İdari yargı
97 theses under this subject heading
İdari yargılama hukukunda ısrar kararı
Israr kararı alt derece mahkemesinde görev yapan yargıcın üst derece mahkemesinin vermiş olduğu karara karşı direnmesine imkan tanıyan bir usul hukuku müessesesidir. Çalışmanın esas amacını ısrar kararının idari yargılama hukuku açısından mahiyetinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirirken pozitif hukuk düzenlemeleri, doktrinde yer alan görüşler ile yargı kararlarına yer verilmiş ve ısrar kararına ilişkin tartışmalı meselelere çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.
Yargısal ve idari görevleri kapsamında cumhuriyet başsavcılığı kurumunun Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorunu
Cumhuriyet başsavcılığı kurumu, ceza yargılaması alanında kamusal iddia makamını oluşturmaktadır. Görevi, cezai hükümler ile yaptırım altına alınan ve bağımsız mahkemelerin yargılayarak hükme bağlayacağı bir olayı, yargılama makamı önüne getirmektir. Yargılamaya katılarak verilen hükmü denetlemek, yasaya uygun şekilde kesinleşen hükmü infaz etmektir. Bu suretle maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak, bozulan toplumsal barışının tesis edilmesini sağlamaktır. Bu kapsamda, Cumhuriyet başsavcılığı kurumunun adli görevleri ön plandadır. Adli görevlerinin yanı sıra idari ve mali görevleri bulunmaktadır. Bu görevler sayıca fazladır. Farklı yasa ve ikincil mevzuat içerisinde düzenlenmiştir. Çalışmamızda kısmen bu görevleri inceleyeceğiz. Amacımız bu görevler kapsamında Cumhuriyet başsavcılığı kurumunun, Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorununu irdelemektedir. Ülkemizde üzerinde çokça çalışılmayan bu sorunu, öğreti ve yasal mevzuat içerisinde değerlendirmeye çalışmaktır. Bu tez çalışması kurumun tarihsel gelişimini incelemeyi, mukayeseli hukuktan yaralanarak, kurumun yapısını, hukuki niteliğini ve görevlerini belirlemeyi ayrıca kurumunun Türk idari yapısındaki yerinin belirsizliği sorunsalına dair bir tespitte bulunmayı hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Başsavcılığı Kurumu, Yapısı, Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Savcısı, İdari Yapı, Başsavcılığın İdari Görevleri, Başsavcılığın Adli Görevleri, Yargı Organı, Mukayeseli Hukuk, Hukuki Nitelik.
Öğretim elemanlarının idare ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar ve açabilecekleri idari davalar
Yükseköğretim kurumlan, bilimsel özerkliğe sahip, kamu tüzel kişilikleridir. Bu tüzel kişiliklerin eğitim kadrosunu oluşturan akademik personel genelde idari hizmet sözleşmesi ile çalışmaktadır. Diğer kamu görevlilerinden farklı olarak hukuki statüleri özel kanunlar ile belirlenmiş olup, bunlar idare hukuku ilke ve kurallarına tabidirler. Akademik personelin yükseköğretim kurumu idareleri ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar esas olarak beş husus üzerinde gerçekleşmektedir. Bunlar; akademik personelin yükseltilmesi, atanması, görevlendirilmesi, çalışma esasları ve görevinin sona ermesi ile ilgili işlemlerdir. Yükseköğretim kurumu idareleri, tüm işlemlerini kamu yaran ve hizmetin gereklerine uygun yapması gerekir iken; incelediğimiz idari yargı kararlarında, akademik personel ile ilgili işlemlerde meydana gelen uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunun kanunun yükseköğretim kurum idarelerine tanımış olduğu geniş takdir yetkisinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Demokratik yönetimin en önemli şartlarından biri olan "yerinden yönetim" esasının gerçekleştirilmesi, yükseköğretim kurumu idarelerini etkileyen katı merkeziyetçi sistemin tümüyle terk edilmesi ve bu kurumların idari, mali ve bilimsel özerkliğinin sağlanması olmaz ise olmaz bir şart olarak kabul edilmektedir.
İstinaf yargılaması ve Türk idari yargısında uygulanması
Kanun koyucu 6545 sayılı Kanunla idari yargı teşkilatında istinaf kanun yolunu düzenlemiştir. Çalışmamızda istinaf kanun yoluna ilişkin getirilen düzenlemeler incelenerek, istinaf yargılmasının idari yargı açısından uygulanabilirliği ele alınarak, istinaf yargılamasından beklenen faydayı karşılayabilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda hangi kararların istinaf yargılamasına tabi olacağı, istinaf yargılamasında bölge idare mahkemelerinin nasıl yargılama yapacağı ve istinaf yargılaması sonucu verilen kararların hangilerinin temyize tabi, hangilerinin kesin olacağı üzerinde durulmuştur.
