Mantık
Bu konu başlığı altında 89 tez
Türkçede zayıf-güçlü niceleyiciler ve imkânsız niceleyici kavramı
Bu tezde Türkçede niceleyicilerin anlambilimsel özelliklerine odaklanılmakta ve Türkçede anlamsal gösterimi bulunan ve bulunmayan niceleyicilerden yola çıkılarak niceleyicilerin sahip olabileceği anlamsal değerleri kısıtlayan yeni bir özellik tanımlanmaktadır. Çeşitli mantık sistemleri tanıtıldıktan sonra mümkün ve imkânsız bağlaç kavramı ele alınmakta, buradan yola çıkılarak doğal dil niceleyicilerinin betimlenmesini mümkün kılan lambda gösterimi tanıtılmaktadır. Güçlü ve zayıf niceleyiciler arasında bir ayrım yapılmakta ve güçlü niceleyicilerin (ör: "her", "çoğu") tersi bir anlamsal değere sahip iyi tanımlı bazı niceleyicilerin, Türkçede bulunmadığı tespit edilmektedir. Güçlü niceleyicilerin bağlama duyarlı olduğu gözleminden yola çıkılarak bir niceleyicinin tersinin mümkün olmasını engelleyen etkenin bağlama duyarlılık olarak ele alınabileceği gösterilmektir. Zayıf niceleyicilerin tersini mümkün kılan özelliğin bu niceleyicilerin olumsuzluk işlemcisiyle etkileşime girmesi olduğu göz önüne alınarak güçlü niceleyicilerin terslerinin imkânsız olması, bağlama duyarlı niceleyicilerin olumsuzluk işlemcisiyle etkileşime girememesi şeklinde incelenmektedir. Özetle bu tez, mümkün niceleyici kavramını Türkçe üzerinden ele alarak doğal dil niceleyicilerinin anlamsal özelliklerinin zannedilenden daha kısıtlı olduğunu öne sürmektedir.
Aristoteles ve John Stuart Mıll'in mantığında ifade ve tartışma özgürlüğü problemi
Özgürlük, tarih boyunca hep arzu edilen, ulaşılmak istenen bir değer olmuştur. İçerisinde birçok farklı türe ayrılsa da üzerinde en çok durulanı, bireysel ve toplumsal faydası dolayısıyla ifade etme ve tartışma özgürlüğüdür. Tezimiz, ifade etme ve tartışma özgürlüğünün, hakikatin açığa çıkartılması noktasındaki katkısı üzerinedir. Çünkü ifade etme ve tartışma özgürlüğü ile düşüncelerin retoriksel olarak ifade edilip, diyalektik bir yöntemle karşı karşıya getirilmesi özellikle sosyal bilimler alanında doğru bilgi elde etme yöntemidir. Hem Aristoteles hem de John Stuart Mill özgür bir toplumsal yönetim biçimi altında, ifade etme ve tartışma özgürlüğü ile hakikatin bilgisinin elde edilebileceğini savunmuşlardır. Onlar kurdukları mantık sisteminde, mutlak kesinliği olan, değişmez nitelikte bir hakikatin bilgisini ortaya koymaya çalışsalar da, özellikle toplumsal ilişkiler, politika, ahlâk gibi konu başlıklarında, her ikisi açısından da bu arzu edilen mutlaklığa ulaşmak pek mümkün olmamıştır. Çünkü sosyal bilimler olarak ifade edilen alanlarda Aristoteles ve John Stuart Mill'in de kabul ettiği gibi, hakikat olarak ifade edilen düşüncelere karşı, muhalif pek çok görüşün ileri sürülmesi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada muhaliflerin görüşlerinin diyalektik bir tartışma ve retorik ile değiştirilip, hakikatin belirlenebilmesi ve bu hakikat üzerinde uzlaşının sağlanabilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu ihtiyacın farkına varan her iki düşünürümüz de, ifade etme ve tartışma özgürlüğü içerisinde diyalektik ve retorik sanatlarını özellikle sosyal bilimlerde hakikati ifade eden bilginin elde edilebilmesi açısından bir yöntem olarak değerlendirmişlerdir.
Graham Priest'te dialetik mantık ve zaman metafiziği bakımından sonuçları
Felsefe tarihine baktığımızda Aristoteles'in ortaya koyduğu haliyle çelişmezlik ilkesinin, düşüncenin ve hatta varlığın temel ilkesi olarak kabul edilip bu anlamda ortodoksiyi oluşturduğunu görürüz. Aristoteles, varlığın en temel ilkesi olarak gördüğü çelişmezlik ilkesinden hareketle kuvve-fiil, fiil-tamamlanmış fiil gibi ayrımlar yaparak değişim içerisindeki nesnenin varoluşunu incelemiştir. Çelişmezlik ilkesi de nesnenin belirleniminin temel ilkesi olmuştur. Ancak bu ilkeye bağlı olarak zaman, özellikle de zamanın kesiti olarak ân düşünülmeye çalışıldığında çelişkilerle karşılaşıldığı görülür. Çelişmezlik ilkesine bağlı kalınan çerçevede zamanın kavramsal düzeyde açıklanamadığı tespit edilmiştir. 20. yüzyılda ortaya çıkmaya başlayan –klasik olmayan mantıklardan olan–tutarlı-ötesi mantıklar çelişmezlik ilkesinin belirli durumlarda geçerli olmadığını iddia etmektedir. Tutarlı-ötesi mantıklardan en radikal olanı ise düşüncenin sınır durumlarında ortaya çıkan bazı çelişkilerin doğru ve gerçek olduğunu savunan dialetik mantıktır. 1970'lerde Graham Priest ve Richard Routley'in ortaya koyduğu, Priest tarafından geliştirilen dialetik mantık son yıllarda akademide hem mantık düzeyinde hem de metafiziksel imaları itibariyle etkisini göstermektedir. Çelişmezlik ilkesine bağlı kalındığı için klasik mantıkta kavramsallaştırılamayan zamanın dialetik mantık içerisinde kavram düzeyinde açıklanıp açıklanamadığı tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Bu konu incelenirken öncelikle Aristoteles düşüncesinden hareketle klasik mantıkta zaman konusunda karşılaşılan güçlükler ortaya konulmuş, ardından dialetik mantığın gerekçelendirilmesine ve temellendirilmesine yer verilmiştir. Nihayetinde ise dialetik mantığın zaman metafiziğini nasıl ele aldığı aktarılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda, dialetik mantığın önemli imkânlar barındırdığı ama zaman metafiziği konusunda henüz bu imkânları kullanmadığı, dialetik mantıktan metafiziğe geçiş sürecinin Priest'te yeterince hazırlanmadığını ve dialetik mantıktan metafiziğe geçişin transandantal bir bakış açısı gerektirdiği tespit edilmiştir.
