlılar, barış adına, Hristiyanların selameti adına şiddeti meşrulaştırmışlardır. Doğu topraklarını elinde tutan Müslüman Arap ve Türkler 'deccal', 'İsa'nın düşmanları' ve 'dinsizler' olarak nitelendirilmişlerdir. I. Haçlı Seferi propagandasında kullanılan temel slogan: Doğudaki Hristiyan kardeşleri dinsizlerin zulmünden kurtarmak; kafirlerin elindeki Kudüs'ü ve kutsal toprakları özgürleştirmektir. Bu ideal uğruna yapılan katliamlar, işkenceler, zulümler, Tanrı adınadır ve hatta Tanrının emridir. Bu çalışmada I. Haçlı Seferi fikrinin oluşumu; Papa II. Urban'ın bu kapsamda yaptığı propaganda çalışmaları ve bu progandanın 15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs'ün Haçlılar tarafından alınışına kadar olan süreçteki etkileri tarihsel bağlamda incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Barış, Haçlı, Mesih, Kudüs, dinsizler.
Günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinin dini ritüellerinde cinsiyet rolleri
İnsan hayatında dinin önemli bir yeri olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Dinî inanç ve ritüellerin özelde kişileri, genelde ise toplumu canlı tuttuğu, yaratıcı ile olan ilişkilerde süreklilik sağladığı bilinmektedir. Ayrıca din, insan hayatına çeşitli inanç ve ritüeller ile karışarak bireyin kendisi ve çevresiyle barışık anlamlı bir hayat yaşamasına imkân vermekte; ümitsizliğe ve manevî bir boşluğa düşmesini engellemektedir. Bu açıdan dinî ritüeller kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarına da yön vermektedir. Tarih sahnesinde yerini almış toplumlar ve dinler incelendiği zaman birçok alanda olduğu gibi dinlere ait ritüellerde de kadın ve erkek arasında uygulama veya sorumluluk farklılıklarının olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmada günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinde ritüeller açısından cinsiyet rolleri ele alınmıştır. Araştırmanın amacı bu dinlere ait ritüellerde kadın ve erkek ayrımı ile bunlara ait rolleri ortaya koymaktır. Çalışma, giriş, iki araştırma bölümü ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, amacı, metodu ve kaynaklarına ek olarak tez konusunu oluşturan cinsiyet açıklanarak kadın ve erkek konuları ele alınmış, ritüel ile ibadet hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Orta Doğu dinleri olan Sâbiîlik, Mecûsîlik, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'e ait ritüellerde cinsiyet rollerine değinilmiştir. Araştırmanın İkinci bölümünde ise Doğu dinleri olan Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm, Konfüçyanizm, Şintoizm ve Taoizm'in dini ritüellerinde cinsiyet rolleri ele alınmış ve çalışmanın sonunda tespit edilen bulgu, yorum ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler; Din, Ritüel, Cinsiyet, Kadın, Erkek.
Türkiye'deki Hıristiyan misyonerliğinde Cyrus Hamlin'in yeri
Günümüzde yaklaşık 2 milyar mensubuyla Hıristiyanlık, küresel erişimini başlangıcından itibaren yürüttüğü kapsamlı misyonerlik faaliyetlerine borçludur. Hem Mesihçi Hıristiyanlık anlayışının hem de erken dönem misyonerlik çalışmalarının mimarı olarak kabul edilen Pavlus, ilk yayılışı şekillendiren kilit seyahatler gerçekleştirmiştir. Pavlus dönemini takiben, Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı benimseyerek onu salt bir dinden güç ve kontrol aracı hâline getirmiştir. Bu değişim, Hıristiyanlık içindeki iktidar mücadeleleri ve İslam'ın ortaya çıkışının ardından İslam uluslarına karşı yürütülen çatışmalarla birleşince, misyonların doğasını daha da değiştirmiştir. Nihayetinde, misyonerlik faaliyetleri dini yayma amacının ötesine geçerek sömürgecilik faaliyetlerini kolaylaştıran bir araca dönüşmüş, bu gelişme özellikle Haçlı Seferleri sonrası dönemde belirginleşmiştir. 19. yüzyıl, Hıristiyan misyonerlik çabaları için bir zirve noktası olmuş; bu dönemde Osmanlı Devleti, hem dini hem de jeopolitik önemi nedeniyle "Asya'nın anahtarı" olarak görülmüş ve yoğun misyonerlik faaliyetlerinin başlıca hedefi hâline gelmiştir. Cyrus Hamlin, söz konusu dönemde Amerikalı bir misyoner olarak İstanbul'a gelmiştir. Hamlin'in yaşam öyküsü ve girişimleri, Hıristiyanlığın tarihsel etkisinin ardındaki itici güçlere dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bir eğitimci misyoner olarak çalışan Hamlin, çabalarıyla Amerikan Board'un eğitim misyonlarına yaklaşımını önemli ölçüde değiştirmiş ve geç dönem Osmanlı Devleti ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni etkileyen önemli eğitim kurumlarının temelini atmıştır. Anahtar Kelimeler: Misyonerlik, Pavlus, Ermeniler, Cyrus Hamlin, Robert Kolej.
XII. yüzyıl İslam ve batı kaynaklarına göre I. Haçlı Seferi sırasında Yahudiler
Haçlı Seferleri, dünya tarihinin en önemli din savaşları arasında yer almaktadır. XI. yüzyılın sonlarına doğru başlayan bu seferler, yaklaşık iki yüzyıllık bir dönemi kapsamaktadır. Haçlı Seferleri, her ne kadar Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında cereyan etse de Hıristiyanlarca Hz. İsa'nın katili olarak görülen Yahudilerin de bu seferlerden etkilendikleri görülmektedir. Özellikle I. Haçlı Seferi'nin Yahudiler üzerine etkisi büyük olmuştur. Bu bağlamda araştırmamızda I. Haçlı Seferi sırasında Haçlıların Yahudilere bakış açıları, sefer sırasında Almanya'nın Ren bölgesinde yaşayan Yahudilere yönelik gerçekleştirdikleri saldırılar ve Haçlıların Ortadoğu'da ele geçirdikleri yerlerdeki Yahudilere yönelik yaklaşımları ele alınmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını XII. yüzyıla ait İslam, Haçlı, Bizans, Ermeni, Süryani ve Yahudi kaynakları oluşturmaktadır. Ayrıca konuyla ilgili Batı'da yapılan müstakil çalışmalardan da önemli ölçüde yararlanılmıştır. Söz konusu kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda, I. Haçlı Seferi'nin Avrupa'nın Almanya bölgesinde yaşayan Yahudiler ve Kudüs'te yaşayan Yahudiler için büyük bir yıkımla sonuçlandığı görülmektedir. Hıristiyan toplumunda Yahudi karşıtı eğilimlerin daha rahat bir şekilde açığa çıkmasını sağlayan Haçlı Seferleri, Yahudilerin Hıristiyanlar arasında ne kadar zayıf bir azınlık olduğunu gözler önüne sermiştir. Bundan sonraki süreçte Yahudiler, Hıristiyanların saldırılarına daha açık hale gelmişlerdir. Yabancı literatürde Haçlılar ve Yahudileri ele alan birçok çalışma bulunmakla birlikte konuyla ilgili Türkçe yapılan araştırmalar yok denecek kadar azdır. Bu bağlamda araştırmamız söz konusu eksikliğin giderilmesi bakımdan önem arz etmektedir.
