Benlik
Bu konu başlığı altında 112 tez
Mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Aygün Topuz, E. Mastektominin Benlik Saygısı ve Cinsel Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2019. Araştırma, mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı.Çalışmada, mastektomi ameliyatı geçirmiş meme kanserli kadınlar ile meme kanseri tanısı almayan sağlıklı kadınlar değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Birimine başvuran 50 hasta kadın ve sağlıklı 50 kadın oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBS), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) kullanılarak toplandı.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 21.0 İstatistik paket programı kullanıldı. Kategorik parametrelerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında t testi, ikiden fazla grup durumunda tek yönlü (one way) Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Bonferroni testi kullanıldı. Ölçekler arası karşılaştırmalarda Pearson Korelasyon Analizi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkene etkisini incelemek için ise Lineer Regresyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Çalışmamızda ki meme kanserli kadınların yaş ortalaması 38,00 ± 9,718 olup, tanı anında bulundukları yaş ortalaması 39,600 ± 8,864 tür. Meme kanserli olguların çoğunluğunun ilkokul mezunu (%34) ve aylık geliri orta olan (%74) bireylerden oluştuğu görüldü. Kadınların "benlik saygısı" ortalaması 1,180 ± 1,997, "vücut algısı" ortalaması 85,700 ± 15,332, "cinsel yaşam kalite ölçeği" ortalaması 63,380 ± 21,432 olarak saptandı. Vücut algısı ile benlik saygısı arasında pozitif yönde (r=0,509; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile benlik saygısı arasında negatif yönde (r=-0,499; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile vücut algısı arasında negatif yönde (r=-0,516; p=0,000<0,05) anlamlı ilişki bulunduğu belirlendi.Çalışma bulgularına göre; meme kanserli bireyler psikososyal yönden bütüncül değerlendirilerek, mastektomi sonrası bireylerin beden algısı ve cinsel yaşamı izlenmeli, sağlık çalışanları tarafından gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır. Mastektomi sonrası yapılan meme onarımı işlemlerinin sosyal güvence kapsamında ele alınması için çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Anne babası boşanmış ve tam aileye sahip 15-18 yaş dönemi ergenlerinin benlik saygısı düzeylerinin karşılaştırılması
Yapılan çalışmada araştırılması amaçlanan temel konu ''Ebeveyni ayrılmış ve tam aileye sahip 15-18 yaş arası ergenlik dönemi çocuklarının benlik saygısı düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek'' tir. Araştırmanın temel beklentisi anne ve babası ayrılmış olan 15-18 yaş dönemindeki ergenlerin tam aileye sahip yani aile bütünlüğü bozulmamış 15-18 yaş dönemindeki ergenlere kıyasla benlik saygısı düzeylerinin daha düşük olacağı yönündedir. Ayrıca alt amaçlar olarak, ergenlerin benlik saygısı düzeylerinin ailenin bazı demografik özelliklerine göre farklılaşabileceği beklenmektedir. Bu beklentilerden hareketle, seçilen 15 ve 18 yaş grubuna dahil toplam 185 lise öğrencisine öncelikle Kişisel Bilgiler Formu uygulanarak aile yapıları ve ailenin demografik özellikleri tespit edilmiştir. Sonrasında bu öğrencilere Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanarak, ölçeğin puanlarına göre, yüksek, orta ve düşük benlik saygısı gruplarına ayrılmıştır. Araştırma bulgularına göre, gencin anne babasının ayrılmış ya da ayrılmamış olması ile benlik saygısı düzeyi arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonuçları, ailesi ayrılmış ya da ayrılmamış ergenlerin benlik saygısını artırma yönündeki önermeler ışığında tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Anne-Baba 2. Boşanma 3. Tam Aile 4. Ergenlik 5. Benlik Saygısı
Görme olgusu "Portre, yüz, benlik"
Bu çalışmada, insanın var olma kaygısı sonucu kendini resmetmeye başlamasıyla ortaya çıkan portre resminin zaman içerisinde "ben" imgesi haline gelmesi incelenmiştir. Birinci bölümde, portrenin varlığını ortaya koyacak olan görme olgusunu ve görmeyi oluşturan göz ele alınmış, görmenin seyretmeye dönüşmesi ve insanın kendini nasıl kendi arzu nesnesi haline getirdiği incelenmiştir. İkinci bölümde, portrenin "ben" imgesine dönüşmesi mitolojik açıdan araştırılmış olup "Yüz Nedir?" sorusuyla tanımlanmış ve insanın kendi yüzünü görebilmesi için gerekli olan ayna olgusu incelenmiştir. Ardından portrenin kimlik oluşturma süreci ve portrelerin maske olarak kullanımı araştırılmıştır. Son bölümde ise portrenin din, felsefe, mitoloji, fotoğraf, resim, sosyal medya ve sinema sanatlarından güç alarak zaman içerisindeki oluşumu ve tarihsel süreci incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Portre, ayna, yüz, narsisizm, ben.
