Azınlıklar
Bu konu başlığı altında 131 tez
Batı Trakyada bir dernek: Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği
Batı Trakya'da Bir Dernek: Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği'ni konu alan bu çalışmanın temel amacı bu derneğin hangi şartlar altında nasıl bir sosyolojik ortamda ortaya çıktığı, başlangıçtaki durumu ve geçen süreçte nasıl gelişme gösterdiğini incelemektir. Azınlık ve insan haklarına karşı gelişen hassasiyetlerin yaşandığı bu dönemde, Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının durumuna daha fazla yoğunlaşılmıştır. Mevcut şartlar altında kurulmuş olan, günümüzde faaliyetini sürdüren, Yunan Makamları tarafından tanınmış tek resmi azınlık STK'sı olan, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği (BTAYTD)'nin faaliyetleri incelenmiştir. Yunanistan, Batı Trakya'da yalnızca Müslüman bir azınlığın bulunduğunu, Müslüman azınlığın da Yunan ırkına mensup olduğunu ileri sürmektedir. 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanıyla, Yunanistan devlet yönetimlerinde "Türk" ifadesine karşı bir duyarlılık ve hassasiyet gelişmiştir. Bu yaşananlara bir dahiliyeti olmayan azınlık bir şekilde bedel ödemekle yüz yüze kalmıştır. Bu duruma karşı mücadelede; BTAYTD, kurulmasına neden ihtiyaç duyulmuştur? BTAYTD, Batı Trakya Türk azınlığın etnik kimliğinin, dini inancının, ana dilinin, kültürünün ve maddi manevi değerlerinin muhafazası, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması hususlarında nasıl bir rol oynamıştır? "Türk" azınlığın en temel insan haklarının yanı sıra uluslararası hukuk yoluyla teminat altına alınmış olan azınlık haklarını kullanabilmeleri için üstlendikleri sorumluluk, çalışma ve faaliyetler nelerdir? Sorularına cevaplar aranmıştır. Azınlık için verilen toplumsal mücadeleye ışık tutmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Trakya, Dernekler, Türk Yunan İlişkileri
Batı Trakya azınlığın sivil toplum örgütleri bağlamında Türkiye ve Yunanistan dış politikalarına etkileri
Batı Trakya, Balkan coğrafyasında Türklerin M.Ö. yerleştikleri bir coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte Kuzey'den sıcak denizlere Güneye ulaşmak isteyen Rusya için Boğazlar ile Dedeağaç Limanı ticaretin ve denizlere ulaşmanın iki önemli seçeneğidir. Bu dönemde Osmanlı hâkimiyeti yüzyıllar boyunca adil yönetim anlayışı içinde her tebaaya ve inanca özgürlük getirmiştir. İslam dini ve Türk kimliğinin Balkanlar'da her daim adalet ile anılması başka dinlere mensup halkların ilgisi ile karşılanmıştır. Böylece İslam ve Türklük beraber anılmaya başlanmış ve bütün olarak algılanmıştır. Fakat değişen koşullar ve hâkimiyet Balkan coğrafyasında birlik içinde yaşamanın zorluklarını etnik kimlik ve dini mücadeleye bırakmıştır. Türklerin Balkan coğrafyasındaki gücü zayıflamaya başladığından itibaren "Küçük Asya" olarak adlandırılan Anadolu topraklarından dahi sürülmek için planlar Türkler üzerine yapılmıştır. Türklerin kurtuluş savaşı ile birlikte gösterdikleri var oluş mücadelesi sonucu kurdukları yeni Cumhuriyet, Avrupa'nın Balkanlar üzerinde tekrar hesap yapmasına neden olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde Batı Trakya, Türklerin Avrupa'ya açılan üssü konumuna gelmiştir. Fakat bu coğrafya aynı zamanda etnik kimliği ve dini inançları farklı olan insanlara yapılan haksızlıklarla anılmaya başlamıştır. Tarihin hiçbir döneminde hukuk dışı yollara yönelmeyen Türkler, bu bölgede maruz kaldıkları baskı ve zulümleri duyurmak için örgütlü olarak, aynı zamanda hukuk dışına çıkmadan var olma mücadelelerini tüm dünyaya anlatmak zorunda kalmışlardır.
Batı Trakya Türkü ve istanbul Rumu genç yetişkinlerin azınlık olma yaşantılarının incelenmesi
Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığı uluslararası bir anlaşma olan Lozan antlaşması ile özel statüye alınmış ve hakları belirlenmiş olan azınlıklardır. Bugün Batı Trakya Türkleri Trakya bölgesinin Yunanistan'da kalan kısmı içerisindeki en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grubu teşkil etmektedir. İstanbul Rumları ise sayıları oldukça azalmış olmasına karşın İstanbul'daki tarihi konumları ve İstanbul'da bulunan Ortodox Patrikhanesinin baş hamisi olmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptirler. Ancak şimdiye kadar özel hak ve konuma sahip olan bu iki azınlığa mensup bireylerin psikolojik durumlarını inceleyen ve iyileştirmek için öneriler ortaya koyan bir çalışma yapılmamıştır. Nitel araştırma deseni kullanılan bu araştırma kapsamında Batı Trakya Türk azınlığına ve İstanbul Rum azınlığına mensup genç yetişkin bireylerin azınlık olmaları nedeniyle maruz kaldıkları yaşantılar ve toplumun geneline göre daha çok risk altında oldukları konuların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığına mensup, 20-25 yaş arasında olan 18 katılımcıyla görüşülmüş ve görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda oluşan temaların Batı Trakya Türklerinden ve İstanbul Rumlarından katılımcılarda birbirinden farklılaşmadığı ve büyük ölçüde benzerlik gösterdiği görülmüştür. Çalışmada bulgular (1) sosyal dışlanma kaynakları, (2) koruyucu ve risk faktörleri ve (3) psikososyal çıktılar olmak üzere üç tema ve bu temalar altındaki alt temalarda toplanmıştır. Bulguların sunulmasının ardından sonuçlar alanyazın ışığında tartışılarak önerilere yer verilmiştir.
