Ceza hukuku

Bu konu başlığı altında 197 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

İhaleye fesat karıştırma suçu

İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.

Ceza hukukuKanunlar 5237 sayılıKanunlar+6
Süleyman Numan Özcan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam ceza hukukunda para cezası ve Osmanlı uygulaması

İslam ceza hukukunda suçlu için çeşitli cezalar öngörülmüştür. Bu cezaların bazıları Şari' (Allah) tarafından belirlenmiş olmakla beraber pek çok ceza ve uygulaması ise Kur'an ve sünnette kesin bir şekilde açıklanmamıştır. Bu durumun başlıca sebepleri zamanın geçmesi ile maslahatlarda ve mefsedetlerdeki değişimler ve Yüce Allah'ın suç ve cezalarla ilgili bırakmış olduğu bilinçli boşluklardır. Yüce Allah tarafından bırakılan bu bilinçli boşluklar İslam hukuk tarihinde devlet başkanları veya hakimler tarafından belirlenen çeşitli kanun ve nizamnameler çerçevesinde doldurulmaktadır. İslam ceza hukukunda devlet başkanı tarafından belirlenen suç ve cezalar için "ta'zir" kavramı kullanılmaktadır. Elinizdeki çalışmada biz ta'zir cezalarından sayılan para cezaları üzerinde durmaya çalıştık. Para cezalarının klasik dönemde ve Osmanlı döneminde uygulanması çeşitli farklılıklar arz etmektedir. Bazı fıkıh âlimleri para cezalarının İslam hukukunda meşruiyet kaynağının Kur'an ve sünnet olduğunu kabul etmekle birlikte; Ebu Hanife, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ve çoğu Hanefî fakihi para cezalarını meşru olarak kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra Ebu Yusuf gibi bazı Hanefî âlimleri, çeşitli Malikî ve Hanbelî âlimleri mali cezaların ve bu arada para cezasının İslam hukukunda uygulanabileceğini savunmuşlardır. Osmanlı devleti ceza uygulamasında ise para cezaları büyük önem arz etmiş ve pek çok suçta cezai yaptırım olarak kabul edilmiştir. Elinizdeki çalışmada bunun örnekleri kanunnameler üzerinden incelenerek değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Anahtar Kavramlar: Para cezası, Cürüm, Ta'zir bi'l mal, Garâmet

CezaCeza hukukuOsmanlı Devleti+5
Aydanur Gümüş
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adli bilimler ışığında çocuğun soybağını değiştirme suçu

İnsan toplumsal bir varlıktır ve soyunu devam ettirmek için aile kurumuna ihtiyaç duyar. Ailenin amacı insan neslinin devamı için çocuk yetiştirmektir. Çocuğun soybağı aile ve toplum için çok önemlidir. Soybağı meselesi kanunlarımızda özenle ele alınmıştır. Gerek özel hukukta gerekse ceza kanununda düzenlenmiştir. Çocuğun soybağının ana ve babasıyla düzgün şekilde kurulması onun tüm hayatını etkileyecek olup, çocuk açısından hayati değer taşır. Gelişen teknoloji ile çocuk sahibi olamayan aileler, bazı tekniklerin kullanılmasıyla çocuk sahibi olabilmektedir. Laboratuvar destekli doğumlar, çocukların soybağının nasıl kurulacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Soybağının çeşitli sebeplerle gizlenmesi değiştirilmesi ve yanlış bilgi verilerek hatalı kayıtlar tutturulmaya çalışılması nedeniyle devletin kamu düzenini ilgilendiren bu fiili suç olarak düzenlemesi gerekmiştir. Bu çalışmada soybağının ceza hukuku, tıp hukuku ve özel hukuktaki yansımaları üzerinde durularak, soybağının nasıl belirlendiği ve bunun birey ve toplum açısından önemi ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler ve adli bilimler ışığında soybağı hususu aydınlatılmaya çalışılmış ve çeşitli hukuki çözümler öne sürülmüştür. Farklı ülkelerde uygulanan bebek sandığı uygulaması soybağının kurulması açısından ele alınmıştır. Yargıtay'ın soybağı suçunda uygulanagelen kararlarında işlenen suçun cezalandırılmasının nasıl yaptığı ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, bu suçun aydınlatılmasında kullanılabilecek adli bilimsel yöntemlere yer verilmiştir. Soybağının değiştirilmesi suçunu önlemek amacıyla öneriler ileri sürülmüştür.