Vergi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözümü : Bölge İstinaf Mahkemeleri
Bu tez çalışmasında, Türk vergi yargı sistemindeki 6545 sayılı kanunla hukuk sistemimize giren olağan kanun yollarından istinaf kanun yolu ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan istinaf, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın hem maddi hem de hukuki yönden bir üst yargı organı tarafından incelenmesidir. Kendine özgü yapısı olan idari yargı sisteminde istinaf kanun yolunun olmayışı birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunun üzerine uzun çalışmalar sonucunda 18.06.2014 tarihinde kabul edilen 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile idari yargıda istinaf kanun yolu hukukumuza girmiştir. Böylece Danıştay kendi üzerinde iş yükünden bir nebze kurtulmuş olup, içtihat mahkemesi vasfı kazanmıştır. İstinaf kanun yolunun kabul edilmesiyle birlikte idari yargıda 3 dereceli bir yapıya geçilmiştir. Buna istinaden mahkeme teşkilatında ve yargılama usulünde değişiklikler yapılmıştır. Yargılama sürecine olumlu katkılar sağlayacak bu değişikliğin beraberinde bir takım sorunları da getireceği muhtemeldir. Bu çalışmada, Türk İdari Yargı sisteminde 18.06.2014'de kabul edilen ve uygulaması 20.07.2016 başlayan istinaf kanun yolu ele alınacaktır.Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, açıklamalara vergi yargısı kavramından başlanarak bölümün devamında vergi yargısında görevli mahkemeler, vergi yargılama usulü ve yargı kararlarına karşı başvuru yolları açıklanmıştır. İkinci bölümde öncelikle Türk idari yargı istinaf sisteminin tarihçesine değinilmiş ardından seçilmiş ülkelerin idari yargı istinaf sistemlerine yer verilmiş, böylece çeşitli ülkelerde istinaf uygulamasının görülmesi sağlanmıştır. Üçüncü bölüm ise bölge istinaf mahkemelerinin vergi uyuşmazlıklarını çözmedeki rolü ele alınmış, yargı sistemimize ne gibi katkılar sağlayacağı, vergi uyuşmazlıklarını çözme yolunda ne gibi artısı olacağı karar örnekleriyle açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İstinaf, Kanun Yolu, İdari Yargı, Bölge İdare Mahkemesi.
Türk vergi yargısında istinaf kanun yolu
Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının yargı yolu ile çözüme kavuşturulması konusunda idari yargı düzeninde yer alan vergi mahkemeleri yetkilidir. Vergi uyuşmazlıklarının çözümlendirildiği ilk derece mahkemesi olan vergi mahkemesi kararlarının davanın taraflarından biri tarafından denetlenmesi ihtiyacı kanun yolları ile giderilmektedir. Vergi mahkemesi kararlarına karşı başvurulan kanun yolları, Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz kanun yolu ve Danıştay'da temyiz kanun yoluydu. Ancak Danıştay'ın iş yükünün yıllar geçtikçe artması ve içtihat mahkemesi olma görevini tam olarak yapamaması sebepleri ile idari yargı sisteminde yapılan köklü değişiklik neticesinde istinaf kanun yolu yargı sistemimize dâhil olmuştur. 6545 sayılı Kanun ile 2014 yılında idari yargı düzenimize istinaf kanun yolunun girmesiyle itiraz kanun yolu yürürlükten kaldırılmış ve temyiz kanun yolunda da yeni sistemin gerektirdiği değişiklikler yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler neticesinde vergi yargısında iki dereceli denetim mekanizması oluşturulmuştur. Vergi yargısında iki dereceli denetim mekanizması oluşturulurken kanun yollarına başvuru için parasal sınırlar getirilmiştir. Bununla vergi uyuşmazlıklarının çözümünün büyük ölçüde istinaf mahkemelerinde gerçekleştirilerek, Danıştay'a temyiz incelemesine giden dosya sayısının azaltılması amaçlanmıştır. Böylece Danıştay'ın iş yükünün hafifletilmesi ve içtihat mahkemesi olarak çalışma amacının tam olarak gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Vergi yargısında denetim sistemini tamamen değiştirmesi sebebiyle 6545 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren istinaf sisteminin incelenmesi son derece önemlidir. Bu sebeple yapılan çalışmada, istinaf sisteminin ayrıntılı olarak açıklanması amaçlanmış ve vergi yargılamasında istinaf kanun yolu ile getirilen yeni sistemin etkileri mahkeme kararları ile de örneklendirilerek ele alınmış, istinaf kanun yolunun olumlu ve olumsuz yanları üzerinde durulmuştur.
