İdari yargı
Bu konu başlığı altında 104 tez
Sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu bağlamında, 2015-2021 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan tıbbi malpraktis (Tıbbi uygulama hatası) davalarının değerlendirilmesi
Tıbbi malpraktis, tüm dünyada birçok sağlık çalışanı için en büyük kaygı nedenlerinden biridir. Yapılan çalışmalar, tıpta uzmanlık alanı ve çalışma sahası seçiminde tıbbi malpraktis kaygısının önemli bir etken olduğunu ve tıbbi malpraktis riski yüksek bölümlerde çalışan sağlık çalışanlarında defansif tıp uygulamalarını daha sık gerçekleştirdiğini göstermektedir. Çalışmamızda Danıştay'ın resmi karar arama sitesi üzerinden arama yaparak, 2015-2021 yılları arasında T.C. Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan 601 tıbbi malpraktis dava dosyasına ulaşılmıştır. Verileri incelediğimizde; en fazla dava dosyasının 2021 yılında olduğu görülmüştür. Olay tarihi ile davanın Danıştay'a yansıma süresi arasında geçen zaman ortalamasının 9,2 yıl olduğu ve bunun yargıda davanın tamamlanması için öngörülen hedef sürenin çok üstünde olduğu görülmüştür. Şikayet konusu branşları incelediğimizde sırasıyla; kadın hastalıkları ve doğum (%24,3), acil tıp (%15,4) ve genel cerrahi (%11,2) branşlarının ilk üç sırayı aldığı görülmüştür. Bu branşların, hekimler tarafından tercih edilirliğinin azaldığının en önemli göstergesi Tıpta Uzmanlık Sınavlarında azalan puanları ve boş kalan kontenjanları olmaktadır. En fazla tıbbi malpraktis şikayeti gerçekleşen sağlık hizmet sunucusu, Devlet Hastaneleri (%44,3) olarak saptanmıştır. Devlet Hastanelerini, %21,4 ile Eğitim Araştırma Hastaneleri ve %19 ile üniversite hastanelerinin takip ettiği görülmüştür. Danıştay tarafından bozma kararı verilen olgular incelendiğinde en sık bozma kararının, bilirkişi raporundaki eksiklikler / yetersizlikler olduğu görülmüştür. Bilirkişi raporları talep edilen kurumları değerlendirdiğimizde, tüm raporların %80,6'sının Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlendiği tespit edilmiştir. Adli tıp uzmanlarının birçoğunun üniversitelerde istihdam edilmesine ve bu üniversitelerimizin birçoğu diğer branşlarda da son derece başarılı akademisyeni bünyesinde barındırmasına rağmen mahkemelerin, bilirkişi raporlarını ATK'dan talep etme eğiliminde olduğunu gördük. Akademik anlamda yetişmiş insan gücünün verimli kullanılması adına, mahkemelerin üniversitelerden talep ettiği bilirkişi rapor sayıları artırılmalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında adil yargılanma hakkı
İnsan hakları kavramı insanların salt insan olmalarından kaynaklanan birtakım vazgeçilmez ve devredilmez haklara sahip olmaları gerektiğini anlatır, genellikle bu şekilde tanımlanmıştır. Adaletin bazı standartlara uygunluğu ise adil yargılanma hakkını anlatır. Adil yargılanma hakkı söz konusu olduğunda adil bir şekilde karar verilebilmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Adil yargılanma önemli bir hak olmasının yanı sıra diğer birçok hak ile yakından ilişkili olmasından dolayı ulusal ve uluslararası mevzuatta kendisine yer bulmuş, ulusal ve uluslararası yargısal koruma mekanizmalarının içtihatlarıyla da korunmuştur. Bu çalışmada da ulusal yargısal koruma mekanizması olarak Anayasa Mahkemesi (AYM) ile uluslararası yargısal koruma mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) çeşitli kararlarından faydalanılarak adil yargılanma hakkının alt unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının ne olduğu ile hakkın korunmasını sağlamak, ihlâl kararlarına neden olmamak için bu iki yüksek mahkemenin derece mahkemelerinden beklentilerinin neler olduğu anlatılmaya çalışılacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, adil yargılanma hakkının alt unsurlarını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, ikinci bölümünde ise hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (çelişmeli yargılanma ilkesi, silahların eşitliği ilkesi, gerekçeli karar hakkı) alt ilkeleriyle AYM ve AİHM tanımlamalarıyla incelenmiştir. Üçüncü bölüm, adil yargılanma hakkının bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının tanımlanmasına ve hakkın anlatılması ile hakkın gerçekleşebilmesi için erişilecek mahkemenin taşıması gereken özelliklerin neler olduğunun tartışılmasına ayrılmıştır. Dördüncü bölümde AYM ve AİHM'in bireysel başvurularda idari yargı alanında verdiği kararlar ışığında mahkemeye erişim hakkının hangi koşullarda ne gibi ihlâllere maruz kaldığı, somut olaylardaki hususlar göz önüne alınarak, iki yüksek mahkemenin içtihatlarının ne ölçüde benzediği belirtilmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise insan haklarını korumak için yüksek mahkemelerin birtakım uluslararası geçerliliği olabilecek ve hala gelişmekte olan kriterler belirlemek suretiyle hakları bazı asgari güvencelere kavuşturduğu, hak ihlâllerini engellemek için en büyük görevin, karar verirken yüksek mahkeme kararlarında belirlenen temel kriterleri göz önünde bulundurmak anlamında karar verici mahkemelere düştüğü, uygulayıcıların karar verirken içtihatları göz önünde bulundurması hâlinde hak ihlâllerinin azalabileceği ihtimali değerlendirilmiştir.
