Azınlıklar

117 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Varlık vergisi ve uygulanışı: Hatay örneği

Savaşlar, devlet ve toplum hayatlarını maddi ve manevi yönden yıkıma götüren olgulardır. Özellikle II. Dünya Savaşı, savaş kavramının daha geniş manalara ulaştığı bir yıkım olmuş, en az askeri kayıplar kadar sivil kayıplar da yaşanmıştır. Türkiye, bu savaşta her ne kadar etkin bir dış politika izleyerek harp dışı kalmışsa da sosyo-ekonomik yıkımdan kurtulamamıştır. Türkiye'nin almış olduğu ekonomik tedbirler içinde yankıları günümüze kadar süren varlık vergisi uygulaması önemli bir yer tutmaktadır. Varlık vergisinin tahakkuk ettirilmesinde ve mükelleflerin tespit edilmesinde keyfi hareketler olmuştur. Gelir-gider dengesine bakılmaksızın lüks bir yaşamı olan kişilere yüksek oranda vergi borcu yüklenirken; mal varlığı çok fazla olup alelade yaşam sürenlere daha az vergi tahakkuk ettirilmiştir. Varlık vergisi uygulamasının merkez üssü tarihi ve sosyal dokusundan ötürü İstanbul olmuştur. Varlık vergisi uygulamasının en ağır yanı çalışma kampları olmuştur. Vergi mükellef listelerinin defterdarlıklarda askıya çıkarılmasıyla birlikte on beş gün içerisinde borcunu ödemeyenler, kafileler halinde trenlerle Erzurum'un Aşkale ilçesine gönderilmişlerdir. Burada yol açma, taş kırma vb. işlerde çalıştırılmışlardır. II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Hatay ili henüz Anavatana yeni iltihak etmiştir. Buna rağmen varlık vergisi hazırlıkları tüm ülkede olduğu gibi Hatay'da da başlamıştır. Hatay'da varlık vergisi mükelleflerinin listesi Hatay Defterdarlığı'nda askıya çıkarıldığı gibi bu dönemde yayınlanan Yenigün Gazetesi'nde de yer almıştır. Hatay sınırları içinde yaşayan hatırı sayılır bir gayrimüslim nüfus bulunmaktadır. Aynı zamanda sermaye birikimini de elinde tutan bu sınıfa yüklü miktarda varlık vergisi tahakkuk etmiştir. Hatay, tahakkuk ettirilen vergi miktarı açısından Türkiye'nin altıncı ili olmuştur.

AzınlıklarDünya Savaşı IIHatay+3
Yakup Kalıçlı
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın din ve eğitim sorunları

Tez çalışmasında, Yunanistan'da yaşayan Müslüman Türk Azınlığının din eğitimi faaliyetlerini yürüten örgün ve yaygın eğitim kurumlarının durumu ve sorunları konu edinilmiştir. Çalışmada, azınlığın örgün eğitim tarihi ve güncel durumu, yaygın din eğitiminde Kur'an kursu programları, amaç ve hedefleri hakkında bilgilere yer verilmiş ve azınlık eğitim sorunlarının tespiti gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Batı Trakya'da anaokul sorunu, azınlık ilkokullarının kapatılması, orta ve lise öğretim kurumlarının yetersizliği sebebiyle eğitim konusunda birtakım problemler vardır. Azınlık toplumunun Müftülük sorunu, din eğitimi imkânlarının örgün eğitimdeki eksikliği ve yaygın eğitim destekli ilerleyişi, devlet tarafından atamaları kabul etmeyen azınlığın desteklediği seçilmiş müftülük kurumlarının yapısı ve toplumun tamamına hitap eden din eğitimi faaliyetlerine yer verilmiştir. Devletin azınlığa ait atlaşmalardan doğan özerk eğitim hakkının iadesi, azınlığın kendi okullarını kurarak, yönetim ve denetiminin azınlığa bırakılması, güncel eğitim sorunlarının Batı Trakya'nın etnografyasına uygun bir metotla çözülmesi adına talep ve istekleri ele alınmıştır. Sorunların çözümü konusunda eğitim politikasının temelinde yer alan milli kimlik inkârı, ekonomik darboğazlık, vakıf sorunu, dini özgürlükler konusundaki kısıtlamalar irdelenmiştir. Azınlık toplumunun bilinçlenmesi, sorunlar konusunda farkındalık yaratma ve eğitim desteği sunan sivil toplum örgütlerinin durumu kapsamında, azınlığın en temel sorunlarından hareketle atılan adımların eğitim yapısının şekillenmesi ve tanınması açısından üstünde durulmuş ve eğitim sorunlarının ortaya konulması bakımından önem arz eden bir çalışma olduğu ifade edilebilir.

Azınlık haklarıAzınlıklarBatı Trakya+7
Mouchammet Ntoukıantzı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modernizm sürecinde kültürel bir temsiliyet aracı olarak, İstanbul'da; fotoğraf ve azınlıklar

Güncel sanat paradigma ve pratikleri içerisinde özerk bir yapılanmaya sahip olan fotoğraf olgusuna yönelik evrensel hipotez ve post-yapısalcı eleştirel dayanakların, yerel bir sorunsal üzerine odaklandığı proje, ele alınan konunun disiplinlerarası uzantıları bağlamında ortaya koyulmuştur. Modernizm sürecinde kültürel bir temsiliyet sorunsalı olarak belirleyici rol üstlenen fotoğrafın, İstanbul azınlıklarının ilk yerli stüdyolardan günümüze uzanan fotografik temsil anlayışı özelinde sorunsallaştırıldığı genel perspektif, göstergebilimsel bir kuramsal alt yapı üzerine temellenmiştir. Bu kavrayış zemini üzerine, disiplinlerarası sanat metodolojisinin öngördüğü evrensel teorik bağlamlar doğrultusunda konunun sosyo-stratejik, etno-kültürel ve siyasal boyutu eklemlenmiştir. Böylece, ele alınan sorunsalın çok yönlü açılımları arasında saptanan tarihsel ve güncel nedensellik ilişkilerinin karşılaştırmalı olarak modernizm eleştirisi temelinde yeni eleştiri ve okumalarına ulaşılmıştır. Post-yapısalcı eleştirel kavrayışın kaynaklık ettiği bilgi birikimi ve temsiliyet sorunsalının, disiplinler arası güncel sanat kuramlarının ön gördüğü bir eksende yeniden yapılandırıldığı çalışma, kuramsal referansların, konunun kendisine referanslık edecek kültürel birikimi ile bir arada yürütülmüştür. Bu aşama, yalnızca elde ki teorik alt yapı ve metinler değil, bu alt yapının öngördüğü sorunsalları kapsayacak nitelikte geniş bir görsel belge sunumu gerçekleşmiştir. Bu amaç doğrultusunda, alan araştırması, görsel arşiv taramaları ve sözlü tarih gibi sosyal bilim temelli metodlar, projenin öncelikli hedefi olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Böylece, eldeki kuramsal dayanakların temsil sorunsalı özelinde örneklenmiş yeni bir görsel seçkisi ortaya koyulmuştur. Bu aşamada, bir ara disiplin ve metod oluşturulması ön görülerek, çalışmada farklı disiplinlere dair anlayışların birbirlerine önerdiği sorunsallar kavramsal bir temelde yeniden kurgulanmıştır. Çalışmanın özgün metodolojik yapılanması doğrultusunda ortaya koyduğu öncelikli anlayış, teorik ve pratik düzlemin birbirlerine uygulanma süreçlerinde elde edilen bir ara disiplin kurgulama ve geliştirme fonksiyonunun gelecek projeler açısından öngördüğü metodolojik kaynaklık niteliğidir. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Azınlıklar, Modernizm, İstanbul, Kültürel Temsiliyet, İmaj Politikaları, Disiplinlerarası Sanat, Eleştirel Teori.