Babalık davasıCeza hukukuCeza muhakemesi hukuku+5
Büşra Kolak
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam hukuku bakımından girişimsel klinik araştırmalar

İnsan üzerinde gerçekleştirilen tıbbi araştırmalar tıp tarihi boyunca önemini her zaman korumuştur. İnsanlar üzerinde gerçekleştirilen tıbbi araştırmalar tıpta klinik araştırmalar olarak isimlendirilmektedir. Klinik araştırmalar gözlemsel ve girişimsel olarak gerçekleştirilebilmektedir. Bu araştırmaların kapsamına insanlara doğrudan müdahale içerdiği için sadece girişimsel klinik araştırmalar girmektedir. Klinik araştırmalar, COVID 19 virüsü hatta pek çok hastalığın ve tedavilerinin keşfedilmesi gibi çeşitli amaçlara hizmet etmektedir. Bu açıdan insanlık için önemi yadsınamaz. Ancak bu öneminin yanı sıra insanlar üzerinde gerçekleştirilmesi bakımından insanların maruz kalabileceği risklerin de olması sebebiyle konu İslam hukukunu da ilgilendirmektedir. Bu sebeple bu tez içerisinde klinik araştırmaların tıp içerisindeki konumuna ve önemine değinildikten sonra tıp etiği ve pozitif hukuk açısından gerekli görülen klinik araştırma ilkelerinin İslam hukuku açısından incelemesi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Türk ceza hukuku ile karşılaştırmalı bir yöntem izlenerek İslam ceza hukuku açısından klinik araştırmaları gerçekleştiren sorumlu araştırmacının klinik araştırmaları gerçekleştirirken uyması gereken ilkelere uymadığı durumlarda ortaya çıkabilecek suçlar ve cezaları incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için tıp tarihi ve etik anabilim dalı öğretim üyeleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiş konuya dair önerilen kaynaklar taranarak döküman analizi yöntemiyle de sonuçlar teze yansıtılmıştır. Araştırmamız sonucunda İslam'ın araştırmayı teşvik eden yaklaşımına hastalıklara tedavi bulma konusunda hekimlerin de muhatap olduğu söylenebilir. Bu açıdan bir araştırma olan klinik araştırmaların da ilkelerine uyulduğu, belirli bir zaruret gözetilerek ve insanları koruyucu önlemler alındıktan sonra gerçekleştirilmesinin İslam hukukunun da bu araştırmaları meşru kabul etmesinin şartı olduğu neticesine ulaşılabilir. Ancak bu ilkelere uymayarak bir araştırma gerçekleştiren sorumlu araştırmacı ise İslam hukukunun ayrımlarından kısas, diyet ve tazir suçlarını işlemiş ve cezalarına muhatap olacağı bir gerçektir.

Ceza hukukuEtikEtik değerler+4
Merve Ünal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza hukukunda fuhşa sürükleme suçu

