Birim kök testleri
96 theses under this subject heading
Tahvil verimini etkileyen faktörler: Kırılgan beşli ülkeleri üzerine ampirik bir uygulama
Tahvilin verimi tahvilin vade sonundaki kazancını ifade eder ve iki tür verimi vardır. Birinci tür verim bir dönemlik verim adını alır ve tahvilin o dönemdeki alış fiyatıyla satış fiyatı arasındaki kar ya da zarar ile yine o dönemdeki faiz gelirinin toplamı, tahvilin alış fiyatına bölünürse bir dönemlik verim hesaplanmış olur. Bir dönemlik verim yatırımcı için elindeki tahvili portföyünde tutup tutmama kararı aldırır fakat bu kararı alırken başka etkenleri de düşünmek gerekir. Bunlar; piyasa faiz oranlarının gelecekte alacağı değerler, tahvilin riski gibi etkenlerdir. İkinci tür verime vadeye kadar verim denir ve gerçek verim, net verim veya etkin verim de denilebilir. Vadeye kadar verim ise yapılan yatırımın, tahvilin vadesine kadar elde edilen gelirler ve varsa sermaye kar veya zararlarına bakılarak hesaplanır. Araştırmanın temel amacı; kırılgan beşli ülkelerinde tahvil verimini etkileyen faktörleri araştırmaktır. Bu amaçla kırılgan beşli ülkelerinden Türkiye, Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika'nın, CDS GDP, VIX, tahvil verimi ve tüketici güven endeksi verileri alınarak 2007-2016 yılları arasında yıllık verileri kullanarak panel veri regresyon modeli ile analiz yapılmıştır. Analizde tahvil verimi bağımlı değişken, CDS, GDP, VIX ve tüketici güven endeksi bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Analiz sonucunda CDS, GDP ve VIX değerleri ile tahvil verimi arasında anlamlı ilişki bulunurken, tüketici güven endeksi ile tahvil verimi arasında ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Tahvil Verimi, Kırılgan Beşli Ülkeleri
İktisat politikalarının tüketici güveni üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de 2008:01-2021:12 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak, iktisat politikaları ile tüketici güveni arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerinin araştırılmasıdır. Değişkenlere ait veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) veritabanından elde edilmiştir. Değişkenlerin durağanlığının incelenmesi için kullanılan Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) testleri ilgili değişkenlerin genel anlamda birinci dereceden durağan olduklarını ortaya koymuştur. Bu sebeple çalışmada değişkenler arasında uzun dönemli ilişkilerin araştırılması için eşbütünleşme ile Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (ARDL) Model yaklaşımı uygulanmıştır. ARDL metoduyla yapılan analizlerden elde edilen bulgular sonucunda, Türkiye'de iktisat politikası değişkenleri ile tüketici güven endeksi arasında uzun ve kısa dönemde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Değişkenlerden dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerine oranının ve merkezi yönetim bütçe giderlerinin uzun dönemde tüketici güven endeksi üzerinde pozitif etkisinin olduğu görülmekteyken, kısa dönemde negatif etkisinin olduğu görülmüştür. Enflasyon oranının ve faiz oranının hem kısa hem de uzun dönemde tüketici güven endeksi üzerinde negatif etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tüketici Güven Endeksi, İktisat Politikası, Birim Kök, ARDL Sınır Testi.
Türkiye'nin enerji ithalatı, cari açık ve ekonomik büyüme ilişkisi ve yakın komşuları ile olan enerji politikalarının değerlendirilmesi
İnsanlık tarihi boyunca birçok sebeple enerjiye duyulan ihtiyaç, sadece hane tüketimi ile kalmamış, sanayileşen toplumlarda üretim faktörlerinden biri haline gelmiştir. Sanayi Devrimi'nin başlattığı makineleşme, ardından teknolojik ilerlemeler ve nüfusun artması makineleşme çağını oluşturmuş, özellikle sanayileşmiş ülkelerde daha çok enerjiye gereksinim duyulmuştur. Enerji kaynakları bakımından zengin ülke özelliğine sahip olmak, ekonomik güç haline gelmiştir. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler ise, özellikle 1970 Petrol Krizi'nden sonra enerji güvenliğine yönelik politikalar izlemeye yönelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'nin enerji ithalatı, cari açık ve ekonomik büyüme ilişkisi incelenmiştir. 2000 ile 2020 yılları arasında zaman serisi uygulanmıştır. Çalışmanın modelinde, cari açık bağımlı değişken olurken, enerji ithalatı ve ekonomik büyüme bağımsız değişkenlerdir. İlk olarak Genişletilmiş Dickey Fuller(ADF) birim kök testi uygulanmış, büyüme değişkeninin bütünleşik olduğu bulunmuş, bütünleşme derecesine karar verebilmek için ise Zivot- Andrews birim kök testi tercih edilmiştir. Daha sonraki aşamada, değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki, Johansen Eşbütünleşme yöntemi ile test edilmiştir. Son olarak, eş bütünleşme vektörünün tahmini için Tam Değiştirilmiş En Küçük Kareler Yöntemi(FMOLS), ardından Granger Nedensellik Testi ile enerji ithalatı ve ekonomik büyümeden cari açığa tek yönlü nedensellik bulunmuştur.
Durağan olmayan paneller ve bir uygulama
Panel veri tahmin metotlarının kullanımı hem veri kaynaklarına ulaşmanın kolaylaşması hem de sadece yatay kesit ve zaman serileri ile yapılamayan analizlere imkân tanıması sebebi ile giderek artan bir öneme sahiptir. Bu popülerliğe parelel olarak teorik ve amprik panel veri çalışmalarının sayısı giderek artmıştır. Son dönemlerde panel veri ekonometrisinin en çok ilgi çeken alanlarından biri de durağan olmayan panel veri modelleridir. Geleneksel panel çalışmalarından farklı olarak, geniş zaman serisi ve yatay kesit boyutlarına sahip panellerde zaman öğeleri durağan olmamanın güçlü kaynağıdır. Ayrıca, zaman boyutuna yatay kesit boyutunun eklenmesi durağan olmamayı ve eş bütünleşmeyi test etmekte önemli katkılar sağlamaktadır.Bu yüksek lisans tezinde, durağan olmayan panellerin alanizinde sıkça karşılaşılan tahmin metotları incelenmiştir. Panel birim kök ve eş bütünleşme testlerinin uygulanabilirliğini göstermek için Türk İmalat Sanayinde Saat Başına Sabit Ücretler ile Saat Başına Emeğin Ortalama Ürünü arasında Etkin Ücret Teorisince ileri sürülen pozitif ilişkinin varlığı test edilmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar, Türk İmalat Sanayi için Etkin Ücret Teorisini ret etmemektedir.Çalışma veri analizine ilave olarak çeşitli testleri karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. İlk olarak, Choi(2001) ve Maddala ve Wu(1999) takip edilerek, yatay kesit bağımlılığını göz önüne almayan Fisher tipi panel birim kök testleri uygulanmıştır. Daha sonra karşılaştırma yapabilmek için seriler yatay kesit bağımlılığından olabildiğince arındırılarak Fisher tipi panel birim kök testi yeniden uygulanmıştır. Ayrıca, yatay kesit bağımlılığını regresyon denklemi içinde göz önüne alan Pesaran(2003,2007) panel birim kök testi ayrı bir karşılaştırma yapmak için kullanılmıştır. Panel eş bütünleşmenin sınanması için ise Maddala ve Wu(1999) ve Choi(2001) birim kök testlerini panellerde eş bütünleşmeyi test edecek şekilde yeniden yapılandıran Hanck(2007) tarafından önerilen yeni eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Bu test de hem yatay kesit bağımlılığı olan serilere hem de yatay kesit bağımlılığından arındırdığımız serilere uygulanmıştır. Çalışmada sunulan panel birim kök ve eş bütünleşme testlerinin yanı sıra bireysel seriler için ADF, CADF ve Engel-Granger testleri de uygulanmıştır.