AzınlıklarFotoğrafModernizm+1
Tayfun Serttaş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Makedonya Cumhuriyeti'nin azınlık politikası ve eğitime etkisi

Makedonya Cumhuriyeti çok etnili, çok dilli, çok dinli bir toplumsal yapıya sahiptir. Buna rağmen yıllarca tek uluslu devlet yapısı üzerinde örgütlenmiştir. Son derece demokratik bir anayasaya sahip olan Makedonya'da, pratikte bu anayasanın işleyişinde aynı demokratik anlayış sergilenememiştir. Azınlıklara karşı, üstü kapalı da olsa dışlayıcı bir politika izlenmiştir. Bu da azınlıkların memnuniyetsizliğini artırmış, 2001 yılında Makedon ve Arnavutlar arasında beliren küçük çaplı bir krizle doruğa ulaşmış ve sonrasında uluslararası baskı sonucu `Ohri Çerçeve Anlaşması'nın imzalanmasıyla çözümlenmiştir. Ohri Çerçeve Anlaşması toplulukların devlet kamu kurum ve kuruluşlarında `hakça temsili ilkesi' çerçevesinde düzenlenmiştir.Bu çalışmanın amacı da anayasa ile verilen hakların pratikte nasıl işlev gördüğünü göstermektir. Bu doğrultuda Makedonya Cumhuriyeti'nin Ohri Çerçeve Anlaşması'ndan önce ve sonra yürüttüğü azınlık politikası ele alınmıştır. Daha detaylı olarak da bu politikanın eğitim alanındaki etkilerine değinilmiştir. Bu yapılırken, bu değişimin tarih yazımında ve tarih ders kitaplarındaki etkisine de yer verilmiştir. İlkokul tarih ders kitaplarından örnekler sunularak bu anlamda Makedonya'daki durum ortaya konmaya çalışılmıştır.Bugün varılan noktada görülen odur ki, Ohri Çerçeve Anlaşması'nın hakça temsil ilkesi sadece Arnavutlar için geçerli olmuştur. Ana dilinde eğitim ilkesi slogan düzeyinde kalmakta, devlet tarafından gerçek anlamda pratikte uygulanması için hiçbir özel çaba gösterilmemektedir. Makedonya gibi çok dinli, çok dilli, çok etnili toplumlarda tarihyazımı farklı gruplar arası hoşgörüyü, saygıyı, birlikte yaşamayı destekleyecek şekilde olmalıdır. Oysa Makedonya'da hâlâ geleneksel milliyetçi söylemler çerçevesinde ve hatta kendi vatandaşlarını ?ötekileştiren? bir tarihyazımı ve tarih öğretimi mevcuttur.

AnadilAzınlık haklarıAzınlıklar+7
Ayfer Arif
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası azınlık hakları bağlamında Uygur Türkleri'nin durumu:(Türkiye, Kırgızistan ve Doğu Türkistan örneği)

Bu çalışma, Çin'in 1949 yılında Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği işgal sonucunda azınlık durumuna düşen Uygur Türklerinin Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Türkiye'deki durumunu analiz etmektedir. Çin istila sonrası bazı Uygur Türkleri kültürlerini, inançlarını, dilini serbest şekilde devam ettirmek amacıyla Doğu Türkistan'dan hicret etmişlerdir. Meydana gelen göç hareketleri çok sayıda Uygur Türkünü farklı ülkelere gitmesine sebep olmuştur. Bu çalaşma özellikle Kırgızistan, Türkiye ve Doğu Türkistan'daki Uygur azınlıklar üzerinde durulmuştur. Doğu Türkistan'da kalan Uygurlar, çok zor ve ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan'daki Uygurlar üzerinde Çin yönetiminin işgal ve baskısı hala devam etmekte olup Türk-İslam varlığını silebilmek için farklı yöntemler uygulanmaktadır. Doğu Türkistan kültürel değerleri, dini inançları, tarihi geçmişi, jeopolitik ve jeostratejik açıdan, Türk-İslam dünyasının önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihte deniz yollarının keşfedilmediği dönemde Avrasya kıtasında önemli bir noktadır. İpek yolu ile Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Doğu Türkistan bölgesi, bir köprü vazifesini görmüştür. Çalışmada, öncelikle Uygur Türklerinin tarihi, yaşadıkları coğrafiya, kurdukları devletler ve cumhuriyetler açıklanmıştır. Daha sonra Azınlık kavramı ve tanıtımına yer verilerek uluslararası azınlık hakları bağlamında çeşitli belgeler kronolojik olarak incelenmiştir. Doğu Türkistan'da çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Uygur Türkleri detaylı olarak incelenmiştir. Son olarak Kırgızistan ve Türkiye'ye göç eden Uygur azınlıkların günümüzdeki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.

Azınlık haklarıAzınlıklarDoğu Türkistan+6
Dilnaz Saipedinova
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası azınlık hakları bağlamında Ahıska Türklerinin durumu (Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan örneği)

Stratejik önemi olan Ahıska ve çevresinin Rus Çarlığı tarafından işgali sonrası Ermeni nüfusun bölgeye yerleştirilmesi, Ahıska Türkleri için o dönem başlayıp günümüze kadar devam eden çeşitli sorunlara neden olmuştur. Bölgeyi iyice egemenliğine alan Ruslar, bu kez Sovyetler döneminde 14 Kasım 1944'te, Ahıska Türklerini yaşadıkları yurtlarından, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a sürgüne göndererek onları azınlık durumuna düşürmüştür. 1956'da başlattıkları haklarını geri kazanma mücadeleleri arzu ettikleri şekilde sonlanmasa da bugün yaklaşık 10 farklı ülke de hayatlarını devam ettiren Ahıskalıların durumu uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bilindiği gibi son yıllarda azınlık, göç ve sürgün kavramları uluslararası siyasetin ve uluslararası hukukun gündeminde çokça yer almaktadır. Günümüzde azınlık durumunda yaşayan Ahıska Türkleri hem Sovyetler Dönemi öncesi hem de sonrası sayısız ayrımcılıkları yaşamış ve en temel insani haklardan faydalanamamışlardır. Bu çalışmada sürgüne uğrayan Ahıska Türklerinin günümüzde yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan örnekleri üzerinden bu ülkelerdeki uluslararası azınlık haklar çerçevesinde güncel konumları değerlendirilmiştir. Ahıska Türkleri bugün azınlık olarak yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan'da sosyal hayatlarıyla ilgili eğitim, demografik yapı/nüfus, din/inanç durumu, ekonomi, sosyal yaşam ve siyaset gibi konular ışığında değerlendirildiğinde bu ülke vatandaşlarının sahip olduğu hakların büyük çoğunluğuna sahip oldukları anlaşılmıştır. Ahıska Türklerinin 76 yıl önce yaşamış oldukları sürgünün bugün uluslararası bir niteliğe bürünmesi ve azınlık olarak bazı hakları elde etmiş olmalarına rağmen yaşadıkları bu ülkelerdeki ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili sıkıntıları devam etmektedir.

