Arbitration
103 theses under this subject heading
Sigorta hukukunda alternatif uyuşmazlık çözüm yolları
Son yüzyılda ekonomide ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler, insanlar arasında iletişim ve etkileşimin artmasına, sosyal ilişkilerin gelişmesine sebep olmuştur. İnsanların kolaylıkla iletişim kurarak etkileşim halinde olması, uyuşmazlıkların ve çatışmaların artmasını da beraberinde getirmiştir. Yaşanan uyuşmazlıkların çözümünün tamamının mahkemeler önünde çözülmeye çalışılması ise mevcut sistemde yetersizliklerin ortaya çıkmasına ve yargılamaların çok uzun sürmesine sebep olmuştur. Bu nedenle devlet yargılamasının yerine geçmeyen ancak yargılamadaki yükün hafiflemesini sağlayan alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına ihtiyaç duyulmuştur. Özellikle daha az masraflı ve daha kısa sürede sonuç alınması sebebiyle ülkemizde alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına duyulan ilgi her geçen gün artmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarıyla birlikte Sigorta hukuku alanında yaşanan uyuşmazlıkların kısa sürede sonuca bağlanması bu noktada sigortacılık sektörüne duyulan güven için önem arz etmektedir. Atfedilen bu önem neticesinde, çalışmanın amacı sigorta hukukunda alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının tek bir çalışma başlığı altında toplanarak bütüncül bir şekilde tanınması, yaygınlaşması ve uygulamada karşılaşılacak hususlar hakkında güncel bilgi sahibi olunmasıdır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının sigorta hukukunun temel ilkelerine yaraşır bir şekilde işleyebilmesi için çalışmada öncelikle genel olarak alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ele alınmış, daha sonra sigorta hukukunda alternatif uyuşmazlık çözüm yolları olan arabuluculuk, sigorta tahkim, tüketici hakem heyeti, hakem-bilirkişi kurumları tek tek açıklanarak en son güncel gelişmelere de yer verilerek, yargı kararları ve doktrinde yapılan eleştirilerle birlikte değerlendirme yapılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre tahkim
Bu çalışma tahkim alanındaki güncel gelişmeler ve özellikle mahkemelerin tahkim üzerindeki müdahale ve kontrol gücünü en aza indiren, taraf iradesine üstünlük tanıyan ve hakemlerin yetkilerini genişleten akımlar dikkate alınarak düzenlemeyi amaçlayan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tahkime ilişkin 11. Bölümünü incelemeyi amaçlamaktadır. Taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek anlaşmazlıkları hakem veya hakem kurulu aracılığıyla çözümleme yöntemi olarak tanımlanan tahkim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 407 - 444. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndan oldukça farklı olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tahkime ilişkin hükümleri UNCITRAL Model kanun esas alınarak hazırlanmıştır. Tahkim yargısının temelini, tarafların aralarında ortaya çıkan anlaşmazlığı, seçecekleri tarafsız özel kişilere götürmek üzere yaptıkları sözleşme veya asıl sözleşmelerine bu hususta koyacakları şart oluşturmaktadır. Tarafların tahkim yargılamasına ilişkin usul ve esasları tahkim sözleşmesinde açıkça belirlemeleri veya kararlaştırmaları halinde hakem veya hakem kurulu bu usul ve esaslarla bağlıdır. Party Autonomy ilkesi olarak bilinen bu ilke HMK tarafından da benimsenmiştir. Yargılama süresinin kanun veya sözleşme ile sınırlandırılmış olması ise tahkim yöntemini hızlı ve etkin bir uyuşmazlık çözüm yöntemi sağlamaya yöneliktir. Genel yargıda olduğu gibi tahkim yargılamasının amacı da uyuşmazlığın bir hükümle sonuçlanmasıdır. Ancak taraflar hakem kararına karşı usul kanununda yazılı sebeplere dayanarak genel yargıda iptal davası açabilirler. Taraflar iptal davasının sonucuna göre temyiz yolunu tercih edebildikleri gibi kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan ve de kanunda sayılan sebeplerle yargılamanın iadesi yoluna da gidebilirler. Bu çalışmada, ayrıntılı eleştirel mevzuat incelemesi yanı sıra; yerel mahkemelerde görülen iptal davası, yargılamanın iadesi, tanıma ve tenfiz başvuruları suretiyle Türk mahkemelerin tahkime bakış açısını değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tahkim, Milli Tahkim, Milletlerarası Tahkim, Tahkim Sözleşmesi, Tahkim Şartı, Tahkim Yargılaması
Spor Hukukunda tahkim ve Uluslararası Tahkim Mahkemesi (C.A.S.)
Arabuluculuk, bitaraf bir arabulucunun vasıtasıyla, taraf olanların aralarındaki diyaloğun sağlıklı bir şekilde sağlanması ve arabulucunun sahip olduğu fonksiyon itibariyle tahkim yolundan ve dava cihetinden ayrılır. 07.06.2012 tarihinde kabul edilen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun yürürlükte olması ile beraber ülkemizde de arabuluculuk uygulamasının yasal bir dayanağı oluşmuştur. Çalışmamızda ilk etapta Spor Hukuku uyuşmazlıklarının nelerden husul bulduğuyla alâkalı kısa özet bir açıklama yapılıp, müteakiben bu uyuşmazlıkların Spor Tahkim Mahkemesi'nin arabuluculuk metoduyla nasıl çözümlendiği ile ilgili bilgi verilecektir. Peşi sıra ise Türkiye'de Spor Hukuku ve tahkim prosedürü ve özellikle yeni kanunlaşan Hukuk Uyuşmazlıkları Kanunu'ndaki düzenlemeler açıklanacaktır. Müteakiben CAS Tahkim Mahkemesi ve işleyişi hakkında bilgilere yer verilerektir. Türk Hukuku ile CAS kuralları yönünden bir mukayese yapılacak olup Türk Hukukunda büyük eksikliği hissedilen Spor Ceza Hukuku ve Spor Mahkemesi eksikliğine değinilecek. Anahtar Kelimeler Spor hukuku, spor hukuku uyuşmazlıkları, arabuluculuk, spor tahkim mahkemesi, CAS
Karate hakemlerinin zaman yönetimi davranışları ile serbest zaman tutumları arasındaki ilişkinin bazı değişkenlere göre incelenmesi
Serbest zamanlarını yoğun müsabaka temposu içerisinde görev alarak sürdüren hakemlerin, zamanlarını iyi değerlendirmeleri, hem bireyin etkili ve verimli olmasına hem de spor branşının etkinliğine katkıda bulunmaktadır. Karate hakemlerinin zaman yönetimi davranışları ile serbest zaman tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu, Türkiye Karate Federasyonu'nda aktif olarak hakemlik ile uğraşan aday-bölge-milli-uluslararası 126 kadın 176 erkek toplam 301 hakemden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan gönüllü hakemlere Britton ve Tesser (1991)'ın geliştirdiği Zaman Yönetimi Ölçeği'nin (ZYÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması Alay ve Koçak (2002) tarafından ülkemiz için uyarlanan ve Ragheb ve Beard (1982)'nin geliştirdiği Boş Zaman Tutum Ölçeği'nin (BZTÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması Akgül ve Gürbüz (2011) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan ölçekler uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS20 programı ile gerçekleştirilmiştir. Ulaşılan bulgular serbest zaman tutum ve zaman yönetimi davranışları perspektifinde tartışılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde; frekans, ortalama, standart sapma, Pearson Corelation, ANOVA ve MANOVA testi kullanılmıştır. Bu çalışmanın Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısının BZTÖ için 0,98, ZYÖ için 0,91 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılarak yorumlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda BZTÖ "serbest zaman değerlendirme durumu" açısından sadece "davranışsal" alt boyutunda anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Sonuçlar incelendiğinde anlamlı farkın tespit edildiği davranışsal alt boyutta serbest zamanlarını gazete, dergi ve kitap okuyarak, sanat etkinliklerine katılarak değerlendirdikleri ortaya çıkmaktadır. ZYÖ alt boyutlarında "cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, hakemlik kademesi, haftalık serbest zaman yeterliliği, serbest zaman değerlendirme durumu" değişkenleri açısından anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. BZTÖ ve ZYÖ alt boyutlarında ki ilişki incelendiğinde zaman harcattırıcılar ile BZTÖ alt boyutları arasında anlamlı düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hakemlerin zaman tuzaklarından ve zaman kaybettirici alışkanlıklara devam ettiği sürece serbest zaman tutumlarında