Yapısal değişiklik altında birim kök testleri ve bazı makro iktisadi değişkenler üzerine uygulamalar
Bir zaman serisi değişkeni, analiz dönemi içerisinde savaş, barış, politika değişimleri, ekonomik krizler gibi pek çok nedenden dolayı yapısal kırılmalar içerebilir. Serilerde meydana gelen yapısal kırılmalar serilerin durağanlığının belirlenmesinde bir takım güçlüklere yol açar. Bu değişiklikler dikkate alınmadan birim kök testi uygulamak yanlış sonuçlar verebilir ve testin gücünü azaltır. Böyle bir durumda aslında birim köke sahip olmayan bir serinin yanlış olarak birim kök içerdiği şeklinde bir sonuç elde edilebilecektir. Güvenilir regresyon sonuçları elde etmek için serilerdeki yapısal değişikliğin dikkate alınması gerekmektedir.Çalışmada Türkiye'ye ait bazı makro iktisadi zaman serilerinin yapısal değişiklik altında durağanlığın sınanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, serilerin birim kök süreci içerip içermedikleri ve serilerin trend fonksiyonunda meydana gelen yapısal kırılmaların birim kök süreci üzerindeki etkileri incelenmiştir. Serilerin 1987 ve 2009 dönemine ait 3 aylık frekansları kullanılmıştır. Ele alınan makro iktisadi değişkenler öncelikle yapısal kırılmanın dikkate alınmadığı ve uygulamalarda çok yaygın olarak kullanılan ADF, PP ve KPSS birim kök testleri ile analiz edilmişlerdir. Daha sonra, serilerin trend fonksiyonunda meydana gelen tek zamanlı bir kırılmanın birim kök testleri üzerindeki etkisini araştırmaya yönelik, Zivot ve Andrews (1992), BLS ve Perron (1997) tarafından geliştirilen test yöntemleri; serilerin trend fonksiyonunda meydana gelen birden çok kırılmanın test edilmesinde kullanılan Lee ve Strazicich (2003) testi incelenmiştir. Çalışmada GSMH, tüketim, üç ay vadeli mevduat faiz oranları, İMKB 100 endeksi, reel döviz kuru, cumhuriyet altın fiyatları, tefe, tüfe, M1 ve M2 serilerine ait gözlemler kullanılmıştır.Anahtar Kelimeler: Zaman serileri, Durağanlık, Birim Kök, Yapısal Kırılmalar
Bootstrapping methods and applications on Turkish macroeconomic variables
This paper mainly has two aims. In the first place, an extensive discussion on bootstrap methods used in statistical estimation and inference with cross section and time series data sets is presented. In particularly, dynamics through which bootstrap refines the statistics of interest and outperforms classical statistical approach are discussed in detail. In addition, a special attention is paid to the application of bootstrap with different data sets such as cross section and time series and how the procedure must be conducted are explained comprehensively. As the second aim of this study, three bootstrap applications with Turkish macroeconomic time series are performed. Because stationarity tests are quite common among empirical practitioners and because they have explicit implications in terms of long term cointegration relationships between time series, the first two applications of this study focus on bootstrapped unit root tests under the presence of small samples where bootstrap approach is known to be superior to conventional unit root tests suggested in literature. Besides, bootstrap unit root tests results and unit root tests allowing for single and multiple endogenous structural breaks are compared. The third application of the study is devoted to obtain bootstrap estimation of the Keynesian consumption function for the Turkish economy, by employing an auxiliary method used in determining the number of structural breaks occurring in the relationship between the series involved in the model. Results show that conventional and bootstrapped unit root test results show substantial differences on the presence of unit root. Furthermore, bootstrapped unit root test results are highly in line with the results suggested by the unit root tests allowing for single and multiple structural breaks. Furthermore, the Keynesian consumption function estimated by Ordinary Least Square and bootstrap method differ significantly in terms of the magnitude of the model coefficients estimated across three regimes determined endogenously.
Türkiye'de sürdürülebilir büyüme kaynakları açısından orta gelir tuzağı sorunu
İktisadi büyümenin sürdürülebilir olması gerektiği ile ilgili ilk düşüncelerin sanayi devrimi sonrası meydana gelen üretim ve nüfus artışının etkisiyle gerçekleştiği söylenmektedir. Bu dönemde ekonomik büyümelerini hızlı bir şekilde arttıran ülkeler ile sanayi devrimini tamamlayamayan ve durağan bir büyümeye mahkûm olan ülkeler arasında ciddi gelir farklılıklarının olduğu bilinmektedir. Orta gelir tuzağı kavramının çıkış noktası büyüme de meydana gelen yavaşlamalardır. Bu açıdan orta gelir tuzağı sorunu bir büyüme problemidir. Bu sorunun üstesinden gelebilmek ve tuzağa düşme riskinin önüne geçebilmek için sürdürülebilir ve uzun vadeli bir büyüme performansı ile orta gelir tuzağı sorunu çözümlenmelidir. Bu çalışmanın amacı, Dünya Bankası gelir sınıflandırmasına göre üst-orta gelirli ülke olarak tanımlanan Türkiye'nin gerçekten tuzakta olup olmadığını Amerika Birleşik Devletleri ve Dünya kişi başına düşen gelir düzeyi esas alınarak ekonometrik olarak test etmektir. Araştırmanın ikinci amacı ise, orta gelir tuzağında olan veya tuzağa düşme riski olan Türkiye'nin de dahil olduğu seçili orta gelirli ülkelerin, yüksek gelirli ülkeler düzeyine ulaşabilmelerinde iktisadi büyümelerini daha istikrarlı ve sürdürülebilir kılan büyüme kaynaklarını tespit etmektir. Buradan hareketle ilk olarak Türkiye ekonomisinin tuzakta olup olmadığının tespitinde yapısal ve yapısal olmayan birim kök testlerine başvurulmuştur. Yapılan analizler sonucunda Amerika Birleşik Devletleri'nin referans alınarak yapıldığı Robertson ve Ye (2013) yaklaşımına dair sonuçlar, Türkiye'nin orta gelir tuzağında olmadığını göstermiştir. Dünya ülkelerinin kişi başına düşen gelir ortalaması baz alınarak yapılan yöntemde ise, Türkiye'nin orta gelir tuzağında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci amacı doğrultusunda ise, 2008-2020 döneminde Türkiye'nin de içinde bulunduğu 12 tanesi orta gelirli ve 25 tanesi yüksek gelirli ülkelerden seçilmek üzere toplamda 37 ülke için iki ayrı model kurularak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Bu panel veri setlerine ayrı ayrı homojenlik testi, yatay kesit bağımlılığı testi, birim kök testi, F ve Hausman testi ile temel varsayımlara ilişkin testler olan otokorelasyon ve değişen varyans testleri uygulanmıştır. Uygulanan testler sonucunda iki panel veri setinde de yatay kesit bağımlılığı, değişen varyans ve otokorelasyonun varlığı tespit edilmiştir. Bu sebeple çalışmada dirençli panel veri tahmincileri kullanılarak model tahminleri yapılmıştır. Orta ve yüksek gelirli ülkeler için kurulan modellerde Cobb-Douglas üretim fonksiyonundan yola çıkarak büyümeyi sürdürülebilir kılan açıklayıcı değişkenler kullanılmıştır. Tez çalışmasının ekonometrik analiz çıktılarından elde edilen sonuçlar, yüksek gelirli ülkelerde gayri safi yurtiçi tasarrufların, patent başvurularının ve internet kullanan bireylerin sayısının Reel GSYİH üzerinde yarattığı pozitif etkinin, orta gelirli ülkelere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir.