Orta Çağ Avrupası'nda kilisenin heretiklerle mücadelesi: Katharlar örneği
Katharizm XII. yüzyılda Oksitanya olarak da bilinen Languedoc bölgesinde Güney Fransa'da ortaya çıkmış ve Katolik Kilisesi tarafından Heretik ilan edilmiştir. Bu bölgenin siyasi, dini ve sosyokültürel yapısı Katharizm'in hızla büyüyüp yayılmasına olanak sağladı. Kilise, kendi otoritesi için tehdit unsuru olarak görmeye başladığı Katharlara yönelik ilk etapta vaazlar yoluyla önlem alıp caydırıcılık sağlamasını ummuşsa da istediği sonucu alamadı. Ardından Papa III. Innocent (1198-1216), bölgeye göndermiş olduğu elçi Castelnau'lu Peter'in öldürülmesi üzerine harekete geçerek tıpkı Müslümanlar üzerine düzenlendiği gibi onlara karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesi çağrısında bulundu. Böylece Hristiyanlar bu sefer kendi dindaşlarına yönelik bir Haçlı Seferi düzenliyor olacaklardı. Dönemin ileri gelenlerinin de yönlendirmesiyle komutan seçilen Simon de Montfort liderliğinde büyük bir kıyım gerçekleşti. Fransa Kralı VIII. Louis'in (1223- 1226) yeni bir Haçlı Seferi amacıyla Languedoc'a yönelmesiyle Haçlılar tekrar birçok yeri kanlı mücadeleler sonunda ele geçirdiler. Katolik Kilisesi, Katharların önünü kesemediği için özel bir mahkeme oluşturdu. Dönemin din adamlarının yetersizliği ve heretiklerin sorgulanışı ile beraber tüm bu süreci devralacak özel bir ekibe ihtiyaç duyuldu. Sorgulama, soruşturma ve işkence yöntemleri ile korku salan ve Katharizm hareketinin kökünü kazıyan bu mahkemeler Engizisyon olarak adlandırılmaktadır. Etkisi kanıtlanmış olan bu mahkeme biçimi İspanya, İtalya, Almanya gibi bölgelerde ve sonraki yıllarda da uzun süre devam etti.
Hıristiyanlık ve İslam'a göre evlilikte kadın erkek rolleri
Bu çalışma, Hıristiyanlık ve İslam dininin evlilik bağlamında karı-koca rollerine ilişkin teolojik bakış açılarını ve öğretilerini incelemektedir. Amaç, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim/ Hadis-i şerifler gibi dini metinleri inceleyerek; Aziz Augustine (354-430), Thomas Aquinas (1225-1274), İmam Maturidi (863-944) ve Gazali (1058-1111) gibi etkili şahsiyetlerin yazılarını analiz ederek, Hıristiyanlık ve İslam'da evlilik ilişkisini şekillendiren inanç, değer ve temeline ışık tutmaktır. Böylece, karşılaştırmalı bir teolojik mercek aracılığıyla, betimleyici ve tarihsel yöntemler kullanarak iki gelenek arasındaki ortaklıkları, farklılıkları ve potansiyel diyalog alanlarını belirlemek ve dini bir bağlamda evlilik anlayışımızı zenginleştirmek hedeflenmektedir. Çalışma, her iki geleneğin evlilikle ilgili farklı yönlerini keşfeden üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Kitab-ı Mukaddes incelenerek Hz. İsa'nın ve Pavlus'un öğretileri ile Augustine ve Thomas Aquinas gibi şahsiyetlerin görüşleri araştırılmıştır. Buradan yola çıkılarak Hristiyan geleneğinin karı-koca rollerine ilişkin anlayışlarına başlıklar halinde ışık tutulmuştur. İkinci bölümde, İslam geleneğinin temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in sünnetinde evlilikle ilgili öğretiler ele alınmıştır. Ayrıca, İmam Gazali ve İmam Maturidi gibi tanınmış alimlerin görüşleri değerlendirilerek, İslam geleneğinde karı-koca rolleri hakkında önemli perspektifler sunulmaktadır. Üçüncü bölümde, Hristiyanlık ve İslam arasında çeşitli temalar incelenerek karşılaştırmalı bir analiz gerçekleştirilmektedir. Bu temalar arasında evlilikle ilgili yaratılış hikayelerinin karşılaştırılması ve kadının konumu temelinde evlilik anlayışı geliştirilmesi, Tanrı akdi ve medeni akit kavramları, boşanma konusu, evliliğe karşı bekarlık tartışması ve kocaların liderliği sorunsalı yer almaktadır. Sonuç olarak, Hristiyanlık ve İslam arasında evlilik ve karı-koca rolleri konusunda benzerlikleri, farklılıkları ve olası diyalog noktaları belirlenmiştir.