Üniversite öğrencilerinin ego kimlik statüleri ile ebeveyn otorite stilleri ve sosyal değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin kimlik statüleri ile ebeveyn otorite stilleri ve sosyal değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklemi yaş ortalamaları X ̅= 20.33 olan, yaşları 18-25 yaş aralığında değişen ileri ergenlikteki üniversite 1. ve 2. sınıflarda öğrenim gören 211 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi tabakalı amaçlı örnekleme yöntemine göre seçilip, veri toplama araçlarını dolduracak bireyler random olarak seçilen üniversite öğrencilerine doldurulmuştur. Verilerin elde edilmesinde Ego Kimlik Süreci Ölçeği, Ebeveyn Otorite Ölçeği ve Sosyal Değerler Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı korelasyon analizi ile parametrik bir test olan tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve anlamlılık ilişkisi ile ilgili veriler ve ilişkinin yönünü belirlemek içinde Post Hoc testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, ego kimlik oluşum süreçleri ile yetkeci ebeveyn otorite stili arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ego kimlik oluşum süreçleri ile sosyal değerler arasında düşük düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ego kimlik oluşum süreçleri ile yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı bulunmuştur. Kimlik statülerinden başarılı kimlik ile yetkeci ebeveyn otorite stili arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kimlik statüleri ile sosyal değerler asında anlamlı ilişki bulunmuştur. Fakülte ve bölümler ile sosyal değerler arasında sadece aile değerleri için Özel Eğitim Bölümü ve Hukuk Fakültesi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırma bulguları literatür taraması ve çalışma bulguları çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ergenlik dönemi, Ego kimliği, Ebeveyn otorite stilleri, Anne-baba tutumları, Sosyal değerler
Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik döneminde bağlanma biçimi ve öz anlayış arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Çocukluk çağı travmalarının gelecek yaşamdaki psikolojik sorunlarla ilişkili olduğu yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bireylerin çocukluk yıllarında ihmal ve istismar yaşantılarına maruz kalması, güvensiz bağlanma geliştirmelerine neden olarak yetişkin yaşantılarındaki ilişkilerini etkileyebilmektedir. Çocuklukta yaşanan travmaların ve güvensiz bağlanma biçimlerinin sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilen öz anlayışı da olumsuz etkilediği düşünülebilir. Bu araştırma, bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaları, bağlanma ve öz anlayış arasındaki ilişkileri araştırmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte çocukluk çağı travmaları, bağlanma ve öz anlayış düzeyinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, gelir düzeyi ve psikiyatrik tanının olup olmaması gibi değişkenlere bağlı olarak incelenmesi çalışmanın diğer hedefleridir. Anketler online formlar üzerinden uygulandığından, örneklem, yansız olarak ulaşılan ve farklı gruplardan oluşan 18 yaş üzeri kişilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 212'si (%70,7) kadın, 88'i (%29,3) erkek olan 300 kişi katılmıştır. Bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılmıştır. Duygusal istismar, cinsel istismar, fiziksel istismar ve fiziksel ihmal alt boyutlarının kaygılı bağlanma, duygusal ihmal alt boyutunun ise kaçınan bağlanma üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Duygusal ihmal ve duygusal istismar ve kaygılı bağlanmanın katılımcıların öz anlayış düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, tedavi sürecinde bireylerin çocukluk çağında yaşadıkları travmaların ve bağlanma biçimlerinin birlikte ele alınması, bunu yaparken öz anlayış düzeyinin artırılmasının iyileşme sürecine katkıda bulunacağı düşünülebilir.
Kabin ekibi üyelerinin mesleğin gerektirdiğini düşündükleri ego durumları ile kendilerinde algıladıkları ego durumlarının örtüşmesinin (bağdaşımının) geleceğe yönelik umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, kabin ekibi üyelerinin uçuş operasyonu sırasında ekip ve yolcu ile iletişimde bulunduklarında mesleğin gerektirdiği (beklenen) ego durumları ile kendilerinde algıladıkları (gözlenen) ego durumlarının bağdaşıklık düzeyinin, kabin ekibi üyelerinin geleceğe yönelik umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili içerisinde yer alan; devlet ve özel havayolu şirketlerinde kabin memuru olarak görev yapan 300 kabin ekibi üyesi oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kabin ekibi üyelerine Transaksiyonel Analiz Kuramı bağlamında Ego Durumları Ölçeği uygulanmıştır. Buna ek olarak, Araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu verilerek doldurulması sağlanmıştır. Kabin ekibi üyelerinden kabin memurluğu mesleğinin gerektirdiği düşünülen kişilik özelliklerini Ego Durumları Ölçeği' nde doldurmaları istenmiştir. Ayrıca, kabin ekibi üyelerinden kendilerinden algıladıkları özellikleri işaretlemeleri istenmiştir. Bununla birlikte kabin ekibi üyelerinden Beck Umutsuzluk Ölçeği'ni mesleğe göre değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırma kapsamında tüm verilerin anlamlılık düzeyi p< .05 düzeyinde sınanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kabin ekibi üyelerinin gerek kendilerinde algıladıkları gerekse mesleklerinin gerektirdiğini düşündükleri baskın ego durumları frekans dağılımlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede farklılık gösterdiği bulunmuştur. Bununla ilişkili olarak Kabin ekibi üyelerinin kendilerinde algıladıkları ve meslekte algıladıkları baskın ego durumları arasında anlamlı düzeyde uyumsuzluk olduğu bulgulanmıştır. Kabin ekibi üyelerinin umutsuzluk düzeylerinin cinsiyet ve öğrenim durumu değişkenlerine göre farklılık gösterdiği bulgusu elde edilmiştir. Mesleği tercih bağlamında ise tercih nedenleri ile umutsuzluk düzeyleri arasında farklılık bulunmuştur. Benzer biçimde kariyer inancı ile umutsuzluk düzeyleri arasında da anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır.
Beyaz yakalı çalışanların kendilerinde algıladıkları ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri ego durumları bağdaşımının (uyumunun)iş doyumları ile ilişkisi
Bu araştırmada, beyaz yakalı çalışanların kendilerinde algıladıkları ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri ego durumları uyumunun iş doyumları ile ilişkisi olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ilişkisel tarama modeline uygun olarak düzenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini, merkezi İstanbul'da bulunan ve üretim sektöründe yer alan firmalarda çalışan 298 beyaz yakalı çalışan oluşturmaktadır. Araştırmada, Transaksiyonel Analiz Kuramı bağlamında Ego Durumları Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu katılımcılara dağıtılarak doldurmaları sağlanmıştır. Toplanan veriler SPSS ve Microsoft Office Excel programları aracılığı ile kodlanmış, Ki Kare Uyum İyiliği testi ve Bağımsız Gruplar t Testi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; çalışanların kendilerinde algıladıkları, yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri baskın ego durumlarının farklılık gösterdiği ve ego durumları arasında uyumsuzluk olduğu saptanmıştır. Çalışanların kendilerinde algıladıkları baskın ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları baskın ego durumunun aynı ya da farklı olması iş doyum düzeyinde bir farklılık göstermez iken, kendilerinde algıladıkları baskın ego durumu ile yöneticilerinde bekledikleri baskın ego durumu aynı olanların diğerlerine kıyasla iş doyum düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Beraberinde yöneticide algılanan baskın ego durumu ile onda beklenen baskın ego durumunun aynı olması halinde farklı olanlara kıyasla daha yüksek iş doyumuna rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel Analiz, Ego Durumları, İş Doyumu.
