Criminal law
213 theses under this subject heading
Disiplin Hukukunda resmi belgede sahtecilik suçu
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi memurların gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemesi halinde aynı Kanunun 125/D-f maddesinde unsurları belirtilen "Kademe İlerlemesinin Durdurulması" cezası ile tecziye edilmesi ve devamında adli açıdan suç işlediğinin kararlaştırılması halinde anılan fiilin mezkûr Kanunun 48'inci maddesi gereğince yüz kızartıcı bir suç da teşkil etmesi nedeniyle 125/E-g maddesinde unsurları belirtilen "Devlet Memurluğundan Çıkarılma" cezasının tatbik olunması gerekirken ilk derece idare mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarında "memurun menfaat temin etmemesi" nedeniyle mezkûr suçu işlemediği şeklinde yaygın kararları mevcuttur. Devlet memurunun görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi evrakta sahtecilik suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204'üncü maddesinin 2'nci fıkrasında tanımlanmış ve suçun oluşması için maddi unsur kapsamında belgenin düzenlenmesini manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurlarının da oluşması halinde yeterli bulmuştur. Mezkûr konu, örnek adli ve idari yargı kararları muvacehesinde tüm boyutları ile ele alınmış, aynı konuda farklı uygulamaları gidermek için tez kapsamında çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bu nedenle anılan çalışma gerek yargı mercileri gerekse de kamu görevlilerinin istihdam edildikleri idare-kurum ve kuruluşlar için de yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Bu çerçeve itibarıyla her iki yargı kolu arasında meydana gelen resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak yeknesak uygulamanın sağlanmasına ve kamu görevlilerinin istihdam edildikleri teşkilatlarda yaşanan tereddütlerin giderilmesine katkı sağlayacak bu çalışma aynı zamanda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına da bir altlık oluşturmayı amaçlamaktadır.
Türk Ceza Kanunu ile mukayeseli olarak İslam Ceza Hukukunda hırsızlık suçu
Bu çalışmanın konusu, hırsızlık suçunun İslam ve Mer'i Ceza Hukuku kaynaklarındaki yeri ve muhtevasıdır. İslam Ceza Hukukunda örnekleme yönteminin, mer'i ceza hukukunda ise ilkesel yöntemin kullanılması sebebiyle her iki hukuk sistemi karşılaştırılmak suretiyle hırsızlık suçunun yer ve muhtevası tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin amacı ise kısmen ilkesel olmakla birlikte daha çok örneksel bir yöntemle zenginleştirilmiş/geliştirilmiş İslam ceza hukukunda hadd suçları kategorisinde yer alan ve kural olarak hadd cezasına tabi olan hırsızlık suçunun mer'i hukuk sistematiği ile ifade edilmeye çalışılmasıdır. Bu çalışma sırasında İslam hukukunun klasik dönem eserleri ile birlikte son dönem eserleri de, mer'i hukuk eserleri ile birlikte taranmış ve karşılaştırma mer'i hukuk sistematiği içerisinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hırsızlık, Hadd, Örnekleme Yöntemi, İlkesellik, Mer'i Hukuk Sistematiği
Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda ve Türk ceza hukukunda kişisel verilerin korunması: karşılaştırmalı bir inceleme
Kişisel veri, üzerinde konsensüse varılan tanımına göre kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Kişisel verilerin korunması ise özel hayatın gizliliğinin korunmasının bir yönü olarak, kişinin bireysel özerkliğini koruması ile maddi ve manevi varlığını geliştirmesiyle yakından ilişkili bulunmaktadır. Özellikle 1970'li yıllardan itibaren, bilişim teknolojilerinin gelişiminin etkili olduğu sosyoekonomik dönüşüm içerisinde kişisel verilerin değeri ve buna paralel olarak çeşitli aktörlerce işlenmesi ivme kazanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan gereksinimler doğrultusunda ise, kişisel verilerin korunmasına ilişkin asgari gereklilikler büyük ölçüde uluslararası düzlemde şekillendirilmiştir. Günümüzde kişisel verilerin korunması alanı, ulusal hukuklarda da muhtelif yönleriyle düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu çalışmada ise, Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda ve Türk Ceza Hukukunda kişisel verilerin korunması karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, kişisel verilerin korunması gereksiniminin tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkışına ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel uluslararası düzenlemelere yer verilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde de Kuzey Kıbrıs Türk Hukuku ve Türk Hukuku bakımından kişisel verilerin korunması hukukunun gelişimi incelenmekte; Kuzey Kıbrıs Türk Hukukundaki 89/2007 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Yasası ve Türk Hukukundaki 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile temel uluslararası düzenlemeler ekseninde karşılaştırmalı olarak kişisel veri kavramı, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin temel ilkeler ve kişisel verilerin işlenme şartları ele alınmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Ceza Hukukunda 32/2014 Sayılı Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası'nın 8. ile 11. maddeleri arasında ve Türk Ceza Hukukunda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 135. ile 138. maddeleri arasında düzenlenen kişisel verileri konu edinen suç tipleri karşılaştırılmaktadır.