Iustinus Martyr'in Birinci Apologia'sı Kapsamında Pagan Düşünce
Bu tez, 2'nci yüzyılın önde gelen kilise babalarından Iustinus Martyr'in (y.100-y.165) pagan inanç sistemini ele alış biçimini ve bu inanç sistemine karşı argümanlarını, onun Birinci Apologia isimli eseri özelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Teorik çerçeve kapsamında çalışma üç ana bölüm altında sınıflandırılmıştır. Birinci bölüm, "Bir Kilise Babası olarak Iustinus Martyr" ismini taşımakta olup, burada, Iustinus Martyr'in yaşamına dair bilgi verilmiş ve onun Hıristiyanlığı benimseme süreci görece detaylandırılmıştır. İkinci bölüm, "Apologia'nın Tanımı ve Önemi" başlığını taşımakta olup "apologia" ve "apolojist" gibi kavramları tanımlama ve bunların literatürdeki kullanımlarını okura aktarma amacı ve ayrıca apologia türünün önemini vurgulama hedefi öncelenmektedir. Üçüncü ana kısım, "Iustinus Martyr'in Birinci Apologia Eserinde Paganizmi Ele Alışı ve Ona Yönelik Eleştirileri" başlığını taşımaktadır. Bu kısım, başlıktan da anlaşılacağı üzere tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Bu itibarla burada, Iustinus'un Birinci Apologia'sında paganizmin ele alınış biçimi esas iskeleti oluşturmak kaydıyla beş ayrı kısım yer almaktadır. İlk kısımda, Iustinus Martyr'in, pagan inanç sistemindeki tanrı anlayışı hakkındaki eleştirileri ele alınacaktır; ayrıca, onun, pagan tanrıları ile iblisleri mukayese eden satırları ve pagan halkın bu tanrılara yönelik ibadetlerine ilişkin analizleri incelenecektir. İkinci kısımda, Iustinus Martyr'in başta Pagan filozof Platōn olmak üzere filozofları, felsefeyi ve logos kavramını ele alışı üzerine durulacaktır. Logos kavramı, yazarın İsa Mesih'i "logos'un vücuda gelmiş hâli" olarak tanımlamasından dolayı ayrıca önemlidir. Üçüncü kısımda, Iustinus Martyr'in, Hristiyanların, Roma İmparatorluğu'nun siyasi otoritesine başkaldırma gibi bir niyete sahip olmadıklarına dair görüşleri yer bulacaktır. Dördüncü kısımda, Iustinus Martyr'in Paganların adalet anlayışından ve konu Hristiyanlık olunca Paganların sergilediğini öne sürdüğü tutumlardan yakınması yer alacaktır. Beşinci ve son kısımda ise Iustinus Martyr'in, Iuppiter'in oğulları, Mercurius, Perseus ve Asklepios gibi pagan karakterler üzerinden Hristiyanlık ile Paganizm arasındaki etkileşime dikkat çeken satırları analiz edilecektir. Sonuç itibariyle, Iustinus Martyr'in Birinci Apologia isimli eseri, Hristiyanlığın erken dönem literatürü ve batı reddiye geleneği özelinde oldukça önemli bir eserdir. Tez çalışmamız da bu bağlamda Roma Dünyası'nda 2'nci yüzyılda Paganizm'in ne olduğuna ya da nasıl anlaşıldığına dair Hristiyan bakış açısını yansıtan söz konusu esere yönelik bir incelemedir.
Muḥammad b. Yūsuf al-Sanūsī's theological legacy: Tracing the dissemination of creedal knowledge through the commentaries and glosses on al-Sanūsī's work in Medieval & pre-modern Maghrib (15-17th ce)
This study aims to trace the scholars and works in the Maghrib (from the ninth/fifteenth to the eleventh/seventeenth century) that comprise the theological legacy of Muḥammad b. Yūsuf al-Sanūsī (Tlemcen 839/1436 - 895/1490) and, by convention, ends with the direct students of Abū Ḥasan al-Yūsī (Fes, 1040/1630- 1102/1691). The study of the dissemination of al-Sanūsī's theological works is a quest for the development and understanding of creedal literacy among non-elites which seems to mark the theological debates in the 15- 17th Century Maghrib. Rather than a philosophical study of theological concepts, we attempt to look at al-Sanūsī's theological legacy within the Maghrib as the expression, development and consolidation of a new mode of religious instruction, one which is manifested primarily in Islamic creedal, theological and legal literary works. Keywords: Horizontal learning, Islamic theology, taqlīd, pre-modern societies, descriptive network analysis
Sebil Gazetesi'nde Yahudilik
Sebil, 1976-1982 ve 1988-1992 yılları arasında "Her Şey Hak İçin" şiarıyla yayımlanmıştır. 1980'e kadar haftalık yayımlanan gazete, sonrasında aylık olarak yayın hayatına devam etmiştir. "Haftalık Siyasi, Tarihî, İlmî Gazete" sloganıyla İslami basında büyük bir boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Toplam 269 sayı basılmıştır. Türkiye'de, ilk iki yüz elli sayısı, son on dokuzu Almanya'da yayımlanmıştır. 1980 Darbesi'nden sonra kapatılmıştır. Muhafazakâr içeriğe sahip olan Sebil'de sıklıkla ele alınan konuların başında Yahudilik gelmektedir. Zira dünyayı kontrol eden Yahudiler kimdir? Amaçları nedir? Neler yapmışlardır. Bilderberg toplantıları, Komünizm, Masonluk, Dönmelik gibi konular ele alınmıştır. Sebil, adeta her şeyin sebebi Yahudilerdir anlayışını yazılarına yansıtarak, neredeyse dünyadaki tüm felaket ve musibetlerin Yahudiler yüzünden olduğunu ima etmeye çalışmıştır. Dünyayı Yahudi ideallerine göre şekillendiren sömüren bu grup kendini üstün ırk olarak görmektedir. Sebil Dergisi yazarları Osmanlı Devleti'nin yıkılışında Yahudilerin etkili olduğuna inanmaktadır. Siyonistlerin bu işi planladıklarını bile iddia etmişlerdir. 19. yüzyılda ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkilediğine inanılan Siyonizm nedir? Siyonist hareket Filistin'de bağımsız bir Yahudi devleti kurabilmek amacıyla; dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudilerin Filistin'e getirilmesi, gelmiş olan Yahudiler için yeterli toprak elde edilmesi, Filistin'de modern anlamda bir Yahudi toplumunun oluşmasını hedeflemiştir.
Türkiye'deki dinler tarihi çalışmalarında Mehmet Aydın'ın yeri ve önemi
Ülkesini ulusal ve uluslararası alanlarda temsil eden, yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ilim insanlarını tanımak, tanıtmak; başkalarına ilham olması açısından önemli ve gerekli bir çabadır. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de böylesi önemli şahsiyetler olmuş ve bu şahsiyetlerinde yetiştirdiği kuşaklar var olmaya devam etmektedir. Dinler Tarihi sahasına bakıldığında ilk Türk dinler tarihçisi ünvanına sahip olan Hikmet Tanyu'nun, Dinler Tarihi alanının günümüzdeki halini almasında rolü çok büyüktür. Onun danışmanlığında birçok akademisyen yetişmiştir ve bunlardan biri de bu çalışma konusunu oluşturan Mehmet Aydın'dır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; konular arasında bütünlük olması açısından, öncelikle Türkiye'deki Dinler Tarihi çalışmalarının tarihsel seyrine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Mehmet Aydın'ın kısaca hayatına değinilmiş ve yaptığı çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Yaptığı çalışmalardan kasıt, yazdığı ve çevirilerini yapıp okurlarına sunduğu kitaplar, kendi yazdığı yahut çevirisini yaptığı makaleleri, ulusal ve uluslararası bildirileri, yurt dışı yayınları, ansiklopedik madde yazarlığı gibi başlıklandırmalar bulunmaktadır. Üçüncü bölümde onun çalışmaları dışında ayrıca Dinler Tarihi çalışmalarına katkısı ve düşüncesinin ana hatlarına da yer verilmiştir. Asıl olarak hangi konuları çalıştığı, hangileri üzerinde daha çok durduğu ya da neden bunları çalışmayı gerekli gördüğü hususlarına değinilmiştir. Dinler Tarihinde birçok metot kullanılmaktadır fakat bu bölümde Aydın'ın çalışmalarında özellikle belirgin olan metotlar ele alınmıştır. Bunlar sırasıyla; filolojik, deskriptif, karşılaştırmalı ve fenomenolojik metotlardır. Bu konunun ele alınmasındaki asıl neden, geniş çapta çalışmaları olan Mehmet Aydın'ın, bir iki makale dışında Dinler Tarihi sahasına yeterince tanıtılmamış olmasıdır. Bu yüzden Mehmet Aydın'ın hayatı, eserleri, yetiştirdiği öğrencileri; Dinler Tarihine katkıları, düşüncesinin ana hatları ve çalışmalarında kullandığı metodlar, doğrudan onun eserleri esas alınarak hazırlanmıştır.