Vergi yargısında istinafın yargılama sürecine etkileri üzerine inceleme
Bu çalışmada, 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile idari yargıya getirilen istinaf müessesinin vergi yargısı üzerindeki etkileri incelenmiştir. İstinaf müessesinin vergi yargısına intikalinden önce, taraflar ilk derece mahkemelerinin vermiş oldukları kararları bir üst mahkemede itiraz kanun yolunu kullanarak karara itiraz edebiliyorlardı. İtiraz önüne gelen mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararını hukuki açıdan denetleyip dar bir vakıa incelemesi ile nihai kararı veriyordu. Taraflar bu karardan da memnun kalmazlarsa kararı temyiz edebiliyorlardı. Temyizde yapılan hukuki denetleme ise kesin karar niteliği taşıyordu. Bu uygulama Danıştay'ın iş yükünü ağırlaştırmakta ve dolayısıyla da yargılama sürecini uzatmaktaydı. 28 Haziran 2014 tarihinde Resmi Gazete de yayımlanan ve 20 Temmuz 2016 yılında uygulamaya başlanan 6545 sayılı Kanunun getirdiği istinaf sisteminin, idari yargımızın işleyişini hızlandıracağı ve Danıştay'ın iş yükünü azaltacağı öngörülmektedir. İstinaf sistemi ile ilk derece mahkemelerinde verilen kararlar, elde edilen tüm bulgularla yeniden incelenecek ve hukuki açıdan denetimi yapılacaktır. Türk yargı sistemine getirilen bu yeni işleyişin amacı, ilk derece mahkemelerinde oluşabilecek hukuki aksaklık ve yanlışlıkları istinaf aşamasında çözerek hatanın çabuk telafi edilmesini sağlamak ve Danıştay'a intikal eden vakıaların sayısını azaltmaktır. Anahtar Kelimeler: Vergi Uyuşmazlığı, İdari Yargı, Vergi Yargısı, İstinaf, Bölge İdare Mahkemesi.
Yemen hukuk sisteminde yap işlet devret sözleşmeleri ve uygulamaları
Çalışmamızda Yemen Hukuk Sisteminde Yap İşlet Devret (YİD) sözleşmeleri ve uygulamaları incelenmiştir. YİD sözleşmesi, devlet altyapı projelerinin finansmanında kamu ve özel sektör arasındaki ortaklık biçimlerinden biri olarak kabul edilir. Devletin bütçesini mali yüklerle aşırı yormadan vatandaşların kamu hizmetleri açısından temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olur. YİD sözleşmelerinde proje şirketi, projeyi inşa eder ve belirli bir süre boyunca yönetir. Bu süre zarfında harcamalarını geri alır, kar elde eder ve ardından projenin mülkiyeti devlete iade edilir. Çalışmamız, YİD sözleşmesi kavramını doktrin ve alanında uzman uluslararası kuruluşlar nezdinde ele almış; bu sözleşmenin hukuki niteliğinin tanımlanması ve analizi konusundaki farklı içtihadi görüşlere açıklık getirmiştir. Çalışmamız, YİD sözleşmeleri ile ilgili yasal metinleri inceleyerek Yemen mevzuatına odaklanmış; böylece sözleşmenin taraflarını ve her birinin hak ve yükümlülüklerini ortaya koymuştur. Ayrıca YİD sözleşmesinin nasıl sona erdiği ve uyuşmazlıkların adli olan ve olmayan çözüm yolları da anlatılmıştır. Çalışmamızın ulaştığı neticelerden en önemlisi; özellikle bütçeleri büyük projeler ve devasa kamu hizmetleri oluşturmaya yetmeyen gelişmekte olan ülkelerde; bu sözleşmelerin, ekonomik kalkınma sürecinde oynadıkları rol açısından büyük önem taşımasıdır. Araştırmamızda ekonomik kalkınmadaki büyük önemleri nedeniyle bu sözleşmeleri düzenleyen yasaların çıkarılmasının hızlandırılması, bu sözleşmelerin takibi ve her aşamada uygulanmasının denetlenmesi görevini üstlenecek bir organ bulunması ihtiyacı, Yemen'de bir idari yargı kurulmasının ve bu sözleşmelerden doğan anlaşmazlıkları inceleme yetkisinin verilmesinin önemi gibi mevzularda birtakım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yap-İşlet-Devret, İdari sözleşme, İmtiyaz, Kamu Özel İşbirliği, Kamu Hizmeti.