Kentsel dönüşümün insan hakları boyutu
Küreselleşme ile birlikte ulus devlet modelinin desantralizasyonu ve belediyelerin politik süreçlerde artan rolleri sebebiyle İnsan Haklarının korunması ve saygı duyulması konuları yalnızca devlerin sorumluluğu değil aynı zamanda yerel yönetimlerin de sorumluluk alanına girmektedir. Dolayısıyla son senelerde Kent Hakkı alanında ulusal, uluslararası ve bölgesel olarak birçok şart yayınlanmıştır. Bunlar yerel yönetimlerin insan hakları hakkında görev ve sorumluluklarını tayin etmektedir. Bu çalışmada kentsel dönüşüm insan hakları çerçevesinde incelenecektir.
İdari yargılama hukukunda özel yargılama usulleri
İdari yargı sistemimizde, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin uzun yıllar boyunca yazılılık esasına dayalı, genel yargılama usulü olarak ifade edilen usul uygulama alanı bulmuştur. Bazı idari davaların uzun sürmesi gerek davacılar gerekse davalı idareler açısından yargılama neticesinde verilecek kararın etkililiğine ilişkin belirsizlik oluşturmaktadır. Bu kapsamda bazı uyuşmazlıkların niteliği gereği daha hızlı karara bağlanması hususunda beliren ihtiyaçlar çerçevesinde birtakım düzenlemeler yapılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na 6545 ve 6552 sayılı Kanunlar ile "ivedi yargılama usulü" ve "merkezi ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü" eklenerek uyuşmazlıkların daha hızlı çözümlenmesi amacına yönelik özel yargılama usulleri öngörülmüştür. Bu düzenleme kapsamında yargılama sürecindeki bazı süreler kısaltılmış olup genel yargılama usulünde uygulanan müesseselerin bir kısmı özel yargılama usulüne tabi uyuşmazlıklar açısından kaldırılmıştır. "İdari Yargılama Hukukunda Özel Yargılama Usulleri" adlı bu çalışmada yargılama kavramına ilişkin genel bir çerçeve çizilecek, akabinde yargılama usulleri; ilgili mevzuat hükümleri, öğretideki görüşler, yargı kararları ve güncel gelişmeler dikkate alınarak incelenecektir. Ayrıca düzenleme yapılırken esinlenilen Fransa örneğinde ivedi yargılama usulünün görünümü ve uygulama alanı aktarılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: İdari Yargı, Yargılama Usulleri, İvedi Yargılama Usulü, Merkezi ve Ortak Sınavlara İlişkin Yargılama Usulü, Özel Yargılama Usulleri, Fransız İdari Yargı Sistemi.
İdari yargılama usulü hukukunda yargılamanın yenilenmesi
Yargılama faaliyeti sonunda verilen karar, çeşitli ihtimallere göre kesinleşerek kesin hüküm teşkil etmektedir. Yargı kararlarına kesin hüküm niteliği kazandırılmasının amacı hukuk güvenliğini sağlayarak sağlıklı bir şekilde işleyen sosyal ve hukuki yapı kurmaktır. Ancak kesin hüküm teşkil eden kararların bazı ağır sakatlıklar içermesi ihtimal dâhilindedir. Bu gibi kararların kesin hükmün koruması altında hukuk âleminde varlığını devam ettirmesi, bizzat kesin hükümden beklenen amaca aykırı olacaktır. Bunun önüne geçebilmenin yolu ise yargılamanın yenilenmesidir. Bu tez çalışmasında, maddi gerçeğe ulaşma ile hukuk güvenliği arasında olacak şekilde hassas bir yerde bulunan yargılamanın yenilenmesi kurumu, idari yargılama usulü hukuku özelinde incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken, özellikle Danıştay ilgili daire ve kurullarına ait olanlar olmak üzere, güncel yargı kararlarına sıklıkla yer verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde olağanüstü bir kanun yolu olarak yargılamanın yenilenmesi kavramı, bunun kanun yolları içerisindeki yeri, şartları ve kapsamı açıklanmıştır. Yine bu bölümde, konunun gerektirdiği ölçüde kanun yolu ve kesin hüküm konularına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, İYUK madde 53'te düzenlen yargılamanın yenilenmesi sebepleri irdelenmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise yargılamanın yenilenmesine başvurulması ve bu başvurunun incelenip karara bağlanması süreci ile başvuru hakkında verilen kararların tabi olduğu kanun yollarına ilişkin usul incelenmiştir.
