Tarikatlar
117 theses under this subject heading
Nakşbendî-Hâlidî Şeyhi Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin hayatı ve Mektûbâtı'ndaki tasavvufî görüşleri
Nakşbendî-Hâlidî Şeyhi Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin Hayatı ve Mektûbât'ındaki Tasavvufî Görüşleri 19. asırdan itibaren Osmanlılar'da Doğu Anadolu'nun sûfî geleneğini belirleyen tarîkat Nakşbendî-Müceddidîliğin Hâlid el-Bağdâdî'ye (ö.1242/1827) nisbet edilen Hâlidîlik koludur. 1274-1342/1858-1924 yılları arasında yaşamış olan Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî bu bölgede irşad hizmetini yürüten Nakşbendî-Hâlidî şeyhlerinden biridir. Kendisine Hâlid el-Bağdâdî'den sonra "Hazret" lakabı verilen ikinci kimsedir. Bu tez Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin hayatını ve Nakşbendî-Hâlidî geleneği etrafında şekillenen tasavvufî görüşlerini incelemektedir. Tezin birinci bölümünde onun hayat hikâyesine yer verilmektedir. Burada doğumu, ailesi, lakabı, ilmî serüveni, irşâd faaliyetleri, siyâsi ve içtimâi alanda aldığı sorumluluklar ve vefâtı anlatılmaktadır. Tezin ikinci bölümünde ise onun tasavvufî görüşleri -çeşitli kişilere yazdığı mektuplarından derlenen- Mektûbât'ı ışığında incelenmektedir. Teze katkı sağlayan kaynakların başında Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin Mektûbât'ı gelmektedir. Bunun dışında başvurulan kaynaklar özellikle Nakşbendî geleneğine bağlı diğer sûfîlerin eserleri, özellikle Mektûbâtlar'ı, teşekkül dönemi klasik tasavvuf eserleri, güncel yayınlar ve akademik çalışmalardır. Bu çalışmayla Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin yaşadığı dönemin sosyal ve siyâsî olaylarına ilgisiz kalmayan bir şeyh olduğu ve tasavvufî görüşlerinin Nakşbendî-Hâlidî geleneği etrafında şekillendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kavramlar: Nakşbendî-Müceddidî-Hâlidî, Hâlid el-Bağdâdî, Şeyh Muhammed Ziyâeddîn Nurşinî, Hazret.
Sufilerde huzurlu yaşam ve ahlaki olgunluk
Bu çalışmanın amacı, önce, Ruhzârî tarikatına mensup olan bireylerin ahlaki olgunluk ve huzur düzeylerini etkileyen faktörleri incelemek ve bu faktörler ile ahlaki olgunluk ve huzur arasında nasıl bir ilişki olduğunu ortaya koymaktır. Sonra, Ruhzârî tarikatı katılımcılarının ahlaki olgunluk ve huzur düzeyleri betimsel açıdan tespit edilerek, bu düzeyleri etkilediği varsayılan bazı demografik değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişki düzeylerini incelemektir. Buna göre, konuyla ilgili 40 hipotez geliştirilmiş ve araştırma sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle söz konusu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 23 yaş ve üzeri Çorum, Kırıkkale, Ankara ve İstanbul illerinde yaşayan 5 yıl ve üzeri süredir Ruhzârî tarikatı katılımcısı olan 740 erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan demografik özelliklerin bulunduğu "Kişisel Bilgi Formu", katılımcıların ahlaki olgunluk ve huzur düzeylerini belirlemeye yönelik 5'li Likert tipi "Ahlaki Olgunluk" ve "Huzur Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda demografik değişkenler ile ahlaki olgunluk, demografik değişkenler ile huzur arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen bulgulara göre; katılımcıların ahlaki olgunluk düzeyi ile huzur düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve ahlaki olgunluk ile huzur arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu ve ahlaki olgunluğun huzurdaki varyansın % 9'unu açıkladığı saptanmıştır. Bulgular ahlaki olgunluğun huzurun anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Tarikat ritüellerini yerine getirmenin örneklem tarafından sıklıkla kullanıldığı ve bu ritüelleri yerine getirmenin katılımcıların ahlaki olgunluk ve huzur düzeyleri üzerinde pozitif yönlü katkısının olduğu da araştırmanın bulguları arasındadır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda tekke ve zaviyeler: Diyarbakır Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi örneği
Türklerin özellikle Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya akın akın göçleri sonucunda bu coğrafya Türk yurdu haline gelmeye başlamıştır. Çok uzun tarihi bir sürece işaret eden bu durumun gerçekleşmesinde birçok unsurdan söz edilebilir ki bunlardan birisi de şüphesiz tarikatlar ve onların kurumsal yansımaları olan tekke ve zaviyelerdir. Türkmen toplulukları nezdinde büyük saygı, hürmet ve muhabbet beslenen Türkmen babaları, şeyh ve dervişleri Anadolu Selçuk Devleti'nin son zamanları ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş sürecinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu süreç Diyarbakır özelinde Akkoyunlular döneminde önemli bir merhaleye ulaşmış, Osmanlı hâkimiyeti döneminde ise bölgenin İslam medeniyet dairesindeki yeri daha da pekişmiştir. Bu dönemlerde Diyarbakır'da birçok tekke ve zaviye kurulmuş, bu müesseseler toplumu siyasi, dini, sosyal, ekonomik, kültürel ve sosyo-psikolojik alanlarda etkilemiştir. İşte bu tekkelerden biri de Akkoyunlu Uzun Hasan Bey zamanında kurulduğu düşünülen Hasan Padişah (Balıklı) Tekkesi'dir. Bu çalışmada söz konusu tekkenin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına ve toplum üzerindeki etkilerine değinilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Osmanlı İmparatorluğu, Hasan Padişah, Balıklı Tekke, Zaviye.
Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı
Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.