Ceza hukukunda hile
Hukuk bilimi içerisinde geniş bir kapsama sahip olan hile; özel hukuk alanında maruz kalan tarafı sözleşmeye bağlılıktan kurtaran ve gerçekleştiren kişi açısından tazminat yükümlülüğüne neden olan bir irade bozukluğu hâli şeklinde, ceza hukuku kapsamında ise Türk Ceza Kanunu ve diğer bazı kanunlarda düzenlenen birçok suçun temel veya nitelikli hâlinin oluşumu için gerekli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Hilenin, çok geniş bir davranış kümesini bünyesinde barındırması ve birbirinden farklı birçok hukuki değeri koruma altına alan suçun unsurunu oluşturması nedeni ile ceza hukuku yönünden ayrı bir öneme sahip olduğu belirtilmekle birlikte, kanunda kavrama yönelik herhangi bir tanım veya açıklamaya yer verilmemektedir. Bu yönü ile hile, öğreti ve uygulama çevresinde gelişen bir kavramdır. Ancak günümüzde dahi ceza hukuku içerisinde hile kavramından tam olarak ne anlaşılması gerektiği, kavramın kapsamının özel hukuktakinden farklı olup olmadığı, şayet farklı ise bu yöndeki bir ayrımın nasıl yapılacağı, özel hukuk içerisinde hile olarak kabul edilen bütün davranışların ceza hukuku yönünden hile teşkil edip etmeyeceği ve hilenin tespitinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususlarında somut bir çözüme ulaşılabilmiş değildir. Çalışmada ceza hukukunda hile konusu ele alınmıştır. Birinci bölümde öncelikle genel anlamda hile ve hileli davranış kavramları ile birlikte hilenin benzer kavramlarla ilişkisi irdelenmiş, sonrasında hilenin tarihsel evrimi ve hukuk sistemlerindeki görünümleri ve yer aldığı mer'i düzenlemeler incelenmiştir. Devamında usul hilesi ve özel hukukta hile ayrı başlıklarda ele alınmıştır. Bölümde son olarak özel hukuk hilesi-ceza hukuku hilesi ayrımı ve bu ayrımın sonucunda ortaya çıkan yalanın hangi aşamadan sonra cezai hileye dönüşeceği meselesi, ileri sürülen görüşler kapsamında tetkik edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türk ceza hukukunda hile ve hilenin unsur olarak yer aldığı suçlar ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle Türk ceza hukukunda hile, hile içeren suçlar arasında ayrım yapılmadan irdelenmiş, devamında ise Türk Ceza Kanunu'nda hileyi unsur olarak barındıran suçlar hile unsuru üzerinden tartışılmıştır.
Fıkıh teori ve uygulamasında yargılama ve infazın aleniliği (Erken dönem ve Osmanlı örneği)
Ceza hukukunda alenilik, kelimenin sözlük anlamıyla kullanıldığında suçun maddi unsurunu oluşturması veya suçu nitelikli hâle getirmesi yönüyle söz konusu edilir. Cezaların infazında alenilik ise hem önleme/caydırıcılık gibi olumlu, hem de hükümlüye ve insanın saygınlığına yönelik olumsuz etkileri bakımından gündeme gelmektedir. Aleniliğin modern hukukta terim anlamıyla kullanımı, hukuk güvenliğini sağlaması yönüyle yargılamanın kamuya açık gerçekleşmesi ilkesini ifade etmektedir. Bu çalışmada tezin geneline ışık tutacağı düşüncesiyle İslâm ceza hukukuna genel bir bakış yapıldıktan sonra fıkıh teori ve uygulamasında erken dönem ve Osmanlı örneği eksene alınarak ceza yargılaması ve infazı aşamalarında aleniliğin nasıl ve ne ölçüde yer aldığı araştırılmıştır. Bu yapılırken aynı zamanda İslâm ceza hukukuna alenilik kavramı perspektifinden bütüncül bir yaklaşımın imkânı da araştırılmıştır.
Osmanlı ceza hukukunda cinsel şiddet: Teori ve pratik (17. ve 18. yüzyıl)
İnsanlık tarihi boyunca cinsel şiddet öyle veya böyle kişilerin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden bir suç türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsel şiddet, failin (erkek) cinsel motivasyon eşliğinde karşındakinin rızası olmaksızın ona sözel olarak cinsel içerikli şeyler söylemesi, fiziksel olarak temasa geçmesi veya bunun ötesinde cinsel birlikteliğe zorlaması olarak tarif edilebilir. Bu durumda mağdur, yaş ve cinsiyet fark etmeksizin hayatta olan insandır. Cinsel şiddetin görünümleri ve toplum tarafından algılanış şekilleri, içerisinde bulunulan zaman, din algısı ve kültürel kodlara göre değişiklik arz etmektedir. Buna bağlı olarak tarihteki her medeniyetin cinsel şiddet hususunda kendine has bir algılayış biçimi ve hukuki düzenlemeleri olduğu söylenebilir. Modern hukuk ve tarih sahnesinden geçmiş bazı medeniyetlerdeki cinsel şiddet algısına dair bir girizgâhtan sonra bu çalışmada Osmanlı ceza hukuku ekseninde (17. ve 18. yüzyıl) cinsel şiddetin nasıl ve ne ölçüde yer aldığı incelenmiştir. Teori ve pratiği birleştiren bu çalışmada genel olarak fıkıh literatürünün verileri ile 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı'sına has kayıtlar (Şeriyye Sicilleri, fetva mecmuaları, risaleler vs. gibi yazma eserler) incelenmiş ve çalışmayı zenginleştirmek üzere birçok farklı kaynak türleri de kullanılmıştır. Çalışmamız cinsellik hususunda kadın-erkek, hür-köle ayırımları ile homoseksüellik gibi konuları ele alması bakımından çok yönlü ve geniş bir perspektif sunmaktadır.