da azalma meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Futbol paydaşlarının " Video Yardımcı Hakem " teknolojisine ilişkin görüşleri : Nitel bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, futbol oyununda kullanılmakta olan Video Yardımcı Hakem Teknolojisine ilişkin futbol paydaşlarının görüşlerinin alınarak ortaya çıkan bulgular sonucunda mevcut teknolojinin geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Çalışma, literatür taraması, araştırmanın yöntemi, bulgular ve tartışma, sonuç ve öneriler olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Futbol paydaşları olarak adlandırılmakta olan grup; hakem kurulu üyesi, hakemler, gözlemciler, kulüp yöneticileri, futbolcular, teknik direktörler, basın mensubu ve taraftarlardan oluşan 18 erkek katılımcı ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, katılan kişiler için kişisel bilgi formu ve araştırmanın konusu ile ilgili hazırlanmış olan 5 soru olmak üzere iki bölümden oluşmuş olup yarı yapılandırılmış görüşme formu çerçevesinde yürütülmüştür. Veriler metin haline dönüştürülmüş, araştırmacı tarafından betimsel analizi yönetimiyle çözümlenerek temalara ayrılmıştır. Araştırmanın sonucunda, araştırmaya katılan katılımcıların futbolda teknoloji kullanımı ile ilgili görüşleri incelendiğinde katılımcıların teknoloji kullanımını desteklediği (%50) ve futbolda teknoloji kullanımının gerekli olmadığı (%50) yönünde görüş bildirdikleri görülmüştür. Katılımcılara VAR Teknolojisinin temal amacı sorulduğunda, adalet, objektiflik, hakem gelişimi, az hata, kritik hataların önlenmesi ve futbolun doğasının bozulmaması temalarına ulaşılmıştır. Katılımcıların VAR Teknolojisi ile ilgili görüşleri hakemlere ve maç performansına göre ikiye ayrılmıştır. Hakemlere yönelik olumlu görüşler; hakemlerin doğru karar vermesi, puan kaybının engellenmesi, hakem hatalarının azalması, hakemlerin gelişimi iken olumsuz yönü hakemlerin tartışılmasıdır. Maç performansı ise katılımcılar tarafından olumsuz olarak değerlendirilmiş olup zaman kaybı, doğallığın kaybolması, maçtan soğuma/uzaklaşma, heyecanın azalması, motivasyon kaybı olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılara Dünyada ve Türkiye'de VAR Teknolojisinin uygulanışı konusunda fark olup olmadığı sorulduğunda uygulanış açısından aralarında fark olmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Son olarak araştırmaya katılan katılımcıların, VAR Teknolojisinin geleceği ile ilgili olarak bu teknolojinin ileriki yıllarda gelişim göstereceği ve desteklenmesi gerektiği yönünde görüş bildirdikleri görülmüştür.
İslam hukukunda evlilik birliğinin tahkim yoluyla korunması
İslam Hukuku'na göre, ilk insandan başlayıp günümüze kadar devam eden hatta ahirette de devam edecek olan iki ibadetten birisi evliliktir. Bu sebeple, insan neslinin ve toplum düzeninin korunması için olduğu kadar; zayıf durumda olan kadın ve çocuğun korunması için de aile müessesesinin muhafaza edilmesi gerekir. Ancak, ailenin temelini oluşturan eşler; kimi zaman evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyebilir veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlık yaşayabilir ve böyle durumlar eşler arasında geçimsizliğe yol açabilir. Bu halde, eşlerin maslahatı, çocukların korunması ve toplum düzeninin muhafaza edilmesi için evlilik birliğinin korunması gerekir. Şu kadarı var ki, eşlerin geçimsizliğini gidermek için uygulanacak olan evlilik birliğini koruyucu tedbirlerin sonuç vermesi için aile hukukunun diğer hukuk dallarına göre farklılıkları tespit edilmeli ve aile hukukunun niteliklerine uygun bir çözüm yolu düzenlenmelidir. Bundan dolayı aile birliğinin devamlılığını, zayıf durumda olan kadın ve çocuğun korunmasını, ailenin ahlaki esaslarını, eşlerin evlilik birliğinden doğan karşılıklı yükümlülüklerini ve ailenin devlet otoritesinin dışında bulunan ve kişilerin özel hayatları ile alakalı bir alan olduğunu merkeze alınan bir çözüm yolunun uygulanması sonucunda eşlerin geçimsizliğini giderme ve evlilik birliğini koruma ihtimali daha kuvvetlidir. İslam aile hukukunda evlilik birliğini koruma amacı ile düzenlenen tahkim yolu ise; aile hukukunun niteliklerine uygun, Asr-ı Saadet'te ve Osmanlı Devleti'nde uygulanmış ve sonuç vermiş bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Bu çalışmada öncelikle, fıkıh kaynaklarında sulh akdine benzetilen bir uyuşmazlık çözüm yolu olan tahkim kurumu sistematik olarak incelenmiş daha sonra tahkim kurumunun aile hukukundaki uygulaması incelenerek beş aşama halinde tasnif edilmiştir.
İslam hukukunda mahkeme bağlantılı tahkim yoluyla uyuşmazlık çözümü
İnsan, tabiatı gereği sosyal bir varlıktır. İnsanlar arasındaki menfaat çatışmaları ise sosyal hayatın doğal bir parçasıdır. Bu çatışmalar sebebiyle oluşan uyuşmazlıkların, toplumsal bağları zedelemeden çözülmesi bireysel ve ticari ilişkilerin gelişimi için mühimdir. Taraflar arasındaki ilişkileri korumayı, onarmayı ve güçlendirmeyi amaçlayan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları bu bağlamda daha müspet sonuç verir. İslam hukukunda, devlet yargısına alternatif yöntemler; bu fikir etrafında hem kurumsal olarak incelenmiş hem de uygulamada yaygın biçimde kullanılmıştır. İslam hukukunun temel kaynakları incelendiğinde, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının teorik ve pratik temelinin tahkim kurumu etrafında şekillendiği görülür. İslam hukukunda mahkeme bağlantılı tahkimi inceleyen bu çalışmada, İslami tahkimin niteliği, yargılama usulü ve güncel uygulamaları incelenmiştir. Klasik fıkıh eserlerinden elde edilen veriler, Türk hukukunda düzenlenen tahkim kurumunun sistematiğine göre tasnif edilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen tahkim sistemi, Hanefî fıkıh eserlerine göre hazırlanan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye ve Usûl-i Muhâkeme-i Hukûkiyye Kanûn-i Muvakkati'ndeki düzenlemelere dayanmaktadır. Bu çerçevede, hakem kararı kesin hüküm ifade etmez, ancak yetkili mahkeme tarafından icra edilebilirlik şerhi verildikten sonra ilam haline getirilir. Yetkili mahkemeye arz edilmemiş bir hakem kararının sulh sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilir. Bu yaklaşımın, pozitif hukuk terminolojisindeki mahkeme dışı sulh sözleşmesine karşılık geldiği görülür. Hakem kararının, mahkeme tarafından onaylanarak icra edilebilir kılınması ise; mahkeme dışı sulh sözleşmesine, icra edilebilirlik şerhi verilmesi olarak değerlendirilebilir. Osmanlı hukuk sistemindeki tahkim sisteminin bir benzeri, Birleşik Krallık'ta yürürlükte olan 1996 Tahkim Kanunu'nda da görülmektedir. Tahkimin esasına uygulanacak hukuk bakımından dini kuralların tercih edilmesinin mümkün olduğu bu sistemde hakem kararı doğrudan icra edilebilir olmayıp, yetkili mahkemenin onayı ile cebri icraya konu olmaktadır. Bu düzenlemelere göre, uzun süredir hizmet veren İslami tahkime karşı birçok kampanya yürütülmüş; ancak İslami tahkim uygulaması günümüze kadar ulaşmıştır.
Sigorta hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde çözümlenmesi
Sigortacılık sektörü; nüfusun artması, teknolojinin gelişmesi ve benzeri birçok sebeple tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızlı bir biçimde gelişme göstermektedir. Sigortacılık alanındaki bu gelişmeye paralel olarak da sigorta hukuku alanında ortaya çıkan sorunlar artmakta ve çeşitlenmektedir. Ne yazık ki devlet mahkemeleri söz konusu uyuşmazlıkların çözümü bakımından karmaşık yargılama süreçleri nedeniyle ve henüz sigortacılık alanında uzman mahkemeler bulunmaması sebebiyle kamuoyu nezdinde beklentiyi karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bu sorunun çözümü için hukuk sistemimize getirilen sigortacılıkta tahkim müessesesi bu nedenle de ciddi önemi haiz olup işbu çalışmamızda sigorta uyuşmazlıklarının Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde çözümlenmesi hususu incelenecektir. Söz konusu incelemelerde mevzuat, doktrin ve yargı kararlarından faydalanılarak sistemin olumlu ve olumsuz yönleri tespit edilerek çözüm önerileri sunulmaya çalışılacaktır.