Kazakistan'daki Korelilerin sosyo-kültürel yapısı
"Kazakistan'daki Korelilerin Sosyo-Kültürel Yapısı" başlığı altında hazırlanmış olan bu tezde, Kazakistan'da yaşayan Kore topluluğunun zorunlu göç tarihi ele alınarak, günümüzdeki durumu, özellikle de sosyo-kültürel yapısı irdelenmiştir. Nicel ve nitel araştırma yöntemleri kullanılarak veri toplanan bu çalışmada, Kazakistan Korelilerinin dil, din, eğitim, ekonomik durum, etnik kimlik duygusu, sosyal hayat durumu anket ve mülakat yolu ile araştırılmıştır. Kazakistan Korelilerinin kültürü, geçmişte ve günümüzde yaşadıkları coğrafya, devlet politikaları, bölgede bulunan diğer topluluklar ve bunların kültürleri ile sıkı bir etkileşim içindedir. Bu bölgedeki Koreli nüfusun azlığı, ulusal özerklik eksikliği, yüksek kentsel yerleşim oranı gibi sebeplerden dolayı ve hızlı sosyo-ekonomik gelişmeye bağlı olarak Koreliler, yoğun olarak başta Rus kültürü olmak üzere Kazak kültürüne de adapte olmuşlardır. Özellikle dil konusuna değinecek olursak, Kazakistan Korelileri anadilleri olan Koreceyi neredeyse unutmuşlardır. Din durumunun özelliklerinden biri, diğer çoğu etnik gruplar gibi bir ana din oluşturmadan halkın çeşitli dinlere dağılım göstermesidir. Eğitim ve ekonomik durumu ise aynı coğrafyada bulunan diğer milletlerden daha yüksek ve istikrarlıdır. Dil ve din durumunun aksine günlük hayatta geleneksel ritüeller ve öz kültürel unsurların bir kısmını hâlâ korudukları gözlemlenmektedir.
International tourism marketing strategies: A study in China's Xinjiang minority areas
With the improvement of social progress and people's demand, tourism activity has gradually become a mass activity and an integral part of daily life. The ethnic minority areas which have rich characteristics of tourism resources and rich type of tourism products are becoming more and more attractive for customers, and they are gradually becoming the key areas in the development of tourism. Xinjiang Uygur Autonomous Region (XUAR) is located in the northwest of China which is in the hinterland of the Euroasian land with a borderline of more than 5600 kilometers, bordering with Russia, Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, Pakistan, Mongolia, India, and Afghanistan. It has been silk Road since ancient time. Because of globalization and advancing in technology, so world tourism repetitively increasing, as well as Xinjiang's tourism industries, but there are problems worth to think about that, XUAR needs to know how to use these tourism resources, seize the various development opportunities, and develop the tourism industry. Based on consideration of the problems above this article is studied in a perspective of international marketing. This thesis is divided into three parts altogether. The first part of the thesis is the basis, including chapter one and two. Mainly to introduce background of the selected topic, research significance and literature. Chapter 3 is the second part of this paper that draws the layout of the key concept of this study, including raising the questions, research significance, research objectives and putting forward hypothesis. In the third part, This is also the most important part of whole thesis. Analysis Xinjiang tourism market based on inbound tourist data and statistical models like inter-annual variation index, Shift-Share-Analysis, Principal component analysis and etc. Through all this research and analysis of Xinjiang international tourism market to determine measures to the future development of Xinjiang international tourism market. Keywords: International Marketing, Optimal Suggestions, Tourism in XUAR, Tourism Strategies.
6-7 Eylül olayları'nda basının rolü ve azınlıklara karşı tutumunun değerlendirilmesi
Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler; 1955 yılında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklara karşı girişilmiş baskı, şiddet ve talan hareketidir. Olaylar 6 ve 7 Eylül tarihlerinde meydana geldiği için siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçmiştir. Bilindiği üzere 20. yüzyıl başlarında imparatorluklar devri kapanmaya başlamış, yıkılan imparatorluklar yerini ulus-devletlere bırakmışlardır. 20. yy. ilk yarısında yıkılan imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğuydu. Osmanlı İmparatorluğu Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllar hüküm sürmüş çok kültürlü ve çok uluslu bir devletti. 1. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri'nin savaşı kaybetmesiyle dağılma sürecine girdi. 1. Dünya Savaşı'nın galipleri masa başında yaptıkları planlarla Anadolu'yu paylaşmak istediler ve işgallere başladılar. İşgallere karşı Anadolu insanının verdiği kurtuluş mücadelesi zaferle sonuçlandı ve yıkılan imparatorluğun yerine bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğundan, sınırları içerisinde çok farklı etnik ve kültürel toplulukları barındırmaktaydı. Bunlardan bazıları olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Lozan Antlaşmasıyla azınlık statüsüne kavuşmuş ve bazı haklar elde etmişlerdi. Ulus-devlet temelinde yükselen genç Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman azınlıkların ve farklı etnik unsurları tek potada eritme amaçlı girişimlerde bulunmuştur. Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler, bu girişimlerin şiddet ve kanla sonuçlandığı olaylardır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayan ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklar baskı ve şiddete maruz kalmış, bazıları hayatını kaybetmiş, ibadethaneleri yağmalanmış ve birçoğunun iş yeri talan edilmiştir. 6-7 Eylül Olayları'nın hemen öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs Sorunu kaynaklı bir dizi kriz iki ülke arasındaki ipleri fazlasıyla germişti. Bu gerginlik en ufak bir olayın bile karşı taraf aleyhine propaganda malzemesi yapılabileceği bir noktaya ulaşmıştı. İşte böyle bir ortamda 6 Eylül 1955 günü İstanbul Expres Gazetesi Atatürk'ün Atina'da doğduğu eve bomba atıldığı (bunun bir ses bombası olduğu ve evin sadece bir camının kırıldığı sonradan öğrenilecektir.) haberini yıldırım baskı ile manşetten okuyucularına ulaştırmıştır. Bu haberlerin etkisiyle galeyana gelen halk Beyoğlu Bölgesi'nde Rum ve diğer azınlıklara ait ev ve işyerlerini yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı yayıldı ki; diğer semtlerde ve Ankara, İzmir gibi şehirlerde yaşayan azınlıklar da bu yağma girişiminden nasibini aldı. 6-7 Eylül 1955 tarihinde çıkan bu hadiselerden sonra ortaya çıkan tablo vahimdi. Azınlıklara karşı birçok ev, işyeri, okul ve ibadethane yakılmış, yıkılmış, birçok kişi yaralanmış ve bazıları da hayatını kaybetmiştir. Bu elim olaylardan sonra azınlıkların büyük bir kısmı yıllardır yaşadıkları ve kendi öz vatanları saydıkları Türkiye'den göç etmek zorunda kalmışlardır. 6-7 Eylül Olayları'nın öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu yaşanmış ve başta Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere basının büyük bir kısmı Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine girmesini sağlayan yayınlar yapmışlardır. Yapılan bu yayınlarda çoğu zaman Yunan halkını ve Türkiye'de yaşayan Rum azınlığı rencide edici ifadeler yer almıştır. Rum azınlık karşısında kullanılan bu tahrik edici üslup, kitlelerin öfkesinin giderek artmasına neden olmuş ve bu şekilde 6-7 Eylül Olayları'nın taşları döşenmiştir. Yapılan bu çalışmada basının "nefret söylemi" içeren yayınlar yaptığında kitlelerin psikolojisini etkileyerek büyük toplumsal felaketlere yol açabileceği 6-7 Eylül Olayları üzerinden anlatılmış Anahtar Kelimeler: 6-7 Eylül Olayları, Azınlıklar, Kıbrıs Sorunu, Basının Rolü
Serbest Cumhuriyet Fırkası İstanbul teşkilatı ve azınlıklar
Çalışmada, Türk siyasetinde önemli bir dönüm noktası olan Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın (SCF) kuruluşu, seçimler, fırkanın İstanbul teşkilatı ve Gayrimüslimlerle ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca SCF'nin İstanbul'daki teşkilatlanmasına ve İstanbul'daki Gayrimüslimlerin siyasetteki rolünün önemine değinilmiştir. SCF tek fırkalı dönemde kurulan ikinci muhalefet fırkasıdır. Gazi Mustafa Kemal'in teşviki ve desteğiyle Fethi (Okyar) Bey tarafından İstanbul merkez olmak üzere kurulmuştur. 1930'lar Türkiye'sinin sosyal-ekonomik zorlukları arasında özellikle kıyı kentlerinde yoğun bir ilgiyle karşılanmıştır. Fethi Bey'in Ege gezisi bu ilgiyi doruğa çıkarmıştır. SCF'nin İstanbul teşkilatında Fethi Bey ve Süreyya Paşa etkin rol oynamıştır. İstanbul'un hemen hemen her ilçesinde teşkilat kurmuşlardı. Yoğun ilgiyle karşılaşan SCF'nin İstanbul teşkilatına her meslekten insanların üye olduğu görülmüştü. Faaliyet gösterdiği kısa süre içerisinde bir kez belediye seçimlerine katılan fırka, umulanın ötesinde başarı elde etmiştir. Başarı kazandığı şehirlerden biri de İstanbul olmuştur. SCF'nin Türk siyasal yaşamına getirdiği bir diğer yenilik de Gayrimüslimlere seçilme hakkı tanıyarak adaylarından bazılarını Rum, Ermeni, Yahudi Gayrimüslimlerden seçmesidir. SCF İstanbul'da Gayrimüslimlerden 13 aday göstermiştir. 117 kişilik İstanbul aday listesinde 6 Rum, 4 Ermeni ve 3 Yahudi vardı. Gayrimüslimlerin seçime aday olarak katılmaları sonraki süreçte birçok soruna yol açmasına rağmen Türk siyasal hayatı için olumlu bir adım olmuştur. Anahtar Kelimeler: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkası, Siyasi Faaliyetler, Gayrimüslimler. Sayfa Adedi : 128 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Mehmet PINAR
İslam hukukuna göre azınlık hakları (Irak Medeni Kanunu ile mukayeseli)