BİST metal ana sektöründe kârların yakınsaması üzerine ekonometrik bir uygulama
İşletmeler, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal ve hizmet üretmek aynı zamanda işletme sahiplerine sürdürülebilir kârlılık ve topluma sosyal fayda sağlamak için kurulmuş ekonomik birimlerdir. İşletmeler uzun dönemde büyüme, kaliteli mallar sunma, toplumsal sorumluluk gibi birçok etkeni göz önünde bulundurmalıdır. İşletmelerin uzun dönemdeki temel amacı faaliyetlerini kârlı bir şekilde devam ettirmek, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek ve bütün bunların sonucunda işletmenin bugünkü cari piyasa değerini artırmaktır. Bu bağlamda işletmelerin faaliyetlerini aksatmadan devam ettirebilmeleri için ve uzun dönemde büyüme hedeflerine ulaşabilmeleri için yeterli seviyede kâr elde etmeleri gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kurabilmesi için pazar payını arttırmak ve kâr payını yükseltmeyi hedeflemesi gerekmektedir. İşletmelerin rekabet üstünlüğü kazanabilmesi için yarar, hedef piyasa ve rekabet gibi belirleyici etkenleri göz önünde tutması gerekmektedir. Çalışmada Borsa İstanbul'da bulunan Ana Metal Sanayi sektöründeki firmaların aktif kârlılıklarının yakınsayıp yakınsamadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ana metal sanayi firmalarının aktif kârlılıklarının sektör ortalamalarına yakınsamasının sınanmasında stokastik yakınsama yöntemi kullanılmıştır. Serilerin 2000:Q1-2020:Q4 yıllarına ait dönemleri ele alınarak analiz yapılmıştır. Oluşturulan serilerde yakınsamanın sınanmasında birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada serilerin durağanlık düzeyleri Artırılmış Dickey-Fuller (ADF) birim kök testi, Phillips-Perron (PP) birim kök testi, Zivot ve Andrews birim kök testi ile analiz edilmiştir. Yapılan birim kök analizleri sonucunda firmalara ait ROA serilerinin durağan olduğunu tespit edilmiştir ve elde edilen bu sonuca göre yakınsamanın var olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda işletmeler arasında yoğun rekabetin var olduğunu ve işletmelerin rekabet ortamında sürdürülebilir kâr elde edebilmeleri için birçok faktörü dikkate almaları gerekmektedir.
Çoklu ve mevsimsel birim kökün bridge tahmin edici ile belirlenmesi
İktisadi seriler birim kök içerebilmektedir. Literatürde birim kökün testi için kullanılan farklı yöntemler bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar tek bir birim kökün testinde, modelin gecikme uzunluğunun seçimi ve parametre tahmini için Bridge tahmin edicinin kullanılmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu yöntemde, pozitif bir büzme parametresi kullanılarak modelin parametreleri cezalandırılmaktadır. Büzme parametresinin uygun bir seçimiyle Bridge tahmin edici, gerçekte sıfır olan parametreleri asimptotik olarak sıfır tahmin etmektedir. Bu özellik kâhin özellik olarak adlandırılır ve Bridge tahmin edici bu sayede model seçimini ve parametre tahminini tek adımda yapabilen bir yöntem sunmaktadır. Literatürde, Bridge tahmin edicinin, bir birim köklü serilerde model seçimi ile birlikte aynı anda serinin durağan olup olmadığını da belirlediği ifade edilmiştir. Ancak zaman serileri bazen birden fazla birim kök içermektedir. Bu sebeple çalışmada ilk olarak, birden fazla birim kök içeren serilerin bütünleşme sıralarının belirlenmesi için Dickey Pantula modelinde Bridge tahmin edicinin kullanılması önerilmiştir. Yapılan simülasyon çalışmasıyla Bridge tahmin edici, bütünleşme sırasını belirleme bakımından Dickey Pantula testi ile karşılaştırılmıştır. Gerçek veriler kullanılarak yapılan ekonometrik bir uygulama ile sonuçlar desteklenmiştir. Tezin ikinci kısmında mevsimsel birim kök için Bridge tahmin edicinin kullanılması önerilmiştir. Mevsimsellik birçok iktisadi zaman serisi için önemli bir faktör olmakla birlikte mevsimsel birim kökün testi için kullanılan pek çok yöntem vardır. Kullanılan bu yöntemlere ek olarak, bu çalışmada HEGY testi göz önüne alınarak oluşturulan mevsimsel model için Bridge tahmin edici tanımlanmıştır. Bu yaklaşımın etkinliği bir Monte-Carlo deneyi ile incelenmiş ve yöntem, anlamlılık düzeyi ve testin gücü açısından HEGY testi ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca gerçek veriler üzerine uygulama yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz ve karşılaştırmalar, gerek birden fazla birim kökün gerekse mevsimsel birim kökün belirlenmesi için Bridge tahmin edicinin iyi bir alternatif olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Bridge tahmin edici, model seçimi, kâhin özelliği, birim kök testi, birden fazla birim kök, mevsimsel birim kök
Seçilmiş iller bazında ihracat ve ithalat ilişkisi
Türkiye ekonomisine bakıldığında, sanayileşme stratejinin temelini 1960 ve 1970'li yıllarda atıldığı ve ithal ikameci sanayileşme politikaları ile oluşturulduğu söylenilebilir. 1980'li yıllara gelindiğinde ise, Türkiye ekonomisinde dışa açık sanayileşme politikaları uygulandığı görülmektedir. 1980 sonrası döneme ise, Türkiye ekonomisinde, ihracata yönelik sanayileşme politikaları izlediği ve diğer bir taraftan, dış ticaret serbestleştirilerek ekonomi politikasında önemli bazı yapısal değişimlere gidilmiştir. Son yıllarda Türkiye ekonomisine baktığımızda ithalattaki artışın, ihracattaki artıştan fazla olduğu görülmektedir. Buna bağlı olarak da, cari açık süreklilik arz ederek büyümektedir. Türk Lirası'nın son yıllarda, aşırı değerlenmeye başlaması ile, ihracata dönük sanayi, ihracatı sürdürebilmek amacıyla, ithal girdi kullanımına yöneltmiştir. Türkiye ekonomisinde ihracat içerisinde en önemli paya sahip olan sanayi malı ihracatı, ithalatta önemli paya sahip ara malı ithalatının yapılabilirliğine bağlıdır. İhracata dayalı sanayileşme politikasının başarısı, ara ve sermaye malı üreten endüstrilerin geliştirilmesine bağlıdır. Eğer bu gelişim sağlanamazsa, Türkiye ekonomisindeki dış ticaret açığına ilişkin sorun artarak devam edecektir. Bunu