Anti inflammatory agents

98 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan Lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan Tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmas

Amaç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Klinik Araştırmalar Etik Danışma Kurulu onayı ve hastaların sözlü-yazılı onayı alındıktan sonra diz artroskopisi uygulanacak 50 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgulara standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulanarak rastgele iki grup oluşturuldu. Grup I'de 8 mg lornoksikam intravenöz olarak turnike açılmadan 10 dakika önce uygulandı, grup II'de 20 mg tenoksikam turnike açılmadan 10 dakika önce intravenöz olarak uygulandı. Postoperatif 30., 60., 120., 240. dakikalarda VAS dinlenmekle ve hareketle değerlendirildi. VAS 5 ve üzerindeki değerlerde ek analjezik uygulandı. Analjezik uygulama saatleri kaydedildi. Ayrıca postoperatif bulantı ve kusma takibi yapıldı.Bulgular: Grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Gruplarda postoperatif analjezi değerlendirildiğinde; kaydedilen dinlenmekle ve hareketle 30.,60.,120.,240. dakika vizüel analog skala değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,945, p=0,693, p=0,596, p=0,044, p=0,492, p=0,461, p=0,084, p=0,024). Postoperatif bulantı kusma yönünden ve ek analjezik gereksinimi açısından gruplar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05)Sonuç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikamın ve tenoksikamın etkin bir postoperatif analjezi sağladığı düşünüldü. İntravenöz olarak uygulanan her iki yöntemde de dinlenme ve hareketle ağrıların zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptanmasına rağmen bu azalmanın uygulanan ilaçlar arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlendi.Anahtar Sözcükler: Nonsteroid antiinflamatuar ilaç, lornoksikam, tenoksikam, postoperatif ağrı

Antiinflamatuar ajanlarAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroidAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroid+5
Tuncay Kalan
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik açık kalp cerrahisinde preoperatif steroid kullanımının postoperatif antienflamatuar etkisi

Modern kalp cerrahisinin başlangıcı olarak kabul edilen kardiyopulmoner bypassın (KBP) kullanılmaya başlanmasından bu yana, birçok faktör ile sistemik enflamatuar proçesin aktivasyonu sonucu, vücutta yaygın olarak multiorgan fonksiyon bozuklukları oluşabilir.Kardiyopulmoner bypassa girilmesi ile kompleks ve çok komponentli bir enflamatuar cevap oluşur. Bu durum erişkinlere nazaran bağışıklık sistemleri nispeten zayıf olan çocuklarda daha sık görülmektedir. Gerek pediatrik gerekse erişkin kalp cerrahisinde, kardiyopulmoner bypass sonucu gelişen immun sistemin aktivasyonunda rol alan etkenlerden biri de sitokinlerdir. İnterlökin-6 (İL-6) ve Tümör Nekrozis Faktör alfa (TNF ?) gibi proinflamatuar sitokin salınımı sonucu sistemik enflamatuar yanıt aktive olabilmektedir. Uzun yıllardır iltihabi reaksiyonu baskıladığı bilinen ve bu nedenle geniş kullanım alanı bulmuş olan steroidlerin kardiyopulmoner bypass öncesi kullanımı, birçok mekanizmayla enflamatuar yanıtı baskılamaktadır.Bu çalışmanın amacı; Kardiyopulmoner bypass altında opere edilen asiyanotik konjenital kalp hastalarında operasyon öncesi steroid kullanımının, enflamatuar mediatörler olan interlökin-6 ve tümör nekrozis faktör alfa seviyelerine etkisi, postoperatif ekstubasyon süreleri ile ilişkisinin değerlendirilerek anti-inflamatuar etkinliğinin olup olmadığının araştırılmasıdır.Anahtar Sözcükler: Konjenital kalp hastalığı, Kardiyopulmoner bypass, Steroid, Tümör nekrozis alfa İnterlökin-6, Kross klemp süresi.

Antiinflamatuar ajanlarCerrahi-kardiyovaskülerKalp defektleri-konjenital+7
Zeynel Duman
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta kontrollü tramadol kullanan hastalarda intravenöz deksketoprofen lornoksikam ve diklofenak sodyum'un analjezi ve tramadol tüketimine etkilerinin karşılaştırılması

Çalışmanın Amacı: Bu prospektif, randomize, çift kör, kontrollü çalışma; postoperatif hasta kontrollü tramadol kullanan hastalarda, anestezinin sonlanmasından 30 dakika önce başlayan ve 24 saat boyunca aralıklı bolus olarak devam eden deksketoprofen, lornoksikam ile diklofenak Na'un analjezik ve tramadol tüketimine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: İlaç Araştırmaları Etik Kurulu onayı ve hastaların yazılı onayını takiben elektif laparotomi uygulanan 80 hastada çalışıldı Hastalar rastgele seçimle dört gruba ayrıldı. Anestezi bitiminden otuz dakika önce birinci grup (Grup I) 50 mg intravenöz deksketoprofen, ikinci grup (Grup II) 8 mg intravenöz lornoksikam, üçüncü grup (Grup III) 75 mg intravenöz diklofenak sodyum, dördüncü grup (Grup IV); kontrol grubu ise 2 ml % 0,9 serum fizyolojik aldı. Periton kapatılırken tüm hastalara postoperatif ağrının yönetimi için tramadol (1 mg/kg) yükleme dozu verildi. Tramadol 0,2 mg/kg bolus doz veren hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazını hastaların kullanmasına izin verildi.HKA başlamasından sonra, hasta konforu, sedasyon, ağrı skorları, toplam tramadol tüketimleri, ek meperidin gereksinimi ve yan etkiler , ilk dakikalarda ve1., 2., 6., 12., 24. saatlerde kaydedildi.Bulgular: Grup IV'te postoperatif 30. dakikadan sonraki her bir çalışma periyodu için ağrı skorları diğer gruplara göre önemli derecede yüksekti.(p<0.01) Ağrı skorları 15. dakika, 1. saat, 6. saat ve 12. saatte Grup IV'te Grup III'e göre önemli derecede yüksekti (p<0,01). Grup III'te Tramadol tüketimi postoperatif ilk saatten sonra her bir çalışma periyodu için Grup IV'e göre önemli derecede düşüktü (p<0,009). Tramadol tüketimi, Grup IV'te postoperatif 2. saatten sonraki her çalışma periyodu için diğer çalışma gruplarına göre önemli derecede yüksekti (p<0,001). Ek meperidin gereksinimi Grup IV'te postoperatif 30. dakikadan sonraki her çalışma periyodu için diğer çalışma gruplarına göre önemli derecede yüksek bulundu (p<0,01). Gruplar arasında yan etkiler açısından önemli bir fark tespit edilmedi.Sonuç: Diklofenak sodyum, diğer tedavi gruplarıyla karşılaştırıldığı zaman en az tramadol tüketimi ve en düşük ağrı skorlarını sağladı.Anahtar kelimeler: Postoperatif ağrı, deksketoprofen, lornoksikam, diklofenak sodyum, tramadol, hasta kontrollü analjezi.

AnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlarAğrı+4
Refika Kılıçkaya
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı bor bileşiklerinin COVİD-19 hücre girişinde rolü olan transmembran serin proteaz 2 (TMPRSS2) üzerine etkisinin akciğer fibroblast hücrelerinde incelenmesi

