Besinler
79 theses under this subject heading
İşlenmiş gıdaların lezzetini değiştirmek için kullanılan bazı katkı maddelerinin eşzamanlı analizi
Değişen yaşam şartları ve gelişen teknolojiye bağlı olarak, gıda ve farmasötik ürünlerde çok çeşitli katkı maddeleri kullanılmaktadır. Özellikle gıda güvenliğine verilen önemin artması ve katkı maddelerinin kullanımındaki yasal kısıtlamalardan dolayı, gıda içeriklerinin belirlenmesi güncel bir konu haline gelmiştir. Katkı maddelerinin başlıca kullanım amaçlarından biri gıdaların ve farmasötik ürünlerin lezzetini değiştirmektir ve lezzet değiştiricilerin önemli gruplarından biri de tatlandırıcılardır. Çeşitli sağlık sorunları ve estetik kaygılar nedeniyle tatlandırıcıların tüketimi artmaktadır, dolayısıyla günlük toplam alınan miktarların tahmin edilebilmesi için bunların gıdalardaki ve farmasötik ürünlerdeki miktarlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaygın kullanılan bazı tatlandırıcıların eş zamanlı analizi için ucuz, basit, hızlı ve duyarlı bir yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi geliştirilmesi ve Türkiye'de tüketilen çeşitli gıdalar ve farmasötik ürünlere uygulanmasıdır. Önerilen yöntem bir core-shell partiküllü kolon (Ascentis® Express C18 (2.7 µm, 100×4.6 mm)) ve asetonitril: su: fosfat tamponu (0.025 M, pH 3.0) içeren bir harekeli faz kullanarak uygulanmıştır. Hareketli faz 1.0 mL dk-1 akış hızında pompalanmış ve analitler fotodiyot dizisi dedektör ile 210 nm dalga boyunda değişken hareketli faz sistemiyle 15 dk'lık bir zaman aralığında tespit edilmiştir. Yöntemin doğrusallığı, saptama ve tayin limitleri, tekrar edilebilirliği, doğruluğu ve sağlamlığı değerlendirilmiştir. Geliştirilen yöntem, asesülfam potasyum, sakkarin, aspartam, alitam, neohesperidin dihidrokalkon, rebadiosit A ve neotam olarak adlandırılan yedi yoğun tatlandırıcının tayini için başarıyla uygulanmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak incelenmiş ve gıdalardaki tatlandırıcı seviyeleri mevzuata uygunluk açısından değerlendirilmiştir.
Doğankent Solaklı ve Yüzbaşı sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin 1-6 yaş çocuklarında malnütrisyon prevalansı ve etkileyen faktörler
ÖZET Doğankent, Solaklı ve Yüzbaşı Sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin, 1-6 yaş arası 204 çocuğu araştırma kapsamına alındı. Ailelerin sosyo-demografik ve ana-çocuk sağlığı durumunu belirlemek amacı ile bir 6orukağıdı uygulandı ve fizik muayene yapıldı. Mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden gelmekte idi. Mevsimlik Tarım İşçilerinin sosyo- demografik durumları Türkiye düzeyine göre çok düşük idi. Annelerin %92 'sinin, babaların % 36 'sının okur-yazarlığı yoktu. Babaların % 4'ü, annelerin % 34'ü Türkçe bilmiyordu. Akraba evliliği yapanların hızı % 44 idi. On yaşından küçük çocukların % 9.3 'ü çalışmaktaydı. Bu çocuklar çalışmak için eğitimlerini yarıda kesmişlerdi. Ailelerden % 43.1'i en az bir çocuğuna okulunu bıraktırarak yanlarında getirmişti. Son iki doğum arasındaki sürenin 12 aydan kısa olduğu gebelikler % 15.7, 24 aydan kısa olanlar % 73.8 olarak elde edildi. Doğumların % 60. 8 'i evde kendi kendine, % 19.6'sı bir sağlık kurumunda yapılmış idi. Ortalama canlı doğum sayısı 6.1, yüz kadında toplam düşük hızı % 71.9 bulundu. Çocuk ölümlerinin %60.3'ü ilk 12 ay içinde olmuştu. Çocuk ölümü nedenleri arasında enfeksiyon hastalıkları ilk sırada yer almakta idi. Anne sütü verme süresi oldukça değişiklik gösteriyordu. % 19.1 sıklığında anne 25 ay ve daha uzun 6üre çocuğunu emziriyordu. Ek besine 7.aydan önce başlayanların sıklığı % 33.4, 12. aydan sonra başlayanların sıklığı ise 28.9 idi. Çocuklarda en sık görülen hastalıklar sorusu ise akut solunum yolu hastalıkları, ishal, kızamık şeklinde yanıtlandı. Fizik muayene sonuçlarına göre ilk on sırada yer alan hastalıklar; 1-insekt bite, 2-piyodermi, 3-rinit, 4- güneş yanığı, 5-isilik, 6-buşon, 7-konj iktivit, 8-otitis media, 9-ishal, 10- tonsillit şeklindedir. Tam aşılı çocuk sıklığı % 44.1, eksik aşılı çocuk sıklığı % 35.3, hiç aşı yapılmamış çocuk sıklığı 16.7 bulundu. Yaşa göre ağırlık bakımından erkek çocukların % 42.7'si, kız çocuklarının % 47.9'u geri, yaşa göre boy bakımından erkeklerin % 39.1'i kız çocukların % 43.6 'sı geri bulundu. Ü6t kol çevresi ölçümlerine göre çocukların % 43.2 'si malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. înspeksiyonda çocukların yanlızca % 7.8'i kaşektik görünümde idi. 87
5-18 yaş arası tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin besin ögesi alımlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Diyabetli çocuklarda yeterli ve dengeli beslenme sayesinde metabolik kontrolün iyileştiği, büyüme gelişmede optimal hedeflere ulaşıldığı ve komplikasyon gelişiminin engellendiği bildirilmektedir. Bu sebeple çalışmamızda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlere ait demografik, bebeklik dönemine ilişkin ve beslenmeye dair bilgiler araştırılarak metabolik kontrol ve beslenme durumuyla bağlantılı çıkarımlar yapılması hedeflendi. Çalışmaya en az altı ay önce tip 1 diyabet tanısı almış 5-9,9 yaş arası çocuk, 10-18 yaş arası ergen olmak üzere 127 çocuk dahil edildi. Diyabetlilere ait bilgiler, anket formu ve dosya incelenmesi ile elde edildi. Vücut ağırlığı ve boy ölçümü poliklinikte çalışan oksolog tarafından alınmış olup VKİ ve SDS değerleri Neyzi ve arkadaşlarının Türk çocukları için geliştirdikleri standartlara göre değerlendirildi. Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alımları 3 günlük besin tüketim kaydı formlarıyla elde edildi. Besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi hususunda Bebis programı 8.1 versiyonundan yardım alındı. Elde edilen sonuçlar Türkiye Beslenme Rehberi (2015) ve ISPAD (2018) önerileri doğrultusunda değerlendirildi. Enerji ve besin ögelerinin %66-%100 arasında karşılanması önerilen düzeyde alım olarak kabul edildi. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Çalışmamız sonucunda tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerin günlük diyetinde karbonhidrat, protein ve sodyum mineralini önerilerin üzerinde tükettiği; lif ve demir minerali tüketimlerinin ise yetersiz olduğu görüldü. Bu durum tip 1 diyabetli bireylerin sağlıklı şekilde büyüme gelişmelerini tehlikeye sokmaktadır. Gıda tüketim kayıtları her üç ayda bir düzenli olarak kontrol edilerek önerilerle karşılaştırılmalı ve gerektiğinde deneyimli bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Bu sayede glisemik kontrol ve kan parametrelerinin iyileşmesiyle gelecekte oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilmesi de hedeflenmelidir.