Elazığ ilindeki basketbol, futbol ve voleybol hakemlerinin iş doyum düzeylerini belirlemek
Job satisfaction is defined as a pleasant or motivational attitude gained from the assessment of the individual's job or its experience. The concept of job satisfaction covers a wide range of theories and practices. It also composes different controlling or influencing factors related to both human and organizational behaviors. The main objective of this research is to determine the job satisfaction level of basketball, football, and volleyball referees in Elazığ city. Minnesota Satisfaction Questionnaire (MSQ) was used in this study. The population of the referees' sample is chosen to be equally distributed for three main popular sports in Elazığ, namely basketball, football, and volleyball. A total of 150 referees (50 for each sport) under the Turkish Federation of Sports have been randomly chosen to participate in the conducted survey. The used survey combines two main parts, which are the socio-demographic data: gender, age, education, marital status, refereeing status, non-arbitration income status, refereeing experience, acting history, income status, and refereeing branch, and the short MSQ form: composed of 20-items and available in a verified Turkish version. The administered survey is used for determining the influence of the stated factors on the job satisfaction of the referees. The collected data is statistically analyzed using SPSS 22.0 program, mainly for determining the normality and correlation. According to the obtained results, there are significant correlations between age, education, marital status, refereeing status, non-arbitration income status, refereeing experience, acting history, income status, and refereeing branch and the job satisfaction levels. However, it turns out there is no significant correlation between the gender and the job satisfaction of the participants. These results clearly indicate the importance of emphasizing the considered factors by lawmakers, and Sports Federation Management in order to enhance the referees' job, which contributes to the ultimate reformation of sport-related jobs in Turkey.
Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) hakem kararlarına karşı hukuki başvuru yolları
Bu tez, ICSID tahkiminde uyuşmazlıkların çözümünde, tahkim heyetlerince verilen kararlara karşı hukuki başvuru yollarına ilişkin detaylı bilgileri içermektedir. ICSID Sözleşmesinin 53'üncü maddesine göre, ICSID hakem heyetlerince verilen kararlar kesin ve bağlayıcıdırlar. Bu kararlara karşı Sözleşmede belirtilen hukuki yollar dışında başka bir hukuki yola başvurulamaz. Ayrıca bu kararlar ulusal mahkemelerin incelemesine tabi tutulamazlar. Fakat ICSID tahkim sistemi içerisinde, belirli şartlar gerçekleştiğinde kararlar kararı veren heyet tarafından veya yeniden kurulacak bir ad hoc komite tarafından yeniden incelenebilmektedirler. Kararlara karşı başvurulacak hukuki yollar, ICSID Sözleşmesi ve tahkim kurallarına göre bu çalışmamızda detaylı olarak incelenmiştir. Bu hukuki başvuru yollarından ilki küçük hatalara, özellikle yazıma ilişkin hatalara karşı başvurulabilecek, kararın tashihi usulüdür. Taraflar kararın anlamı üzerinde uyuşmazlığa düşerlerse kararın yorumunu da talep edebilirler. Taraflarca önceden bilinmeyen bir vakıanın sonradan öğrenilmesi durumunda kararın düzeltilmesi de mümkündür. Karara karşı başvurulacak hukuki yollar içerisinde en esaslısı kararın iptalidir. Kararın iptali kararın kesinliği prensibine bir istisna getirmektedir. İptal hukuki başvuru yolu, kararın hukuka uygun olup olmadığının sorgulanmasına olanak sağlayan ve hukuka uygun olmayan kararlara karşı sınırlı bir çıkış kapısı sunan hukuki başvuru yoludur. Fakat kararın iptalini talep edebilmek için ICSID sözleşmesinde belirlenen iptal sebeplerinden bir veya birkaçının mevcudiyetini ileri sürmek gerekir. Bu talep sonrası karar kısmen veya tamamen iptal edilebilir. İptal sonrası uyuşmazlık yeni bir tahkim heyeti önüne götürülür. Tezimizde yukarıda bahsedilen kararın ?tashihi?, ?düzeltilmesi?, ?yorumu? ve ?iptali? hukuki başvuru yolları detaylı olarak incelenmiştir.
Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL tahkim kuralları çerçevesinde Ad Hoc tahkim usulü
Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL Tahkim Kuralları Kapsamında Ad Hoc Tahkim Yargılama Usulü? isimli çalışmamızın amacı esas itibariyle, uluslararası ticari tahkimin bir türü olan ad hoc tahkim usulünün, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ve UNCITRAL Tahkim Kuralları hükümleri çerçevesinde incelenmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde, genel olarak uluslararası tahkim konusu ele alınmış ve bu bölümde ilk olarak tahkim kavramına ilişkin temel konulara değinilmiştir. Buna göre, taraflar arasında doğmuş veya doğması muhtemel bir hukuki uyuşmazlığın, taraflarca seçilen hakemler tarafından nihai olarak karara bağlanması olarak tanımlanan tahkim kurumu; tahkim anlaşması, hakem sözleşmesi, esas sözleşme, tahkim usulü ve tahkimin esasına uygulanacak olan hukuk kurallarını kapsamaktadır.Tezin ikinci bölümünde ise Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında gerçekleşen ad hoc tahkimde, tahkim usulünün tabi olacağı kuralların UNCITRAL Tahkim Kuralları çerçevesinde incelenmesi konusu ele alınmıştır. Ad hoc tahkim, tahkim sürecinin, uyuşmazlığa mahsus olmak üzere, taraflarca kararlaştırılan usul kuralları çerçevesinde, belli bir kuruma bağlı olmadan yürütülmesini sağlamaktadır. Ad hoc tahkimde, hakem mahkemesi ve tahkim yargılamasının tabi olacağı kurallar, tarafların anlaşması sonucunda somut uyuşmazlık bakımından geçici olarak oluşturulmaktadır. UNCITRAL Tahkim Kuralları, ad hoc tahkimi tercih eden taraflara, yol gösterici ve kendi iradeleriyle şekillendirebilecekleri nitelikte esnek kurallar sunmaktadır. Esas itibariyle ad hoc tahkimi düzenleyen Milletlerarası Tahkim Kanunu da, UNCITRAL Tahkim Kuralları ile paralel düzenlemeler öngörmekte ve içeriği itibariyle, hukukumuz bakımından uluslararası tahkim alanında kaydedilen gelişimi göstermektedir.
Milletlerarası tahkimde yabancı hakem kararlarının kesinleşmesi ile tanıma ve tenfizi
Tezin amacı, milletlerarası tahkimde yabancı hakem kararlarının tespiti ve bu kararların kesinleşme aşaması ile tanıma ve tenfiz aşamalarının incelenmesidir. Tez konusu, Milletlerarası Tahkim Kanunu'nda yer alan hükümler başta olmak üzere, yabancı sözleşmeler kapsamında incelenmiş ve Yargıtay'ın konuya ilişkin kararları ışığında değerlendirilmiştir. Ayrıca, diğer ülke mevzuatlarından da örnekler sunularak bu ülkelerin uygulamaları tez kapsamına alınmıştır. Tezin hazırlanması aşamasında, konuya ilişkin yerli ve yabancı kaynaklardan yararlanılarak doktrindeki çeşitli görüşlere ve uygulamadaki farklılıklara yer verilmiştir. Ayrıca, kapsamlı bir şekilde Yargıtay'ın konuya bakışı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak, yabancı hakem kararlarına karşı kesinleşme aşamasında başvurulacak kanunyolları aynı çalışma altında toplanmış olup, Türkiye'nin daha cazip bir tahkim merkezi olabilmesi açısından mevcut düzenlemelerde değişikliklere ihtiyaç olduğu gerekliliği ortaya konulmuştur.