İdari yargıda hatalı tıbbı uygulamadan açılan tam yargı davalarının sağlık hukuku yönünden değerlendirilmesi
Hatalı tıbbi uygulama son zamanlarda yazılı ve görsel basın ile mahkemeler tarafından sık sık kullanılmaktadır. Hatalı tıbbı uygulama neticesinde zarar gören hastalar idari yargıda tam yargı davası açarak bu zararlarını idareden talep edebilmektedirler. İdare ise bu ödemiş olduğu tazminat miktarını bazen sağlık mesleği mensuplarına mahkemelerin belirlediği kusur oranında rücu edebilmektedir. Bu durum ise sağlık mesleği mensuplarının zamanını almakta, psikolojilerini etkilemektedir. Aynı zamanda tazminat miktarlarını da ödemek zorunda kalmaları neticesinde maddi olarak da zarara girmektedirler. Sağlık mesleği mensupları hatalı tıbbi müdahaleden kaynaklanan tam yargı davaları ile karşılaşmamak için tıp biliminin gerektirdiği, hastaya daha fazla yarar gösteren tıbbi tedaviyi uygulaması, tıbbi özen ve dikkat göstererek hastaya zarar vermeden tıbbi müdahaleyi yapması gerekmektedir. Çalışmada tıbbi müdahale, tıbbi müdahalenin unsurları, hatalı tıbbi müdahale, hatalı tıbbi müdahalenin unsurları, tam yargı davaları, tam yargı davalarının açılabilmesi için ön koşullar, rücu ve Bölge İdare Mahkemelerinin tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlar ile Danıştay'ın tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlardan bahsedilmiştir. Çalışmamızda sağlık mesleği mensuplarına yol göstermesi açısından farklı yargı kararlarına değinilmiştir. Yargı kararlarında ne tür hata yapıldığında mahkemelerin hangi kararlar verdiği gözler önüne serilerek sağlık mesleği mensuplarının faydalanması ve bu tür hatalar ile karşılaşılmaması amaçlanmıştır. Çalışmada 2 adet Uluslararası Sözleşmeye, 3 adet Uluslararası Bildirgeye, 1 adet Nizamname, 1 adet Tüzük, 1 adet Etik Kural, 1 adet Yönetmelik, 1 adet Genelge, 1 adet Kanun Hükmünde Kararname, 15 adet Kanun ve 1 adet Anayasa maddesine değinilmiştir. Ayrıca 52 adet Danıştay kararına, 1 adet Anayasa Mahkemesi kararına, 10 adet Yargıtay kararına, 16 adet Bölge İdare Mahkemeleri kararına yer verilmiştir.
İmar planı değişikliklerinde yargısal denetim ölçütleri üzerine bir analiz: İzmir deneyimleri(2018–2023)
İmar planı değişiklikleri "idari bir tasarruf" olup yetki, şekil, konu, sebep ve maksat yönlerinden hukuka uygun olması zorunluluğu vardır. Bu açıdan bakıldığında imar planı değişikliklerinin hukuksal bağlamda kanun ve yönetmeliklere uygun olması beklenmektedir. Dolayısıyla, imar planı değişiklikleri için temel gereklilik Mevzuata uygun olmasıdır. Diğer gereklilikler ise Planlama Esasları–Şehircilik İlkeleri ile Kamu Yararı olarak görülmelidir. Bu araştırmanın amacı; idari yargı kararlarına ilişkin arşiv taraması/veri tabanı araştırması ve sözlü görüşmeler, kavramsal–kurumsal bilgi birikimi ile mevzuat gereklilikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeler bütünündeki imar planı değişiklerinin konu–kapsam ve içerik açısından analiz edilerek, imar planı değişiklilerine ilişkin "yargısal denetim ölçütlerinin" sorgulanmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, bu çalışmada yapılacak iş: İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeleri bağlamında idari yargı sürecine konu edilmiş nazım ve uygulama imar planı düzeyindeki plan değişiklikleri için kavramsal–kurumsal ve hukuksal arka plana yargısal denetim ölçüt rehberi oluşturulmasıdır. Devamında, bu rehber esas alınarak imar plan değişikliklerinin konu–kapsam–içerik/işlev ile yetki–sorumluluk farklılığı ile ilçeler düzeyindeki mekânsal dağılımı bakımından değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmelerin, İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçelerinin metropoliten kentleşme dinamiklerinin tespiti, kentsel gelişmenin mekânsal–işlevsel niteliği ile gelişme eğilimlerinin kestirilmesi–öngörülmesi bakımından şehir planlama çalışmalarına katkı sunabileceği düşünülmektedir.
İngiliz Hukukunda yargısal emir ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Türkiye'de idari yargı alanında yaşanan en önemli sorunlardan bir tanesi kuşkusuz idari yargı kararlarının uygulanmamasıdır. Yasal düzenlemelerimize yargısal emir kurumunun getirilmesi, yargı kararlarının etkinliğini arttırma yönünde çözüm önerilerinden birisi olarak bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Yargısal emir kurumu, yargının verdiği kararların uygulanmasını sağlamak amacıyla idareye emir vererek, bazı eylem ve işlemlerin yapılmasını sağlayabilmesi ve bazılarını ise yapmaktan men etmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bugün Fransa gibi Kara Avrupası idare hukuku sistemlerinde yargısal emir uygulanmaya başlamış olsa bile, aslen İngiliz Hukuku kökenli bir Anglo-Amerikan kurumudur. Bu çalışmanın amacı, yargısal emir kurumunun menşei olan İngiliz Hukukundaki görünümünü incelemek ve Türk İdari Yargılama Hukukunda uygulanabilirliğini tartışarak, Türk idare hukukuna faydalı bir gelişme olduğunu savunmaktır.İngiltere'de adli idare sisteminin varlığı, bu ülkede gelişmiş bir idare hukukunun bulunup bulunmadığı konusunda şüpheye yol açabilmektedir. Bu nedenle çalışmaya İngiliz idare hukukunun tarihsel gelişimi ve İngiltere'de İdare hukukunun varlığına ve amacına ilişkin ileri sürülen teoriler açıklanarak başlanılmıştır. Ardından ikinci bölümde yargısal emir kurumunun İngiliz hukukundaki ortak özellikleri ve farklı görünümleri olarak zorlayıcı emir (mandatory order), yasaklayıcı emir (prohibitory order) ve yaptırıcı emir (injunction) ayrı ayrı ele alınmıştır. Son bölümde, yargısal emir kurumunun Türkiye'de uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur. Günümüzde idari yargıcın verebileceği karar türleri, iptal ve tam yargı (tazminat) kararları ile sınırlıdır. Yargısal emir kurumu, özellikle yargı kararlarını uygulamama eğiliminde olan idareye yargı kararını nasıl uygulayacağı konusunda yol göstererek, yargı kararlarının uygulanmasının etkinliğini arttıracaktır. Hem Anayasa'da hem de İdari Yargılama Usulü Kanununda ifade bulan yerindelik denetimi yasağı ile idari yargı mercilerinin idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyeceği hükmü, doktrinde Türk idari yargısında yargısal emir kurumunun yasak olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak, yasal düzenlemelerimizin yargısal emir kurumunun Türk idari yargılama hukukunda uygulanmasına engel teşkil etmediği savunularak, yargısal emir kurumunun Türk idari yargısında uygulanma önerileri üzerinde durulmuştur.