Piyasada satılan antep fıstıklarının mineral içeriği ve tüketim durumları
Bu çalışma, Antep fıstığının tüketim özelliklerini ve mineral içeriğini saptamak amacıyla yapılmıştır. Gaziantep'in 8 farklı sosyoekonomik bölgesindeki Aile Sağlığı Merkezine başvuran 400 kişi gelişigüzel örneklem yoluyla seçilmiş ve Antep fıstığı tüketim durumları araştırılmıştır. Bireylerin %11.5'i her gün, %36.2'si haftada bir gün Antep fıstığı tüketmektedir. Çalışmaya katılan bireylerin %94.5'i Antep fıstığını çerez olarak tüketirken, %71.5'i tatlılarda, %37'si yemeklerde tüketmektedir. Antep fıstığı çerez haricinde tatlılarda, dolmalarda, pilavlarda ve içli köftelerde kullanılmaktadır. Bireylerin %63.2'si Antep fıstığını satın alırken fiyatına dikkat ederken %60.8'i küflenme durumuna, %51.5'i iriliğine dikkat etmektedir. Bireylerin %93'ü Antep fıstığını serin ve kuru ortamda saklamaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin ortalama Antep fıstığı günlük tüketim miktarı erkeklerde 27.6 g, kadınlarda 14.5 g olarak bulunmuştur. Antep fıstığı erkek bireylerin günlük protein gereksinmesinin %7.3'ünü karşılamıştır. Diğer besin ögelerinin gereksinmelerini karşılama oranı ise, bakırda %33.3, demirde %9, fosforda %17.7dir. Antep fıstığının E vitamini, B1, B2 ve biyotin gereksinmesine katkısı ise sırasıyla %7.3, %16.7, %7.7 ve %14.7 dir. Kadınların tükettiği ortalama 14.5 g Antep fıstığı'nın günlük gereksinmeye katkısı sırasıyla proteinde %4.6, bakırda %11.1, demirde %2.2, fosforda %9.3, B1 vitamininde %9.1 ve biotinde %7.7'dir. Antep fıstıklarının mineral analizi yapılmış ve 100 g antep fıstığında ortalama kalsiyum miktarı 136.31 mg, magnezyum 146.38 mg, sodyum 17.08 mg, potasyum 759.21mg, fosfor 504 mg, demir 3.23 mg, bakır 1.49 mg ve çinko 2.47 mg olarak bulunmuştur. Bütün bu bulgular sonucunda antep fıstığının besin ögesi içeriği ve günlük alıma katkısının daha kapsamlı incelenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Özel bir okul yemekhanesinde oluşan besin artık miktarlarının ve maliyetinin saptanması
Merve ELHATUSARU, Özel Bir Okul Yemekhanesinde Oluşan Besin Artık Miktarlarının ve Maliyetinin Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Tezli Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018.Çocukların genel sağlığı temelde besinlerle yeterli enerji ve besin ögeleri alımının optimal büyüme ve gelişmeyi desteklemesi ile sağlanır. Türkiye'de az sayıda öğrenciye okul öğle yemeği sağlanmaktadır. Okul öğle yemeği programının ulusal düzeyde uygulanması obezite gibi beslenme sorunlarının önlenmesinde ve beslenmenin geliştirilmesinde bir gerekliliktir. Öğle yemeği çocukların günlük enerji ve besin ögeleri gereksinmesinin beşte ikisini karşılar. Okul öğle yemeği tabak artığı çalışmaları; besin ögesi alımını, diyet kalitesini, menü performansını, besin tercihini, maliyeti ve programların etkinliğini, beslenme eğitim durumunu saptamada kullanılmaktadır. Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı, Gaziantep ilinde 4 haftalık dönüşümlü menü ile öğle yemeği servisi yapılan özel bir okulda 6-13 yaş grubu çocuklarda yemek ve besin tabak artıklarının ve maliyetinin belirlenmesidir. Toplam 300 öğrenci (erkek: 165, %55; kız: 135, %45), sırasıyla 6-9 ve 10-13 yaş grubunda 120 ve 180 çocuk dolaylı olarak çalışmaya katılmıştır. Tabak artıklarının belirlenmesinde günde 300 ve 4 haftada 6000 yemek ve besin bulunduran tepsi incelenmiştir. Öğrenciler yemeklerini bitirdikten sonra tepsi artıkları türlerine göre ayrı kaplarda toplanmış, tartım yöntemi ile tartılmış, porsiyona çevrilmiş ve maliyet hesaplanmıştır. Yemeklerin ve besinlerin enerji ve besin ögeleri içeriği hesaplanmış, öğle öğünü miktarları Türkiye diyet referans değeri (DRV) önerilerine göre değerlendirilmiştir. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda ortalama enerji alımı sırasıyla 786 ve 979 kkal., DRV karşılama yüzdesi%119 ve%124'tür. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranları 6-9 yaş grubunda sırasıyla %37,1, %15,6 ve%47.3,10-13 yaş grubunda ise%42,9, %14,9 ve %42,3'dir.D ve B12 vitaminleri ve kalsiyum dışında tüm besin ögeleri öğle öğünü için öngörülen DRV üzerindedir. Süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve tüketimi öğle öğünü için önerilenden düşüktür. Öğrencilerin 6-9 yaş ve 10-13 yaş grubunda tabaklarındaki yemek ve besin artığı sırasıyla kurubaklagil yemeklerinde %23 ve % 21,8, sebze yemeklerinde %19,4 ve %33,3, kırmızı et yemeklerinde %18,2 ve %20,9, meyvede %0 ve %0, yoğurtta ve ayranda %3 ve %5,6, tatlıda %19,1 ve %13,2'dir. Öğle öğünü ve tabak artığı maliyeti ayda 12862 TL ve 1926 TL'dir. Toplam öğle öğünü maliyet kaybı %15'tir. Öğle öğününde oluşan yemek ve besin tabak artıklarının önlenmesi için çocukların enerji ve besin ögeleri gereksinimlerine uygun, sağlıklı beslenmeyi destekleyen, iyi planlanmış menülerin oluşturulması sağlanmalıdır.