İdari yargı kararları kapsamında deprem nedeniyle idarenin kusur sorumluluğu
Dünya var olduğundan beri yeryüzündeki fay hareketleri nedeniyle deprem doğal afeti meydana gelmektedir. Eski zamanlarda depremin ne zaman ve nerede olacağını bilemeyen toplumlar, doğal afet neticesinde çok zarara uğramışlardır. Ancak ilerleyen, gelişen teknoloji, bilim sayesinde depremin hangi bölgelerde ne sıklıkla olabileceği tam olarak belirlenemese dahi yüksek oranda tahmin edilmeye başlanmıştır. Günümüz toplumlarında pek çok yetkiyi bünyesinde barındıran idarenin depremler hakkında da bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu konu yaşam ve mülkiyet hakları ile doğrudan ilgilidir. Bu çerçevede, kişilerin yaşam ve mülkiyet haklarını göz önünde tutması ve depremlerin hangi gölgelerde yıkıcı etkiye sahip olacağını bilmesi gereken idare, bu durum için gerekli önlemleri almak zorundadır. Üzerine düşen bu yükümlülükleri yerine getirmeyen idarenin, idare hukuku açısından sorumlu kabul edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Anayasa gereğince eylem ve işlemlerinden sorumlu olduğu kabul edilen idarenin, yapmakla yükümlü olduğu eylemleri yapmamasından sorumlu tutulması ve meydana gelen zararları tazmin etmesi gerekmektedir. İdare hukukunda önemli bir başlık olan idarenin sorumluluğu kavramı idarenin fiili ve meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağı ile de ilgilenmektedir. Danıştay'ın da bu konuyla alakalı pek çok kararı bulunmaktadır. Kararlar incelendiğinde deprem gerçekleşmeden önce idarenin üzerine düşen eylemleri yerine getirmediği ve zarara sebebiyet verdiği hallerde tazminata hükmedilmiş; diğer durumda ise mücbir sebebe ya da illiyet bağı yoksunluğuna karar verilmiştir. Çalışmada Türkiye'deki önemli depremlere, ilgili mevzuata, yetkili kamu kurumlarına, idarenin sorumluluğuna ve bu konuyla alakalı açılmış davalar ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
İdare Hukukunda rücu müessesesinin kamu görevlileri açısından uygulanması
Çalışmanın temel amacı rücu müessesesinin teorik temellerini ve uygulamadaki sorunları aşmak için önerilen çözüm yollarını incelemektir. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde sorumluluk hukukuna ilişkin genel bilgilere yer verilerek idarenin sorumluluğu konusundaki temel kurumlara yer verilmektedir. İkinci bölümde rücu kurumunun genel yapısı, kamu görevlisi kavramı ve idare ile kamu görevlisi arasında rücu ilişkisi doğuran kusur halleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise rücu mekanizmasının işletilmesine ilişkin sorunlu konular ve idare hukuku kurallarına göre rücu mekanizmasının ne şekilde işletilmesi gerektiğine dair görüşler irdelenmektedir.İdare ile zarar gören arasındaki tazminat davası idare hukuku kurallarına göre çözümlenmektedir. Esas davanın devamı niteliğinde olan rücu davasının da idare hukuku kurallarına göre çözümlenmesi gerekmektedir. 1982 Anayasasının konuya ilişkin mevcut kuralları, kamu görevlisinin herhangi bir surette zarar görenin idareye karşı açtığı davanın tarafı olmasına izin vermemektedir. Bu nedenle kamu görevlisinin esas davanın tarafı olması neticesini verecek çözüm yollarının kabulü mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla mevzu hükümler karşısında idare ile kamu görevlisinin taraflarını teşkil ettiği ikinci bir davanın açılması gerekmektedir.Anahtar Sözcükler:1.İdari sorumluluk2.Kişisel kusur3.Kamu görevlisi4.Rücu müessesesi5.İdari yargı
Türk idari yargı düzeninde adil yargılanma hakkı
AYDIN Bihter. Türk İdari Yargı Düzeninde Âdil Yargılanma Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012Âdil yargılanma hakkı bir çok uluslararası sözleşme ve ulusal anayasalarda güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan ve demokratik toplumda çok önemli bir rol oynayan âdil yargılanma hakkı hukuk, ceza ve idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin kuralları belirlemektedir.Âdil yargılanma hakkının tüm unsurlarıyla birlikte etkin olarak korunmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mümkün kılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen bu hak, Sözleşmede yer alan diğer hakların korunabilmesi için de kilit bir rol oynamaktadır.