Yüksek mahkeme kararları ışığında 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında verilen disiplin cezalarının nitel analizi
Bu çalışmada kamu idareleri tarafından verilen disiplin cezalarının yargısal denetimi ile görevli yüksek mahkemeler tarafından verilen kararlar ışığında işlemlerin hukuka uygunluk düzeyinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca doktrinde yapılan çalışmalarda sınırlı bir şekilde yer verilen disiplin fiillerinin tanımlanması konusuna odaklanılmıştır. Çalışma kapsamında disiplin hukuku bağlamında kamu personel yönetiminin çerçevesi ele alınmış, 657 sayılı Kanun muhtevasında yer verilen disiplin fiillerinin hukuki tavzihi yapılmış ve yüksek mahkemelerin bu disiplin fiilleri ile ilgili verdiği kararlarda disiplin cezalarının hangi oranda ve hangi gerekçelerle hukuka aykırı bulunduğu araştırılmıştır. Çalışma sonucunda Kanun metninde yer alan disiplin fiillerinin güncel olmadığı, soyut kavramlarla kaleme alındığı ve etkin bir disiplin sistemi kurulmasına engel olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca tesis edilen disiplin cezalarının yargı mercileri tarafından yapılan değerlendirmede yüksek oranda hukuka aykırı bulunduğu, en yüksek hukuka aykırılık düzeyinin uyarma cezasında, en düşük hukuka aykırılık düzeyinin ise kademe ilerlemesinin durdurulması cezasında gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çalışmada incelenen Danıştay kararlarında işlemlerin hukuka aykırı olarak görülmesine sebep olan gerekçelerden eylemin sabit olmaması, fiilin nitelendirilmesinde hata yapılması, disiplin mevzuatına aykırı olmayan eylemler nedeniyle ceza verilmesi, tipiklik ilkesinin ihlali, savunma hakkının kısıtlanması ve eksik/yetersiz soruşturma sonucu işlem tesis edilmesi gerekçelerinin ön plana çıktığı, Anayasa Mahkemesi kararlarında ise disiplin cezalarının özellikle sendika hakkı ve ifade özgürlüğü hakkının ihlali gerekçesiyle hukuka aykırı bulunduğu tespit edilmiştir.
İstihbaratın demokratik gözetimi
Günümüz dünyasında güvenlik stratejileri sadece askeri alanda yoğunlaşmalarla sınırlı kalmamış olup ekonomik, insani, ekolojik, ticari, hukuki gibi alanlarda da güvenlik boyutlarını içerir bir evrilmeye doğru başlamıştır. İstihbaratın önem ve değerinin her geçen gün daha da artması ile ulusal ve uluslararası alanda değer olarak daha mühim ölçüde karşılık bulması istihbaratın yelpazesinin genişlemesine yol açarken beraberinde gözetimi sorununu da gündeme getirmiştir. İstihbarat alanında değişimin elzem hale gelmesi elbette teknolojide yaşanan atılım, gelişim ve değişimlerin yaşanmasıdır. Özellikle internet ve bilgisayar temelli gelişim ve değişimler baş döndürücü bir hızla istihbarat faaliyetlerine de yansımıştır. Verilerin elde edilmesi, depolanması, tasnif edilmesi ve değerlendirilmesi için bilgi teknolojileri çok önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Gerçekleştirilen istihbarat faaliyetlerinin etkinliği, gizliliğinin korunması meşru olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır. Bu bağlamda meşruiyet ise istihbarat kurum ve kuruluşlarına hangi hâllerde istihbarat yapacağına dair kanuni düzenlemelere dayanmaktadır. Sosyoloji, iletişim ve antropoloji başta gelmek üzere sosyal bilimlerde birçok çalışmada yer alan ve disiplinler arası niteliğe sahip gözetim kavramı tarihsel süreç ve dinler tarihi içerisinde bireyler arasında meydana gelen bir eylem olmakla birlikte otoriteyi sağlamak ve korumak gayesi ile de devletler açısından ehemmiyet arz etmektedir. İnsanoğlunun varlığından bu yana birey ya da grup menfaatleri noktasında gerçekleştirilen gözetlemede öncelikle birey istihbaratı ile başlanmış, askeri disiplin-istihbarat, devlet idaresi-nüfus sayımı, işyeri izleme-denetleme, polis faaliyetleri-suçla mücadele, gibi alanlarla günümüze değin gelişerek devam etmiştir. Demokratik gözetimden bahsetmek için elde bir takım kullanılmaya elverişli ve elbette kullanımı meşru bir takım mekanizmaların olması olağan bir sonuçtur. Gerçekte bir yönüyle de bunu yapacak ya da yapması yönünde destekleyici olan "sivil aktörleri", "medyayı", "parlamentoyu", "yargı" ve "ombudsmanı" tanımlamayı ve güçlendirmeyi de harekete geçirmek gerekmektedir. Bu durum güvenlik kuruluşlarından ayrı olarak değerlendirildiğinde ve gerekli görülen hallerde seçilmiş olsalar dahi devletin kuruluşlarından hesap soran, şeffaflık beklentisi ile özgürlükler ve hakların korunarak kullanılmasını da isteyen sivil aktörlerin varlığı demokratik bir var olmayı toplumun en küçük hücresine kadar yayan bir anlayışın da ilk koşulu olarak kabul edilmelidir. Bu çalışma ile istihbarat, gözetim ve istihbarat ile gözetim bağlamında istihbaratın demokratik gözetimine bakış ve istihbaratın demokratik gözetiminin hangi aktörlerle hangi yollar kullanılarak nasıl sağlanabileceği ve modern devlet anlayışında bahse konu gözetimin yapılmasının gerekliliğine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Gözetim, Güvenlik, Parlamento, Medya, Yargı, Sivil Toplum Kuruluşları, Kamu Denetçisi (Ombudsman)