Azınlık hakları, günümüzde insanların büyük bir bölümünün hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı önemli bir araştırma konusudur. İslam hukuku, Müslüman olmayan azınlıklara birçok haklar vermektedir. Ne var ki, azınlıkların yaşadıkları İslam ülkelerinde faydalanabilecekleri bu hakların neler olduğunu insanların çoğu bilmez. Irak Anayasasının bu konuda İslam hukukunun metodunu nispeten takip ettiği söylenebilir. İslam ülkelerinde yürürlükte bulunan anayasa ve düzenlemelerde de Müslüman olmayan azınlıkların sahip oldukları haklara geniş yer verilmiş, fakat bunlarla İslam hukuku arasında büyük farklar bulunmaktadır. Müslüman olmayan azınlıkların sahip oldukları hakları açıklayan konularda birçok bilimsel araştırma ve inceleme bulunuyor olsa da bizim çalışmamız, temelde bütün bu çalışmalardan faklıdır. Çünkü çalışmamız, Müslüman olmayan azınlıkların hakları ile ilgili Irak'ta yürürlükte bulunan mevcut anayasa ve kanunları İslam hukukuyla karşılaştırmalı bir şekilde incelemektedir. Ayrıca bu karşılaştırmalı çalışma, azınlık hakları konusunda yürürlükteki Irak kanunları ile İslam hukuku arasında bulunan farkları ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra çalışmamız, iki hukuk sistemini karşılaştırmakla yetinmeyerek konuyla alakası bulunan ve mutlaka değinilmesi gereken önemli pek çok hususu da ele almaktadır. Bu çalışma, önsöz, giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Ön söz'de konunun öneminden, konunun problemlerinden, çalışma boyunca karşılaştığımız zorluklardan ve bu konun seçmesınde etkili olan sebeplerin neler olduğundan söz ettik. Girişte ise hakk'ın tanımı ve mahiyetini fıkıh ve Irak'ta halihazırda yürürlükte olan yasalara uygun olarak vermeye çalıştık. Fıkhın sözlük ve fukahâ ıstılahındaki anlamları üzerinde durduğumuz gibi kanunun yürürlükteki yasalarda ve kullanımdaki sözlük ve terim anlamları üzerinde de durduk. Ardından azınlık kavramının fıkıh ve kanunlardaki sözlük ve terim anlamlarını karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Birinci bölümde azınlık kavramını ve bu kavramın Kur'an ve Hadislerde geçen eş anlamlı kelimeleri inceledik. Ayrıca yürürlükteki kanunlarda azınlık kavramını, tanımlarını ve kapsamını ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümü ise, İslam hukukunda azınlıklarla muamelatın nasıl yapılacağına dair somut örneklere yer verdik. Bu örnekler, Hz. Muhammed (s.a.v)'in, Hulefa-i Raşidin'in, Sahâbenin azınlıklarla olan muamelata dair pek çok Örnek Bunlardandır. İkinci bölümde İslam hukukunda ve Irak yasalarında azınlık haklarını ayrıntılı bir şekilde inceledik. Üçüncü bölümde ise fakihlerin Müslüman olmayan azınlıkların haklarına dair görüşlerini inceledik. Ulemanın bu konudaki görüşlerini dört mezhebe göre ve ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Ardından İslam hukuku'ndaki ve Irak'ta yürürlükte bulunan kanunlardaki azınlık haklarını karşılaştırmaya çalıştık. Bu konuyu öneminden dolayı ayrıntılı bir şekilde ele aldık. İslam hukukunda azınlıklara verilen haklardan, bu hakların nasıl korunduğundan ve yürürlükteki yasalardan hangi yönleriyle farklı olduğundan bahsettik. Bunu takiben Irak yasalarında bu hakların nasıl ele alındığını ortaya koymaya çalıştık. Bu bölümde İslam hukukunun genel olarak insan haklarının korunması, özel olarak ise azınlık haklarının korunması ve uygulanması konusunda sahip olduğu üstünlük ve bu konuda hiçbir hukuk sisteminin İslam hukukuyla Seviyesine Ulaşamadığı içinde ortaya koymaya çalıştık. Sonuç bölümünde ise araştırma boyunca vardığımız önemli sonuçları ortaya koymaya çalışarak çalışmayı bitirdik. Son olarak çalışmam boyunca sağlamış olduğu destekten ve yardımlardan dolayı danışman hocam Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN'a teşekkür ederim. Ayrıca çalışmam boyunca bana yardımı dokunan herkese de teşekkür etmeyi borç bilirim.
Göçmen hukuku bağlamında 2011 sonrası Türkiye'deki gayrimüslim göçmenlerin durumu
Türkiye, 2011 yılı ve sonrasında komşu ülkelerden gelen kitlesel göçe maruz kalmıştır. Bu göçün büyük bir kesimini Müslüman ülke vatandaşları oluştursa da azımsanmayacak derecede Gayrimüslim azınlık da Türkiye'ye sığınmıştır. Bu araştırma temel olarak 2011 yılı ve sonrası göç eden Gayrimüslim azınlıkların Türkiye'deki durumlarını hukuken sorgulamak ve konuyla ilgili Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara ne derece uyduğunu araştırmak üzerine şekillenmiştir. Göçmen hukuku bağlamında gayrimüslim azınlıkların haklarının ve hukuki statülerinin incelendiği bu araştırmanın birinci bölümünde; konuya dair ön bir bilgi sağlamak adına göç, göçmen, mülteci ve sığınmacı terimleri ile azınlık kavramları açıklanmıştır. Ayrıca, göçmen açısından göç ettiği yerde dini değerlere saygı; haklar itibariyle de özgür hissetme ve temel haklardan yararlanabilme durumları göç- din ilişkisi ve göç-hukuk ilişkisi ekseninde değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde, göçmen hukuku ana başlığı altında ulusal ve uluslararası mevzuat açıklanmıştır. Burada amaç, uluslararası mevzuatta yapılan sözleşmelerin ve düzenlemelerin ulusal mevzuattaki karşılığını ortaya koymaktır. Üçüncü bölümde, Türkiye'de yaşayan Müslüman olmayan azınlıkların hukuki durumları ve sahip oldukları dini kimlikleri ile bu kimliklerin Türkiye toplumuna yansımaları üzerinde durulmuştur. Araştırmanın son bölümünde ise, 2011 yılı sonrası Müslüman olmayan azınlıklara yönelik yapılan yasal düzenlemelere, Türkiye'nin AB ile uyumu neticesinde yürüttüğü entegrasyon politikalarına ve Türkiye'nin Müslüman olmayan göçmenlere yönelik yürüttüğü politikasına karşı AB'nin tutumuna değinilerek; 2011-2019 yılları arasındaki AB ilerleme raporları incelenmiştir.