sorunu önlemek ve yapısal süreci tersine çevirmek için, sermaye ve ara malı üretebilecek endüstrilerin gelişimine yönelik stratejiler uygulamak gerekir. Bu çalışmada, 2002:M01 - 2013:M12 döneminde Türkiye'nin; Adana, Ankara, Bursa, Denizli, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri Kocaeli ve Konya ile gerçekleştir¬miş olduğu ithalat ve ihracat işlemlerinin birbirine bağımlı olup olmadığı analiz edilmiştir. İlk olarak ithalat ve ihracat serilerinin logaritması alınmış ve birinci dereceden farkı alınarak birim kök içerip içermediği birim kök testi yardımıyla analiz edilmiştir. Bu testlerin sonucunda ithalat ve ihracat serilerinin birim kök içerdiği tespit edilmiştir. Daha son¬ra ithalat ile ihracat serisi arasında ilişki olup ol-madığını anlayabilmek için Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Bu test sonucunda ithalat ve ihracat serileri arasında çeşitli nedensellik ilişkileri olduğu tespit edilerek, Türkiye'nin çalışmaya konu olan bu seçilmiş 10 ille gerçekleştirmiş olduğu ihracat ve ithalat işlemlerinde bu illerde bağımlılık ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat, İthalat, Birim Kök Testi, Granger Nedensellik Testi, Regresyon
Birim kök testlerinin makroekonomik değişkenler üzerine uygulamaları
Serilerin durağan olması gerekliliği varsayımı altında ekonometrik teoride bu amaçla, birçok görüş ortaya atılmış ve durağanlığın test edilmesi için pek çok test yöntemi geliştirilmiştir. Son dönemlerde geliştirilen test yöntemlerinin büyük bir kısmında, ortaya çıkan yapısal kırılma durumunda geçerli olan birim kök testleri üzerinde durulmuştur. Serilerde meydana gelen yapısal değişmeler dikkate alınmadan birim kök testlerinin uygulanması yanıltıcı sonuçlara neden olabilmektedir. Durağan-dışı makro verileri dikkate alan panel veri ekonometrisi 1990'larda başlamasına rağmen oldukça hızlı bir gelişim göstermiştir. Bu gelişmeler panel verilerin öncelikle makroekonomik seriler olmak üzere birçok alanda etkin bir şekilde kullanılmasına olanak sağlamıştır. Bunun başlıca nedenlerinden birisi hem birim hem de zaman boyutunu bir arada ele alabilmesidir. Bu bağlamda, Türkiye'ye ait bazı makroekonomik zaman serilerinin yapısal değişiklik altında durağanlığının sınanması amaçlanmıştır. Ayrıca panel veri analiz teknikleriyle durağanlık sınamaları yapılmıştır. Bu amaçla serilerin birim kök içerip içermedikleri, serilerde meydana gelen yapısal kırılmaların birim kök sürecini etkileyip etkilemedikleri incelenmiş ve ayrıca serilerin panel verilerle durağanlığı ele alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye'ye ait on makroekonomik değişkenin yıllık frekansları kullanılmıştır. Çalışmada GSMH, tüketim, kamu harcamaları, reel döviz kuru, tefe, M3, enflasyon, faiz, ithalat, ihracat serilerine ait gözlemler kullanılmıştır. Anahtar kelimeler: Zaman Serileri, Birim Kök testleri, Yapısal Kırılmalar, Panel Birim Kök Testleri
OECD ülkelerinde reel döviz kuru ile dış ticaret arasındaki ilişki
Küreselleşmenin artmasıyla birlikte ekonomik açıdan dünya adeta büyük bir pazar haline gelmiş, ülkeler dış ticaretten daha fazla avantaj elde etmek için kıyasıya rekabet içerisine girmiştir. Bu rekabet ortamında serbest dış ticaretin dövizle yapılıyor olması da döviz kurunu, dış ticaret açısından oldukça önemli bir faktör haline getirmiştir. Bu nedenle; döviz kurundaki aşırı dalgalanmaların, ihracat ve ithalatı doğrudan ve hızlı bir şekilde etkilemesi dış ticarette dengesizliğin oluşmasına, dış ticaret dengesizliği ise ulusal ekonomik istikrarın bozulmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda ele alınan söz konusu çalışmanın birinci bölümünde, döviz kuru kavramları, döviz piyasalarında denge döviz kurunun oluşumu ve etkileyen faktörleri, döviz kurunun belirlenmesine yönelik teorik yaklaşımlar ve döviz kuru sistemlerine yer verilmiş, ikinci bölümde dış ticaret kavramları, dış ticaretin türleri, nedenleri, etkileyen faktörleri, avantajları ve dezavantajları, dış ticaret politikası ve teorilerinin neler olduğu açıklanmış, üçüncü bölümde ise OECD ülkelerinde reel döviz kuru ve dış ticaret arasındaki ilişkinin panel veri analizi yöntemiyle ekonometrik testi yapılmıştır. Çalışmada, 35 OECD ülkesinin 1995-2020 yılları arasındaki yıllık verilerinden derlenen 910 gözlemli veri seti kullanılmıştır. Çalışma kapsamında sırasıyla: Yatay Kesit Bağımlılık ve Homojenlik Testi, İkinci Nesil CADF (Cross-Sectional Augmented Dickey Fuller-Kesit Açısından Genişletilmiş Dickey Fuller) Birim Kök Testi, Westerlund LM Bootstrap Eşbütünleşme Testi, AMG (Arttırılmış Ortalama Grup Tahmincisi-Augmented Mean Group Estimator) Uzun Dönem Katsayı Tahminci Yöntemi ve Dumitrescu ve Hurlin Nedensellik Testinin ardından, genel bir değerlendirme yapılarak çalışma sona erdirilmiştir. Yapılan panel çalışmasına göre OECD ülkelerinde reel döviz kuru, ihracat ve ithalat arasında hem nedensellik, hem de uzun dönemli eşbütünleşik bir ilişkinin varlığı tespit edilmiş, reel döviz kurunda meydana gelen artışın ihracat oranlarında yukarı yönlü artışa, ithalat oranlarında ise aşağı yönlü bir azalışa neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bilgi ekonomisi - ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği
Günümüzde bilgi ekonomisinin önemli unsurları niteliğinde olan AR-GE faaliyetleri, bilişim teknolojileri, patent sayıları ve diğer telif haklarının ekonomi üzerinde yarattığı etkiler literatürde teorik ve ampirik olarak birçok çalışmaya konu olmuştur. Büyüme konusu üzerinde çalışan iktisatçılar tarafından ekonomik büyümeyi etkileyen unsurların başında bilgi ekonomisi değişkeni olduğu görüşünü ileri sürmektedirler. Bu tez çalışmasında bilgi ekonomisi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki 1984- 2019 dönemleri arasında analiz edilmiştir. Analize konu olan bilgi ekonomisi ölçütü olarak patent başvuruları ve hizmet ihracatının yüzdesi değişkenleri kullanılmıştır. Değişkenlerin birim kök analizleri ADF, PP ve Lee Strazicich testleri kullanılarak yapılmıştır. Değişkenler arasında eş bütünleşmenin varlığını sınamak amacıyla Hatemi- J eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Değişkenler arasında nedensellik ilişkilerini saptamak amacıyla ise Hacker ve Hatemi- J Nedensellik testi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen ampirik bulgulara gore modele konu olan değişkenlerin I (1) seviyesinde durağan olduğu sonucuna varılmıştır. Eşbütünleşme testi sonucuna gore ise Türkiye Ekonomisi üzerinden bilgi ekonomisi ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli ilişki olduğu saptanmıştır. Nedensellik ilişkisi sonuçlarına göre ise ekonomik büyümeden iletişim teknolojileri ihracatına yönelik tek yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır Anahtar Kelime: Bilgi Ekonomisi, Ekonomik Büyüme, Patent Başvuruları; Dış Ticaret Dengesi
Türkiye'de vadeli işlem ve opsiyon piyasası'nın etkinliği ve sözleşmelerin karşılaştırmalı fiyat öngörümlemesi
Finansal piyasalarda oluşan belirsizliğin ve riskin giderilmesi amacıyla geliştirilmiş olan türev piyasalarda, piyasaya duyulan güven, piyasa işlevselliğinin en önemli belirleyicisidir. Piyasaların güvenilirliği ise, doğru bilginin piyasaya dahil olan tüm unsurlara aynı anda ulaşmasını takiben alınan doğru kararlar ile yakından ilgilidir. Bu durum ancak piyasaların etkin olarak işlemesi durumunda gerçekleşebilmektedir. Eğer piyasa etkin değilse, piyasadaki mevcut tüm bilgilerin finansal varlıkların fiyatlarına tam ve doğru olarak yansımaması nedeniyle geçmiş dönem fiyat hareketlerinden yararlanarak gelecek döneme ilişkin öngörümleme yapmak mümkün olmaktadır. Etkin olmayan piyasalarda işlem gören finansal varlıkların gelecekte alacakları değerlerin öngörümlenmesi ise karar alma birimlerinin ilgilendiği konuların başında gelmektedir. Çünkü risk yönetimi ve geleceğe dönük fiyat oluşumu gibi iki temel fonksiyonu bulunan türev piyasalarda işlem gören sözleşmelerin gelecekte oluşacak fiyatlarının dolayısıyla oynaklığının öngörümlenmesi hem ülke ekonomisi hem de piyasa yatırımcıları açısından çok önemlidir. Bu çalışmada öncelikle, Türkiye'de faaliyet gösteren Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nın etkinliği; Genişletilmiş (Augmented) Dickey-Fuller (ADF), Phillips-Perron (PP) ve Kwiatkowski-Phillips-Schmidt-Shin (KPSS) doğrusal birim kök testleri ve Kapetanios, Shin ve Snell (KSS) doğrusal olmayan birim kök testi uygulanarak sınanmıştır. Uygulanan tüm birim kök testleri sonucunda serilerin birim kök içermediğine yani rassal yürüyüş sergilemediğine karar verilmiş, böylece piyasanın etkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ardından, zayıf formda etkin olmadığı belirlenen Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda işlem gören TL/Dolar ve Bist-30 sözleşmelerinin gün sonu uzlaşma fiyatının öngörümlenmesinde en yüksek performansı gösteren yöntemin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Borsa İstanbul A.Ş'den temin edilen ve 04.02.2005 – 31.12.2015 tarihleri arasını kapsayan verilere, tek değişkenli zaman serisi yöntemi olan Box-Jenkins (ARMA – Otoregresif Hareketli Ortalama), otoregresif koşullu değişen varyans modelleri (ARCH, GARCH, EGARCH…) ve son olarak finansal verilere ilişkin uygulamaları her geçen gün artan yapay sinir ağları yöntemi uygulanmıştır. Zaman serileri analizi yöntemlerinin ürettiği öngörü sonuçları; farklı mimariler, katman sayıları, katmanlardaki hücre sayıları, aktivasyon fonksiyonları ve öğrenme yöntemleri denenerek elde edilen ve en yüksek performansı gösteren yapay sinir ağı modeli sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, TL/Dolar sözleşme serisi için RBF-1-B-L yapay sinir ağı modeli, ARMA(4,4) ve ARCH(1) modeline kıyasla daha yüksek öngörü performansı göstermiştir. Bist-30 sözleşme serisi için ise TDNN-1-B-L yapay sinir ağı modeli, ARMA(4,5) ve ARCH(1) modeline kıyasla daha yüksek öngörü performansı gösteren model olmuştur. Ayrıca çalışmada uygulanan Brock, Dechert ve Scheinkman (BDS) doğrusallık testi ile doğrusal olmayan bir yapı sergilediği tespit edilen sözleşme serilerinin gelecek dönem öngörümleme işleminde, hem doğrusal hem de doğrusal olmayan seriler ile çalışabilme özelliği olan yapay sinir ağları modellerinin güçlü alternatif bir yöntem olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal bilimler perspektifinde İnşaat 4.0 kavramı üzerine farkındalık ve bir model çalışması
Endüstri 4.0 insanın kas gücüne değil, beyin gücüne dayanan anlayışı benimseyen bir üretim sistemidir. İlk kez 2013 yılında Almanya'da kullanılan Endüstri 4.0, artık günümüz Türkiye'si için de uzak bir kavram olmaktan çıkmıştır. Endüstri 4.0 ya da dördüncü sanayi devrimi olarak bilinen bu süreç, son üretim teknolojilerinin, otomasyon sistemlerinin ve bu sistemi oluşturan teknolojilerin birbirleriyle veri alışverişinde bulunduğu sistem olarak tanımlanmaktadır. Bu yeni sistem, Siber Güvenlik, Siber Fiziksel Sistemler, Bulut Teknolojileri, Akıllı Fabrikalar, Nesnelerin İnterneti, İnternet Servisleri, Öğrenen Robotlar, Büyük Veri, Sanal Gerçeklik ve 3 Boyutlu Yazıcılar gibi yüksek teknoloji içerikli bileşenlerden oluşmaktadır. Bu bileşenlerin rol aldığı üretim sistemi ise karanlık üretim olarak adlandırılmakta olup Endüstri 4.0 kavramı ekonomilerde artan rekabet ortamında verimliliği artıran kilit faktör haline dönüşmüştür. Son yıllarda sektörler açısından önemli bir sinerji oluşturan Endüstri 4.0 kavramı inşaat sektörünü de etkisi altına almış ve sektördeki birçok ihtiyacı karşılayacak olan teknolojiler yavaş yavaş da olsa inşaat alanına girmeye başlamıştır. Endüstri 4.0'ın inşaat sektörüne uyarlanmış hali olarak nitelendirilen İnşaat 4.0 kavramı ise sektörde yakın zamanda yankı getirmeye başlamıştır. İnşaat sektörünün birçok yan sektörü de besleyen bir yapıya sahip olduğu ve sektörün özellikle ekonominin daralma dönemlerinde dar boğazdan kurtulmak