Tarihsel gelişimi ve aktüel durumu açısından Bûdşîşiyye tarikatı
Bûdşîşiyye ana tarikatlardan biri olan Kâdirîliğin kolu olarak Fas'ta kurulan bir tarikattır. Günümüzde Mağrib'de ve özelikle de Fas topraklarında hayli yaygın ve güçlü bir tarikat olan Bûdşîşiyye'nin kuruluşu XVIII. yüzyılın ortalarına rastlar. Bu tarikat bağlıları atarfından müceddid olarak kabul edilen ve esasen Ayn Safra nahiyesinden olan Şeyh Ali b. Muhammed el-Bûdhîlî İznasnî'ye nispet edilmektedir. Tarikatın ana zâviyesinin ilk ve aslî merkezi günümüzde Medağ bölgesinde bulunan mekândır. Bûdşîşyye tarikatının merkez tekkesi kurulduğu günden itibaren sömürgeci güçlere karşı mücadelede mühim bir rol üstlenmiştir. Tarikatın günümüzdeki lideri Şeyh Hamzâ'nın oğlu Ebû Münîr Cemâlüddîn'dir. Budşîşiyye'nin günümüzde özellikle genç ve yetişkin entelektüeller başta olmak üzere farklı kesimlerden çok sayıda mensubu bulunmaktadır. Tarikatın şöhreti Fas sınırlarını aştığından birçok İslam ülkesinde, Avrupa'da, Asya'da ve Kuzey Amerika'da müntesipleri bulunmaktadır.
Makbulden mülhidliğe: Değişen devlet-Bektaşi ilişkisi (1826-1922)
Yeniçeriliğin manevi yönünü temsil eden Bektaşilik; devlet destekli tek Gayrisünni tarikat olması, yasaklanmasına rağmen ortadan kaldırılamaması ve kendine özgü bir kültürel bir yapıya sahip olması gibi nedenlerden dolayı hâlâ tarih ve sosyoloji bilim dalları başta olmak üzere pek çok bilim dalının ilgisini üzerinde sürdürmektedir. Son yıllarda yine artan bu ilgiyle birçok çalışma ele alınmış, ancak Bektaşilikle ilgili bazı alanlarda eksiklikler doldurulamamıştır. Bunların başında değişen devlet-tekke ilişkisi bağlamında Balkan Bektaşilerinin sosyal, siyasal, ekonomik ve dini durumlarıdır. Söz konusu eksiklikler kapsamında din, devlet ve toplum ayağı olan bu uzun ve zorlu mücadelenin panoramik görüntüsü oluşturulması gerekmektedir. Bu meyanda devlet-tekke, tekke-toplum ilişkileri ele alınmış, kaldırılma sürecinin devlet ve toplum üzerindeki etkileri irdelenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Bektaşilerin tekkelerde yaptıkları faaliyetlerden dolayı, XX. yüzyılın başlarına kadar sürdürülen takibatlar ve Balkanlar'dan geri çekilme sürecinde Bektaşi tekkelerinin yaşadıkları savrulmalar, devletin Sünni-Hanefi resmi din anlayışı teorik çerçevesi üzerinden devlet-tarikat ilişkisini ortaya koymak hedeflenmiştir. Osmanlı Devleti'nin kendi varlığı için elzem gördüğü "resmi devlet dini" oluşturma politikası için ortadan kaldırılması hedeflenen Bektaşilik politikasının cumhuriyet kadrolarına miras kaldığı da görülmektedir. Nitekim Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte dini hayatı düzenlemek için yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Sünni ve özelde Hanefi itikadının dışında Alevi-Bektaşi geleneğinin göz ardı edilip yer verilmemesi bunun en büyük göstergesidir.
Gaziantep'te Mevlevîlik ve Antep Mevlevîhanesi
Tezimizde tarihi XVI. yüzyıla dayanan Gaziantep'teki Mevleviliğin ortaya çıkış dönemi ve günümüze kadarki süreci muhtelif yönleriyle ele alınmıştır. Hz. Mevlânâ'nın öğretilerini temel alan Mevleviler, geniş halk kitlelerine ulaşabilmiş, yüksek edebi ve hikemi doktrinleri sayesinde toplumun birçok katmanına hitap edebilmişlerdir. Anadolu'nun dört bir yanına yayılan Mevleviler, Gaziantep ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarihi açısından önemli misyonlar üstlenmişlerdir. Bölgenin başta dinî olmak üzere sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik alanlarına etki edecek faaliyetler yürüten Mevleviler, Şii yayılmacılığına karşı da etkili olmuşlar, İpek Yolu üzerinde geçiş zaviyesi rolü üstlenerek Safevilerin siyasi hedeflerine kısmen engel olmuşlardır. Mevleviliğin özellikle Osmanlı Devleti'nin hâkim olduğu alanlarda varlığını idame ettirmesi yönetimle uyumunu ortaya koymaktadır. Antep Mevlevîhânesi, 1638 yılında Mustafa Ağa b. Yusuf tarafından padişah onayı ile inşa edilmiş Güneydoğu'daki Mevlevîhânelerden birisiydi. Mimari dokusuyla ünlü seyyah Evliya Çelebi'yi dahi hayran bırakmış günümüze kadar ulaşan nadide eserlerdendir. İlk yapıldığı tarihten itibaren vakfiyesinde de mukayyet olan Mevlevi erkânının vazife tahsisleriyle uygulandığı görülmektedir. Senelik ve haftalık belli periyotlarda gerçekleştirilen zikir ve sema meclisleri, Sahih-i Buhari ve Mesnevi okumaları aktif bir dini yaşantının izlerini taşımaktadır. Mevlevîhâne adına kurulan vakıflardan elde edilen gelirler ile şehrin ticari yaşamına katkı sunulmuş, hayır faaliyetleriyle ihtiyaç sahipleri gözetilerek yardımlaşma ve dayanışma tesis edilmiştir. Milli mücadele döneminde aktif rol üstlenen Mevlevîhâne, tarihinin her döneminde Antep'in ve bölgenin önemli bir merkezi olmuştur.