Bulgar idaresinde Türkler 1909-1989
Bulgarlar, yüzyıllarca Osmanlı Devleti'nin bünyesi altında kendilerini "Rum" olarak tanımlamışlardır. Ancak Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımına Bulgarlar da kayıtsız kalmamış; kendi devletlerini kurmak için harekete geçmişlerdir. Bunun ilk adımı, bağlı oldukları Fener Rum Kilisesi'nden ayrı bir dini otorite kurma girişimi olmuştur. Bu doğrultuda 19. yüzyılın başlarında rahip Paissiy ile 'Yeniden Doğuş' olarak adlandırılan millî uyanış hareketi başlamış; bir dizi ekonomik iyileşme ve kültürel gelişme ile Bulgar ihtilalcileri yetiştirilmiştir. Başta Çarlık Rusya'sı olmak üzere uluslararası destek alan Bulgarlar, Fener Rum Kilisesi'nden ayrılarak kendi kiliselerini kurduktan sonra millî devletlerini kurma safhasına geçmişlerdir. Osmanlı Devleti'ne karşı girişilen askeri harekât ve isyanlarla Bulgaristan, 1908 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Bulgaristan topraklarında büyük bir nüfusu teşkil eden ve hakları anlaşmalarla güvence altına alınan Türkler, bundan sonra göç ve ölümle sayıları azaltılarak önce azınlık haline getirilmiş; daha sonra da kalanları asimile etme politikaları başlatılmıştır. Kuruluşundan 1989 yılına kadar Bulgaristan, muhalif kişi ve grupları düşman olarak görmüştür. Bu durum, ülkede çok sayıda toplama kampının açılmasına neden olmuştur. Bunların içinde Bulgaristan'daki Türkler için, tarihi 1949 yılına dayanan Belene Toplama Kampı ayrı önem taşımaktadır. Bu çalışma Bulgar millî uyanışı ile Bulgaristan'da Türklere uygulanan politikaları, hükümetler esas alarak ele almıştır. Ayrıca çalışmada, Bulgaristan'da bulunan toplama kampları detaylı incelenmiş; Belene Toplama Kampı'nın tarihsel süreci aktarılmıştır.
Negotiating diaspora identities: Kazakhs in Turkey
This study explores the ethnic identification of Kazakhs living in Istanbul, Turkey who settled here in the beginning of the 1950s. Today their approximate number is 20.000. The work is going to discuss and analyse discourses and practices associated with their ethnic identifications. It particularly focuses on their self-identification and how they express and articulate their ethnic identity. The given work explores when and why they do so, what it means for them to be a Kazakh, and how their attitudes and opinions about their identity have been evolving over time. Kazakhs had to leave their historical homeland, Xinjiang-Uyghur Autonomous Region (Eastern Turkestan) after unsuccessful uprisings against the Chinese government in the 1930s and 1940s. After spending sometime in India, they applied for asylum in Turkey. Here they were accepted as iskanlı goçmenler, i.e. as migrants with Turkish ancestry and closely affiliated to Turkish culture. Therefore, analysing the ethnic identifications of Kazakhs in Turkey presents an interesting case, because on one hand they are regarded as Turks/Turkish, and on the other hand, despite this popular assumption, they still stand out from the majority of people, partially because of their physical appearance. Therefore, this ambiguous nature of being "Turk, but not quite" makes the case of Kazakhs unique and interesting. The work aims to demonstrate that like other types of identities, Kazakh ethnic identity is not fixed and bounded, instead it is flexible and fit for various negotiations and changes depending on personal and social relations of the people as well as national and international contexts. Keywords Kazakhs in Turkey, Ethnic identity, Nation, Diaspora, Minority
Gendered perceptions of urban space in Asian and Black British writing
Although black and Asian minorities arrived in Britain as slaves initially, the Second World War (1939-1945) marked the influx of ethnic minorities as indentured labourers into Britain as a result of the labour deficiency at the end of the war. The power movements these groups established among themselves to form solidarity resulted in the emergence and proliferation of black and Asian British writers who decided to make their voices heard and create a space for themselves in the "Mother Country". In literary works written by the contemporary black and Asian British writers, especially London is regarded as a site of influx and ongoing movement. This study examines the evolution of the urban space of London and transformation of subjugated women as a result of their interaction with the metropolis in the novels of contemporary black and Asian British writers; namely Monica Ali's Brick Lane (2003), Preethi Nair's One Hundred Shades of White (2003), Zadie Smith's White Teeth (2000), and Atima Srivastava's Looking for Maya (1999). It can be observed in these novels that when individuals are in interaction with the city space, both space and the individual are reciprocally influenced and transformed. Through this mutual transformation, the fluid nature of space and identity is emphasized. Spaces are social constructs and each of them is experienced differently depending on gender and generation. In order to analyze the identity negotiations of the first and second generation black and Asian minorities in the urban space of London in the above mentioned novels, concepts of flânerie and psychogeography are discussed with the purpose of demonstrating the influence of geography on human psychology. Upon applying the concepts of flânerie and psychogeography to the protagonists of the novels, this study discusses the possibility of having a flâneuse, a female wanderer in urban spaces, who is not restricted by the pressure of patriarchy and diasporic life.
Gruplararası ilişkilerde çatışma ve barış süreçlerinin sosyal psikolojik arka planı
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan insanların Ermeni meselesine ilişkin algı ve değerlendirmelerini Q yöntemi kullanarak incelemektir. Buna göre farklı ideolojik ve dini yönelimlerden 72 katılımcıyla bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan Ermeni meselesine ilişkin 41 fikir kartını "en çok katıldıkları" noktalardan (+4) "hiç katılmadıkları" noktalara (-4) doğru sıralamaları istenmiştir. Veriler PQMethod 2.35 programı ile analiz edilmiştir. Sonuçlara göre, Ermeni meselesine ilişkin farklı bakış açılarını temsil eden 3 faktör tanımlanmıştır: 1) "Soykırım olarak Ermeni Meselesi ve Tek (Politik) Sorumlu Taraf olarak Türkiye", 2) "Acıların Ortaklaştırılması ve Sorumluluğun Dışsallaştırılması Açısından Ermeni Meselesi" ve 3) "Soykırımın Reddi Açısından Ermeni Meselesi ve Resmi Anlatı". Sonuçlar katılımcıların Ermeni meselesine ilişkin algı ve değerlendirmelerinde çeşitli uzlaşma ve ayrışma noktalarının olduğunu da göstermiştir. Buna göre, katılımcıların Ermeni meselesinin çözümüne ilişkin karşılıklı adımları içeren görüşlerde uzlaştığını; ancak bu meseleye ilişkin aşırı politikleşmiş çözüm önerilerinde ayrıştıklarını göstermektedir. Sonuçlar; Zorlu Çatışmalar, Sosyal Temsiller ve Kolektif Suçluluk Kuramları çerçevesinde tartışılmıştır.