Annemarie Schimmel and her contributions to the science of history of religions
Between the years 1955-1959, Annemarie Schimmel (1922-2003) was appointed as the head of the History of Religions Department of Ankara University Faculty of Theology. Schimmel has made significant contributions to the development of History of Religions Science in Turkey and has trained the first doctoral student of Turkey in the History of Religions. She has taught History of Religions for five years in Turkey and written a book on this science to be taught in the History of Religions Course. On the other hand, Schimmel presided the International Association of the History of Religions (IAHR) that has a significant impact on the institutionalization of the history of Religions for a decade and she has given many conferences about History of Religions and contributed to this branch with her studies. The aim of this study is to examine Schimmel's contribution to the History of Religions and view her thoughts, studies and methodology in this field. The first part includes Schimmel's life, personality and studies. In the second part, her thoughts on issues related to the History of Religions are emphasized. In the final part, Schimmel's contributions to the History of Religions and how she used the methods of this science are studied. While conveying information about Schimmel's life and works, her autobiographical work and articles written after her death were used. The part including the main lines and methodology of her perspective among with her contributions to the History of Religions were formed by making inferences from her own works. During the preparation of the study, historical and phenomenological methods were used. Schimmel's Religious Scientist aspect was tried to be given without neglecting her motto : "Human being fathoms as much as he talks!".
Anadolu Aleviliğinde tevellâ ve teberrâ inancı
Anadolu Aleviliği; kökeni yüzyıllar öncesine dayanan bir inanç sistemidir. Çeşitli düşünce akımlarından ve özellikle eski Türk inanç ve kültürlerinden etkilenerek günümüzdeki halini almıştır. Yazılı gelenekten daha çok sözlü kültüre dayanan ve sözlü kültürle nesilden nesile aktarılan Alevilik, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde önemli bir inanç, düşünce ve yaşayış biçimidir. Anadolu Aleviliği tarafından bir inanç maddesi olarak kabul edilen tevella ve teberra inancı, Alevilik açısından önemli bir yere sahiptir. Tevella; Hz. Ali ve soyunu dost saymak ve dost edinmek, Hz. Ali ve soyunu sevmek, Onlardan yardım ve şefaat dilemek anlamlarına gelmektedir. Teberra ise Hz. Ali'nin karşısında olan, Onun halifeliğini ve imametini tanımayan Muaviye, Muaviye'nin Oğlu Yezid'le ve Onun neslinden gelenlerle ilişkiyi kesmek, onları sevmemek, onlara buğz ve lanet etmek anlamlarına gelmektedir. Tevella ve teberra inancının temelini oluşturan Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, Anadolu Alevilerinin üzerinde en fazla durdukları mesele ve Aleviliğin esasını oluşturmaktadır. Anadolu Aleviliğinde, tevella ve teberra anlayışı da Ehl-i Beyt ve Ehl-i Beyt nesline duyulan sevgi ve muhabbetten kaynaklanan bir inanç esasıdır
Uşak ve çevresi halk inanışları ve bu inanışların dinler tarihi açısından değerlendirilmesi
İlk insandan günümüze kadar insanlar her zaman bir şeylere inanma, onları kutsal kabul etme ihtiyacı duymuşlardır. Bu ihtiyacın sonucunda insanlar günlük hayatları başta olmak üzere hayatlarının her alanında birçok inanış ve uygulamayı benimsemiş, nesilden nesile aktararak bu inanış ve uygulamaların devam etmesini sağlamışlardır. Uşak ili, tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yerleşim bölgesidir. Anadolu'nun her bölgesinde olduğu gibi Uşak yöresinde de çok eskilere dayanan ve insanların hayatlarına tesir eden inanış ve uygulamalar bulunmaktadır. Bu inanış ve uygulamalar doğum, evlilik ve ölüm gibi hayatın çok önemli dönüm noktalarında belirgin bir durum arz etmektedir. Ayrıca insanların günlük hayatlarındaki pek çok konuda yaşamlarını kolaylaştıran ve tabiatta bulunan varlıklarla ilgili yaşadıkları tecrübeler sonucunda ortaya çıkan birçok inanış ve uygulama da bulunmaktadır. Bu çalışmamız sürecinde Uşak ilinde yaşayan halk inanışlarını araştırırken elde ettiğimiz bilgileri değerlendirdiğimizde bu inanış ve uygulamaların özellikle Türklerin İslam öncesi geleneksel inançlarının etkisiyle oluştuğu tespit edilmiştir. Buna ilaveten İslam'ın yasak olarak nitelediği inanışların İslamlaşma süreci boyunca terk edilmeye başlandığını ve bu tür inanış ve uygulamalardan uzaklaşmanın hala devam ettiğini söyleyebiliriz. İslam dinine aykırı olmayan inanışlar ise İslami bir hüviyete büründürülerek halk tarafından yaşatılmaya devam etmekte, Müslüman Türk kültürünün ortak değerleri olarak sahiplenilmektedir. Çalışmada Uşak ve çevresinde yaşayan halk inanışlarını sadece tespit ederek bu bilgileri aktarmanın çok faydalı olmayacağı düşüncesiyle, bu inanış ve uygulamaların Dinler Tarihi açısından değerlendirmesi de yapılmıştır.