İdari yargıda manevi tazminat
İdari yargıda manevi tazminat başlıklı bu çalışmada, hukuk devleti ilkesini benimseyen bir idarenin sorumluluğu ve sorumluluğun bir sonucu olarak tazmin borcu kapsamında bulunan manevi tazminat konularında öğretide yer alan görüşler ile yüksek mahkeme içtihatları incelenmiştir. Öğretide kabul edilen görüşler ile içtihatlardaki farklılıklar yeri geldikçe yüksek yargı kararları ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Manevi tazminat miktarının belirlenmesine etki eden faktörler ve tazmine ilişkin ilkelere de yer verilmiştir. Son zamanlarda yargı kararlarında yer verilen rücu meselesini de yer verilmiştir.
Türkiye'de idari yargı düzeni ve kamu denetçiliği
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de idarenin etkin olarak denetlenebilmesidir. Üstün kamu gücü ile donatılmış idari makamlar gerçekleştirdikleri idari faaliyetler sonucunda vatandaşların haklarına her zaman tek taraflı müdahale edebilmektedir. Bu tür müdahaleler karşısında vatandaşların başvurabildikleri denetim mekanizmaları var ise de bunlardan yargı denetimi dışında kesin sonuç alınabileni neredeyse yoktur.Türkiye'de İdari Yargı Düzeni ve Kamu Denetçiliği başlıklı bu çalışmada, yönetimin yargısal denetimini yapan idari yargı düzeni ile günümüz dünyasında hızla yayılma eğiliminde olan ve görev alanı, yetkileri ve çalışma usulü yönünden mahkemelerle çok benzerlik gösteren ombudsmanlık sistemi incelenmiştir. Çalışmada Türk idari yargı düzeninin işleyişi en temel noktaları ile anlatılmaya çalışıldıktan sonra ombudsmanlık sistemi genel yönleri ile tanıtılmış ve dünya ülkelerinden örnekler verilerek sistemin algılanması somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Son aşamada ise Kamu Denetçiliği Kurumu olarak anayasal statü kazanan ancak yasal düzlemde henüz oluşturulmamış olan kurumunun Türkiye'de oluşum evresinden bahsedildikten sonra kurumun yargısal denetim ile benzerlik ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
İmar planlarının iptali kararlarının sonuçları
İdari işlemlerin yargı yerlerince iptalinin sonuçları ve sonuçlar bağlamında idarenin bu kararları uygulama şekli idare hukukunun önemli başlıklarından birisidir. Tezin konusunu, idari işlemler arasında son derece özgün bir yere sahip olan imar planlarının idari yargı mercileri tarafından iptal edilmesi halinde verilecek kararların sonuçları oluşturmaktadır. İdari işlem ve eylemlerin tam yargı ve iptal davası yoluyla denetlenmesi kural olarak idari yargı düzeninin görev alanına girmektedir. İmar hukukunun temelini oluşturan ve düzenleyici işlem niteliğine sahip olan imar planlarının yargısal denetimi, İYUK madde 2'de tanımlanan idari yargıya özgü bir dava türü olan iptal davası yoluyla sağlanmaktadır. Çalışmamızda imar planlarının iptali kararlarının sonuçları, idari işlemlerin iptali kararlarının sonuçları temel alınarak uygulamada yaşanan sorunlar Danıştay kararları çerçevesinde değerlendirilmiş ve imar planlarının hukuksal niteliği, türleri ve aralarındaki hiyerarşik ilişkinin doğacak sonuçlar bağlamında etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İdari Yargıda İptal Kararı, İmar Planları, İmar Planlarının İptali Kararı, İmar Hukukunda Kazanılmış Hak
Tam yargı davalarında süre koşulu
İdari yargılama hukukunda iptal ve tam yargı davası adı verilen iki tür dava vardır. İptal davalarının konusunu bir idari işlem, tam yargı davalarının konusunu bir idari işlem veya eylemden kaynaklanan zararın giderilmesi oluşturmaktadır. Birçok ülke gibi ülkemiz hukuk sisteminde de dava yoluna başvurulması için belirli süreler öngörülmüş, tam yargı davalarına ilişkin süreler 2577 sayılı İYUK'ta düzenlenmiştir. "Tam Yargı Davalarında Süre Koşulu" isimli bu çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; süre kavramı, süre sınırlamalarının hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmesi, bu doğrultuda devletin başvuru sürelerini gösterme yükümlülüğü, ikinci bölümde; iptal ve tam yargı davaları arasındaki farklar ve dava açma sürelerinin genel esasları, üçüncü bölümde idari işlemden, idari eylemden ve yargı kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan zararlar sebebiyle açılacak tam yargı davalarında süreye ilişkin esaslar öğretideki görüşler, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları ışığında ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adil yargılanma hakkı, hukuk devleti ilkesi, hak arama özgürlüğü, tam yargı davası, dava açma süresi.