Fuhuş suçu, daha doğru söyleyiş ile fuhşa sürükleme suçu, kanunumuzda suç olarak tanımlanmıştır. Esas olarak bu suçun unsurlarını incelediğimiz çalışmamızda, fuhşun geçmişte ortaya çıkışı ile günümüze gelene kadar geçirdiği süreç de değerlendirilmiştir. Ayrıca genel kadınlar ve genelevlerin hukuki durumu ile fuhşu azaltmaya yönelik önerilerimiz de tez çalışmamızda yer almıştır. İlk bölümde fuhuş kavramı ile bu kavramın dünyada ve ülkemizdeki tarihi gelişimi ele alınmıştır. Fuhşa ilişkin hukuki düzenlemeler ile milletlerarası sözleşmelere de yer verilmiştir. Bunun yanında ülkemizdeki genel kadınlar ile genelevlerin hukuki durumunu incelediğimiz bölümdür. Genel kadınların çalışma şartları ve genelevlerin uyması gereken kuralların önemli olanlarının anlatıldığı bu bölümde, fuhşu azaltmaya ve genel kadınların korunmasına yönelik önerilerimiz de yer almıştır. İkinci bölümde ise fuhşa sürükleme suçunun unsurları incelenmiştir. Suç incelemesinde öncelikle korunan hukuki değer tespit edilmiştir. Sonra ise tipiklik incelemesi yapılmıştır. Suçun, tipe uygun olması bakımından maddi ve manevi unsurlar belirtilmiştir. Sonra hukuka uygunluk sebepleri ile kusur durumunu etkileyen haller tespit edilerek ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, suçun özel görünüş biçimleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yaptırım ve muhakemeye ilişkin kuralların da ayrı başlıklarda ele alınmış; fuhşa sürükleme suçuna özgü düzenlenen özel hüküm ifade edilerek çalışma sonuçlandırılmıştır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuFuhuş+5
Burak Fidan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afgan Ceza Hukukunda çocuğa karşı işlenen suçlar ve bunların İslâm hukuku açısından tahlili

Afgan ceza hukukunda çocuğa karşı işlenen suçların nasıl düzenlendiği, İslâm Hukukunda çocukların korunması için çocuklara karşı işlenen bu suçlara karşı nasıl tedbirlerin ele alındığı, Afgan ceza hukukunun İslâm Hukukuyla uyum sağlayıp sağlamadığının tespit edilmesi, incelenmesi gereken konulardandır. Afgan ceza hukukunda çocuğa karşı işlenen suçlar ve bunların İslâm Hukuku açısından tahlili konusunun değerlendirilmesi sonucunda Afgan ceza hukukunda toplumun temelini teşkil eden çocuğun haklarına özen gösterildiği, çocuğun haklarına yönelik işlenen ihmalkâr fiillerin suç kapsamında değerlendirildiği, bu fiiller için öngörülen cezaların uygulanmasıyla çocuğun haklarının ve menfaatinin korunmasının amaçlandığı görülmektedir. Uzun bir gelişim sürecine sahip olan Afgan ceza hukukunun esas kaynağını teşkil eden İslâm Hukuku, çocuğu himaye altına alarak ona karşı işlenen suçları azaltmak amacıyla koruyucu tedbirler düzenlemiştir. Afgan ceza hukukunda çocuğa karşı işlenen suçlar için belirlenmiş yaptırımların birçoğu Hanefî fürû literatürünün hükümleriyle uyum içindedir. Bu çalışma giriş bölümü dışında iki bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde Afgan ceza hukukunun gelişimi ve genel yapısı hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Afgan ceza hukukunda ceninin düşürtülmesi, çocuğun askeri birliklerde istihdam edilmesi, çocuğun eğitim, öğretim ve sağlık hizmetlerine erişim hakkından mahrum edilmesi, çocuğun dövülmesi, çocuğun çalıştırılması, çocuğun şahitlik yapmaya veya ikrarda bulunmaya zorlanması, çocuğun bakım ve düzenli beslenmeden mahrum bırakılması, çocukların cinsel istismarı, çocukların kaçırılması gibi suçlar ele alınıp İslâm Hukuku açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afgan Ceza Hukuku, İslâm Hukuku, Çocuk, Suç, Ceza.

AfganistanAfganistan hukukuCeza hukuku+4
Halima Amiri
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Câhiliye dönemi ceza hukuku ve İslâm ceza hukukuna etkisi