Hıristiyanlık'ta mabet olarak kilise
İbadet yeri anlamına gelen mabet hemen her dinde insanın inandığı aşkın varlıkla irtibat kurduğu, ona olan bağlılığını ve samimiyetini bir takım ibadet, ayin ve ritüellerle yerine getirdiği mekânlardır. Mabetler aynı zamanda cemaati çeşitli vesilelerle bünyesinde toplayan, onların sosyalleşmesine, birlik ve beraberliğine katkı sağlayan binalardır. Tüm bunların yanında mabet, mimari yapısı ile de inşa edildiği dönemin dini, siyasi ve sosyal yaşamı hakkında ipucu veren birer belgedir. İlahi kaynaklı dinlerden biri olan Hıristiyanlığın mabedi olarak kilise bugün bildiğimiz manada yapılar olarak ilk defa 4.yy.da Roma İmparatorluğu'nun Hıristiyanlığa hoşgörü kapılarını açan Milano Fermanı'yla (M.S.313) birlikte gün yüzüne çıkmaya başlamış bu tarihten sonra İmparatorluğun her yerine kiliseler yapılmıştır. Bu zamana kadar kilise kelimesi mabet anlamında değil cemaat anlamında kullanılıyordu. Erken Hıristiyanlık döneminde inananlar dua, ibadet ve dinlerini yaymak amacıyla mekân olarak farklı yerlerde bir araya geliyordu. Bu uygulamalar meşruiyetini bizzat Hz. İsa'dan alıyordu. Çünkü İncil'de haber verildiğine göre Hz. İsa öğretisini yayarken sadece Kudüs'teki Kutsal mabedi, havraları ve şahsi konutları kullanmakla kalmıyor bunların yanı sıra bazen bir dağ, bir göl veya bir sokak onun tebliğ mekânı haline geliyordu. Halefleri olan Havarileri de yeni bir mabet arayışına girmemiş, bu durum Roma İmparatorluğu'nun Hıristiyanlara baskı ve zulümlerini artırdığı takibat döneminde de (M.S.2-4.yy arası) devam etmişti. 4.yy.dan sonra ise Hıristiyanların ilk kiliseleri bazilikalardan esinlenilerek ince uzun mimari yapılar olarak inşa edilmiştir. Daha sonra kilisede yapılan ayrıntılı törenler sebebiyle ihtiyaca binaen haç ve kare planlı kilise gibi yeni kilise mimari tipleri ortaya çıkmıştır. Bu çalışma kilisenin bir mabet olarak nasıl ortaya çıktığını ve tarihi süreç içindeki seyrini, kilisenin mimari yapı tarzlarını, bölümlerini ve kilisenin bazı temel fonksiyonlarını ele almayı amaçlamaktadır.
Emevîlerin siyâsî, dinî ve sosyal alanda Mevâlî politikası
İslâm dini, Hz. Peygamber döneminden başlayarak dört halife dönemi ve devam eden süreçte en ideal müslüman toplumunu hedeflemiş olup bu konuda ilke ve prensiplerini ortaya koymuştur. Bu dinin uygulayıcıları olarak müslüman yöneticiler icraatlarında yaptıkları birtakım yanlışlarla toplumun hizip ve fırkalara ayrışmasına sebebiyet vermiştir. Arap dışı (Mevâlî) diyebileceğimiz bir kesim Hulefâ-i Râşidinden sonra bürokraside istismar edilmiş, bunun neticesi olarak Emevîler döneminde Arap ve Arap olmayan tarzında toplumu kamplaştırıcı tavırlar sergilenmiştir. Mevâlî kesim, yöneticiler tarafından amirlik ve idarecilik alanında kendilerini ikinci planda bir itilmişlik pozisyonunda bulunca başka alanlarda özellikle dini alanda ve zanaat ehli olma konusunda adlarından söz ettirmiştir. Önceleri herhangi bir güç unsuru olma hususunda zayıf olan bu sınıf zamanla kendilerine uygulanan muameleden memnuniyetsizliğini yönetime karşı yapılan isyanlarda açık etmiş, isyanlarda etkin rol oynamış ve bu isyanlara destek olmuştur. Genellikle dönemin halife ve valileri bu zümreye itaat etmelerinin gerektiği mantığı ile yaklaşmış, kendilerine yöneltilen itiraz ve şikâyetlere karşı icbar ile müdahaleden çekinmemiştir. Devletin otoriter sahipleri bunları devlet için potansiyel tehdit olarak görürken karşı kesim haklarının gasp edildiği düşüncesiyle kendilerini bu devletle bütünleştirememiştir. Emevî Devletinin son dönemlerinde mevâlînin etkinliği artmış, mevâlî Emevî devletini uğraştırmış ve yıpratmıştır. Emevî Devletinin mevâlîye karşı dışlayıcı politikası yıkılmasının sebeplerinden biri olmuştur.
Tarihi ve kültürel bağlamıyla Silopi Bölgesi halk inanışları
İlk insandan itibaren insanoğlunun dinî inanca sahip olduğu yönünde güçlü kanaatler vardır. İnsanlar çevresini anlamlandırma ve yönetmede dinden destek almış ve bu sayede dinî değer ve ritüeller ortaya çıkmıştır. Din ile çevreyi kontrol ettikleri kadar din tarafından kontrol de edilmiş ve çoğu davranışta dinî bir yansıma görülmeye başlanmıştır. İlk zamanlarda doğaya atfedilen özelliklerin zamanla mitolojik safhayı başlattığı düşünülmektedir. Mitolojik safhadan dini alana bir geçişin olduğu yönünde düşünceler mevcutsa da her mit dinin kültürünü oluşturmaya devam etmiştir. İnsanın toplumsallaşma özelliği sayesinde sahip olduğu düşünce ve bilgiler kuşaklar boyu aktarılarak kültürel alanda bir veri akışı sağlanmıştır. Bu sayede insanlık tarihi açısından halk inanışları olarak kabul edilen ve dinî alanla ilişkili bir olgu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda halk inanışları her dinin kendi yorumu içinde varlığını sürdürmüş ve çoğu zaman dinî bilginin bir parçası olarak kabul edilmiştir. Böylece dinleri anlamanın yanında halk inanışlarını da anlamak önem kazanmıştır. Din tek başına ele alınabilecek bir olgu olmadığı için, her dinî değeri yönlendiren bir kültür ve tarih de mevcuttur. Bu sebeple din çalışmalarında inanca dayanan ve mitsel bir anlam taşıyan halk inanışlarının arkasındaki kültür de ortaya konulmalıdır. Böylece dinler tarihi ile sıkı ilişki içerisinde gelişen halk inanışları disiplini dinlerin halk yaşamındaki yansımasına vurgu yapmaktadır. Bu çalışmada temel olarak din, kültür ve tarih çerçevesinde Silopi halk inanışları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bundan dolayı tezin konusunu oluşturan bölgenin halk inanışları ve uygulamalarına geçmeden önce halk inanışları ve dinler tarihi disiplinlerinin ilişkisi ortaya konulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmakta olup, ilk iki bölümde kavramsal çerçeve ve araştırma bölgesinin tanıtımı yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise bölgede tespit edilmiş olan halk inanışları ve uygulamalarının değerlendirilmesini ve yorumlanmasını içermektedir. Bu bölümde hayatın çeşitli safhalarındaki halk inanışlarının aktarılmasına ve halk hekimliği, halkın şifa niyeti ile kullandığı bitkilere ve bölgede kanaat önderlerinin bu tür halk inanışlarına bakış açıları ele alınmıştır. Nitel bir çalışma ile yürütülen bu tezde, literatür taraması ile birlikte katılımlı gözlem, görüşme ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır.