İslâm ceza hukuku ile Türk Ceza Hukuku arasında bir mukayese (Had cezaları özelinde)
Cezalar bazı toplumlarda ilahî kanunlarla, bazı toplumlarda ise beşerî kanunlarla düzenlenmiştir. Tezimizde ilahî kökenli İslâm ceza hukuku ile beşerî kökenli Türk ceza hukuku mukayese edilmiştir. Çalışmamız, üç tür mukayeseyi konu edinmiştir. Çalışmamızda her iki hukukun aslî-tali kaynakları mukayese edilmiştir. Çalışmamızda her iki hukuktaki suç-ceza kavramları incelenmiş, inceleme sonucunda ittifak edilen ve ihtilaf edilen noktalar belirlenmiştir. Son olarak tezimizde had cezaları İslâm ceza hukuku ile Türk ceza hukuku açısından incelenmiştir. Çalışmamızda izlenen yöntem şu şekildedir: Çalışmamızın tüm bölümlerinde öncelikle kavramların sözlük ve terim anlamları verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümde konuların ve kavramların tanımları verilmiş, İslâm ceza ile Türk ceza hukukundaki yeri belirlenmek sureti ile mukayese yoluna gidilmiştir. Üçüncü bölümde ise her bir had ile ilişkili kavramların tanımları verilmiştir, her bir had cezasının dayandığı deliller açıklanmıştır. Haddin unsurları ve haddin cezaları mezheplerin görüşleri ışığında incelenmiştir. Hadler ile alakalı kavramların Türk ceza hukukundaki karşılıkları tespit edilmiştir. İki hukuk kıyaslanmak sureti ile ittifak ve ihtilaf edilen noktalar tespit edilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma yapılırken İslâm hukuku ile ilgili klasik eserlerden istifade edilmiş, kimi zaman tez ve makalelere müracaat edilmiş, kimi zaman günümüz araştırmacılarının kaynaklarına başvurmak sureti ile İslâm hukukunun meselelere bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türk ceza hukuku ile ilgili olarak Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun gibi konu ile alakalı kanunlardan ve ceza hukukçularının kitaplarından, konuyla ilgili tezlerden, bilimsel makalelerden istifade etmek sureti ile Türk ceza hukukunun konu ile alakalı görüşü aktarılmıştır. Daha sonra her iki hukuk birbiri ile kıyaslanmıştır. Bu kıyaslama sonucunda; İslâm ceza hukukundaki hükümlerin Türk ceza hukukundaki hükümlere nazaran daha âdil, geniş görüşlü ve daha caydırıcı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: İslâm Ceza Hukuku, Türk Ceza Hukuku, Had, Suç, Ceza.
Türk ceza hukukunda sarkıntılık suçu
İnsanlar, her ne kadar sosyal varlıklar olmaları sebebiyle toplum içerisinde yaşamaya ve fiziksel veya sözel olarak diğer bireylerle iletişimde olmaya bir bakıma zorunlu olsalar da, herkesin kendine özgü sınırları olan, dışardan herhangi bir müdahale kabul edemeyeceği özgürlük alanı mevcuttur. Bu çalışmada da detaylı olarak, kişilerin özgürlük alanlarından cinsel özgürlük alanlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. İnsanların sınırlarını kendisinin oluşturduğu ve içerisinde bazı duyguları da barındıran bu alanın korunmasına hukuken de önem verilmiş olup özgürlük alanları ulusal ve uluslararası geçerliliği olan birçok belge ile koruma altına alınmıştır. Bu belgelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasası gelmektedir. İç hukuktaki yasal düzenlemelere bakıldığında Türk Ceza Kanunu ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar başlığı altında çeşitli hükümler ile cinsel dokunulmazlıklarının ve cinsel özgürlüklerinin kapsamlı olarak koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. TCK ile hüküm altına alınmış bulunan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, toplum içerisinde yaygın olarak karşılaşılan suçlardandır. Bu suçların işlenmesiyle birlikte kişi özgürlükleri zarar gördüğü gibi toplumsal hayatta var olan güven ilişkileri de zarar görmektedir. Hukukumuzda, işlenen bu suçlara ilişkin olarak, yaşanmış olayları da göz önünde bulundurarak, failin ve mağdurun yaşına, sosyal çevresine, dış etkenlere ve bunun gibi cezayı etkileyebilecek birçok etmeni nazara alarak düzenleme yapılması yoluna gidilmiştir. Çalışma kapsamında, öncelikle cinsel özgürlüğü ihlal eden suçlara ilişkin temel açıklamalarda bulunulmuş, bu suçların özellikle hukukumuzdaki tarihi gelişimine değinilmiştir. Akabinde tez çalışmasının konusu sarkıntılık fiili olduğundan özellikle cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları baz alınarak, daha az cezayı gerektiren sarkıntılık fiili ile ilgili Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler ışığında, açıklama yapılmıştır. Ayrıca, sarkıntılık fiilinin hukukumuzda tanımlanmamış ve ayrı bir suç olarak düzenlenmemiş olması sebebiyle hangi fiillerin bu kapsamda değerlendirileceği hususunda karışıklığın olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle hukukumuzda sarkıntılık fiili ile ilgili ayrı bir düzenleme yapılarak hem bu karışıklığın giderilebileceğinden hem de ceza hukuku bakımından caydırıcılığının artacağından bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sarkıntılık, Cinsel Saldırı, Cinsel İstismar, Söz Atma, Dokunma
Hanefî mezhebiyle mukâyeseli olarak Afgan ceza kanununda cinsel suçlar