Devlet kurumunda çalışan memurların benliksaygıları ile iletişim becerileri düzeylerininincelenmesi
Toplumda bireylerin düzenli ve mutlu bir yaşam sürdürebilmesi sağlıklı bir kişilik gelişimiyle mümkündür. Birçok araştırma göre; kişilerarası etkili iletişim kurabilen, benlik saygısı ve empati yeteneği yüksek kişilerle düzenli ve sağlıklı bir toplum oluşturulabilir. Bundan dolayı; toplumda yaşayan insanların davranışları ve kullandıkları beceriler; toplum içerisinde pozitif yönde ilişkiler kurmasında kısacası sağlıklı bir birey olarak toplumda yer almasında etkilidir. Bu araştırmada, bir devlet kurumunda çalışan memurların benlik saygıları ile iletişim becerileri düzeylerinin arasında ilişki incelenmiştir. Çalışmada; benlik saygısı ve iletişim becerileri düzeylerinin bazı bağımsız değişkenler (cinsiyet, doğum yeri, yaş, mesleki kıdem, öğrenim durumu, medeni durum, kardeş durumu, kaçıncı çocuk oluşu, aylık gelir, anne ve babanın öğrenim durumu) açısından da ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin çeşitli kurumlarda hizmet veren 158 (75 erkek; 83 kadın) devlet memuru oluşturmaktadır. Araştırmamızda; Ersanlı ve Balcı tarafınadan (1998) geliştirilen "İletişim Becerileri Derecelendirme Ölçeği", Rosenberg tarafından geliştirilen (1965) "Benlik Saygısı Ölçeği" ve katılımcı hakkında bilgi almak için 12 soruluk "Demografik Kişi Formu" kullanılmıştır. Veri analizleri için SPSS 21.0 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler non parametrik testler kullanılmıştır. Analizlerde Mann-Whithney U testi ve Kruskal Wallis H testi uygulanmıştır. i Araştırmanın bulgularına bakıldığında, benlik saygısı ile iletişim becerileri arasında (p>0.05) anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Diğer taraftan; erkeklerin iletişim becerileri ölçeğinin alt boyutu olan davranışsal iletişim becerileri açısından kadınların puanlarına oranla (p>0.05) daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, bireylerin gelir düzeylerine göre gruplar arasında zihinsel iletişim becerileri, duygusal iletişim becerileri ve iletişim becerileri (toplam skor) ölçekleri puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Fakat, bireylerin iletişim becerileri ve benlik saygıları; yaş, medeni durumları, mesleki kıdem süreleri, eğitim düzeyleri, kaç kardeş oldukları, kaçıncı çocuk oldukları, anne ve babalarının eğitim düzeyleri bakımından anlamlı bir farklılık görülememiştir.
Benlik kurgusunun sosyal onay ihtiyacı, kontrol odağı ve duygularını ifade edebilme ile ilişkisi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde Benlik Kurgusunun Sosyal Onay İhtiyacı, Kontrol Odağı ve Duygularını İfade edebilme ile ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Veriler ilişkisel tarama modeline göre analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 öğretim yılında Mersin ve Arel Üniversitesinde eğitim öğretim gören 198 kadın (%56,9), 148 erkek (%42,5) olmak üzere yaşları (17-30) aralığında değişmek ile birlikte toplam 348 öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılar, uygun / kazara örneklem yöntemi yoluyla belirlenmiştir. Araştırmada amaçlar doğrultusunda veri toplamak amacıyla "Sosyal Onay Ölçeği", "Özerk-İlişkili Benlik Ölçeği", "Duygu İfade Ölçeği" ve "Kontrol Odağı Ölçeği" kullanılmıştır. Sosyal Onay Ölçeği; Başkalarının Yargılarına Duyarlılık, Sosyal Geri Çekilme ve Olumlu İzlenim Bırakma olmak üzere üç alt boyuttan ve 25 maddeden oluşmaktadır. Özerk-İlişkili Benlik Ölçeği; İlişkili Benlik, Özerk Benlik ve Özerk-İlişkisel Benlik olmak üzere üç alt boyuttan ve 27 maddeden oluşmaktadır. Duygu İfade Ölçeği; Olumlu Duygu İfadesi, Yakınlık Duygu İfadesi ve Negatif Duygu İfadesi olmak üzere üç alt boyuttan ve 15 maddeden oluşmaktadır. Kontrol Odağı Ölçeği ise 47 maddeden ve iki alt boyuttan oluşmaktadır. Boyutlar; İç Kontrol Odağı ve Dış Kontrol Odağıdır. Örnekleme alınan öğrencilerin yaşlarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için t testinden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde; değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre İlişkili Benlik boyutu ile özerk benlik arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; Başkalarının Yargılarına Duyarlılık, Olumlu İzlenim Bırakma, Özerk-İlişkisel Benlik, Olumlu Duygu İfadesi, Yakınlık Duygu İfadesi ve Negatif Duygu İfadesi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Özerk Benlik boyutu ile Başkalarının Yargılarına Duyarlılık, Sosyal Geri Çekilme, Olumlu İzlenim Bırakma, İlişkili Benlik, İç Kontrol Odağı ve Dış Kontrol Odağı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken; Özerk-İlişkisel Benlik arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Özerk-İlişkisel Benlik boyutu ile Sosyal Geri Çekilme, İç Kontrol Odağı, Dış Kontrol Odağı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken; İlişkili Benlik, Özerk Benlik, Olumlu Duygu İfadesi, Yakınlık Duygu İfadesi ve Negatif Duygu İfadesi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Değişkenlerin benlik kurgularını yordama düzeylerini belirlemek için çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre: Özerk Benliği; Başkalarının Yargılarına Duyarlılık, İç Kontrol Odağı ve Dış Kontrol Odağı yordamaktadır. İlişkili Benliği; Başkalarının Yargılarına Duyarlılık ve Yakınlık Duygu İfadesi yordamaktadır. Özerk-İlişkisel Benliği; Yakınlık Duygu İfadesi, İç Kontrol Odağı, Olumlu Duygu İfadesi ve Sosyal Geri Çekilme Yordamaktadır. Araştırma sonuçları, içinde yaşanılan toplumsal bağlamın, bireylerin benlik kurgularının şekillenmesinde önemli olduğunu göstermektedir ve Kağıtçıbaşı'nın üçlü benlik yapısını destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Benlik Kurgusu, Sosyal Onay İhtiyacı, Duygularını İfade Edebilme, Kontrol Odağı