Dış ticaret uyuşmazlıklarının çözümünde uluslararası tahkim
Uluslararası ticaret, doğası gereği, uyuşmazlıklara açık bir konudur. Zira uluslararası ticaretin tarafları dil, kültür, anlayış ve alışkanlıklar bakımından birbirinden çok farklıdır. Bu durum taraflar arasında uyuşmazlıklar çıkması olasılığını artırmaktadır. Özde taraflar için son derece karlı bir iş olan uluslararası ticaret, taraflar arasında ortaya çıkması olası uyuşmazlıklar nedeniyle karlılığını ve çekiciliğini yitirmektedir.Uluslararası ticari uyuşmazlıklar iki temel yaklaşımla çözümlenmektedir. Bunlardan birincisi olası uyuşmazlıkların, sözleşme aşamasında gerekli önlemler alınarak henüz ortaya çıkmadan önlenmesidir. Bu durumda tarafların, ticari ilişkileri ile ilgili en ince ayrıntıları düşünerek sözleşmenin yapılışı sırasında bazı hukuki tedbirleri almaları gerekmektedir. Böylece potansiyel uyuşmazlıklar, henüz ortaya çıkmadan kaynağında önlenebilecektir. Fakat hazırlanan sözleşme ne kadar iyi olursa olsun zaman zaman uyuşmazlıkların ortaya çıkması önlenememektedir. Çünkü sözleşmenin hazırlandığı dönemde öngörülemeyen yeni durumlar ortaya çıkabileceği gibi tarafların iyi niyetli olmamaları da iyi hazırlanmış bir sözleşmenin, uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını önleme konusunda yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Bu durumda ticari uyuşmazlıkların çözülmesinde kullanılan ikinci yöntem önem kazanmaktadır: Uyuşmazlıkların somut olarak ortaya çıktıktan sonra çeşitli uyuşmazlık çözme yöntemlerinin kullanılarak ortadan kaldırılması. Bu yöntemlerin en önemlileri, devlet yargısı, müzakere, uzlaştırma, hakem-bilirkişilik, üçüncü kişilerin sözleşmelere müdahalesi, alternatif uyuşmazlık çözme yöntemleri (ADR) ve tahkimdir.Uluslararası ticari tahkim tüm dünyada en çok kullanılan uyuşmazlık çözme yöntemlerinden biridir. Tahkim kısaca ?anlaşmazlıkların devlet yargısı dışında, özel bir organ aracılığıyla çözümlenmesi? olarak tanımlanabilir.Tahkim ihtiyari bir uyuşmazlık çözme yöntemidir. Bir uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebilmesi için tarafların söz konusu uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözüleceğine dair bir anlaşma yapmış olması gerekmektedir. Bu anlaşma sözleşmeye eklenecek bir tahkim şartı şeklinde olabileceği gibi ayrı bir tahkim anlaşması şeklinde de olabilir. Ortada tahkim anlaşması olmaması durumunda taraflardan biri uyuşmazlığın çözümü için tahkim davası açamaz.Tahkimin en çok kullanılan uyuşmazlık çözme yöntemlerinden biri olmasının nedenlerinin başında hakem kararlarının tıpkı mahkeme kararları gibi tarafları bağlayıcı nitelikte olması gelmektedir. Bu durum hakem kararlarına uygulanabilirlik kazandırmaktadır.Tahkim yönteminin tercih edilmesindeki diğer önemli etken tahkimin hızlı bir uyuşmazlık çözme yöntemi olmasıdır. Tahkim mahkemelere oranla çok daha süratli bir çözüm olanağı sunmaktadır. Mahkemelerde sonuç alınması yıllar alabilecek davalar tahkim yönteminde birkaç ayda sonuçlandırılabilmektedir. Tahkimin mahkemelere göre daha çabuk sonuçlanması çoğunlukla maddi edimler içeren ticari uyuşmazlıklarda tahkimin çözüm yöntemi olarak tercih edilmesine neden olmaktadır.Tahkimin tercih edilmesindeki diğer bir neden farklı uluslara mensup tarafların diğer tarafın mensubu olduğu devletin mahkemelerine güvenmemesidir. Her ne kadar teoride mahkemeler bağımsız kurumlar olarak nitelendirilse de anlaşmazlık tarafları milli mahkemelerin pratikte tarafsız davranamayacağı endişesini taşımaktadır. Tahkim yönteminde taraflar hakemleri kendileri tayin edebilmektedirler. Hakemlerin, mahkemelerden farklı olarak hiçbir resmi sıfatları, dolayısıyla bağlı oldukları bir devlet yoktur. Bağımsız ve tarafsızdırlar. Bu nedenle uyuşmazlık tarafları hakemlere milli mahkemelere oranla daha fazla güvenmektedirler.Hakemlerin günümüzde gitgide karmaşıklaşan uluslararası ticaret konusunda uzman kişiler arasından seçilmesi tahkimin tercih edilmesinde diğer önemli bir etkendir. Zira özel bilgi ve deneyim gerektiren uluslararası ticari konularda milli mahkemeler kimi zaman eksik kalmaktadır.Tahkimde taraflar gerek yargılama kurallarının gerekse davanın esasına ilişkin kuralları kendileri belirleyebilmektedir. Ayrıca taraflar uyuşmazlığa ilişkin kararın hakkaniyet ilkesine göre verilmesini de kararlaştırabilirler.Tahkim davalarının gizli yürütülmesi tahkimin tercih edilmesindeki diğer bir önemli etkendir. Şirketler, ticari sırlarını saklayabilme imkanı tanıdığı için tahkimi tercih etmektedirler.Yabancı hakem kararlarının tenfiz edilmesine ilişkin ?Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizine Dair 1958 Tarihli New York Anlaşması?na 135 ülkenin taraf olması hakem kararlarının tüm dünyada uygulanabilirliğini sağlamaktadır. Bu kolaylık tahkimin tercih edilmesinde diğer bir etkendir.Birçok kaynakta tahkimin tercih edilme nedenleri arasında ucuzluk da sayılmaktadır. Fakat kanımca tahkimin mutlak olarak ucuz bir yöntem olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira tahkim yargılaması oldukça masraflı bir yöntemdir. Gerek hakem ücretleri gerekse tahkim yargılamasını yürüten kuruma ödenen idari masraflar taraflara ciddi maliyetler yükleyebilmektedir. Bu yönüyle tahkim yargılaması mahkemelere oranla masraflı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, milli mahkemelerde davaların yıllarca sürüyor olması göz önünde bulundurulursa, çok daha kısa sürede sonuç alınan tahkim yargılaması, yargılama sonucu alacak hakkı doğan taraf için ucuz bir yöntem halini almaktadır.Uluslararası tahkim prosedürleri iki grupta incelenebilir: Ad hoc tahkim ve kurumsal tahkim. Ad hoc tahkimde taraflar, hakemlerin seçimine, esasa ve usule uygulanacak kuralları kendileri saptar; kendi gereksinimlerine göre ve sadece o uyuşmazlık çerçevesinde uygulanacak tahkim usulünü belirlerler. Birleşmiş Milletler Milletlerarası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) Tahkim Kuralları ve Tahkim Süreci günümüzde uluslararası uyuşmazlıklarda en çok tercih edilen ad hoc tahkim kurallarından biridir. Bu kurallar genellikle ad hoc tahkim süreçlerinde kullanılmakla birlikte kurumsal tahkim süreçlerinde de kullanılmaktadır. Kurumsal tahkimde ise tahkime ilişkin hususlar tahkim hizmeti sunan bir kurum tarafından kurallara bağlanmıştır. Bu nedenle tarafların her hususu ayrı ayrı tartışıp kararlaştırmaları gerekmez. Bu tahkim kurallarına atıfta bulunmaları yeterlidir. Dünyada kurumsal tahkim hizmeti sunan başlıca kurumlar şunlardır : Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesine İlişkin Merkez (ICSID), Milletlerarası Ticaret Odası (ICC), Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi (LCIA), Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası Uluslararası Tahkim Mahkemesi (ICAC), Avusturya Federal Ekonomi Odası Uluslararası Tahkim Merkezi (VIAC), Stockholm Ticaret Odası Tahkim Enstitüsü (SCC Institute), Amerika Tahkim Kurumu (AAA), Alman Tahkim Kurumu, Hububat ve Yem Ticaret Birliği Tahkim Mahkemesi (GAFTA), Sıvı ve Hayvansal Yağ ve Tohum Birlikleri Federasyonu Tahkim Mahkemesi (FOSFA), Rafine Şeker Birliği Tahkim Mahkemesi, Singapur Uluslararası Tahkim Merkezi (SIAC), Çin Uluslararası Ekonomik ve Ticari Tahkim Komisyonu (CIETAC), Kahire Uluslararası Ticari Tahkim Bölge Merkezi (CRCICA). Türkiye'de ise TOBB, İstanbul Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası uluslararası ticari tahkim hizmeti sunmaktadır.Uluslararası tahkim konusu özellikle 1980'lerden sonra ülkemizde adından sıkça söz edilen ve tartışılan bir konu olmuştur. 