Câhiliye dönemi ceza hukuku ve İslâm ceza hukukuna etkisini konu edinen bu çalışma giriş, genel değerlendirme, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi, kapsamı ve sınırlılıkları ele alınmıştır. Câhiliye kelimesinin tanımı ve döneminin ele alındığı birinci bölümde, hukukun malzemesi olan insan ve toplumun etnik ve sosyal yapısıyla beraber yarımadanın bölgeleri incelenmiştir. Câhiliye dönemi ceza hukukunun oluşmasına etki eden faktörlerin, dönemin hukukunun ilkelerinin, uygulanmasındaki zorlukların ve dönemin ceza muhâkeme usulünün incelendiği ikinci bölümde, dönemin hukukunun oluşumu, keyfiyeti ve tarihi serüveni ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Dönem içindeki suç kavramının tanımı, unsurları ve türleri ile birlikte, ceza kavramının tanımı ve çeşitlerini ele aldığımız üçüncü bölümde ise, suç ve cezalandırmaya dâhil olan uygulamalar, ilgili konu başlıklarının altında irdelenmiştir. Genel değerlendirme kısmında ise suç ve cezalar kısmında ilgili konu başlıkları altında ayrıntılı bir şekilde incelediğimiz iki hukuk sistemi arasındaki etki, icmâli bir şekilde derlenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise ulaştığımız tespitlerle ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır.

Cahiliye DönemiCeza hukukuİslam ceza hukuku+1
Zekeriya Erkut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza mevzuatında yapılan düzenlemelerin adil yargılanma hakkına katkıları

İnsan Hakları günümüzde oldukça popüler bir kavram haline geldi. Gerçekte ise insanın var oluşundan beri onun sadece onurlu bir varlık olmasından kaynaklanan haklardır. Sadece insan olmak bu haklara sahip olmak için yeterlidir.İnsan haklarını korumanın en etkili yolu adil bir yargılama sisteminin bulunmasıdır. Aynı zamanda bir insan hakkı olan adil yargılanma hakkı, diğer tüm haklarında güvencesini oluşturur. Genellikle Adil Yargılanma hakkı adalet kavramı ile birlikte anılır. Bu tezde birinci bölümde genel olarak adalet ve adil yargılanma hakkı kavramları açıklandı. İkinci bölümde, Adil yargılanma hakkı ile ilgili bulunan başlıca uluslar arası belgeler incelendi. Türk hukukuna etkisi ele alındı. Üçüncü bölümde ise İnsan Hakları ve Adil yargılanma hakkı ile ilgili uluslararası düzenlemelerin Türk iç hukukuna etkileri incelendi. Türk Ceza Mevzuatında Adil Yargılanma hakkını sağlamak amacıyla yapılan düzenlemeler araştırıldı. Bu düzenlemelerin Adil Yargılamaya olan katkısı incelendi. Türkiye'nin tarafı olduğu İnsan Hakları ve adil yargılanma hakkı ile ilgili Uluslararası antlaşmalar da birlikte ele alındı. Özellikle iç hukuk uygulaması bakımından önemli olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu sözleşmeden doğan denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile birlikte mevzuattaki değişimin adil yargılamaya olan katkısı araştırıldı ve incelendi. Bu değişikliklerin adil yargılanma hakkının uygulanması anlamında olumlu katkıda bulunup bulunmadığı araştırıldı.

AdaletAdil yargılanmaAnayasa 1982+7
Mehmet Bayhan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza Hukukunda haksız tahrik