Yahudilikte evlilik ve çocuk algısı: Değişim, dönüşüm
Yahudilikte evlilik "kutsal bir birlik" olarak kabul edilmekte ve çok önem verilmektedir. Tanrı'nın "Verimli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun." emriyle evlilik kutsiyet kazanmıştır. Yahudiler erken yaşta evliliği tavsiye etmiş, evlenmeyen kadın ve erkeğin tam olamayacaklarını, eksik kalacaklarını söylemişlerdir. Yahudilikte evlilik, Yahudi soyunun devamını sağlayan kutsal bir emir olarak kabul edilmektedir. Yahudilikte evliliğin en önemli amacı Yahudi neslinin devamını sağlamaktır. Yahudiler eş tercih ederken, evleneceği kişinin Yahudi bir anneden doğmasına özen gösterirler. Yahudi kültüründe karışık evlenmenin asimilasyona sebep olacağı düşüncesi yaygındır. Yahudilikte kişinin yakın akrabaları ile evlenmesi uygun görülmez. Ancak bir erkek evli olmasına rağmen çocuğu olmadan vefat ederse; neslinin ve adının devamı için dul kalan karısı, adamın erkek kardeşiyle evlenmek zorunda kalır. Evlilik töreni genellikle sinagogda veya açık havada, bir haham ile cemaatin huzurunda yapılmaktadır. Hupa altında bir yüzük takılması, ketuba verilmesi, yedi berahanın okunması ve bardak kırılması düğünün en temel uygulamalarındandır. Yahudiler seçilmiş millet saflığını korumak amacıyla çocuk sahibi olmayı her zaman ilk gaye olarak edinmişlerdir. Hatta çocuk sahibi olmak için çok evliliği, kısır olan kadınları boşamayı, levirat evliliği uygun bulmuşlardır. Çünkü doğan her çocuğun Yahudi nüfusunu ve gücünü arttıracağı düşünülmektedir. Yahudilikte doğum öncesinde ve sonrasında birçok inanç ve uygulama mevcuttur. Örneğin brit mila yeni doğanın Yahudiliğe kabulü olarak bilinir. İslam'da sünnete karşılık gelen bir kavram ve uygulamadır. Kısacası Yahudiler için evlilik de ondan doğacak çocuk da kutsaldır. Bunun için evliliği sürekli tavsiye etmişler, bekâr olanların eksik kaldıklarını söylemişlerdir. Yahudilikte evlilik uygulamalarının bazıları, zamanla değişmiş, mezhepler arasında dönüşüme uğramıştır. Bu çalışmanın amacı her toplumda büyük bir öneme sahip olan evlilik ve çocuk sahibi olmanın Yahudiler açısından nasıl tanımlandığını ve değerlendirildiğini ortaya koymaktır. Aynı zamanda Yahudiliğin zamanın ve ortamında etkisiyle nasıl değiştiğini incelemek hedeflenmiştir.
Sosyokültürel ve dinî boyutlarıyla Midyat Yezidileri
Mezopotamya bölgesinin kadim halklarından olan Yezidiler bazı noktalarda birçok dinden izler taşıyıp bazı noktalarda kendine has özellikleriyle göze çarpan dini bir gruptur. Yezidilik inancı ve bu inanca mensup Yezidiler hakkında geçmişe oranla son yıllarda daha fazla araştırma yapılmıştır. Ancak Midyat Yezidileri ve Müslümanlar arasındaki sosyokültürel ilişkilere dair bir araştırmanın yapılmamış olması bizi böyle bir çalışma yapmaya yönlendirmiştir. Yezidiler Midyat'ta birçok dinden insanla ilişki kurdukları gibi Müslümanlarla da sosyal ilişkiler kurmuşlardır. Bu ilişkilerin farklı dönemlerde nasıl bir boyut kazandığı merak edilmiştir. Bu çalışmada; bölgede yaşanan sıkıntıların, Yezidilerin yaptığı zorunlu göçlerin, iki gurubun da dini yapısının ilişkilere nasıl yansıdığının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle literatür taraması yapılıp Yezidilik ve Yezidi tarihine yer verilmiştir. Midyat Yezidileri ve Müslümanlarla ilişkileri konusunda literatür taramasına ek olarak görüşme, katılımlı gözlem yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışma 40 Yezidi ve 7 Müslüman ile yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır. Bu bilgiler ışığında Midyat'ta Yezidilerin uzun yıllar boyunca kendilerine has kültürel yapılarıyla dini inançlarını, bayramlarını, örf ve adetlerini yaşadıkları, burada yaşanan ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlardan bölgedeki diğer insanlar gibi etkilenmeleriyle birlikte azınlık durumda olmaları ve inançlarına yönelik ön yargılardan dolayı toplumsal açıdan daha fazla sıkıntı yaşadıkları görülmüştür. Bunlardan kaynaklı belli dönemlerde Yezidi ve Müslümanlar arasında büyük sorunlar yaşandığı gibi olumlu ilişkilerin kurulduğu, günümüzde geçmişte yaşanan problemlerin unutulup daha iyi ilişkiler kurulmaya çalışıldığı sonucuna varılmıştır.
Şırnak ve çevresinde Cudi Dağı ve Nuh Tufanının halk inançlarındaki yansımaları
Pek çok dini inanışta yer alan tufan anlatıları özellikle Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi inanan sayısı açısından kalabalık dinler için önem taşımaktadır. Dolayısıyla geniş bir nüfusa sahip olan bu dini inanışların ilgilendiği ve dinler tarihi disiplini içinde ele alınması gereken bir konu haline gelmektedir. Yukarı Mezopotamya içinde değerlendirilen Şırnak ve çevresinde bulunan diğer iller, kadim medeniyetler, farklı inançlar ve birbirine karışmış kültürleri içinde barındıran aynı zamanda esrarengiz atmosfere sahip bir bölgededir. Zengin bir kültür ve inanç farklılığının ortak bir noktası olan "Nuh Tufanı" özellikle bu topraklarda ayrıca önem atfedilen bir olaydır. İster mitolojik ister gerçek olduğu düşünülsün, "tufan" oldukça merak edilen ve üzerine yazılıp çizilen bir konu olmuştur. Birçok dini metinde konu edilmiş, mitolojiye yön vermiş, yazarlara ilham olup ressamlarca farklı şekillerde resmedilmiştir. Halkın zihnini öyle çok meşgul etmiştir ki zamanla halkın kültürü ve inançlarına da yansımıştır. Kültürlerle iç içe girmiş, yer yer bir kült olarak ele alacağımız bu mesele oldukça dinamik bir ortamda farklı şekillerde de değerlendirilmeye müsait bir konu olagelmiştir. Şırnak ve çevresinde Nuh Tufanı hakkında neler söylenip yazıldığı, olayın nasıl olduğuna dair halkın hafızasındaki resim anlaşılmaya çalışılmaktadır. Çok konuşulan ve yeri hakkında farklı rivayetleri bulunan bu meselenin halk inançlarına nasıl aksettiği, dini bir inanç olmasının ötesinde halk dininde nasıl bir yeri olduğu hakkında fikir sahibi olmaya gayret edilecektir. İlk bölümde kavramsal çerçeveye yer verilmiş, çalışmamıza konu olan başlıklarla bağlantısı olan kavramlar açıklanmıştır. Ayrıca araştırmanın konusu, amacı ve önemine yer verilmiştir. İkinci bölümde Şırnak ili ve çevresinin tarihi, arkeolojik verileri araştırılmıştır. Dolayısıyla ilk iki bölümde literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde antik uygarlıklarda ve İbrahimi dini gelenekte tufan hadisesi konu edilmiştir. Asur, Sümer kaynakları, Tevrat ve Kur'an'da tufan olayının nasıl ele alındığı konusu araştırılmıştır. Nuh peygamber ve tufan olayının farklı kültürlerin bazılarında yer alan tufan kahramanları hakkında yaptığımız araştırmamızla ilgili sonuçlar ele alınmıştır.Dördüncü bölümde ise halk inançları için alan çalışması yapılarak ses kaydı ve foroğraf yardımıyla söylenti ve deyimler ele alınmıştır. Bu bölüm için soru-cevap, anlatım ve gözlem tekniklerinden faydalanılmıştır. Röportaj yapılacak olan kişilerin isim, yaş, eğitim durumu, doğum yeri ve tarihi kaydedilmiştir. Halk inançları bağlamında kutsal kabul edilen mekanların fotoğrafları çekilmiştir. Halk arasında bu mekanlara atfedilen kutsallığın sebebi ve sonuçları soru-cevap ve gözlem teknikleri ile araştırılmıştır. Halk dilinde bu kutsallığı içeren söz ve deyimler ses kaydı ile muhafaza edilerek yazıya geçirilmiştir.