Şeyh Muhammed Nebhân'ın hayatı ve tasavvufî görüşleri
Bu tezde, tasavvufun yirminci yüzyıldaki temsilcilerinden Şeyh Muhammed Nebhân'ın (ö. 1394/1974) hayatı, fikirleri ve tasavvufî görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada Şeyh Nebhân'ın doğumu, yetişmesi, ilim yolculuğu, seyr-ü sülûku, davet ve irşad çabaları, hayata geçirdiği projeleri, şeyhleri, müridleri, kerametleri ve ahlakı gibi yaşamının çeşitli aşamaları araştırmaya tabi tutulmuştur. Öte yandan bu çalışma ile Şeyh Nebhân'ın, tasavvufun ana konu ve kavramlarına ilişkin görüş ve düşüncelerini ortaya çıkarma hedeflenmiştir. Muhammed Nebhân'ın şerîata karşı saygılı bir tutum sergileyen sûfî bir âlim olduğu görülmüştür. Kendisine ait müstakil bir eseri olmasa da tasavvufî görüşleri dağınık bir biçimde farklı kaynaklarda yer almaktadır. Tezimizde bu görüşler sistematik bir biçimde derlenmiş ve onun tasavvufî meseleler hakkındaki söylemleri değerlendirilmiştir. Tarîkatsız bir tasavvuf düşüncesine sahip olan Muhammed Nebhân tarîkatlarda ortaya çıkan bazı olumsuzluklara karşı eleştiride bulunsa da toptan bir reddiye içerisine girmemiştir. Anahtar Sözcükler: Tasavvuf, Muhammed Nebhân, Suriye, İrşad, Şeyh, Tarikat.
Edirneli Arapzâde Muhammed ilmî Efendi ve Mîzânü't-Tarîk adlı eserinde tasavvufî görüşleri
17. asrın son ve 18. asrın ilk yarısında Osmanlı coğrafyasında yaşamış Nakşibendî-Müceddidiyye temsilcilerinden Arapzâde Muhammed İlmî Efendi (ö.1130/1718), Sufî yönünün olması yanında önemli bir Osmanlı âlimidir. Ravzatü'l-Ma'ârif ve Hadîkatü'l-Letâif gibi ilmi yönünü gösteren risâleleri olmak üzere çeşitli türde eserleri vardır. Ancak bu çalışmada esas olarak Tarîkat adâp ve erkânlarını ihtiva eden Mîzânü't-Tarîk adlı eseri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Arapzâde Muhammed İlmî Efendi'nin hayatı, ilmî ve tasavvufî şahsiyetiyle birlikte eserleri, bağlı bulunduğu tarîkat kolu ve tasavvufî görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Mizânu't-Tarîk adlı eserin tahlili yapılmış olup, risâlede ele alınan konulardan bahsedilmiştir. Son olarak eserin, çalışmada günümüz Türkçesine aktarılıp ek olarak yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Arapzâde Muhammed İlmî, Adâp-Erkân, Nakşibendî-Müceddiyye
Tapınak Şövalyeleri tarikatı: Kuruluşu, örgüt yapılanması ve yargılanmaları
Süleyman'ın Mabedi ve İsa'nın Yoksul Şövalyeleri ya da en bilinen adıyla Tapınak Şövalyeleri, I. Haçlı Seferi sonucunda Hıristiyanlar tarafından ele geçirilen Kudüs'te kurulan Latin Krallığı bünyesinde hayat bulmuş askeri-dini nitelikli bir tarikattır. Kutsal toprakları ziyarete gelen hacı adaylarını korumak gibi bir ülküyle kurulmuş olan tarikat, Hıristiyan manastır yaşamını benimsemiş savaşçı keşişlerden oluşuyordu. En temel prensipleri olan yoksunluk ve yoksulluk ilkelerine rağmen Papalık tarafından resmi olarak tanınmasının hemen akabinde özellikle Avrupa soylularının yüklü bağışları sayesinde muazzam bir zenginliğe ulaşmıştı. Avrupa'da sahip oldukları sayısız mülk ve geniş topraklarla zenginleşen Tapınakçılar, krallara ve soylulara yüksek miktarlarda borç para veriyorlardı. Avrupa ve kutsal topraklarda bulunan Tapınak evleri vasıtasıyla bir nevi para transferi sistemi kuran Tapınakçılar, modern bankacılığın temelini de atmışlardır. Kısa sürede zenginleşmesine rağmen özellikle kutsal topraklarda üst üste gelen askeri başarısızlıklardan sorumlu tutulmuşlardı. Kuruluşundan itibaren yaklaşık iki yüz yıl boyunca Orta Çağ Avrupa'sının dini, askeri, ekonomik, sosyal ve mimari yapısını etkileyen Tapınak Şövalyeleri'nin düşüşü de yükselişleri gibi hızlı olmuştu. XIV. yüzyılın başında Fransa topraklarının önemli bir bölümüne sahip olan Tapınakçılara yüklü miktarda borcu bulunan Fransa Kralı IV. Philippe tarafından isnat edilen heretiklik, Haç'a hakaret, Şeytan'a tapınma ve İsa'yı inkâr gibi suçlamalar neticesinde aralarında son Tapınak Üstadı Jaques de Molay'ın da bulunduğu pek çok tarikat mensubu tutuklanmıştı. Engizisyon yargılamaları neticesinde suçlu bulunan Tapınakçılar son üstadın idam edilmesiyle birlikte resmi olarak tarih sahnesinden silinmiştir. Tapınak Şövalyeleri Tarikatı'nın kuruluşundan tarih sahnesinden çekilişine kadar olan seyrini incelediğimiz çalışmamızda Roma Kilisesi'nin dünyevi otorite kurma ve Hıristiyanlıkta kutsal savaş olgusunu geliştirerek Haçlı Seferlerine zemin oluşturma çabalarına yer verdik. Manastır yaşamı ile şövalyelik kurumunun bir araya getirildiği Tapınak Şövalyeleri Tarikatı'nın organizasyon yapısı, faaliyetleri ve engizisyon tarafından sorgulanmaları ise çalışmamızın ikinci bölümünü teşkil etmiştir.