Amaç: Bor bileşikleri bor sitrat ve bor malatın MRC-5 akciğer fibroblast hücre hattı üzerinde gen düzeyinde SARS Koronavirüs 2 [SARS-CoV-2]'nin hücre girişinde önemli rolü olan Transmembran Serin Proteaz 2 [TMPRSS2]'ye olan ve anti-enflamatuvar yolak üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bor bileşiklerinin MRC-5 hücre hattındaki sitotoksik etkisi 3-4,5-dimetil-tiyazolil-2,5-difeniltetrazolyum bromür [MTT] yöntemi ile ölçülmüştür. Hücreleri stimüle etmek için tümör nekroz faktör-α [TNF-α] kullanılmış ve gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu [RT-PCR] ile gen ekpresyon düzeyleri ölçülmüştür. Elde edilen veriler Microsoft Excel programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: MTT analizinde kullanılan konstantrasyonların hiçbirinde, normal sağlıklı fibroblast hücre hattı olan MRC-5 hücrelerine, bor bileşiklerinin herhangi bir negatif veya toksik etkisi görülmemiştir. • Bor sitrat ve Bor malat TMPRSS2'yi inhibe etmiştir. Bor malat ACE2'yi inhibe ederken, Bor sitrat uygulamasında önemli bir değişiklik olmamıştır. TNF-α ile indüklenen hücrelerde bor sitrat ve bor malat bileşiklerinin her ikisinin de CatS ve CatB gen seviyesini inhibe ettiği bulunmuştur. • Bor sitrat ve bor malat bileşiklerinin IL-1𝛽 ile IL-1𝛼 gen ekpresyon seviyelerini inhibe ettiği ve IL-6 gen ekpresyon seviyesini arttırdığı görüldü. Bor malatın ve bor sitrat NFκB-p50 ekpresyonunu artırdığı fakat NFκB-p65, IκB gen ekpresyon düzeylerini azalttığı saptanmıştır. • Sonuçlar: S protein aracılıklı hücre füzyonunun engellenmesinde bor malatın, bor sitrata göre daha etkili olabileceği anlaşılmaktadır. Yeni çalışmalar ile ACE2 inhibitörünün potansiyelinin değerlendirilmesi önerilir. Covid-19 pandemisi ile mücadelede bor malat ve bor sitratın potansiyel ajanlar olabileceği düşünülmüştür

Antiinflamatuar ajanlarBorBor bileşikleri+5
Serap Yildirak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromlu hastalarda radial ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (rESWT) etkinliğinin değerlendirilmesi ve lokal kortikosteroid enjeksiyonu etkinliği ile karşılaştırılması: Prospektif randomize kontrollü çalışma

Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileği seviyesinde karpal tünel içerisinde basıya uğraması sonucu ortaya çıkan semptomların oluşturduğu bir klinik tablodur ve en sık görülen tuzak nöropatisidir. İdiyopatik ve sekonder nedenlere bağlı olmakla birlikte KTS patofizyolojisi tam olarak anlaşılamamıştır. Tedavisi KTS derecesine göre değişmektedir. Hafif ve orta derece KTS tedavisinde farklı konservatif tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. En sık kullanılan yöntemler splint, lokal kortikosteroid enjeksiyonu (LKE), nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ve konvansiyonel tedavi ajanlarıdır (TENS, hotpack, ultrason). Son dönemde ESWT'nin de KTS tedavisinde etkili olduğunu gösterir çalışmalar yayınlanmaktadır. Bu çalışma idiyopatik KTS tedavisinde LKE ve rESWT'nin klinik ve elektrofizyolojik etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla randomize kontrollü olarak planlandı. Çalışmaya idiyopatik hafif ve orta derece KTS tanısı konmuş 51 kadın, 21 erkek toplam 72 hasta, 109 el alındı. Hastalar 3 gruba randomize edildi. rESWT grubuna (26 hasta, 37 el) istirahat splinti ve rESWT(1 seans/hafta toplam 3 haftada 3 seans); LKE grubuna (23 hasta, 35 el) istirahat splinti ve lokal kortikosteroid enjeksiyonu; kontrol grubuna ise sadece splint tedavisi verildi. rESWT 4 bar, 5 Hz frekans, 2000 atım şeklinde haftada 1 seans olup toplam 3 haftada 3 seans uygulandı. LKE olarak 40 mg metilprednizolon uygulandı. Splint tedavisi ise 2 ay süreyle tüm gece boyunca ve gündüzleri de ellerini kullanmadıkları sürelerde uygulandı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası 1.hafta ve tedavi sonrası 12.haftada klinik (VAS-A, VAS-U, Boston-SŞS, Boston-FDS, el kavrama kuvveti) parametreler ile değerlendirildi. Ayrıca hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrasında 12.haftada EMG ile değerlendirildi. Tedavi öncesi mDSAP, mDDL, mMDL ve mDSİH gruplar arasında anlamlı farklılık gösterdi (p<0.05). Bunun nedeni olarak kontrol grubunda hafif derece KTS'nin fazla olması düşünüldü. Grup içi değerlendirmede rESWT grubunda tedavi öncesi ile kıyaslandığında tedavi sonrası 1.haftada VAS-A, VAS-U, Boston-SŞS ve el kavrama kuvvetinde; tedavi sonrası 12.haftada VAS-A, VAS-U, Boston-SŞS ve Boston-FDS skorunda anlamlı düzelme oldu (p<0.05). LKE grubunda tedavi öncesi ile kıyaslandığında klinik parametrelerin hepsinde (VAS-A, VAS-U, Boston-SŞS, Boston-FDS, el kavrama kuvveti) tedavi sonrası 1.hafta ve tedavi sonrası 12.haftada anlamlı düzelme oldu (p<0.05). Kontrol grubunda tedavi öncesi ile kıyaslandığında tedavi sonrası 1.haftada VAS-A, VAS-U, Boston SŞS'nda; tedavi sonrası 12.haftada VAS-A, VAS-U, Boston SŞS ve Boston-FDS skorunda istatistiksel olarak anlamlı düzelme oldu (p<0.05). EMG ölçümlerine bakıldığında tedavi öncesi ile kıyaslandığında tedavi sonrası 12.haftada rESWT grubunda mDDL ve mDSİH değerlerinde; LKE grubunda mDSAP, mDDL, mMDL ve mDSİH değerlerinde; kontrol grubunda mDDL, mMDL ve mDSİH değerlerinde iyileşme lehine anlamlı düzelme saptandı (p<0.05). Gruplar arası kıyaslama yapıldığında tedavi sonrası 1.haftada VAS-A, VAS-U, Boston-SŞS ve Boston-FDS skorları LKE grubunda diğer 2 gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0.05). Tedavi sonrası 12.haftada gruplar arası kıyaslama yapıldığında VAS-A ve Boston-FDS skorları LKE grubunda diğer 2 gruba göre anlamlı düzeyde daha düşük saptandı (p<0.05). Tedavi sonrası yapılan EMG'ye göre hastaların KTS dereceleri yeniden değerlendirildi. KTS derecesi iyileşen hasta sayılarına göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak KTS tedavisinde her 3 tedavi yönteminin (rESWT, LKE, splint) de etkili olduğu ve bu etkinin 3.aya kadar devam ettiği görüldü. LKE'nin rESWT'den daha etkili olduğu düşünüldü. rESWT ile ilgili daha fazla hasta ile daha uzun süre takip içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Adrenal korteks hormonlarıAntiinflamatuar ajanlarAteller+3
Havva Öztürk Durmaz
Kırşehir Ahi Evran University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel akut respiratuar distres modelinde Dexpanthenol'ün antiinflamatuar ve antioksidan etkilerinin araştırılması