Fioreli Joachim'in apokaliptik düşünceleri ve 13. yüzyıl tarikatlarına etkileri üzerine tartışmalar
Dini yoksulluk tartışmaları XII ve XIII. yüzyıllarda Orta Çağ Avrupası'nın gündemindeki en önemli maddelerden biriydi. Gerek mevcut dönemin ekonomik gelişmeleriyle gerekse Hıristiyanlığın onlara yüklediği ahlaki misyonla alakalı olarak inananlar, İsa'nın havarilere öğütlediği gibi yoksul bir hayat sürmeleri gerektiğini düşündüler ve böylece kitleler halinde katı bir yoksulluk anlayışını benimsediler. Bu durum kimi zaman Kilise'nin bu insanlara yönelik sert tepkilerine ve yaptırımlarına sebep oldu. XIII. yüzyılın başlarında, zamanın ruhuna uygun olarak Kilise'nin izniyle kurulan Fransisken Tarikatı, dini yoksulluk anlayışının belki de en önde gelen temsilcisiydi fakat kendi aralarında yoksulluğun ne derecede yaşanması gerektiği problemini çözememişlerdi. Bu durum zaman içerisinde Fransiskenler arasında yoksulluk üzerinden yoğun tartışmalara ve bölünmelere sebep oldu. Kilise'nin duruma müdahil olmasıyla birlikte tartışma tarikatın dışına taştı ve Fransiskenler ile Kilise arasında bir çatışmaya dönüştü. Bu tartışmalar ve çatışmalar sırasında yoksulluğun katı bir biçimde yaşanması gerektiğine inanan Fransisken frerlerin en büyük motivasyonu Hıristiyan toplumunu beklediklerine inandıkları Şabat Çağı düşüncesiydi. Bu düşüncenin temelinde ise XII. yüzyılda yaşamış, Fioreli Joachim (1135-1202) adında bir keşiş vardı. Kitabı Mukaddes'in gizli anlamını çözmeye çalışan bir müfessir olan Joachim, ölümünden yaklaşık elli yıl sonra kendini Fransiskenler ve Kilise arasındaki mücadelenin tam ortasında bulmuştu. Anahtar Sözcükler: Apokaliptisizm, Eskatoloji, Kehanet, Ruhani Fransiskenler, Yoksulluk, Kilise, Hıristiyanlık
İlhanlı İran'ında Sufiler, Hanlar ve Halk
Moğolların dinlerle olan ilişkileri ve ihtida süreçleri her zaman araştırmacıların dikkatini çeken bir konu olmuştur. Onların ihtidası mevzusu düşünüldüğünde ise akla ilk olarak dönemin meşhur şeyhleri ve tarikatları gelmektedir. Bu konuyu araştıranlar, sûfîlerle Moğolların ilişkilerini pek çok farklı yönden ele almışlardır. Ancak bu çalışmaların çoğunun Moğolları merkez aldıkları, tasavvuf ile tarikatların hâlihazırdaki gelişmişlik düzeylerini ve siyasetle kurdukları ilişkileri ise genellikle incelemedikleri görülmektedir. Moğolların neden ihtida edecekleri zaman kendilerine bir şeyhi rehber seçtikleri mevzusu önemli olmakla birlikte, siyaset başta olmak üzere bu dünyaya ait olan her şeyle arasına mesafe koymayı öğütleyen tasavvuf düşüncesinin temsilcilerinin nasıl bu konuma geldikleri sorusuna cevap vermek de önemlidir. Bu çalışmada İlhanlıların şeyhlerle olan ilişkileri incelenmektedir, ancak amaç yalnızca devlet-tarikat ve hükümdar-şeyh arasındaki ilişkilerin ansiklopedik bir tarzda, birebir dökümünü sunmak değildir. Esas amaç, tasavvuf düşüncesi ve tarikatların siyasetle kurdukları ilişkinin gelişiminin ve bu öğreti ile kurumların popülerlik kazanması sürecinin İlhanlılar dönemindeki safhasını açıklığa kavuşturmaktır. Sürecin anlaşılabilmesi için ilk bölümde tasavvufun ve tarikatların gelişimi ile İran topraklarındaki yayılımı incelenmiş, ikinci bölümde ise İlhanlıların dini siyasetlerinden, İranlılaşma ve İslâmlaşma serüvenlerinden bahsedilmiştir. Böylelikle hem tasavvufî düşüncedeki değişim ve yayılım hem de İran'a gelen Moğolların bölgedeki adaptasyon süreçleri ele alınmıştır. Bu konular işlendikten sonra İlhanlıların tarikatlara ve şeyhlerle olan yaklaşımları, gezgin derviş grupları ile kurumsal tasavvuf arasındaki farklar ve Moğol istilasının tasavvuf yazını üzerindeki bazı etkileri, çağdaş kaynaklardan elde edilen pek çok örnekle, açıklanmıştır. Sonuncu bölümde ise istilanın İran halkı üzerindeki etkilerinin ardından, insanların tasavvuf ile tarikatlara olan yaklaşımları ve bu dönemde tasavvufa neden bu kadar rağbet ettikleri incelenmiştir. Bu çalışma ile İlhanlıların şeyhlerle kurdukları temasların arka planı ve bu temasların tarih içerisindeki gelişimi açıklanacağı gibi tasavvuf ve tarikatların popülerleşmesi sürecine İlhanlıların nasıl bir katkıda bulundukları ve arkalarında ne tür bir miras bıraktıkları incelenecek ve en azından İran Moğollarının şeyhlerle kurudukları temaslar daha anlaşılabilir hâle gelecektir.
