Enzyme-linked immunosorbent assay

202 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

DNA metiltransferaz inhibitörü RG108 ve histon deasetilaz inhibitörü trikostatin a'nın nörit gelişiminde epigenetik etkilerinin karşılaştırılması

Nörodejeneratif hastalıkların nöropatolojisi genel olarak, beynin spesifik bölgelerindeki spesifik nöronların kaybı veya atrofisi ile ilişkilendirilir. Rejenerasyonun olmayışı; hasarlı nöronların ölümü, rejenerasyon kapasitesindeki düşüş, büyümeyi destekleyen nörotrofik faktörlerin eksikliği, rejenerasyon ve büyümeyi engelleyici santral sinir sistemi ortamı gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Nörojenezin başlıca morfolojik karakteristiği, akson uzaması ve dendrit dallanmasının takip ettiği nörit gelişimidir. Nöritojenik maddeler, nöronal hücrelerdeki nörit gelişimini stimüle edebilme yetenekleri nedeniyle nöronal hasarların tedavisinde umut vadetmektedir. Susturulmuş genlerin aktivasyonu, kromatinin yeniden düzenlenmesi ve transkripsiyon gibi hücresel mekanizmalar üzerine etkili ve küçük moleküllü epigenetik ilaçların, nörotrofik faktörler ile kombinasyonu, nöronal hasarlarda alternatif bir yaklaşımdır. Bu çalışmada, iki yeni epigenetik ilaç olan, bir histon deasetilaz inhibitörü Trikostatin A ve bir DNA metiltransferaz inhibitörü RG108'in PC-12 Adh hücre hattı üzerindeki nöronal farklılaşma ve nörit gelişimi üzerine etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. İki ilacın sitotoksisitesi MTT yöntemiyle belirlenmiştir. Hücre farklılaşması, migrasyon ve invazyon analizleri için Gerçek Zamanlı Hücre Analiz Sistemi (RTCA DP) kullanılmıştır. Hücre migrasyonu verileri morfolojik olarak da test edilmiştir. Nörit gelişimi sonrasında hücrelerdeki Matriks metalloproteinaz-2 (MMP-2) miktarı, ELIZA tekniğiyle ölçülmüştür. Son olarak, nörit gelişimi immünofloresan boyalar yardımıyla fotoğraflanmış ve PC-12 Adh hücre hattı nörit analizi yapılmıştır. Deney sonuçlarına göre, hem Trikostatin A hem de RG108'in, sinir büyüme faktörü ile kombine halde, PC-12 Adh hücre hattında nöronal farklılaşma ve nörit gelişimini indükleyici etkileri bulunmuştur. Hücre farklılaşması, migrasyon, invazyon ve nörit gelişimi üzerine Trikostatin A, RG108'den daha etkili bulunmuştur.

Antifungal ajanlarDNAEnzime bağlı immünosorbent testi+7
Elif Kaya
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısında birden fazla fonksiyonu barındıran hetero nano-enzim yapılar ve elısa uygulamaları

Bu çalışmada rutenyum tabanlı amino asit monomerleriyle fotosensitif çapraz bağlama (ANADOLUCA) yöntemi kullanılarak, yapısında birden fazla enzim barındıran nano yapılar sentezlenmiş ve sentezlenen bu nano-enzimlerin ELISA (Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay) uygulamalarında kullanımları incelenmiştir. Bu amaçla ilk olarak horseradish peroksidaz (HRP) ve alkalen fosfataz (ALP) enzimleri, bis (2-2'-bipiridil) (MATyr)2 rutenyum (II) fotosensitif monomeri ile çapraz bağlı nano yapılar mikro emülsiyon polimerizasyon yöntemi ile gün ışığında, azot atmosferinde ve oda sıcaklığında sentezlenmiş ve bu nano yapılar geçirgenlik elektron mikroskobu (TEM), atomik kuvvet mikroskobu (AFM), zetametre ile boyut ve potansiyel analizi ile karakterize edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, HRP ve ALP'nin çapraz bağlandığı hetero nano-enzim ile kinetik çalışmalar yapılmıştır. Kinetik çalışmalar sonucunda hetero nano-enzimin tetrametilbenzidin substratına karşı optimum pH' ı 5, Km= 26 mM ,Vmak=1,24 x 10-2 U ve p-nitrofenilfosfat substratına karşı optimum pH' ı 10, Km=0,516 mM ,Vmak= 1,70 x 10-4 U olarak bulunmuştur. Yüksek sıcaklıklarda serbest enzimler denatüre olurken sentezlenen hetero nano-enzim yapı aktivitesini kaybetmemiştir. Tekrarlanabilirlik çalışmaları, metil alkol ile yıkanan nano yapının aktivitesinde on beşinci tekrarda bile önemli bir düşüş olmadığını göstermiştir. Çalışmanın son aşamasında nano enzim yapısı antikor ile konjuge edilerek ELISA uygulamaları gerçekleştirilmiştir.

Enzime bağlı immünosorbent testi
Ender Köse
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

P maddesi ve kalsitonin gen-ilişkili peptid'in çeşitli analitik yöntemlerle ölçülmesi

Bu çalışmada sıçan beyin, beyin sapı dokusunda P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid'in Sıvı Kromatografisi-Tandem Kütle Spektrometrisi ve Enzim Bağlı İmmunosorbent Analiz yöntemiyle analizi gerçekleştirilmiştir. C8 kolon (150x2.1 mm, 3.5 µm) ve %0.2 formik asit içeren su-asetonitril gradiyent hareketli faz sisteminde ayrılan P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için kütle spektrometri optimizasyon parametreleri belirlenmiş, ardından yöntemin validasyonu gösterilmiştir. P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için pozitif polaritede elde edilen kütle spektrumu ve sırasıyla m/z 674.3→[600+254.4] ve 952.2→1214.0 iyon geçişleri kullanılmıştır. Doğrusal aralık P maddesi için 5.85-438.52 ng/mL, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için 0.21-155.28 ng/mL'dir. Yöntemin tayin sınırları P maddesi için 5.85 ng/mL, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için 0.21 ng/mL'dir. Yöntemin doğruluğu P maddesi için %98'den büyük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %87'den büyük geri kazanım ile, tekrar edilebilirliği ise gün içi ve günler arası P maddesi için %15'den küçük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %11 bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Bu yöntem sıçan beyin ve beyin sapı dokularına uygulanmıştır. Yöntemin beyin dokusundaki doğruluğu P maddesi için %97'den büyük geri kazanım ile, kesinliği ise %7'den küçük bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Beyin sapı dokusundaki doğruluğu P maddesi için %98'den büyük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %95'den büyük geri kazanım ile, kesinliği ise Substance P için %7'den küçük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %13'den küçük bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Doku numunelerinin (n=6) analizine göre, beyin sapı dokusundaki P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid bazal endojen derişimler sırasıyla 415.10±124.80 ng/g, 132.07±196.77 ng/g olarak, beyin dokusundaki P maddesi derişimi ise 57.95±38.01 ng/g olarak hesaplanmıştır. Beyin dokusunda Kalsitonin gen-ilişkili peptid düzeyi yöntemin tayin sınırının altında kaldığı için hesaplanamamıştır. Enzim Bağlı İmmunosorbent Analiz yöntemiyle, P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için kit prosedürleri kullanılarak beyin ve beyin sapı dokusundaki derişimleri incelenmiştir. P maddesi düzeyi beyin ve beyin sapında belirlenememiştir. Kalsitonin gen-ilişkili peptid düzeyi ise beyin sapında 2351.24±292.49 ng/g, beyinde 1567.96±55.47 ng/g olarak belirlenmiştir.