Gaziantep'de yaşayan 19-55 yaş grubu kadınların besinleri satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma Gaziantep'de yaşayan kadınların besinleri satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama uygulamalarının beslenme ilkeleri ve sağlık açısından değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamına gelişigüzel örneklem ile seçilen 19-55 yaş grubu 390 kadın dahil edilmiştir. Araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek bir soru kağıdı yardımıyla bilgiler toplanmıştır. Katılımcıların %65,1'i lise ve üzeri düzeyde eğitim almıştır. Yüzde 45,6'sı ev hanımıdır. Kadınların %62,4'ü yiyecek satın alma, hazırlama, pişirme, saklama konularında doğru uygulamalar yaparken, %37,6'sı hatalı uygulamalar yapmaktadır. Eğitim durumu, medeni durum ve mesleklere göre doğru uygulama yapma durumları arasında fark bulunmamıştır. 36-45 yaş grubundaki kadınlar arasında doğru uygulama yapma oranı daha yüksek bulunmuştur. Hatalı uygulamalar arasında; pirinç, bulgur, irmik gibi besinlerin kuru ısıda ya da yağda kavrulması (%80,8), doğranmış sebzelerin suda bekletilmesi (%73,6), çimlenmiş patateslerin kullanılması (%69,0), sebze ve meyvelerin güneşte kurutulması (%62,1) gibi uygulamalar bulunmaktadır. Bireylerin %65,9'u sebze yemeklerini su eklemeden ya da çok az su ekleyerek suyunu dökmeden pişirirken, %54,6'sı makarnayı; bol suda haşlayıp, suyunu dökerek pişirmektedir. Açık süt alanların oranı %62,1'dir ve bunların %14'ü sütü 5 dakikadan az kaynatmakta, %9,1'i 5 dakika ve %76,9'u 5 dakikanın üzerinde kaynatmaktadır. Yüzde 30,3 oranında birey iyotlu tuz kullanmakta ve bunların %80,3'ü tuzu diğer malzemelerle birlikte yemeğe eklemektedir. Kadınların %25,4'ü çözdürülmüş etleri tekrar dondurmakta, %37,7'si besinleri buzdolabının alt raflarında çözdürmekte, %.51,0'i küflenmiş besinlerin küflü kısımlarını atıp, kalan besini kullanmaktadır. Bireylerin besin satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama konularında eğitilmeleri ve doğru uygulamalar konusunda bilinçlendirilmeleri beslenme, sağlık ve ekonomi açısından katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: besin hazırlama, pişirme yöntemleri, besinlerin saklanması
Üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 270 gönüllü öğrenci ile yapılmıştır. Genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, yeni besin korkusu ölçeği ve ORTO-11 ölçeği olmak üzere beş bölümden oluşan bir anket ile veriler toplanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,46±2,04 yıldır. Erkek öğrencilerin BKİ ortalaması 24,34±3,12 kg/m2; kız öğrencilerin 21,52±3,62 kg/m2'dir (p<0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %14'ünün, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %12,6'sının ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %17,8'inin neofobik olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Yeni besin korkusu ölçek puanı; Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 40,84±8,59 puan, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinde 40,59±8,85 ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 38,81±10,6 puandır (p>0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %30,1'i, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %13,8'i ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %26,7'si ortorektiktir (p<0,05). Öğrencilerin ortorektik olma durumları ile yeni besin korkusu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Neofobik olan öğrencilerin %20'sinin ortorektik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaş ve BKİ değerleri ile yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza durumu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışma ülkemizde üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Yeni besin korkusu ve/veya ortorektik olma durumu, besin çeşitliliğini azaltarak, gereksinen besin öğelerinin alımını olumsuz etkileyebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinebilmesi için düzenli aralıklarla beslenme eğitimlerinin verilmesi önemlidir.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi ve gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırma, Aralık 2020- Mart 2021 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde aktif lisans öğrencisi olan %19,6'sı erkek (n:40) ve %80,4'ü kadın (n:164) olmak üzere 204 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Bu çalışmada öğrenciler bölümlerine göre beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon ve hemşirelik olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Anket formu ile öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, beyana dayalı boy uzunluğu ve vücut ağırlığı belirlenmiştir. Gıda Okuryazarlığı Kısa Formu (SFLQ) ve Akdeniz diyet kalite indeksi (KİDMED) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,0±2,0 yıldır. Öğrencilerin ortalama BKİ değerleri erkeklerde 23,2±3,1 kg/m², kadınlarda ise 21,6±2,9 kg/m² saptanmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%72,1) normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Öğrencilerin KIDMED puan ortalaması 5,2±1,4'dir. Öğrencilerin %3,4'ü optimal diyet kalitesi ve %11,8'i düşük diyet kalitesine sahip iken %84,8'inin diyetine müdahale edilmelidir. 0-52 arasında puanlanan SFLQ ölçeğinden öğrencilerin ortalaması 35,7±6,4 puandır. Öğrencilerin %81,4'ü yüksek gıda okuryazarlığı ve %18,6'sı düşük gıda okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasında pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=,184, p<0,01).Gıda okuryazarlığı ile beden kütle indeksi arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= -,052, p<0,01). Anahtar Kelimeler: Gıda okuryazarlığı, diyet kalitesi, gıda okuryazarlık ölçeği, beslenme okuryazarlığı