Ahıska TürkleriAzerbaycanAzınlık hakları+5
Gevher Nesibe Kariptaş
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Norveç'te yerli halklar ve ulusal azınlıklar: Samiler örneği

Milliyetçilik veya kavmiyetçilik, insanlık tarihi kadar eski kavramlardır. İnsanların aidiyet duydukları ve bir parçası oldukları topluma sahip çıkıp onu özel görmeleri tarih boyunca olagelmiştir. Bu davranışın motivasyon kaynağı bazen inanç, bazen hanedanlık, bazen de ırk olmuştur. Yöneticiler için bu aynı zamanda güç arttırma ve yönettikleri kitleleri konsolide etmeleri için önemli enstrümanlardır. İşte bu bağlamda yaptığımız araştırmanın ana konusu, Norveç devletinin bir ulus devlet inşa etme sürecinde, ülkedeki kadim bir etnik gruba uyguladığı kültürel, etnik ve sosyal asimilasyon politikalarını ortaya koymak amacıyla "Norveç'te Yerli Halklar ve Ulusal Azınlıklar: Samiler örneği" şeklinde belirlenmiştir. Bu konunun seçilmesinin nedeni bugün örnek olarak gösterilen bir ülkenin tarihi yanlışlarını kayıt altına almak ve değişen politik konjonktür sonucu gelinen noktaya dikkat çekilmiştir. Bu çerçevede tezimizin birinci bölümünde Norveç'in tarihi gelişimi, ikinci bölümde Norveç'te yerli halk ve ulusal azınlıklar, üçüncü bölümde ise Samiler ana başlıkları mümkün olduğu kadarıyla detaylı olarak ele alınıp incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Norveç, Sami Halkı, Sapmi, Laponlar, Yerli Halk, Asimilasyon, Norveçleştirme

AsimilasyonAzınlıklarNorveç+4
Mehmet Temel
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim ortaklıklarda azınlık ve azınlık hakları

Bilindiği üzere, anonim ortaklıklar kural olarak çoğunluk ilkesi uyarınca yönetilen tüzel kişiliklerdir. Uygulama göstermiştir ki; anonim ortaklıklardaki çoğunluk ilkesi çerçevesinde, çoğunluğu elinde bulunduran kişi veya kişiler, ortaklığı diledikleri gibi yönetebilmektedirler. Bu bağlamdan hareketle, anonim ortaklıklardaki baskın çoğunluk ilkesinin yumuşatılması ama-cıyla kanun koyucu, belirli miktarlardaki hisselere sahip paydaşların korunması için bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemeler sayesinde, azınlık denilen ve kanunumuzda kural olarak kapalı anonim ortaklıklarda yüzde on, halka açık anonim ortaklıklarda yüzde beşe teka-bül eden hisseye sahip paydaşların, çoğunluk karşısında korunması sağlanmıştır. Özellikle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanundaki azınlıklara ilişkin düzenlemelerin ardın-dan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile azınlık ve çoğunluk dengesi yeniden şekillenmiş ve azınlıklara önemli hak ve yetkiler tanınmıştır. Eski Ticaret Kanununda bulunmayan halka kapa-lı anonim ortaklıklarda hisse senedi (pay senedi) basılmasını talep hakkı, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini isteme hakkı, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı, finansal tabloların görüşülmesini erteleme, 6102 sayılı Ticaret Kanunumuzda yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: 6102 Sayılı Ticaret Kanunu, Olumlu ve Olumsuz Azınlık Hakları, Anonim Ortaklıklar, Çoğunluk ilkesi.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerAzınlık hakları+3
Hakan Gencer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Ayıntap'ta misyonerlik faaliyetleri ve kurulan müesseseler (eğitim ve sağlık)

İlk zamanlar Hıristiyanlığı tanıtma, yayma ve Hıristiyanlığa yeni inananlar kazandırmak amacıyla kullanılan misyonerlik kavramı daha sonraki tarihlerde örgütlü bir kurum olarak gelişmiştir. Dini yönüyle ortaya çıkan bu kavram ve faaliyetler 18. ve 19. yüzyıllarda dini yayma düşüncesi yanında ticari, siyasi ve kültürel amaçlı olarak toplumu yönlendirme faaliyetine başlamıştır. Çok milletli ve dinli olan Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan azınlıklar, iç karışıklıklar ve dış etkenlerle açıkça devletten ayrılma faaliyetleri içerisine girmişlerdir. 19. yüzyılın son çeyreğinde nüfusunun yüzde yirmiye yakını Ermeni olan Ayıntab kazası ayrılıkçı Ermenilerin en büyük destekçileri ve teşvikçileri arasında yer alan Amerikan misyonerlerinin oldukça faal olduğu Anadolu kentlerinden biri olmuştur. Din adı altında faaliyet gösteren misyonerler ülkelerinin desteğine, teşvikine ve güçlü pozisyonuna dayanarak Ermeni halkını isyana yönlendirmek için her türlü vasıtayı kullanmışlardır. Okullarında Ermeni tarihi okutarak gençlere milliyetçilik ihtirası aşılamış, kiliselerde ise mezhep farkı gözetmeden ayrılıkçı vaazlar vermişlerdir. Böylece Ayıntap ve çevresinde bir arada huzur içinde yaşayan halk arasına fesatlık tohumları ekilmiş, Birinci Dünya Savaşına kadar sürecek olan bir düşmanlık süreci başlamıştır.Anahtar kelimeler: Hıristiyanlık, Misyonerlik, Osmanlı Devleti, Azınlık, Ayıntap

19. yüzyılAmerika Birleşik DevletleriAzınlıklar+10
Semra Kızkın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