Bir toplumun sağlamlığı, o toplumun temelini oluşturan ailelerin sağlamlığına bağlıdır. Aile içindeki üyeler arasındaki sadakat ve samimiyet, gelecek nesillerin teminatını oluşturur. Eğer bu sadakat ve samimiyet kaybolursa, bu durum ailede yetişen çocukların geleceğini de olumsuz şekilde etkileyebilir. İnsanların hayatlarını inanca devam edilebilmesi için vazgeçilmez temel haklar olarak bilinen can, mal ve ırzın himaye edilmesi gerekir. Bu kural hemen hemen bütün hukuk sistemlerinin esasını oluşturmuştur. Bu haklara haksız tecavüzde bulunanlar, farklı şekillerde de olsa bütün hukuk sistemlerinde cezalandırılmış, haksız tecavüzde bulunan kimseler, toplum tarafından da kınanmıştır. İşte bu noktadan hareketle, diğer suçlara nazaran ahlâka aykırı fiillere verilen cezalar daha ağır olmuştur. Diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da konulmuş olan hükümler, insanların menfaatlerini gözetmiş ve onların en iyi bir şekilde hayatlarını devam etmesini hedef almıştır. Günümüzde Afganistan'da ceza kanunu da diğer kanunlar gibi İslam hukukuna uygun bir şekilde hazırlanmıştır. Bu bağlamda biz Afganistan ceza kanununda yer alan cinsel suçların neler olduğunu tez konusu olarak inceledik. Afgan ceza hukuku içerisinde yer alan cinsel suçların neler olduğunu incelerken de Hanefî mezhebinin görüşlerini esas aldık. Anahtar Kelimeler: Afgan Ceza Kanunu, Emânullah Han, cinsel, suçlar
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi
Örgütlü suçların, gelişen teknolojinin etkisi ile hızla artması ve örgütlerin de daha dirençli hâle gelmesi, devletlerin yeni yöntemler geliştirmesine ve ceza muhakemesi hukukunda modern koruma tedbirlerinin doğmasına neden olmuştur. Bu koruma tedbirlerinin başında ise gizli soruşturmacı görevlendirilmesi gelmektedir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da bu tedbire dair düzenlemeler yapılarak gizli soruşturmacının hangi usule uyularak, hangi hallerde ve şartlarla görevlendirilebileceğine dair kurallar konulmuştur. İşte bu çalışmamızda gizli soruşturmacı kavramının anlamı, bu kavramın benzer kavram ve koruma tedbirlerinden farkı incelenecek, ardından gizli soruşturmacının hangi şartlarla görevlendirilebileceği, mukayeseli hukuktaki düzenlemeler ve yargı kararları da dikkate alınarak değerlendirilecektir. Ayrıca, bu kişinin faaliyetlerinin sınırları, gizli soruşturmacının başvurabileceği tedbirler ve elde edeceği delillerin nasıl değerlendirileceğine dair önemli tartışmalar mevcuttur. Ayrıca gizli soruşturmacının bünyesinde bulunduğu örgütün fiillerine katılmasının mümkün olup olmadığı, eğer böyle bir eylem gerçekleşirse gizli soruşturmacının sorumluluğunun ne olacağı da üzerinde durulan meselelerdir. İşte bu çalışmamızda biz de doktrinde bu konularla ilgili tartışmalara yer verecek ve yargı kararları ışığında kendi görüşlerimizi de ifade edeceğiz. Anahtar Kelimeler: Koruma tedbirleri, örgütlü suçlar, gizli soruşturmacı, gizli tanık, kuvvetli şüphe
Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu
Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.
Karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri ışığında internet üzerinden gerçekleştirilen dezenformasyon fiillerinin ceza hukuku açısından değerlendirilmesi
Aslında uzun bir geçmişi olan dezenformasyon, yeni medya teknolojilerinin etkisiyle günümüzün bilgi toplumları açısında asli tehlikelerden birisi haline gelmiştir. Bu tehlike, en çok internet üzerinden yayılan sahte haberler olarak tezahür etmektedir. Hal böyle olunca dünyada çevrimiçi dezenformasyona karşı ceza hükümleri ihdas etme eğilimi belirmiştir. Bu konuda Almanya, dezenformasyonun siyasi hayattaki kişiler üzerinden demokratik topluma zarar vermesini ve sosyal ağları düzenlenmesi yönünden örnek teşkil etmektedir. Singapur ise idarenin dezenformasyona doğrudan müdahalesine örnek oluşturmaktadır. Rusya ise kabahat düzeyinde düzenlemeler yaparken özel konularda suç tanımlaması yönünden bir başka örnek sunmaktadır. Türk hukukunda ise halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, savaşta yalan haber yayma, fiyatları etkileme, bilgi esaslı piyasa dolandırıcılığı, banka itibarını zedeleme ve haksız rekabet suçlarının çevrimiçi dezenformasyona karşı uygulanmaları mümkünse de bunların tadil edilmeleri isabetli olacaktır.
Rüşvet ve irtikâp suçları
Rüşvet ve irtikâp suçları 5237 sayılı TCK'nın özel hükümlere ilişkin ikinci kitabının, dördüncü kısmında, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenmiştir. Rüşvet, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanmasıdır. Rüşvet çok failli ve heterojen hareketli bir karşılaşma, telâki suçudur. Rüşvet suçunun mağduru toplumdur. Rüşvet suçu, rüşvet alan bakımından özgü bir suç olup faili yalnızca kamu görevlisi olabilir. Rüşvet suçunun maddi konusu kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması ya da yapmaması karşılığında elde ettiği menfaattir. Rüşvet suçunun hareket unsurunu, rüşvet anlaşması çerçevesinde kamu görevlisine ya da bilgisi dâhilinde üçüncü kişiye rüşvet verilmesi ve verilen rüşvetin bu kişilerce alınması oluşturmaktadır. Rüşvet suçu kamu görevlisi tarafından menfaat elde edildiği anda tamamlanır ancak rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla da tamamlanmış sayılır. Rüşvet suçuna teşebbüs mümkündür. Rüşvet suçunda TCK m. 254 uyarınca bir şahsi cezasızlık hali olarak etkin pişmanlık kurumunun uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet suçu, soruşturma iznine tâbi değildir. İrtikâp suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu/güveni kötüye kullanarak, haklı bir işini gereği gibi gördürmek isteyen kişiden, icbar, ikna ya da hatadan yararlanma suretiyle kendisine ya da başkasına yarar veya bu yolda vaatte bulunulmasını sağlamasıdır. Suçun kanunda, icbar suretiyle irtikâp, ikna suretiyle irtikâp ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikâp olmak üzere birbirinden bağımsız üç ayrı tipi düzenlenmiştir. İrtikâp suçu, özgü bir suç olup faili yalnızca kamu görevlisi olabilir. İrtikâp suçunun maddi konusu failin durumunu objektif olarak iyileştiren her türlü yarardır. İrtikâp suçunda, TCK m. 250/4 uyarınca suça konu malın değerinin azlığı ve mağdurun ekonomik durumu dikkate alınarak cezada indirim yapılabilir.