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma, Nisan 2022- Haziran 2022 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören 18-28 yaş arasında 51'i erkek, 145'i kadın olmak üzere 196 gönüllü birey ile yapılmıştır. Bireylerin genel bilgileri, günlük enerji harcaması kaydı, boy ve vücut ağırlığı bilgileri alınmış, Beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmış ve sınıflandırılmıştır. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin belirlenmesi için Besin Seçim Testi (Food Choice Questionnaire/ FCQ) uygulanmıştır. Bu testten elde edilen puanlara göre besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem sıralaması değerlendirilmiştir. Bireyler için besin seçimini etkileyen en önemli etmen duyusal çekiciliktir, en az önemsenen etmen ise etik kaygıdır. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre ağırlık kontrolü etmeni puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Besin seçimi yaparken ağırlık kontrolünü en çok önemseyenler hafif şişman bireylerdir, en az önemseyenler ise zayıf bireylerdir. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre sağlık, duygu durum, uygunluk, duyusal çekicilik, doğal içerik, fiyat, aşinalık ve etik kaygı etmenlerinin puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre dikkat çeken reklam, besin etiketi okuma durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre cinsiyet, lisans sınıf seviyesi, sigara içme durumu, tanısı konulmuş hastalık durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile ağırlık kontrolü etmeni arasında ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ile sağlık etmeni arasında sırasıyla (r= 0,188; p=0,004), (r= 0,144; p=0,022) pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması ve besin seçimlerinin doğru yapılabilmesi için bireylere multidisipliner bir yaklaşımla, sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem derecelerinin belirlenmesi, etkinliğinin irdelenmesi toplumsal sağlığın olumlu yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beden kütle indeksi, besin seçimi, besin seçim testi
İlaç, kozmetik ve gıda ürünlerinde kullanılan bazı koruyucuların antimikrobiyal ve antibiyofilm etkisinin araştırılması
Çalışmamızda ilaç, kozmetik ve gıda ürünlerinde kullanılan bazı koruyucuların, antimikrobiyal ve antibiyofilm etkilerinin araştırılması ve yaygın kullanım alanına sahip ?cam? yüzeyde oluşan biyofilm formlarının Minimum Biyofilm İnhibisyon Konsantrasyonu (MBİK) değerleri ile planktonik formlarının Minimum İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) değerlerinin kıyaslanması amaçlanmıştır.Mikroorganizma olarak; Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Salmonella Thyphimurium SL1344, Staphylococcus aureus ATCC 6538, Staphylococcus epidermidis NCTC 11047, Enterococcus faecalis ATCC 29212, Candida albicans ATCC 10231 standart suşları, koruyucu olarak; sodyum nitrit, metil paraben, propil paraben, potasyum sorbat ve sodyum benzoat ve antimikrobiyal ajan olarak; ampisilin, vankomisin, gentamisin, siprofloksasin, amfoterisin B ve itrakonazol kullanılmıştır.MİK değerleri, Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) M100-S18 ve M27-A3 önerileri doğrultusunda yapılmıştır. MBİK değerlerinin saptanmasında BioTimer (BT) yöntemi kullanılmıştır. Fenol kırmızısı veya resazurinin renk değiştirdiği süreye karşı çizilen log10CFU grafikleri kullanılarak ?CFU/cam boncuk?, hesaplanmıştır. Tüm deneyler, pH7, pH6.5, pH6 ve pH5.5 olacak şekilde 4 farklı pH değerindeki besiyeri ile yapılmıştır.Mikroorganizmaların planktonik formlarına olan etkiye bakıldığında S. aureus ve E. faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar için en etkili koruyucu sodyum benzoat olarak tespit edilmiştir. Bu bakteriler için en etkili koruyucu ise propil parabendir. Propil paraben ayrıca S. epidermidis için de etkili bulunmuştur. Bununla birlikte, biyofilm formlarına karşı etkiye bakıldığında, inokulum miktarları mikrodilüsyon yönteminde kullanılan inokulum miktarına eşit, daha düşük ya da daha yüksek olduğu durumlarda bile çalışmamızda kullanılan koruyucuların etkisiz oldukları görülmektedir. Çalışmamızın, bu konuda yapılacak olan ileri çalışmalar için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
Ankara'da tüketime sunulan bazı gıda maddelerinde benzoik asit miktarlarının araştırılması
Bu çalışmada Ankara bölgesinde tüketime sunulan ketçap,sos ve reçel örneklerinden oluşan toplam 80 adet gıda maddesininbenzoik asit miktarlarının saptanması ve bulunan sonuçların Türk GıdaKodeksi'ne (TGK) uygunluğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Araştırmada ketçap, sos ve reçel örneklerindeki benzoik asit miktarlarınınkantitatif olarak saptanmasında spektrofotometrik yöntem kullanılmıştır.A ve B firmasına ait ketçap örneklerinde benzoik asitortalama miktarları (X± S.H) sırasıyla 152.32 ± 18.41 mg/kg ve 1008.21± 30.74 mg/kg olarak saptanmıştır. C ve D firmasına ait sos örneklerindebenzoik asit ortalama miktarları (X± S.H) sırasıyla 990.85 ± 26.00 mg/kgve 1148.19 ± 43.62 mg/kg olarak saptanmıştır. E firmasına ait reçelörneklerinde ise benzoik asit ortalama miktarları (X ± S.H) 435.27 ±26.07 mg/kg olarak saptanmıştır. Analize alınan diğer reçel örneklerindeise benzoik asit varlığı saptanamamıştır.Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, B firmasına aitketçap ve D firmasına ait sos örneklerindeki ortalama benzoik asitmiktarları Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilen değerden (1000 mg/kg)yüksektir. A firmasına ait ketçap ve C firmasına ait sos örneklerininortalama benzoik asit miktarlarının ise Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilendeğeri (1000 mg/kg) aşmadığı görülmüştür. E firmasına ait bazı reçelörneklerinde ise Türk Gıda Kodeksi'nde belirtilmediği halde benzoik asitiçerdiği tespit edilmiştir.51Bu nedenle tüketimi yaygın olan gıdalarda üretimdentüketime kadar benzoik asit düzeylerinin analitik olarak izlenerek kontrolaltında tutulması gerektiği görülmektedir.Anahtar kelimeler: Benzoik asit, gıda katkı maddeleri, spektrofotometrikyöntem