Enzime bağlı immünosorbent testiEnzime bağlı immünosorbent testiKalsitonin+7
Neva Alasağ
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Bruselloz olguların tanı ve takibinde yeni biyolojik markerler

Bruselloz tüm dünyada özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görülen zoonotik bir hastalıktır. Hastalık temel olarak akut ve kronik olarak iki fazda görülmektedir. Bruselloz tanısında çok sayıda laboratuvar yöntemi geliştirilmiş olmasına rağmen halen özgüllük ve duyarlılığı yüksek, ucuz ve güvenli kriterlerini karşılayan özel bir test yoktur. Ayrıca tedaviye yanıtı değerlendirecek kronikleşmeyi öngörecek bir testte henüz bulunamamıştır. Human ABI gene family member 3 (ABI3), Human C-type lectin domain family 12, member B (CLEC12B), Human DNA damage inducible transcript 4 like (DDIT4L), Human zinc finger protein 1 (ZFP1), Human protein inhibitor of activated STAT4 (PIAS4), Human protein phosphatase 2A activator regulatory subunit 4 (PPP2R4), Human WD Repeat-Containing Protein 33 (WDR33) Human Indoleamine 2,3- Dioxygenase (IDO), son dönemlerde keşfedilmiş ve immün sistemin çeşitli aşamalarında görev alan proteinlerdir. Bu çalışma Brucella patogenezinin aydınlatılmasına katkı sağlayacak, bruselloz tedavisine yanıtı gösterecek ve kronikleşmeyi öngörebilecek yeni markerler keşfedebilmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma grupları akut, kronik, iyileşen ve kontrol hastalar olmak üzere dört grup olarak oluşturuldu. Tüm gruplardan alınan kan örneklerinden serum ayrılarak Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile çalışmamızda yer alan protein seviyeleri tespit edildi. ABI-3, CLEC12B ve PPP2R4'ün artan seviyelerinin kronikleşmeyi öngörmede, azalan seviyelerinin ise tedavi yanıtının izlenmesinde, DDIT4L, IDO, PIAS4 VE ZFP-1'in azalan seviyesinin kronikleşmeyi öngörmede, artan seviyesinin tedaviye yanıtı değerlendirmede kullanılabileceği görülmüştür. Ayrıca elde edilen sonuçlar ile Brucella bakterisinin immün sistemden gizlenme stratejisinin anlaşılmasında yeni ipuçları elde edilmiştir.

BakterilerBrusellaBruselloz+2
Eren Çağan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otoimmün tiroid hastalarında erythrovirus B19 (parvovirus B12) sıklığının araştırılması

Anti erythrovirus B19 (EVB19) antikorlarının moleküler taklit mekanizması ile otoantijenleri tanıması mümkün olabilir. Ayrıca EVB19 ilişkili yayınlanmış birçok otoimmün hastalıkta polispesifik veya organ spesifik otoantikorlar rapor edilmiştir. EVB19 birçok hastalığın patogenezinde suçlanmıştır. EVB19 özellikle otoimmün tiroid hastalıkların patogenezinde önemli yer teşkil etmektedir. Nitekim yapılan bazı olgu sunumlarında EVB19'un hashimoto tiroiditi ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Graves hastalığı ve Hashimoto tiroiditi etyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimleri sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Enfeksiyonlar, patogenezde rol aldığı iddia edilen, ancak kanıtlanamayan çevresel faktörlerdendir. Parvovirus B19, patogenezde rol aldığı düşünülen ancak kanıtlanamamış viral enfeksiyon ajanıdır.Bu çalışmada Otoimmün tiroid hastalarında EVB19 sıklığı araştırılmıştır. Çalışmamız, Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Polikliniklerinde izlenen ve çalısmaya katılmayı kabul eden hastalarda gerçekleştirildi. Çalışmaya yaş bakımından uyumlu 30 Hashimoto tiroiditli, 30 Graves hastalığı olan, 30 kontrol olmak üzere 90 kişi alındı. EVB19 IgG-IgM immünolojik ELİSA yöntemi kullanılarak manuel olarak çalışıldı ve spektrofotometri cihazında değerleri okundu. Bu çalışmanın sonucunda otoimmün tiroid hastalığı olanların Parvovirus B19 İmmünglobulin G-M (IgG-M) düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı fark bulunmadı. Anahtar kelimeler: Graves Hastalığı, Hashimoto tiroiditi, Otoimmün tiroid hastalıkları, Parvovirus B19 IgG-IgM.

Enzime bağlı immünosorbent testiGraves hastalığıHashimoto hastalığı+4
Serdar Üçgün
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Aşı adayı yerel BVD virus suşlarında inaktivasyon kinetiğinin belirlenmesi ve deney hayvanlarında immunizasyon çalışmaları

Bovine viral diarrhea virus (BVDV) ülkemizde ve dünyada yaygın olarak görülmekle birlikte hastalığa karşı koruma ve kontrol stratejileri geliştirilmektedir. Koruma kontrol programlarında ön plana çıkan önlemlerden biri de aşılama olarak görülmektedir. Tez çalışmasında aşı adayı yerel BVDV suşlarının çoğalma karakterizasyonlarının, inaktivasyon kinetiğinin ve farklı adjuvantlarla hazırlanan inaktif BVDV aşı formülasyonlarının deney hayvanlarındaki serolojik yanıtlarının belirlenmesi amaçlandı. BVDV TR-21, TR-26 ve TR-15 suşlarının optimum MOI değerleri sırasıyla 1, 0,1 ve 0,1 MOI olarak tespit edildi. Ayrıca TR-21, TR-26 ve TR-15 suşlarının çoğalma eğrileri oluşturularak virus ekimini takiben en yüksek titrelere sırasıyla 48., 12., ve 36. saatlerde ulaştığı saptandı. Kimyasal olarak BEI maddesi kullanılarak yapılan inaktivasyon kinetiği çalışmasında TR-21, TR-26 ve TR-15 suşları sırasıyla 16., 10., ve 10. saatte tamamen inaktive olduğu tespit edilmiştir. Yağ bazlı, AlOH3 bazlı ve saponin adjuvantları kullanılarak oluşturulan formülasyonlarla kobay ve farelere immunizasyon işlemi gerçekleştirildi. Aşı sonrası gelişen humoral immun yanıtı belirlemek için in-house ELISA ve nötralizasyon testi uygulanarak verilerin birbirini teyit ettiği gösterildi. AlOH3 bazlı adjuvant gruplarına nazaran yağ bazlı adjuvant gruplarının aşıda etkili şekilde çalıştığı belirlendi. Yağ bazlı adjuvant gruplarında F-3 formülasyonunun 21. ve 51. günlerdeki antikor titreleri yüksek olsa da 81. ve 111. günlerde F-4 grubunun aşağısında kaldığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda F-4 grubunda kullanılan adjuvantın yapısı gereği (w/o/w) aşı formülasyonu aşamasında kullanımının daha rahat olması açısından kolaylık sağlayacağı düşünülmektedir. Aşılarda bulunan yerel suşların önemiyle beraber homolog ve heterolog suşlara karşı etkinlikleri ortaya koyulmuştur. İleriki süreçlerde inaktif yerel aşı üretimi için uygulanabilir güncel veriler elde edilmiştir.