Ebû Bekir b. Abdurrahmân el-Hüseynî'ye ait şecerenin değerlendirilmesi
Bu tezde, Osmanlı döneminin son âlimlerinden biri olan ve birçok eserin müellifi olan Seyyid Ebû Bekir el-Alevî el-Huseynî'nin hayatı ve ona ait Kitâbu Ukûdu'l-lu'lu'iyye isimli eseri ele alınmaktadır. Tezde kendi döneminde ilmî ihtiyacı karşılamak için farklı alanlarda çok sayıda eser yazan bu şahsın sadece mezkûr eserini inceleyip tanıtmak amaçlanmaktadır. Ebû Bekir el-Huseynî'nin telif ettiği eserler arasında ayrı bir yeri bulunan Ukûdu'l-lu'lu'iyye'de Hz. Peygamber'den (sav.) başlamak üzere sahabe, tabiîn, tabei tâbiîn ve Aleviyye tarikatına mensup olan bin küsur kişi zikredilmektedir. Bunların arasında tarihe mâl olmuş bazı önemli simalar da yer almaktadır. Mesela yedi Kurrâ imam-ı, Kütüb-i Sitte müellifleri, dört mezhep imam-ı ve meşhur sufîler burada kaydedilenlerden bazılarıdır. Bu eserin silsilesinde zikredilen kişilerin kalabalığından dolayı uygulanagelen şecere metotlarından farklı bir yöntem kullanılmıştır. Buradaki metot -bilindiği kadarıyla- ilk defa müellif tarafından uygulanmıştır. Bu yeni yöntemle hoca ile talebe ilişkisini göstermek için çizgiler kullanılmamış, bunun yerine numara sistemi geliştirmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk Edebiyatı, Ebû Bekir el-Huseynî, Kitâbu Ukûdu'l-lu'lu'iyye, Aleviyye Tarikatı, Hadramiye Tarikatı.
Mevlana Muhammed Ali'nin "The Holy Qur'an" adlı meal-tefsiri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, Mirza Gulâm Ahmed'in (ö. 1908) kurduğu Kâdiyânîlik (Ahmedîlik) adlı dinî hareketin bir kolu olan Lahor Ahmedîliğinin lideri Mevlana Muhammed Ali Lâhûrî'nin (ö. 1951) The Holy Qur'an with English Translation and Commentary adlı meal-tefsirinin tahlil ve tenkidini içermektedir. Beş bölümden oluşan çalışmanın giriş ya da birinci bölümünde ilkin müellif Muhammed Ali'nin yaşadığı çağ ve çevre ana hatlarıyla betimlenmiş, ardından müellifin hayatı ve eserleri ile Kâdiyânîlik (Ahmedîlik) hareketi hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde Muhammed Ali'nin genel çerçevede Kur'an'ı anlama ve yorumlama metodu ortaya konulmaya çalışılmış; ayrıca onun Ulûmu'l-Kur'an'ın belli başlı konularına dair görüşleri de değerlendirilmiştir. Bu bölümdeki tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde M. Ali'nin eklektik denebilecek bir meal-tefsir anlayışına sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Üçüncü bölümde kıyamet, ahiret ve gaybî varlıklarla ilgili ayetleri yorumlama tarzı irdelenmiştir. Dördüncü bölümde kıssalar ve mucizelerle ilgili ayetleri nasıl anlayıp yorumladığı konusu ele alınmış; beşinci ve son bölümde ise ahkâm (toplumsal düzen ve hukuk) ayetlerine ilişkin yorumları değerlendirilmiştir.Bu üç bölüm kapsamında M. Ali'nin gaybî varlıklar ve gaybî varlık alanlarıyla ilgili ayetleri kimi zaman Bâtınîliğe varacak düzeyde metaforik ve alegorik tarzda yorumladığı, buna karşın kıssaların tefsirinde ağırlıklı olarak rasyonalist, hatta natüralist bir anlayışa dayandığı, toplumsal düzen ve hukukla ilgili ayetlerin yorumunda ise klasik İslam modernizmine özgü apolojik (savunmacı) bir dil ve üslup kullandığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler: Mevlana Muhammed Ali, Kâdiyânîlik (Ahmedîlik), Meal, Tefsir.
Ehl-i sünnet ve Şiî Caferî müfessirlere göre Mut'a nikâhı
Bu çalışmada, Ehl-i Sünnet ile Şiî Caferî mezhebi arasındaki tartışmalı meselelerden biri olan mut'a nikâhına, Kur'ân tarafından izin verildiği iddiası araştırılmıştır. Şiî Caferî mezhebi, istimtâ' âyeti olarak da bilinen Nisa sûresinin 24. âyetini, Kur'ân'da mut'anın cevazına referans göstermiştir. Mut'anın haram olduğunu iddia edenler ile cevazına fetva verenlerin görüşleri, Nisa sûresi 24. âyeti bağlamında ele alınıp değerlendirilmiştir. Ayrıca konuya ışık tutması amacıyla evlilikle ilgili diğer konular da ana hatlarıyla ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Mut'a, Nikâh, Ehl-i Sünnet, Şîa.
Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi ve "Risâle-i Nûriye" adlı eseri
Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Şeyhülislam, Tarîkat, Kâdirîlik, Kadızâde Mehmed Tâhir. Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Şeyhülislam, Tarîkat, Kâdirîlik, Kadızâde Mehmed Tâhir. Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi (1747-1838) Tokat'ta dünyaya gelmiştir. Babası kadı Ömer Efendi'dir. İlk eğitimini babasından almıştır. Babası adındanda anlaşılacağı üzere kadı olarak Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmıştır. Daha sonra İstanbul'a giderek devrin tanınmış âlimlerinden ders görmüştür. Mehmed Tâhir Efendi 1196/1782 yılında girmiş olduğu ruûs imtihanını kazanarak müderris olmuştur. Bu görevden sonra kadılığa terfi etmiş olup Anadolu ve Rumeli'nin birçok ilinde kadı olarak görev yapmıştır. Sırasıyla; Osman Paşazâde İzzet Bey'in Teşrîfatçılık memurluğunda bulundu ardından Yenişehr-i Fenâr Kadılığına getirildi. Mekke pâyeliğini elde etti. 1818 yılında İstanbul kadılığına getirildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. 1824 yılında Mekkîzâde Âsım Efendi'den sonra Şeyhülislam olarak göreve getirildi. Padişah II. Mahmut zamanında Şeyhülislam olarak görev yapmıştır. İki buçuk yıl bu görevi sürdürmüştür. En büyük hizmeti devlete karşı isyan eden yeniçeriler hakkında vermiş olduğu fetvasıdır. Devletin yanında mânevi olarak durarak padişahın teveccühünü kazanmıştır. Yaşlılığından dolayı görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılıştan sonra Şeyhülislam, Risâle-i Nûriye adlı eseri yazmıştır. Tasavvufa dair kırk bir konudan bahseden bu eseri biz tez çalışmamız olarak ele alıp üzerinde çalıştık. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kadızâde'nin hayatını, eserlerini, ikinci bölümde kısaca tasavvufun tanımını, amacını, gayesini ve tasavvufi görüşünü ele aldık.
II. Mahmud Dönemi Osmanlı Devleti'nde Nakşibendilik (1808-1839)
Bu çalışmada II. Mahmud dönemi devlet ve tarikat ilişkileri incelenmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı 1808-1839 yıllarını kapsayan süreçte devlet ve Nakşi tarikatının karşılıklı ilişki ve münasebetlerinin nasıl olduğu ve devlet tarafından nasıl desteklendiğinin açığa çıkartılmasıdır. Ayrıca temel amaç doğrultusunda araştırmanın soruları ise şunlardır; Nakşibendi tarikatının padişah, devlet adamları, halk ve diğer tarikatlarla ilişkilerinin boyutu nedir; tekke ve zaviyelerin denetimi nasıl yürütülmektedir; şeyh atama, tayin ve aziller nasıl yapılmaktadır; devlet tarafından tekke ve zaviyelere yapılan yardımlar nelerdir; devlet, tarikat, şeyh ve halifeler arasında yaşanılan sorunlar nelerdir? II. Mahmud dönemi devlet ve tarikatın karşılıklı münasebetlerini ve birbirleri üzerindeki etki ve tesirlerini arşiv belgeleri ve telif ve tetkik eserler ışığında tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için nitel araştırma yöntemlerinden kaynak tarama ve belgeleme modelleri tercih edilmiştir. Çalışmada nitel veri toplama tekniklerinden doküman analizi ve veri analizinde betimsel analiz yöntemleri tercih edilmiştir. Çalışma neticesinde devlet ile tarikatın işbirliği ve dayanışma içerisinde hareket ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca aralarında zaman zaman bazı problemler veya adli mevzûlar yaşanmış olsa da birbirlerini desteklemeye devam etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Devlet, Şeyh, Tarikat, Tekke, Zaviye
Türk siyasal hayatında Menemen olayı
Bu çalışmada 23 Aralık 1930 günü Menemen'de Cumhuriyet ve onun devrimlerine karşı gerçekleşmiş bir isyan hareketi anlatılmaktadır. Menemen Olayı öncesinde Türk toplumunu derinden etkileyen, birbiri ardına gerçekleşmiş siyasal ve toplumsal değişimler yaşanmıştır. Ayrıca 1929 Ekonomik Krizi'nin olumsuz etkileri, halkı iyice bunaltmıştır. Ekonomik krizin etkileri ve değişimlerin halkta yarattığı hoşnutsuzluk hali birleşmişken yaşanan Menemen Olayı'ı devrin hükümetini oldukça güç durumda bırakmıştır. Dönemin gazeteleri, meclis ve mahkeme tutanaklarına göre Nakşibendi Tarikatı'na mensup, başlarını Giritli Derviş Mehmet'in çektiği altı kişi Manisa'dan Menemen'e gelerek