Türk ceza hukukunda uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımına özendirme suçu
Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler kişilerde bağımlılık meydana getirme nitelikleri ve bağımlılığın kişisel ve toplumsal olumsuz neticeleri nedeniyle tarihsel süreçte mücadele edilen olgulardır. Gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse ulusal düzenlemelerde bu mücadele kapsamında uyuşturucu maddelerin imali, ticareti ve kullanımına yönelik tedbirler ve cezalar öngörülmüştür. Madde kullanımına ve bağımlılığa yol açan etkenler incelendiğinde ise medyanın ve toplumsal algının önemli bir kriter olduğu ortaya çıkmaktadır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımına alenen özendirme ve özendirici yayın yapma suçu ile maddelere ilişkin toplumsal algının değiştirilmesi ve kişilerin madde kullanımına karşı olumlu hisler beslemesinin önüne geçilmesi ve en nihayetinde kamu sağlığını korumak amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında uyuşturucu ve uyarıcı madde kavramlarının kapsamları öğreti, mevzuat bakımından değerlendirilmiştir. Bağımlılığa yol açan etkenler suç tipi ve toplumsal algının önemini vurgulamak amacıyla incelenmiştir. Akabinde suç tipinin unsurları değerlendirilerek öğretide getirilen eleştirilere, çeşitli ülkelerde ve Türk hukukundaki benzer nitelikteki düzenlemeler ve genel anlamda suç siyaseti kapsamındaki değerlendirmelere ve uygulama yönünden incelemelere yer verilmiştir. Suç tipinin maddi unsuru olan özendirme, aleniyet ve yayın kavramları; manevi unsuruna yönelik eleştiriler ve yaptırımının ağırlığına ilişkin değerlendirmeler sunulmuştur. Çalışma konusu suç tipinin yaygınlaşan sosyal medya kullanımı bağlamında sık sık gündeme geldiği göz önüne alındığında ifade, basın ve sanat özgürlükleri açısından kurulması gereken dengenin kritik olduğu ortaya çıkmaktadır.
Irak hukukunda terör eylemi mağdurlarının hakları ve ceza hukuku kapsamında korunmaları
İnsanın hayatı, sahip olduğu en değerli şeydir ve bedeninin güvenliği, yaşamının temelini oluşturur. İnsan, topluma karşı görevini yerine getirebilmesi için güçlü bir bedene ve sağlam organlara sahip olmalıdır. Ancak terör eylemleri, her patlamada onlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olurken, yaralananlar ise tam veya kısmi sakatlık yaşamaktadır. Bunun yanı sıra, terör eylemleri kamuya ve özel mülklere de zarar vermektedir. Bu nedenle, terör eylemlerinden zarar görenlerin tazminat alma konusundaki önemi, İslam hukuku ve mevzuatında hem iç hukukta hem de uluslararası düzeyde önemli bir yer tutması şaşırtıcı değildir. Bir terör suçu (terör eylemi) meydana geldiğinde bilinen bir gerçektir ki iki hak ortaya çıkar. İlk hak, devletin suçu işleyen kişiye yüklediği kamu hakkıdır, yani ceza hakkıdır. İkinci hak ise özel haktır ve zarar görenin veya suçun mağduru olanın tazminat talep etme hakkını içerir. Bu hak, terör eylemlerinden zarar görenlerin bu tür davalar için tazminat taleplerini mahkemelerde iddia etme yasağıyla sınırlıdır. Bu, çoğu ülkenin ve Irak'ın da dahil olduğu çoğunluğun yasalarının bir duruşudur. Bu durumda terör eylemlerinin mağdurlarının dava açan ve davada taraf olarak konumlandırılmaları engellenmektedir. Daha önce tazminatın ne olduğunu ve terör eylemlerinde uygulanan yöntemlerini açıkladık ve bunlar "maddi ve manevi tazminat" olarak adlandırdık ve fark ettik ki çoğu yasa, terör eylemlerinin kurbanlarına tazminat ödenmesini öngörmektedir. Ayrıca, bu çalışma analitik yönteme dayanarak sunulan fikrin analiz edilmesi ve uygun görüşlerin ışığında tartışılması üzerine yapılmıştır. Bu analizler, konuyla ilgili yasal metinlere dayandırılarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, 2009 yılında değiştirilen 20 sayılı yasaya dikkat çekilmiş ve bu yasaların devlet tarafından terör mağdurlarının tazminatını ele alıp almadığı ve bu tazminatın tam veya kısmi olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmacı, terörün zarar gören tarafının, maruz kaldığı zararın telafisi için sadece hukuki sorumluluk kuralları tarafından belirlenen sorumlu şahsın önünde başka bir seçeneği olmadığı sonucuna vardı. Zarar gören, zararları tek başına taşımalıdır ve toplum, zararların telafisiyle ilgili bir rol oynamamaktadır. Aynı şekilde, zarar görenin hata veya kusuru kanıtlayamaması durumunda veya sorumlu kişi maddi olarak yetersiz durumdaysa, zararların telafisi yalnızca zarar gören ve sorumlu arasındaki ilişkiye sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Sorumluluk, Terör Eylemleri, Tazminat, Zarar, Irak Yasası