The socio-political status of Muslim Swahili minority in Burundi

The pattern of discrimination began before 1962-the year which Burundi achieved its independence from the Belgian colonizers. According to many historians, Prince Louis Rwagasore, the hero of independence, with the help of Muslim Swahili Minority freed Burundi from colonizers. Today, this minority group is discriminated by the non-Muslim Burundian majority. The Government of Burundi has defined them as "detached" from other Burundian population. Therefore, the overall aim of this research is to better analyze the roots and effects of scapegoating and Islamophobia in Burundi. It also explores different strategies used by Muslim Swahilis to remain neutral in the Burundian ethnic crises and what specific measures are to be taken to change the adverse situation. This qualitative research is designed in line with online surveys and semi-structured interviews held with 30 participants, and the content analysis of their social platform accounts. The results show how colonial masters' "divide and rule" strategies, subpar governance after independence, and sociocultural disparities contributed to a number of issues facing Muslim Swahilis up to this day. Also, the results demonstrate that this situation causes "brain drain" and divides the nation in two blocks. Furthermore, Swahilis identified themselves more as Muslims than as Hutus or Tutsis. Eventually, it is important to note that since the arrival of President Evariste Ndayishimiye, a new path of democratization has been taken in Burundi. Finally, among the measures which they believe can change the current situation, they cited the insertion of the role of Muslim Swahilis in the history of Burundi's official documents and an inclusive interpretation of the constitution or even changes to make it more equal and non-discriminative to all Burundians. Keywords: Muslim Swahili Minority, Discrimination, Neutrality Burundian Government, Equality

MinoritiesBurundiEquality+4
Mossı Bıgırımana
Ankara Social Science University · Bölge Çalışmaları Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya'daki azınlıkların hukuki durumu

Dünyada kurulan her devlette azınlıklar ve azınlık hakları sorunu her zaman güncelliğini korumuştur ve korumaya da devam edeceğe benzemektedir. Özellikle 1990 sonrası dünya gelişmeleri sonucu hem coğrafi açıdan genişleyen hem de nitelik bakımından çok derinleşen ve güçlenen azınlık hakları, bugün devletlerin görmezlikten gelip, reddedemeyecekleri bir boyuta erişmiştir. Bu tezde de içinde birçok farklı etnik gurubun yaşadığı Balkan coğrafyasında azınlık sorunun en derinden yaşandığı Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya incelenmiştir.Her devlet azınlık haklarını taraf olduğu anlaşmalarla tanımlar ve hukuki yükümlülükler de bu metinlere dayanılarak belirlenir. Ayrıca, her devlet içinde bulunduğu sosyal, coğrafi, tarihi ve siyasi koşulları dikkate alarak farklı ?azınlık? tanımlamaları yapmaktadır. Ülkeler incelenirken ilk olarak genel bir coğrafi ve tarihsel bilgiler verilmiştir. Ardından da ülkelerin azınlıklara yönelik politik, sosyal ve hukuki uygulamaları ile bu uygulamaların uluslararası boyutu incelenmiştir. Bunun yanında her ülke içindeki farklı azınlık guruplarının sorunları ayrı ayrı değerlendirilmiştir.Günümüzde bu ülkelerde mevcut azınlık sorunlarında özellikle 1990 öncesi döneme göre bir takım olumlu gelişmeler yaşandığı, ancak bu gelişmelerin sınırlı bir seviyede olduğu görülmektedir.Anahtar Sözcükler:1. Azınlık Hakları2. Azınlıkların Sorunları3. Balkanlar4. Azınlıkların Korunması5. Etnik Çatışmalar

Azınlık haklarıAzınlıklarBalkanlar+5
Ebrar Ibraimi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği azınlık politikalarının Türkiye'nin birliğe üyelik sürecine etkileri

Geçmişi 16. yüzyıla dayanan azınlıklar meselesi günümüzde de önemini korumakta ve hem devletler iç siyaseti bazında hem de uluslararası platformda tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Söz konusu sorunsal hal uluslararası hukukta kesin bir azınlık tanımı yapılamamış olması ve ulus devletlerin egemenlik kaygılarına bağlı olarak şekillenmektedir.Bu çalışmada, Birliğe katılım sürecinde müzakerelere devam eden Türkiye'nin azınlık hakları uygulamaları ile Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterlerinin bir ayağını oluşturan azınlık haklarına saygı koşulunun ne derecede örtüştüğü İlerleme Raporları ekseninde değerlendirilecek; Birliğin azınlık politikalarının ve azınlık haklarına ilişkin beklentilerinin Türkiye'nin üyelik sürecine etkileri, ülkenin konu ile ilgili mevcut durumu göz önünde bulundurularak yorumlanacaktır.Çalışmanın ilk bölümünde, azınlıklar konusunun tarihi arka planı ele alınarak kavramsal tanımlaması yapıldıktan sonra uluslararası kuruluşlar nezdinde azınlık haklarının gelişimi ve dünyadaki önemli güçler açısından konu ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaya çalışılacak; ikinci bölümde Avrupa Birliği'nde azınlıklar konusunun gündeme gelişi ve Birliğin esas aldığı belgeler incelendikten sonra genel ölçekte ve Kopenhag kriterleri kapsamında azınlık politikaları değerlendirilecek; son bölümde ise Türkiye'deki azınlık hakları konusunun hukuki dayanağı belirtilerek, müzakere aşamasında yayınlanan İlerleme Raporlarında Birliğin öne sürdüğü beklentilerin karşılanma kapasitesine bağlı olarak azınlık meselesinin Türkiye'nin Birliğe katılımına etkileri yorumlanarak ortaya konmaya çalışılacaktır.

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Remziye Ebru Tan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Krallık sonrası dönemde Irak Türkmenlerinin durumu (1958-2003)

Irak'taki tarihi geçmişleri 1500 yıl öncesine kadar uzanmakta olan Türkmenler; Arap ve Kürtlerden sonra ülkenin üçüncü kalabalık etnik unsurunu teşkil etmektedirler. Yüzyıllar boyunca bölgede hâkim konumda yaşadıktan sonra, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'den koparılarak İngiliz mandası altında kurulan Irak Devleti'ne bağlanmış ve azınlık konumuna düşmüşlerdir.İngiliz yönetiminin başlangıcından itibaren Türkmenler üzerinde uygulanan çeşitli baskılar ve haksızlıklar, onu izleyen Kraliyet ve Cumhuriyet dönemlerinde artarak sürmüştür. Uygulanan baskılar, Baas Partisi iktidarında açıkça devlet politikası haline gelmiş ve Türkmenlerin asimilasyona tabi tutularak Araplaştırılmaları sağlanmaya çalışılmıştır. Irak yönetimleri, Irak'ı bir Arap ülkesi olarak kabul ettikleri için Türkmen ve Kürtler gibi ülkeyi oluşturan diğer etnik grupları yok saymak ve yok etmek amacını gütmüşlerdir. Sayıca daha kalabalık, yaşadıkları coğrafya direnmeye daha uygun, sosyal olarak daha örgütlü ve dış destekleri daha güçlü olan Kürtler üzerindeki asimilasyon uygulamaları fazla etkili olmamıştır. Bu konuların tümünde Kürtlere göre daha dezavantajlı durumda olan Türkmenler, kimliklerini yitirmemek için büyük çaba harcamak zorunda kalmışlardır.Türkmenler, kendilerine karşı yapılan tüm baskı ve haksızlıklara rağmen, hiçbir zaman silaha sarılarak devlete karşı ayrılıkçı bir harekette bulunmamışlardır. Buna rağmen, Musul sendromunu üzerlerinden hiç atamayan Irak yönetimleri Türkmenleri her fırsatta ?hıyanet? ve ?Turancılık? ile suçlamışlardır. Asimilasyonun devlet politikası haline geldiği Saddam Hüseyin iktidarı zamanında Türkmenlerin önde gelen aydınları idam edilmiş, Türkmenler kitlesel göçe zorlanmış, Araplaştırılmaları için her türlü insanlık dışı yöntem uygulanmıştır.Körfez krizi sonrası dönemde Kuzey Irak'ta güvenli bölgenin oluşması ile baskı ve haksız uygulamalar son bulmamıştır. Bu dönemde Türkmen nüfusunun ikiye bölünmesiyle, güvenli bölge dışında kalanların Baas rejiminin, güvenli bölgede kalanların ise Kürt gruplarının baskısı altında kalmalarına neden olmuştur. Bağdat yönetimi, otoritesi altındaki Türkmenleri Araplaştırmaya devam ederken; güvenli bölgede meydana çıkan otorite boşluğunu doldurmaya çalışan Kürtler de, bu bölgede kalan Türkmenlere karşı bir sindirme politikası uygulamaya başlatmıştır. Bu bölgede ortaya çıkan Türkmen siyasi hareketleri ise, siyasi tecrübeden yoksun oldukları ve birçoğunda kişisel çıkarlar, toplumsal çıkarların önünde olduğu için yeterince başarılı olamamıştır.