İdari yargıda temyiz kanun yolu
Tezin konusunu idari yargılama usul hukukunda temyiz kanun yoludur. Temyiz kanun yolu ele alınırken, idari yargılama usul hukukundaki diğer kanun yollarına da kaçınılmaz olarak değinmek gerekmiştir. 6545 sayılı Kanun ile yargılama hukuku sistemine giren değişiklikler öncesinde; yerel mahkemelerin vermiş olduğu kararlar için taraflar bir üst mahkeme olarak sadece temyize başvurabiliyorlardı. Türk yargılama sistemine İstinaf mahkemesinin kazandırılmasındaki amaç, çok uzun süren yargılama sisteminin kısalması, Danıştay'ın temyiz mercii olarak iş yükünün azaltılması ve hukuka olan güvenin arttırılmasıdır. İstinaf kanun yolunun esas, temyiz kanun yolunun ise istisna şeklinde düzenlendiği model içerisinde birbiriyle ilişkili iki ayrı kanun yolu ortaya çıkmış ve kanun yolu sistemi daha karmaşık bir boyut kazanmıştır. Bu çalışma idari yargılama usul hukukunda temyiz kanun yolunun usulünü ele alırken, istinaf kanun yoluyla birlikte ortaya çıkan öngörülmeyen sorunları da ele almayı denemektedir. Anahtar Kelimeler: Türk İdari Yargılama Sistemi, Kanun Yolu, Adil Yargılanma Hakkı, Temyiz, İstinaf.
İdari yargılama hukukunda ısrar kararı
Israr kararı alt derece mahkemesinde görev yapan yargıcın üst derece mahkemesinin vermiş olduğu karara karşı direnmesine imkan tanıyan bir usul hukuku müessesesidir. Çalışmanın esas amacını ısrar kararının idari yargılama hukuku açısından mahiyetinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirirken pozitif hukuk düzenlemeleri, doktrinde yer alan görüşler ile yargı kararlarına yer verilmiş ve ısrar kararına ilişkin tartışmalı meselelere çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.
Yargısal ve idari görevleri kapsamında cumhuriyet başsavcılığı kurumunun Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorunu
Cumhuriyet başsavcılığı kurumu, ceza yargılaması alanında kamusal iddia makamını oluşturmaktadır. Görevi, cezai hükümler ile yaptırım altına alınan ve bağımsız mahkemelerin yargılayarak hükme bağlayacağı bir olayı, yargılama makamı önüne getirmektir. Yargılamaya katılarak verilen hükmü denetlemek, yasaya uygun şekilde kesinleşen hükmü infaz etmektir. Bu suretle maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak, bozulan toplumsal barışının tesis edilmesini sağlamaktır. Bu kapsamda, Cumhuriyet başsavcılığı kurumunun adli görevleri ön plandadır. Adli görevlerinin yanı sıra idari ve mali görevleri bulunmaktadır. Bu görevler sayıca fazladır. Farklı yasa ve ikincil mevzuat içerisinde düzenlenmiştir. Çalışmamızda kısmen bu görevleri inceleyeceğiz. Amacımız bu görevler kapsamında Cumhuriyet başsavcılığı kurumunun, Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorununu irdelemektedir. Ülkemizde üzerinde çokça çalışılmayan bu sorunu, öğreti ve yasal mevzuat içerisinde değerlendirmeye çalışmaktır. Bu tez çalışması kurumun tarihsel gelişimini incelemeyi, mukayeseli hukuktan yaralanarak, kurumun yapısını, hukuki niteliğini ve görevlerini belirlemeyi ayrıca kurumunun Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorunsalına dair bir tespitte bulunmayı hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Başsavcılığı Kurumu, Yapısı, Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Savcısı, İdari Yapı, Başsavcılığın İdari Görevleri, Başsavcılığın Adli Görevleri, Yargı Organı, Mukayeseli Hukuk, Hukuki Nitelik.
Öğretim elemanlarının idare ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar ve açabilecekleri idari davalar
Yükseköğretim kurumlan, bilimsel özerkliğe sahip, kamu tüzel kişilikleridir. Bu tüzel kişiliklerin eğitim kadrosunu oluşturan akademik personel genelde idari hizmet sözleşmesi ile çalışmaktadır. Diğer kamu görevlilerinden farklı olarak hukuki statüleri özel kanunlar ile belirlenmiş olup, bunlar idare hukuku ilke ve kurallarına tabidirler. Akademik personelin yükseköğretim kurumu idareleri ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar esas olarak beş husus üzerinde gerçekleşmektedir. Bunlar; akademik personelin yükseltilmesi, atanması, görevlendirilmesi, çalışma esasları ve görevinin sona ermesi ile ilgili işlemlerdir. Yükseköğretim kurumu idareleri, tüm işlemlerini kamu yaran ve hizmetin gereklerine uygun yapması gerekir iken; incelediğimiz idari yargı kararlarında, akademik personel ile ilgili işlemlerde meydana gelen uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunun kanunun yükseköğretim kurum idarelerine tanımış olduğu geniş takdir yetkisinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Demokratik yönetimin en önemli şartlarından biri olan "yerinden yönetim" esasının gerçekleştirilmesi, yükseköğretim kurumu idarelerini etkileyen katı merkeziyetçi sistemin tümüyle terk edilmesi ve bu kurumların idari, mali ve bilimsel özerkliğinin sağlanması olmaz ise olmaz bir şart olarak kabul edilmektedir.