İdari cezaların zaman bakımından uygulanması
Zaman içinde toplumsal yaşam ve ekonomi alanındaki gelişmeler idari yaptırım kavramını ortaya çıkarmıştır. Depenalizasyon hareketiyle gündeme gelen bu kavram esasen hukuk kurallarının zamanla değişimine işaret eder. İdari yaptırımların içinde cezalandırma mahiyeti bulunanlar idari ceza olarak adlandırılmaktadır. İdari cezaların her biri idari işlem niteliğinde olup, idare bu yetkisini kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde kullanabilmektedir. İdari suç ve cezayı içeren kanunların da tıpkı diğer kanunlar gibi zaman içinde değişikliğe uğraması kaçınılmazdır. Kanunların zaman bakımından uygulanması açısından çeşitli esaslar bulunmaktadır. Bununla birlikte suç ve ceza içeren kanunlar için Anayasa'da ve Türk Ceza Kanunu'nda zaman bakımından uygulanma ilkeleri açıkça gösterilmiştir. İdari cezaların cezalandırma nitelikleri, idari cezalara zaman bakımından uygulanmaya ilişkin ilkeleri de içeren temel ceza hukuku güvencelerinin de uygulanmasını gerekli kılar. Dolayısıyla kanunilik ilkesi, geçmişe uygulanma yasağı ve lehe hükmün geçmişe uygulanması gibi zaman bakımından uygulanmaya etki eden çekirdek ceza hukuku ilkeleri, idari cezaların zaman bakımından uygulanmasında temel dayanak noktasıdır. Bu kapsamda idari cezaların zaman bakımından uygulanması, idare hukuku ve ceza hukuku kavramlarının iç içe olduğu bir meseledir. Bu konuda yapılacak yanlış bir değerlendirmenin telafi edilemeyecek hak kayıplarına neden olması muhtemeldir. Özellikle son dönemde yaşanan kanun ve düzenleyici işlem değişiklikleri ile yaptırım çeşitliliğinin fazlalığı dikkate alındığında, bu mesele daha da önemli hale gelmektedir. Zaman bakımında uygulanma açısından kritik önem arz eden idari suçun işlendiği zamanın belirlenmesi, geçmişe uygulanma yasağı, kanunilik ilkesi, lehe hükmün geçmişe uygulanması ilkelerinin muhteviyatını belirlemek ve somutlaştırmak adına yargı kararlarının ayrıca bir önemi bulunmaktadır. Bu bağlamda çalışma anılan ilkelerin teorik temelleri ile birlikte yargı kararları çerçevesinde şekillendirilmiştir.
Bir başka polislik: Toplum destekli polislik
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın konusunu devletin şiddetle doğrudan ilişkili kesimini oluşturan polisin; anlaşılabilir ancak varlık sebebine tümüyle ters düşer şekilde toplumla karşılıklı olarak birbirlerini ötekileştirme sorununa çare olabileceğine inanılan "toplum destekli polislik" felsefesi oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde devletin ortaya çıkışında "güvenlik olgusu"nun rolü, devletin meşru şiddet tekeli haline gelmesi ve bu tekeli kullanmak üzere kurumsallaşmış polis kurumunu yaratma süreci incelenmiştir. İkinci bölümde tarihi süreçte polislik pratiklerinin görünümü, 19. yüzyıl ürünü olan modern kurumsal polisliğin ortaya çıkışı, dinamik ilişkiler ağının devletleri modern polislikte yeni açılımlara zorlamasıyla yaşanan gelişmeler üzerinde durulmuştur. Bu yeni açılımlardan birini çalışmanın konusu olan toplum destekli polislik oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde polisin sahip olduğu ayrıcalıklı yetkilerin bireylerin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesini takiben dördüncü bölümde toplum destekli polislik modelinin kavramsal çerçevesi, unsurları ve insan haklarının korunmasına sunacağı katkılar irdelenmiştir. Son bölümde ise bu modelin Türkiye modelinin oluşturulması süreci ve bu kapsamda yürütülen faaliyetler değerlendirilmiştir. Çalışma ile ülkemizde henüz içselleştirilememişken işlevsiz hale getirilen toplum destekli polislik modeline duyulan ihtiyacı gerçekçi bir şekilde ortaya koymak ve bu modelin uygulamasından neden vazgeçilmemesi gerektiğini göstermek amaçlanmıştır.