AsimilasyonAzınlıklarBaas Partisi+5
Ammar M. Saaid
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin azınlık politikası ve Avrupa Birliği üyelik sürecinde Türkiye'deki azınlıklar

Azınlık kavramının ilk oluşumu 16. yüzyıl Avrupa'sına kadar gitmektedir. Esas olarak, Hıristiyanlık mezheplerinin birbirlerine karşı olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için kullanılan kavramın kapsamı, daha sonra dil ve etnik yapı ile genişletilmiştir. Kavramın dünya literatüründe asıl yerini alışı Fransız ihtilalinden sonra gelişen milliyetçilik akımıyla olmuş ve 1 inci Dünya Savaşı sonunda en yüksek konumuna gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen insan hakları konusu azınlık haklarının yerine daha çok kullanılmıştır.Günümüzde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Birliği ile azınlıklar konusu yeniden gündeme gelmektedir. Azınlıklar ve hakları konusu, yakın tarihimizde Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında ortaya çıkmaktadır. Batıya yöneliş olarak başlayan süreçte azınlık hakları konusunda ilk hareket Tanzimat Fermanı'nda olmuştur. Özellikle 2. Meşrutiyet ve getirdiği özgürlük ortamı Osmanlıda gittikçe yükselen azınlık unsurlarının en fazla haklar kazandığı dönem olmuştur. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, Osmanlıda azınlık olarak sadece gayrimüslimler kabul görmüştür. Lozan Barış Antlaşması yeni Türkiye Cumhuriyetini kurarken Osmanlıdanmiras kalan azınlıklar meselesine de hukuki ve siyasi çözüm getirmiştir. Antlaşmada sadece gayrimüslim gruplar azınlık statüsünde kabul edilmiştir.Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik süreci azınlık hakları konusunda yeni gelişmeler ve politik baskıların da başladığı dönem olmuştur. Avrupa Birliği oldukça gelişmiş bir hukuk sistemine sahiptir. Ancak, AB içerisinde bile azınlıklar konusunda farklı uygulamalar ve azınlıkların farklı kabulü görülmektedir. Bu farklılıklara rağmen AB Türkiye'den hukuki dayanağı olmayan çok farklı uygulamalar beklemektedir.Avrupa Birliği, azınlıklar konusunu müzakere süreci içerisinde sürekli olarak gündeme getirerek politik baskı uygulamakta ve Türkiye'de kendi istekleri doğrultusunda yeni azınlıklar yaratmak istemektedir. Türkiye için AB'nin azınlıklar konusundaki dayatmalarının kabulü çok derin olumsuz sonuçlar yaratabilecek potansiyeldedir.Anahtar Sözcükler: Azınlık, Azınlık Hakları,Türkiye, Avrupa Birliği,

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Gonca Bahadır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Azerbaycan'da etnik gruplar ve dış politikaya etkileri

Etnik azınlıklar hukuk, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, sosyoloji vs. bilim dallarınca incelenen önemli konulardan biridir. Günümüzde küreselleşme eğilimlerinin yoğunlaşmasına paralel olarak etnik azınlıklar konusu da değişik platformlarda gündeme getirilmektedir. Elbette etnik azınlıklar sorunu bir taraftan hukukun evrensel ilke ve normlarına, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerine uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gereken sorundur. Bu konuyu önemli kılan birçok husus arasında uluslararası ve bölgesel aktörlerin birçok durumda etnik azınlık konusunu dış politika aracı olarak kullanmasıdır. Bu bağlamda etnik azınlık sorunu aynı zamanda ulusal devletlerin birlik ve bütünlüğüne yönelik bir sorundur. Tez çalışmamızda Azerbaycan'da etnik azınlıklar konusunun dış politika üzerindeki etkileri ele alınarak incelenmiştir.Birinci Bölümde kavramsal ve tarihsel olarak etnisite ve azınlıklar ele alınmıştır.İkinci Bölümde tarihsel süreç içinde Azerbaycan'ın etnik yapısında yaşanan değişikler incelenmiştir.Üçüncü Bölümde öncelikle ?Soğuk Savaş? sonrası dönemde Azerbaycan'da yaşanan milli kimlik tartışmaları ve dış politika konusu incelenmiştirAnahtar Kelimeler:AzerbaycanDış PolitikaEtnik AzınlıklarMilli KimlikUlus Devlet

AzerbaycanAzınlıklarEtnik azınlık+3
Elnur Paşa
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Arnavutluk-Yunanistan ilişkilerinde bir azınlık sorunu olarak: Çamerya Arnavutlarının yeri ve geleceği