Türkiye'nin azınlık politikası ve Türkiye'deki azınlıkların durumuna dair bir inceleme
Osmanlı Devleti uzun yıllar boyunca farklı etnik, dini ve kültürel grupları içinde barındırmaktaydı. Osmanlı'nın bu mirası Türkiye Cumhuriyeti'nde de varlığını korumuş ve hala korumaya devam etmektedir. Bu etnik, dini ve kültürel grupların bazıları Türkiye Cumhuriyeti'nde azınlık grupları olarak tanımlanmaktadır. Bu gruplar zamanla Türkiye Cumhuriyeti'nin de ulus kurma hedefiyle yürütülen politikalarla kaynaşarak yeni bir yapının içinde kısmen de olsa yer almıştır. Ulusun bir parçası haline gelmiş olsa da genel itibari ile bu gruplar hala azınlık statüsünde yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı toplumsal, bölgesel ve küresel bağlamlarda etkileri olan azınlık kavramını tarihsel gelişimi ile birlikte inceleyerek, Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık statüsünde kabul edilen gayrimüslim azınlıkların durumunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi olan 1923 yılından günümüze dönemsel olarak incelemek, Türkiye'de bu yöndeki uygulanan politikalara ve yaşanan olaylara dair bir değerlendirme sunmaktır. Konunun tarihsel ve kavramsal arka planı oldukça geniştir. Dolayısıyla yöntem olarak mevcut kaynaklar incelenip, tarihsel ve kronolojik düzlemde ele alınarak, elde edilen verilerin günümüzdeki durumları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın soruları şu şekilde sıralanabilir: Azınlık kavramı neyi ifade etmektedir, Türkiye'nin azınlık politikası nedir, bu politika neye/nelere dayanmaktadır, bir azınlık grubunu kimler oluştur, bu azınlıkların ülkedeki durumu ve konumu nedir? Bu çerçevede, azınlıklarla ilgili çalışmalarda görülen farklı uçlara savrulmadan, bu çalışmada azınlıklara dair toplumsal düzeydeki çeşitli sorunlara rağmen bunun sistemli bir politik dışlamaya erişmediği ve hukuki çerçevenin temel unsurları içerdiği sonuçlarına varılmıştır.
The new Foundations Law and the seized property of minority foundations
For a considerable time, minority foundations have been struggling with the problem of property seized by the state. The issue dates back to a 1970s decision of the Court of Cassation based on the 1936 declaration. According to this decision, real estate belonging to minority foundations began to be transferred to the Treasury, the General Directorate of Foundations, or third parties. By the end of the 1990s, minority foundations had carried their legal struggles from local spaces into an international arena: European Court of Human Rights. The relevant cases resulted in decisions against the Turkish state. As a consequence of steps taken within the framework of the European Union accession process as well as pressure from the West on the Turkish state in matters of human, and particularly minority rights, a new Foundations Law was adopted in 2008. This thesis examines internal and external dynamics behind the Foundations Law and concentrates on the historical processes that shaped those dynamics. Minority foundations are conceived as leading, rights-demanding, collective political actors. Changes in the conceptual and structural aspects of minority foundations have undertaken since the adoption of the law are assessed in a socioeconomic framework. The thesis shows that multiple, distinct dynamics and actors have affected adoption of the Foundations Law. The study evaluates the interpretation and enforcement of the law by the state within the framework of current government policies.
Irak'ta azınlık medyası: Türkmen basının tarihsel gelişimi
Azınlık kavramının kesin bir tanım verilmemiş ancak içerdiği anlam zaman içinde hızla genişlemiş ve yeni özellikler eklenmiş. Azınlık kavramı sosyolojik, hukuksal, siyasal farklı yorumlar yapılmıştır ancak batı litaratünde etnik, dini, dilsel ve kültürel faktörlerin etkisiyle ele alınırken osmanlı başta olmak üzere bazı toplumlarda din temel belirleyici faktördür. Dolayısyla azınlık kavramı içeriği ve kapsam konusunda kesin bir uzlaşma yoktur. Azınlık kavramı hukuksal ve sosyolojik yönden değerlendirilir; azınlık türleri ise etnik azınlık,dini azınlık, dil azınlığı ve ulusal azınlık olarak türlere ayrılır.azınlıklar için kitle iletişim araçları çok önemlidir çünkü kendi kültürel ,dinsel,dilsel ve etnik yapıların korunması özerk iletişimsel alanların yaratılması yolu ile olur ve varoluşların anlamladırmasında büyül role sahiptir .Azınlık olarak Türkmenlerin basın faaliyetlerin ise Irak'ın kuruluşundan günümüze kadar var olma mücadelesi vermiştir. kraliyet döneminde yayın yapan üç gazete var Kerkük gazetesi, İleri gazetesi ve Afak gazetesidir.Cumhuriyet döneminde ise (1958 -2003) Beşir gazetesi ,Kardeşilk dergisi,Tükmeneli gazetesidir.2003 işgal sonrası dönem ise yayını gümüze kadar devam eden gazeteler şöyledir;(Türkmeneli,Aksu,İnci Diyale,TEBA).devam eden dergiler ise (Kardeşlik,Elfanar,Kurtuluş,Muharip,Elkatip Altukmanı).ancak kısa dönem yayın yapan sonra kapatılan gazeteler ise,Kerkük,Altın Köprü,karar,Alsadık,Almesir,Meclis, ufuk ,Almizan,Türkmen Times,zahab El Esvet,Ayna,Tercüman,El-wefa,babagürgür,şafa babagürgür,El-Beşir,Kale).