Çankırı Özel Karatekin Hastanesi sağlık personeli ve diyet polikliniğine başvuran hastalarda gıda takviyelerinin kullanımı üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı Diyet Polikliniğine başvuran kişilerin ve sağlık personelinin gıda takviyelerine bakış açısını ve bu takviyelerin kullanım amacı, sıklığı ve nedenini araştırmaktır. Araştırma Ekim 2009?Kasım 2010 tarihlerinde 120 danışan ve 100 sağlık personelinin katılımı ile Çankırı Özel Karatekin Hastanesinde yapılmıştır. Anket yöntemi kullanılmıştır. Bulgular SPSS 15 ile değerlendirilmiştir. Danışan grubundaki katılımcıların % 42,5 sağlık personelinin % 9?u düzenli olarak gıda takviyesi kullandığını belirtmiştir. Danışanların en çok tercih ettiği takviyeler sırasıyla yeşil çay (% 25,35), bitki çayı (% 14,08) ve form çayıdır (% 8,45). Sağlık personelinin en yaygın kullandığı takviyeler multivitaminler (% 20,83), kalsiyum (% 12,5) ve B 12?dir (% 12,5). Katılımcılar bu takviyeleri genelde doktor/diyetisyen tavsiyesi ile kullanmakta ve herhangi bir yan etki bildirmemektedirler. Katılımcılara daha önceden gıda takviyesi kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda danışan grubunun % 64,7 si sağlık personelinin % 30 u kullandığını belirtmiştir. Danışanlar arasında geçmiş dönemlerde gıda takviyeleri kullanımının en yaygın sebepleri zayıflamak, gebelik, hastalıkların tedavisi ve emzikliliktir. Sağlık personelinde ise gebelik, hastalıkların tedavisi, zayıflamak ve kilo almktır. Gıda takviyeleri en çok orta yaş (20-40 yaş) grubu, kadınlar, kilolu insanlar ve ilkokul mezunları tarafından kullanılmaktadır. Katılımcılara gıda takviyeleri hakkında genel olarak ne düşükleri sorulduğunda danışanların % 35,33?ü uzman tarafından önerilirse kullanabileceğini belirtmiştir. % 15,57?si bazı hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu % 9,58?i hiçbir faydasının olmadığını düşünmektedir. Sağlık personelinin de büyük çoğunluğu (% 38,69) uzman önerirse kullanabileceğini belirtmiştir. Hastalıkların tedavisinde faydalı olduğunu düşünenlerin oranı % 28,47?dir. Bu çalışmada sonuç olarak katılımcılar arasında gıda takviyelerinin kullanımının yaygın olmadığı görülmüştür. Gıda takviyelerinin kullanımında belirleyici kriterin uzman tavsiyesi olması takviyelerin bilinçsizce kullanımında önleyici olacağı için olumlu değerlendirilmiştir. Gıda takviyelerinin kullanımı konusundaki belirsizlikler (kime, hangi hastalıkta, ne miktarda, ne kadar süreyle kullanılacağı) daha uzun vadeli ve daha kapsamlı çalışmalar ile aydınlatılmalı ve ilgili sağlık personeli bu konularda mutlaka yeterli eğitim almalıdır. Anahtar Kelimeler: Gıda Takviyeleri, Bitkisel Ürünler, Vitamin ve mineraller
Ek besin maddesi olarak kullanılan incirin futbolcularda dayanıklılığa olan etkisinin incelenmesi
Bu çalışma Ek Besin Maddesi Olarak Kullanılan İncirin Futbolcularda Dayanıklılığa Olan Etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Aydın Yıldızspor Kulübü futbol takımı (n=20) ve Aydın Acarlar Belediye Spor Kulübü futbol takımından (n=20) toplam (n=40) gönüllü futbolcu oluşturmaktadır. Futbolcuların dayanıklılık özelliklerine belirlemek için Yo-Yo aralıklı Toparlanma Testi 1 (YIRT1) ve Tekrarlı Sprint Testi (RSA) ölçümlerinden yararlanılmıştır. Futbolcuların laktat seviyelerini ve kan glikoz düzeylerini belirlemek için Laktat Scout ve Accutrend Glukometre cihazı aletinden yararlanılmıştır. Futbolcuların ölçümleri Adnan Menderes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu sahası ve spor salonunda gerçekleştirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS (18.0) programında yapılmıştır. Grupların ilk ve son test ortalamalarını karşılaştırmak için Non-Parametric testlerden Wilcoxon Sign Ranked (paired) testi uygulanmıştır (p<0.05). Grupların ön ve son testlerini karşılaştırmak için Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. İstatistiksel ölçümler sonucuna göre çalışma ve kontrol grupları arasında Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Testi (YIRT1), Tekrarlı Sprint Sürati (RSA), kan laktat seviyelerinde, kan glikoz seviyelerinde ve VO2maks düzeylerinde ön ve son test sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılığa rastlanmıştır (p<0.01). Sonuç olarak yapılan bu çalışmada; Ek Besin Maddesi Olarak Kullanılan Kuru İncirin futbolcularda aerobik ve anaerobik dayanıklılık performansını olumlu yönde arttırdığı, kan laktik asit birikimini geciktirdiği, kan şeker düzeyinin düşürüldüğü, maksimal oksijen alım miktarını yükselttiği kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: İncir, Futbol, Beslenme, Dayanıklılık
Ratlarda farklı bor dozlarının ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve taşıyıcıları üzerine etkileri
Esansiyel bir iz element olan borun (B) hormon metabolizmasında, kemik gelişiminde, antioksidan savunma sisteminde, yara iyileşmesinde, enerji metabolizmasında ve immun sistemde önemli rolü bulunmaktadır. Son yıllarda, araştırmalarda kullanılan bor bileşiklerinin başında borik asit, sodyum borat, potasyum borat ve çinko borat gelmektedir. Bu çalışma, ratlarda sodyum perborat tetrahidrat'ın (SPT) ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ve besin madde taşıyıcılarının (PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5, FATP1) ekspresyonu üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada toplam 40 adet erkek Wistar albino rat kullanılmış ve ratlar 4 gruba ayrılmıştır: i) Kontrol, ii) SPT 0.5 (0.5 mg elemental B/kg), iii) SPT 1 (1 mg elemental B/kg), iv) SPT 2 (2 mg elemental B/kg). Deneme 4 hafta sürmüştür. Çalışma sonunda dışkı ve bağırsak örnekleri toplandı. Kuru madde, ham protein, ham yağ, ham kül ve organik maddelerinin sindirilme dereceleri belirlendi. Ardından Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi aracılığıyla jejunum ve duodenumdaki PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 proteinlerinin mRNA ekspresyon seviyeleri tespit edildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, farklı SPT dozlarının ham besin madde sindirilme derecesi üzerine etki etmediği belirlendi (p>0.05). Ayrıca, SPT'nin PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine bir etkisi tespit edilmedi (p>0.05). Sonuç olarak, bu çalışmada kullanılan SPT formundaki borun farklı dozlarının ratlarda besin madde sindirilme derecelerine ve ince bağırsak PepT1, SGLT1, GLUT1, GLUT2, GLUT5 ve FATP1 ekspresyon seviyeleri üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.