Bu çalışma deneysel olarak oleik asitle oluşturulan akciğer hasarında oksidan, anti-oksidan sistemlerindeki değişiklikler ile antioksidan özelliği bilinen ve daha önce radyoterapinin etkilerini bir dereceye kadar azalttığı ve ışın tedavisi yaralanmalarına karşı koruyucu ve ototoksisiteyi önleyebilen etkileri olduğu, iskemi/reperfüzyon yaralanmasında doku hasarını iyileştirdiği, nefrotoksik olgularda olumlu sonuçlar verdiği görülen dekspantenol'ün olası iyileştirici ve koruyucu etkisinin araştırılması amacı ile yapıldı. Çalışmaya 50 adet Wistar-Albino cinsi dişi rat (250- 300gr) alındı. Ratlar 5 gruba ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu (n=10) (K) Kuyruk veni kullanılarak 100mg/kg serum fizyolojik intravenöz (iv) olarak verildi, enjeksiyondan 30 dakika sonra serum fizyolojik intraperitoneal (ip) olarak Dekspantenol ile aynı hacminde verildi. Dört saat sonra hayvanlar sakrifiye edildi. Grup 2: Oleik asit grubu (n=10) (O) 100mg/kg oleik asit kuyruk veninden iv verildi, oleik asit enjeksiyonundan 30 dakika sonra dekspantenol ile aynı hacimde serum fizyolojik intraperitoneal verildi, hayvanlar 4 saat sonra sakrifiye edildi. Grup 3: Dekspantenol+ Oleik asit grubu (n=10) (DO) 7 gün boyunca ip yolla 500 mg/kg dekspantenol verildi ve 7. Günün sonunda 100mg/kg oleik asit kuyruk veninden iv verildi. Enjeksiyondan 30 dakika sonra 500mg/kg ip serum fizyolojik verildi. Hayvanlar 4 saat sonra sakrifiye edildi. Grup 4: Dekspantenol+ Oleik asit + Despantenol grubu (n=10) (DOD) 7 gün boyunca ip yolla 500 mg/kg dekspantenol verildi ve 7. Günün sonunda 100mg/kg oleik asit kuyruk veninden iv verildi. Enjeksiyondan 30 dakika sonra 500mg/kg ip Dekspantenol verildi. Hayvanlar 4 saat sonra sakrifiye edildi. Grup 5: Oleik asit + dekspantenol grubu (n=10) (OD) 100mg/kg oleik asit kuyruk veninden iv verildi. Enjeksiyondan 30 dakika sonra 500mg/kg ip Dekspantenol verildi. Hayvanlar 4 saat sonra sakrifiye edildi. Sakrifiye edilen tüm hayvanlardan alınan kan örnekleri ile interlökin-1α (IL1-α), Tümör Nekroz Faktör alfa (TNF-α) bakıldı. Akciğer dokusunda ise ışık mikroskobu ile histopatolojik inceleme ve malondialdehid doku (MDA doku), glutatyon peroksidaz (GSH-Px), katalaz (CAT) enzim aktivite düzeyleri bakıldı. Total akciğer hasarı açısından oleik asit grubu diğer gruplar ile karşılaştırıldığında en yüksek akciğer hasarı oleik asit grubunda saptandı. Oleik asit grubu diğer gruplar ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde akut akciğer hasarı oluşturdu. Oleik asit grubu ile OD grubu arasında CAT, GSH-Px, MDA düzeyleri açısından anlamlı fark saptandı. Oksidan bir parametre olan MDA doku düzeyleri açısından O grubu ile kontrol, DO, DOD, OD grupları arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptandı. Bu beş grupda en yüksek MDA düzeyi O grubunda, en düşük MDA doku düzeyi kontrol grubunda tespit ettik. Gruplar arasında IL1-α, TNF-α düzeyleri açısından anlamlı fark saptanamadı. Sonuç olarak, akut akciğer hasarında dekspantenolün oksidan, anti-oksidan sistemlerindeki dengeyi anti-oksidanlar lehine arttırması nedeniyle dekspantenol alımının artırılması ARDS'de akciğer hasarını önlemede ve oluşmuş akciğer hasarını tedavi etmede faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Akut Akciğer Hasarı, Anti-İnflamatuar, Antioksidan, Dekspantenol, Oleik Asit.

AkciğerAkciğer hastalıklarıAntiinflamatuar ajanlar+4
Ecem Ersungur
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel hayvan modelinde incir (ficus carica) çekirdeği yağının TNBS ile indüklenen kolit üzerine olası etkilerinin araştırılması

Zengin biyoaktif içeriği ile Ficus carica meyvesi geleneksel olarak uzun süredir tıbbi ve beslenme yararlarına sahip olduğu için kullanılmaktadır ve incir çekirdek yağı yüksek antioksidan ve tokoferol kaynağıdır. Çalışmanın amacı, kuru incir çekirdeklerinden soğuk presleme ile elde edilen incir çekirdeği yağının, TNBS ile indüklenen deneysel kolit modeli üzerine olası koruyucu ve terapötik etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla altmış Wistar Albino sıçan altı gruba ayrılmıştır (n = 10) (Sham, TNBS, LFC3, LFC6, SFC3, SFC6). Kolit, % 37 etanol ile çözülen TNBS kullanılarak oluşturulmuştur. İncir çekirdeği yağı tedavisi, uzun süre için toplam 15 gün, kısa süreli tedavi grupları için ise 3 gün uygulandı. İncir (Ficus carica) çekirdeği yağı, yüksek doz için 6 ml/kg ve düşük doz tedavi grupları için 3 ml/kg olarak oral gavaj yoluyla intragastrik olarak uygulandı. Mikroskobik hasar skorlarına göre, tedavi uygulanmamış kolitli sıçanlar ve incir çekirdeği yağı ile tedavi edilen gruplar arasında önemli farklar saptanmıştır. Tedavi gruplarının TNBS grubuna göre anlamlı derecede iyileştiği gösterildi. Uzun dönem tedavi gruplarının histopatolojik skorları kısa dönem gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde iyileşme gösterdi. Biyokimyasal sonuçlar açısından (Myeloperoksidaz, Malondialdehit, İnterlökin 1, Tümör Nekroz Faktörü alfa, Süperoksit Dismutaz, Katalaz ve Glutatyon Peroksidaz), tedavi grubundaki sıçanlarda TNBS grubu sıçanlara göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gözlendi. Biyokimyasal sonuçlarımız histolojik bulgularla uyum göstermektedir. Sonuç olarak; İncir çekirdeği yağı, inflamatuvar bağırsak hastalığı tedavi süreci üzerinde olumlu etkilere sahip olması nedeni ile kolitte ek bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini ve incir çekirdeği yağının bu etkilerinin de antiinflamatuvar ve antioksidan mekanizmalar sonucunda oluştuğunu söyleyebiliriz.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarFicus carica+7
Ferhat Şirinyıldız
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolistin nefropatisini önlemede Kurkumin'in etkilerinin ratlarda araştırılması

Amaç ve Hipotez: Kolistin, giderek artan sayıda görülmeye başlanan, çok ilaca dirençli gram negatif bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılmaktadır. Kolistin kullanımını kısıtlayan nefrotoksisite ve nörotoksisite gibi etkilerinin önlenmesinde antioksidan ve antiinflamatuvar ajanlar denenmiştir. Bu çalışmada da kolistin nefropatisini önlemede kurkuminin etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Yöntem: 300-500 gr ağırlığındaki, cinsiyet farkı gözetilmeyen wistar albino sıçanlar, 5 ayrı gruba ayrılarak çalışmaya dahil edildi. Grup 1: (n=8) kontrol grubu, grup 2: (n=6) kolistin grubu, grup 3: (n= 7) kurkumin+kolistin grubu, grup 4: (n=8) kurkumin grubu, grup 5: (n= 8) zeytinyağı grubu olmak üzere toplam 37 rat incelendi. Gruplar 7 günlük tedavilerin ardından sakrifiye edildi. Her sıçandan bir biyokimya tüpüne kan alındı, 50 ml falcon tüplerinde 24 saatlik idrarları toplandı. Patoloji ve biyokimyada çalışılmak üzere böbrekler çıkartıldı. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kurkumin+kolistin grubu ile kolistin grubu arasında serum sistatin-c, IL-6, düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. Serum TNF-a kolistin alan grupta ortalama 178,5 ng/mL, kurkumin+kolistin alan grupta ortalama 120,6 ng/mL saptandı. 24 saatlik idrar volümlerine bakıldığında kolistin grubunda ortalama 23,4 ml, kolistin+kurkumin grubunda ortalama 27,1 ml bulundu. 24 saatlik idrarda kreatinin klirensi kolistin grubunda 13,8 mL/dk iken, kolistin+kurkumin grubunda 16,1 mL/dk idi. 24 saatlik idrarda NGAL düzeyleri değerlendirildiğinde sadece kolistin alan grupta ortalama 13,8 ng/mL, kolistin+kurkumin alan grupta ortalama 12,5 ng/mL bulundu. İki grubun TOS değerlerinde farklılık yokken, TAOS değerlerine bakıldığında sadece kolistin alan grupta ortalama 2,7 U/mL, kolistin ve kurkumin alan grupta ortalama 1,7 U/mL saptandı. Patolojik değerlendirmede her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Bu çalışmaya göre kolistin alan grupta böbrek hasarı bir miktar oluşmuştur ancak istatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşamamıştır. Kurkumin eklenen grupta ise oksidatif stresin, inflamasyonun ve böbrek hasarının daha az olduğu görülmüştür. Bu bulgular ışığında kurkuminin, kolistin nefropatisini önleyen önemli bir molekül olduğunu düşünmekteyiz. Doğru doz ve süreye ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu da aşikardır. Anahtar Kelimeler: Kolistin, antioksidan, antiinflamatuvar, kurkumin, akut böbrek hasarı