Views from the Varzharan: Negotiation of social identities through Armenian schools
Armenians in Turkey are an officially recognized minority group; however, they are unofficially (self-)regarded as 'semi-citizens' due to religious and linguistic differences from the majority of the population. There exist imagined boundaries between private Armenian and public Turkish spaces. There also exist institutions and members that occupy strategic positions 'between' them. Armenian schools and students represent one such case study. While the schools hold distinct spatial positions under the private/public binary, its students navigate complicated socio-spatial positions. This thesis argued that Armenian students negotiate their identities differently based on their socio-spatial positions, and these differences could be measured through their language attitudes and practices within the Armenian school. Ethnographic data was collected through semi-structured interviews and participant observations at one Armenian high school in Istanbul. The main themes represented the Armenian school as a private, community-centered 'safe space' and 'second home', and Armenian students as holding variant socio-spatial identities. I discussed the school's mechanisms of symbolic power that promote a socialized habitus, as well as the students' (in)consistent language attitudes and practices that presented themselves as paradoxes in their complicated negotiations of social identity within these conditions.
A history of survival: The Turkish-Muslim minority in rural Western Thrace
This study explores the survival strategies of the Turkish Mus-lim minority rurals in Greece from the Balkan Wars (1913) until today. It scrutinizes how the minority has survived squeezed in between Greece and Turkey in the historical course of the chequered bilateral relations. Focusing on the rural community in different geographies (highland, middle-line and lowland villages) of Greek Thrace, it elucidates how the rurals devised their strategies of survival in certain histori-cal ruptures by focusing on their narrations about how they remember the past and how their past experiences influenced their survival strategies. Social hierarchies within the rural community, intercommunal relations with the local Greek Or-thodox, interactions between the minority institutions and the elite, and their historical bonds with Turkey are explored to find out their impact on the rurals' survival strategies and the social changes and continuities within the rural community.
Varlık vergisi ve uygulanışı: Hatay örneği
Savaşlar, devlet ve toplum hayatlarını maddi ve manevi yönden yıkıma götüren olgulardır. Özellikle II. Dünya Savaşı, savaş kavramının daha geniş manalara ulaştığı bir yıkım olmuş, en az askeri kayıplar kadar sivil kayıplar da yaşanmıştır. Türkiye, bu savaşta her ne kadar etkin bir dış politika izleyerek harp dışı kalmışsa da sosyo-ekonomik yıkımdan kurtulamamıştır. Türkiye'nin almış olduğu ekonomik tedbirler içinde yankıları günümüze kadar süren varlık vergisi uygulaması önemli bir yer tutmaktadır. Varlık vergisinin tahakkuk ettirilmesinde ve mükelleflerin tespit edilmesinde keyfi hareketler olmuştur. Gelir-gider dengesine bakılmaksızın lüks bir yaşamı olan kişilere yüksek oranda vergi borcu yüklenirken; mal varlığı çok fazla olup alelade yaşam sürenlere daha az vergi tahakkuk ettirilmiştir. Varlık vergisi uygulamasının merkez üssü tarihi ve sosyal dokusundan ötürü İstanbul olmuştur. Varlık vergisi uygulamasının en ağır yanı çalışma kampları olmuştur. Vergi mükellef listelerinin defterdarlıklarda askıya çıkarılmasıyla birlikte on beş gün içerisinde borcunu ödemeyenler, kafileler halinde trenlerle Erzurum'un Aşkale ilçesine gönderilmişlerdir. Burada yol açma, taş kırma vb. işlerde çalıştırılmışlardır. II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Hatay ili henüz Anavatana yeni iltihak etmiştir. Buna rağmen varlık vergisi hazırlıkları tüm ülkede olduğu gibi Hatay'da da başlamıştır. Hatay'da varlık vergisi mükelleflerinin listesi Hatay Defterdarlığı'nda askıya çıkarıldığı gibi bu dönemde yayınlanan Yenigün Gazetesi'nde de yer almıştır. Hatay sınırları içinde yaşayan hatırı sayılır bir gayrimüslim nüfus bulunmaktadır. Aynı zamanda sermaye birikimini de elinde tutan bu sınıfa yüklü miktarda varlık vergisi tahakkuk etmiştir. Hatay, tahakkuk ettirilen vergi miktarı açısından Türkiye'nin altıncı ili olmuştur.
Türk-Yunan basını bağlamında Batı Trakya Türklerinin siyasi ve kültürel yapısı (1923-1994)
Avrupa'nın güneyinde yer alan 836.000 kilometrekarelik bir coğrafyada bulunan Balkanlar, kültürel, dini ve etnik çeşitliliği çok fazla olan bu coğrafya yaklaşık 550 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu süreçte Osmanlı hâkimiyeti farklı toplulukları barış içerisinde bir arada tutmayı büyük ölçüde başarmıştır. Osmanlı Devleti kültürel ve politik ağırlık noktası olarak gördüğü Balkanlar'a önemli miktarda Türk nüfusu yerleştirmiş ve bölgelere Türk Kültürünü aşılamıştı. Fakat Osmanlı Devletini' nin zayıf düşüp geri çekilmesinden sonra kaybedilen topraklarda bırakılan Türkler, katliamlar, salgın hastalıklar ve göçler sebebiyle zamanla "azınlık" durumuna düşmüşlerdir. Osmanlı Devleti balkan topluluklarını yönetme konusunda kabiliyetli bir devletti fakat yeni bir durum ortaya çıkmıştı, gözden çıkarılmış yahut bırakılmak zorunda kalınmış topraklarda kalan "Türk Azınlığı" nın durumu! Bu yeni durum beraberinde dışarı da kalan azınlıkların sorumluluğunun ne olacağı konusunda tartışmaları da gündeme getiriyordu. 29 Eylül 1913 günü İstanbul Barış Anlaşması'yla kendi kaderine bırakılıp 1918 yılına kadar Bulgar idaresinde kalan 1913'de nüfusunun %80'ni Türk olan Batı Trakya'nın %5 nüfus oranına sahip Bulgarlara teslim edilmesi, son devir Osmanlı politikasındaki çekingenliğin ve yılgınlığın açık göstergesiydi. Büyük savaşta, mihver devletleri ile birleşen Osmanlı Devleti, 1915 sonbaharında Bulgaristan'ın harbe katılması uğrunda, Karaağaç'ta bulunan Edirne İstasyonu dâhil olmak üzere Meriç'in batı kesimlerinden de Bulgaristan lehine vazgeçmiştir. 1913'ten itibaren büyük direnmeler ve savaşlar sonucu üç kez bağımsızlığını ilan etmiş olan Batı Trakya Bölgesi, Yunanistan Devleti'nin kontrolü altına girmiştir. Bundan sonra Trakya davası (doğu ve batı olmak üzere) kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti vasıtasıyla Anadolu'dan başlatılmış olan Milli Mücadele Hareketi'nin yörüngesinde devam ettirilmiştir. Lozan Barışı'na kadar olan bu dönemde artık Osmanlı Dönemi'nden Cumhuriyet dönemine miras kalan ve hala güncelliğini koruyan en önemli sorunlarından biridir. Balkan ülkelerinin uyruğunda bulunan Türk ve Müslüman nüfus bu ülkeleri rahatsız ettiğinden, TürkMüslüman nüfusu göçe zorlamak veya asimile etmek gibi politikalar, Balkan ülkelerinin çoğunda önemli milli devlet politikaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı Trakya ve Balkan Türkleri, iki savaş arası dönemde diktatörlerin, daha sonra soğuk savaş döneminin ve 1990'lardan itibaren de yenidünya düzeninin etkisi altında kültürlerini birliklerini devam ettirebilmek adına çok fazla mücadeleler vermiştir. Bu mücadeleleri dernekler, siyasi partiler, dergi ve gazeteler de yani basın yoluyla gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada basın yoluyla yapılan kültürel mücadelelere dikkat çekilmiştir. Anahtar kelimeler: Batı Trakya Türkleri, Kültür, Azınlık Hakları, Lozan Barış Anlaşması, Türk-Yunan Basını