Self-other model of narcissistic depression: The mediating role of rejection sensitivity and self-compassion between vulnerable narcissism and depressive inclinations
Theoretical accounts support that vulnerable narcissist's efforts to avoid rejection in order to increase contingent and oscillating self-worth facing downwards in majority of times are the forerunner and maintaining representative agents of his or her depression. Vulnerable narcissism, depression, self-compassion, and rejection sensitivity have been distinctly examined and found to be associated in various research. However what is missing is a demonstration of those previously recognized associations in a structural model. The present study investigated those associations using structural equation modeling (SEM). Data from 519 participants were collected using Google Forms online software. Participants completed online versions of Demographic Form, Pathological Narcissism Inventory, Beck Depression Inventory II, Rejection Sensitivity Scale, and Self-compassion Scale. Both the measurement and the structural model provided a good to acceptable fit to the data. Results regarding to correlation analyses provided support for the significant level of associations between study variables. Results regarding to path analyses showed that 22 % of the variance in the self-compassion and 28 % of the variance in the rejection sensitivity was explained by vulnerable narcissism. Lisrel verified the indirect effect of vulnerable narcissism on depressive inclinations through partially mediator role of of self-compassion. On the other hands, depressive inclination was not found to be contingent on rejection sensitivity. Model explained % 45 of the total variance in depressive inclinations. The results have been discussed in consideration of literature. Implications for future research and for clinical practices have also been provided.
İbn Hazm ve Levinas'ta 'Benlik' ve benlikten kaynaklanan ahlâkî sorunlar
Ahlâkî bir varlık olan insan için benlik hem vazgeçilmez hem de tuzaklarla doludur. Bu tuzaklar, bazen insanın kendinden kaynaklanan bazen de dışarıdan gelen bir etkenle kendini göstermektedir. İnsan bu tuzaklara karşı kendini koruma altına alabilmek, yani ahlâk sahibi bir birey olabilmek için genellikle iki tür kaynağa başvurmaktadır ki bunlar vahiy ve akıldır. Her ikisi de insanın mutluluğunu ve nefsin ıslahını amaçlamaktadır. Bu, bir süreç içinde, yoğun bir çaba sonucunda elde edilecek sonuç olup, her insan bundan dolayı kaygılanır. Kaygı ise iki yönlü olup biri geçici olanın kaygısı, diğeri ise hakikate yaklaşma kaygısıdır. Burada benin başkası ile olan ilişkisi, benin Tanrı ile olan ilişkisi ve benin kendisiyle olan ilişkisi belirleyici olup, bu üç tür ilişki benliği inşa etmektedir. İnsanın Tanrı ile olan ilişkisi önemli ölçüde metafizik, başkası ile olan ilişkisi ahlâkî ve kendisiyle olan ilişkisi hem metafizik hem de ahlâkidir. Bu ilişkiler bir birine bağlı olup, ahlâkî bir varlık olan insana bir mana ve sorumluluk yüklemektedir. İslam düşünürlerinden İbn Hazm ile Fransız filozofu Levinas'ın bu meseleye yaklaşımını ve fikirlerini dikkate alarak, araştırmamızda benlik ve benlikten kaynaklanan ahlâkî sorunlar hakkında mukayeseli bir çalışma yapılmıştır.
Teoriden gündelik mekâna zimmet mefhumu
Social sciences have been preoccupied with the study of the "self" and "agency." Since the Enlightenment, theories continue to explain the self and agency based on the absoluteness of human reason, power, and knowledge through the scientific and empirical methods and/or based on moral standards defined by humans. However, with the criticism of the Enlightenment, these secular perspectives have fallen short of explaining the human self. This study offers the notion of dhimma which presents an illuminating perspective in understanding the human self. Dhimma has the meanings of covenant, assurance, security, safety, sanctity, and right and responsibility. In addition to these meanings, dhimma is also defined as the self and an attribute of the self. This study explores these meanings of dhimma throughout the Qur'an, hadith and Islamic Jurisprudence and brings them together. According to this thesis, dhimma indicates the self of human being, with regard to the privilege of tasarruf (power and authority to act on and make use of the creatures) on earth, and to the responsibility shouldered upon man as a result of this privilege. In other words, man becomes competent / eligible to have a right over the creation and bear its responsibility by virtue of his dhimma. This aspect of the self contributes to explaining the position of the human in the world and his moral responsibility towards the creation.