AşılamaAşılarBovin diyare virüsü+4
Berfin Kadiroğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Potansiyel immünomodülatör özellikteki moleküllerin bruselloz enfeksiyonlarında değerlendirilmesi

Bruselloz, Brucella adı verilen bakteriler tarafından oluşturulan zoonotik bir hastalıktır. Brusellozda farklı klinik tabloların ortaya çıkmasında rol oynayan mekanizmalar yeterince aydınlatılmış değildir. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla akut ve kronik brusellozlu hastalar ile sağlıklı kontroller ve bruselloz geçirip iyileşmiş kişilerden alınan serumlarda immünomodülatör özellikteki aktivin A, aktivin B ve follistatin moleküllerinin potansiyel rollerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Aktivinler, transforme edici büyüme faktörü-β1 (TGF-β1) süper ailesinin üyeleridirler. Aktivin A ve B'nin biyolojik aktiviteleri benzerdir, ancak bazı durumlarda farklı etkiler gösterebilirler. Follistatin ise aktivinlerin fonksiyonlarını inhibe veya nötralize eden bir proteindir ve bu yolla enflamatuvar süreci düzenleyebilmektedir. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı klinik ve polikliniğine başvuran 40 akut, 36 kronik bruselloz hastası ile 40 sağlıklı ve 8 bruselloz geçirip iyileşmiş donör dahil edilmiştir. Ayrıca hastalar ve iyileşen grup, kemik eklem tutulumu (osteoartiküler) olan (akut:13; kronik:15; iyileşen:3) ve olmayanlar (akut:27; kronik:21; iyileşen:5) şeklinde gruplandırılarak da değerlendirilmiştir. Tüm immünomodülatör moleküller serumda, Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) ile çalışılmıştır. Aktivin A, aktivin B ve follistatin molekülleri için akut ve kronik hasta gruplarındaki değerler, sağlıklı kontroller ve iyileşmiş gruptaki değerlere göre daha düşük bulunmuştur ancak sadece aktivin A ve aktivin B molekülleri için istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu ortaya çıkmıştır. Akut ve kronik gruplar arasında ve sağlıklı kontrol ile iyileşen gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuçlarımız, bruseloz enfeksiyonu süresince bu üç molekülün ekspresyonunun baskılandığını, iyileşme durumunda ise baskılanmanın ortadan kalkarak tekrar normal seviyelere yükseldiğini göstermektedir.

Aktivin AAktivin BAkut enfeksiyon+7
Muhammed Ali Kızmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

7-15 yaş grubu çocuklarda ELİSA yöntemiyle suçiçeği seroprevalansının araştırılması

Suçiçeği iyi huylu bir hastalık olarak nitelendirilse de hastaneye yatış ve hatta ölüme neden olabilen komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu çalışmada 7-15 yaş grubu çocuklarda ELISA yöntemiyle suçiçeği seroprevalansının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran 7-15 yaş arası çocuklar dahil edildi. Çalışmada toplam 100 çocuktan alınan kan örneği değerlendirildi. Çalışmada Varicella-Zoster ELİSA IgG/IgM (Vircell Microbiologists, İspanya) kiti kullanıldı. Tam otomatik ELISA yöntemiyle ölçümleri hastanemiz mikrobiyoloji laboratuvarında Basic Robotic Immunoassay operator cihazı kullanılarak çalışıldı. Çalışma sonucunda VZV IgG pozitifliği %78 saptanmış olup çocukların %14'ü negatif, %8'i ise ara değer olarak tespit edilmiştir. 7-8 yaş arasındaki çocuklarda VZV IgG pozitifliği %84.6, 9-10 yaş arasında %72.5, 11-12 yaş arasında %82.6, 13-14 yaş arasındaki çocuklarda %81.3, 15 yaşındaki çocuklarda da %75'tir. İstatistiksel analiz sonucunda yaş gruplarına göre VZV IgG sonuçları açısından anlamlı fark olmadığı görüldü. Çalımamızda kızlarda VZV IgG pozitifliği (%86.7) erkeklere göre (%70.9) daha yüksek bulunsa da VZV IgG pozitifliğinin cinsiyete göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görüldü. Çalışmamızda suçiçeği geçiren veya suçiçeği aşısı olanların %90.1'inde VZV IgG pozitifliği saptanmış iken suçiçeği geçirmeyenlerde veya suçiçeği aşısı olmayanlarda bu oran %26.3 idi. Gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında 7-15 yaş grubu çocuklarda VZV IgG seroprevalansının yüksek olduğu görülmektedir. Bununla birlikte suçiçeği geçirmemiş veya suçiçeği aşısı olmayanlarda %73.7 gibi oldukça yüksek bir VZV IgG negatifliğinin olması bu çocuklarda erişkin yaşlarda VZV ile karşılaşmanın daha ağır bir hastalığa yol açması ve hatta komplikasyaonlar gelişmesi açısından önemli olacağı düşünülmekte olup az da olmayan bu kesimin aşılanması için uyarılar yapılması gerekmektedir.

Enzime bağlı immünosorbent testiGaziantepSeroprevalans+3
Buse Sevim Talay
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Viral gastroenterit nedenlerinden adenovirüs ve rotavirüs prevalansının ELISA ve kart test yöntemiyle araştırılması

Bu çalışmada viral gastroenterit nedenlerinden Adenovirüs ve Rotavirüs prevalansının ELISA ve kaset test yöntemiyle araştırılması amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Merkez Laboratuvarı Mikrobiyoloji Birimi'ne gastroenterit ön tanısı ile çeşitli poliklinik ve kliniklerden gönderilen hastalardan alınan dışkı örnekleri kullanılmıştır. Araştırmada ELİSA ve Kaset test kullanılmıştır. Kaset test olarak Rapidan Tester marka Adenovirus ve Rotavirus testleri, ELISA testleri olarak da RIDASCREEN® kitleri kullanılmıştır. Çalışmamızda toplam 92 hastadan dışkı örneği alınmış olup bunların 48'i (%52.2) erkek, 44'ü (%47.8) ise kadın hastalara aitti. Araştırmamız kapsamında değerlendirmeye alınan hastaların yaşları 0-81 arasında değişmekte olup ortalama yaş ise 16.52±20.05 yıl olarak hesaplanmıştır. Hastaların 62'si 18 yaş ve altında olup, 18 yaş ve üzeri hastaların oranı %32.6 idi. ELISA testi ile değerlendirilen gaita örneklerinin %4.3'ünde Adenovirus, %34.8'inde ise Rotavirus pozitifliği saptanmıştır. Kaset test sonuçları ELISA testi ile %100 uyumlu bulunmuştur. Çalışmamızda ELISA ve Kaset test sonuçlarına göre kadınların %2.3'ünde, erkeklerin %6.2'sinde Adenovirus, kadınların %31.8'inde, erkeklerin ise %37.5'inde Rotavirus pozitifliği saptanmıştır. Cinsiyete göre Adenovirus ve Rotavirus pozitifliği açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yaşa göre incelendiğinde Adenovirus pozitifliğinin tüm yaşlarda görülebildiği, anlamlı şekilde farklılaşmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda yabancı uyruklularda Adenovirus pozitifliği saptanmamış iken 4 yabancı uyruklu hastanın 2'sinde (%50) ise Rotavirus pozitifliği tespit edildi. Türk hastaların ise %4.6'sında Adenovirus, %34.1'inde ise Rotavirus pozitifliği saptandı. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar dikkate alındığında ELISA yöntemi ile Kaset testinin, Adenovirus ve Rotavirus saptama açısından birbiriyle %100 uyumlu olduğu, bu nedenle kullanım kolaylığı ve fiyatının daha uygun oluşu açısından kaset testin güvenilir bir şekilde kullanılabileceği söylenebilir.