80'lerle birlikte ithal ikameci ekonomik modelin bırakılıp ihracata dayalı büyüme modelinin benimsenmesi, uluslararası ticareti ülkemizin önemli gündem maddelerinden biri haline getirmiştir. Dış ticareti ülke ekonomisinin en önemli saçayaklarından biri haline getirmeyi düşünen bir ülkenin uluslararası ticaretin kurallarının gereğini yerine getirmesi de bir zorunluluk halini almıştır. Uluslararası ticarette tüm dünyada bir uyuşmazlık çözme yöntemi olarak sıkça kullanılan tahkimin ülkemizde de kullanılabilir bir yöntem haline gelebilmesi için ciddi adımların atılması gerekmekteydi. Nitekim 20.05.1982 tarih ve 2675 sayılı ?Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun? bu yönde atılmış önemli adımlardan biridir. Bu kanun ile yabancı ülkelerde verilen uluslararası hakem kararlarının ülkemizde tanınması ve tenfizi düzenlenmiştir.1958 tarihli ?Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin New York Konvansiyonu?nun 08.05.1991 tarih ve 3731 sayılı Kanunla onaylanması uluslararası ticari tahkimin ülkemizde uygulama alanı bulabilmesi açısından çok önemli bir adım olmuştur. Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizini düzenleyen New York Konvansiyonu bu konudaki en önemli uluslararası anlaşmadır.Türkiye'de uluslararası tahkim konusunda gerçekleştirilen en önemli düzenlemelerden birisi de 21.06.2001 tarih ve 4686 Sayılı ?Milletlerarası Tahkim Kanunu'dur. Söz konusu kanun ile tahkim yeri olarak Türkiye'nin belirlendiği uluslararası ticari tahkim prosedürleri düzenlenmektedir.Diğer taraftan, ülkeye yabancı sermayenin gelmesini cazip hale getirme gerekçesi ile kamu imtiyaz sözleşmeleri ve yap-işlet-devret modeli ile gerçekleştirilecek yabancı yatırımlarla ilgili olarak ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülebilmesinin yolunu açmak için kimi anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede, 13.08.1999 tarih ve 4446 sayılı ?Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun? ile kamu hizmetleri ile imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümü kabul edilmiştir. 21.01.2000 tarih ve 4501 sayılı ?Kamu Hizmetleri ile İlgili İmtiyaz Şartlaşma ve Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Tahkim Yoluna Başvurulması Halinde Uyulması Gereken İlkelere Dair Kanun? ile Kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan tahkimlerde uyulması gereken ilkeleri düzenlenmiştir.Ayrıca Türkiye, 1988 yılında ?Devletlerle Diğer Devletlerin Vatandaşları Arasındaki Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesi Hakkında Konvansiyon?u imzalamıştır. Söz konusu Konvansiyon ile merkezi New York'ta bulunan bir Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarını Çözüm Merkezi (ICSID) kurulmuştur.Yukarıda özetlenmeye çalışılan yasal düzenlemeler ve uluslararası anlaşmalar ile Türkiye, uluslararası tahkimin bir uyuşmazlık çözme yöntemi olarak etkin şekilde kullanılabilmesi için gerekli hukuksal altyapıyı önemli ölçüde tamamlamıştır.Uluslararası ticari tahkimde hakem kararının verilmesi tek başına yeterli değildir. Yabancı hakem kararının bir ülkede icra kabiliyeti kazanabilmesi için tanınması ve tenfizi gerekmektedir. Tanıma, yabancı bir hakem kararının kesin hüküm veya kesin delil olarak tanınmasıdır. Tenfiz ise yabancı bir hakem kararının bir ülkede icra kabiliyeti kazanmasını ifade eder.Uluslararası ticari tahkimin tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılabilmesini sağlamak amacıyla çeşitli uluslararası anlaşmalar yapılmıştır. Bu anlaşmaların en önemlisi 1958 tarihli ?Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin New York Konvansiyonu?dur. 135 ülkenin taraf olduğu anlaşmayı Türkiye, 02.07.1992 tarihinde imzalamış ve Anlaşma 01.10.1992 tarihi itibariyle Türkiye bakımından yürürlüğe girmiştir.Yabancı hakem kararlarının tenfizini düzenleyen gerek 2675 sayılı ?Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun? ilgili maddeleri gerekse New York Anlaşması'nın hükümleri uluslararası ticari tahkim alanında uyulması gereken asgari adalet ilkelerini tespit etmiştir. Kanunda ve Anlaşmada yer alan tenfiz şartları, bu asgari adalet ilkelerini temsil etmektedir. Bu ilkelere aykırı düşen hakem kararlarının tanınması ve tenfizi mümkün değildir.New York Anlaşması'nın hükümlerine göre yabancı bir hakem kararının taraf ülkelerde tenfiz edilebilmesi için öncelikli olarak verilen hakem kararının tenfiz edilecek ülkenin kamu düzenine aykırı olmaması gerekmektedir. Ayrıca karar tenfiz devletinin hukukuna göre tahkim yolu ile çözümü mümkün bir uyuşmazlığa ilişkin olmalıdır. Tenfiz için gerekli şartlar şunlardır: Taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşması bulunmalıdır, karar davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmalıdır, karar hakemlerin yetkileri içinde verilmiş olmalıdır, tahkim prosedürü taraflar arasındaki anlaşma hükümlerine, böyle bir anlaşma yoksa tahkim prosedürünün cereyan ettiği ülke hukukuna uygun olmalıdır, karar taraflar için bağlayıcı olmalıdır.En çok kullanılan tahkim müesseselerinden biri Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) tahkim müessesesidir. MTO'ya 139 ülkeden 8000'in üzerinde firma ve kuruluş üyedir. Uluslararası ticari tahkim alanında hizmet vermek üzere MTO tarafından MTO Tahkim Divanı kurulmuştur. MTO Tahkim Divanı, kendi kurallarına göre yürütülen tahkim duruşmalarının denetimini yapmaktadır. Divan, hakem yargılamasında karar vermez, sadece tahkim prosedürlerinin kurallara uygun olarak yürütülmesini denetler. Hakemlerin atanmasını gerçekleştirir veya tarafların üzerinde anlaştığı hakemleri onaylar. Hakem heyetinin oluşturulmasının yanı sıra Divan, tahkim sürecinin başlatılması için gerekebilecek konularda kararlar alabilir, süreci denetler, MTO kurallarına uyulmasını sağlar. Ayrıca kararları, sonuçlandırılıp taraflara bildirilmesinden önce gözden geçirir.Divan, faaliyetlerini Milletlerarası Ticaret Odası'ndan bağımsız olarak yürütür. Dünyanın en çok başvurulan tahkim müesseselerinden olan MTO Tahkim Divanı'na yılda ortalama 500'ün üzerinde tahkim başvurusu olmaktadır. Divan tarafından yürütülen tahkim yargılamalarında Türkiye'den 2002 yılında 59 firma 2003 yılında ise 51 firma taraf olmuştur.
Uluslararası inşaat sözleşmeleri, anlaşmazlıkları ve çözüm yolları
Uluslararası alanda yüksek düzeyde iş üstlenmekte olan yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörümüz her yıl açıklanan `'Dünyanın En Büyük 225 İnşaat Firması'' arasına 20-25 arası bir sayıdaki Türk müteahhidini sokmayı başaran önemli bir sektör haline gelmiştir. Tezimizin birinci bölümünde Özel Hukuk açısından sözleşme, inşaat ve imalat kavramları kısaca anlatılmıştır. Sözleşme tanımlandıktan sonra inşaat ve imalat kavramı nedir, neler bu tanımların içerisine girer incelenmiştir.İkinci bölümde ise, inşaat sözleşmelerinin yasal dayanağı, tarafları, özellikleri, unsurları, içeriği, doğabilecek uyuşmazlıkların neler olabilecekleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise tezimizin konusunu oluşturan uluslararası bir inşaat sözleşmesinden doğabilecek bir uyuşmazlıkta çözüm yollarının neler olabileceği ve bu farklı çözüm yollarının özellikleri açıklanmıştır. Çözüm yolları hakkında genel bir bilgi verildikten sonra bu farklı çözüm yollarının faydalarının ve varsa sakıncalarının değerlendirmesi yapılmıştır. Son bölümde ise, çalışmamızın sonuçlarına göre, uluslararası bir inşaat sözleşmesi yapılırken doğabilecek uyuşmazlıkların milli mahkemeler yerine alternatif çözüm yollarından hangisi ile çözüleceğinin kararının iyi verilmesi gerektiği ve bu yöntemler arasında tahkim çözüm yolunun tercih edilmesi ve FIDIC standartlarının göz önünde bulundurulması gerekliliği üzerinde durulmuştur.
Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak tahkim
Uluslararası ticari uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığı çözecek uluslararası mahkemelerin bulunmayışı uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak milletlerarası tahkim yargılamasını neredeyse zorunlu hale getirmiştir. Ülkemizde yürürlükte bulunan 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde milletlerarası ticari tahkim yolunun tercih edilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmesini sağlamıştır. Ancak Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun, ülkemizi tahkim merkezine dönüştürecek düzeyde olmadığı da aşikardır. Bu araştırmamızda, genel olarak 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümü konusunu incelenmiştir. Ayrıca 1 Mayıs 2011 tarihinde Fransa'da yürürlüğe giren Milli ve Milletlerarası Tahkim Kanunu Reformu; UNCITRAL tahkim kuralları; Avrupa Sözleşmesi ile son olarak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı tahkime ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinden de konu ile ilgili bölümlerde bahsedilmiştir.Bu araştırmanın ilk bölümünde uluslararası ticari uyuşmazlıkların tarihsel gelişimi, tahkim kavramı ve alternatif çözüm yolları incelenmiştir. İkinci bölümde ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde tahkimin kurumunun işleyişi ele alınmıştır. Son olarak, üçüncü bölümde ise hakem kararına karşı kanun yolu ve hakem kararının icrası incelenmiştir. İnceleme sonucunda, hakem kararına karşı kanun yolunun Türk Hukukuna göre uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözülmesinde zaman kayıpları doğurduğu görülecektir. Hakem kararının icra kabiliyeti ise uluslararası ticari uyuşmazlıklarda tahkim yolunun tercih edilmesindeki en önemli faktördür. Zira icra kabiliyeti bulunmayan hakem kararının ve yargılamasının hiçbir değeri olmayacaktır. Türkiye'nin New York Sözleşmesi'ne taraf olması ile birlikte, yabancı hakem kararının tanınması ve tenfizi konusunda dünya standartlarına ulaşıldığı söylenebilecektir.Anahtar Kelimeler : Uluslararası Ticari Tahkim, Hakem, Uyuşmazlık, İcra
Enerji sektöründe yabancı yatırım uyuşmazlıkları ve uluslararası tahkim
Yabancı yatırımcılar tahkim şartı veya tahkim sözleşmesi vasıtasıyla, tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmesi veya uyuşmazlık çözümünde Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanmasını kararlaştırabilirler. Bu durumda uyuşmazlığın çözümünde, Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulama alanı bulacaktır. Ancak enerji sektöründe genellikle, Devletler ve Diğer Devlet Vatandaşları Arasındaki Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümlenmesi Hakkındaki Konvansiyon (ICSID) ile düzenlenen ve kısaca ICSID tahkimi olarak adlandırılan tahkim yoluna başvurulmaktadır. Türkiye, 1988 yılında ICSID Konvansiyonu'na taraf olmuştur.Uyuşmazlığın hallinde ICSID tahkiminin uygulanabilmesi için, yabancı yatırımcının tabi olduğu devlet ile ev sahibi devletin, Konvansiyon' a taraf olması ve tahkim konusunda ayrıca rıza göstermeleri gerekmektedir. İki taraflı Yatırımın Karşılıklı Korunması ve Teşviki Anlaşmaları (YKTK) anlaşmalarının birçoğu ile çok taraflı Enerji Şartı Anlaşması taraf ülkelere, ICSID tahkimi, konusunda daimi "rıza" içerdiklerine dair yükümlülük yüklemektedir. Türkiye'nin Enerji Şartı Anlaşması üyeliği, 1994 yılında olmuştur ve bugüne kadar 85 ülke ile de, YKTK Anlaşmaları yapmıştır. Bu anlaşmalar sayesinde taraf ülkelere yatırım yapan yabancı yatırımcı, ev sahibi ülke ile uyuşmazlıklarını kolaylıkla ICSID tahkim merkezine taşıyabilecektir.Anahtar Kelimeler: Tahkim, Milletlerarası Tahkim Kanunu, Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü İçin Uluslararası Merkez (ICSID), Yatırımın KarşılıklıKorunması ve Teşviki Anlaşmaları (YKTK), Enerji Şartı Anlaşması (EŞA
Uluslararası Vergi Hukuku ve çözüm yolları
Türkiye'deki ticari tahkim, davalarla kıyaslandığında iç vergi tartışmalar kadar yaygın şekilde kullanılmamaktadır. Tahkim, önemli tutarları kapsamayan iç vergi tartışmalarına bir çözüm getiren bir maliyet-etkinlik yöntemi olarak görülmemektedir. Buna rağmen, tahkim, uluslararası vergi uyuşmazlıklarını çözmede yaygı olarak kullanılmaktadır. Tahkimin çok yaygın olarak kullanıldığı yasal sahalar; inşaatçılık, denizcilik ve ticarettir. Yabancı hakem hükümlerinin tanınması ve uygulanmasıyla ilgili 1958 yılı Birleşmiş Milletler anlaşmasının (New York sözleşmesinin), bir yabancı imza ülkesinin bölgesinde uygulanan tahkim kararının zorla kabul edilmesi yoluyla, Türkiye mahkemelerinde uygulanması olasıdır. Tahkim hükümlerinin Türkiye'de tanınmasına ve uygulanmasına, uygun koşulların sağlanması halinde izin verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tahkim, OECD, UNCITRAL, ICA
Milletlerarası tahkim kavramı ve İstanbul Tahkim Merkezi kuralları çerçevesinde Türkiye'de tahkim uygulaması
Çalışma konumuzu "Milletlerarası Tahkim Kavramı ve İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları Çerçevesinde Türkiye'de Tahkim Uygulaması" oluşturmaktadır. Tahkim; taraflar arasında ortaya çıkan veya çıkabilecek uyuşmazlıkların, tarafların üzerinde anlaşmaları koşuluyla, devlet mahkemeleri yerine, üçüncü bir kişi tarafından çözümlenmesidir. İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) ise, milli ve milletlerarası uyuşmazlıkların çözümünde hizmet vermek üzere kurulmuş, bağımsız bir kurumsal tahkim merkezidir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Buna göre ilk bölüm, "Tahkim Kavramı ve Tarihsel Gelişimi" başlıklı olup, genel olarak tahkim kavramı ve unsurları, Yargıtay kararları ve doktrin görüşlerinden de faydalanmak suretiyle izah edilmeye çalışmıştır. Devamında, tahkimin tarihsel kökeni üzerinde durulmuş ve geçmişten günümüze dek gerek milli gerekse milletlerarası hukuklarda önemli bir yer edinmesinin sağlayan özellik ve avantajları detaylı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın "Türk Hukukunda Tahkim Kavramı ve Tahkim ile İlgili Düzenlemeler" başlıklı ikinci bölümünde, tahkimin Türk hukukundaki yeri ve önemi izah edilmeye çalışılarak, tahkim kavramının Alternatif Uyuşmazlık Çözümü kavramı ve yöntemleri ile olan ilişkisi detaylandırılarak, mukayese yapmak suretiyle açıklanmaya çalışılmıştır. Akabinde ise, Türk hukukunda tahkim ile ilgili düzenlemelere hangi kanunlarda yer verildiği üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümü ise, "İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları Çerçevesinde Tahkim Uygulaması" adı altında başlıklandırılmış ve İstanbul Tahkim Merkezi'nin kurulma süreci ve amacı ile İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca tahkim uygulaması ile avantajları detaylı olarak izah edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tahkim, Milletlerarası Tahkim, Milletlerarası Ticari Tahkim, İstanbul Tahkim Merkezi, Istanbul Arbitration Center, ISTAC.