The use of artificial intelligence in the public services: The case of Turkish administrative jurisdiction
The artificial intelligence (AI) technology focuses on the construction of machines which understand, monitor, reason, predict, interact, learn, improve and work like humans, and tries to solve complex problems which are nearly impossible to be solved and dealt with by humans. AI have been very popular and have been applied in almost every field, especially in public services. AI can help public services in many ways, for instance, by providing smarter analytical abilities and better understanding of real-time processes, and can provide shorter and more abundant feedback loops for each level of governance. Especially, in judicial systems, AI can be highly helpful, by speed, accuracy, support, quality and etc. For instance, in the Turkish judicial system, delays and inefficiency of judiciary process, inefficient legal procedures and court processes, the length of hearings, insufficient court resources, caseloads and growing demands which affect the quality can be called as major challenges along with workloads of judges and the predictability of decisions. AI has the power to assist the judicial system to be faster, cheaper, and more predictable. AI can be used well in some specific areas of the Turkish judicial system such as in the Turkish administrative jurisdiction, especially when the judicial system is inclined to be automated in a certain extent. To use AI more efficiently, the preliminary preparations are very important in the government, education and law policies and this thesis will focus on what these policies should be. The proposed ways of implementation of AI in the Turkish administrative jurisdiction will be analysed for the usage of the AI technology in the administrative courts. The usability of AI methods will be analyzed in the light of the realization of the ground rules of Turkish administrative jurisdiction, including the constitutional principles of justice and the principles of administrative procedures.
İdarenin yargı dışı denetim yollarından biri olan Ombudsmanlık (Kamu denetçiliği) kurumu ve İdari yargı ile ilişkisi
İlk olarak 18. yüzyılda karşımıza çıkan ve günümüze dek değişik biçimlerde bir çok ülkede uygulama alanı bulan ombudsmanlık kurumu, tüm imkanlara sahip ve özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek karmaşıklaşan bir yapıyı haiz olan devlet karşısında, hakkı zedelenen vatandaşların çıkarlarını korumak üzere oluşturulmuş bir yapıdır. Hali hazırdaki denetim sistemlerinin yetersiz oluşu, vatandaşların hak arama yollarının kısıtlı oluşu, yargı organları nezdinde yapılan denetimin ise, yavaş, pahalı ve şekle bağlı olması gibi sebepler, hususiyle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra birey haklarına önem veren algının dünya çapında yerleşmeye başlamasıyla, ombudsmanlık kurumunun hızla yayılmasına neden olmuştur. Kurumu uygulayan her ülke, kendi coğrafi, ekonomik, kültürel, siyasal ve sosyal yapısına göre ombudsmanlık kurumunun olmazsa olmaz özellikleri harici diğer yönlerinde kendilerine göre değişiklikler yaparak uygulamaya koymuşlardır.Ombudsmanlık kurumunun uygulamaya konulmasıyla, gerek vatandaşlar gerekse devletler açısından olumlu sonuçlar alınmış, bu nedenle, giderek görev alanını genişletme yolunda adımlar atılmıştır.Ombudsman; kendiliğinden veya vatandaşlar tarafından yapılan şikayetler üzerine harekete geçerek, yaptığı inceleme sonucu, görev alanı kapsamında bulunan kurum veya kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen işlem veya eylemlerin, hukuka, kanuna veya hakkaniyete aykırı olduğu kanaatine varırsa, barışçıl yollarla uyuşmazlığı çözmeye çalışır. Açıklamış olduğu görüş ve kanaatlerinin hiçbir bağlayıcılığı olmamasına rağmen, kamuoyu nezdindeki etkinliği ve yıllık olarak parlamentoya sunduğu raporlar, onun en büyük gücü olmaktadır. Uygulandığı ülkelerde, idareler, ombudsman tarafından verilen kararlara büyük ölçüde uyma eğilimi içerisindedirler. Özellikle yargı organları açısından, ombudsmanlık kurumu çok büyük bir öneme sahiptir. Yargı yükü ağır olan ülkelerde, bu kurumun ihdas dilmesiyle, yargının iş yükünde önemli ölçüde azalmalar görülmüştür. Ülkemiz açısından olaya bakıldığında ise; ağır iş yükü altında ezilen ayrı bir idari yargı sistemimizin bulunması karşısında, bu kuruma olan ihtiyaç zaruret haline gelmiştir. Türkiye'de ilk olarak 5548 sayılı Kamu Denetçiliği Kanunu ile ombudsmanlık kurumu kurulmasına yönelik adım atılmış, ancak bu Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğine ilişkin referandumla, Kamu Denetçiliği anayasal düzeyde düzenlenmesine karşın, uygulamaya ilişkin Kanun halen çıkarılmadığı için, fiilen bu kurum ülkemizde uygulama alanı bulamamıştır.