Akut böbrek hasarıAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+6
Elif Selvioğlu
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnguinal lenf bezi diseksiyonu uygulanan sıçanlarda lokal steril talk ve lokal antiinflamatuar ilaç uygulamalarının postoperatif seroma oluşumuna etkilerinin incelenmesi

Alt ekstremite malignitelerinde sık karşılaşılan inguinal lenf bezi metastazları sonrası uygulanan lenfadenektomilerin komplikasyonu olan seroma birikimi önemli bir sorundur. Lenfadenektomi uygulanan hastaların %25?inde görülen seroma birikimi flepte iskemi, nekroz, enfeksiyon, sütür hattında ayrılmaya neden olabilmektedir. Bu sebepler hastaların hastanede yatış süresini uzatmakta, yara iyileşmesini geciktirdiğinden postoperatif uygulanacak adjuvan tedavinin de gecikmesine neden olmaktadır. Bugüne kadar seroma birikiminin önlenmesine yönelik pek çok yöntem geliştirilmiştir. Katmanlı sütür teknikleri ile ölü boşlukların azaltılması, drenaj sistemleri, diseksiyonsahasında sklerozis ve adezyon oluşturan maddelerin kullanılması, antiinflamatuar ilaçkullanımı ile sıvı oluşumunun azaltılması, immobilizasyon, basınçlı pansuman uygulamaları gibi yöntemler uygulanmıştır. Ancak bu yöntemlerin ya yeterli etkinliklerinin olmadığı, ya istenmeyen yan etkilerinin olduğu ya da maliyetlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Günümüzde halen seroma birikiminin hızlı ve efektif olarak tedavisi cerrrahi bir sorundur.Bu amaçla çalışmamızda inguinal lenf bezi diseksiyonu uygulanan sıçanlarda malign plevral efüzyon tedavisinde kullanılan talk maddesi diseksiyon alanına uygulanıp seroma birikimi üzerine etkileri incelendi. Bunun yanısıra daha önce seroma birikimi üzerine etkileri araştırılmış olan antiinflamatuar ilaç uygulaması ile talk uygulamasının etkileri karşılaştırıldı. Çalışmada 24 adet sıçan 3 gruba ayrıldı. Sıçanlarda inguinal bölgede lenf bezlerini içeren yağlı gözeli doku eksize edildi. Bu bölge 1. grupta (kontrol grubu) serum fizyolojik ile; 2. grupta steril talk solüsyon ile; 3. grupta ise antiinflamatuar ilaç ile yıkanıp flepler sütüre edildi. Seromanın en fazla olduğu 7. günde yara yerlerinde oluşan sıvı aspire edilip ölçüldü ve biyopsi örnekleri alındı. Yara iyileşmesinin onarım fazının tamamlandığı 3. haftada oluşan sıvı aspire edilip ölçüdü ve biyopsi örnekleri alındı. Hematoksilen-Eosin boyamasıyla histopatolojik değerlendirmede örneklerde inflamasyon, infiltratif hücre infiltrasyonu, kapiller ve fibroblast-kollajen fibrillerin değerlendirilmesi yapıldı. Kesitler avidin-biyotin-peroksidaz yöntemiyle, anti-IL 17 ve anti-fibronektin primer antikorlarıyla indirek immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Seroma volümleri karşılaştırıldığında 1. grupta en fazla, 2. grupta 1. gruba göre daha az ve 3. grupta diğer gruplara göre belirgin olarak daha az sıvı aspire edildi. T helper hücrelerinin proliferasyonunu arttırmada özgül etkiye sahip IL-17 boyamada kullanıldı. ixİmmünhistokimyasal incelemede talk uygulanan grupta anti-IL-17 boyamasında kontrol grubu ve meloksikam gurbuna göre belirgin artış olduğu saptandı. Bu grupta fibronektin, fibrin ve kollajen yapımının da arttığı görüldü. Histolojik karşılaştırmalarda antiinflamauar ilaç uygulanan grupta hücresel aktivasyonun baskılandığı ve dolayısıyla bölgede reaksiyonel sıvının azaldığı görüldü. Talk uygulanan grupta ise kollajen ve fibrin oluşumunun antiinflamatuar ilaç uygulanan gruba ve kontrol grubuna göre daha fazla olduğu, bunun da oluşan yoğun fibrin ağı ile diseksiyon alanında seröz sıvı birikimini önlediği görüldü. Seroma birikiminin önlemesine yönelik fibrin glue, tetrasiklinin, corynebacterium parvum, 5-FU, sentetik steroidler, antiinflamatuar ilaçlar ile yapılmış deneysel ve klinik çalışmalar bulunmasına rağmen talk maddesiyle yapılmış benzer deneysel çalışma bulunmamaktadır. Seroma birikiminin önlenmesinde ideal yöntem basit uygulanabilen, kolay ulaşılabilen, maliyeti düşük ve efektif olmalıdır. Bu nedenle talk maddesinin kullanım alanının klinikte genişletilmesini, plastik cerrahi pratiğinde lenf bezi diseksiyon alanlarında, geniş flep diseksiyonunda seroma oluşumunu azaltmak amacıyla kullanılmasını öneriyoruz. Anahtar Kelimeler: İnguinal lenf bezi diseksiyonu, Seroma birikimi, Talk

Antiinflamatuar ajanlarLenf nod eksizyonuNeoplazm metastazları+5
Ayşen Usluer
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda deneysel omurilik hasarında tocilizumabin nöral dokuda iyileşme üzerine etkileri

Sitokinler, organizmada immün sistemin düzenlenmesinde ve proinflamatuar-inflamatuar süreçlerde önemli rol oynayan moleküllerdir. Yabancı antijen ve ajanlara karşı Sitokinler lokal ve sistemik inflamatuar reksiyonlarda rol alırlar. Sitokinlerin önemli bir bölümü interlökinlerdir. İnterlökin (IL)-6 ilk olarak preaktivasyon halindeki normal insan lenfositleri tarafından immünglobülin salgılatan bir faktör olarak tanımlanmıştır. IL-6 reseptörü membranda olan (IL-6R) ve çözünür (sIL-6R) olmak üzere 2 formdadır. Tosilizumab bu reseptörlere bağlanarak IL-6'nın rol aldığı sinyalizasyon ve inflamasyon sürecini inhibe eder. Bu çalışmada tosilizumab tedavisinin akut omurilik yaralanması (AOY) ile oluşan hasarda nöral doku üzerinde olumlu etkisinin olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada deney ortamındaki düzenek yardımıyla sıçanlarda omurilik hasarlanması oluşturulmuş, omurilikte hasar oluşturduktan sonra sıçanlara düşük ve yüksek doz tosilizumab intraperitoneal olarak verilmiştir. Tosilizumab tedavisinin sonunda 8. günde sıçanlar sakrifiye edilerek patolojik inceleme için gönderilmiştir. Sonuçlar omuriliği hasarlanmış tosilizumab verilmeyen ve metil prednizolon verilen sıçanların sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Eğik düzlem, Drummond ve Moore Kriterleri, Hemotoksilen-eozin ve Cleaved caspase 3 immunohistokimyasal boyamasının sonuçlarına göre tosilizumab AOY ile oluşan hasarın giderilmesinde etkili bulunmuştur. Tedavi dozu yükseldiğinde bu etkinin arttığı izlenmiştir. Tosilizumabın AOY tedavisinde faydalı olabileceği görülmüştür. Ancak daha geniş serilerde yapılmış klinik ve laboratuar çalışmalarıyla bulguların desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Tosilizumab, Akut omurilik yaralanması, Anti inflamatuvar, İnterlökin (IL)-6, Metil prednizolon

Antiinflamatuar ajanlarBiyolojik ajanHayvan deneyleri+6
Muammer Yakupoğlu
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asetik asit ile oluşturulan deneysel kolit modelinde İnfliksimab ve Teucrium poium' un etkilerinin karşılaştırılması