Milletlerarası Usul Hukukunda arabuluculuk
Uyuşmazlıklar, insan ilişkilerinin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Öte yandan toplumsal barışın sağlanabilmesi; ancak uyuşmazlıkların tarafları tatmin edici bir şekilde çözümlenmesiyle sağlanabilecektir. Bu anlamda, her türlü uyuşmazlığın intikali nedeniyle tıkanan medeni yargının sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla alternatif yöntemler geliştirilmiştir. Söz konusu yöntemler, uyuşmazlıkların kısa zamanda, etkin ve ekonomik çözümü arayışının doğal bir sonucudur. Bu arayışın ışığında; arabuluculuk, arabuluculuk-tahkim, kısa duruşma vb. yöntemler geliştirilmiş ve yargıya intikal eden uyuşmazlık sayısının bir ölçüde azaltılması amaçlanmıştır.Yukarıda değinilen eğilim, milletlerarası ticarette de görülmektedir. Bilindiği gibi devlet yargısı milletlerarası ticaret açısından çeşitli sakıncalarla başvurulabilir bir yöntem olarak kabul görmemiştir. Bu alanda en çok tercih edilen yöntem olan tahkim de bazı uyuşmazlık türleri açısından tarafları tatmin etme noktasından oldukça uzaktır. Bu ihtiyaçlara paralel olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL), Milletlerarası Ticaret Odası (MTO-ICC), Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID) tarafından bazı kurallar geliştirilmiştir.Yukarıda değinilen gelişmeler çerçevesinde, iki bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde; alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kavramı, olumlu ve olumsuz yönleri, türleri ve ülkemizdeki gelişmeler incelenmiştir. Tezimizin ikinci bölümünde alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kurumu bu alandaki milletlerarası kurallara odaklanmak suretiyle incelenmiştir. Bu çerçevede özellikle UNCITRAL Uzlaştırma Kuralları ve bu alanda düzenleme yapacak ülkelere yol göstermek amacıyla hazırlanan Model Kanun incelenmiştir. İkinci olarak taraflara uzlaştırma (arabuluculuk) dışında da pek çok seçenek sunan Milletlerarası Ticaret Odası İhtilafların Dostane Halli Kuralları incelenmiştir. Son olarak yatırım uyuşmazlıklarında tahkim dışında bir çözüm önerisi sunan ICSID Uzlaştırma Kuralları ayrıntılarıyla incelenmiştir.
Spor Hukuku uyuşmazlıklarının milletlerarası tahkim yoluyla çözümü
Başlangıçta, bir oyun ve işten uzaklaşma aracı olarak kullanılan spor, zamanla ekonomik, siyasi, hukuki, sağlık ve milletlerarası barış yönlerinden çok farkı bir görünüme kavuşmuşmuştur. Günümüzde spor, dev bir sektör haline gelerek günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuştur.Sporun, sorunsuz şekilde işleyebilmesi için önceden belirlenen kurallarına uyulması ve spor uyuşmazlıklarının adil ve hızlı bir biçimde çözülmesi gerekmektedir. Böylelikle, sporun özneleri (sporcular, teknik adamlar, kulüpler, şirketler, federasyonlar, sponsorlar, spor kuruluşları ve devletler) arasındaki ilişkileri düzenleyen, bu hukuki düzenlemeyi sistematik bir şekilde inceleyen ve sporun özneleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıkları kendine özgü kurallarla çözüme kavuşturan bir hukuk disiplini, ?spor hukuku? meydana gelmiştir. İşte, spor hukuku uyuşmazlıklarının neler olduğu, bu uyuşmazlıkların hangi yöntemlerle çözümlendiği, uygulamada gerek ülkemizde gerekse milletlerarası alanda spor hukuku uyuşmazlıklarının çözüm yollarının neler olduğu hususları hukukun ayrı bir inceleme alanına girmektedir.Öte yandan, günümüzde giderek artmakta olan spor hukuku uyuşmazlıklarının, kısa sürede, ucuz, sporun ruhuna uygun ve bağlayıcı bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, milletlerarası spor kuruluşları, uyuşmazlıkları tahkim yoluyla çözecek ?bağımsız bir spor tahkim mahkemesinin? oluşturulması gereğini duymuşlardır. Bu ihtiyaç, olimpik hareketin desteğiyle Milletlerarası Olimpiyat Komitesi tarafından sporun dünyadaki en üst yargı organı olan Milletlerarası Spor Tahkim Mahkemesi'nin (Court of Arbitration for Sport- CAS) kurulmasıyla giderilmiştir. Böylelikle CAS, özel bir uzmanlık alanı olan spor hukuku uyuşmazlıklarını karara bağlamak amacıyla kurulmuş mahkeme dışı uyuşmazlık çözüm mercii olarak spordaki yerini almıştır.
Doğrudan yabancı yatırımların hukuki çerçevesi
Uluslararası ticarette DYY'ların gelişiminin müteakip, DTÖ, yatırım ilkeleri olarak adlandırılabilecek ve bir bütün olarak yatırım iklimini temsil eden bazı standartlar öngörmüştür. Bu standartlar uluslararası alanda kabul görmüştür. Genel olarak bakıldığında birçok ülke bu standartları benimseme ve çok uluslu şirketlerin girişi, yerleşimi ve işletimini kolaylaştırmak için ulusal mevzuatında gerekli değişiklikleri yapma çabası içindedir.Bazı ülkelerin mevzuatında, yabancı yatırımın kısıtlandığı alanlar açık olarak ifade edilmiş ve ortaya konulmuştur. Bazı ülkelerde ise, yabancı yatırımı düzenleyen ve yatırımın kısıtlanmasına ilişkin şartları belirleyen tek bir kanuni düzenleme vardır. Bu şartlar, genel olarak, ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı ve çevredir. . Burada, yatırım serbestîsi esas kısıtlama ise istisnaîdir.Türk yabancı yatırım mevzuatı, bu iki değişik yaklaşımın bir karışımıdır. 4875 sayılı DYYK ve onu takip eden yeni düzenlemeler, uluslar arası yatırım ilkelerinin ışığında düzenlenmiş ve söz konusu ilkelerin büyük bir kısmını içermektedir. Bununla birlikte, Türk yatırım mevzuatındaki asıl sorun, yeni kabul edilen kanuni düzenlemeler ile daha önceki yıllarda kabul edilen ve birtakım kısıtlamalar getiren düzenlemeler arasındaki çelişkidir. Diğer bir sorun ise, hangi alanlarda yatırım kısıtlaması getirildiğinin açı olarak belirlenmemiş olmasıdır.Sonuç olarak, Türk yabancı yatırım mevzuatında, kısıtlama getirilen alanlar daha belirgin olmalı, idarî düzenlemeler de dâhil tüm düzenlemeler şeffaf olmalıdır. Öte yandan, yabancı yatırım için tek bir giriş noktası bulunmalıdır.Anahtar Sözcükler1.Doğrudan Yabancı Yatırımlar2.Uluslararası Yatırım3.Karşılaştırmalı Hukuk4.Mevzuat5.KanunÖZETHüsnü TURANLI, Doğrudan Yabancı Yatırımların Hukuki Çerçevesi, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Uluslararası ticarette DYY'ların gelişiminin müteakip, DTÖ, yatırım ilkeleri olarak adlandırılabilecek ve bir bütün olarak yatırım iklimini temsil eden bazı standartlar öngörmüştür. Bu standartlar uluslararası alanda kabul görmüştür. Genel olarak bakıldığında birçok ülke bu standartları benimseme ve çok uluslu şirketlerin girişi, yerleşimi ve işletimini kolaylaştırmak için ulusal mevzuatında gerekli değişiklikleri yapma çabası içindedir.Bazı ülkelerin mevzuatında, yabancı yatırımın kısıtlandığı alanlar açık olarak ifade edilmiş ve ortaya konulmuştur. Bazı ülkelerde ise, yabancı yatırımı düzenleyen ve yatırımın kısıtlanmasına ilişkin şartları belirleyen tek bir kanuni düzenleme vardır. Bu şartlar, genel olarak, ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı ve çevredir. . Burada, yatırım serbestîsi esas kısıtlama ise istisnaîdir.Türk yabancı yatırım mevzuatı, bu iki değişik yaklaşımın bir karışımıdır. 4875 sayılı DYYK ve onu takip eden yeni düzenlemeler, uluslar arası yatırım ilkelerinin ışığında düzenlenmiş ve söz konusu ilkelerin büyük bir kısmını içermektedir. Bununla birlikte, Türk yatırım mevzuatındaki asıl sorun, yeni kabul edilen kanuni düzenlemeler ile daha önceki yıllarda kabul edilen ve birtakım kısıtlamalar getiren düzenlemeler arasındaki çelişkidir. Diğer bir sorun ise, hangi alanlarda yatırım kısıtlaması getirildiğinin açı olarak belirlenmemiş olmasıdır.Sonuç olarak, Türk yabancı yatırım mevzuatında, kısıtlama getirilen alanlar daha belirgin olmalı, idarî düzenlemeler de dâhil tüm düzenlemeler şeffaf olmalıdır. Öte yandan, yabancı yatırım için tek bir giriş noktası bulunmalıdır.Anahtar Sözcükler1.Doğrudan Yabancı Yatırımlar2.Uluslararası Yatırım3.Karşılaştırmalı Hukuk4.Mevzuat5.Kanun