Âdil yargılanma hakkını konu edinen akademik çalışmalarda genellikle bu hakkın ve unsurlarının ceza yargılaması ilgili olarak ele alındığı, ancak bu hakkın idarî yargıya yönelik olarak irdelenmediği görülmüştür. Tezin bu anlamda katkısı olacağı ümit edilmektedir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde âdil yargılanma hakkı kavramından ve uluslararası belgeler ile Kanun-ı Esasi'den 1982 Anayasasına kadar Türk Anayasalarında âdil yargılanma hakkının nasıl düzenlendiğinden bahsedilecektir. İkinci bölümde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında hakkın koruma alanı ele alınacaktır. Son olarak üçüncü bölümde ise âdil yargılanma hakkının unsurları idarî yargıya bakan yönüyle incelenecektir.Anahtar Sözcükler:1- Adil Yargılanma Hakkı2- Hukuk Devleti3- İdari Yargı4- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi5- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Kentsel yenilemede bir araç olarak kentsel dönüşüm projeleri ve ilgili idari yargı kararları
İnsanların bir arada yaşama gereksiniminden doğan kentte yaşananekonomik, sosyal ve politik değişimler kentteki yaşamı da sürekli olaraketkilemektedir. Kentsel dönüşüm de bu değişimlere cevap vermek amacıylaözellikle 20. yüzyıldan itibaren kent planlamanın gündeminde yer almıştır.Kentsel dönüşüm kentsel alanın farklı yöntemlerle dönüştürülmesiniamaçlayan ve içerisinde birçok farklı aktörü barındıran çok boyutlu birkavramdır. Sanayi Devrimi ile birlikte Batı ülkelerinde oluşan işçi sınıfınınbarındığı çöküntü alanlarının iyileştirilmesi, 2. Dünya Savaşı sonrası tahripolan Avrupa kentlerinin yeniden inşası ve son yıllarda işlevini yitirmiş sanayialanlarını yeniden değerlendirme girişimleri kentsel dönüşümün değişendünya koşullarına bağlı olarak gösterdiği gelişimi ortaya koymaktadır.Köhneleşen kent merkezleri, fonksiyonunu yitiren sanayi alanları, afet riskitaşıyan yerleşim bölgeleri, gecekondu alanları, tarihi konut alanları kentseldönüşüm olgusunun uygulama alanları olarak karşımıza çıkmaktadır.Zamanla amaçları, organizasyon ve yönetim modelleri değişime uğramıştır.Türkiye'de ise kentsel dönüşüm olgusu, son yıllarda yıpranan kentselalanların dönüştürülmesinde sıkça kullanılan bir araç haline gelmiştir. Buçalışma, kentsel dönüşümün fiziksel, ekonomik ve sosyal boyutlarının vekentsel dönüşüme ilişkin Türkiye'deki idari yargı mercilerinin verdiği kararlarınirdelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında, kentseldönüşüm sonucunda mekânda sadece fiziksel değişmeler değil, ekonomik,kültürel ve sosyal değişmelerin de olduğu üzerinde durulmuştur. Tezaraştırmasında kullanılan yöntem; literatür araştırmasından, konu ile ilgilimahkeme kararlarının incelenmesinden ve deneyimlere dayananyorumlardan oluşmaktadır.320Anahtar Kelimeler:1. Kent2. Kentsel dönüşüm3. Dönüşüm Projeleri4. Kentsel Yenileme
Kuvvetler ayrılığı ilkesi açısından yürütme ve idari yargı
Hukuk Devleti kavramı, ülkemizde önce doktrinde, sonra yargı kararlarında ve en son olarak Anayasa metinlerinde yer almıştır. Bu sürece ilişkin olarak kurucu iktidarların gösterdiği çekingenlik ve kıskançlık yargının içtihatlarına tesir etmemiş; kavram geniş bir boyutta, evrensel değerleri de gözetir bir şekilde tanımlandırılmaya çalışılmıştır.Hukuk devletinde, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle kamu gücünden kaynaklanan yetkiler bölünmüş ve dağıtılmış olduğu için, devletin gücü dizginlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Kuvvetler ayrılığı, hukuk devletinde siyasal gücün sınırlandırılmasını sağlayan en etkili yollardan biridir. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında organik ve fonksiyonel ayrılık esasına dayanan bu ilke, egemenliğin sınırlanmasında zorunlu olduğu kabul edilen bir sistemdir.İdari yargının temel işlevi, yönetimin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve sağlanmasıdır. Bu sağlanırken idari yargının vereceği kararlar idari işlem ve eylem niteliğinde olmaması gerekir.Bu çalışmamızda; kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde yürütme ve yargı organlarının fonksiyonları incelenmeye çalışılacaktır. Her devlette gördüğü işlev bakımından bireylerle sürekli karşı karşıya gelen, yürütme organıdır. Hukuk devletinin en önemli öğesi olan yargı bağımsızlığı devlet gücünün konulmuş hukuk kurallarıyla sınırlandırılmasında önemini yürütmeye karşı göstermektedir. Bu nedenle hukuk devleti ilkesi ile kuvvetler ayrılığı ilkesi birlikte ele alınarak, yürütme organı ve yargı organı konusuna genel olarak değinilmiştir.