Modern ceza hukuku, suçun oluşabilmesi için failin sadece kanunda belirtilen fiili işlemesini değil, suça etki eden nedenleri ve kişinin davranışlarının yegâne kaynağı olan insan ruhunu da dikkate alır. Aksinin kabulü toplum içerisinde yaşayan, diğer insanlarla sürekli etkileşim içerisinde bulunan, aynı zamanda psikolojik bir yönü de olan insanı, dış etkenlerden hiç etkilenmeyen bir varlık olarak kabul etmek, manevi ve psikolojik yönünü tamamen inkâr etmek anlamına gelecektir. Ceza hukukunun insan psikolojisine verdiği önemin sonucu olarak, dıştan gelen bir etkinin kişiyi sürüklediği ruhsal duruma hukuken değer verilmesi sonucu, haksız tahrik altında suç işleyen failin cezası indirilmektedir. İşte ?haksız tahrik? ceza hukukunda bu felsefi anlayışın kurumsal kimliğe bürünmüş en önemli şekillerinden birisidir.Yeni Türk Ceza Kanunumuzda da eski kanunumuzda olduğu gibi genel hükümler içerisinde düzenleme alanı bulan haksız tahrik kurumu cezanın kişiselleştirilmesinde ve suçlunun kişiliğine uydurulmasında önemli araçlardan birisidir. Genel bir hafifletici sebep olan haksız tahrik, haksız bir fiilin neden olduğu hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen failin cezasının kanunda belirtilen oranlar dâhilinde indirilmesidir. Bu çalışmamızın amacı uygulamada çok sık karşılaşılan, ağır tahrik-hafif tahrik ayrımının kaldırılması ve indirim oranlarının artırılması ile daha da önem kazanan haksız tahrik kurumunu eski ve yeni düzenlemeleri ile kıyaslamak ve Yargıtay içtihatlarından da yararlanmak suretiyle açıklayıp net olarak ortaya koyarak uygulama ve öğretiye katkı sağlayabilmektir.Anahtar Kelimeler: Haksız Fiil, Haksız Tahrik, Hiddet veya Şiddetli Elem, Özel Haksız Tahrik, Tahrik, Hakaret, Tepki Fiili, Tepki Suçu.

Ceza hukukuHaksız fiilHaksız tahrik+1
Mehmet Açıkgöz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Ceza Hukukunda zincirleme suç

Bu çalışmanın amacı, Türk Ceza Kanununda, genel hükümler arasında yer alan ve suçların içtimaının önemli bir şekli olan zincirleme suç kurumunun ne olduğu, nasıl uygulandığı ile mevzuatta ve uygulamada mevcut bulunan eksiklik ve yanlışlıkların ortaya çıkarılması, bu eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesi yolunda öneriler sunabilmektir.Bu çalışmamız, toplam üç esas bölüm ile varılan sonuçların ve önerilerin yer aldığı sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Her bölümdeki düşüncelere, Yargıtay kararları eşlik etmektedir. İlk bölümde, suçların içtimaı kavramı, fiil tekliği-fiil çokluğu konusu ve suçların içtimaı şekilleri incelenmiş ve devamla; zincirleme suç hakkında genel bilgiler verilerek, zincirleme suçun tarihi gelişimi ile karşılaştırmalı hukuktaki yeri, hukuki niteliği ve benzer kurumlardan farkı açıklanmıştır. İkinci bölümde; zincirleme suç için öngörülen objektif ve sübjektif koşullar incelenmiş, devamla da; zincirleme suçun uygulanamayacağı haller üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise; zincirleme suçun, kanunda özel olarak sayılan hükümleri ile kanunda özel olarak sayılmayan af, şikayet, ağırlatıcı ve hafifletici nedenler, non bis in idem ilkesi, görevli mahkeme, uzlaşma gibi hükümleri incelenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında, tezin genelinde değerlendirilen hususlar ve varılan sonuçlar bir kez daha özet olarak ortaya konularak, bazı öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Fiil, Fikri İçtima, Hareket, Objektif Koşul, Subjektif Koşul, Suçların İçtimaı, Zincirleme Suç.

Ceza hukukuFiilFikri içtima+2
Ahmet Hamdi Bayar
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza hukuku'nda hapis cezalarının infazında ceza infaz kurumları

Hapis cezası; Türk Ceza Kanunu m. 45'te öngörülen yaptırımlardan biri olup Türk Ceza Kanunu'nun 46. maddesi gereği üç tür ("ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve kısa süreli hapis cezası") hapis cezası mevcuttur. En genel haliyle hapis cezası, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunan hükümlünün, özgürlüğünden bir süre yoksun kalması suretiyle infaz edilen bir yaptırım türüdür. İnfazın nasıl gerçekleşeceğine dair Türk Ceza Kanunu'nun 47, 48, 50. maddeleri ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 25'te hükümler mevcuttur. Çalışma kapsamında, Türk Ceza Hukukunda hapis cezası, hapis cezasının infazı ve ceza infaz kurumu türleri incelenmiştir. Özellikle; hapis cezasının, cezalandırmanın amacından beklenen gayeleri gerçekleştirmede ne derece etkin olduğuna teorik düzlemde yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise, hapis cezasının suçun önlenmesindeki rolü, birkaç istatiksel tablo incelenerek değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hapis cezası, hapis cezasının infazı, ceza infaz kurumu, ceza infaz kurumu türleri.