Germany, the Ottoman Empire and the Armenian question
The issue of the Armenian community's relocation of the Ottoman Empire during World War I is still being discussed today among academicians, politicians and even among parliaments of several states. A consensus could not be reached on the intent of the responsible party in passing of the relocation law without establishing any doubt. Although the views of some German generals in the Ottoman army during the war were taken into consideration, it is assumed by wide circles of the academic world that it was the Ottoman state who passed this law. The role of the German government and the German military command has not been deeply analyzed up to now. An analysis of the Armenian question which emerged at the end of the nineteenth century cannot be done without looking into the role of Germany since the German military command took over of the planning of every aspect of the war in the Ottoman Empire. In this thesis, I examined the issue from this angle and tried to analyze the German role as well as their intent in issuing this law since Germany was the main ally of the Ottoman Empire in the First World War. I mainly used German archives and German primary documents in my research. I collected materials from German military, foreign and state archives and concluded that the German military command, as well as the government, had an extensive role in the passing of the relocation law since the nationalistic Armenians were considered to be dangerous elements in the German military planning and its doctrine.
6 and 7 September 1955 incidents, an anthropological case analysis in the context of the collective memory and media
The research focuses on how the Rum community in Turkey perceives the incidents, although a long time has passed since the 6 and 7 September 1955 Istanbul incidents, and how the Democratic Party government used the media tools collaboratively as a state apparatus to create a new and national collective memory. The D.P government's aim could be accepted to change the minorities' native-ness, displacement, and acquiescence stages after the 6 and 7 September 1955 Istanbul Incidents. This research analyses the collected data from fieldwork through ethnographic methods such as ethnographic interviews, participant observation, and focus groups. 6 and 7 September 1955 İstanbul incidents can be read as a unique example to understand how the D.P government quickly destroyed the right of minorities through an incident.
Ethnocultural freedom and equality: Being a member of the Muslim minority in Canada
Ethnocultural freedom and equality in light of Kymlicka's multicultural citizenship theory, which provides a liberal framework for the just and fair treatment of minority ethnocultural groups. Kymlicka divides minority ethnocultural groups into two basic categories: national minorities or indigenous peoples and polyethnic or immigrant groups. According to this categorization, whereas national minorities or indigenous peoples deserve self-government rights, polyethnic groups deserve cultural rights to maintain their ethnocultural particularity and establish an equal and fair relationship with the Anglophone majority. Conducting qualitative analysis, I have arrived at several important findings. These include findings related to ethnocultural freedom and equality of Canadian Muslims and the impacts of Islamophobia on them. First, the Canadian Muslim community is quite diverse, consisting of different ethnocultural backgrounds. This is the natural result of Canada's immigration policy. Second, this diversity has not avoided them developing three main common polyethnic demands, which are freedom to pray, eat halal and wear hijab. This study shows that these polyethnic demands have been fairly accommodated by the Anglophone majority. Third, Canada is not immune to global surge in anti-Muslim hate crimes and this trend is very likely to undermine Canadian Muslims' ethnocultural equality and freedom to exercise the mentioned polyethnic demands.
Türkiye'nin Bundestag'taki Türk kökenli Alman milletvekilleri tarafından temsiliyeti
This thesis investigates the representative patterns of the members of parliament (MPs) of Turkish origin in the Parliament of the Federal Republic of Germany. Unlike earlier works on substantive representation by minority MPs, this study focuses on representative patterns on the country of origin rather than the immigrant minorities settled in the new country. The research aims to understand the framings of Turkey and to explain the reasons behind possible variances. Findings are based on a qualitative content analysis on the parliamentary work of German MPs of Turkish origin. Parliamentary questions submitted during the 18th (2013-2017) and 19th (2017-2019) legislative periods are analyzed to achieve this goal. The researcher aims to examine the role of the political party, ideology, gender identity and contingency as factors leading to variation in framings on the country of origin. It aims to understand how transnational ties shape and influence the framing and approach towards the country of origin. By departing from the available literature, it can be assumed that the MPs of Turkish origin can adopt moderate and/or positive framings towards their country of origin. However, the content analysis on parliamentary questions asked by those MPs reveals that the tone towards the country of origin is critical and varies by the content in the parliamentary question, gender, and even political ideology.