Alter ego ve personanın sanatsal faaliyetteki rolü
Bu tez, artist sıfatının geçirdiği evrimi incelerken bu sıfatın içindeki değişmeyen ve değişen özellikleri ele alacaktır. Artist olan herkesin sanat yapıyor olması, sanat yapan herkesin bir artist olduğu manasına gelmemektedir. Bu yüzden metodoloji olarak antropoloji, sanat tarihi, felsefe ve sanat eleştirisi kullanılarak eserler üzerinden artist tipolojileri incelemeye alınmıştır. Bu calışmada batı sanatında artistin bir sıfat haline gelişi, özgünlük ve özgürlük meseleleri üzerinden irdelenmiştir. Ego halinde ortaya çıkan artist ile alter ego olarak beliren artist kimliği arasındaki benzerlikler ve farkılıklar ortaya konmuştur. Çalışma kapsamında farklı zamanlarda yaşamış artsistlerin ortak yanlarının özgünlük, farklılıklarının ise özgürlük olduğu tespit edilmiştir. Bu tez artistlerin postmodernizmden sonra ego ve alter ego yerine bir persona yarattığını savunuldu. Bu personanın ise artistin özgünlük ve özgürlük meselelerine aykırı olduğu vurgulandı. Türkçede sanatçı sıfat olarak kullanılmazken batıda ise "digital artist", "photography artist", "video artist", "tattoo artist", "installation artist" gibi terimler artist sıfatındaki özgürlük manasını yok edip türkçedeki sanatçı anlamına getirmektedir; bu da artistin doğasına aykırıdır. İnsanların çoğunluğunun bir sanatsal persona yaratmaya çalıştığı bu dijital çağda bilgi kirliliği oldukça fazladır. Özgünlük ve özgürlük ilkelerine özünde sahip olan artist, bir isim olarak herkesin kendine yakıştırabildiği dijital etkileşim çağımızda anlamını tamamen yitirmiştir. Bu etkileşim çağında paylaşımları ile beraber en çok öğretebilen olmak da mesele olacaktır. Geleceğin artistinin, "Bilgiyi tecrübe ettiren bir hayat öğretmeni" olması kaçınılmazdır. Bu yüzden, "Geçmiş, Günümüz, Gelecek Artist Tipolojisi" bu tezde incelenirken gelecekte olması gereken bir artist tipolojisinin de üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ego, alter ego, persona, artist, davranış biçimi, özgünlük, özgürlük, avatar
Ergenlerde sosyal medya kullanım sıklığı ve özgüven düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım sıklığı ile özgüven düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlanmıştır. Araştırmaya2017-2018 yıllarında İstanbul ili Bakırköy ilçesinde, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Ataköy Cumhuriyet Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 135'i kadın, 112'si erkek toplamda 247 öğrenci katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen sosyo-demografik form, sosyal medya tutumlarının ölçülmesi için Otrar ve Argın (2015) tarafından geliştirilen ''Öğrencilerde Sosyal Medya Tutum Ölçeği'', özgüven düzeyinin belirlenmesi için ise Akın (2017) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçeye uyarlanan ''Özgüven Ölçeği'' kullanılmıştır. Elde edilen veriler öngörülen istatistik teknikleri kullanılarak SPSS Windows Paket Programı aracılığıyla çözümlenmiştir.Yürütülen çalışma sonucunda lise öğrencilerinin internette 4 saat ve daha fazla zaman geçiren ergenlerin paylaşma ihtiyacı alt ölçeğinden aldıkları ortalamalar internette 2-3 saat ve 1 saat ve daha az zaman geçiren ergenlerin ortalamalarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Baba eğitim düzeyine göre ergenlerin babaları ilköğretim ve altı düzeyde eğitimi olanların Öğretmenlerle İlişki alt ölçeğinden aldıkları ortalama puanlar babaları üniversite ve üstü düzeyde eğitimi olanların aldıkları ortalama puanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgulara göre ergenlerin Sosyal Medya Tutumu Ölçeği Sosyal İzolasyon alt ölçeğinden aldıkları puanlarla Özgüven Ölçeğinden aldıkları toplam puanlar arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergenlerin özgüven düzeyleri düştükçe sosyal izolasyonları yükselmektedir.
Attilâ İlhan'ın eserlerinde otobiyografik yansımalar ve benlik temsilleri
Otobiyografi, temel anlamda, öz yaşam öyküsü olarak adlandırılır. Bu anlamda otobiyografi; yaşayan ve gerçek bir özne olarak yazarın hayatına ilişkin bir yazınsal deneyimdir. Modern bir anlatı olarak otobiyografi, aydınlanma çağı ile birlikte yoğunluk düzeyi kazanır; zira aydınlanma düşüncesi ile birlikte benlik olgusu üzerinde hâkim olan metafizik örtü kalkar ve birey, yaşamsal deneyimini araştırmaya koyulur. Benlik temsili, bireyin kendisine yönelik araştırması neticesinde edindiği deneyimlerin ve sosyal yapının onda yarattığı etkilerin toplamı olarak tanımlanabilir. Birey, sosyal yapılanmalardan ve öznel deneyimlerden hareketle benliğini meydana getirir. Benlik olgusu ayrıca, bireyin ruhsal ve zihinsel devinimlerini yönlendiren bilinçaltı ve bilinçdışı unsurlardan da etkilenir. Bu nedenle, psikanaliz literatüründe benlik, ego ile ilişkisi içerisinde ele alınır. Attilâ İlhan, Türk edebiyatında çok yönlü kimliği ve kişisel tarihi ile yazarlık kimliğine ve yapıtlarına farklı ve özgün deneyimler aktaran en önemli isimlerden biridir. Onun yapıtlarında hem öz yaşam öyküsünden hem de entelektüel kimliğinin imkân tanıdığı farklı benlik temsillerinden izler bulmak mümkündür. İlhan'ın özellikle edebi yapıtları, bilinç unsurlarının tesiri altında ortaya çıkan benlik temsillerini işaret etmesi açısından zengin bir yapıdadır. Tez çalışmanın amacı, Attilâ İlhan'ın eserlerini, "Benlik Temsilleri" ve "Otobiyografik Yansımalar" başlıkları etrafında incelemeye tabi tutmak ve otobiyografi ve edebiyat yapıtı; benlik ve edebiyat yapıtı arasındaki metinsel mesafeyi kuramsal açıdan aydınlatmaya çalışmaktır.