İdari yargıda iptal davası açısından menfaat ihlali
İdari yargıda iptal davası açısından menfaat ihlali kavramını incelediğimiz bu çalışmamızda, menfaat ihlali kavramının tanımı yapılırken hak ihlali kavramının tanımı ve özellikle iptal davasının amacı ile hukuk devleti ilkesi açısından sahip olduğu önem dikkate alınmıştır. İdari yargıda iptal davasında, tam yargı davasının aksine subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin yeterli ve gerekli görülmesine değinilmiştir.Ayrıca, iptal davasında subjektif ehliyet açısından dava açma olanağının daraltılmasına yönelik kanuni değişiklikle birlikte söz konusu değişikliğin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali ve menfaat ihlali kavramının hukuk devleti ilkesi açısından önemi üzerinde durulmuştur.İptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan menfaat ihlali kavramının tanımı, anlam ve içeriği ile meşru, güncel ve kişisel niteliği doktrindeki farklı görüşlerle yargı kararlarına yer verilmek suretiyle incelenirken konu, davacı taraf ile dava konusu idari işlemin çeşitleri açısından da ele alınarak menfaat ihlali kavramının dar ya da geniş bir yoruma tabi tutulması idarenin yargısal denetimi, dolayısıyla da hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler1.İptal davası2.Subjektif ehliyet3.Menfaat ihlali4.Meşru, güncel ve kişisel menfaat5.Hukuk devleti ilkesi
Anayasa Mahkemesi'nin somut norm denetiminin idarî yargıda etkisi ve sonuçları
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan somut norm denetiminin konusunu; kanunlar ve kanun hükmünde kararnameler oluşturmaktadır. Somut norm denetimi, anayasaya aykırılık probleminin davaya bakan mahkemece Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi ile gerçekleşmektedir. 1982 Anayasası'na göre bu denetime başvurabilecek olanlar yalnızca mahkemelerdir, davanın tarafları bu ehliyete sahip değillerdir.Somut norm denetimi davanın her safhasında ileri sürülebilen bir itirazdır.Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi işin kendisine gelişinden itibaren beş ay içerisinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içerisinde karar vermemesi durumunda, dava mahkemesi yürürlükteki kanun hükümlerini uygulayarak davayı çözer.Hukuk sisteminde birden fazla yargı yolu vardır. İdarî yargının kendine has müesseseleri vardır. Dolayısıyla somut norm denetiminin idarî yargının bu müesseseleri ile uyumlu olması gerekmektedir.
İdari yargıda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun uygulanması
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinde; ?hâkimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukûnunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde? Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmek suretiyle bu müesseselere atıf yapılmıştır. Yargılama usulleri arasında kendine has özellikleri ile yer bulan idari yargılama usulünde medeni usul hukukundan faydalanılması sadece atıf yapılan bu müesseselerle sınırlı değildir. Zira idari yargılama usulü hukukunun genç ve sürekli değişen bir içtihat hukuku olması sebebiyle, atıf yapılmamasına rağmen, medeni usul hukukunda yer alan bazı müesseselerden de faydalanılmaktadır. Medeni yargılama hukuku müesseseleri idari yargılama usulünün özellikleri ile bağdaştığı şekliyle uygulama alanı bulabilmektedir.Çalışmamızda, hukuk usulüne ilişkin 1086 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun düzenlemelerine yer verilmek suretiyle bu müesseselerin idari yargılama usulünde nasıl uygulandığı ve bundan sonra nasıl uygulama alanı bulabileceği hususuna değinilmiştir. Medeni yargılama usulü müesseselerinin uzun zamandır uygulanıyor olmasına rağmen atıf yapılan müesseselerin İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlenmesine ilişkin temenniler hala güncelliğini korumaktadır. Çalışmamızda Hukuk Muhakemeleri Kanununa atıf yapılmamasına rağmen uygulanan müesseselere dikkat çekmek suretiyle İdari Yargılama Usulünde öngörülen düzenlemenin 31. madde de atıf yapılan müesseselerle sınırlı olmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler:1.İdari Yargı2.İdari Yargılama Usulü3.Hukuk Muhakemeleri Kanununa Atıf4.Bilirkişi5.Derdestlik
İdari Yargı açısından yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hukuk Devleti ilkesinin en önemli teminatı, bireylere ?Bağımsız ve Tarafsız? mahkemeler önünde yargılanma hakkının tanınmasıdır. Nitekim, Anayasanın 9. maddesinde yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı vurgulanmış, üçüncü bölümde de mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik ve savcılık teminatına ilişkin temel ilkeler belirtilmiştir. Yargı bağımsızlığı Anayasa ve yasalarla teminat altına alınsa da, gerek bir takım eksik yasal düzenlemeler, gerekse uygulamada oluşan bazı aksaklıklar nedeniyle yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının tehdit altında olduğu görülmektedir.Tezin birinci bölümünde, hukuk devleti ilkesi ile idari yargının gerekliliği ele alınmış, ikinci bölümünde yargı bağımsızlığına genel olarak değinildikten sonra üçüncü bölümde yargının kaynağı bakımından bağımsızlığı konusu incelenmiştir.Dördüncü bölümde, idari yargı mensuplarının seçilmeleri ve terfi sistemine yer verilmiş, bu konuda model ülke olarak aldığımız Fransız İdari Yargı sistemi ile karşılaştırma yapılmıştır.Son bölümde ise hakimlik teminatı ve hakimlerin tarafsızlığı konusu incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1. Yargı bağımsızlığı,2. İdari yargı,3. Hakimlik teminatı,4. Tarafsız yargı,5. Hukuk devleti.