Nagarcuna düşüncesinin mantık ve metafizik eleştirisi
Eski Hindistan'da mantık ilkeleri, örneğin çelişmezlik ilkesi, konu hâline getirilmese bile bilinmekteydi. Ancak mantığın konu kılınması ve o zamana kadarki bilgilerin derlenip toparlanması işini MS ikinci yüzyılda yaşamış Hint filozoflarından Nagarcuna üstlenmiştir. Nagarcuna, mantığı kullanarak, gerçekliği belli bir şekilde ve kendindeliğe sahip göstermenin bir aracı olan mantıkla, svabhava, şunya, nirvana ve çatuşkoti kavramları üzerinden bu aracın imkânlarıyla bir şeylere töz atfedilmesini bir yanılsamadan ibaret görmüştür. Geç dönem Wittgenstein'da da buna benzer bir eleştiri sözkonusudur. O da dilin bir mantığı olduğu, o mantığın bize bir gerçeklik resmi sunduğu ve bizim ancak bu yolla felsefe yapabileceğimiz gibi düşüncelerden kurtulmaya çalışmıştır. Metafiziğe karşı bu tutum 20. yüzyılın ikinci yarısında modal mantığın klâsik olmayan mantıkların modellere sahip olmasına izin verecek biçimde gelişmesiyle bir değişim geçirme eğilimine girmiştir. Bazı yeni dönem mantıkçılar, örneğin İngiliz filozof Graham Priest, çelişkilerin gerçekliğin bir parçası olduğunu savunmaya başlamışlardır. Doğal dilin çelişkiler içermesi düşüncesinden hareketle, dilin resmettiği gerçekliğin de bu anlamda çelişkiler içermesi gerektiği düşüncesine bir geçiş yapmış, bu düşünüş biçiminin Batı metafiziğini Hint metafiziğine yakınlaştırdığı görüşünü öne sürmüştür. Priest'in temellendirmeye çalıştığı bu görüş, Nagarcuna'nın yaklaşık iki bin yıl önce, yazdığı kitaplarda ortaya koyduğu Orta Yol düşüncesinin bir yorumu olarak ele alınabilir. Tezimizde bu bağlamda Nagarcuna düşüncesi, kavramları ve bu düşüncenin yankıları değerlendirilerek, metafiziğin geldiği nokta açısından Priest'in ileri sürdüğü gerekçeler gözönüne alınarak, Batı metafiziğinin Hint metafiziğine yakınsayıp yakınsamadığı, Hint metafiziğinin felsefe için bir açılım sağlayıp sağlamayacağı sorularına cevap aranmaya çalışılmıştır.
Cihet-i Vahdet kavramı çerçevesinde kelâm ilminde konu ve gaye problemi
Bu çalışmada ilimlerin birbirinden ayrıştırılması noktasında kullanılan ve mantık literatüründe "cihet-i vahdet" olarak anılan kavram ve bu kavramın kelâm ilmi bağlamında tezahür ettiği zemin tahlil edilmeye çalışılmıştır. Kısaca ilimlerin pek çok meselelerinin bir araya getirilmesini sağlayan ve aynı zamanda bir temyiz standardı olarak kabul edebileceğimiz cihet-i vahdet, konu (cihet-i vahdet-i zâtiyye) ve gaye (cihet-i vahdet-i araziyye) olarak ifade edilmektedir. İzlerini Antik Çağ filozoflarına değin götürebileceğimiz bu kavramın İslâm dünyasındaki temsili ise Fârâbî (ö. 339/950) ve İbn Sînâ'nın (ö. 428/1037) mantık çalışmalarında tespit edilebilmektedir. Terminolojik olarak erken kullanımını Teftâzânî (ö. 792/1390) başta olmak üzere 8/14. yüzyılda yaşayan alimler özelinde gördüğümüz cihet-i vahdetin, hemen hemen aynı zaman diliminde Batı coğrafyasında da benzer yaklaşımlar ile tezahür ettiği tespit edilmiştir. Cihet-i vahdetin zirve noktasını teşkil eden Molla Fenârî'nin (ö. 834/1431) Fevâid adlı eseri ve haşiyelerinin temel alındığı çalışmada, öncelikle cihet-i vahdet kavramı ve literatürü incelenmiştir. Bu bağlamda kavramın mahiyeti, tarihi serüveni ve oluşturduğu literatür incelenip Osmanlı Döneminde yaygınlaşan cihet-i vahdet risalelerinin içerik yönünden analizi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci ve ana bölümünü ise cihet-i vahdet kavramının kelâm ilmine tatbik edilmesi teşkil etmektedir. Bu meyanda kelâm ilminin konusu ve gayesi; tarih boyunca yapılan tanımları üzerinden incelenmiş, her birinin tarihsel değişim periyodu ve üzerinde cereyan eden tartışmalar cihet-i vahdet kavramı çerçevesinde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu tahliller boyunca kavramın kelâm ilmi bağlamında işlevselliğinin imkân zemini değerlendirilmiş ve kısmen çağdaş yaklaşımlar da ele alınmıştır. Son olarak kelâm ilminin cihet-i vahdet zaviyesinden genel bir tasvirinin sunulduğu bu çalışmanın temel hedefi, kelâmın felsefe başta olmak üzere modern bilimler karşısındaki konumunun geçmiş, bugün ve gelecekteki tayininin önemine dikkat çekmektir. Anahtar Kelimeler: Cihet-i vahdet, kelâm, mantık, ilimler tasnifi, konu, gaye
Yağış-akış ilişkisinin yapay zekâ teknikleri kullanılarak tahmini