Ceza hukukuCeza infaz hukukuCeza infaz kurumları+3
Kadir Durkal
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tanzimat devri hukuk zihniyeti: Ceza hukuku ve kanunlaştırma süreci (1838-1858)

Bu çalışma, Tanzimat devri ceza hukuku zihniyetini araştırmaktadır. 1838-1858 tarihleri arasında yürürlüğe giren altı adet ceza kanunu bulunmaktadır. Araştırmada bu ceza kanunlarının zihniyet kaynakları incelenmiştir. Ayrıca zihniyetin esasları ve hukuk aktörleri konu edilmiştir. Şer'i hukuk ile örfî hukukun ilişkisine değinilmiştir. 18. yüzyılda ortaya çıkan modern kanun fikrinin klasik Osmanlı hukukuna etkisi araştırılmıştır. Böylelikle ceza hukuku zihniyetinin aydınlatılması hedeflenmiştir. Bunu yaparken kanunların usulü ile dil özellikleri gözetilmiştir. Kanunlarda suç ve cezaların nasıl tanımlandığına ve yerleştirildiğine dikkat edilmiştir. Kanunkoyucu olarak Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Tanzimat bürokratlarına kanunlara etkileri nispetinde temas edilmiştir. Ayrıca ulemanın bu konudaki katkıları ve görüşleri çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın hedefi, Türk modernleşmesinin ceza hukuku zihniyetini anlamaya çalışmaktır. Böylelikle hukuk devleti kurma isteği, merkezileşme politikaları ve beka kaygısı daha iyi anlaşılabilecektir. Ceza hukuku zihniyetinin ve kanunlaştırma sürecinin bu amaca elverişli olduğu düşünülmektedir. Çalışmada arşiv belgeleri, ikincil kaynaklar ve araştırma eserleri etkin bir şekilde kullanılmıştır. Kanunlarda yer alan kavramların kullanıldıkları bağlama göre değerlendirilmesinde hassasiyet gösterilmiştir.

19. yüzyılCeza hukukuHukuk felsefesi+6
Burak Yasin Taş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesinde kanunilik ilkesi bağlamında hükmen tutukluluk uygulaması ve değerlendirilmesi

Ceza muhakemesinde, yargılamanın sürdürülmesi ve yargılama sonucu verilen hükmün infazının yerine getirilmesi amacıyla koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirleri temel hak ve özgürlüklere kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmaksızın müdahalede bulunmaktadır. Temek hak ve özgürlüklere yönelik sınırlayıcı özellik göstermesi sebebiyle koruma tedbirleri ceza muhakemesinde uygulanan sınırlı kanunilik ilkesinin kapsamına girmektedir. Koruma tedbirlerinin içerisinde tutuklama tedbiri, kişi özgürlüğü hakkına doğrudan müdahalede bulunması sebebiyle en ağır koruma tedbiri olarak kabul edilir. 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinde azami tutukluluk süreleri düzenlenmiştir. Bu süreler tutuklu bulunan şüpheli veya sanık hakkında ceza muhakemesinin tamamı için geçerlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarıyla geliştirilen hükmen tutukluluk uygulaması azami tutukluluk sürelerin hesabında ilk derece ceza mahkemesinin mahkûmiyet hükmü sonrası istinaf ve temyiz kanun yollarında geçen süreyi dikkate almamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları doğrultusunda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de hükmen tutukluluk uygulamasını benimsemiştir. Hükmen tutukluluk kavramı ulusal ve uluslararası mevzuatta bulunmamaktadır ve uygulamada birçok soruna yol açmaktadır. Tez çalışmasında hükmen tutukluluk kavramının tanımı, kapsamı, ulusal ve uluslararası mevzuatta ki yeri, bu konuda uygulamada meydana gelen sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuTürk ceza hukuku
Hatice Zehra Kurman
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel verilerin Ceza Hukuku yoluyla korunması