Uluslararası tahkimin işletme hakkı devir sözleşmelerinde uygulanması
İ56 ÖZET İşletme hakkının devri, ülkemizde elektrik üretim ve dağıtım hizmetlerinin özel kişilerce yürütülmesi kapsamında gündeme gelmiş bir yöntem olup, yasal dayanağını 1984 yılında çıkarılan 3096 sayılı Kanun oluşturmaktadır. Bu yöntem, mülkiyeti kamuya ait elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin işletme haklarının idare ile bu konuda bir sözleşme imzalayan özel şirkete uzun süreli olarak devredilmesi şeklinde işlemektedir. Hem bu yöntem, hem de elektrik hizmetlerinin özel kişilerce yürütülmesinin diğer yöntemleri olarak geliştirilen yap-işlet-devret ve yap-işlet yöntemleri özelleştirme çalışmaları kapsamında değerlendirilmektedir. İşletme hakkının devri ve yap-işlet-devret yöntemlerine göre imzalanan sözleşmelerin hukuki niteliği tartışma konusu olmuş; bu sözleşmeler, yasal ve idari düzenlemelerle özel hukuk hükümlerine, dolayısıyla bunlardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde tahkime tabi tutulmak istenirken, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi niteliğinde görülerek, bunların özel hukuka tabi olmalarını öngören düzenlemeler iptal edilmiştir. Bu sözleşmelerin niteliğine ilişkin yapılan değerlendirmeler arasındaki farklılık, yasama ve yürütme ile yargı organları arasında yıllarca süren bir çekişmeye neden olmuş; bu çekişme 1999 yılında Anayasa değişikliğine gidilmesiyle sona ermiştir. Anılan Anayasa değişiklikleri ve daha sonra çıkarılan uyum kanunları sonucunda, işletme hakkının devri ve yap-işlet-devret yöntemlerine göre imzalanan sözleşmeler, imtiyaz kapsamından çıkarılmış ve bunlardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde uluslararası tahkim yoluna gitmek mümkün hale gelmiştir. Bu doğrultuda, imtiyaz yöntemine göre imzalanmış bulunan mevcut işletme hakkı devir sözleşmeleri özel hukuk hükümlerine tabi olarak yeniden düzenlenmiş; ancak, 2001 yılında Türkiye'de elektrik enerjisi sektöründe piyasa düzenine geçişi ve elektrik hizmetlerinin ruhsat (lisans) yöntemi ile yürütülmesini öngören 4628 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra bu157 sözleşmelerin durumu belirsiz hale gelmiştir. Öte yandan, işletme hakkı devir sözleşmelerinin her birinin dayanağını oluşturan Bakanlar Kurulu kararlarına karşı açılmış bulunan davalar sonucunda, bu kararlar iptal edilmiş; bunun üzerine sözleşmeler idare tarafından feshedilmiştir. Feshedilen sözleşmelerin karşı tarafı şirketlerden bir kısmı ise, bu sözleşmelerde bulunan tahkim şartına dayanarak uluslararası tahkim yoluna gitmişlerdir. Sonuç olarak, elektrik hizmetlerinin yürütülmesinde, mülkiyeti kamuya ait tesislerin işletme haklarının imtiyaz ve özel hukuk sözleşmeleriyle devredilmesi dönemi, bu sözleşmelerin feshedilmeleriyle kapanmış; bu tesislerin varlık satışı yoluyla özel mülkiyete geçirilmesi ve elektrik hizmetlerinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'ndan lisans alınarak yürütülmesi dönemine geçilmiştir. Elektrik enerjisi sektöründe özel hukuk hükümlerine tabi işletme hakkı devir sözleşmeleri uygulamaya geçememiş olsalar da, bundan böyle pek çok kamu hizmetinin özel hukuk sözleşmeleri ile özel kesime gördürüleceği anlaşılmaktadır. Bu noktada, aslında idari nitelikte olan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda ticari bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olan tahkim yolunun öngörülmesi, farklı disiplinlere ait iki hususun bağdaştırılması sorununu ortaya çıkarmaktadır.
Toplu hak uyuşmazlıklarının yargı yoluyla çözümü
Sosyal tarafların( işçi sendikası-işveren ve ya işveren sendikası) çeşitli toplu müzakereler neticesinde anlaşıp, yürürlüğe koydukları toplu iş sözleşmesinin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklara toplu hak uyuşmazlıkları adı verilir. 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununa göre, bu uyuşmazlıkların çözümü için yargı merciilerinde yorum davası ya da eda davası açmak mümkün olduğu gibi tarafların uyuşmazlığı sona erdirmek için tahkim yoluna başvurmaları da(eğer tahkim şartı öngörülmüşse) mümkündür. İşçi ve işveren ilişkilerinde ortaya çıkması muhtemel toplu iş sözleşmelerinden kaynaklana uyuşmazlıkların en adil şekilde hakkaniyete ve nasafete uygun olarak ve kısa sürede neticelendirilmesini sağlayacak tedbirlerin alınması zaruridir. İşçilerin toplu iş sözleşmeleriyle kazanmış oldukları hakların tam olarak ve zamanında yerine getirilmemesi işyerinde çalışma barışını ve istikrarı olumsuz etkiler. Yapılmış ye uygulamaya konulmuş bir toplu iş sözleşmesinde gerek toplu iş sözleşmesinin yorumundan kaynaklanan, gerekse işverenin toplu iş sözleşmesi ile taahhüt ettiği edimleri ifa etmekten kaçınması ve ya eksik olarak ifa etmesi gibi sebeplerle çeşitli toplu hak uyuşmazlıkları ortaya çıkabilir. 2822 sayılı kanunun 60. maddesine göre, toplu iş sözleşmesi tarafları toplu iş sözleşmesinde düzenlenmiş bir hükmün açık ve net olmaması durumunda, bu hükmün açıklığa kavuşturulması amacıyla yorum davası açabilirler. Yine 2822 sayılı kanunun 61. maddesine göre, işverenin toplu iş sözleşmesi ile taahhüt ettiği edimleri ifa etmemesi ve ya eksik olarak ifa etmesi durumunda işveren aleyhine eda davası açabileceği hükme bağlanmıştır. İşveren veya işveren sendikasının da işçilerin toplu iş sözleşmesine aykırı davranışları sebebiyle, ortaya bir zarar çıkması dolayısıyla eda davası açabilme hakları vardır. 2822 sayılı kanuna göre tarafların aralarında anlaşarak toplu hak uyuşmazlığını özel hakemler aracılığıyla çözüme kavuşturabilmeleri de mümkündür. Bir sosyal diyalog neticesinde ortaya çıkmış olan toplu iş sözleşmesine tarafların riayet etmesi zorunludur. Aksi takdirde toplu iş sözleşmesi özerkliği ve toplu iş sözleşmesinin bağlayıcılığının bir anlamı ve önemi kalmayacaktır. Toplu iş sözleşmesinin özerkliği dolayısıyla taraflardan başka bir mercinin sözleşmeye müdahalesi de mümkün olmayacaktır.
Anonim ortaklıklarda şirket içi uyuşmazlıkların milletlerarası tahkime elverişliliği
Globalleşen dünyada ticaretin gittikçe milletlerarası boyut kazanması, milletlerarası ticaret alanındaki uyuşmazlıkların artmasını beraberinde getirmiştir. Tarafların devlet yargılamaları dışında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi arayışları, milletlerarası tahkim kurumuna olan ilgiyi her geçen gün arttırmaktadır. Bu kapsamda anonim ortaklıklardaki şirket içi uyuşmazlıkların da milletler arası tahkimde görülmeye elverişli olup olmayacağı sorusu doktrinde birtakım tartışmalara yol açmıştır. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, anonim ortaklıklardaki şirket içi uyuşmazlıklardan hangilerinin, ne gibi şartlar altında milletler arası tahkimde çözülmeye elverişli olduğunu incelemektir. Bu çalışma doktrindeki tartışmalar, Yargıtay kararları ve mukayeseli hukuk ışığında yapılmıştır. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde anonim ortaklıklar genel olarak anlatılmış ve anonim ortaklıktaki şirket içi uyuşmazlıkların neler olduğu derinlemesine incelenmiştir. İkinci bölümde genel olarak tahkimin ne olduğu anlatılarak milletler arası tahkim müessesi incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise bir ve ikinci bölümün sentezi olarak şirket içi uyuşmazlıkların hangi şartlar altında milletlerarası tahkime elverişli olduğu doktrindeki tartışmalarla beraber detaylıca anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler Anonim Ortaklık, Şirket İçi Uyuşmazlık, Milletlerarası Tahkim, Tahkim, Pay Senetleri, Sözleşmeler