Gastrointestinal sistemin kronik, tekrarlayıcı ve inflamatuvar hastalıkları olan ülseratif kolit ve Crohn hastalığının henüz küratif bir tedavisi yoktur. Bu çalışmada antioksidan ve antiinflamatuvar özellikleri nedeniyle bölgemizde halk tıbbında yaygın olarak kullanılan Teucrium polium (TP) bitkisinin deneysel kolit modelindeki etkinliğinin araştırılması amaçlandı.Çalışma için 40 adet Wistar albino cinsi erkek rat alınarak 5 gruba ayrıldı. Birinci grup sham grubu olarak belirlendi ve rektal serum fizyolojik verildi. Diğer 4 gruba rektal yolla % 4 asetik asit verilerek deneysel kolit oluşturuldu. İkinci gruba tedavi verilmezken, 3. gruba 5 mg/kg sc infliksimab, 4. gruba 400 mg/kg gavajla TP ve 5. gruba her iki tedavi birlikte 5 gün verildi. Çalışma sonunda kolon örneklerinde histopatolojik skorlamalar yapıldı. Antiinflamatuvar etkinlik için tümör nekrozis faktör ? (TNF-?) düzeyleri ve oksidatif stres için total antioksidan kapasite (TAK) ve total oksidan status (TOS) düzeyleri ölçüldü. Grup II' de grup I' e göre histopatolojik skorlarda belirgin bozulma, TAK değerinde azalma, TOS değerinde artma ve TNF-? değerinde artma saptandı. Grup III ve V' de tüm parametrelerde grup II' ye göre anlamlı düzelme görüldü. Grup IV' de makroskopik skorlar ve TOS dışındaki parametrelerde grup II' ye göre istatistiki olarak anlamlı düzelme elde edildi. Grup V' de TP ve infliksimabın birlikte verilmesi istatistiki olarak ek iyileşme sağlamadı.Antioksidan kapasitede artma, histopatolojik skorlarda düzelme ve antiinflamatuvar etkileri nedeniyle TP inflamatuvar bağırsak hastalıkları tedavisinde alternatif bir ilaç olarak değerlendirilebilir.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarAsetik asit+3
Muhammed Sait Dağ
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kafa travmasında etanercept'in akut dönemdeki antiödem, antienflamatuar ve nöroprotektif etkisi

Amaç: Travmatik Beyin Hasarı (TBH), primer ve sekonder hasar mekanizmalarını içerir. Sekonder hasar, saatler veya günler sonra ortaya çıkmakta ve birçok karmaşık fizyopatolojik mekanizmaya bağlı olarak oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda etanerceptin beyin ve spinal kordu sekonder hasardan korumak için lökosit infiltrasyonunu engellediği ve böylece beynin enflamatuar cevabını durduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda, ağır kapalı diffüz beyin travması oluşturulan sıçanlara, travma oluşturulduktan sonra akut dönemde etanercept tedavisi verilerek antiödem, antienflamatuar ve nöroprotektif etkisinin araştırılması amaçlandı. Metod: Bu deneysel hayvan çalışmasında ağırlıkları 250-350 g arasında değişen 40 adet erkek erişkin Spraque- Dawley sıçanı kullanıldı. Denekler her grupta on sıçan olacak şekilde Kontrol (K); Travma+Serum Fizyolojik (T+SF); Travma sonrası dexametazon (T+D); Travma sonrası etanercept (T+E) gruplarına ayrıldı. Çalışmada etanercept ve dexametazon izotonik serum ile sulandırılarak intraperitoneal olarak verildi. Travma+medikasyon sonrası 90. saatte sıçanlar dekapite edilerek örnekler histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelendi. Bulgular: Ödem ve enflamasyon değişkenlerine göre Travma+SF ve travma+deksametazon grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu (p=0,027), nöronal hasar, astrositik hasar ve glial apoptoz değişkenlerine göre ise anlamı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Travma+SF ve travma+etanercept grupları arasında tüm değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p=0,003). Travma+deksametazon ve travma+etanercept grupları arasında ise ödem ve enflamasyon değişkenlerine göre (p=0,032) ve nöronal hasar, astrositik hasar ve glial apoptoz değişkenlerine göre (p=0,004) istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları; akut travmatik beyin hasarında, etanercept tedavisinin enflamasyonu ve ödemi, glial apoptozisi, nöronal ve astrositik hücre hasarını azaltarak sekonder travmatik beyin hasarına karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak etanerceptin insanlarda akut travmatik beyin hasarının tedavisinde yararlı bir seçenek olabileceği düşünüldü.

Antiinflamatuar ajanlarBeyinBeyin yaralanmaları+6
Ömer Aykanat
Düzce University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

L-karnitinin oral mukozada yara iyileşmesi üzerine etkisinin farklı yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, enflamasyonun azaltılması ve ciltte mevcut yaraların iyileştirilmesi için kullanılmakta olan L-karnitinin ağız içi yaraları iyileştirici potansiyelini araştırmaktır. Bu amaçla Wistar albino sıçanların yanak mukozasında çizgisel ve dairesel yara modelleri oluşturulmuştur. Bu çalışmada L-karnitin, doza bağımlı etkilerinin de araştırılması amacıyla 100 mg/kg/gün ve 200 mg/kg/gün dozlar i.p. yolla uygulanmıştır. Yara iyileştirici aktivite sonuçlarının karşılaştırılması amacıyla, standart yara iyileştirici madde olarak E vitamini kullanılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir farmakolojik ajan uygulanmamıştır. Yaraların oluşturulmasını takiben 10 günlük süre sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek, yara iyileşmesi biyokimyasal, biyomekanik ve histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Yara kontraksiyonu ile karakterize iyileşme süreci de test edilmiştir. L-karnitinin antienflamatuvar etkisi in vivo deneysel model kullanılarak tespit edilmiştir. Ayrıca, L-karnitinin matriks metalloproteinaz enzimlerinin inhibisyonu üzerine etkileri in vitro olarak analiz edilmiştir. Bu incelemeler sonucunda, 100 mg/kg/gün dozunda uygulanan L-karnitinin mukozadaki yaralarda 10 günde tamamen kapanma sağladığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, L-karnitinin yara iyileşmesini olumlu yönde etkilediği ve yara iyileşmesine hız kazandırabildiği gözlenmiştir. Vücutta sentezlenebilen bir madde olması, yan etkilerinin az olması, temin edilmesinin kolay ve kullanımının pratik olması gibi avantajları olan L-karnitin; ileri çalışmaların yapılması ile gelecekte yara tedavisinde kullanılabilecek bir maddedir.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarAğız mukozası+3
Atifet Harika Köklü
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni 2,6-disübstitüe-3(2h)-piridazinon türevi bileşiklerin sentezi ve biyolojik etkilerinin araştırılması

Çalışmamızda 6-(4-sübstitüefenil)piridazin-3(2H)-on halkasının 2. konumunda 4-sübstitüefenilpiperazinoetil yapısı taşıyan oniki yeni bileşik sentez edildi ve yapıları 1H-NMR, Mass ve elementel analiz verileri ile kanıtlandı. Daha sonra, bileşiklerin analjezik ve antienflamatuvar etkileri sırasıyla p-benzokinon ile oluşturulan kıvranma testi ve karagenin ile olusturulan pençe ödemi testi ile in vivo olarak değerlendirildi.Sentez edilen bileşikler arasında; 6, 7, 10 ve 11 analjezik ve antienflamatuvar aktiviteye sahip bileşiklerdir.Elde edilen sonuçlar göz önüne alındığında, bileşik 10 ve 11'in deney hayvanlarında gastrik ülser oluşumuna neden olmaksızın en yüksek analjezik ve antienflamatuvar etkinliğe sahip oldukları belirlenmiştir

AnaljeziAntiinflamatuar ajanlarPiridazinon
Didem Tiryaki
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan pençe ödeminde ozon ve indometazinin antiinflamatuvar ve analjezik etkilerinin karşılaştırılması