Cumhuriyet ve onun getirdiği yeniliklere karşı halkı ayaklandırmak istemişlerdir. Yaşanan olaylar sonucunda isyanı bastırmak için gönderilen Asteğmen Kubilay, başı kesilerek, olaya müdahale etmek isteyen mahalle bekçileri Şevki ve Hasan vurularak şehit edilmişlerdir. Daha sonra gönderilen takviye birlikler olayı bastırmış ve kontrolü sağlamışlardır. Hükümet tarafından otoriteyi sağlamak ve düzeni korumak amacı ile Menemen, Balıkesir ve Manisa illerinde sıkı yönetim kararı alınmış ve uygulanmıştır. Yaşanan olay ile doğrudan ve dolaylı olarak bağlantısı tespit edilen yüzlerce kişi Menemen'e getirilerek sorgulanmıştır. Yapılan kovuşturma ve sorgulama neticesinde suçlu bulunanlar yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Menemen Olayı, Menemen'de ve Türkiye Cumhuriyeti'nde silinmesi zor izler bırakmıştır. Anahtar kelimeler: Menemen Olayı, Kubilay, Tek Parti Dönemi, muhalefet, basın, tarikatlar
Kulalı Nüzûlî divanında tasavvuf
Yaptığımız bu çalışma, Yunus takipçisi mutasavvıf bir Halvetî şair olan Kulalı Mustafa Nüzûlî'nin divanındaki dinî tasavvufî unsurların incelenmesi üzerinedir.Çalışma esnasında iki parçadan oluşmuş divan önce okunup irdelenmiştir. Çeşitli lügat ve kaynaklardan yararlanılmış ve çalışmanın ortaya konmasında doğrudan ve dolaylı olarak bilgi aktarımları yapılmıştır.Çalışmanın ?Giriş? bölümünde kısaca Nüzûlî'nin hayatı, divanı ve şiir anlayışı üzerinde durulmuştur. Bu bölümde Nüzûlî'nin doğumu ve doğduğu yer; tarikatı ve tarikat silsilesi hakkında bilgi verilmiş; şiirlerinin muhteva ve şekil bakımından kısa değerlendirilmesi yapılmıştır.Daha sonra Doç. Dr. Kenan Erdoğan'ın, eserin dört nüshasından yararlanarak yayınlamış olduğu Kulalı Mustafa Nüzûlî Divanı(Manisa 2004) esas alınarak divandaki dini ve tasavvufi unsurlar belli bir düzen içinde işlenmiştir. Söz konusu dinî ve tasavvufî unsurlar incelenirken özellikle metot bakımından, daha önceden çeşitli araştırmacılar tarafından yapılmış divan incelemelerinden faydalanılmıştırTasavvufî kavramlar incelenirken tarikat ile ilgili unsurlar ayrı bir baslık altında toplanmıştır. Ayrıca divanda gecen bazı mutasavvıf şahsiyetler hakkında kısa bilgi verilmiştir.Çalışmanın son bölümünde ise Kaynakça'ya yer verilmiştir. Söz konusu kaynakçada doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanılan Kaynaklar alfabetik olarak sıralanmıştır.
Çankırı'da Halvetîlik
Tasavvufun yaygınlaşması neticesinde meydana gelen tarîkatlar, tesis ettikleri tekkeler, vakıflar, zâviyeler, medreseler, imarethaneler gibi yapılarla halkın maddî ve manevî eğitimlerinde aktif rol oynamışlardır. Bu tarîkatlardan biri de Halvetiyye tarîkatıdır. Halvetiyye tarîkatı, kurucu olarak Ömer el-Halvetî'ye (ö.800/1397-1398) nispet edilen, her sınıf ve zümreden insana hitap eden İslâm dünyasının en yaygın tarîkatlarından biridir. Bu tarîkat, pek çok şûbe ve kola ayrılması aynı zamanda tekke adedi yönünden diğer tarîkatlardan fazla olmasından dolayı "tarîkat fabrikası" olarak nitelendirilmiş ve İslâm dünyasında ve Anadolu'nun her şehrinde bıraktıkları manevi miraslar ile toplumları etkilemiştir. Anadolu'nun bir şehri olan Çankırı'da dini ve tasavvufi yaşam oldukça eskiye dayanmaktadır. Bu şehir, inanç ve kültür bakımından merkezi konumda olmuştur. Bu şehirde pek çok sûfî yetişmiş ve bu şahıslar da düşünce ve eylemleriyle toplumda etkili olmuşlardır. Çankırı bölgesinde hayat sürmüş veya bu bölgeyi etkilemiş Halvetî büyüklerini ve gönül insanlarını araştırmak ve incelemek bu tezin ana gayesini oluşturmaktadır. Bu gayeye uygun olarak Halvetiyye tarîkatının genel özellikleri ve Çankırı özelinde başlangıç tarihinden günümüze kadar seyri, öncüleri ve tekkeleri bu araştırmada ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çankırı özelinde Halvetiyye tarîkatı, meşhur Halvetiyye şeyhleri, Halvetiyye dergâhları ve Halvetiyye'nin Çankırı'daki etkileri gibi konular çalışmanın ana yapısını oluşturmaktadır. Bu eser bir giriş ile iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Halvetiyye tarîkatının karakteristik özellikleri ve tarihî gelişimi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Çankırı özelinde Halvetiyye konusu işlenmiştir.