Çıkar amaçlı suç örgütü ve bu örgüte ilişkin suç olarak düzenlenen fiillerin Türk Ceza Hukuku açısından değerlendirilmesi
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ VE BU ÖRGÜTE İLİŞKİN SUÇ OLARAK DÜZENLENEN FİİLLERİN TÜRK CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Tamer PAMUK Kamu Hukuku Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Nisan-2003 Danışman: Prof. Dr. Özcan UÇKAN 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun 1. maddesinin 1. fıkrasında çıkar amaçlı suç örgütü tarif edilmektedir. Aynı maddede örgüte ilişkin olarak, örgütü kurma, yönetme, örgüt adına faaliyette bulunma, bilerek hizmet yüklenme, örgüte yardım etme, örgütün propagandasını yapan yayın yapma ve her ne surette olursa olsun propagandasını yapma filleri suç olarak düzenlenmektedir. Ayrıca m. 15'te de örgüte yardım etme fiili suç olarak düzenlenmiştir. Örgüt kanundaki maksatlara ulaşmak üzere, kanundaki yöntemleri kullanarak, sayı ve niteliği belli olmayan suçlan işlemek gayesi ile üç kişiden az olmamak üzere hakimce yeterli görülen sayıda failin katılımından sonra örgüt sosyal bünyesinin oluşması ve basit de olsa örgütlenmiş olması ile meydana gelir. Örgütün silahlı olması, birinci maddenin birinci fıkrasında yazılı fiillerin faillerine yönelik bir ağırlatıcı neden olarak düzenlenmektedir. Memurluk ve kamu hizmeti ile görevli olma ise bu faile ilişkin bir ağırlatıcı neden olarak düzenlenmiştir. Örgütün kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasındaki amaçlarına ulaşması için araç suçları işleyen üyelerinin ve üye olmadıkları halde bu amaçlarla araç suçlan işleyenlerin cezalan ve örgüt lehine işlenen TCK m. 296'daki cürmün cezalan arttırılır. Kanun TCK m. 36'dan daha geniş olarak, müsaderesi gereken malların yerine geçen değerlerin ve gelirlerinin veya suçtan doğan her türlü menfaatin devlete intikalini düzenlemiştir. Bu kanunun bilinci maddesindeki suçlardan birini işlediğine dair kuvvetli belirtiler bulunan kişinin, kanun kapsamındaki suçlardan elde ettiği hususunda kuvvetli belirtiler bulunan menkul ve gayrimenkullerine, tüm hak ve alacaklarına tedbir konulması da düzenlenmektedir. Tedbir hükmü suçun işlenmesine ayrılan ve suçta kullanılan değer veya ürünleri kapsamamaktadır. Bunlara genel hükümlere göre el konulmalıdır. Hakimin devlete intikal karârı bu kanuna göre el konulanlar için açıklayıcı, diğerleri için kumcu bir karardır. Pişmanlık hükümleri yargılama aşamalarına ve failin durumuna göre cezasızlık ve ceza indirimi öngörecek şekilde düzenlenmiştir. Tezimizin amacı çıkar amaçlı suç örgütünü ortaya koyarak buna ilişkin suç olarak düzenlenen fiilleri Türk ceza hukuku açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.
Hakaret suçu
Hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu suç, Türk Ceza Kanunun İkinci Kitabının "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci Kısmının Sekizinci Bölümünde "Şerefe Karşı Suçlar" başlığı altında 125 vd. maddelerinde yer almaktadır. 125. maddeye göre; bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Çalışmamızda kişilerin şerefini koruyan TCK'nın 125. vd. maddeleri ele alınmıştır. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ve diğer hukuka uygunluk nedenlerine ayrıntılı şekilde yer verilmeye çalışılmıştır.
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.
İslam ceza hukukunda para cezası ve Osmanlı uygulaması
İslam ceza hukukunda suçlu için çeşitli cezalar öngörülmüştür. Bu cezaların bazıları Şari' (Allah) tarafından belirlenmiş olmakla beraber pek çok ceza ve uygulaması ise Kur'an ve sünnette kesin bir şekilde açıklanmamıştır. Bu durumun başlıca sebepleri zamanın geçmesi ile maslahatlarda ve mefsedetlerdeki değişimler ve Yüce Allah'ın suç ve cezalarla ilgili bırakmış olduğu bilinçli boşluklardır. Yüce Allah tarafından bırakılan bu bilinçli boşluklar İslam hukuk tarihinde devlet başkanları veya hakimler tarafından belirlenen çeşitli kanun ve nizamnameler çerçevesinde doldurulmaktadır. İslam ceza hukukunda devlet başkanı tarafından belirlenen suç ve cezalar için "ta'zir" kavramı kullanılmaktadır. Elinizdeki çalışmada biz ta'zir cezalarından sayılan para cezaları üzerinde durmaya çalıştık. Para cezalarının klasik dönemde ve Osmanlı döneminde uygulanması çeşitli farklılıklar arz etmektedir. Bazı fıkıh âlimleri para cezalarının İslam hukukunda meşruiyet kaynağının Kur'an ve sünnet olduğunu kabul etmekle birlikte; Ebu Hanife, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ve çoğu Hanefî fakihi para cezalarını meşru olarak kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra Ebu Yusuf gibi bazı Hanefî âlimleri, çeşitli Malikî ve Hanbelî âlimleri mali cezaların ve bu arada para cezasının İslam hukukunda uygulanabileceğini savunmuşlardır. Osmanlı devleti ceza uygulamasında ise para cezaları büyük önem arz etmiş ve pek çok suçta cezai yaptırım olarak kabul edilmiştir. Elinizdeki çalışmada bunun örnekleri kanunnameler üzerinden incelenerek değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Anahtar Kavramlar: Para cezası, Cürüm, Ta'zir bi'l mal, Garâmet
Adli bilimler ışığında çocuğun soybağını değiştirme suçu
İnsan toplumsal bir varlıktır ve soyunu devam ettirmek için aile kurumuna ihtiyaç duyar. Ailenin amacı insan neslinin devamı için çocuk yetiştirmektir. Çocuğun soybağı aile ve toplum için çok önemlidir. Soybağı meselesi kanunlarımızda özenle ele alınmıştır. Gerek özel hukukta gerekse ceza kanununda düzenlenmiştir. Çocuğun soybağının ana ve babasıyla düzgün şekilde kurulması onun tüm hayatını etkileyecek olup, çocuk açısından hayati değer taşır. Gelişen teknoloji ile çocuk sahibi olamayan aileler, bazı tekniklerin kullanılmasıyla çocuk sahibi olabilmektedir. Laboratuvar destekli doğumlar, çocukların soybağının nasıl kurulacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Soybağının çeşitli sebeplerle gizlenmesi değiştirilmesi ve yanlış bilgi verilerek hatalı kayıtlar tutturulmaya çalışılması nedeniyle devletin kamu düzenini ilgilendiren bu fiili suç olarak düzenlemesi gerekmiştir. Bu çalışmada soybağının ceza hukuku, tıp hukuku ve özel hukuktaki yansımaları üzerinde durularak, soybağının nasıl belirlendiği ve bunun birey ve toplum açısından önemi ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler ve adli bilimler ışığında soybağı hususu aydınlatılmaya çalışılmış ve çeşitli hukuki çözümler öne sürülmüştür. Farklı ülkelerde uygulanan bebek sandığı uygulaması soybağının kurulması açısından ele alınmıştır. Yargıtay'ın soybağı suçunda uygulanagelen kararlarında işlenen suçun cezalandırılmasının nasıl yaptığı ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, bu suçun aydınlatılmasında kullanılabilecek adli bilimsel yöntemlere yer verilmiştir. Soybağının değiştirilmesi suçunu önlemek amacıyla öneriler ileri sürülmüştür.