Su kaynaklarının kullanımı, korunması ve ekonomik ömrünün belirlenmesi amacıyla; yağış-akış verilerinin analiz edilmesi, yapılan analizler neticesinde elde edilen verilerden tahminler yapılması önemlidir. Bu sebeple yağış-akış ilişkisinin yapay zekâ tekniği ile tahmini için günümüzde yaygın olarak kullanılan çoklu doğrusal regresyon (ÇDR) metodu, doğrusal olmayan regresyon metotları, yapay sinir ağları (YSA) metodu ve genelleştirilmiş regresyon yapay sinir ağları (GRYSA) metodu tercih edilmiştir. Çoklu doğrusal olmayan regresyon metotlarından etkileşim regresyonu (IR), saf ikinci dereceden regresyon (PQR) ve karesel regresyon metodu (QR) ile analiz yapılmıştır. Bu çalışma metodu için Amerika Birleşik Devletlerine ait Muskegon havzasının içerisinde Newaygo bölgesi yakınlardaki istasyona ait 2014-2018 tarihleri arasındaki 1396 günlük sıcaklık, yağış ve akış verileri kullanılmıştır. Bölgeye ait olan 1396 günlük hidrolojik ve mevsimsel parametreler kullanılarak yapay zekâ tekniği yöntemleri ile tahmin çalışması yapılmıştır. Çalışmada her bir yöntem için, debi ve yağış zaman serileri kullanılarak 2 farklı analiz (ÇDR1, ÇDR2; IR1, IR2; PQR1, PQR2; QR1, QR2; YSA1, YSA2; GRYSA1, GRYSA2) seçilmiştir. Bu yöntemler kullanılırken; determinasyon katsayısı (R2), mutlak ortalama hata (OMH) ve ortalama karesel hataların karekökü (KKOH) kullanılarak karşılaştırma yapılmıştır. Ölçüm ve model sonuçları karşılaştırıldığında; kullanılan yöntemlerin hepsi yağış akış ilişkisi belirlenmesinde güzel sonuçlar vermiş olsa da; YSA2 ve GRYSA2 modelleri en yüksek determinasyon katsayılarına ve en düşük hata miktarlarına sahiptir. GRYSA1 ve ÇDR1 modelleri en yüksek hata, en düşük determinasyon katsayılılarıyla tüm modeller içerisinde en düşük performansı göstermiştir. YSA yönteminin yağış - akış modellemesinde düşük hata ve yüksek determinasyon ile en iyi tahmini verdiği gözlenmiştir. Bu sebeple yağış-akış modellemelerinde klasik yöntemlere alternatif olarak YSA yöntemi kullanılabilir.
İsmâîl Gelenbevî'de modalite-metafizik ilişkisi
Modalite-metafizik ilişkisi erken dönemden beri düşünce tarihinin sıklıkla incelenen meselelerinden biri olup günümüzde de önemini korumaktadır. Son dönem Osmanlı uleması arasında ön plana çıkan isimlerden İsmail Gelenbevî gerek mantık gerek metafizik konuları içeren çokça eser kaleme almış ve hem muasırları hem de sonra gelenlerce takip edilmiş, incelenmiştir. Modalite konusunda Risâletu Miftâhî bâbi'l- müveccehât isimli bir eser de kaleme alan Gelenbevî aynı zamanda Burhân fi ilmi'l- mîzân isimli mantık kitabı ve birçok kısa risalesi ile modalite tartışmalarına ciddi bir katkı sunmuştur. Bu tez modalitenin mantık ilminde nasıl ortaya çıktığını ve modaliteden metafizike geçişin keyfiyetini incelemeyi hedeflemektedir. Söz konusu geçiş ile kasıt pratik örneklerde modalitenin etkisinin gösterilmesi değil, aksine mezkûr ilişkinin teorik zemininin kurulmasıdır. Yani bu tezde herhangi bir belirli metafizik meseleye modal zeminde değinilmeyecek, metafizikin modal zeminde nasıl inşa edildiği araştırılacaktır. Bu inşanın güvenilirliğini temin etmek için modalitenin metafizikten herhangi bir ilke almadan inşasına, mantığın metafiziki bir ilim olarak öncelemesinin keyfiyetine odaklanacağım. Ayrıca modalitenin ortaya çıktığı zemini araştırmak için beş tümel konusuna kadar inerek detaylıca inceleyecek ve ikinci bölümde modalitenin inşası olmaksızın bir metafizikin mümkün olmadığını Gelenbevî örneğinde göstereceğim.
İbn Haldun düşüncesinin varlık ve bilgi temelleri
İbn Haldun (1332-1406) İslâm düşünce tarihindeki önemli düşünürlerden biridir ve en çok umran ilmi ile tanınır. Dolayısıyla o, umran ilminin içerdiği konu ve tartışmalar bağlamında daha ziyade tarih, siyaset gibi alanlarda ele alınmıştır. Ancak bu çalışmalara bir göz atıldığında görüleceği üzere birçok çalışma onun düşüncesinin temelinde bulunan ontolojiyi ve bu ontolojiye dayalı olan epistemolojiyi ya ihmal etmiş ya da hak ettiği yeri vermemiştir. Biz, İbn Haldun'un anlaşılabilmesi için öncelikli olarak onun vahye dayalı ontolojisinin ve epistemolojisinin ortaya koyulması gerektiğine inanıyoruz. Bu iddiamızdan hareketle, onun üzerine yapılan çalışmalarda gördüğümüz bu eksikliği gidermek için onun varlık tasavvurunu ortaya koymaya ve ardından onun bilgi tasavvurunu da bu varlık tasavvuruna dayalı olarak izah etmeye çalıştık. Gördük ki, İbn Haldun'un özgün bir varlık tasavvuru var ve onun, bu varlık tasavvuru felsefî olarak temellendiriliyor. Nihayet, varlığa dair bu tasavvur onu klasik felsefî gelenekten ayırıyor. İbn Haldun'un bu özgün felsefî dizgesinin bugün bizler için yeni bir felsefî dizge adına imkân taşıdığı kanaatine vardık ve ne tür imkânlar barındırdığını ise sonuçta tartışmaya çalıştık.