Soğuk Savaş sonrası dönemde Yugoslavya'da yaşanan iç savaşla birlikte bir kez daha gündeme gelen Balkanlar, ulus-devletler açısından etnik sorunları iç ve dış politikalarının öncelikli bir mevzu haline taşımıştır. Bölgede, çatışmalar şu an için barış gücü operasyonuyla dondurulmuş gibi gözükse de, Balkanlar her an patlamaya hazır bir bombadan farksızdır. Bu bağlamda bölgedeki mevcut sorun alanları ile potansiyel nitelikteki sorunlar, bölge devletleri açısından olduğu kadar, küresel çapta da etki yaratacak bir öneme sahiptir. Bir diğer ifadeyle, Balkanlardaki azınlık sorunları, yerel boyutun ötesinde bölgesel ve global bazda bir etki yaratma kapasitesine sahiptir. Bu bağlamda, bölgenin potansiyel sorunlarından birisi de Çamerya bölgesi ya da Çameryalı Arnavutlar (Çamlar)'dır.Yunanistan sınırları içerisinde yer alan Çamerya bölgesi her ne kadar şu an için bölge ve dünya gündeminde ön plana çıkmamış olsa da, diğer taraftan yapısı itibarıyla Balkanlar'daki azınlık sorunlarının ayrılmaz bir parçası olarak varlığını devam ettirmektedir. Özellikle de, Yugoslavya iç savaşı ve sonrasında Arnavut azınlıkların bölgede artan rolleri, Çamerya sorununu da Yunanistan açısından yerel bir nitelikten, bölgesel çapta bir kriz taşıma potansiyeli taşımaktadır. Bu da, hiç kuşkusuz, öncellikle Arnavutluk ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin etkilenmesi anlamda gelmektedir ki, tezin çıkış noktasını da bu husus oluşturmaktadır.Dolayısıyla bu tezde ilk olarak dünyada değişen azınlık kavramı tarihsel ve teorik çerçevede ele alınmakta, akabinde ise sorunun tarihsel gelişim seyri ortaya konulmaktadır. Bu süreçte, AB üyesi Yunanistan'ın bölgeye yönelik izlediği inkârcı, ayrımcı ve asimilasyoncu politikaların Çamerya Arnavutları üzerindeki etkisi ve buna bölge halkının verdiği tepki ele alınmaktadır. Sorunun çözülmemesinin Yunanistan-Arnavutluk ilişkilerini olumsuz olarak etkilediğinin varsayıldığı bu tezde, Balkanlar'daki diğer Arnavut azınlıklar ile Arnavutluk'un yaklaşımı da Büyük Arnavutluk Projesi iddiaları çerçevesinde ele alınmakta olup, meselenin geleceğiyle ilgili senaryo çalışmaları ve çözümüyle ilgili alternatif projeler sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler:1.Arnavutluk2.Yunanistan3.Çamerya4.Azınlık5.Güvenlik

ArnavutlarArnavutlukAzınlık hakları+3
Erjada Progonati
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçmişten günümüze Süryaniler ve Süryanilerin Türkiye'ye etkileri: İdil örneği

Bu tez çalışmasında etno-dinsel bir topluluk olarak Süryanilerin içinde bulunduğu kimlik çatışması ve bu çatışmanın Türkiye'ye yansımaları çeşitleri boyutları ile ele alınmıştır.Süryani kimliği üzerinden yapılan `Asur' milliyetçiliğinin, Ermeni meselesi ile olan ilişkisi, etnik azınlık ve göçmen psikolojisi çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine etkisi incelenmeye çalışılmıştır.Kavramsal ve kuramsal olarak öncelikle konunun özünü oluşturan etnisite, etnik kimlik, kültürel kimlik ve bu kimliklerin Süryaniler ile olan ilişkisi azınlık kavramı içinde incelenmiştir.Etimolojik olarak ele alınan Süryaniler ve Süryanilik kavramlarının Süryani kimliğine yönelik etkisi bilimsel bir zeminde tartışılmıştır. Etnik ve dinsel esaslar çerçevesinde Süryani toplumunun bu yönü aynı ekolden gelen diğer topluluklar üzerinden sorgulanmış ve ilişkiselliği açıklanmaya çalışılmıştır.Süryanilerin tarihsel arka planı incelenerek günümüze gelene kadar karşılaştıkları sorunların bugün ile ilişkisi ele alınarak bugünkü sorunların gerçekliliği ve geçerliliği test edilmeye çalışılmıştır. Özellikle Ermeni meselesi ışığında değerlendirilen Süryani meselesinin projeksiyonu, geleceğe yansıtılmak istenmiştir.Dünya üzerinde geniş bir alana yayılmış olan Süryanilerin potansiyeli değerlendirilmiş, göç ve göçün Süryaniler üzerinde yarattığı etkinin Türkiye'nin dış politikasına nasıl bir yansıması olacağı değerlendirilmiştir.Süryanilerin, Türkiye Cumhuriyeti içindeki durumları ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bugüne gelişindeki etkilerinin ne olduğu, Süryanilik hakkındaki bilgileri ile ilişkiselliği, İdil ilçesinde uygulanan anket ile test edilmeye çalışılmıştır.Sonuçta, Türkiye'nin değerlerinden biri olan Süryanilerin, özellikle Türkiye'nin dış politikasında aktif olarak kullanılabilecek niteliklerinin olduğu, yurt dışında Türkiye aleyhine gelişen `sözde' soykırım gibi iddilara karşı bir kanıt niteliği taşıdığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Süryanilere ait sanat ve mimarinin de Anadolu kültüründe değerlendirilmesinin sağlayacağı proaktif bir politika geliştirilmesinin uygun olacağı belirlenmiştir.

AsurlularAzınlıklarErmeni sorunu+7
Gökhan Sarı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de azınlıkların ve azınlıklara ait vakıfların hukuki statüsü

İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, azınlık kavramının tarihi ve günümüze kadar geçirdiği süreç ele alınmaktadır. Birinci bölümün birinci kısmında genel anlamda azınlık kavramı ve tarihi incelenirken, ikinci kısmında azınlıklara ilişkin uluslararası çalışmalar anlatılmaktadır. Uluslararası örgütlerin azınlık haklarının korunması için tarihsel süreç içerisinde yaptıkları düzenlemeler ayrı ayrı ortaya koyulmaktadır.?Azınlık? kavramının içeriğinin belirlenmesi gerektiği düşünülerek, öncelikle tanıma yönelik hukuki, sosyolojik ve en geniş anlamıyla uluslararası alanda bu konuda kabul edilen bütün belgelerde yer alan tanımlar izah edilip evrensel ve bağlayıcı bir tanıma ulaşmada yaşanan olumsuzluklarla birlikte devletlerin bu yöndeki isteksizliklerine değinilmektir. Milletler Cemiyeti'nden itibaren kronolojik olarak Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, AGİT ve Avrupa Birliği'nin hazırlamış olduğu uluslararası belgelerdeki tanımlara bakılmaktadır.İkinci bölümde, Türkiye'deki azınlıkların tarihi geçmişi, Osmanlı Devleti'ndeki ?Millet Sistemi?nin özellikleri ve Milletlere tanınan haklar ve Tanzimat'la birlikte Osmanlı siyasi, sosyal ve kültürel hayatındaki değişimlerin gayrimüslimlere yansıması irdelenmektedir. Osmanlı Devletinden zihinlere miras kalan ancak gayrimüslimlerin azınlık olarak kabul edilebileceği düşüncesinin Lozan Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'ne ne şekilde intikal ettiği incelenmektedir.Avrupa Birliği'ne aday ülke konumunda olan Türkiye'nin azınlıklara yönelik uygulamalarının İlerleme Raporları, Katılım Ortaklığı Belgeleri ve Uyum Yasaları ile kaydettiği ilerlemesi incelenirken AB'nin Türkiye'den taleplerinin haklılığı sorgulanmaktadır.