Kişisel veri kavramı en genel anlamda; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda kişinin fiziki görüntüsü, karakteri, ekonomik veya sağlık durumuna ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Toplumsal yaşamda, bu bilgiler hem kamusal hem de özel sektörler tarafından çeşitli sebeplerle işlenebilmektedir. Kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesine ilişkin esas ve usuller 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu esas ve usullere aykırı olarak kişisel verilerin işlenmesi; veri sorumluları ve işleyicilerinin, idari veya cezai sorumluluğunu gündeme getirecektir. 5237 sayılı TCK'nın 135., 136. ve 138. maddelerinde korunması gereken hukuksal bir yarar olarak, kişinin özel yaşamı ve mahremiyeti dahilinde kişisel verileri kabul edilmiştir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, ele geçirilmesi, yayılması ve yok edilmemesi Kanun'un suç olarak düzenlendiği eylemlerdir. Böylelikle ceza hukuku yoluyla kişilerin, kişisel verilerinin korunması hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı da, ceza hukukumuzun sağlamış olduğu bu korunmanın daha üst bir düzeye taşınmasını sağlayacak akademik faydanın gerçekleştirilmesidir. Bu doğrultuda çalışmada kişisel verilerin korunmasını konu edinen hem uluslararası hem de ulusal güncel metinlerden faydalanılarak, uygulamada verimlilik toplumsal yaşamda ise farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır.

Ceza hukukuKişisel veriTürk Ceza Kanunu+4
Kader Sarıusta
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza hukukunda eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi suçu

İnsanların en temel haklarından biri olarak kabul edilen eğitim ve öğretim hakkı, devlet tarafından sağlanması zorunlu olan temel haklardandır. Eğitim ve öğretim hakkının anayasal güvence altına alınarak ifası için bir takım yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Özellikle fırsat eşitliğinin ve eğitim olanaklarına erişimin kişilere sağlanması önem arz etmektedir. Bunun yanında devletin yetkili kurum ve kuruluşlarınca kişilerin eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması, Anayasadaki hükümler çerçevesinde zorunludur ve engellenemez bir haktır. Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi durumunda ise, Türk Ceza Kanunu'nun 112. maddesi gereğince bir ceza yaptırımına hükmedilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, 1982 Anayasasında teminat altına alınan eğitim ve öğretim hakkının kavramsal çerçevesi, temel ilkeleri, tarihsel gelişimi ve Türk Ceza Kanununda tanımlanan suçun ceza hukuku açısından incelemesi yapılımış olup bu hakkın uygulanmasında yaşanan zorlukların tespiti ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca tarafımızca seçilmiş bazı Yargıtay kararları incelenmiş ve söz konusu suçun teori ve uygulanması açısından belirli tespit ve sonuçlara ulaşılmıştır.

Ceza hukukuEğitim hakkıSuç+2
Obaıdullah Ahmadı
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel ceza kanunlarında silah kullanma yetkisi

İnsanlığın temel ihtiyaçları, geçmişten günümüze yeme, içme, barınma ve güvenlik ihtiyaçları olmuştur. İnsanların toplu halde yaşadığı düzen içerisinde düzenin devamlılığının sağlanması amacıyla bir yöneten ve yönetilen olgusu çerçevesinde devlet düzeni oluşturulmuştur. En ilkelinden en modernine devletin asli görevleri arasında yer alan bu düzeni sağlamak ve korumak ancak güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesi ile mümkün olmaktadır. Devlet, bu asli görevini oluşturduğu kurumlar ve kolluk kuvvetleri ile sağlamaktadır. Kamu düzeninin sağlanması adına icra ve inzibat gücü olarak görev yapan kolluk kuvvetlerinin zor ve silah kullanma yetkisi 1982 Anayasasında yer almıştır. Polise zor ve silah kullanma yetkisi veren en temel düzenleme 2559 sayılı PVSK olmakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu da kolluğa silah kullanma yetkisi veren özel ceza kanunları arasında yer alır. Ancak bu kanunlarda kolluğa verilen zor ve silah kullanma yetkileri incelendiğinde kanunlar arasında bir birliktelik bulunmamakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2006 tarihli Ek Madde 2'de yer alan kolluğun silah kullanma yetkisine yapılan düzenleme demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer alan insan haklarına saygılı devlet düzenine aykırı nitelik taşımaktadır. Kolluğa verilen silah kullanma yetkisinin görevlilerce son çare olarak düşünülmesi, kolluğun herhangi bir direnişle karşılaşması halinde bu direnişi kırmak adına zor kullanmanın aşamalarını iyi bilerek pratikte uygulayabileceği bir düzenin varlığı şarttır. Anahtar Kelimeler: Kolluk, Zor ve Silah Kullanma Yetkisi, İnsan Hakları, Ölçülülük ve Orantılılık, Terörle Mücadele Kanunu