Adenovirüs enfeksiyonlarıAdenovirüslerEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Neşe Özsoy
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Domates bakteriyel kara leke hastalığının (Pseudomonas syringae pv. tomato) tanımlanması, ırklarının belirlenmesi ve kimyasal savaşıma alternatif yöntemlerin saptanması üzerinde araştırmalar

Bu çalışmada Pseudomonas syringae pv. tomato (PST)'nıın neden olduğu domates bakteriyel kara leke hastalığı fizyolojik, biyokimyasal, patojenite, ELISA ve PCR testleri ile tanımlanmıştır. Ontario 7710 fidelerinin kullanılmasıyla Türkiye'de PST ırk l'in varlığı bu araştırma ile belirlenmiştir. PST' nin toprakta yaşamını sürdüremediği fakat topraktaki infekteli bitki artıklarında ve tohumlarda yaşamını sürdürebildiği bulunmuştur. Bunlar Çukurova Bölgesinde PST' nin ilk inokulum kaynaklan olarak değerlendirilmişlerdir. Toplam 47 farklı domates tohum örneği in direkt immunofloresans (IFAS), yan seçici besi yeri kullanımı ve tohum çimlenmesinden sonraki 7 gün içinde kotiledonlar üzerinde tipik hastalık simptomlannın incelemeleriyle testlenmiştir. Sadece 1 tohum ömeği PST ile bulaşık bulunmuştur. Tohumdaki PST'yi elemine etmek için bronopol ve bakır asetat en etkili tohum uygulamaları olarak bulunmuştur. Ayrıca PST' ye karşı kimyasal kontrole alternatif kontrol yöntemler (biyolojik kontrol ve toprak solarizasyonu) araştınlmıştır. Toprak, tohum ve yeşil aksamdaki PST inokulumuna karşı bazı antagonistler (4Klf, MTD1) iyi etkiye sahip bulunmuşlardır. Toprak solarizasyonu toprağın 30 cm derinliğine kadar etkili olmuş, hastalık oluşumu % 77 azaltılmıştır ve PST' ye karşı etkili bir kontrol yöntemi olarak değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler : domates bakteriyel kara leke hastalığt, ELISA, PCR, IFAS, ırklar, yaşam, tohum uygulamaları, biyolojik kontrol, toprak solarizasyonu

Bitki hastalıklarıBitki korumaDomates+3
Yeşim Aysan Yiğenoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fare beyin metastazı modelinde optimal stereotaktik radyocerrahi yönteminin belirlenmesi ve immünolojik etkilerinin araştırılması

Kanser hastalarında morbidite ve mortalitenin hala en önemli nedeni olan beyin metastazlarında, tümör hücrelerinin immün supresif özellikleri ve geliştirdikleri direnç mekanizmaları nedeniyle bu tümörlerin lokal kontrol başarı oranları düşmektedir. Stereotaktik radyocerrahinin beyin metastazlarında ve primer beyin tümörlerinde, immün yanıtı ve tümör mikroçevresini düzenlemede etkili olduğu artık bilinen bir gerçektir ancak hipofraksiyone radyocerrahinin beyin metastazlarında immün sistem üzerine etkisi üzerine yeterli bilgi yoktur. Ayrıca, farklı kanser türlerinde tedaviye direnç oluşumunda rolleri kanıtlanan ısı şok proteinleri ve Hippo yolağının, beyin metastazlarında radyasyon ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi doz ve fraksiyonasyonlarının bu moleküller üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu amaçla B16F10 fare melanoma hücre serisi ile C57BL/6J farelerde beyin metastazı modeli oluşturduk. Fareleri kontrol ve Gamma Knife ile farklı doz ve fraksiyonlarda (15Gy, 3x7Gy, 5x5Gy) tedavi edilmek üzere dört gruba ayırdık. Her grupta sağkalım sürelerini ölçtük. Ölüm sonrası sakrifiye edilen beyinden sağlam ve tümörlü dokular ayrıldıktan sonra tümörlü dokulardan immünohistokimya ile radyasyona direnç ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi tedavi şemalarının bu moleküller üzerine etkisini değerlendirmek için HSP90 ve YAP1 düzeylerini ölçtük. ELISA ile tümörlü ve sağlıklı beyin dokularında immün yanıtı değerlendirmek için CCL4 ve IL-17A seviyelerini analiz ettik. Toplanan tüm verileri istatiksel açıdan karşılaştırdık. 15 Gy dozunda Gamma Knife tedavisi uygulanan grupta en fazla olmak üzere tedavi alan gruplar ile kontrol grubu arasında sağkalımda anlamlı fark saptadık. İmmünohistokimyasal analizde HSP90 ve YAP1 düzeyleri için gruplar arasında; ELISA ile de, CCL4 ve IL-17A düzeyleri için gruplar arasında ve her grupta sağlıklı beyin dokusu ve tümör dokusu arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit etmedik. Stereotaktik radyocerrahinin immün yanıt üzerine etkinliği kanıtlanmış olsa da, özellikle beyin metastazlarındaki radyasyona direnç mekanizmalarının üstesinden gelmek için, radyocerrahinin etkin ve güvenilir doz ve fraksiyonasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın, ileriki çalışmalara yol gösterici olacağını umuyoruz.