Azınlık haklarıAzınlıklarHukuki statü+4
Emine Gülselcen Kafkasyalı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Anadilde eğitim ve Türkiye uygulaması

Bu çalışmada genel olarak azınlık hakları, anadil ve anadilde eğitim hakkı ile Türkiye ve bazı Avrupa ülkelerindeki anadilde eğitim hakkı uygulamaları mukayeseli olarak incelenmiştir.Birinci bölümde azınlık, azınlık hakları, anadil, dilsel haklar, eğitim hakları ve anadilde eğitim hakkı kavramına değinilmiştir.İkinci bölümde anadilde eğitim hakkı okulöncesi öğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim gibi farklı düzeylerde ele alınmıştır.Üçüncü bölümde Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği belgeleri ve diğer evrensel ve bölgesel belgelerdeki anadilde eğitim hakkına ilişkin hükümler analiz edilmiştir.Dördüncü bölümde Osmanlı İmparatorluğunda azınlıkların anadilde eğitim hakkı, Türkiye'de anadilde eğitim hakkına ilişkin yasal mevzuat ve anadilde eğitim hakkı uygulamaları değerlendirilmiştir.Beşinci bölümde ise İsveç, İspanya, Fransa ve Yunanistan'daki anadilde eğitim uygulamaları incelenmiş, bu uygulamalar farklı açılardan Türkiye'nin uygulamalarıyla mukayese edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Azınlıklar2.Azınlık Hakları3.Anadil4.Anadilde Eğitim Hakkı5.Uluslararası Belgelerde Anadilde Eğitim

AnadilAzınlık haklarıAzınlıklar+8
Sefa Seçen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

II. Meşrutiyet döneminde okul öncesi eğitim (1908-1918)

Bu çalışmanın amacı eğitim programlarından okul öncesi eğitimin Osmanlı Devleti'nin II. Meşrutiyet döneminde hazırlık, uygulama ve tutumlar bağlamında geçirdiği süreci tarihi açıdan ortaya koymaktır.Osmanlı Tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen ve önemli sayılan II. Meşrutiyet döneminde, yaşamın gelişim ve eğitim açısından kritik zamanlarından biri olan okul öncesi eğitimin geçirdiği süreç ele alınmıştır.Modern okul öncesi eğitimin Osmanlı Devleti'nde ortaya çıktığı zaman olarak kabul edilen II. Meşrutiyet döneminde bu eğitim kademesinin resmi faaliyetlerde, öncü denilebilecek kişilerin faaliyetlerinde, azınlık ve yabancıların faaliyetlerinde, basılı eserlerde nasıl yer aldığı konu edinilmiştir.Araştırmanın kaynaklarını II. Meşrutiyet döneminde resmi makamlar tarafından oluşturulmuş belgeler, basılı eserler ile bu dönemde yayımlanmış yayınlar oluşturmaktadır. Bu kaynaklar ağırlıklı olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Ankara Milli Kütüphane koleksiyonlarından taranmış, ikincil kaynaklar yardımıyla betimlenerek araştırma metni oluşturulmuştur.Kaynaklardan ulaşılan sonuca göre II. Meşrutiyet döneminden önce azınlık ve yabancılar tarafından oluşturulup bu dönemde eğitim faaliyetlerine devam eden okul öncesi eğitim kurumları vardı. İlk resmi uygulamalar ise 1913 yılında bir ana mektebinin ve öğretmen yetiştiren kurumun açılması olmuştur.Bu alanda yetişmiş insan kaynakları olmadığı için hem öğretmen yetiştiren kurumda hem de okul öncesi eğitim kurumlarında azınlık ve yabancılara mensup kadın öğretmenlere görev verilmiştir.Bu dönemde okul öncesi eğitim savaşlar nedeniyele fazla gelişmese de kurumlarıyla, personeliyle, programıyla uygulama örnekleriyle bir altyapı oluşturulmuştur.

AzınlıklarEğitimEğitim tarihi+4
Musa Bardak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de azınlıkların televizyonda yansıtılma biçimi

Bu çalışma, Türkiye'de ulusal çapta yayın yapan dört televizyon kanalının ana haber bültenlerinde, azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili konuların nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Yıllardan beri içinde bulunduğu yasal zeminle, bugün Avrupa Birliği kriterleri arasında bir ?sıkışmışlık? yaşadığı gözlenen medyanın, azınlıklar ve farklı etnik kimliklerle ilgili konularda nasıl bir bakış açısı belirlediği, farklı grupların talepleri karşısında nasıl bir iletişim ortamı oluşturduğu ve bu grupların taleplerinin medyanın söylemine ne kadar yansıdığı, bu çalışmada ele alınacak ve örnek olaylarla analiz edilerek sorgulanacaktır. Çalışma üç ana bölüme ayrılmaktadır; birinci bölümde, ulus-devlette azınlık ve yurttaşlık kavramlarının ne anlama geldiği ve ?azınlık? kavramının hukuksal çerçevesi ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve küreselleşme, ulus-devlet ve azınlık hakları ile küreselleşmenin azınlık taleplerine olan etkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de medyanın azınlıklara ve etnik kimliklere yaklaşımına değinilmiş ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde değişmeye başlayan medya kriterleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise; seçilen televizyon kanallarında, 2005?2007 tarihlerinde Türkiye'de azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili bazı önemli gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, dört ana haber bülteninde bu gelişmelerin nasıl ele alındığı ve sunulduğu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular konu ile ilgili bir sonuca bağlanmıştır.

AzınlıklarTelevizyon
Canan Özkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan Antlaşması'nda yer alan düzenlemeler kapsamında Heybeliada Ruhban Okulu ve günümüze yansımaları

Bu çalışma kapsamında, büyük oranda teokratik bir İslam Devleti yapısında Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarında yaşayan gayrimüslimler için uyguladığı yönetim politikasından ?Millet Sistemi-nden yola çıkılarak, laik bir hukuk devleti şeklindeki günümüz Türkiyesi'nde Fener Rum Patrikhanesi'nin doğrudan kendisine bağlı olarak Heybeliada Ruhban Okulu'nun Teoloji Yüksekokulu statüsünde yeniden açılması ile ilgili talepleri incelenmiştir.Çalışmada, Türkiye'nin başta Avrupa Birliği ilişkileri ve ABD ile diyalogları bağlamında güncel siyasî konjonktür ve adeta uluslararası bir görünüm kazandırılmak istenen ancak Türkiye'nin kendi iç kurumu olan Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun durumu, Lozan Antlaşması ve pozitif Türk hukuk normları temel alınarak değerlendirilmiştir.Lozan Antlaşması, I.Dünya Savaşı sonunda tarihe karışan Osmanlı İmparatorluğu'ndan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası platformda tanındığı ve tescil edildiği en önemli belgedir. Çalışmada, Lozan Antlaşması'nda doğrudan yer almamakla birlikte, Konferans tutanakları ve Antlaşma'daki ?Azınlıkların Korunması? ile ilgili genel düzenlemelerden yola çıkılarak Patrikhane'nin bugünkü statüsü ve Ruhban Okulu'nun yeniden açılması ile ilgili imkan ve ihtimaller aydınlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak meselenin Türkiye açısından, Türkiye'nin diğer iç meselelerinde de olduğu gibi, başta Anayasa olmak üzere, kendi mevzuatından yola çıkarak sonuçlandırılması gereken ?içsel ve güncel bir konu başlığı? olduğu vurgulanmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Millet Sistemi2. Patrikhane3. Ruhban Okulu4. Lozan5. Azınlıklar