için ilk çıkış noktalarından birini oluşturduğu düşünüldüğünde sektöre yönelik makro ve mikro perspektifte yapılan çalışmalar büyük önem arz ettiği görülmektedir. Çalışmada iki farklı analiz yapılmıştır. Bunlardan ilki İnşaat 4.0 kavramına yönelik farkındalık durumunu ortaya koymak için Elazığ ilinin örnek alındığı mikro ölçekli bir analizdir. Çalışma kapsamında Elazığ ilinde faaliyet gösteren 49 adet inşaat şirketi ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular frekans ve yüzdesel ifadelerle ortaya konmuş, anket verileri değerlendirilirken göreceli önem analizi, güvenilirlik analizi ve pestel analizi kullanılmıştır. Çalışmada yapılan bir diğer analiz ise inşaat sektörünün alt bileşenlerinden olan konut sektörü satış talebini belirleyen unsurları ortaya koyan ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilen bir model çalışmasıdır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde yer alan bu model çalışmasında Klasik Birim kök testlerinden olan Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF), Philips Perron (PP) ve Ng-Perron Testlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca çalışmanın bu bölümünde yapısal kırılmanın dikkate alındığı birim kök testlerinden Zivots ve Andrews birim kök testi ve Lee ve Strazcich (2013) çift kırılmalı birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Doğrusallığın test edilmesi için Harvey, Leybourne, Xia (2008) doğrusallık Testi kullanılmasının ardından Hepsağ (2019) birim kök testi ve eşbütünleşme testinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre konut satışı miktarı ile kişi başına gelir durumu, tarım istihdam sayısı, nüfus ve evlenme sayısı ve deflatör arasında uzun dönemde bir ilişkinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sağlık harcamaları ve ekonomik büyüme üzerine etkisi
Ekonomik büyüme ve gelişme için gerekli olan sağlık harcamaları, ülkelerin kalkınma düzeylerine göre farklılık göstermiştir. Yüksek ekonomik kalkınmaya sahip ülkeler de yüksek düzeyde sağlık ve eğitime sahiptir. Ekonomik büyüme ve gelişme ile toplumun sağlık ve ekonomik seviyesi artarken, diğer yandan bu niteliklere sahip insanlar ekonomik kalkınma için önemli bir girdi oluşturmuştur. Bu nedenle, Türkiye'de sağlık harcamalarının ekonomik büyümesinin seyrinin etkilerini inceleyen bu çalışma, konu anlamak açısından önemlidir. Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbî bakım görmesini sağlamakla yükümlüdür. Sağlık hizmeti; kişilerin ya da toplumun bedensel- ruhsal ve sosyal açıdan tam iyi olması için yapılan tüm faaliyetlerdir. Ortalama yaşam düzeyinin artırılması ve ölüm oranın azaltılması toplumsal gelişme ve ekonomik büyüme için gerekli bir husustur. Bu doğrultuda sağlık harcamalarının sosyal devlet uygulamalarında hakkaniyetle ve özen gösterilerek yapılması; sağlık çıktılarını iyileştirecek ve beşeri sermayenin niteliğini artıracaktır. Üretim faktörlerinden insan gücü, günümüz toplumlarında ekonomik başarıyı getiren ve bu nedenle ekonomik yatırım yapılması gerekliliğini ön plana çıkaran önemli bir unsurdur. Bu nedenle insan sağlığı ile ekonomi arasında bağ önem kazanmıştır. Böylece iş gücü verimliliği sağlamak için yapılan sağlık harcamaları bir yatırım olarak görülmekte ve sağlık harcamalarının ekonomiye yük getirmeden yapılması gereken yatırımlar şekline dönüşmesi beklenmiştir. Bu çalışmada 2012-2017 yılı yapılan sağlık harcamalarının Türkiye'deki ekonomik büyüme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde önemli bir etkisi olan insan sermayesinin gelişmesine katkıda bulunan en önemli faktörlerden biri sağlıktır; Çünkü insan sağlığının yetersiz olması, insan sermayesinin ana kaynağı olan eğitimin kalitesini engellemiştir. Ekonomik büyümeyi sağlayan beşeri kaynaklar; bir ülkenin nüfusunun niteliği göre eğitim ve sağlık harcamalarının artırılması ile ekonomik büyümeye katkı sağlar. Sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini anlamak için ele alınması gereken bir diğer konu da sağlık harcamasıdır. Sağlık harcamaları, ülkelerin en önemli kalkınma göstergeleri olarak kabul edilmiştir. Sağlık harcamalarının GSMH içindeki payı, ülkelerin kalkınma düzeyine göre de artmıştır. Araştırma sonucu, kısa ve uzun dönemde sağlık sektörü ve ekonomik büyüme arasında tek yönlü nedenselliğin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Harcamaları, Ekonomik büyüme, GSYİH, Birim kök analizi
Ülkeler arası doğrudan yabancı yatırım girişleri arasındaki nedensellik analizi: Kırılgan beşli örneği
Günümüzde dünya genelinde küreselleşme hareketlerinin artmasıyla birlikte hacim ve ulaştığı bölge bakımından gelişme gösteren doğrudan yabancı yatırımlar, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ihtiyaç duydukları sermaye açığını kapatmak adına oldukça önemli bir fırsat olarak görülmektedir. Gerçekleşen uluslararası yatırımlardan daha fazla pay almak isteyen ülkeler, sahip oldukları makroekonomik göstergelerde gelişim sağlamaya çalışmakta ve buna ek olarak yatırımcılara çeşitli teşvik ve indirimler uygulamaktadırlar. Bu çalışmada doğrudan yabancı yatırımların oluşumu ve belirleyicileri detaylı şekilde ele alınmıştır. Bu bağlamda Kırılgan Beşli (Fragile Five) ülkeleri olan Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında BIITS ülkelerine ait doğrudan yabancı yatırım girişleri arasındaki nedensellik, her ülkenin bağımlı değişken olduğu beş farklı modelle Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri ardından Toda-Yamamoto nedensellik testi ile (1971-2019 dönemine ait yıllık verilerle) analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde; BIITS ülkelerine ait doğrudan yabancı yatırım girişi verileriyle bahsi geçen ülkeler arasında çeşitli nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar; Brezilya'ya ait doğrudan yabancı yatırım girişi verilerinin bağımlı değişken olduğu model için uygulanan test sonucuna göre; %1 anlamlılık düzeyinde