Beyin neoplazmlarıDoz-cevap ilişkisi-radyasyonEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Güven Gönen
Bezmialem Vakıf University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İskeletsel sınıf III hastalarda şeffaf plaklar ile ortognatik cerrahi uygulamalarının dişsel, iskeletsel, yumuşak doku ve kemik biyobelirteç değişimlerinin incelenmesi

Cerrahi öncesi ortodontik tedavi ortognatik cerrahi planlanan hastalarda en çok zaman harcanan aşamadır. Normal bir estetik görünüm beklentisiyle kliniğe başvuran iskeletsel anomaliye sahip hastaların beklentisinin tersine cerrahi öncesi ortodontik tedavi mevcut anomalinin tüm gerçekliğiyle ortaya çıkarılmasını sağlar. Günümüzde şeffaf plakların tanıtımı ve büyük ölçüde benimsenmesiyle beraber ortodontik tedavi bir değişim yaşamaktadır. Birçok hasta dentofasiyal deformitelerini de düzeltmek için ortognatik cerrahi gerektirenler de dahil olmak üzere estetik ve metal olmayan tedavi alternatiflerini talep etmektedir. Çalışmamızda Sınıf III cerrahi hastalarının hızlı tedavi olma ve estetik arzularına cevap verebilmek adına şeffaf plaklarla cerrahi öncesi tedavileri gerçekleştirilmiş, opere edilmelerine engel teşkil eden erken temaslar minivida uygulamaları ile ortadan kaldırılarak zaman kazanılmıştır. Hastaların cerrahi planlamaları ve splint üretimleri 3 boyutlu cerrahi planlama yazılımı sayesinde dijital olarak gerçekleştirilerek daha öngörülebilir bir cerrahi sunulmuştur. Cerrahi sonrası bölgesel hızlandırma fenomeni sayesinde plak değişimi hızı arttırılmış ve hastalara daha hızlı, konforlu, estetik ve hijyenik bir tedavi sunulmuştur. Çalışmaya sagital iskeletsel uyumsuzluğa sahip (ANB: 5,2°) 18-20 yaş aralığında (ort.18,2 yıl) dahil edilen 5 hastadan ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı zamanda sefalometrik verileri elde edilmiş ve sert ve yumuşak doku analizleri gerçekleştirilmiştir. Hastaların cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1.,2. ve 3. ay dişeti oluğu sıvı numuneleri toplanmıştır. Diş eti oluğu örnekleri Periopaper strip ile sağ üst ve alt kanin dişlerin mesial ve distalinden toplanmış, Periotron cihazında miktar tespiti yapılarak biyokimyasal ölçüm yapılıncaya kadar -80° de saklanmıştır. Daha sonra elde edilmiş örneklerden ELİSA kitleri ile kemik metabolizma biyobelirteçlerinden OPG, IL-1, TGF-1β ve OPN miktar tayini edilmiştir. Nicel değişkenlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. Normal dağılan değişkenler için iki bağımsız grup ortalama karşılaştırmasında student t testi, varyans homojenliği ise Levene testi ile incelenmiştir. Normal dağılmayan değişkenler için ise iki bağımsız ortalama karşılaştırmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler için periyotlar arasındaki ortalamaların karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümlerde varyans analizi yöntemi kullanılmış ve küresellik varsayımı Mauchly's test ile değerlendirilmiştir. Normal dağılmayanlar için ise Friedman testi kullanılmıştır. Hesaplamalarda istatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınmış ve analizlerde SPSS (version 28) paket programı kullanılmıştır. 16 Çalışmamızda alt çenedeki Osteopontin ve Interlökin-1b değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar tespit edilmiştir. Alt çene kanin dişinin distal dişeti oluğu sıvı örneklerinde OPG değerinde anlamlı düşüş görülmüştür. Çalışmamızın gruplar arası karşılaştırılmasında T2 ve T3 zaman diliminde OPG değer ortalamaları kontrol cerrahi grubunda, şeffaf plaklarla cerrahi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur.Üst çene kanin dişinin mesial ve distal dişeti oluğu sıvısı örneklerinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir. Erken cerrahi hastalarının ameliyatları tamamlanmış ve tüm bireyler estetik ve uyumlu bir dentofasiyal ilişkiye geleneksel yöntemden daha erken dönemde kavuşmuştur. Tüm çalışma grubu hastaları cerrahi öncesi dönemde prematür kontakları elimine etmek ve transvers yöndeki uyumsuzluğu çözmek amacıyla minivida destekli biyomekaniklerle desteklenmiştir. Böylelikle cerrahi operasyonda daha fazla ve dengeli bir yüzey teması elde edilmiştir. Çalışma grubu hastalarda şeffaf plaklarla hijyeni sağlama kolaylığı ve periodontitis insidansının düşük olması ölçümlerde salt RAP fenomenine bağlı biyobelirteç artışlarını vermiştir. Çalışma grubu hastalarında RAP fenomenine bağlı olarak ortodontik diş hareketi artmıştır ve şeffaf plak değişimi hızlanmıştır (ortalama 5 gün).

BiyobelirteçlerEnzime bağlı immünosorbent testiMaloklüzyon-angle sınıf III+3
Hümeyra Ünsal
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti nükleer antikor pozitifliği bulunan hastalarda oto antikorların ve hematolojik parametrelerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Sistemik otoimmün hastalıkların toplumdaki sıklığı %1 ila 2 arasında olup önemli bir morbidite ve mortalite sebebidir. Bu nedenle sistemik otoimmün hastalıkların erken tanısı önem taşımaktadır. Sistemik otoimmün hastalıkları destekleyen klinik bulguları olan hastalarda tanısal amaçlı, şüpheli klinik bulguları olan hastalarda ise bazı hastalıkları dışlamak için ve otoimmün hastalığı olan hastaları sınıflandırmak için ANA testi yapılması faydalıdır. HEp-2 hücreleri kullanılarak gerçekleştirilen indirekt immünfloresan (IIF) yöntemi, ANA saptanmasında kullanılan en duyarlı ve altın standart yöntemdir. ANA testinin sonuçlarında titre ve boyama modeli önem taşımaktadır. Güncel kılavuzlar sistemik otoimmün hastalık tanısı için ANA sınır değeri olarak 1/160 titreyi öngörmektedir. ANA testinin yüksek titrede bulunması, otoimmün hastalık açısından uyarıcıdır ancak tek başına tanı koydurucu değildir. IIF testi ile ANA pozitifliği saptanan hastalarda, antijen tipinin ortaya çıkarılması ve IIF testinin doğrulanması amacıyla; immünoblot ve ELISA testi önerilmektedir. Çalışmamızın amacı; ANA pozitif bulunan hastaların, ANA titresinin değerlendirilmesi, ANA boyanma paternlerinin belirlenmesi ve ANA subtiplerinin tayini ile birlikte ANA titrelerine göre sitopeni gelişme ihtimalinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Bu çalışmamıza, IFA yöntemi ile çalışılan ANA testi 1/160 titre ve üstünde pozitif saptanan 622 hasta dahil edilmiştir. Anti-ds DNA ve ENA profili (SS-A, SS-B, SCL-70, anti-SM, SM-RNP, anti sentromer, ENA nükleozomu, anti-ribozomal-P protein) içerisinden en az 3 ANA subtipi çalışılan 18 yaş üzeri kişilerin sonuçları retrospektif olarak taranmıştır. Hastaların demografik ve laboratuar verileri ile ANA titre ve paternleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: ANA pozitif saptanan 622 hastanın, 539 (%86,7)'u kadın, 83 (%13.3)'ü erkek idi. Hastaların yaş ortalaması 46,7 saptanmıştır. Bu hastaların 565 (%90,8)'i nükleer patern, 56 (%9)'sı sitoplazmik patern ve 1 (%0,16)'i mitotik boyanma paterni göstermiştir. 168 kişide (%27) 1/160 titre, 153 kişide (%24,5) 1/320 titre, 101 kişide (%16,2) 1/640 titre, 79 kişide (%12,7) 1/1280 titre ve 121 kişide (%19,4) 1/2560 titre saptanmıştır. 1/640 ve üzerindeki titreler ile 1/640 altındaki titreler karşılaştırıldığında, hemoglobin, lökosit, trombosit, kreatinin, AST, ALT, CRP, Anti-TG, Anti-TPO, C3 ve C4 değerleri ile anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. ANA titresi ile sedimantasyon, RF ve AMA ile pozitif yönlü korelasyon saptanırken lökosit, hemoglobin ve C3 ile negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda ANA pozitifliği kadınlarda daha sık saptanmıştır. Yaş dağılımı literatürle uyumlu olarak 46,7 saptanmıştır. ANA titresi arttıkça sistemik otoimmün hastalıklar daha sık görülmektedir. Çalışmamızda en sık IFA boyanma paterni olan nükleer homojen ve ince benekli boyanmalar bulunmuştur. En sık saptanan ANA subtipleri ise SSA ve SSB idi. Sistemik otoimmün hastalık düşünülen ve ANA pozitifliği bulunan hastalarda, immünblot ve ELISA yöntemi ile anti-dsDNA ve anti-ENA profili çalışmanın erken tanı ve hasta takibinde klinik olarak yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: otoimmün hastalık, antinükleer antikor, IFA, ELİSA