Mostarî'nin Şerhu Îsâgûcî adlı eserinin tasavvurât bölümü üzerine bir inceleme
Daha önce nüveleri olmakla birlikte mantığın asıl kurucusu Aristoteles'tir. Mantık, doğru düşünmenin ilkelerini konu edindiğinden kurucusundan günümüze kadar ehemmiyetinin korumuş bir yöntembilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles'ten beri oluşan mantık külliyâtı içerisinde Porphyrios'un Îsâgûcî'si önemli bir yere sahiptir. Bu önem İslâm mantık dünyasında da karşılık bulmuştur. Ebherî'nin yazdığı Îsâgûcî, İslâm dünyasında yazılmış en önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. Ebherî'nin Îsâgûcî'sine tarih boyunca pek çok şerh yazılmıştır. Zamanla oluşan bu şerh geleneğine katkı sunan eserlerden biri de tezimizin konusunu teşkil eden, Bosnalı ilim adamı Mostarî'nin yazmış olduğu Şerhu Îsâgûcî adlı eserdir. Şerhu Îsâgûcî, tasavvurât ve tasdikât olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu tezin konusunu bölümlerden ilki oluşturmaktadır. Mostarî, bu bölümde ilk olarak mantığın kelime anlamı, işlevi, tanımı ve konuları üzerinde durmuştur. Ardından tasavvurât bölümüne, Îsâgûcî kelimesinin etimolojik çözümlemesini yaparak geçmekte son olarak delâlet, lafız çeşitleri, beş tümel ve tanım teorisiyle bölümü tamamlamaktadır. Bu çalışmada, söz konusu kronoloji takip edilerek adı geçen konular incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, incelenen eserin tercümesi verilerek çalışma tamamlanmıştır. Böylece, Mostarî'nin İslâm mantık geleneği içerisinde nerede konumlandırılabileceğine dair bir fikir verilirken aynı zamanda bu geleneğe yapmış olduğu katkı ve eleştiriler de belirginleştirilmeye çalışılmıştır.
Necmettin Erbakan'ın söylemlerinde mantık
Siyasal tutum ve davranışları etkileyen faktörlerin başında söylemler gelmektedir. Necmettin Erbakan'ın söylemlerindeki mantık Türk siyasal hayatı ve geleceğimizin siyasetçilerinin yetişmesi açısından önemlidir. Yüksek lisans çalışmamız içerik analizi şeklindedir. Öncelikle Necmettin Erbakan'ın söylemlerindeki mantığı incelediğimiz için birinci bölümde mantık konusu ele alınmıştır. İkinci bölümde söylem ve konumuz gereği siyasal söylem izah edilmiştir. Siyasal söylemin tanımı ile mantık birlikteliğinin insanların akıllarına hitap etmesi gelecek siyasal hayatımızın belki de en önemli ihtiyaçlarındandır. Bu iki bölümde, siyasal söylemde mantık ve akıl yürütme ele alınarak zihni hataya düşmekten korumanın, doğru karar verebilmenin yolları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Necmettin Erbakan'ın hayatına ve söylemlerine dair örnekler ele alınmıştır. Özellikle dördüncü bölüme ışık tutması anlamında genel bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde ilk üç bölümde verilen genel bilgiler çerçevesinde Necmettin Erbakan'ın 22 Nisan 1996'da yaptığı meclis konuşması örneği ele alınarak içerik analizi yapılmıştır. İçerik analizi kısmında Necmettin Erbakan'ın söylemleri mantıksal açıdan ele alınmıştır. Sonuç olarak Necmettin Erbakan'ın siyasal söylem alanındaki yeteneği dikkat çekicidir. Konuşmasında konuları bölümlere ayırarak tanımlaması, istatistikleri ve bilimsel verileri karşılaştırması ve kıyası sıklıkla kullanması dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasal iletişim; siyasal söylem; mantık.
A critical examination of the philosophical defense of free logics
In classical quantification theory, each singular term available in the formal language must denote some member of the quantificational domain. In this sense, standard systems of predicate logic do not allow for non-denoting singular terms of our ordinary discourse. In a non-standard family of logics called free logics, this classical requirement is dispensed with. This study is about these non-standard logics. It has a two-fold aim. Firstly, to provide a survey of free logics. To this end, I introduce definitions and characteristics of these systems, present axiomatic formulations of certain types of free logics, give a summary of different semantic approaches in free logics, and finally provide a brief historical information about their origins. Secondly, I discuss whether the adoption of free logics instead of classical logic is justified or not. To this end, I present and discuss six different kind of motivations behind the adoption of free systems. I ultimately conclude that none of the motivations provides us with enough reason to replace classical quantification theory with free logics. The study ends with a suggestion of a more successful argument in favor of free systems.
Logicism and Gödel's incompleteness theorems
The view of logicism which dates back to eighteenth century when Leibniz thought that mathematical statements are nothing more than identity statements is the view that mathematics is reducible to logic. This idea brings with it several commitments about the epistemological and ontological aspects related to the nature of mathematics. In this study, the common argument that Gödel's incompleteness theorems destroyed logicism once and for all will be considered and in the end it will be concluded that logicism is open to many interpretations, some of which can remain compatible with Gödel's incompleteness theorems.