Küreselleşme, popüler kültür ve İslami adaptasyon: İslami müzik ve zikrin dönüşümü
Bu çalışma heterodoks olarak nitelenebilecek olan İslami müziğin ve İslami tarikatların zikir pratiklerinin 1980'den günümüze kadar olan dönüşümünü incelemektedir. Küreselleşme ve popüler kültürün, bu dönüşümün gerçekleşmesindeki rolü ve etkisinin yanında ayrıca İslami kesimin bu konuda sergilediği roller ve Türkiye'nin yakın geçmişteki toplumsal dönüşümü de göz önünde bulundurulmuştur. Bu bağlamda İslami ilahilerin ezgi, ritim ve tınılarının, popüler ilahi sanatçılarının ve tarikatların zikir pratiklerinin popüler kültür formları doğrultusundaki dönüşümleri araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Popüler Kültür, Küreselleşme, İslami Müzik, Zikir
Libya'da tasavvuf ve sufilik
Hicri IX. Asırdan sonra Senusî tarikatının sonu olarak kabul edilen 1969‟a kadar ki dönemde Libya‟daki sûfîlik etkisini göstermede önem taĢımaktadır. Bu çalıĢma, sûfî tarikatlarının en önemlisi ve büyüğü, Libya kıtasındaki etkileri ve tarikat Ģeyh ve ricalinin ilmin yayılmasında ve sömürgeciliğe karĢı direnmede göstermiĢ oldukları büyük çabayı göstermeyi hedeflemektedir. Ayrıca bu çalıĢma, Libya‟daki tasavvufun gerçek gücünü, kurucu ulemanın ve Kur‟ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeye uygun mutedil bir tasavvuf olduğunu ispat etmeyi de göstermeyi hedeflemektedir. Bu konuda tarihi süreçleri içeren bir metot izledim. Çünkü konunun aslı tasavvuf ulemasının Libya‟ya girmesinden itibaren gerçekleĢen tarihi olayların incelenmesi üzerine bina edilmiĢtir. Bu Ģekilde sofi düĢüncesi ve Libya‟daki farklı tasavvuf medreselerinin geliĢme aĢamalarına değinilmiĢtir. UlaĢtığım en önemli neticeler bu araĢtırmanın sonunda yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: SÛFÎLĠK - SENUSÎ - TARĠKAT
Libya'da Senusilik hareketi
Araştırma, Senusilik tarikatıyla ilgili, İslami ve ıslah edici davet olarak kurucusunun hayatı, soyu, eğitimi ve tarikatı kurma çabasına, liderlik olarak kendisinden sonra gelenlerin hayatına sıkıca bağlanan bu tarikat ve ortaya çıkış etkenleri, diğer bölgeler haricinde Sirenayka'yla olan bağlantısının etkenleri üzerinde durmaktadır. Ayrıca araştırmacı, bu tarikatın en önemli ilkelerine, özellikle Vahabilik olmak üzere diğer İslami mezhep ve hareketlerle olan bağlantısına, ekonomik, toplumsal, sini ve siyasi olmak üzere her açıdan Senusi toplumunu inşa eden yapı olarak Senusi zaviyelerinin sistemine değinmektedir. Yine araştırmacı, Senusi Kardeşlere, temellerine ve tarikat içindeki rütbelerine, Senusi tarikatını desteklemek, fikirlerini yaymak, ilkelerini ve temel kabullerini yaymak için üstlendikleri role de değinmektedir. Anahtar kelimeler: Senusilik-toplum- siyasi
II. Abdülhamid döneminde Nakşibendîlik
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda tekkelerin ve şeyhlerin önemli rolleri bulunmaktadır. Devletin temellerinde tekkelerin ve şeyhlerin varlığının bulunması, padişahların tasavvuf kültürü etrafında yetişmesine, tekke ve şeyhlerle sıkı ilişkiler kurulmasına zemin hazırlamıştır. Bu ilişkiler kuruluştan yıkılışa kadar devam etmiştir. Padişahların dönemin şeyhlerine intisap etmesi tarikat-devlet ilişkisini hep canlı tutmuştur. Osmanlı Devleti tasavvuf kültürünün yoğun yaşandığı bir devlet olmakla beraber tarikat şeyhlerinin münasebetleri padişahlarla sınırlı kalmamış, tarîkat üyeleri ile ulema-halk arasında da ilişkiler geliştirilmiştir. Sosyal ve siyasi faaliyetlerde de tarikat ehli kişiler varlığını buralarda da göstermişlerdir. Çalışmamız üç ana bölüm altında toplanmaktadır. Çalışmamızın giriş kısmında tasavvufun ne olduğu konusunda kısa bir bilgilendirme yaptıktan sonra, tasavvufun ortaya çıkışı, amacı ve konusu hakkında bilgi verilmiştir. Tasavvufun tarikatlardan ayrı düşünülemeyeceği gerçeğiyle tarîkatlar hakkında bilgiler tezimizin ilk bölümünde yer almaktadır. Nakşibendî tarikatının geçmişte hangi isimler altında varlığını gösterdiği ve kim zamanında bugünkü ismini aldığı yine ilk bölümümüzde ele aldığımız konular arasındadır. Bahaeddin Nakşibend Hazretlerinden sonra tarikatın prensiplerinde bazı değişikliklerin yaşanması, geniş coğrafyalara halifeler ve müridler vasıtasıyla yayılması bu bölüme dâhil edilmiştir. Nakşibendîlik Osmanlı Devletinde varlığını Sultan II. Mehmet zamanından itibaren göstermeye başlamıştır. Bu süreçte Nakşibendîliğin Anadolu'ya nasıl geldiği ve kim vasıtasıyla ulaştığı araştırılmıştır. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti ile tasavvuf kültürünün bütünleşmesinden, padişahlar ile tarikat şeyhleri arasında yaşanılan münasebetler ve padişahların tarikat şeyhlerine intisabı ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde tezimizin ana konusu olan II. Abdülhamid döneminde Nakşibendî tarikatıyla ilgili konular ele alınmıştır. Abdülhamid'in ilişki içerisinde olduğu tarikat şeyhleri, intisap ettiği şeyhler hakkında bilgiler verilmiştir. Siyasi faaliyetler içerisinde de yer alan Nakşibendîlik bu dönemde Sultan II. Abdülhamid'in destekçisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı ile Rusya arasında yapılan, tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşına şeyhler müritleriyle birlikte iştirak etmişlerdir. II. Abdülhamid'in askeri, siyasi ve dini politikalarını destekleyen Nakşî ve diğer tarîkat şeyhleri küffara karşı savaşa katılmışlardır. Genel olarak bu dönemde devlet erkânı ile iyi ilişkiler içerisinde olan Nakşibendî tarîkatı II. Abdülhamid tarafından desteklenmiş, tekkelere maddi ve manevi yardımlar yapılmış, şeyhlere maaş bağlanmıştır. Tüm bu olumlu havanın içerisinde yolunda gitmeyen bazı durumlarda olmuştur. Bektaşi tekkelerin kapatılması, açık tutulan Bektaşi türbelerine ise Nakşî şeyhlerin atanması ve Şeyh Ubeydullah isyanı gibi olaylarda yine Nakşibendîlik aktif rol oynamıştır. Araştırmalarımızın neticesinde Nakşibendî tarikatının Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı topraklarında geniş kitlelere hitap ettiği, özellikle Payitaht'ta devlet ricali, ulema ve halkla iyi ilişkiler içerisinde olduğu anlaşılmıştır.