İmar kirliliğine neden olma suçu
Tezimizin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmında, "Çevreye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde yer alan TCK m.184'te düzenlenmiş olan imar kirliliğine neden olma suçunun detaylı bir şekilde incelenmesi ve köyden kente kontrolsüz büyük göç sonucunda artan barınma ihtiyacının kontrol dışı bir şekilde giderilmeye çalışılması sonucunda ortaya çıkan imar kirliliğinin ciddi boyutlara varan bir çevre kirliliği türü olduğu farkındalığının yaratılmasıdır. Tezimizin birinci bölümünde imar kirliliği suçunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla imar hukukuna ilişkin temel kavramlar incelenmiştir. Ayrıca çevrenin ve tez konumuz olan imar kirliliğine neden olma suçunda ceza hukukunun uygulanmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde TCK m.184'te üç ayrı fıkrada yer alan üç ayrı suç "klasik suç tipi inceleme metodu"na uygun olarak incelenmiştir. TCK m.184'te yer alan suç ile korunan hukuksal değer, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkıdır. Söz konusu suçun mağduru, toplumu oluşturan herkestir. Suçun faili ise üç ayrı fıkrada yer alan her suç tipi için ayrı ayrı incelenmiştir ve TCK m.184/1, m.184/2 ve m.184/3'te yer alan suçlar kast ile işlenebilmektedir. İkinci bölümün sonunda suçun özel görünüş biçimlerinin ardından ise kusurluluğu kaldıran veya azaltan sebepler üzerinde durulmuştur. Tezimizin üçüncü bölümünde ise TCK m.184'te yer alan imar kirliliği suçunun yaptırımı, cezayı ortadan kaldıran veya azaltan sebepler ve söz konusa suça bakmakla yetkili ve görevli olan mahkeme konusu incelenmiştir. Tez çalışmamızda sık sık doktrinde yer alan farklı görüşler ve bu görüşler hakkındaki kanaatimizin belirtilmesi ile konular detaylandırılmaya çalışılmıştır.
Sermaye Piyasası Hukukunda örtülü kazanç aktarımı suçu
Örtülü kazanç aktarımı, şirketlerin ilişkili kişilerle yaptıkları her türlü ticari işlemde, işlemin piyasa değerinin üzerinde veya altında bir fiyatla mal veya hizmet alım ya da satımında veya borç-alacak işlemlerinde bulunması, kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılması şeklinde tarif edilmektedir. Örtülü kazanç aktarımı suçu ise, sermaye piyasası hukuku alanında yaygın olarak işlenen ekonomik suçtur. Örtülü kazanç aktarımı suçu kendine özgü yapısı ve hızlı değişen işleniş yöntemleri ile esasen piyasanın etkinliğini ve derinliğini zedeleyen dolandırıcılık fiilinin özel bir türü olarak ifade edilebilecek hileli hareketlerle işlenebilmektedir. Örtülü kazanç aktarımı suçu sermaye piyasasının önemli suç tiplerinden biri olup bu suç halka açık anonim ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarında işlenebilmektedir. Halka açık anonim şirketler ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, yönetim, denetim veya sermaye bakımından ilişkili bulundukları başka şirketlerle veya kişilerle emsallerinden farklı fiyat, ücret veya bedel uygulamak suretiyle örtülü şekilde kârlılığını veya mal varlığını azaltamaz. Buna aykırı davrandıkları takdirde cezai yaptırımlara maruz kalırlar. Bu suç türü ilk defa 1981 yılında düzenlenen SerPK ile hukuk düzenimizde yer edinmiş ve bu düzenlemede örtülü kazanç aktarımı suçunun halka açık anonim ortaklıklar bünyesinde işlenebilmesi hali öngörülmüştü. Uluslararası sözleşmelerde ve yabancı hukuklarda ise örtülü kazanç aktarımı bir sermaye piyasası suç müessesesi değil; vergi hukukuna ilişkin bir müessese olarak kabul edilmiş ve bu alanda ikili veya çoklu anlaşmalar yapılmıştır. Son olarak örtülü kazanç aktarımı hem Kurumlar Vergisi hem de Sigortacılık Kanunun bakımından da yasaklanmış ve yaptırıma bağlanmıştır.