Yaş şeker pancarı posasının iki farklı saklama koşulu ve süresinin besin madde düzeyi ve bazı mikrobiyolojik etkenler üzerine etkisi
Bu araştırma, hayvan yemi olarak tüketilen yaş şeker pancarı posasının besin madde düzeyi,besin maddelerinin in vitro sindirim ve bazı mikrobiyolojik ajanlar yönünden kalitesini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla, şeker fabrikasından yaş şeker pancarı posasının ilk üretim örneklerinden (Açık Kontrol; 5 adet) ve paketleme işletmesinin yeni paketlediği çuvallardan (Paket Kontrol; 5 adet) örnekler alınmıştır. Ayrıca, önceden belirlenmiş hayvancılık işletmelerinden birer ay aralıklarla iki kez olmak üzere ; paketlerde muhafaza edilen ( 10 adet pakaetlenmiş ŞPP, 10 farklı işletme ) ve ahır yakınında, dışarıda bir naylon malzeme ile muhafaza edilen ( 10 adet açıkta ŞPP, 10 farklı işletme ) örnekleri alınmıştır. Toplanan örneklerin kuru madde (KM), ham kül (HK), ham yağ (HY), ham protein (HP), ham selüloz (HS) ve nötr deterjanda çözünmeyen lif (NDF) düzeyleri tespit edilmiştir. Açık grup, Paketlenmiş grup ile karşılaştırıldığında KM, HS ve NDF düzeyinde artış, HP düzeyinde ise azalma olduğu belirlenmiştir. Açık grubun KM sindiriminin, birinci (P<0.05) ve ikinci ayda (P<0.01) paketlenmiş gruba oranla istatistiki olarak önemli oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Paketlenmiş grubun in vitro KM sindirimi kontrol gruplarıyla benzer bulunmuştur. Açık grubun organik madde (OM) in vitro sindirimi birinci ayda kontrol ve paketli gruplarla kıyaslandığında istatistiki olarak önemli oranda düştüğü görülmüştür (P<0.01). Bununla birlikte, ikinci ayda açık grubun OM in vitro sindirimi paketlenmiş grupla benzer olduğu bulunurken, kontrol grubununkinden önemli oranda düşük bulunmuştur (P<0.01). Paketlenmiş grubun pH değeri, 1. ve 2. ayların sonunda açık grubununkilerden önemli derecede düşük bulunmuştur (P<0.01). Açık ve paketlenmiş grupların maya-küf sayısı 1. ve 2. ay sonunda sırasıyla, 4.61, 1.60 ve 4.83, 1.26 log10 kob/g olarak tespit edilmiştir (P<0.01). E.coli sadece açık grupta, 1.48 (birinci ayda) ve 1.53 (ikinci ayda) log10 kob/g olarak tespit edildi. Açık grubun pozitif E.coli örneklerinde E.coli O157 identifikasyonu yapıldı, ancak E.coli O157'ye rastlanmamıştır. Ayrıca tüm gruplarda Listeria monocytogenes ve aflatoksine (B1, B2, G1, G2) rastlanmamıştır. Sonuç olarak, ham besin maddelerin düzeyleri, in-vitro sindirimleri ve mikroorganizmalar açısından yaş şeker pancarı posasının paketlenerek kullanımının Açık gruba oranla daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaş Şeker Pancarı Posası, Depolama Koşulları, Ham Besin Maddeleri, Aflatoksin, E.coli, Listeria monocytogenes
Yetişkin bireylerde yiyeceklerden tiksinme eğilimi, sağlıklı beslenme takıntısı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerin tiksinme eğilimlerinin sağlıklı beslenme takıntısı üzerine etkilerini araştırmak ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Ankara ilinde yaşayan 19-55 yaş arası, 328 erkek, 524 kadın olmak üzere toplam 852 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Bireyler genel bilgiler, sağlık bilgileri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarına ait sorular ile Tiksinme Ölçeği Revize Formu (TÖR), Tiksinti Eğilimi ve Duyarlılığı Ölçeği (TEDÖ), Gıda İğrenme Ölçeği (GİÖ) ve ORTO-15 testini yanıtlamışlardır. Bireylerin %61.5'i kadın, %38.5'i erkek olup yaş ortalamaları 28.3±8.65 yıldır. Bireylerin yarısından fazlası normal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir (erkeklerde, %57.0; kadınlarda, %63.2). TÖR (E: 13.9±4.43, K: 16.6±4.04), TEDÖ (E: 45.0±12.98, K: 49.9±13.24) ve GİÖ (E:110.8±29.94, K:118.0±27.94) ölçek puan ortalamaları kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. ORTO-15 puanları ise erkeklerde daha yüksektir (p<0.05). Eğitim durumu açısından TEDÖ ve ORTO-15 puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) sınıflaması açısından ORTO-15 puan dağılımı anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). BKİ arttıkça, TEDÖ ve GİÖ ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Sabah, öğle ve akşam öğün tüketim süreleri arttıkça TÖR ve GİÖ ölçek puanlarının arttığı, ORTO-15 puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). TÖR ile TEDÖ ve GİÖ ölçekleri arasında pozitif bir ilişki ORTO-15 ölçeği ile negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonuçları, bireylerin tiksinme eğilimleri arttıkça ortorektik olma eğilimlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntısı değerlendirilirken, yaş, cinsiyet, eğitim ve beslenme durumunun yanı sıra tiksinme eğilimi ile tiksinme duyarlılığı vb. diğer etmenlerin birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır.Anahtar Sözcükler: Beslenme durumu, ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, tiksinme, tiksinme eğilimi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Son zamanlarda önemi artan sürdürülebilir beslenme kavramı, günümüzdeki ve gelecek bireylerin sağlığını, herkesin yeterli, güvenli ve çevresel etkileri düşük besinlere erişimini hedeflemektedir. Bu çalışmada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplam 240 birey katılmıştır. Anket formu; bireyin sosyodemografik bilgileri, beslenme alışkanlıkları, Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları Ölçeği, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği, 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı ve Diyet Kalite İndeksini kapsamaktadır. Bireylerin boy uzunluğu ve vücut ağırlıkları kaydedilmiş ve beden kütle indeksleri hesaplanmıştır. Katılımcıların %59,6'sı kadın, %40,4'ü erkektir ve toplam yaş ortalaması 40,96±9,32 yıldır. Bireylerin %69,6'sı lisans, %20,8'i lisansüstü, %9,6'sı lise ve altı öğrenim düzeyine sahiptir. Katılımcıların yalnızca %23,3'ü daha önce sürdürülebilir beslenme kavramını duymuştur. MEDAS puanına göre bireylerin Akdeniz diyetine uyumu orta düzeyde iken Diyet Kalite İndeksi düzeyleri orta düzeyin biraz üzerindedir. Katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Genel Ölçek puanları BKİ gruplarında farklılaşmamaktadır. Sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Genel Ölçeği ortalamaları daha yüksek çıkmıştır. Bireylerin Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Ölçek puanı ve et tüketiminin azaltılmasıyla MEDAS puanları arasında güçlü bir ilişki vardır. Besin tüketim kaydına göre katılımcıların toplam enerji ve karbonhidrat tüketimi TÜBER referans değerlerinin altında, toplam yağ tüketimleri referansın üstünde, toplam protein tüketimleri ise uygun referans aralığındadır. Sonuç olarak katılımcıların MEDAS puanları ile Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Akdeniz Diyeti, Besin Tüketimi, Diyet Kalitesi, Sürdürülebilir Beslenme
Çocuklardaki besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisi
Çocuğun ebeveynlerde büyük endişe uyandıran yeme davranışlarından biri besin neofobisidir. Çocukların yeme alışkanlıkları, sosyal rol modelleri olan ebeveynleri tarafından etkilenebilir. Bu nedenle, ebeveyn ve çocuk beslenmesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlığının erken yaşlardan itibaren geliştirilmesini etkileyen faktörlerin ortaya çıkarılması ve yetişkinlikteki beslenme sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir. Bu çalışma; 2-6 yaş aralığındaki çocuklarda besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya Eylül - Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Yenimahalle İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Kaletepe Sağlıklı Hayat Merkezi, Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve 2-6 yaş arası çocuğu bulunan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan anneler dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan anket formu; anne ve çocuğa ait genel bilgiler ve sağlık bilgileri, Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışları Ölçeği (EYZDÖ), Ebeveynlik Stres Ölçeği (ESÖ), Çocuk Besin Reddi Ölçeğini (ÇBRÖ) içermektedir. Katılımcılar en yüksek puan ortalamasını olumlu ikna alt boyutundan (9.6±1.59) en düşük puan ortalamasını ise yeme konusunda ısrar alt boyutundan (4.6±1.48) almıştır. EYZDÖ özel yemekler alt boyutu ile ÇBRÖ seçicilik alt boyutu (r=0.26), ÇBRÖ neofobi alt boyutu (r=0.29) ve ÇBRÖ toplam puan (r=0.30) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). ESÖ toplam puanı ile ÇBRÖ seçicilik puanı (r=0.16, p<0.05), ÇBRÖ neofobi puanı (r=0.21, p<0.01) ve ÇBRÖ toplam puanı (r=0.2, p<0.01) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Ebeveynlerin yüksek kaygı düzeyi anne çocuk etkileşimini olumsuz etkileyerek çocukların yeme reddi davranışını arttırır. Bu açıdan; ebeveyn yeme davranışının ve ebeveyn stresinin çocuklarda görülen besin reddi ve seçicilik üzerindeki etkisini daha net ortaya koyabilmek için başka çalışmaların yapılmasının yararlı olacaktır.