AİHS ışığında adil yargılanma hakkı ve Türk idari yargısı
Uluslararası birçok belgede özellikle de AİHS'de yer alan ve temel insan haklarından olan adil yargılanma hakkı, idare, özel ve ceza hukukunun gelişmesi ve hukuk devletinin varlığı açısından çok önemli bir yere sahiptir. Adil yargılanma hakkı yargılamaya ilişkin kuralları belirlemektedir. İdari yargı alanında adil yargılanma hakkına ilişkin süreç, idarenin işlem veya eylem tesis etmesiyle başlayıp, yargı kararının tam ve eksiksiz uygulanmasına kadar devam etmektedir. Bu hakkın korunması AİHS ve AİHM kararlarıyla sağlanmaktadır. Sözleşmede yer alan diğer hakların ilgili devletlerce korunması ve uygulanması, adil yargılanma hakkının tam olarak uygulanması ile mümkün olabilmektedir. Bu tezde, idari yargı ile ilgili adil yargılanma hakkı kapsamında AİHM tarafından verilen kararlar incelenmiş, bu kararlar neticesinde idari yargı sistemindeki aksaklıklar tespit edilerek yapılan değişikliklerden bahsedilmiştir. Tezde ayrıca, hukukumuza 2010 Anayasa değişikliği ile giren Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru müessesesine de değinilerek adil yargılanma hakkı kapsamında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu örnek kararlar incelenmiştir. Tez üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde uluslararası ve ulusal belgelerde yer alan adil yargılanma hakkının mahiyeti ve unsurları incelenmiştir. İkinci bölümde Türk idari yargı sistemine genel olarak değinilerek, Türk idari yargısının AİHS ile ilişkisi incelenerek AİHM kararlarının bağlayıcılığından bahsedilmiştir. Son bölümde ise, adil yargılanma hakkı açısından Türk idari yargısı anlatılarak, idari yargı sistemindeki aksaklıklar ve bu aksaklıklara ilişkin çözün önerilerinden bahsedilmiştir. Anahtar Sözcükler: Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi, Adil Yargılanma Hakkı, İdari Yargı
İdari yargıda dava açma süreleri
Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsuru; bireylerin idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna gidebilmesidir. Hak arama özgürlüğü olarak nitelendirebileceğimiz bu yol, gerek Anayasa ve gerekse uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınan, adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu çalışmada; idari yargı düzenine sahip tüm ülkelerde idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yoluna başvurulmasını önceden belli bir süre içerisinde dava açılmış olma koşuluna bağlayan idari yargıda dava açma süresi incelenmektedir. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkindir. Davanın süresinde açılıp açılmadığı yargı yerleri tarafından re'sen incelenir. Dava açma süresi hak düşürücü özellik gösterir. Davanın süresinde açılmamış olması tarafların isteği ya da rızası gösterilerek göz ardı edilemez. Dava açma süresinin değiştirilmesi konusunda tarafların aralarında herhangi bir anlaşmaya varması da mümkün değildir. Anahtar Sözcükler : Süre, Dava Açma Süresi , Hukuk Devleti, Dava Hakkı, Hak Arama Özgürlüğü.
İstinaf yargılaması ve Türk idari yargısında uygulanması
Kanun koyucu 6545 sayılı Kanunla idari yargı teşkilatında istinaf kanun yolunu düzenlemiştir. Çalışmamızda istinaf kanun yoluna ilişkin getirilen düzenlemeler incelenerek, istinaf yargılmasının idari yargı açısından uygulanabilirliği ele alınarak, istinaf yargılamasından beklenen faydayı karşılayabilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda hangi kararların istinaf yargılamasına tabi olacağı, istinaf yargılamasında bölge idare mahkemelerinin nasıl yargılama yapacağı ve istinaf yargılaması sonucu verilen kararların hangilerinin temyize tabi, hangilerinin kesin olacağı üzerinde durulmuştur.
Vergi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözümü : Bölge İstinaf Mahkemeleri
Bu tez çalışmasında, Türk vergi yargı sistemindeki 6545 sayılı kanunla hukuk sistemimize giren olağan kanun yollarından istinaf kanun yolu ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan istinaf, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın hem maddi hem de hukuki yönden bir üst yargı organı tarafından incelenmesidir. Kendine özgü yapısı olan idari yargı sisteminde istinaf kanun yolunun olmayışı birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunun üzerine uzun çalışmalar sonucunda 18.06.2014 tarihinde kabul edilen 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile idari yargıda istinaf kanun yolu hukukumuza girmiştir. Böylece Danıştay kendi üzerinde iş yükünden bir nebze kurtulmuş olup, içtihat mahkemesi vasfı kazanmıştır. İstinaf kanun yolunun kabul edilmesiyle birlikte idari yargıda 3 dereceli bir yapıya geçilmiştir. Buna istinaden mahkeme teşkilatında ve yargılama usulünde değişiklikler yapılmıştır. Yargılama sürecine olumlu katkılar sağlayacak bu değişikliğin beraberinde bir takım sorunları da getireceği muhtemeldir. Bu çalışmada, Türk İdari Yargı sisteminde 18.06.2014'de kabul edilen ve uygulaması 20.07.2016 başlayan istinaf kanun yolu ele alınacaktır.Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, açıklamalara vergi yargısı kavramından başlanarak bölümün devamında vergi yargısında görevli mahkemeler, vergi yargılama usulü ve yargı kararlarına karşı başvuru yolları açıklanmıştır. İkinci bölümde öncelikle Türk idari yargı istinaf sisteminin tarihçesine değinilmiş ardından seçilmiş ülkelerin idari yargı istinaf sistemlerine yer verilmiş, böylece çeşitli ülkelerde istinaf uygulamasının görülmesi sağlanmıştır. Üçüncü bölüm ise bölge istinaf mahkemelerinin vergi uyuşmazlıklarını çözmedeki rolü ele alınmış, yargı sistemimize ne gibi katkılar sağlayacağı, vergi uyuşmazlıklarını çözme yolunda ne gibi artısı olacağı karar örnekleriyle açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İstinaf, Kanun Yolu, İdari Yargı, Bölge İdare Mahkemesi.