Kadın ve benlik kurgusu: Ağaoğlu, Burak, Soysal ve Özlü
Eserlerinde gerçek benliklerinden yola çıkarak, kurgusal bir benlik inşa eden Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Sevgi Soysal ve Tezer Özlü, Cumhuriyet'in erken dönemlerindeki değerlerle yetişen ve eserlerinde kadın sorunu üzerine odaklanan yazarlardandır. Yaklaşık olarak aynı dönemlerde yetişen bu isimlerin kimlik edinme süreçleri, cinsiyetlenmeleri, toplumsal ve politik olaylar karşısındaki tavırları ve bu duruşlarının metinlerindeki yansımaları, eril kimliğin yansıdığı tüm alanların sorgulanışı, Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana modernizmin simgesi olarak görülen kadın kimliğinin 1980'lere kadar geçirdiği evrelere, kurguyla gerçeklik arasındaki bir konumdan bakılmıştır. Bu çalışmada, adı anılan dört kadın yazarın otobiyografik yönüyle öne çıkan eserleri seçilerek, "sanatçı beni" açısından incelenmiştir. Kadın yazarların, kendi benlikleri ile kadın kahramanlarının "benlik"leri arasındaki paralellikler otobiyografik bir okuma ile temellendirilmiş, yazarların kendini gerçekleştirme aşamaları "kurgusal benlik" üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Sevgi Soysal, Tezer Özlü, kadın yazını, benlik, otobiyografi, kendini gerçekleştirme Sayfa Adedi:X+200. Tez Danışmanı: Doç. Dr. Seyit Battal UĞURLU
Ebeveynleşme, partnere bağlı benlik değeri, obsesif inançlar ve obsesif güvensizliğin partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerle ilişkisinin incelenmesi
Heterojen bir görünüme sahip olan Obsesif Kompulsif Bozukluğun (OKB) romantik ilişkilerde gözlemlenen alt alanlarından biri de partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerdir. OKB'nin gelişiminde ebeveynlere ve benliğe ilişkin faktörler ile uyumsuz inançların rolü olduğu bilinmektedir. Araştırmanın ilk aşamasında, obsesif güvensizlik belirti şiddetini değerlendirmek amacıyla geliştirilen Obsesif Güvensizlik Envanteri'nin (OGE) psikometrik özellikleri incelenerek Türkçeye uyarlaması gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda, devam eden romantik bir ilişki içerisinde olduğunu belirten 316 yetişkin katılımcı, OGE, Obsesif Kompulsif Envanteri-Gözden Geçirilmiş Form (OKE-GGF), Obsesif İnançlar Anketi-9 (OİA-9), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ) ve Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği'ni (PİOKBÖ) internet aracılığıyla doldurmuştur. İkinci aşamada, ebeveynleşme ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerin ilişkisinde obsesif inançlar ve partnere bağlı benlik değerinin aracı, obsesif güvensizliğin ise obsesif inançlar ve partnere bağlı benlik değeri ile partner odaklı belirtiler arasındaki ilişkide düzenleyici rolü araştırılmıştır. Bu aşamanın örneklemi, romantik ilişkisi bulunduğunu beyan eden 524 yetişkin katılımcıdan oluşmuştur. Katılımcılar, internet üzerinden Ebeveynleşme Envanteri (EE), Partnere Bağlı Benlik Değeri Ölçeği (PBBD), OİA-9, OGE ve PİOKBÖ'yü doldurmuştur. İlk aşamanın sonuçları OGE'nin Türkçe formunun orijinal ölçekle uyumlu bir faktör yapısına sahip olduğuna işaret etmiştir. Aynı zamanda ölçeğin dış bileşen ve ayırt edici geçerliğine, yüksek düzeyde iç tutarlılık ve iki yarı test güvenirliğine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, partnere bağlı benlik değerinin ebeveyne ve kardeşe yönelik ebeveynleşme ile partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkiye aracılık ettiği ve bu ilişkinin obsesif güvensizlik düzeyi yüksek bireylerde daha güçlü olduğu görülmüştür. Elde edilen tüm bulgular, alanyazın doğrultusunda tartışılmış, araştırmanın önemi, sınırlılıkları, gelecek araştırmalara yönelik öneriler ve klinik doğurguları ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler OKB, partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler, benlik değeri, obsesif güvensizlik, obsesif inançlar, ebeveynleşme
Biz olamayan ben(lik): Türkiyedeki Kürt göçmenlerin aidiyet deneyimleri
Kimlik, günümüzde içerisinde etnisite, dil, benzerlik-farklılık, din, ötekilik, aidiyet gibi birçok olguyu barındıran bir kavramdır. Siz konusu göç olduğunda bu kavramların anlamları süreç içerisinde ve konjonktüre göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye gibi çok uluslu bir coğrafya söz konusu olduğunda ulus devlet kurulumu sonrası azınlık olarak kabul edilen toplumlar için kimliği anlamlandırmak daha karmaşık hale gelmektedir. Bu tez çalışması ulus devlet kurulumu sonrası anayasal olarak azınlık kabul edilmeyen Kürt etnik kimliğinin ekonomik sebeplerle yapmak zorunda kaldığı göçe yer vermektedir. Aidiyetin benzer olmaktan gelen ifadesi 'Biz' ile bireyselliğin vurgusu 'Ben' kavramlarının sınırları belirlenemem bu göç deneyimlerindeki ayrımına odaklanmaktadır. Etnografik bir alan çalışması çerçevesi ile gündelik hayatta aidiyet ve kimlik deneyimlerini görüşmecilerin kendi anlatımlarıyla aktarmaktadır. Çalışmada Türkiye'nin doğu ve batı olarak adlandırılan iki farklı bölgesinde yaşamış ve resmi olarak kabul edilen kimlik ile birlikte kendi etnik kimliklerini sürdü çalışan göçmen Kürt özneler yer almaktadır. Derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilen çalışma 5 kişi ile sınırlı tutulmuştur. Tez metninin temel soruları 'Biz' aidiyeti nerede oluşur ve bireysel olan 'Ben'e nerede ihtiyaç duyar? Aidiyet ve arada kalmışlık kimlik ediniminde nasıl bir rol oynamaktadır? Anahtar Kelimeler: Etnik Kimlik, Aidiyet, Arada kalmışlık, Biz, Göç, Doğu/Batı
Üniversite öğrencilerinde romantik ilişki istikrarının yordayıcıları olarak bağlanma ve benlik değişimi
Üniversite öğrencileri ile yapılan bu çalışmanın birinci amacı üniversite öğrencilerinde bağlanma ve benlik değişiminin ilişki istikrarını yordayıp yordamadığı iken; ikincisi cinsiyete, yaşa ve ilişki süresine göre ilişki istikranın değişip değişmediğini incelemektir. Araştırma grubu en az 6 aydır romantik ilişkisi olan üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplayabilmek amacıyla İlişki İstikrarı Ölçeği, Türkçe Romantik İlişkilerde Benlik Değişimi Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinde benlik değişimi ve bağlanmanın ilişki istikrarını yordama gücünü belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların ilişki istikrarı düzeylerinde cinsiyet ve yaşa göre fark olup olmadığını belirlemek için bağımsız gruplar için t testi yapılmıştır. İlişki istikrarı düzeylerinde romantik ilişki süresine göre fark olup olmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi ve Kruskal Wallis-H kullanılmıştır. Analizden elde edilen bulgulara göre üniversite öğrencilerinin benlik genişlemesi, benlik daralması, kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma düzeyleri ilişki doyumunu anlamlı düzeyde yordarken; benlik genişlemesi, benlik kirlenmesi, benlik daralması ve kaygılı bağlanma seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Benlik genişlemesi, benlik daralması, benlik kirlenmesi, kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ilişki yatırımı düzeyini anlamlı düzeyde yordarken; benlik genişlemesi, benlik daralması, benlik kirlenmesi ve kaçınmacı bağlanma bağlanımı anlamlı düzeyde yordamaktadır. Ayrıca ilişki doyumu ve ilişki yatırımı düzeylerinde cinsiyete göre anlamlı olarak fark varken; ilişki doyumu, ilişki yatırımı ve bağlanım düzeylerinde devam eden romantik ilişkinin süresine göre anlamlı fark vardır. Ancak ilişki istikrarının alt ölçekleri yaşa göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Elde edilen bulgular ilişki istikrarına ilişkin literatür doğrultusunda tartışılarak yorumlanmış ve araştırmacı ve uygulamacılara öneriler sunulmuştur.