Hatay ilinde satılan sürklerin kaliteleri üzerine araştırmalar
Hatay ilinde yöre halkı tarafından sevilerek tüketilen sürkler özellikle kahvaltı sofralarının vazgeçilmez bir ürünüdür. Bu çalışmada, Hatay ilinde satılan her birinden 20'şer adet olmak üzere (taze, küflü ve cam kavanozda zeytinyağı içinde muhafaza edilen) toplam 60 adet sürk örneği incelendi. Taze, küflü ve zeytinyağında muhafaza edilen sürk örneklerinde ortalama olarak sırasıyla toplam mezofilikaerob bakteri sayısı 7,60, 8,05 ve 5,82; maya ve küf 4,32, 6,42 ve 1,43; Lactobacillus-Leuconostoc-Pediococcus 5,85, 6,85 ve 3,87; laktik streptokoklar 6,41, 6,66 ve 3,76; koliform 1,87, 2,04 ve 1,17;Enterobacteriaceae 2,99, 2,58 ve 1,52; Staphylococcus-Micrococcus 3,30, 2,37 ve 1,73; E. coli 2,29, 1,52 ve 1,04; Staph. aureus1,35, 1,93 ve 1,48 ve anaeroblarise 1,22, 1,03 ve 1,15 log10kob/g seviyesinde bulundu. Kimyasal analizler olarak sırasıyla ortalama pH 4,49, 5,25 ve 5,34; asitlik (l.a cinsinden) % 1,04, 1,62 ve 0,86; kuru madde % 32,27, % 46,91 ve % 60,86; kuru madde de tuz % 5,39, % 8,41 ve % 4,37; protein % 17,56, % 19,45 ve % 26,68; kül % 4,42, % 5,90 ve % 3,95; yağ % 9,90, % 8,81 ve % 17,56; aw değeri0,90, 0,81 ve 0,91 olarak bulundu. Duyusal olarak taze sürkler 87,59, küflü olanlar 68,49 ve zeytinyağında muhafaza edilenler ise 91,80 toplam puan aldılar. Sonuç olarak, sağlıklı ve standart bir ürünün elde edilmesinde hammaddenin kalitesi, üretim ve saklama koşulları, ambalaj materyalleri, personel hijyeni ve HACCP kurallarının uygulanması önem taşımaktadır. Böylece mahalli ürünlerimizden biri olan sürk çökeleklerinin ülke pazarlarında tanınmasına fırsat verilebileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler :Sürk, mikrobiyolojik, kimyasal, duyusal, kalite.
Elazığ'da satışa sunulan şavak tulum peynirlerinin aflatoksin M 1 (AFM1) ve bazı kimyasal parametreler bakımından incelenmesi
Elazığ piyasasında farklı firmalara ait ve farklı zamanlarda satılan 100 adet Şavak tulum peynirleri kullanıldı. Tulum peyniri örneklerinde aflatoksin M1 (AFM1) düzeyi ve bazı kimyasal parametreler (pH, asitlik, aw (su aktivitesi) ve rutubet) ve maya-küf sayısı incelendi. İncelenen tulum peyniri örneklerinde ortalama olarak pH değeri 5,03, asitlik (% l. a) 0,25, aw 0,960, rutubet % 42,59 ve aflatoksin M1 (AFM1) düzeyi ise 2,31 µkg (ppb) olarak tespit edildi. Maya ve küf sayısı ise ortalama log10kob/g olarak 5,12 düzeyinde bulundu. İncelenen örneklerin 94 tanesinde (% 94) maya ve küf sayısı 2,00 log10kob/g'dan fazla tespit edildi. Analiz edilen Şavak tulum peyniri örneklerinin tamamında (% 100) aflatoksin M1 (AFM1) düzeyi Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliği'ne göre AFM1 için belirlenen limit değer 50 µg/kg (0,05 ppb) den yüksek bulundu. Sonuç olarak yöre halkı tarafından sevilerek tüketilen çoğunlukla çiğ sütten yapılan Şavak tulum peynirlerinin aflatoksin M1 (AFM 1) açısından potansiyel bir risk taşıdığı görüldü. Bu nedenle söz konusu ürünlerin teknolojik ortamlarda, pastörize sütlerden, starter kültür ilaveli olarak ve HACCP sistemine uygun endüstriyel ortamlarda yapılmasının halk sağlığı açısından daha uygun olabileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler : Şavak tulum peyniri, aflatoksin M1 (AFM1), kimyasal, mikrobiyolojik, özellik.
Besin açlığı durumunda sıçan ince barsak dokusunda BECN1 (beclin 1) immün lokalizasyonu
Maya Atg6'nın memeli ortoloğu olan Beclin 1, hücresel stres periyotları sırasında artan, programlı bir hücre sağkalım süreci olan otofajide merkezi role sahip bir proteindir. Açlık, ökaryotik organizmalarda hücresel homeostaziyi sağlamak için otofajiyi uyarmaktadır. Yapılan çalışmalar otofaji proteinlerinin bağırsak bağışıklığı, bariyer görevi ve bağırsak homeostazında temel bir role sahip olduğunu göstermektedir. Ancak açlık ile uyarılan otofajide sıçan ince bağırsak dokusunda Beclin 1'in immün ekspresyonuna dair bilgiye rastlanılmamıştır. Bu çalışma ile 12, 24, 36 ve 48 saat açlığa maruz bırakılan sıçanların ve ad libitum beslenen kontrol grubunun ince bağırsak dokularında Beclin 1 immün ekspresyonu araştırılmıştır. Çalışmada kontrol ve açlık gruplarındaki sıçanlardan immünohistokimya (IHC) analizleri için ince bağırsak doku örnekleri toplanmış, Beclin 1 immün lokalizasyonları belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar semiquantitatif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda kontrol grubu ve açlık gruplarının hepsinin ince bağırsak dokularında Beclin 1 immün ekspresyonlarının pozitif olduğu ancak gruplar arası anlamlı ekspresyon farklarının olmadığı görülmüştür.