Zeynuddin el-Keşşî'nin Hadaiku'l-Hakâik adlı eserinin mantık bölümünün tasdikler kısmının tahkîki, tercümesi ve önermeler kısmının değerlendirmesi
Şahin, Ali Rıza, Zeynuddin el-Keşşî'nin Hadaiku'l-Hakâik Adlı Eserinin Mantık Bölümünün Tasdikler Kısmının Tahkîki, Tercümesi ve Önermeler Kısmının Değerlendirmesi, Doktora Tezi, Danışman: Doç. Dr. Necmettin Pehlivan, Volume-1: X+222, Volume-2: 297 s.; Volume-3: 210 s. Tez, üç ciltten oluşmaktadır. Birinci cilt olan önermeler üzerine yapılan değerlendirme bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Araştırmanın Kapsamı, Araştırmanın Önemi ve Amacı, Araştırmanın Metodu ve Araştırmada Kullanılan Kaynaklar Hakkında Teknik Bilgiler, Tahkik ve Tercüme Hakkında Teknik Bilgiler gibi başlıklar altında tezimiz hakkında genel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde; Yüklemli Önermeler genel başlığı altında; söz, önermenin tanımı ve kısımları, yükleme ve türleri, yüklemli önermenin cüzleri, yüklemli önermelerde nitelik ve nicelik, madule ve muhasala önerme, yüklemli önermelerin modalitesi, Fârâbî ve İbn Sînâ'da modal kavramlar, Keşşî'de modalite konusu ve yüklemli modal önermelerin birbirlerini gerektirmeleri başlıklarına yer verilmiştir. İkinci bölümde; Şartlı Önermeler; genel başlığı altında bitişik şartlı önermeler, bitişik şartlı önermelerin terkibi, bitişik şartlı önermelerde nitelik ve nicelik, bitişik şartlı önermelerde doğruluk ve yanlışlık, bitişik şartlı önermelerde birbirini gerektirme ilişkisi, önermelerin cüzleri itibariyle tek ve çok olması, ayrık şartlı önermeler, hakîkiye, mâniatu'l-cem, mâniatu'l-huluv, ayrık şartlı önermelerin terkibi, ayrık şartlı önermelerde nitelik ve nicelik, ayrık şartlı önermelerde doğruluk ve yanlışlık, ayrık şartlı önermelerde gerektirme ilişkisi, şartlı önermelere ait hükümler gibi başlıklara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Yüklemli Önermelere Ait Hükümler genel başlığı altında, üst karşıtlık, alt karşıtlık, çelişki düz döndürme ve ters döndürme konuları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde; İçerik Bakımından Önermeler genel başlığı altında evveliyât, mahsusât, mücerrebât, hadsiyyât, mütevâtirât, fıtriyyât, meşhûrat, müsellemât, makbulât, maznunât, muhayyelât ve vehmiyyât türü önermeler ele alınmıştır. İkinci ciltte Hadâiku'l-Hakâik'in tahkiki yapılmıştır. Tahkik çalışması Hadaiku'l-Hakâik'in elimizde bulunan tek nüshasına dayanılarak yapılmıştır. Ancak Hadaik'te hacim olarak hatırı sayılır yer tutan dokuzuncu fasıl olan "Övülen Bilgiler" isimli bölümde geçen meşhur ve makbul diyebileceğimiz önermelerden oluşan sözlerin kaynakları verilmeye çalışıldı. Arapça metin, okuması ve anlaşılmasının kolay olması için konularına göre paragraflandırılmıştır. Bu paragraflar da tercüme ile karşılaştırılabilmesi ve eş güdümü sağlamak için numaralandırılmıştır. Ayrıca gerekli görülen yerlerde noktalama işaretleri kullanılmıştır. Üçüncü cilt Hadaiku'l-Hakâik'in tercümesinden oluşmaktadır. Tercüme metni de Arapça ile eş güdümü sağlamak için paragraflandırılmıştır. Metinde anlaşılması zor kelimelerin eş anlamlısı veya bir açıklama yapılmak istenildiğinde parantez () işareti kullanılmıştır. Bizim tarafımızdan yapılan ilaveler < > işareti ile gösterilmiştir. Ayrıca tercümede de gerekli görülen yerlerde noktalama işaretleri kullanılmıştır. Sonuç kısmında Hadaiku'l-Hakâik'in içerik olarak bir değerlendirilmesi yapılmış ve onu diğer mantık eserlerinden ayıran yönlerine vurgu yapılmaya çalışılmıştır.
A critique of Hintikka's reconstruction of Kantian intuitionin logical and mathematical reasoning
This thesis is a critique of Jaakko Hintikka's reconstruction of Kantian intuition in logical and mathematical reasoning. I argue that Hintikka's reconstruction of Kantian intuition in particular and his reconstruction of Kant's philosophy of mathematics in general fails to be successful in two ways: First, the logical formula which contains an instantiated term (henceforth, instantial term) that is introduced by the rule of existential instantiation in the ecthesis part of a proof of an argument is not even a proper singular proposition whose relation to its object is supposed to be immediate. It is not a proper singular proposition because its truth conditions are general, i.e., it makes a general statement about a class of individuals of the sort instantiated- a statement whose analysis is based on quantifiers. Second, I show that certain proofs in mathematics- those in the form of reductio ad absurdum- are not captured by Hintikka's reconstruction of Kant's philosophy of mathematics either.
Aristoteles'in mantığının biyoloji çalışmalarındaki rolü
Düşünce ve bilim tarihinin bilinen ilk sistematik mantıkçı ve biyoloğu olan Aristoteles (MÖ. 384-322) yüzyıllar boyunca neredeyse tüm filozofları ve bilimsel akımları etkilemiştir. Biyoloji eserlerinde bulunan deney, gözlem ve incelemeleri de genellikle alanın ilk çalışmalarıdır. Yapılacak çalışma şudur: Önce Aristoteles'in eserlerindeki mantığa ait olan tür-cins-ayrım-özgülük-ilinti ve cevher gibi kavramlar incelenecektir. Sonra bu kavramların yine onun biyoloji çalışmalarındaki yeri/rolü ve günümüz modern biyoloji çalışmalarına katkısı tespit edilecektir. Yapılacak tespitler ışığında biyoloji biliminde canlılar ile ilgili hala çözüm bekleyen birçok konuda Aristoteles mantığı kullanılarak ve çağdaş yorumlardan da yararlanarak yeni çözüm önerileri sunulacaktır. Anahtar kelimeler: Aristoteles, Mantık, Biyoloji, Tür, Bilim