From narrative coherence to psychological and social well-being: The moderator role of autonomous-related self
The current study investigated the moderator role of self-construals in the relationship between narrative coherence and psychological and social well-being. 191 emerging adults between the ages of 18-25 participated to the study. Narrative Writing Task, Autonomous-Related Self Scale (ARSS), Psychological Well-Being Scale (PWBS), and Social Well-Being Scale (SWBS) were completed by participants. The results demonstrated that autonomous-related self moderate the relationship between narrative coherence and two types of well-being. In other words, as autonomous-related self-contrual level gets higher, the relationship between narrative coherence and psychological and social well-being becomes stronger. The current study proved the predictive value of both autonomy and relatedness for the relationship betwen narrative coherence and well-being. Keywords: Narrative Coherence, Psychological Well-Being, Social Well-Being, Autonomous-Related Self, Self Construals
Alkol kullanım sorunları nedeniyle ayaktan tedavi gören bireylerin ego savunma biçimleri ve tedavi motivasyonu arasındaki ilişkide öz yeterliğin ve değişime hazır olmanın aracı rolünün incelenmesi
Çalışmada, alkol kullanım sorunları nedeniyle ayaktan tedavi gören bireylerin savunma biçimleri ile tedavi motivasyonu arasındaki ilişkide öz yeterlik ile değişime hazır olmanın aracı rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi'nde (AMATEM) alkol kullanım sorunları nedeniyle ayaktan tedavi görmekte olan 83 erkek oluşturmuştur. Araştırma verileri, Demografik Bilgi Formu, Savunma Biçimleri Testi, Değişime Hazır Olma ve Tedavi İsteği Ölçeği, Genel Özyeterlilik Ölçeği ve Tedavi Motivasyonu Anketi kullanılarak toplanmıştır. Savunma biçimleri, öz yeterlik, değişime hazır olma ve tedavi motivasyonu değişkenleri arasındaki ilişkileri değerlendirmek için yapılan Korelasyon Analizi sonucunda değişkenler arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Savunma biçimleri, öz yeterlik, değişime hazır olma ve tedavi motivasyonu değişkenleri demografik değişkenler açısından karşılaştırılmıştır. Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) sonucuna göre katılımcıların immatür savunmaları kullanma düzeyi, baba alkol kullanımı açısından anlamlı bir farklılık gösterirken; Bağımsız Örneklemler için t Testi sonucunda katılımcıların immatür savunmaları kullanma, değişime hazır olma ve tedavi motivasyonu düzeyleri, baba alkol kullanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir. Korelasyon Analizi sonucuna göre, ilk alkol kullanım yaşı ile nevrotik ve immatür savunmalar arasında olumsuz yönde anlamlı bir ilişki bulunurken olgun savunmaları kullanma, öz yeterlik, değişime hazır olma ve tedavi motivasyonu düzeyleri arasında olumlu yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Savunma biçimleri ile tedavi motivasyonu arasındaki ilişkide, öz yeterlik ve değişime hazır olmanın aracı rolünün değerlendirilmesi için savunma biçimleri (olgun, nevrotik ve immatür) için ayrı olarak Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, katılımcılarda olgun ve nevrotik savunma biçimleri ile tedavi motivasyonu arasındaki ilişkide öz yeterlik ve değişime hazır olmanın aracı rolü bulunmuştur. Savunma biçimlerinin tedavi motivasyonu üzerindeki dolaylı etkileri incelendiğinde, olgun ve nevrotik savunma biçimleri ile yapılan analizde öz yeterlik aracılığıyla, değişime hazır olma aracılığıyla ve öz yeterlik ile değişime hazır olmanın seri aracılığıyla olmak üzere toplam üç dolaylı etki de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Son olarak, çalışmanın klinik doğurguları ve sınırlılıkları açıklanarak gelecek çalışmalar için çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler Alkol kullanım bozukluğu, ego savunma mekanizmaları, tedavi, motivasyon, değişime hazır olma, öz yeterlik
Beden ve benlik ilişkisi üzerine resimsel çözümlemeler
Araştırmanın amacı, beden ve benliğin birbiri ile olan ilişkisini inceleyip, resim sanatında incelemek ve bu kavramların resimsel yollarla da ifade edebileceğini göstermektir. Araştırma resim sanatı kapsamında oluşturulmuştur. Araştırma, gözlem ve uygulama olmak üzere iki kolda yürütülmüştür. İlgili alanlar kapsamında kaynak incelemesi, veri toplama ve değerlendirmesi yapılmış, aynı ve benzer konularda yapılan çalışmalar incelenip çözümlenmiştir. Konu ile alakalı resim çalışmaları yapılmıştır. Araştırma, beden ve benlik ilişkisi ile ilgili çözümlemelerle, bu kavramların resimsel yollarla da ifade edileceği gösterilmiştir. Konuyla alakalı çalışmaların incelenmesiyle içerik zenginleşmiş ve farklı bakış açılarının da gelişmesine teşvik etmiştir.