Evaluation of the effectiveness of ohmic heating applied with different electric field on the inactivation of listeria monocytogenes in protein added milks
Milk, which has a very important place in human nutrition, can harm human health if it is not produced, stored and processed under appropriate conditions. Milk and dairy products constitute an important source for the transmission of Listeria monocytogenes to humans. The aim of this study was to determine the effects of ohmic heating at different electric field intensities on L. monocytogenes inactivation in milk with protein powder addition. In this context; 2.5%, 5% and 7.5% protein powder was added to 200 ml milk samples with 1.5% fat content. The samples were inoculated with L. monocytogenes 4b (ATCC 13932) strain. Ohmic heating (OH) was carried out in a laboratory-type pilot unit using stainless steel electrodes, K-type thermocouple, datalogger and a power supply providing 0-250 V, 10 amps, AC current. The pathogen-added milk samples were heated to 63 °C by applying an electric field strength of 10 and 20V/cm using OH treatment. Then, L. monocytogenes were counted and pH, color (L*, a*, b*) and hydroxymethylfurfurol levels were determined. The results were evaluated by analysis of variance. Ohmic heating applied with an electric field intensity of 10 V/cm caused the L. monocytogenes level in the milk group containing % 2.5 protein to decrease below the detection limit (<1 log) with an average 5 log reduction at 9 min (p<0.05). Similarly, the application of an electric field intensity of 20 V/cm in milk with % 2.5 and % 5protein addition caused the L. monocytogenes level to decrease below the detection limit (<1 log) in 2.5 min (p<0.05). As a result of the OH, no change was observed in the L* (brightness) values of the samples, but a slight increase was observed in pH, a* (redness) and b* (yellowness) values compared to the control group. As a result, inactivation of L. monocytogenes by ohmic heating was found to be dependent on the duration of the OH process, the protein concentration in the milk and the voltage gradient applied.
İlköğretim öğrencilerinin besin güvenliği konusundaki bilgi ve davranışları
Besin güvenliğinin sağlanması için satın almadan başlayarak, saklama, depolama, hazırlama, pişirme ve servis aşamalarında belirli kurallara uyulması gerekmektedir. Bu araştırma, ilköğretim öğrencilerinin besin güvenliği konusundaki bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma örneklem modeliyle yapılmıştır. Araştırma evrenini; Bursa İli Osmangazi ilçesi sınırları içerisindeki ilköğretim öğrencileri, örneklemini ise araştırmaya katılan 369 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; araştırmaya katılan öğrencilerin besin güvenliğini bozan unsurlar içerisinde en zararlı etkiye sahip olduklarını düşündükleri unsurun % 19.8'i mikrobiyal bulaşma, % 19.2'si gıda katkı maddeleri olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin % 55.3'ü doktoru, % 12.2'si TV programlarını, radyo, interneti ulaşabildikleri bilgi kaynağı olarak belirtmiştir. Kızların gıda katkı maddeleri konusundaki bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur ( p<.001). Okul çağı, algılama ve etkilenme dönemidir. Bu özelliklerden yararlanılarak besin hijyeni, besin güvenliğini de içeren eğitimlere bu yaşlarda başlanılmalı, etkin ve sürekli olarak yapılması sağlanmalıdır.Anahtar Kelimeler: Besin Güvenliği, Öğrenci, Bilgi, Davranış.
İbn Sînâ'da teşebbüh kavramı
Lugavî kullanımda bir şeye benzeme çabası ve sürecini ifade eden teşebbüh, insanın bireysel ve toplumsal düzeyde eğilim gösterdiği bir varlığa; felsefî literatürde ise Tanrıya benzeme arzusunu belirtir. İslam felsefesinde, felsefenin geleneksel tanımlarından birinde geçen ve insanın gücü oranında Tanrı'nın fiillerine benzeme çabası'nı yansıtan önemli bir kavram olarak ortaya çıkar. İbn Sînâ'da Teşebbüh Kavramı adlı bu çalışma, teşebbüh'ü arka planı, kavramsal çerçevesi ve içeriğiyle ortaya koymaya çalışmaktadır. Arka planda kavramın etimolojik yapısı, mahiyeti, temel ilkeler ile ontolojik ve kozmolojik bağlam ele alınmaktadır. Kavramsal çerçevede ğanî, melîk, cûd, fakr, istikmâl, nefs, akıl, şevk, aşk, hareket, muharrik, gaye, mebde ve meâd kavramları, teşebbüh'ü anlamada sağladıkları çeşitli açılarla işlenmektedir. İbn Sînâ düşüncesindeki muhtevası itibariyle ise kavram üç farklı boyutta ortaya konmaya çalışılmaktadır. İlki cismani (biyo-fizyolojik) boyutta besin ve beslenme düzeyinde gerçekleşen teşebbüh'ü ifade eder. Bu boyut, bitki ve hayvanda (hars ve nesl) yetkinlik ve istikrarı sağlamak amacıyla besinin, beslediği cismin doğasına benzetilip dönüştürülmesiyle çözülüp gidenin yerine yenisini ikame etme olgusuna dayanır. İkincisi; insanın nâtık nefsinin aklileşme süreciyle ilgili olan aklî teşebbüh'tür. Bu aşama, kavramın esas çerçevesi olup felsefenin geleneksel tanımlarından birinin ifade ettiği insanın tanrıya benzeme sürecini belirtir. Felsefeyi uzak gayesi yönünden tarif eden bu tanımdaki teşebbüh, Platon'dan felsefî düşüncenin İslam dünyasına intikaline kadar geçen uzun dönemde insanın entelektüel-etik gelişimini ifade edegelmiştir. Üçüncüsü de semavî cisimlerin sürekli dairevî hareketini sağlayan bir faktör olarak semavî nefslerin ayrık akıllara benzeme eylemidir. Bu üç boyutun ortak gayesi, her boyuttaki ilgili varlığın selâmet ve bekâsıdır. Son olarak tezi tamamlayıcı ve oluşan istifhamları yanıtlayıcı bir nitelikte olmak üzere teşebbüh-lezzet ve teşebbüh-mahiyet ilişkisine yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: İbn Sînâ, Teşebbüh, Besin, Nefs, Akıl, Aşk, Felek, Hareket.