Akut inflamasyon; sistemik veya lokal olarak ortaya çıkabilen, doku hasarı, ödem, hiperemi, ağrı ve fonksiyon kaybının olduğu bir durumdur. Mevcut tedavi yaklaşımları bugün için yeterli olmamaktadır. İnflamasyonun önlenmesi için günümüzde pek çok ajan kullanılmaktadır. Ancak sepsis gibi yaygın ve mortalitesi yüksek inflamasyonlarda ve diğer inflamatuvar hastalıklarda halen etkili ve kesin tedavi edici ajan arayışları sürmektedir.Geçmiş yıllarda dezenfeksiyon ve sterilizasyon amacıyla kullanılan bir ajan olan ozon, günümüzde medikal tedavinin yetersiz kaldığı birçok hastalıkta kullanılmakta ve etkin sonuçlar gözlenmektedir. Medikal ozon tedavisi ile dekonjesyonun hızlandığı ve ödem reabsorpsiyonun oluştuğu saptanmıştır. Medikal ozon uygulanmasının bu etkileri ozon tedavisinin analjezik ve anttinflamatuvar etkilerini ortaya koymaktadır.Bu tez çalışmasında ozonun sıçan pençesinde karajenan ile oluşturulan pençe ödemi inflamasyon modelinde anttinflamatuvar ve antinosiseptif etkinliği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde; literatüre uygun şekilde akut inflamasyonun zaman içerisinde oluştuğu ve ödem şekillenmesinin 270. dakikadan sonra platoya ulaştığı gözlenmiştir. Referans antiinflamatuvar madde olarak kullanılan indometazinin ödem oluşumunu engellediği gösterilmiştir. Daha sonra ozonun çeşitli dozlarda lokal inflamasyonda oluşan ödem üzerine etkisi (Şekil 2) ve ağrı algılamasında yaptığı değişiklikler (Şekil 3, 4) incelenmiştir.Çalışmada ozonun CG ile oluşturulan pençe ödemi üzerine etkileri doza bağımlı şekilde değişiklik gösterdiği bulunmuştur. 1 µg/pençe dozunda ozon uygulaması referans madde indometazine benzer şekilde antiödematöz etki oluşturduğu gözlenirken 0,5 ve 1,5 µg/pençe dozlarında antiödematöz etki göstermemiştir. Ayrıca tek başına 1 µg/pençe ozon uygulamasının pençelerde SF uygulamasına benzer etkiler ortaya çıkardığı gözlenmiştir.Çalışmamızda inflamasyonla birlikte ortaya çıkan nosiseptif süreçte ağrı yanıtlarındaki değişiklikler de incelenmiştir. Sıcak plak testinde 1 µg/pençe dozunda ozonun antinosiseptif etkisi indometzine benzer bulunmuştur. Yine antiödematöz etkide olduğu gibi ağrı algılamasında da ozonun diğer dozlarında anlamlı bir antinosisepsiyon gözlenmemiştir. Kuyruk çekme testinde ise ozonun hiçbir dozunda analjezik etki gözlenmemiştir. Bu durum sıcak plak testinin direk olarak pençede oluşturulan inflamasyondaki lokal hiperaljezisi ile açıklanabilir. Zira kuyruk çekme testinde ozonun olası analjezik etkisi ancak sistemik bir ozon uygulaması ile elde edilebilir. Ayrıca inflamasyonun olmadığı sıçanlarda ozonun tek başına analjezik bir etki göstermemesi ortaya çıkan analjezik etkinin periferik hiperaljeziden kaynaklandığını düşündürebilir. Bu konuda sistemik ozon verilerek ağrı algılamalarındaki etkilerinin incelenmesi konunun aydınlatılmasına katkıda bulunacaktır.Klinikte pekçok alanda kullanılmakta olan medikal ozonun lokal inflamasyonun tedavisinde ve ağrının giderilmesinde etkinliğinin gösterilmesinin yeni ve alternatif tedavi protokollerinin oluşturulmasında literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

AnaljeziAnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlar+5
Gökçe Cinli
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

MESNA'nın (2-mercaptoethane sodium sulfonate) miringoskleroz üzerine etkisi: Deneysel hayvan çalışması

Miringoskleroz timpanik membranın lamina propria tabakasında kollajen yapının hiyalin dejenerasyonu ve kalsifikasyonu sonucu oluşur. Timpanik membran hasarında, miringotomi ve ventilasyon tüpü uygulamaları sonrasında görülebilir. Miringoskleroz gelişimini önlemek amacıyla antioksidan, antienflamatuar ve antifibrotik ajanlar denenmiştir. Bizim çalışmamızda da antioksidan ve antienflamatuar etkileri olan MESNA (2-mercaptoethane sodium sulfonate) bu amaçla kullanılmıştır. Çalışmamızda MESNA'nın timpanik membranda meydana gelen miringoskleroz üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla 21 adet yetişkin guinea pig çalışmaya alındı. Deneklerin kulak zarlarına standart miringotomi yapıldı ve her grupta yedi guinea pig olacak şekilde rastgele üç gruba ayrıldı. Birinci gruba (Kontrol grubu) tedavi verilmezken ikinci gruba (Salin grubu) miringotomi sonrası topikal serum fizyolojik, üçüncü gruba (MESNA grubu) ise topikal MESNA uygulandı. Denekler on dört günlük iyileşme süresinden sonra dekapite edilerek timpanik membranları histopatolojik inceleme yapılmak üzere disseke edildi. Histopatolojik olarak timpanik membran kalınlığı, inflamasyon ve skleroz; otomikroskopik olarak ta miringoskleroz skorlaması yapıldı. Çalışmamızda MESNA grubunda diğer gruplara göre otomikroskopik miringoskleroz ve histopatolojik skleroz da azalma saptandı ancak bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Histopatolojik olarak lamina propriada inflamasyonun MESNA grubunda salin ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir azalma gösterdiği saptandı. Bu sonuçlarla MESNA'nın miringosklerozu önleyici etkisinin olmadığını, ancak inflamasyonu baskıladığını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: MESNA, miringoskleroz, miringotomi, antienflamatuar

Antiinflamatuar ajanlarKulak hastalıklarıMESNA+2
Mehmet Salih Yağmahan
Fırat University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Azoksimetan ile oluşturulan deneysel kolon kanserinde antiinflamatuvarların etkinliği

Kolorektal kanser kadınlarda ve erkeklerde en sık görülen kanserlerden biridir. Kolorektal kansere karşı antiinflamatuvar veya antioksidan mediyatörlerin etkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada sıçanlarda azoksimetanla (AOM) indüklenen kolorektal kansere karşı rosmarinik asitin antikanserojen etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız da sıçanlar 3 gruba ayrılarak değerlendirildi. Kontrol grubunun standart diyetine ek olarak %15,8 fıstık yağı ve 4 hafta haftada bir kez olmak üzere i.p. %0,9 salin enjeksiyonu yapıldı. Azoksimetan grubuna standart diyetine ek olarak %15,8 fıstık yağı ve 4 hafta haftada bir kez olmak üzere i.p. 15 mg/kg azoksimetan (AOM) enjekte edilerek deneysel kolon kanseri oluşturuldu. Azoksimetan+rosmarinik asit grubuna standart diyetine ek olarak %15,8 fıstık yağı ve 4 hafta haftada bir kez olmak üzere i.p. 15 mg/kg azoksimetan (AOM) enjekte edilerek deneysel kolon kanseri oluşturuldu. Bu grubun diyetine oral olarak deney süresince günlük 5 mg/kg rosmarinik asid eklenerek tedavi grubu oluşturuldu. Tüm gruplar 30 hafta sonunda sakrifiye edilerek alınan örneklerinden biyokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirilmede AOM grubunda %87,5 adenokarsinom ve %12,5 displazi görüldü. AOM+rosmarinik asit grubunda ise %66,7 adenokarsinom ve %33,3 displazi görüldü. Kontrollerle karşılaştırıldığında AOM grubunda TAS ve adiponektin seviyelerinde anlamlı düşüş, TOS ve MCP-1 seviyelerinde anlamlı artış gözlendi. AOM grubu ile karşılaştırılan tedavi grubunda, plazmada sadece TAS, dokuda ise TOS ve MCP-1 seviyelerinde anlamlı değişiklik gözlendi. Sonuç olarak rosmarinik asitin antikanserojen etkinliği tümör insidansındaki azalma ile kendini gösterdiği ancak bazı biyokimyasal parametrelerde bu yansımanın olmadığı tespit edilmiştir. Rosmarinik asitin bu etkinliği için daha fazla çalışma ve doz belirleme çalışması yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, rosmarinik asit, adiponektin, MCP-1

AdiponektinAntiinflamatuar ajanlarAntineoplastik ajanlar+6
İbrahim Bektaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda endotoksinle oluşturulan sepsis modelinde Toll-Like Reseptör-4 antagonistinin (Eritoran) retinokoroidal inflamatuar hasara etkisi