İdari yargı kararları çerçevesinde maddi ve manevi zarar
Sorumluluk hukukunun amacı kamu gücünün kullanımı nedeniyle gerçekleşen gerçek zararın tazmininin sağlanmasıdır. Ancak pozitif hukukumuzda anayasal ve yasal olarak idarenin sorumluluğu ortaya konulmuş olmakla birlikte, onun dayandırılabileceği esaslar hakkında herhangi bir açık hükme yer verilmemiştir. Bu konuda var olan boşluk idari yargı yerlerince ortaya konulan içtihatlar ile doldurulmaya çalışılmakta ve de öğreti tarafından söz konusu içtihatlar sistematik hale getirilmektedir. Zarar kavramı; hukuken himaye edilen maddi ve manevi varlıkların, ihlal edilmesinden önceki ve sonraki halleri arasında meydana gelmiş olan menfi farkı ifade etmektedir. Zarar, ilk bakışta çok belirgin ve kolay saptanabilecek bir durum gibi görünmekte ise de, tayin ve tespit edilmeye çalışıldığında çok yönlü bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle idarenin tazmin sorumluluğu ve idarenin tazmin sorumluluğunun Anayasa'da düzenleniş biçimi, zararın neyi ifade ettiği, idari işlem ya da eylem nedeniyle kim ya da kimlerin zarara uğradığı bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
İptal davalarında hukuka uygunluk denetiminin sınırları
Kamu hizmeti faaliyetini yerine getirirken idareye birey karşısında bir takım üstün yetki ve ayrıcalıklar tanınmıştır. Örneğin, idare, tek yanlı işlemleri ile idare edilenlere yükümlülükler getirebilmekte, haklar tanımakta, bu şekilde hukuk aleminde değişiklikler yapabilmekte; ayrıca tek yanlı olarak tesis ettiği bu işlemleri re'sen icra edebilme yetkisine de sahiptir.İşte, idarenin, bu üstün yetkilerini suiistimal edip bireyin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmesinin önüne geçmek ve hukuk alanında kalmasını temin etmek için idari işlemlerin yargısal denetimi ilkesi öngörülmüştür.Kuvvetler ayrılığı ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak idarenin eylem ve işlemlerini denetleyen idari yargının bir sınırı olmalıdır. Bu ilke uyarınca yargı, yasama ve yürütme karşısında bağımsız olduğu gibi yürütmenin bir parçası olan idare de, yargı karşısında bağımsızdır.Söz konusu sınır, gerek Anayasanın 125. maddesinde gerekse 2577 sayılı Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükümlere göre idari yargının yetkisi, idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olup, idari işlemlerin yerindelik denetimi bu yetkinin kapsamı dışındadır.Hukuka uygunluk denetiminin, önceden konulacak kurallarla belirlenebilen kesin ve her olaya uygulanabilecek bir sınırı bulunmayıp, her somut olayın özelliklerine göre değişkenlik arz ettiğinden objektif ve istikrarlı içtihatları ile meseleyi somutlaştırmak yargı merciine düşmektedir.Anahtar Sözcükler1. Hukuka Uygunluk Denetimi,2. Yerindelik Denetimi,3. Takdir Yetkisi,4. İdari Yargının Sınırı,5. İptal Davası.
İdari yargılama usulünde kesin hüküm
Roma hukukundan beri var olan ve nerdeyse bütün hukuk sistemlerince kabul edilmiş olan kesin hüküm ilkesi yargı erkinin etkinliğinin sağlanmasında büyük öneme sahiptir. Mahkeme önüne gelmiş bir uyuşmazlık hakkında karar verildikten sonra bu karar aleyhine başvurulacak başkaca bir olağan kanun yolunun kalmaması halinde mahkeme kararı şekli anlamda kesinleşir ve artık değiştirilemeyecek kanuni gerçeklik niteliğine sahip olur. Aynı taraflar, aynı uyuşmazlığı, aynı nedene dayanarak tekrar mahkeme önüne getiremezler. Kamu düzeniyle yakından ilgili olan kesin hüküm hem bir dava şartı, hem bir itiraz, hem de bir delildir. Uyuşmazlıkların nihai olarak sona ermesini, hukuki barışı ve usul ekonomisini sağlama amaçları da güden kesin hüküm ilkesi medeni usul kanunumuzda düzenlenmiş ama idari yargılama usulü kanununda yer almamıştır. Ancak, kesin hüküm, idari yargılama usulünde de yer alan ve mahkeme kararlarına konu olan bir kurumdur. Bununla birlikte, iptal davalarında verilen iptal kararlarının kesin hüküm etkisinin genel olması istisnai bir durumdur ve diğer yargısal kararlardan farklı bir özellik gösterir.