Fârâbî'de tanım teorisi ve tanım teorisinin burhân teorisiyle ilişkisi
Fârâbî; mantığın sistemleştiricisi "Birinci Öğretmen" Aristoteles'in ardından mantığa hak ettiği değeri yeniden kazandırması ve burhânı yeniden felsefenin temeli haline getirmesi sebebiyle "İkinci Öğretmen" olarak anılan bir meşşâî filozoftur. Fârâbî, İslam Felsefesine yön vermiş ve kendisinden sonrakiler için bir kıstas noktası haline gelmiştir. Felsefenin temeline burhânı yerleştiren Fârâbî, Kitâbu'l-Burhân adlı eserinde tanım teorisine genişçe yer vermiş ve burhan ile tanım teorisi arasındaki ilişkinin altını çizmiştir. İbn Sînâ'ya kadar burhânla birlikte ele alınan tanım teorisi İbn Sînâ'dan sonra burhandan ayrılmış ve mantığın tasavvurat bahsinde incelenmiştir. Söz konusu bu değişiklik basit bir konum değişikliğinin ötesinde ciddi dönüşümlere sebep olmuştur. Tarif, "şeyin tasavvurunun ve onun temyiz edilmesinin sebebi olan şey" olarak tarif edilmektedir. Tarif, kendi içinde özsel (tanım) ve ilintisel (betim) olarak ikiye ayrılmaktadır. Özsel tanım, "bir şeyin mahiyetine delalet eden söz" olarak tanımlanmaktadır. Özsel tanımda, bir şeyin kurucu unsurları bir araya getirilerek, yüklem olmada o şeye eşit bir tamlama elde edilmektedir. Zihinde, ilgili şeyin temsilcisi haline gelen bu tamlamanın nasıl meydana getirildiği, yüklemlerin nasıl elde edildiği ve tanımla tanımlanan arasındaki uygunluğun-eşitliğin nasıl sağlandığı konuları tanım teorisi kapsamında incelenmektedir. Burhân, yakînî (kesin) öncüllerden oluşturulmuş bir kıyastır. Burhânda ulaşılmak istenen amaç, elde edilmiş yakînî öncülleri kullanmak suretiyle yakînî sonuçlara ulaşmaktır. Burhân sayesinde ulaşılan sonuçlar da yakînî olacağı için bu sonuçlar, sonraki burhânlar için birer öncül olacak ve bu süreç, sürekli devam ederek bilgi alanının genişletilmesini sağlayacaktır. Her kıyas; büyük, küçük ve orta olmak üzere üç terimden oluşmakta ve kıyas, bu üç parçanın birbirleriyle irtibatlandırılması yoluyla işlev göstermektedir. Bu üç terimin tanımlarının en başta (burhan kurulmadan önce) nasıl bilindiği konusu da tanım teorisini yakından ilgilendirmektedir. Bilginin çoğaltılması için bilinenlerden bilinmeyenlere doğru bir hareket izlenmektedir. Bu nedenle; burhânda kullanılan terimlerin anlamlarının ve tanımlarının daha önceden biliniyor olması gerekmektedir. Bilinenlerden hareketle ortaya çıkarılmış bilinmeyen (burhanın sonucu, yeni bilinen) de yine başka bir şeyin anlamı ya da tanımı olabilir. Haliyle tanım ve burhân arasında karşılıklı etkileşime dayanan bir ilişki bulunmaktadır. "Nedir?" ve "neden?" soruları arasındaki yakınlıkta da kendisini gösteren bu ilişki ancak tanım teorisi ve burhan teorisi birlikte ele alındığında açıkça anlaşılabilmektedir. Tanımlar da burhanlar da ancak kullanılan içeriğin kesinliği ölçüsünde bir kesinlikle sonuç vermektedir. Tanım teorisinin ve burhan teorisinin içerikten bağımsız ve evrensel kesinliğe sahip bir işleyiş şeması bulunmaktadır. İlgili şemalar tespit edilip değişmez sabitler olarak ortaya koyulduğunda mantık; kıstas/ölçüt olma görevini şüphesiz lâyıkıyla yerine getirecektir.
İbn Rüşd'ün cedel anlayışı
Bu çalışma XII. yüzyıl İslam düşünürlerinden olan İbn Rüşd'ün cedel anlayışını konu edinmektedir. Çalışma, İbn Rüşd'ün konu hakkındaki görüşlerinin tespit edilmesi ve değerlendirilmesiyle sınırlı tutulmuştur. Bu çalışmada, İbn Rüşd'ün Telhîs-ü Kitâbi'l-Cedel adlı eseri merkeze alınarak onun cedel anlayışı ortaya konulmuş; söz konusu yaklaşımın ülkemizde müstakil bir çalışma olarak ilk kez ele alınması, araştırmanın özgünlüğünü göstermektedir. Genel olarak Aristoteles'in eserlerine yönelik üç farklı şerh (câmi/cevâmi, telhîs ve tefsir) tarzı geliştiren İbn Rüşd'ün Topikler adlı esere yazdığı câmi türü şerhi Aristoteles'in metninin özlü bir özetini sunar. Çalışmamızın temel kaynağı olan ve Telhîs olarak adlandırılan orta şerhi ise, klasik anlamda bir yorumdan ziyade, hem önceki yorumcuların değerlendirmelerinden faydalanarak hem de metne lafzen bağlı kalmaksızın, onun içerdiği anlamları dikkate alarak yapılan bir tür yeniden inşa çabasıdır. İbn Rüşd'ün cedel anlayışı, Aristoteles'in sisteminden hareketle şekillenmiştir. Bu nedenle onun görüşlerini değerlendirirken, Aristoteles'in cedel anlayışı da dikkate alınmıştır. İbn Rüşd'ün yaklaşımı, Aristoteles'in sistemini İslâm mantık geleneğiyle buluşturarak cedelî tartışma becerisini kuramsal bir temele oturtma çabasının bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla çalışmada, İbn Rüşd ve Aristoteles'in konuya dair yaklaşımları paralel biçimde ele alınmış; ayrıca Fârâbî ve İbn Sînâ gibi önceki filozofların cedel anlayışlarıyla karşılaştırılarak, İbn Rüşd'ün terminolojik ve düşünsel farklılıkları vurgulanmıştır. İbn Rüşd'e göre cedel, dinî, ahlâkî, siyasî ve sosyal alanlara ilişkin olup burhânî açıklık ve kesinlik taşımayan bilgi türlerinin elde edilmesinde ve bu alanlara dair çeşitli problemlerin çözümünde, bireylerin ortak kabulüne dayanan hükümleri kullanma imkânı sunmaktadır ve bu yönüyle oldukça geniş bir kullanım alanı açmaktadır. Çalışmada İbn Rüşd'ün cedel ile burhânın farklılığına dair açıklamalarına yer verildiği gibi cedel ile mugalata arasındaki benzerlik ve farklılıklara da dikkat çekilmektedir.