Dini gruplarda musiki: Uşşakiyye tarikatı örneği
İnsanın var oluşundan itibaren hayatın her aşamasında etkili olan ses; melodik özelliğiyle de musiki sanatı içerisinde oldukça dikkat çekicidir. Psikolojiden siyasete, edebiyattan-spora kadar birçok alanda etkili olan musiki, disiplinler arası çalışmalarda da kendisini güçlü bir şekilde ifade etmiştir. Kadim bir geçmişe sahip olan musiki, din ile birlikte insanoğlunun yaşamının her aşamasında varlığını göstermiştir. Bu sebeptendir ki ilahi dinlerle birlikte dünyanın her bir yerindeki inanışta musikinin yeri yadsınmaz bir hâl almıştır. Gerek ibadete çağırmada gerekse dini ritüellerde bireyi yahut grubu dinamik boyutta teşvik etme adına musiki her zaman kullanılagelmiştir. Kimi zaman insan sesleriyle kimi zaman da çalgılarla etkin bir rol oynayan musiki, tüm dinlerde olduğu gibi islam dini içerisinde de nüfuzunu hissettirmiştir. Bu çalışma ile yaratıcının anılması ve her an hatırlanması maksadıyla Yaradan'ın lafızlarını dile getiren, kişinin isyandan kurtulması anlamına gelen zikir ve bu zikirlerin Uşşaki tarikatındaki yansımalarının aktarılması amaçlanmaktadır. Zikirlerin ve dini ritüellerin belirli bir kural ve hissiyat çerçevesinde icra edildiği elzem ortamlardan birisi de tarikatlardır. İslam'ın içinde de dünyanın birçok yerine yayılmış ve ciddi oranda etkiye sahip olmuş 'yol' anlamındaki tarikatlar ortaya çıkmıştır. İslam'ın temel hükümleri olan ayet ve hadisleri merkeze alan, bireysel terbiye ve ilerlemelerde farklı metotlar kullanan bu tarikatlar musiki sanatı ile de sözel ya da çalgısal ifadelerde bulunmuşlardır. Hatta kimi tarikatlar musikiyi merkeze alarak dini ritüellerini gerçekleştirmektedir. Bunlardan akla ilk gelen mevlevilik olsa da halvetiyyelikte de musiki oldukça büyük bir öneme sahiptir. 14.yy da faaliyete geçen halvetiyye tarikatı Osmanlı Devleti'nde de yankı bulmuş ve günümüze kadar da faaliyetlerini sürdürmüştür. Araştırma, Halvetiyye tarikatının Ahmediyye şubesinin Cihangeriyye kolu olan Uşşakiyye tarikatının musiki yönü çerçevesinde, zikirlerini ve dini ayinlerini, hatta kullandıkları yöntemleri ve usulleri ele almaktadır. Bu bağlamda uşşakiliyeliğin dini ritüellerinden olan zikir ayinlerinin tahlili önem arz etmektedir.
Antalya Abdal Musa Dergahı ve etki alanı: Menkıbevi kuruluş, tarihçe, deniz aşırı ilişkiler
On dördüncü yüzyılda yaşadığı bilinen Abdal Musa, Bektaşiliğin erken dönemlerinde etkili olmuş Rum Abdallarındandır. Orhan Gazi devrinde, yeniçeri ocağının kurucu pir olarak Hacı Bektaş Veli'ye bağlanmasında önemli rol oynadığı tahmin edilmektedir. Bektaşi erkânında on iki posttan on birincisi ona ithaf edilmiştir. Alevi toplulukları arasında büyük saygınlığa sahiptir ve kurduğu dergâh Bektaşiliğin tarihte bilinen en büyük dergâhlarından biri haline gelmiştir. Çalışmada Abdal Musa'nın tarihi kişiliği ve kurduğu dergâhın etki alanı farklı boyutlarıyla araştırılmıştır. İlk bölümde literatür değerlendirmesinin ardından, Abdal Musa'yı yaratan derviş geleneğinin tarihsel arka planı ele alınmıştır. Ardından Abdal Musa hakkında kroniklerde mevcut bilgi değerlendirilmiştir. Menâkıbnâmeler izlenerek söylenceler analiz edilmiş, tarihsel gerçeklikle bağları araştırılmıştır. Söylence-mekân ilişkisi üzerinde özellikle durulmuş, bölümler alanda okunarak Tekke Köyü sakinlerinin görüşlerine başvurmak suretiyle bazı sonuçlara varılmıştır. İkinci bölümde dergâhın tarihsel gelişimi araştırılmaktadır. Osmanlı-Safevi geriliminin dergâh ve derviş geleneği üzerinde yarattığı dönüşümün üzerinde durulmuş, sonuçları tartışılmıştır. Dergâh'ın kurulduğu alanın tarih boyunca ticaret yolları üzerinde yer aldığı tespit edilmiş, güvenlik ve konaklama ihtiyacının karşılanması yoluyla Osmanlı sosyal ve ekonomik sistemine entegrasyon süreci aydınlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm Bektaşiliğin Doğu Akdenizde yayılışı konusuna ayrılarak Abdal Musa Dergahı'nın bu gelişmeye etkisi ele alınmış, Mısır ve Girit Bektaşi gelenekleri ile Antalya arasındaki tarihsel bağlar araştırılmıştır. Abdal Musa'nın Mirası adlı dördüncü bölümde, Alevi Bektaşi geleneğinde Abdal Musa, Halk şiirinde Abdal Musa, Tekke Köyü ve Değirmenköy'ün özgünlüğü, Akçaeniş Tahtacı Türkmen ve Yörük belleğinde Abdal Musa konularına yer verilmiştir. Son olarak Batı Akdeniz ve Ege bölgesinde Abdal Musa'nın izleri alanda araştırılmış, çalışma sonuç ve genel bir değerlendirme ile tamamlanmıştır.