'Ben' ve mekânsız 'öteki-ben' çatışmasında ortaya çıkan sanatsal gel-gitler
Özne, kendisini nesnenin karşısına koyan ve bilincin taşıyıcısı olarak bilinen birey olarak ta-nımlanmaktadır (Cevizci, 2011, s. 344). Öznenin daha net tanımlanabilmesi için veya bir kavramın daha net tanımlanabilmesi için, kavramın karşıtına ihtiyaç duyulmaktadır. Karşıt kavramlar birbirilerini tamamlamaktadır. Öznenin olabilmesi için bu karşıtlık nesnede karşılık bulmaktadır. Diğer bir deyişle öznenin karşıtı nesnedir. Özne, kendisinin tanımlanması için nesneye baktığında benliği oluşmaktadır. Aynı za-manda benliği sayesinde toplum içerisinde bir kimliğe sahip olmaktadır. Bu oluşumun evrelerini Freud ego-ideali ve ideal-ego kavramlarıyla açıklar. İdeal-ego, öznenin olmak istediği 'ben' anlamına gelmekte, ego-ideali ise öznenin kendisini gördüğü ve kendisine baktığı yerle özdeşleşmesidir (Žižek, 2015, s. 121). Toplum içerisine giren özne, imgesel egosuna geri dönmeyi hedeflemektedir. Fakat toplum, onun için oluşturduğu, yani Lacan'ın Simgesel düzen olarak adlandırdığı düzende kalmasını istemektedir. Buradan itibaren kararsızlığa düşen öznenin içerisinde, ben'in diğer tarafı ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada, bu öteki-ben'e; doymak bilmeyen, doyumsuz olan, yani hep arzu halinde kalan bir durum olarak Obur-ben tanımının yapılması önerilmektedir. Obur-ben'in doyumsuzluğu, bir aidiyet ve tanımlanmışlık istememesinden kaynaklanmaktadır. Aidiyet kavramı mekânla ilişkilidir, yani bir 'yer'e ait olma durumudur. Bir aidiyetten çıkmak isteniyorsa, o halde o yerin de yersizleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre, mekân ve yersizleşme kavramları incelendiğinde, her mekânın aslında ulaşılabilir oldu-ğuna, her yerin birer mekân olduğuna ve nihayet yersizleşme de 'yer' üzerinden tanımlandığından yersizleşme durumunun mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle, Obur-ben olarak tanımlanan öznenin arzu durumunda kalan tarafı hep yersizleşme arzusu içinde kalmak durumunda olan ben'dir. Bu olgular seramik heykel, yerleştirme, çizim, video ve fotoğraf çalışmaları ile sanatsal olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarda, öznenin ben ve Obur-ben arasında kalması, gelgitleri, gitme arzusu; ikilik, karşıtlık, sınır ve hareket tasvirleri üzerinden betimlenmiştir. Böylece gitme eyleminin gerçekleşememesi ve yersizleşme arzusunun hep bir arzu konumunda kalması sanatsal gelgitler üzerinden işlenmiştir.
Tükenen benlik kaynaklarına bağlı olarak artan önyargılarda içsel ve dışsal güdülenmenin rolü
Dayanma Gücü Modeli (Baumeister ve Heatherton, 1996; Muraven ve Baumeister, 2000); benliğin yönetici işlevleri kapsamında gerçekleşen öz kontrol, benlik düzenleme gibi süreçlerin benlik kaynaklarını tükettiği, bu nedenle de bireylerin kaynak gerektiren gelecekteki eylemlerinde başarısız oldukları varsayımını temel almaktadır. Bu çalışmada benlik kaynaklarının tükenmesinin önyargılar üzerindeki etkileri incelenmiş ve modelin temel varsayımı test edilmiştir. Son yıllarda modele yönelik gerçekleştirilen çalışmalarda süreçte aracı bir rolü olduğu düşünülen olumlu duygulanım, kültür, irade inancı gibi değişkenler ele alınmıştır. Mevcut tez çalışmasında ise benlik kaynaklarının tükenmesi sürecinde önyargısız olmaya yönelik güdülenmenin rolü incelenmiştir. Yukarıda bilgiler ışığında planlanan bu araştırma iki ön çalışma ve bir asıl çalışmadan oluşmaktadır. Bu bağlamda birinci ön çalışmada eşcinsellere yönelik önyargısız olma güdüsünü ele alan "Internal and External Motivation to Respond Without Prejudice" adlı ölçeğin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Gerçekleştirilen analizler neticesinde ilgili ölçeğin çalışmada kullanmak üzere geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. İkinci ön çalışma ise kullanılacak olan benlik kaynaklarının tükenmesi değişimlemesine karar verebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Değişimleme için ilk aşamada dikkat kontrolü videosunun kullanılması düşünülmüş bu nedenle ilgili videonun uyarlaması yapılmıştır. Ancak gerçekleştirilen analizler videonun benlik kaynaklarının tükenmesinde başarılı olmadığını göstermiştir. Bunun üzerine tükenme değişimlemesi amacıyla sunulan bir metni yeniden yazma görevinin başarısı test edilmiş ve değişimlemenin başarılı bulunmasının üzerine bu değişimlemenin asıl çalışmada kullanılmasına karar verilmiştir. Yürütülen iki ön çalışmanın ardından asıl çalışmaya geçilmiştir. Asıl çalışmada benlik kaynaklarının tükenmesi ve önyargısız olmaya yönelik güdülenme değişkenlerinin eşcinsellere yönelik tutumlar üzerindeki etkisini test etme amaçlanmıştır. Gerçekleştirilen analizler neticesinde araştırma kapsamında hazırlanan tüm hipotezlerin doğrulandığı görülmüştür. Araştırma bulguları, eşcinsellere yönelik tutumlar üzerinde tükenme değişkeninin, güdülenme değişkeninin ve tükenme-güdülenme değişkenlerinin ortak etkisinin anlamlı olduğunu göstermektedir. Son olarak, araştırma kapsamında elde edilen bu bulguların alanyazına katkıları değerlendirilmiş, araştırmanın sınırlılıkları ve ileride gerçekleştirilecek çalışmalara yönelik önerilere yer verilmiştir.