Azınlık haklarıAzınlıklarGayrimüslimler+2
Şule Erkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan tutanaklarına ve TBMM zabıt ceridelerine göre Lozan'da azınlıklar meselesi

Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti Devleti için her yönüyle önemli olan ve önemini bugün de önemini kaybetmeyen bir anlaşmadır. Bu antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş sürecindeki ve sonrasındaki gerek iç gerekse dış siyasetini önemli ölçüde yönlendirmektedir.Lozan görüşmeleri bütünüyle değerlendirildiğinde Misak-ı Millî'nin azınlıklarla ilgili hükmünün tamamıyla gerçekleştiği görülmektedir.Türkiye Cumhuriyeti açısından hayatî önem arz eden azınlık kavramına Lozan'da yüklenen anlam, aynı zamanda yeni devletin ?üniter kimliği?ne yapılan vurgudur. Konferans süresince Türk heyeti, Müslümanlar içerisinde azınlık kavramının olmadığını savunurken ortaya koymaya çalıştıkları temel fikrin, Anadolu'da yaşayan bütün Müslüman unsurların ?Türk kimliği? kavramı ile ifadesinden başka bir şey değildi. Lozan'da bütün dünya milletlerine kabul ettirilen bu anlayış, aynı yıl daha da geliştirilerek Cumhuriyet'in niteliklerine yansıyacak ve ?ülkenin parçalanmaz bütünlüğü?, ?milletin bölünmez birliği? şekliyle Cumhuriyet'in kazanımlarına dönüşecektir.

AzınlıklarLozan Antlaşması
Ömer Karakaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin etnik ve dini kimliklere bakış açısı: Güneydoğu Anadolu Bölgesi örneği

[BAŞBİLEN, Pınar]. [Avrupa Birliği'nin Etnik ve Dini Kimliklere Yaklaşımı: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği], [Yüksek Lisans Tezi], Ankara, [2008].Azınlık kavramı, 16'ncı yy.daki reform hareketleri çerçevesinde "ulus" denilen toplumsal birimlerin uluslararası arenaya çıkmasıyla, oluşmaya başlayan yeni bir kavramdır. Kavram, son yıllarda "etnik grup" kavramıyla birlikte anılmaya başlanmıştır. Bu durum, uluslararası konjonktürde henüz ortak bir azınlık tanımına ulaşılamamasından kaynaklanmaktadır.BM, AK ve AGİT çerçevesinde yapılan düzenlemeler de bu konuda yeterli olmamış, uluslararası kabul gören bir azınlık tanımına ulaşılamamıştır.Avrupa'da, son yıllarda insan haklarının bir bileşeni olarak algılanan azınlık hakları, gelişmekte olan bir alandır ve Avrupa Birliği'nin bu konudaki mevzuatı son derece gençtir. Hatta, azınlık haklarının daha çok AB'ye katılma çabasındaki devletlerin gündemine konmasına karşın, bugüne kadar AB'nin kendi içerisinde özellikle de yöne üye devletler bakımından aynı ölçüde popüler bir konu olmadığı yorumları yapılmaktadır.AB ülkelerinde her devletin kendi ulusal politikalarına göre azınlık rejimi belirlenmekte ve ona uygun politikalar uygulanmaktadır. Başka bir deyişle, AB'de yaşayan farklı etnik, dilsel ve dinsel kimliklere ortak bir politika ile yaklaşılmamaktadır.Oysa AB, azınlık rejimi, ulusal yasaları, Anayasası ve kurucu antlaşması ile belirlenmiş Türkiye'ye aynı hoşgörüyü göstermemekte, Kopenhag kriterleri olarak adlandırdığı Birliğe üyelik kriterleri gereği, Türkiye'yi ülkesinde var olmayan farklı etnik, dilsel ve dinsel gruplara haklar vermesi şeklindeki dayatma ile karşı karşıya bırakmaktadır.Bugün, Türkiye'nin algıladığı tehditlerin belki de en başında, ülke içerisinde farklı etnik, dini ve dilsel kimlik yaratma çalışmaları gelmektedir. Çokkültürlülük adı altında dış destek ile geliştirilen bu politikalar, Türkiye'nin üniter yapısını bozmayı hedeflemektedir.Nitekim, 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, anılan antlaşma uyarınca azınlık kriterini "gayrimüslimlik" olarak belirlemiş, bu kapsamda, üç gruba (Rumlar, Ermeniler, Yahudiler) azınlık statüsü tanımıştır. Ayrıca bu gruplara, uluslararası azınlık hukukuna göre her türlü hak tanınmaktadır.Ancak, 1990 sonrasında, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin hızlandığı dönemde, Avrupa ülkelerinin Türkiye'de farklı etnik, dilsel ve dinsel unsurlar yaratma konusundaki baskıları artmış, özellikle ülkenin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan Kürt ve Süryani kökenli vatandaşlar ile dinsel olarak farklı bir mezhebe mensup Alevi vatandaşlarımızın, dinsel, dilsel ve kültürel hakları tartışmaya açılmıştır. Bu kapsamda, Kürt ve Süryani kökenli vatandaşlar "ulusal azınlık", Alevi mezhebine mensup vatandaşlarımız da "dinsel azınlık" olarak algılanmıştır.Kendi içerisinde bile, farklı kimlikler üzerinde ortak bir politika belirleyemeyen AB, yer yıl yayımladığı raporlarla, başta anadilde eğitim ve yayın hakkı olmak üzere, diğer kültürel ve dinsel haklar alanında Türkiye'yi "ihlalci" konumuna getirmekte, başta Anayasa olmak üzere, ilgili yasaları ve en önemlisi Lozan Antlaşmasını görmezden gelmektedir.Türkiye, AB'ye aday ülke olarak kabul edildiği günden itibaren kapsamlı bir reform sürecine girmiş, yasalarında ve anayasasında değişiklikler yapmıştır. Bugün itibariyle Türkiye, Kopenhag Kriterlerinin insan hakları kapsamında dile getirilen taleplerin büyük bir kısmını karşılamış durumdadır. Bu çerçevede Türkiye, Lozan Antlaşması ile belirlediği hukuki statünün değiştirilmesi konusunda AB tarafından yapılan baskılara müsaade etmemeli, konu hakkındaki kararlılığını müzakereler boyunca net bir şekilde diplomatik yollarla iletmelidir.Anahtar Sözcükler: Azınlık, Etnik Grup, Türkiye, Avrupa Birliği, Kürt Kökenli Vatandaşlar.

Avrupa BirliğiAzınlıklarEtnik gruplar+2
Pınar Başbilen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00

Related subjects