Hindistan, Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri doğrudan yabancı yatırım girişlerinden Brezilya doğrudan yabancı yatırım girişine nedensellik ilişkisi tespit edilirken, %5 anlamlılık düzeyinde Endonezya doğrudan yabancı yatırım girişinden Brezilya doğrudan yabancı yatırım girişine nedensellik ilişkisi olduğu ortaya konulmaktadır. Hindistan'a ait doğrudan yabancı yatırım girişi verilerinin bağımlı değişken olduğu model için uygulanan test sonucuna göre; %1 anlamlılık düzeyinde Brezilya ve Güney Afrika ülkelerinin doğrudan yabancı yatırımlarım girişlerinden Hindistan doğrudan yabancı yatırım girişlerine nedensellik tespit edilirken, %10 anlamlılık düzeyinde Türkiye doğrudan yabancı yatırım girişlerinden Hindistan doğrudan yabancı yatırım girişine doğru nedensellik tespit edilmiştir. Endonezya'dan Hindistan'a doğrudan yabancı yatırım girişi anlamında nedensellik tespit edilememiştir. Endonezya'ya ait doğrudan yabancı yatırım girişi verilerinin bağımlı değişken olduğu model için uygulanan test sonucuna göre; %1 anlamlılık düzeyinde Brezilya doğrudan yabancı yatırım girişinden Endonezya doğrudan yabancı yatırım girişine doğru nedensellik tespit edilirken, Hindistan, Türkiye ve Güney Afrika'dan Endonezya'ya doğrudan yabancı yatırım girişi anlamında nedensellik tespit edilememiştir. Türkiye'ye ait doğrudan yabancı yatırım girişi verilerinin bağımlı değişken olduğu model için uygulanan test sonucuna göre; %1 anlamlılık düzeyinde Hindistan doğrudan yabancı yatırım girişinden Türkiye doğrudan yabancı yatırım girişine doğru nedensellik tespit edilirken, %10 anlamlılık düzeyinde Brezilya doğrudan yabancı yatırım girişinden Türkiye doğrudan yabancı yatırım girişine doğru nedensellik tespit edilmiştir. Endonezya ve Güney Afrika'dan Türkiye'ye doğru doğrudan yabancı yatırım girişi anlamında nedensellik tespit edilememiştir. Güney Afrika'ya ait doğrudan yabancı yatırım girişi verilerinin bağımlı değişken olduğu model için uygulanan test sonucuna göre; %1 anlamlılık düzeyinde Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Türkiye doğrudan yabancı yatırım girişlerinden Güney Afrika doğrudan yabancı yatırım girişlerine doğru nedensellik tespit edilmiştir. Ayrıca bu araştırma kapsamında; ülkelere ait doğrudan yabancı yatırım verilerin de bağımsız bir değişen olarak nitelendirilebileceği ve analizlere dahil edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Kırılgan Beşli Ülkeleri, Genişletilmiş Dickey-Fuller Birim Kök Testi, Phillips-Perron Birim Kök Testi, Toda-Yamamoto Nedensellik Analizi
Makroekonomik değişkenlerde toplulaştırma problemi: Teori ve uygulama
Zaman serilerinin büyük bir kısmı çeşitli toplulaştırma yöntemleri ile oluşturulmaktadır. En yaygın toplulaştırma biçimi zamansal toplulaştırmadır. Zamansal toplulaştırmada yüksek frekanslı serilerden, düşük frekanslı seriler elde edilmektedir. Dolayısı ile zamansal toplulaştırma sonrasında gözlemlenen frekans ile varsayılan zaman birimi birbiri ile örtüşmemektedir. Bu durum, toplulaştırılmış serilere ilişkin bireysel özellikler ile model seçimi ve öngörü sonuçlarının, orijinal frekanstaki serilerden elde edilen sonuçlardan farklılık gösterebilmesine yol açmaktadır. Bu açıdan zamansal toplulaştırmanın ekonometrik analizler üzerindeki etkilerini görebilmek zaman serisi analizleri için önemlidir. Bu çalışmada, zamansal toplulaştırmanın iki farklı yaklaşımı olan sistematik örnek ve ortalama örnek toplulaştırmaları kullanılarak normal dağılım, otokorelasyon, birim kök, yapısal kırılmalı birim kök, mevsimsel birim kök, deterministik mevsimsellik, eşbütünleşme ve nedensellik gibi bazı ekonometrik analizler üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada 1990-2015 dönemi itibari ile M1, fiyat, rezerv ve kur serileri kullanılmıştır. Logaritmik dönüşüme tabi tutulmuş ve tutulmamış aylık frekanstaki serilerden her iki toplulaştırma biçimine göre üçer aylık ve yıllık frekanslarda seriler elde edilmiştir. Serilerin logaritmasının alınması veya alınmaması, aynı zamanda toplulaştırmanın biçimi serilerin bireysel istatistiki özellikleri üzerinde belirgin bir farklılığa yol açmamıştır. Ancak zamansal toplulaştırma sonrasında serilerin normal dağılım sonuçlarının değiştiği belirlenmiştir. Logaritmik dönüşüm yapılıp yapılmaması serilerin seviyelerinde birim kök testleri bakımından pek bir farklılık yaratmazken, birinci farklarında bazı farklı bulguların çıkmasına yol açmıştır. Aynı zamanda toplulaştırma biçimi de birim kök testi sonuçlarını etkilemiştir. Toplulaştırılmış seriden elde edilen sonuçlar mevsimsel birim kök, deterministik mevsimsellik, eşbütünleşme ve nedensellik analizleri bakımından da orijinal frekansa göre farklılık göstermektedir.
Sağlık harcamaları ve sağlık statüsü açısından sağlığın yakınsaması OECD örneği (2003-2014)
Günümüzde tüm ülkelerde beşeri sermayeye verilen önemin artmasına paralel bir şekilde sağlık harcamalarının artması ve ülkelerin sağlık politikalarının giderek benzeşmesi sağlık statüsü ve sağlık harcamaları açısından yakınsamanın varlığına dikkatleri çekmektedir. Ülkelerin sağlık harcamaları ve sağlık statüsü açısından benzerlik ve farklılıkları teorik olarak incelendikten sonra seçilmiş 28 OECD ülkesinin 2003-2014 yılları arasında sağlık politikalarının yakınsaması panel birim kök testleri kullanılarak araştırılmış ve bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Çalışmada öncelikle yatay kesit bağımlılığının varlığı sonucuna ulaşılmış ve bu durumda kullanılması gereken ikinci kuşak panel birim kök testlerinden Pesaran (2007)'ın CADF testi ve Hadri-Kurozumi (2012) testlerinden faydalanılmıştır. Çalışma sağlık harcamaları bakımından yakınsamanıngvarlığına ulaşılamaması, geridekkalan OECD ülkelerininklider ülkeleri yakalayacakkdüzeyde sağlık harcamalarına ulaşamadıklarınıkgöstermektedir. Sağlık statüsü açısından doğumda beklenen yaşam süresi göstergesi dışında diğer hiçbir göstergede yakınsama bulgusuna ulaşılamamıştır.