AntikorlarAntikorlar-antinükleerAntikorlar-antinükleer+6
Sinan Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmaniye bölgesinde artritli ve asemptomatik populasyonda B.burgdorferi prevalansının ELİSA ve IHA teknikleri ile araştırılması

Bölgemizdeki Borrelia burgdorferi infeksiyonlarının prevalansını tespit etmek amaca ile planlanan bu çalışmada, Osmaniye ilçe ve köylerinde, mono ve poliartrit yakınması olan semptomatik 253 şahıs ile artrit yakınması olmayan asemptomatik 91 şahıs ' a ait serum örnekleri ELİSA ve IHA testleriyle değerlendirilmiştir. Her iki test ile semptomatiklerde vak' aların 2' sinde (%0.80), en az bir test ile de 5' inde (%1.98), buna karşılık aseptomatik popülasyondan da her iki testle 3 (*3.30), en az bir testle de 4 (%4.40)'ünde spesifik IgG türü antikor seviyeleri tespit edilmiştir. Uygulama kolaylığı olan basit, hızlı ve tek vak ' a çalışılabilen IHA'nın ELİSA sonuçları ile karşılaştırıldığında %83.3 sensitiviteye ve %62. 5 da spesifiteye sahip olduğu görülmüştür.

Borrelia burgdorferiEnzime bağlı immünosorbent testiHemaglütinasyon testleri+1
Sedat Gökfidan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Bronşial astmalı hastalarda FEIA-CAP ve ELISA yöntemleri total IgE, FEIA-CAP yöntemi ile allerjene spesifik IgE'nin araştırılması

ÖZ Bronsial astmalı 123 hasta ve 53 kontrolde FEIA-CAP ve ELISA yöntemi ile total IgE düzeyleri kantitatif, ayrıca FEIA-CAP sistemi ile antijene spesifik IgE, phadiatop hem hasta, hem de kontrol grubunda kalitatif ölçllldü. Total IgE dlizeyleri hasta grubunda kontrol grubuna oranla anlamlı artış gösterdi [0.001Anahtar Kelime: Astım = Asthma ; Enzime bağlı immünosorbent testi = Enzyme-linked immunosorbent assay ; Hipersensitivite = Hypersensitivity ; Radyoallergosorbent test = Radioallergosorbent test ; İmmünoglobülinler = Immunoglobulins

AstımEnzime bağlı immünosorbent testiHipersensitivite+2
Şenay İdrisoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation of plasma asprosin and insulin resistance in Iraqi patients with impaired fasting glucose

According to their fasting blood glucose levels, the participants were separated into two groups in this research. Group we enrolled 120 adult participants with impaired fasting defined as fasting blood glucose ≥ 100 mg/dL. Group 2 enrolled 120 adult participants with normal fasting blood glucose (< 100 mg/dL). Both groups included age, length, sex and body mass index matched to eliminate any possible effect on the measured parameters. Each participant's weight and height be measured in order to determine their BMI. study included estimate plasma Asprosin, plasma insulin by ELISA technique (human company), plasma Glucose in full automated Integra (Roche company) and calculate HOMA-HOMA-IR according to the main equation. There was no significant difference in the mean of BMI (26.87) between the control and IFG group. In respect to Asprosin there was a significant difference in its mean (3.06) between the control group and IFG group. Regrading insulin plasma level, there was a significant difference in its mean (9.14) between the control group and IFG group, Furthermore, a significant difference was estimated in the mean (2.48) of HOMA-IR between the control group and IFG group.

AsprosinDiabetes mellitusEnzyme activation+6
Nehad Rasheed Salman Salman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatit b virüslerinde hematoloji ve immünoloji göstergeleri ve bazı mutasyonların belirlenmesi

Bu tez çalışması, hematoloji ve immünolojinin göstergelerini doğrulamak amacıyla Mart 2021'den Temmuz 2021'in sonuna kadar Irak Cumhuriyeti Thi-Qar ilinde gerçekleştirilmiştir. Nasiriyah kentindeki ana kan bankasındaki kan bağışçılarına ve Thi-Qar ilindeki Al-Hussein Eğitim Hastanesine kabul edilen hastalara klinik öykülerini belirlemek amacıyla anket uygulanmıştır. Bu çalışma, Hepatit B virüsü ile enfekte olan erkek ve kadınlardan alınan 120 numuneyi içermektedir. Çalışma alanındaki Hepatit B virüslü erkek sayısı (84) ile %70, kadın sayısı (36) ile %30 olmuştur. Ayrıca enfeksiyonun yerleşim yerlerine göre oranına baktığımızda, Kırsal kesimde oran %46,67 iken kentlerde %53,33 olmuştur. Hastaların yaşları 20-69 yaş arasında değişmektedir. En yüksek hasta yoğunluğu %42 oranında 50-60 yaş kategorisinde ve en az %9'u ile 60 yaş üstü kategorisinde saptanmıştır. Hastaların öğrenim düzeylerine göre %45 enfeksiyon oranı ile eğitim düzeyi yüksek ve %55 enfeksiyon oranı ile eğitim düzeyi düşük olanlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Kan gruplarıyla ilgili olarak, en yüksek enfeksiyon insidansının %27 ile O Rh+ kan grubu ve %17 ile O Rh- kan grubunda olduğunu, en düşük enfeksiyon yüzdesinin ise %8 ile ABRh+ kan grubu ve %5 ile AB Rh- kan grubu için olduğunu göstermiştir.