İdari Yargılama Hukukunda yargılamanın yenilenmesi
Çalışmamızın konusu İdari Yargılama Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesidir. Yargılamanın Yenilenmesi kanun yolu, diğer usul hukuklarında olduğu gibi idari Yargılama Usulünde de olağan kanun yolları kadar kapsamı ve şartları iyi bilinen bir kanun yolu değildir. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi kanun yolu hakkında bir çalışma yapma gereğini duyduk.İdare hukukunun genç ve gelişimini sürdüren bir hukuk dalı olması dolayısıyla, İdari yargılama hukuku da diğer usul hukuku kavramları ile etkileşim halindedir. Ancak bu etkileşim İdari yargılama hukukunun kendine özgü kuralları nedeniyle çok kapsamlı değildir. Bu nedenledir ki, İYUK'da belirtilen yargılamanın yenilenmesi sebepleri diğer usul kanunlarında yer alan yenilenme sebepleri ile bazı farklılıklar göstermiştir.Bu nedenle çalışmamızda hem genel olarak kanun yolları hem de yargılamanın yenilenmesi kanun yolu, idari yargılama hukukunun özelliği dikkate alınarak incelenmiştir.Çalışmamız iki bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde kanun yolları, kesin hüküm ve yargılamanın yenilenmesi kavramları bir bütün olarak incelenmiştir. İkinci bölümde ise, çalışmamızın ana başlığını taşıyan yargılamanın yenilenmesi sebepleri ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur.Tezin kapsamı kuramsal içtihatların yanı sıra yargısal içtihatları da içerir şekilde olmuştur. Yapılan çalışmada yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolu, özellikle idari yargılama hukuku kapsamında değerlendirilirken, ülkemizdeki diğer yargı kolları ile Avrupa ülkelerindeki düzenlemeler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.İdari yargılama hukukunun yargısal içtihatlarına yön veren Danıştay kararları ile, karşılaştırılması amacıyla benzeri yönleri olan adli yargı kolundaki Yargıtay kararlarına ilişkin uygulamaya yönelik örnekler verilmiştir.Araştırmayı yaparken özellikle İdari Yargılama Usul Kanununda yargılanmanın yenilenmesini düzenleyen maddeye bağlı kalmak suretiyle hangi hallerde bu kanun yoluna gidilebileceği, bu yollar için belirlenen süreleri ve yenileme isteğini karara bağlayacak yargı yerinin dikkate alması gereken konular incelendi.Bu araştırmayla gerek bilimsel doktrinler arasındaki farklı görüşlerin tartışmaları, gerekse de mahkeme kararları arasında yorum farklılığından kaynaklanan değişik sonuçları ortaya koymaya çalıştık.
İdarenin sorumluluğunun anayasal temelleri
Çalışmamızda, idarenin, yaptığı işlem ve eylemleri sebebiyle bireylere karşı sorumluluğunun tarihsel gelişimi ve sorumluluk sebepleri de göz önünde bulundurulmak suretiyle, idarenin sorumluluğunun pozitif hukuk alanındaki temelleri, özellikle de anayasal düzenlemeler dikkate alınarak kamu gücünün sorumluluğunun anayasal sınırlarını ortaya koymak amaçlanmıştır.Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, idarenin sorumluluğunun tarihsel süreci, genel olarak kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk ilkesi incelenmiştir.İkinci bölümde, idarenin sorumluluğunun pozitif hukuk alanındaki düzenlemeleri ele alınmıştır.İdarenin sorumluluğun dayanağı konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. İdarenin sorumluluğunun dayanağı olarak ?hukuk devleti?, ?kamu yükümleri karşısında eşitlik?, ?imkan ve fırsat eşitliği? gibi ilkeler öne sürülmüştür. İdarenin sorumluluğunun dayanağı konusunda öğretide bir görüş birliğinin olmadığı, bu husustaki tartışmaların devam ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler1. İdare2. Zarar3. Sorumluluk4. Anayasa5. Kusur
İmar Kanunu'nda arazi ve arsa düzenlemesi uygulamasının yargısal denetimi
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca arazi ve arsa düzenlemesi, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ise valilikler yetkili kılınmıştır.Arazi ve arsa düzenlemesi yapılırken uygulamada çeşitli sorunlar ortaya çıkmakta, çoğu zaman konu yargıya taşınmaktadır. Bu çalışmada düzenleme esnasında uyulması gerekli ilkeleri açıklanmış ve düzenlemenin idari davaya konu olması durumunda idari yargı yerleri tarafından uyuşmazlığın çözümünde izlenecek yöntemleri ortaya konulmuştur.
Koruma amaçlı planlama ve koruma amaçlı imar planlarıyla ilgili idari yargı kararları
Sahip olduğumuz doğal ve kültürel varlıkların bizden sonraki kuşaklara olumsuz şartlardan etkilenmeden aktarılması bizim gelecek kuşaklara karşı en önemli yükümlülüğümüzdür. Sahip olunan doğal ve kültürel varlıkların gereği gibi korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için gelişen koruma anlayışı ve bu anlayışın hukuksal bir zemine kavuşarak uygulamaya geçmesi koruma amaçlı imar planı ile olmaktadır. Bu planlama faaliyetinin nasıl yapılması gerektiği önem arz etmekte olup bu konuda en önemli yol gösterici unsur Koruma amaçlı imar planlamasının hukuka uygun olarak hazırlanıp uygulanmasını denetleyen idari yargı kararlarıdır. Bu çalışmada koruma amaçlı imar planının niçin gerekli olduğu nasıl yapılacağı ve idari yargıya yansıyan uyuşmazlıklarda idari yargı merciinin olaylara bakışı verilmeye çalışılmıştır.