Hans Reichenbach'ta bilgi ve mantık
Bu çalışma, Reichenbach'ın bilgi felsefesi, olasılık kuramı ve mantık alanındaki katkıla-rını disiplinler arası bir perspektifle ele almaktadır. Çalışmanın temel amacı, Reichenbach'ın bilimsel bilginin kesinlik iddiasına yönelik eleştirilerini; tümevarım, nedensellik ve kuantum mekaniğinin felsefi sonuçları bağlamında açıklamak ve onun üç değerli mantık önerisinin mantıksal ve epistemik gerekçelerini sistematik biçimde ortaya koymaktır. Çalışma üç ana bölümden oluşur: Reichenbach'ın epistemolojik duruşu ve olasılık te-melli bilgi anlayışı, mantık teorisi bağlamında klasik iki değerli mantığın eleştirisi ve üç değerli mantığın formülasyonu, kuantum mekaniğinin felsefi etkileri ile Türkiye'deki akademik katkı-larının değerlendirilmesi. Her bölümde birincil kaynaklara (Reichenbach'ın eserleri) ve ikincil literatüre dayanan karşılaştırmalı analizler sunulmuştur. Yöntem olarak tarihsel-analitik ince-leme, metin çözümlemesi ve felsefi argümantasyon bir arada kullanılmış; özellikle orijinal metinlerin dilsel nüanslarını korumak için mümkün olduğunca özgün dildeki pasajlara atıf yapılmıştır. Ayrıca Reichenbach'ın 1930-1938 yılları arasında İstanbul üniversitesinde yaptığı ça-lışmalar Türkiye'de modern mantığın ve bilimsel felsefenin gelişiminde önemli bir katkı sağ-lamıştır. Reichenbach'ın Türkiye'deki akademik çalışmalarının mantık ve bilim felsefesine katkıları da tarihsel bağlam içinde ele alınmıştır. Çalışmanın sınırlılıkları açıkça belirtilmiştir: Reichenbach'ın mantıksal çıkarımlarının tamamı tek bir çalışmada eksiksiz ele alınamamış; özellikle Almanca ve İngilizce kaynakların bazılarına erişim kısıtları nedeniyle belirli tartışmalar özet düzeyinde aktarılmıştır. Bu sınırlı-lıklar, ileri araştırmalar için kaynak gösterimleri ve öneriler bölümünde ayrıntılı olarak tartı-şılmıştır. Sonuç olarak tez, Reichenbach'ın olasılık merkezli epistemolojisinin ve üç değerli mantık yaklaşımının, modern bilimsel düşüncenin mantıksal altyapısını yeniden şekillendir-mede belirleyici bir rol oynadığını savunur. Anahtar Kelimeler: Mantık, Hans Reichenbach, Mantıksal Ampirizm, Üç Değerli Man-tık, Bilgi Felsefesi, Bilimsel Felsefe, Olasılık, Kuantum Mekaniği.
Kitâbu'l- Hurûf'dan hareketle Fârâbî'de dil düşünce ve mantık ilişkisi
Bu çalışmada Fârâbî'nin Kitabu'l-Huruf adlı eseri baz alınarak; dil, düşünce ve mantık konuları ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi incelenmektedir. Bu çalışma giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde İslam Felsefesinin kurucu metni olarak Fârâbî'nin İlimlerin Sayımı adlı eserin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde Fârâbî'nin Hayatı, Eserleri, İlmi Kişiliği ve İlimleri Tasniflemesi hakkında bilgi verilmiş-tir. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'de Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi alt başlıklar halinde; Kavramsal Temellendirme, Fârâbî'de Dil Kavramı, Fârâbî'de Akıl ve Düşünce Kavramı, Fârâbî'de Mantık Kavramı, Mantık İlminin Tarihi, Mantık – Gramer İlişkisi, Fârâbî'nin Felsefe Kurgusunda Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi,Fârâbî'de Dil ve Gelişimi, Fârâbî'de Düşünce ve Gelişimi ve son olarak Fârâbî'de Mantık ve Felsefe İrtibatının Kurgulanışı98 şeklinde incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise bireyin akıl ve ruh sağlığının korunması ve gelişmesi bağlamında, dil, düşünce mantık ilimlerinin ifade ettikleri 1anlama dikkat çe-kilmiştir.
Modern Türkiye'de felsefe-mantık ilişkisi-matematik tarihçisi Yavuz Aksoy merkezli bir inceleme-
Modern Türkiye'de Felsefe ve Mantık İlişkisini ülkemizin yetiştirdiği önde gelen bilim insanlarından birisi olan Yavuz Aksoy merkezli incelemeyi hedefleyen tez; önsöz, giriş, üç bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde, Felsefeyi Anadolu'da Yeninden Yurtlandırmak projesinin çalışmamızla olan bağlantısı kurularak Aksoy'un önemli katkılar yaptığı mantık, matematik ve müzik alanlarının önemi ortaya konulmuştur. Birinci bölümde Yavuz Aksoy'un hayatı hakkında detaylı bilgiler verilerek, akademik hayata geçiş süreci değerlendirilerek "sosyal felsefe"ye giriş yapılmaktadır. İkinci bölümde akademik kişiliğine yoğunlaşarak, Cumhuriyet Dönemi akademik hayatına yaptığı katkılar detaylı olarak incelenmektedir. Üçüncü ve son bölüm ise bilgi, bilim ve bilim felsefesi kavramlarına Aksoy'un verdiği anlamlar müzakere edilerek, ilimler tasnifine dair yaptığı ayrım incelenmiştir. Bu bölümde özellikle Yavuz Aksoy'un mantık matematik ilişkisine dair görüşleri tahlil edildi. Ayrıca bu bölüm Yavuz Aksoy'un müzik ve matematik ilişkisi ile ilgili görüşlerine ayrılmıştır. Sonuç kısmında mantık, matematik ve müzik alanlarında Yavuz Aksoy'un ülkemiz akademik birikimine olan katkıları değerlendirilmiş, bunun felsefe ve bilim tarihindeki yerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Yavuz Aksoy, Felsefe, Bilim Tarihi, Modern/Sembolik Mantık, Matematik
Matematik açısından Osmanlı'da mantık
Çalışmamızda tarih boyunca çeşitli şekillerde görülen Mantık ilmi üzerine bazı noktalar değerlendirilmiştir. Çeşitli zaman dilimlerinde mantıkçılar ve katkıları belirtilmiştir. Özellikle Mantık ilminin, Osmanlı medreselerinde okutulmasının amaçları, bu konuda incelemeler yapan alimler, onların medreselerde okutulan kitapları üzerinde durulmuştur. Ayrıca Matematik ile Mantığın kesişim noktası olan Sembolik Mantığın başlangıcı, Osmanlı Devletinde aldığı yer, bu konuya yer veren kitaplara dikkat edilmiştir. Bunun için Osmanlı Devleti'nde karşılaşılan Ali Sedad'a ait Mizanu'l Ukul ve Salih Zeki'ye ait Mizan-ı Tefekkür adlı eserler incelenmiştir. Türkiye Yazma Eserler kurumunca tıpkı çevirisi yapılan Ali Sedad'a ait Mizanu'l Ukul'un yanında faydalı olması niyetiyle Salih Zeki'nin Mizan-ı Tefekkür adlı eseri ayrıntılı şekilde incelenmiş, kitabın tıpkı basımı, çeviri yazısı ve günümüz Matematik ve Mantık terimleri ile yeniden aktarılıp yorumlanmasına yer verilmiştir. Çalışmada Mantığın bundan sonraki seyri kısaca yer almıştır.