EnfeksiyonlarEnzime bağlı immünosorbent testiGenler+2
Samer Kareem Hanoon
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Measure of WBC level in hepatitis C patients with immunological and molecular approaches

Worldwide, an estimated 185 million people have Hepatitis C Virus (HCV) infection. This study was conducted on 100 patients with HCV 60 males and 40 females, and the control group was 50 males and females. It showed an increase in the spread of the virus in men more than women, with statistical significance P<0.01. In our study also showed an increase in prevalence in the age group from 31 to 45 years, and then the age group from 46 to 60 years in Dhi Qar. The study showed a statistical increase P<0.01 for WBC and LYM level. Current study also showed a statistically significant decrease of P<0.01 in NUTR and PLT levels in patients infected with hepatitis C virus. The level of IL-6 in the patients was significantly increased than that of the control group. We did not find statistically significant changes between male and female patients for WBC, LYM, NUTR, and IL-6.

Enzyme-linked immunosorbent assayHepatitisHepatitis C+2
Baydaa Alı Jaheed Alhafıdh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Serological and molecular detection of hepatitis B among blood donors in thi-qar province

The current study was conducted in Thi-Qar Governorate. The following tests were carried out (ELISA technology and Real-Time PCR (RT- qPCR)). This study was conducted on 11,670 donors. Using the ELISA technique, the seropositive results of the hepatitis B virus showed 118 samples with a percentage of 1.01% of the total. They were distributed among 88 samples from males and 24 samples from females, their average age 20-65, where a special form was prepared to collect the information required in the study. The positive samples that appeared in the ELISA technique were re-tested using the RT-PCR technique, where the results showed 100 positive samples, 87.7 % and 18 negative samples, 15.3%. The infection rate in urban areas reached 51 cases, with a percentage of 51.61%, while the percentage of infection among people living in rural areas was 49, at a rate of 49.39%. Also, the injuries were distributed among the age groups, with the least infection reaching a percentage of 5%. For groups older than 60 years, while groups less than 30 recorded a percentage of 15%, while age groups 31-45 recorded the highest percentage of 47%, and the age group 46-60 recorded a percentage of infection of 33% with a significant presence, The injuries were also distributed according to blood types, the highest infection was for blood type + 0 at a percentage 28.81 % and the lowest for blood type + AB at a percentage of 1.71 %, with a significant presence.

DNAEnzyme-linked immunosorbent assayReverse transcription polimerase chain reaction+1
Jasım Hashım Hameedı Alzaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of tumor necrosis factor-alpha gene polymorphisms and receiver operating characteristic (ROC) levels in rheumatoid arthritis patients

The promoter gene for tumour necrosis factor alpha (TNF-) can control plasma levels of TNF-, which are frequently observed in RA. A C850T (rs1799724) polymorphism in the promoter region of the TNF- gene was the primary goal of this study, which attempted to investigate the pathophysiology of RA. A total of 100 participants were included in the current study, who were split into two groups: 50 had been diagnosed with RA, while the other 50 appeared to be in good health. The participants' ages ranged from 18 to 70. (17-30 years). ELISA was also used to determine the level of TNF- in the body. Polymerase chain reaction (PCR) was used to amplify TNF- using particular published primers. The restriction enzyme Hind II was used to digest the PCR result. The present study found numerous significant differences between RA patients and healthy individuals. In comparison to controls, all patients exhibited higher BMIs (27.70± 5.07), waist-to-hip ratios (0.85± 0.04), and TNF- levels (23.19 ±3.95) than expected (P=<0.001). As a result of the increased body weight and subsequent insulin resistance, the current research suggests that TNF- may be involved in RA pathogenesis. While a polymorphism of the TNF- C850T (rs1799724) in the examined population did not influence the development of RA.

ArthritisEnzyme-linked immunosorbent assayPolymerase chain reaction+1
Alhasan Malık Abdulrahman Abdulrahman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İshalli dışkı örneklerinde Cryptosporidium sp. antijeninin ELISA yöntemi ile araştırılması

Cryptosporidium türleri gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde ishale neden olan parazitler arasında önemli bir yere sahiptir. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ölümcül ishallere neden olabilmektedir. Ayrıca içme sularıyla bulaşma olduğu için halk sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu çalışmada Cryptosporidium sp.'nin saptanması için iki yöntem kullanıldı. Mikroskobi ile elde edilen sonuçlar dışkıda özgül antijen arama yöntemi ile karşılaştırılarak ELISA yönteminin etkensel tanıya katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştırBu çalışmada, Ekim 2007 ve Temmuz 2008 tarihleri arasında Adana Numune Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'na ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'ne bağlı kliniklerden Parazitoloji Anabilim Dalına ishal şikayetiyle başvuran yaşları 0-86 arasında değişen toplam 154 dışkı örneklerinde ELISA yöntemi ile Cryptosporidium sp. antijeni ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile ookistlerin varlığı araştırıldıToplam 8 örnekte modifiye asit-fast ile pozitiflik saptanırken, ELISA ile 37 örnekte pozitiflik saptanmıştırSonuç olarak, dışkıda özgül antijen arayan ELISA'nın maliyeti yüksek olmasına rağmen etkensel tanı yöntemlerindeki zorluklara yardımcı olduğu görülmektedir.

AntijenlerCryptosporidiumDiyare+2
Güllü Elgün
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yaş grubunda görülen gastroenteritlerde viral ve bakteriyel etkenlerin klasik ve moleküler yöntemlerle araştırılması

Amaç: Akut gastroenterit bütün dünyada, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yenidoğan ve küçük çocuklar için önemli bir sağlık sorunu ve önde gelen bir ölüm sebebidir. Bu çalışmanın amacı bölgemizde çocuklarda görülen akut gastroenteritlerde klasik ve moleküler tanı yöntemleri kullanılarak viral ve bakteriyel etkenlerin araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Temmuz 2009 ile Ekim 2009 tarihleri arasında Adana Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi polikliniklerine ve acil servisine akut gastroenterit ile başvuran yaşları 0-12 yaş arasında değişen çocuklara ait 136 dışkı örneği dahil edildi. Dışkı örneklerinde bakteriyel enteropatojenlerin izolasyonu için klasik kültür yöntemi ve viral etkenlerden rotavirus, norovirus, astrovirus ve adenovirus antijenlerinin tanısı için Enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) testi kullanıldı. Ayrıca rotavirus grup A antijeni pozitif bulunan dışkı örneklerinde önce reverse transcription-polymerase chain reaction (RT-PCR) testi ile VP4 ve VP7 rotavirus genomları ve ardından semi-nested multipleks PCR testi ile G ve P genotipleri tespit edildi.Bulgular: Toplam 136 vakanın % 20,6'sında (28 vaka) viruslar ve % 8,1'inde (11 vaka) bakteriler olmak üzere % 28,7'sinde (39 vaka) gastroenterit etkeni tespit edildi. Akut gastroenterit etkenlerinden sırasıyla; norovirus vakaların % 11'inde (15 vaka), rotavirus % 7,3'ünde (10 vaka), Shigella sonnei % 6,6'sında (9 vaka), adenovirus % 2,2'sinde (3 vaka), Salmonella newport % 0,7'sinde (1 vaka) ve Campylobacter jejuni %0,7'sinde (1 vaka) bulundu. Miks infeksiyon ise 2 vakada (% 1,5) gözlendi. Rotavirus antijeni pozitif bulunan 10 örnekte en baskın bulunan genotip % 30 oranla G9P[8] olup, bunu G9P[11] % 20 ve G4P[8] % 10 oranla izledi. G genotiplerinden G9 % 60 ve P genotiplerinden P[8] % 50 oranla en yaygın bulunan genotiplerdi.Sonuç: Çalışmanın yapıldığı 2009 yaz döneminde akut gastroenteritli çocuklarda en fazla bulunan etkenler norovirus (% 11), rotavirus (% 7,3) ve Shigella sonnei (% 6,6)'dir. Akut gastroenteritlerin etyolojik tanısı ile destekleyici tedavi gerektiren viral etkenler ve antibiyotik tedavisi gerektiren shigella ve campylobacter gibi bakterilerin tespiti sonucu uygun hasta yönetimi sağlanacakır.Anahtar Kelimeler: Akut gastroenterit, bakteriler, çocuklar, ELISA, PCR, viruslar