Elemterefiş: Osmanlı İmparatorluğu'nda batıl itikatlar ve büyü
This doctoral thesis has been prepared in order to write the social history of superstitious beliefs and especially magic and sorcery. Mainly, we tried to examine how superstitious beliefs and magic had transformed the daily life of Ottoman Empire into the world of superstitions in nineteenth century. However, we obliged to go further back when I deepened my research into the origin of superstitious beliefs and magic which were widespread in almost every period of the Ottoman Empire. I had to look at polytheistic religions like Shamanism, Animism, Manichaeism, Buddhism and Hinduism which were the common religious belief of former Turkish World. Also I studied various pagan religions and cultures underlying the past of Ottoman geography spreading over three continents; polytheistic religion belief systems of cultures like Mesopotamia, Ancient Greece and Roman culture; and the four major heavenly religions from these lands which each of which would be included in the Ottoman territories later such as Judaism, Zoroastrianism, Christianity, Islam as well as the Sky God belief in the Central Asia. I tried to focus particularly on the magic subject while studying on superstitious beliefs and magic in Ottoman Empire. The focal point of my thesis became how magic had been utilized especially in Muslim Ottoman society rather than how the magic had been created. Therefore, I particularly stayed away from getting involved with amulets. How amulets or magic had been perceived in the society, why these had been needed and how they had been used became much more important than what was written in them. In the Ottoman Empire, while "professional" magicians were among individuals of ulema class who were not reluctant to utilize religious knowledge for their personal interests and began to live immoraly; "amateur" magicians were composed of occult groups who had unknown origins. I referred to them as pseudo- clergy in the thesis. I followed magic and magicians included in the documents of Prime Ministry Ottoman State Archives only when caught as a result of a complaint. Ottoman literature and especially the novels of the period served as an efficient resource coming to my aid where limited information in the archival documents and secondary resources were insufficient about this kind of secret sciences (ilm-i nücûm). Key Words: Ottoman Empire, history of religions, superstitious beliefs, magic, magicians, occult.
Kur'ân'da Yahudilerin karakteristik özellikleri ve günümüz Müslümanlarına yansımaları
İlahi kitap ile ilk muhatap olan kavim Yahudilerdir. Semavi üç dinden en eskisi olan Yahudilik ve son ilâhî din olan İslâmiyet aynı coğrafyada ortaya çıkmış, Yahudi kutsal kitabı ahdi atiğin tahrif edilmiş olmasına rağmen birtakım benzerlikler taşıyan iki dindir. İslâmiyet'in ilk yıllarında gerek coğrafi olarak yakın olmaları gerek ehl-i kitaptan olmaları gerekse Müslümanlara karşı hak olmayanı dayatmaya çalışmaları açısından Yahudiler ve Müslümanlar etkileşim halinde olmuşlar bunun bir sonucu olarak da Kur'ân-ı Kerîm'de Yahudilerden pek çok kez bahsedilmiştir. Bazı âyetlerde bizzat Yahudiler muhatap alınmış onlara öğüt ve uyarılar yapılmış ise de çoğu zaman onların yanlışlarından bahsedilmiş Müslümanlar Yahudilere karşı uyarılmış ve Yahudilerin yapmış oldukları yanlışlara düşmemeleri konusunda ikaz edilmiştir. Gönderilmiş en eski din olma sebebiyle Yahudiler zaman içerisinde davranışlarını sağlamlaştırmış yaşadıkları olaylar sonucu diğer insanlara karşı tavırlarını netleştirmiş ve davranışlarını bir karakter haline getirmişlerdir. Yahudilerin kendilerini Tanrı'nın sevgili kulları olarak tanımlamaları ve zaman içerisinde tüm dünyada etkin güç olmaya başlamaları, sayılarının az olmasına rağmen kendilerine taraftar bulup isteklerini diğer insanlar üzerinden de yaptırmayı başarabilmeleri, çoğu zaman kendilerini diğer insanlardan üstün görmeleri sebebiyle ayrıcalıklı bir dünya hayatı yaşamayı istemeleri ve ayrıcalıklı olarak ahiret hayatı sürdüreceklerini iddia etmeleri, Kur'ân'da ise bu iddialarının tam tersine lanetli bir kavim olarak adlandırılmaları Yahudileri ve onların Kur'ân bağlamında karakterlerinin tanımlanması bunun neticesinde de yüce Allah'ın uygun görmeyip eleştirdiği davranışlardan Müslümanların uzak durabilmesini sağlayabilmek için Yahudilerin tipolojisinin kapsamlı bir şekilde incelenmesinin bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu çalışma da Yahudilerin eleştirilme nedenleri, Müslümanların Yahudilerin ikaz edildikleri yanlış davranışları bilmeleri ve uzak durulabilmeleri için bu yanlışlar, Yahudilerin karakteristik özellikleri, Yahudi tipolojisi Kur'ân-ı Kerîm'den yararlanılarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüzde kurulmuş dünya düzeni ya da insanların heva ve hevesleri gibi etkenler sonucu Kur'ân'da Yahudilerin eleştirilen davranışları Müslümanların pek çoğunda görüldüğü belirlenmiş, yaşamlarına yansımaları ortaya konmuştur. Kur'ân'ın İslâm toplumunu şekillendiren ve yönlendiren yaşam tarzını belirleyen en temel kaynak olması sebebiyle âyetler bağlamında yüce yaratıcının özelde Yahudiler genelde de tüm insanlar için tenkit ve ikaz ettiği davranışlar incelenmiş, günümüzde Müslümanlarda görülen etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır.
SSCB dönemi Kazakistan'da din politikaları
Bu tez çalışması, SSCB Donemı Kazakistan'da Din Politikalarını konu edinmektedir. Bu çerçevede birinci bölümde, Çarlık Rusya ve Geçici Hükümet dönemlerinde Kazakistan tarihinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, Sovyet rejimi döneminde İslam'a karşı mücadele polikaları neticesinde Kazak toplumu ve tarihinde meydana gelen büyük değişiklikler incelenmiştir. Konunun analizi ve işlenişi tarihsel açıdan ele alınarak, eğitim alanında Sovyet mevzuatı ve Alaş Aydınları'nın mücadeleleri, müslüman eğitim kurumlarına yönelik Sovyet politikaları, II. Dünya Savaş yılları ve sonrası dini durum, Sovyet Hükümetinin din politikasında "Sıcaklık" dönemi, Kazakistan'da "Yeniden İnşa" döneminde dini durum, Rus İmperatorluğu'nun islama karşı politikası hakkındaki görüşleri incelenip ortaya koyulmaya gayret gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: SSCB, Din, Din Politikları, Kazak Toplumu, Tarih