Frege'nin Gönderge Teorisi ile Gelenbevi'nin Delâlet Teorisi arasında bir karşılaştırma
Bu çalışmamızda Friedrich Ludwig Gottlob Frege'nin (1848-1925) gönderge teorisi ile İsmail Gelenbevi'nin (Gelenbeli İsmail) (1730/31-1790/91) delâlet teorisini inceleyerek karşılaştırma yaptık. Buradaki karşılaştırmadan kastımız, iki mantıkçıdan birinin diğerine göre görüşlerine bir değer biçmek değil; konu edindiğimiz akademik ve felsefi bilginin netleştirilmesi için bir görüşün ötekine göre farklı, benzer ve aynı yönlerini belirlemektir. Böylece söz konusu akademik-felsefi bilginin, daha arı duru bir şekilde ortaya konmuş olabileceğini düşündük. Frege'nin özdeşlik teorisi, yine kendi gönderge anlayışının doğmasına neden olmuştur. O, ifadelerin özdeşliği meselesini kendine sorun edinmiştir. Onun özdeşlik hakkındaki görüşü evrilerek dönüşmüş ve bu dönüşüm de "gönderge" ile "duyum" kavramlarının karşılıklı olarak yorumlanmasına neden olmuşken, ifadelerin özdeşliği konusunda Gelenbevi'nin doğrudan doğruya bir görüşünden söz edemeyiz. Ancak lafzın manaya delâleti, mutabakat (tam örtüşme) yoluyla gerçekleştiğinde özcü yaklaşımından dolayı ona göre delâlet, her iki ifadeyi eşit kılmaktadır. Frege'ye göre sözcükler olağan tarzda kullanıldıklarında, kişinin söylemek istediği şey onların göndergesidir. Gelenbevi'ye göre ise delâlet, bir şeyin öyle bir halde bulunmasıdır ki, o şeyi anlamak, başka bir şeyin anlaşılmasını sağlar (husûle getirir). Frege'nin tanımı yalnızca dil felsefesi içerisinde değerlendirilirken Gelenbevi'nin tanımı hem epistemeloji hem de dil felsefesi içerisinde değerlendirilebilecektir.
Mantık ve kodlama eğitimi alan öğrencilerin başarılarının belirlenmesi
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler toplumsal ihtiyaçların değişmesine ve yeni mesleklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Gelişme ve değişimler eğitim sürecini de etkilemekte eğitimi gelişmeye ve değişmeye zorlamaktadır. Bilgisayar ve internet teknolojilerindeki gelişmeler ile birlikte eğitim kurumlarında kodlama derslerine yer verilmeye başlanmış olup, eğitim kurumlarının rekabet gücünü artıran bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kodlama eğitiminin temelini oluşturan mantık olmakla birlikte, sadece ortaöğretim 9.sınıf matematik dersi öğretim programında yer verilmektedir. Bu araştırmanın amacı, mantık ve kodlama eğitimi alan öğrencilerin başarılarının belirlenmesidir. Bu kapsamda Matematik öğretim programında yer alan kazanımlara uygun Mantık Başarı Testi geliştirilmiştir. Araştırma tarama modelinde tasarlanmış ve örneklemi amaçlı örnekleme desenine göre seçilmiştir. Araştırma sonucunda, kodlama eğitimi alan 9. Sınıf öğrencilerinin Mantık Başarı testinden daha yüksek puan aldıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Mantık, Kodlama, Bilimsel kodlama, Robotik kodlama
Said Paşa'nın Hulâsa-i Mantık adlı eserinin değerlendirilmesi ve Türkiye Türkçesine çevrilmesi
Diyarbakırlı bir aileye mensup olan Said Paşa (1832-1891) devlet adamlığı yanında birçok ilimle meşgul olmuştur. Bu ilimlerden biri de mantık olmuştur. Hulâsa-i Mantık isimli eserinde mantığa dair görüşlerini kaleme almıştır. Hulâsa-i Mantık hacim olarak küçük olmasına rağmen içerik bakımından oldukça kapsamlı bir eserdir. Bu çalışmanın konusu, Hulâsa-i Mantık çerçevesinde Said Paşa'nın mantık görüşlerinin incelenmesi ve eserin Türkiye Türkçesine çevrilmesidir. Çalışmanın amacı, Said Paşa'nın mantık anlayışı, onun mantık alanında Türk düşünce tarihine katkılarının neler olduğunun Hulâsa-i Mantık adlı eser çerçevesinde incelenmesi, eserin Türkiye Türkçesine çevrilmesidir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde mantığın ne olduğu, tarihçesi, Said Paşa'nın hayatı, mantık tanımı ve onun Türk düşünce tarihine katkıları ele alınmıştır. İkinci bölümde Hulâsa-i Mantık adlı eserin değerlendirmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Kudret Büyükçoşkun tarafından latinize edilmiş olan Hulâsa-i Mantık' ın Türkiye Türkçesine çevirisi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Said Paşa, Hulâsa-i Mantık, Said Paşa ve Mantık, Hulâsa-i Mantık ve Türkiye Türkçesi, çağdaş Türk düşüncesi