BakterilerEnzime bağlı immünosorbent testiGastroenterit+4
Ayşegül Tümgör
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Entamoeba histolytica/ Entamoeba dispar, Giardia lamblia ve Cryptosporidium sp. tanısında mikroskobi, Triage ve ELISA yöntemlerinin karşılaştırılması

Amobiyoz, gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. İnsanlar Entamoeba'nın morfolojik olarak benzer iki türü ile enfekte olmaktadır. Entamoeba histolytica (E.histolytica), amibik kolit ve karaciğer absesine neden olurken, Entamoeba dispar (E.dispar) hastalık oluşturmamaktadır. Giardia lamblia (G.lamblia) dünyada her yaş grubunda yaygın bir şekilde görülür. Giyardiyoz özellikle sanitasyon şartlarının bozuk olduğu ve temiz su kaynaklarının bulunmadığı ülkelerde ortaya çıkan çocukluk çağı ishal olgularından sorumludur. Hücre içi bir parazit olan Cryptosporidium sp. bağışıklık sistemi bozuk olan bireylerde ölümcül ishale neden olmaktadır.Bağırsak protozoonları tanısı genellikle mikroskobiye dayanmaktadır. Mikroskobik tanı ucuz olmasına karşın yoğun iş gücü ve uzmanlık gerektirmektedir. Serolojik testlerden antijen tanı yöntemleri hızlıdır. Ayrıca deneyimli ve usta mikroskopistlere ihtiyaç duyulmaz. Bu çalışmada E. histolytica/ E. dispar, G. lamblia ve Cryptosporidium sp. tanısında mikroskobi ve antijen tanı kitleri karşılaştırıldı.Çalışmada, Mayıs 2010 ve Nisan 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı laboratuvarına gelen ve ishal öyküsü bulunan toplam 94 şüpheli dışkı örneklerinde E. histolytica/ E. dispar, G. lamblia ve Cryptosporodium sp. direkt mikroskobi, ELISA ve Triage yöntemleri ile araştırıldı.Mikroskobide E. histolytica/ E. dispar için 4 (%4.3), G. lamblia için 12 (%12.8), Cryptosporodium sp. için 5 pozitiflik (%5.3) saptanırken, ELISA ile E. histolytica için 5 (%5.3), G. lamblia için 13 (%13.8), Cryptosporodium sp. için 10 (%10.6) pozitiflik saptanmıştır. Ayrıca, Triage parazit panel testi ile G. lamblia için 10 (%10.6)pozitiflik saptanmıştır.Sonuç olarak, dışkıda özgül antijen arayan ELISA'nın maliyeti yüksek olmasına rağmen etkensel tanı yöntemlerindeki zorluklara yardımcı olduğu görülmektedir.Anahtar sözcükler: Cryptosporodium sp. direkt mikroskobi, ELISA, Entamoeba histolytica/ Entamoeba dispar, Giardia lamblia.

CryptosporidiumEntamoeba histolyticaEnzime bağlı immünosorbent testi+2
Burcu Köreng
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Entamoeba histolytica tanısında real-time PCR yönteminin kullanılması

Protozoon parazit Entamoeba histolytica dünyanın geniş bir kısmında endemiktir ve her yıl milyonlarca dizanteri ve karaciğer absesinin sorumlusu olarak kabul edilir. İnvaziv hastalık öncesinde Entamoeba histolytica belirtisiz enfeksiyon gibi aylarca hatta yıllarca insan bağırsağında bulunabilir. Dünya Sağlık Örgütü Entamoeba histolytica için mutlaka spesifik tanısının konulmasını ve eğer bulunursa mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini önermektedir. Klasik mikroskobik incelemeyle patojen Entamoeba histolytica ile patojen olmayan Entamoeba dispar ve Entamoeba moshkovskii'nin ayrımı mümkün olmamaktadır.Son yıllarda Entamoeba histolytica'nın Entamoeba dispar'dan ayrımı için protein ve DNA tanı sistemleri gibi bir dizi tanı yöntemleri geliştirilmiştir. PCR ile amip DNA parçalarının amplifikasyonu insan dışkısında Entamoeba histolytica veya Entamoeba dispar'ın ayrımında duyarlı ve özgül bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır. Son zamanlarda geliştirilen kapalı tüp ile RT-PCR metodu ile bazı sorunları aşmak mümkündür. Bu yöntem PCR esnasında bir ya da iki floresan işaretli probların bağlandığı amplikon spesifik algılamaya izin verir. Bu nedenle sonuçları almak için analizin sonuçlanması beklenmemektedir. Buna ek olarak kapalı reaksiyon tüpü çapraz kontaminasyon riskini en aza indirir ve kalitatif rakamsal sonuç ile uygun bir tanı istatistiği uygulanabilir.Bu çalışmada, Entamoeba histolytica ve Entamoeba dispar'ın ayrımı için dışkı örnekleri mikroskobi, antijen tanı testi, konvansiyonel PCR ve RT-PCR yöntemleri karşılaştırıldı. 74 dışkı örneğinin 13 tanesi E. histolytica spesifik antijen tanı testi ile pozitif bulunurken 61 tanesi negatif bulundu. Dışkıdan QIAGEN metoduyla DNA elde edildi ve PCR ile RT-PCR'da rRNA'nın küçük alt birimi amplifiye edildi. Toplam 74 dışkı örneğinin 19 tanesi RT-PCR ile E. histolytica pozitif bulunurken 16 örnek konvansiyonel PCR ile pozitif bulundu. RT-PCR ile karşılaştırıldığında antijen tanı testi %79 duyarlı ve %96 özgül bulundu. Konvansiyonel PCR ile RT-PCR karşılaştırıldığında konvansiyonel PCR'ın duyarlılığı %84,2 ve özgüllüğü %100 bulundu. Sonuç olarak, RT-PCR diğer yöntemlerden daha duyarlı ve özgül bulundu.Anahtar Kelimeler: Entamoeba histolytica, koproantijen ELISA, PCR, Real-Time PCR

Entamoeba histolyticaEnzime bağlı immünosorbent testiPolimeraz zincirleme reaksiyonu
Hanifi Aktaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00

Related subjects