Enfeksiyöz bir ajan ile başlatılan ve kontrolsüz sistemik inflamatuar yanıta neden olan sepsis patofizyolojisinde Toll-like reseptörler kilit rol oynamaktadır. Pek çok farklı mikrobiyal yapıyı bağlayabilen bu reseptörlerden TLR4 gram negatif bakteri lipopolisakkaritini tanımaktadır. Başlıca immün sistem hücre yüzeylerinde bulunan ve LPS ile uyarıldığında nükleer faktör kappa B'nin proinflamatuar mediyatör üreten genleri stimüle etmesine neden olan TLR4 molekülünün; çeşitli oküler dokularda da ekprese edildiği gösterilmiştir. TLR4 antagonisti Eritoran, LPS ile TLR4 bağlanmasını önleyen sentetik lipid A analogudur. Bu çalışmanın amacı, endotoksinle sistemik sepsis oluşturulan ratlarda retinokoroidal dokudaki biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikleri ortaya koymak ve TLR antagonisti eritoran ile retinokoroidal inflamatuar hasardaki düzelme durumunu değerlendirmektir.Bu çalışma Gazi Üniversitesi Deney Hayvanları Laboratuvarında gerçekleştirildi. Her grupta 10 rat olacak şekilde 5 grup oluşturuldu. 1. grup normal değerlerin belirlendiği sham grubuydu. Kontrol ve çalışma grupları 12. ve 24. saat olmak üzere iki farklı grupta incelendi. Kontrol grubuna kuyruk veninden serum fizyolojik verilirken, çalışma grubuna eritoran verildi. Grupların çalışma saatlerine uygun olarak 12. ve 24. saatlerde kan örneği alındı ve enükleasyon yapıldı. Her ratın bir gözü biyokimyasal değerlendirme diğer gözü de histopatolojik inceleme için kullanıldı. Serum ve retinokoroidal dokuda TNF-?, MDA, NF?B değerlerine bakıldı ve histopatolojik inceleme yapıldı.Sepsisin 12. saatinde çalışma grubunda kontrol grubuna göre tüm değerlerde düzelme izlendiyse de bu değişim istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. Çalışmanın 24. saatinde sepsisin kötüleşmesine rağmen tüm değerlere istatistiksel olarak anlamlı düzelme izlendi. Serum TNF-? ve NF?B düzeyleri 24. saat çalışma grubunda sham grubundan farklı değildi.TLR4 antagonisti eritoran, tedavinin 24. saatinde TNF-?, MDA ve NF?B düzeyleri ile değerlendirildiğinde hem sistemik hem de retinokoroidal dokuda inflamatuar hasarda anlamlı düzelme sağlamaktadır. Eritoranın göz dokusunda bariyerlerden geçiş, toksisite ve doz belirlenmesi konularında ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntagonistlerAntiinflamatuar ajanlarEndotoksinler+8
Feyzahan Ekici
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Whey proteini izolatının deneysel kronik pankreatit modelinde koruyucu etkilerinin araştırılması

kronik pankreatit, sık görülmeyen ve pankreasta ilerleyici hasara neden olan bir hastalıktır. Toksik, obstrüktif, metabolik, genetik birçok etiyolojik nedeni olabilir. Hastalığın patogenezinde oksidatif stres ve inflamatuvar mekanizmalar önemli rol almaktadır. Mekanizması tam olarak anlaşılamamış bu hastalığın günümüzde küratif bir tedavisi mevcut değildir. Çalışmamızda, anti oksidan ve anti inflamatuvar etkileri olduğu bilinen whey proteininin kronik pankreatitten koruyucu etkisinin incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla 49 adet erkek, sprague-dawley cinsi rat 7 gruba ayrıldı: 1. Grup: Oral yoldan whey proteini izolatı gün aşırı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 2. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 3. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve ratlara oral yoldan gün aşırı whey proteini izolatı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 4. Grup: Kontrol grubu olarak belirlendi 5. Grup: Oral yoldan whey proteini izolatı gün aşırı verildi. 28. Gün sakrifasyon uygulandı. 6. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve 28. Gün sakrifasyon uygulandı. 7. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve ratlara oral yoldan gün aşırı whey proteini izolatı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. Çalışma sonunda biyokimyasal değerlendirme ve MDA ölçümü için kan örnekleri, histopatolojik inceleme ve NFκB, İL-6, TGF-β, TNF-α için pankreas doku örnekleri alındı. Whey proteini tedavi grubu, 28.gün pankreatit grubu ile karşılaştırıldığında, AST, ALP, Amilaz, Lipaz gibi biyokimyasal parametrelerde; oksidatif stres belirteci olan MDA düzeylerinde; hastalık patogenezinde önemli olan NFκB ve TGF-β düzeylerinde iyileşme saptandı. Bu iyileşme istatitiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız, whey proteininin kronik pankreatitten koruyucu etkisinin olabileceğini ortaya koymaktadır. MDA, NFκB ve TGF-β düzeylerinde iyileşme oluşması whey proteininin bu etkisini anti oksidan ve antiinflamatuvar özellikleriyle gerçekleştirdiğini düşündürebilmektedir. Anahtar kelimeler: kronik pankreatit, whey proteini izolatı, oksidatif, anti-inflamatuvar

Antiinflamatuar ajanlarOksidatif stresPankreas+4
Abdullah Mübin Özercan
Fırat University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli bitkisel halk ilaçlarının antioksidan aktivite yönünden değerlendirilmesi

Bu çalışma, Düzce ve çevresinde yetişen ve anti-inflamatuar amaçlı kullanılan bazı bitkilerin total antioksidan kapasitesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, Plantago major ssp. major ve Plantago lanceolata, Rubus hirtus, Hedera helix, Morus alba ve Sambucus ebulus türleri incelenmiş olup, bitkilerin toprak üstü kısımları ve yaprakları ayrı ayrı ekstre edilmiştir. Bu bitkilerin antioksidan bileşiklerini ve antioksidan kapasitesini belirlemek için 2,2´-azinobis( 3-etilbenzotiyoazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikal giderme aktivitesi, 1,1-difenil-2-pikril-hidrazil (DPPH·) serbest radikal giderme aktivitesi, N,N-dimetil-p-fenilendiamin (DMPD·+) radikal giderme aktivitesi, süperoksit anyon radikali (O2 ·-) giderme aktivitesi, folin metodu ile toplam fenolik tayini, kuprak metodu ile kuprik iyonları (Cu2+) indirgeme kapasitesi, tiyosiyanat metodu ile total antioksidan aktivite kapasite ve kit yardımı ile gerçekleştirilen total antioksidan cevap tayini deneyleri çalışılmıştır. Ayrıca ?-tokoferol, vitamin C, gallik asit ve troloks gibi bileşikler referans antioksidanlar olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın sonucunda Plantago lanceolata, Rubus hirtus, Sambucus ebulus ve Plantago major ssp. major benzer fenolik madde içeriğine sahipken, Morus alba ve Hedera helix nispeten düşük fenolik madde içeriğine sahip bulunmuştur. Genel olarak fenolik madde içeriği yüksek olan Rubus hirtus ve Plantago türleri yüksek antioksidan aktivite göstermiştir.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarTıbbi bitkiler+2
Ece Miser
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Antipirin/6-sübstitüe-3(2H)-Piridazinon hibrit türevlerinin analjezik ve antiinflamatuvar etki taramaları

Bu çalışmanın amacı, Antipirin/6-Sübstitüe-3(2H)Piridazinon hibrit türevlerinin analjezik ve antiinflamatuvar etkilerini incelemektir.Bu tez çalışmasında Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı'nda klasik NSAİİ'lerden yola çıkarak Antipirin 6-Substitüe-3-(2H)-Piridazinon hibritlerinin türevleri sentezlenmiş Nİ29, Nİ31, Nİ33, Nİ41, SNB140, SNB144, SNB146, SNB 152, SNB154, SNB158 ve SNB160 olarak kod numarası verilen test maddeleri Farmakoloji Anabilimdalı'nda maddelerin analjezik, antiinflamatuvar aktiviteleri yönünden taranmıştır.12'şer saat aydınlık ve karanlık periyodunda senkronize edilmiş Swiss albino cinsi erkek farelerde kimyasal aljezik p-BK ile indüklenen kıvranma aljezi modelinde, Antipirin/6-sübstitüe-3-(2H)-Piridazinon Hibrit türevinden kimyasal yapısına sahip 12 madde, analjezik aktivite bakımından test edilmiştir. Test edilen maddelerin kıvranma sayıları üzerindeki inhibitör etkisi belirlenmiştir. Aynı madde grupları, karagenin inflamatuvar maddesi ile oluşturulan pençe ödemi modelinde antiinflamatuvar etkileri bakımından tekrar değerlendirilmişlerdir.Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, SNB144, SNB146, SNB140, Nİ33, SNB156, Nİ31 ve SNB154 türevlerinin kıvranma modelinde ASA gibi potent antinosiseptif aktiviteye sahip oldukları ve antiinflamatuvar aktivite bakımından SNB144, SNB152, SNB146, Nİ29 ve Nİ41'in İNDO ile benzer özellik gösterdiği, SNB144 ün İNDO dan relatif olarak daha potent antiinflmatuvar aktiviteye sahip olduğu anlaşılmıştır.

AnaljeziAnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlar+5
Khatereh Fattahpour Mavaneh
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı pirazol-3-karboksilik asit amit türevlerinin analjezik ve antiinflamatuvar etki taramaları

Akut ve kronik ağrı sendromlarında ağrının semptomatik kontrolüiçin analjezikler kullanılır2. Analjezikler tüm dünyada en yaygın kullanılan ilaçlararasındadır ve farmakolojik açıdan opioidler ve opioid olmayanlar (NSA??)seklinde iki temel sınıfa ayrılırlar2,4. Opiodlerin yan etkilerinden dolayı siddetliolmayan akut ve kronik nosiseptif ağrılarda non-steroid antiinflamatuvar ilaçlar(NSA??) daha fazla tercih edilmektedirler. Son yıllarda NSA??'lerin ester ve amittürevleri üzerinde çalısmalar gerçeklestirilmektedir. Üzerinde çalısılanmoleküllerin daha fazla antiinflamatuvar aktiviteye ve daha az gastrointestinalyan etkilere sahip olabileceği düsünülmektedir.Bu tez çalısmasında Gazi Üniversitesi Eczacılık FakültesiFarmasötik Kimya Anabilim Dalı'nda klasik NSA??'lerden yola çıkarak pirazol-3-karboksilik asit ana molekülünün amit türevleri sentezlenmis ve FarmakolojiAnabilimdalı'nda DNY 192, DNY 194, DNY 236 ve DNY 238 olarak kod numarasıverilen bu maddelerin analjezik, antiinflamatuvar aktivite taramaları yapılmıstır.Tez çalısması kapsamında incelenen bilesiklerle elde edilen veriyegöre özellikle üç amit türevinin kıvranma modelinde ASA gibi potentantinosiseptif aktiviteye sahip oldukları gözlenmistir. ASA'ya benzer etkigösteren DNY 194 ve DNY 236 ve DNY 238'in ASA ile relatif esdeğer potensleresahip oldukları anlasılmaktadır.Aynı zamanda, karagenan ile olusturulan fare pençe ödemimodelinde antiinflamatuvar aktivite taramaları gerçeklestirilen DNY 192, DNY194, DNY 236 ve DNY 238 kodlu maddelerin tamamının önemli antiinflamatuvaraktiviteye sahip oldukları ve birer ilaç adayı olabilecekleri gözlenmistir.

AmidlerAnaljeziAntiinflamatuar ajanlar+3
Duygu Aslı Alkan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1,5-diarilpirazol-3-propanoik asit türevlerinin analjezik ve antiinflamatuvar etki yönünden taranması

1,5-Diarilpirazol-3-Propanoik Asit TürevlerininAnaljezik ve Antiinflamatuvar Etki Yönünden TaranmasıBu çalısmanın amacı 1,5-diarilpirazol-3-propanoik asit'indaha önce sentezlenmemis ester ve amit türevlerinin hazırlanarak,analjezik ve antiinflamatuvar etkilerini ve aynı zamanda ülserasyonolusturma potansiyellerini incelemektir.Çalısmada DMSO kontrol grubu, ?buprofen referansmadde grubu ve aktivite tayini yapılacak 4 adet madde grubu olmaküzere altı farklı deney grubu kullanılmıstır.12'ser saat aydınlık ve karanlık periyodundasenkronize edilmis swiss albino cinsi erkek farelerde kimyasal aljezikp-BK ile indüklenen kıvranma aljezi modelinde 1,5-diarilpirazol-3-propanoik asit kimyasal yapısına sahip dört madde, analjezik aktivitebakımından test edilmistir. Test edilen maddelerin kıvranma sayılarıüzerindeki inhibitör etkisi belirlenmistir. Aynı madde grupları,karragenin inflamatuvar maddesi ile olusturulan pençe ödemimodelinde antiinflamatuvar etkileri bakımından tekrardeğerlendirilmislerdir. Analjezik aktivite deneylerinden 4 saat sonraanestezi altında tüm farelerin özefagus ve duedenumları bağlanarakmideleri 1,5ml % 10 formalin ile fikse edilmis ve çıkartılmıstır vemortalite, ülserojonik aktivite ölçümü yapılmıstır. ?statistikselhesaplamalarda tek yönlü ANOVA testi kullanılmıstır.Elde edilen bulgular, çalısma kapsamında incelenentürev bilesiklerin IBU gibi potent antinosiseptif aktiviteye sahipolduğu ve IBU'ya yapısal benzerlik gösteren TEP424, SNTZ39 veTEP422 kodlu maddelerin IBU ile relatif esdeğer potenslere sahipolduklarını göstermistir. Antiinflamatuvar aktivite profillerinebakıldığında tüm maddeler pençe ödemini inhibe etmistir, ancakrelatif etkinlik olarak IBU'ya benzer potense sahip türev maddelerinTEP424 ve SNTZ39 olduğu gözlemlenmistir.

AmidlerAnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlar+8
Gökşen Sibel Arkun
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı pirazol-3-karboksilik asit ester türevlerinin analjezik ve antiinflamatuvar etki taramaları

Ağrı gelişen dünyada en geniş sağlık problemlerinden biri olmaya devam etmektedir. Bu problem yetişkin popülasyonun yaklaşık %20'sini etkilerken, etkilenenlerin pekçoğu kadınlar ve yaşlılardır2. Bilim ve bilimsel yöntemlerin gelişmesine paralel olarak ağrı mekanizmalarının anlaşılması, araştırmacıların en büyük ilgi alanlarından biri olmaya devam etmektedir1.Opioidlerin yan etkilerinden dolayı şiddetli olmayan akut ve kronik nosiseptif ağrılarda non-steroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) daha fazla tercih edilmektedirler5,9,10. Son yıllarda NSAİİ'lerin ester ve amit türevleri üzerinde çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Üzerinde çalışılan moleküllerin daha fazla antiinflamatuvar aktiviteye ve daha az gastrointestinal yan etkilere sahip olabileceği düşünülmektedir.Bu tez çalışmasında Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı'nda klasik NSAİİ'lerden yola çıkarak pirazol-3-karboksilik asit ana molekülünün ester türevleri sentezlenmiş ve Farmakoloji Anabilimdalı'nda DNY 214, DNY 218, DNY 230 ve DNY 232 olarak kod numarası verilen bu maddelerin analjezik, antiinflamatuvar aktivite taramaları yapılmıştır.Tez çalışması kapsamında incelenen bileşiklerle elde edilen veriye göre özellikle iki ester türevinin kıvranma modelinde ASA gibi potent antinosiseptif aktiviteye sahip oldukları gözlenmiştir. ASA'ya benzer etki gösteren DNY 230 ve DNY 232'nin ASA ile relatif eşdeğer potenslere sahip oldukları anlaşılmaktadır.Aynı zamanda, karagenin ile oluşturulan fare pençe ödemi modelinde antiinflamatuvar aktivite taramaları gerçekleştirilen DNY 214, DNY 218, DNY 230 ve DNY 232 kodlu maddelerin tamamının önemli antiinflamatuvar aktiviteye sahip oldukları ve birer ilaç adayı olabilecekleri gözlenmiştir.

Antiinflamatuar ajanlarAğrıEsterler+5
İlker Evren
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00

Related subjects