Dışa açıklık ve ekonomik büyüme ilişkisi
Yüksek Lisans TeziDışa Açıklık Ve Ekonomik Büyüme İlişkisiÖzlem KADERDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsüİktisat Anabilim Dalıİktisat ProgramıTürkiye ekonomisinde yaşanan değişimler dış ticaret politikaları üzerinde etkili olmuş, dış ticaret yapısını etkilemiştir. Yaşanan değişimleri kısaca özetleyebiliriz. 1980 öncesinde ithal ikameci (dışa kapalı) bir strateji izleyen Türkiye, 1980 yılındaki 24 Ocak kararları ile dışa dönük sanayileşme politikası izleme (dışa açılma) sürecine girmiştir. 1989 yılındaki sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ise bu sürecinin hızlanmasına yol açmıştır. 1994 yılındaki Gümrük Birliği Anlaşması ve 2001 yılında esnek döviz kuru politikasına geçiş dış ticareti etkileyen başlıca değişimlerdendir.Çalışmada, 1990-2010 yıllarındaki dışa açıklığın büyüme üzerinde etkili olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Analiz için kullanılan değişkenlere ait veriler OECD'nin sitesinden elde edilmiştir. Öncelikle serilere standart birim kök testleri uygulanmıştır. Birim kök testlerinin ardından 1990-2010 için koentegrasyon testi ile dışa açıklık ve büyüme arasındaki ilişkinin varlığı araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dışa Açıklık, Ekonomik Büyüme, Büyüme Modelleri, Durağanlık ve Birim Kök Testleri
Dünyada ve Türkiye'de bireysel emeklilik sistemi: Türkiye performansı üzerine değerlendirmeler
Bu tezde, Bireysel Emeklilik Sistemi(BES)'nin dünya ve Türkiye uygulamalarının araştırılması ile Türkiye'de seçilmiş emeklilik yatırım fonları(EYF)'nın bazı makro ekonomik büyüklüklerle etkileşimine ait bulgulara ulaşılması amaçlanmaktadır.Çalışmanın yukarıda ifade edilen amacına ulaşabilmek için dünya ve Türkiye'de sistemin nasıl işlediğinin belirlenmesine dair bazı bilgilendirici tablo ve açıklamalarla mukayeseler yapılmıştır. Bunun yanında yapılan ekonometrik yöntemlerle Türkiye'de bulunan seçilmiş bazı EYF ile belli yatırım araçlarının performans karşılaştırılmasının yapılması ve bazı makroekonomik büyüklüklerle etkileşiminin belirlenmesi, çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.Belirlenen amaca ulaşabilmek için BES'e ait litaratür araştırmasının yanında, en popüler üç EYF getirilerinin bazı makroekonomik değişkenlerle etkileşiminin incelenmesi için, Ocak 2004-Haziran 2008 dönemine ilişkin bir dizi veri setinin kullanıldığı ekonometrik yöntemlerle belli sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmada BES'in dünyada belli ülkelerde oldukça eski bir geçmişinin olmasına rağmen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yakın bir geçmişe sahip olduğu ve henüz emekleme döneminde olduğu belirlenmiştir. Yapılan ekonometrik araştırma sonucunda elde edilen ampirik bulgularda beklentilere paralel olarak Türkiye'deki fon performansları ile alternatif yatırım araçları arasında güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ampirik bulgular sonucunda beklentilerin aksine fon getirilerinin diğer yatırım araçlarının getirisinden nispeten düşük çıktığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, Emeklilik Yatırım Fonu, Granger Nedensellik Testi, Dickey-Fuller Birim Kök Testi, Sınır Testi
Türkiye ekonomisinde 1980-2015 döneminin Üçüz Açıklar Hipotezi ve üçüz açıkların önlenebilirlik sorunu
Bu çalışmada, Türkiye ekonomisinde 1989-2019 döneminde üçüz açıklar hipotezinin tarihsel gelişimi incelenerek, ileride ülke ekonomisinde üçüz açıklar durumunun çözümüne yönelik çeşitli ekonomi politikaları önerileri getirilmiştir. Ülke ekonomisinde 1980-2015 dönemi baz alınarak üçüz açıklar durumu ekonometrik olarak sınanmıştır. Türkiye ekonomisinde 1980-2015 döneminde üçüz açıklar hipotezi; En Küçük Kareler Yöntemi, Augmented Dickey-Fuller ve Phillips Perron birim kök testleri, sonrasında ARDL Sınır Testi, ARDL Sınır Testi'nin Hata Düzeltme Modeli, VECM (Vector Error Correction Model) analizi ve ardından Granger Nedensellik analizi ile sınanmıştır. Çalışmada; bütçe açığı, özel sektörün tasarruf-yatırım açığı ve cari işlemler açığının GSYH'ye oranlarının kullanıldığı ekonometrik modelde uzun dönemli iki ilişki (eşbütünleşme) bulunmuştur. Ekonometrik model çalışmasının sonucunda, Türkiye ekonomisinde belirtilen dönemde istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde bulunduğu tespit edilen nedensellik ilişkileri şu şekildedir; cari açık, bütçe açığının Granger nedenidir ve bütçe açığı, özel sektörün tasarruf-yatırım açığının Granger nedenidir.
Ülkeler arası gelir yakınsaması analizi: AB ülkeleri ve Türkiye
Yakınsama ülkeler arasındaki gelir farklarının zaman içinde azalması olarak tanımlanabilir. Yakınsama hipotezi, iktisat tarihinde sıkça tartışılmış ve Neo-Klasik Büyüme Teorisinin temel çıkarımı olarak son halini almıştır. Ekonometrik yöntemlerin gelişmesiyle yakınsama hipotezinin test edilmesine ilişkin farklı analizler ortaya atılmıştır. Yakınsama analizi gerek ülkeler gerek bir ülkenin bölgeleri arasında gelir farkının zaman içinde nasıl bir seyir izlediğini gösterdiği için önemlidir. Ayrıca Neo-Klasik Büyüme Teorisinde dışsal kabul edilen nüfus artış oranı, yıpranma oranı, tasarruf oranı ve teknolojik gelişme faktörlerinin ülkelerin gelir düzeyini nasıl etkilediği de yakınsama analizi yapılarak belirlenebilir. Bu çalışmada Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki yakınsama analizi Carlino ve Mills (1993)'in zaman serisi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Öncelikle ele alınan ülkeler ile Türkiye'nin kişi başına düşen gelir farklarına birim kök testleri uygulanmıştır. Birim kök testi sonucunda durağan olan serilerle analizin ikinci aşamasına devam edilmiştir. İkinci aşamada regresyon analizi yapılmış ve elde edilen katsayılara bağlı olarak yakınsamanın varlığına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Uygulama sonuçları Türkiye ile Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İtalya, İsveç ve Portekiz arasında 1990'lı yıllardan itibaren β yakınsamasının varlığına işaret etmektedir. Yapılan analizin bir diğer önemli sonucu Türkiye ile Yunanistan ve Türkiye ile İngiltere arasında ıraksamanın bulunduğudur. Uygulamaya ilişkin ifade etmemiz gereken önemli bir konu da Türkiye ile İrlanda, Hollanda, İspanya ve AB ortalaması farkı alınarak oluşturulan serilerin birim kök testleri sonuçlarının durağan çıkmadığıdır. Buna bağlı olarak Türkiye ile söz konusu ülkeler arasında regresyon analizi yapılamamış ve böylece yakınsama olup olmadığı değerlendirilememiştir.
Gelişmekte olan ülkeler için finansal piyasalardaki balonların ve çöküşlerin analizi: BRICS ülkeleri örneği (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika
Bu çalışmanın amacı gelişmekte olan ülkeler tabiri geniş bir anlama sahip (BRICS) finansal piyasalardaki balon ve çöküşleri analiz etmektir. Çalışmada, patlamaya yakın balonların varlığını belirlemek için borsa fiyatlarından yararlanılmıştır. Sağ Kuyruklu Genişletilmiş Dickey-Fuller Birim Kök Testi balon ve çöküşleri analiz etmek için kullanılmıştır. Çalışma başlıca dört testten oluşmaktadır; ADF, RADF, SADF ve GSADF. Çalışma boyunca ilk üç test kullanılmıştır. Monte Carlo metodu kritik değerler ve simülasyon elde etmek için kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci hedefi her bir ülke için balon ve çöküşlerin etkisini değerlendirmektir. Çalışma, BRICS ülkelerindeki ana finansal krizi de içerisine almak adına 2000 ile 2016 arasındaki zaman dilimini kapsamaktadır. Aynı zamanda bu periyod Çin gibi bazı ülkelerle finansal reformları aynı zamanda uygulayan ABD krizinin ilk belirtilerine denk gelmektedir. Tüm ülkelerdeki bulgular göstermektedir ki alternatif hipotez adına, borsada patlayıcı balonlar var olmama hipotezi reddedilmiştir. Bulgulara göre, böylesi patlayıcı bir balon alım satımı yapılan malların borsa fiyatlarındaki farklılıklara dayandırılabilir. Sonuçlar ekonomik ve politik öneme sahiptir. Aynı zamanda ekonomi için bazı yansımalara sahiptir.