Ceza hukukuKamu hukukuKanunlar 5607 sayılı+6
Kübra Çağlayan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK m. 104)

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, medeniyetin başlangıcından bu yana toplumlarda cezalandırılmıştır. Cinsel davranışların hukuka aykırı olarak uygulanması bazı toplumlarda daha olağan karşılanırken bazı toplumlarda olağanüstü tepkiler almıştır. Cezalandırmanın nedenleri zamanla ve toplum yapısına göre değişse de cinsel davranışlara ilişkin hassasiyet hep var olmuştur. Reşit olmayanla cinsel ilişki, Türk ceza hukuku sisteminde öteden beri suç sayılmıştır. Türk toplumunun cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara bakışı, ilk Türk devletlerinden bu yana pek farklılaşmamıştır. Bu tarz davranışlar, ağır müeyyidelerle cezalandırılmıştır. Özellikle mağdurun kadın olduğu suçlarda, kadının toplumdaki üstün yeri gözetilerek daha hassas davranılmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu düzenleme ele alınırken öncelikle çocuk kavramı, ardından cinsellik kavramı ve en nihayetinde kanuni düzenlemenin teorik ve pratik yanları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Reşit olmayan, istismar, rıza, cinsel davranış, çocuk.

Ceza hukukuCinsel davranışCinsel ilişki+6
Meliha Toprakçı
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektronik delillerin ceza muhakemesi bakımından ispat değeri

Hayatın her alanında yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte ceza hukukunda da dijital değişim ve dönüşüm başlamış bu kapsamda, suç türlerinden delil çeşitlerine kadar tüm süreçte bir etkileşim yaşanmıştır. Bu dijital dönüşümün temelini oluşturan elektronik veriler, sahip oldukları sanal yapıdan kaynaklı olarak dikkatli bir şekilde toplanıp muhafaza edilmelidir. Çünkü bu delillerin kendilerine has olan elektronik nitelikleri, bu delillerin yargılamada kullanılmasını klasik delillerden farklı olarak bir avantaj veya dezavantaj konumuna getirebilmektedir. Bu nedenle, elektronik delilin elde edilmesinden mahkeme huzuruna sunulmasına kadar geçen tüm süreçlerde hangi işlemlere tabi tutulup hangi tedbirlerin uygulanacağı önemli bir husustur. Bu şekilde elektronik ortamlardan elde edilen veri veya belgelerin delil olarak kabul edilip, kullanılıp kullanılmayacağı, hukuki geçerliliğinin ve ispat değerinin ne şekilde yorumlanacağı da mühim olup bu konu çalışmamızın ana eksenini oluşturmaktadır. Elektronik delillerin kendilerine has özelliklerinden dolayı ceza yargılamasında kullanılabilmesi veri bütünlüğünün sağlanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Bunun nedeni ise veri bütünlüğü bozulmuş veya üzerinde değişiklik yapılmış elektronik bir delilin, geçerliliği ve güvenilirliğinin şüpheye düşecek olmasıdır. Bu durum, elektronik delillerin toplanması noktasında özel tedbir ve kuralların uygulanması sonucuna yol açmakla birlikte bunun bir yansıması olarak, delil değerinin ve ispat bağlamında kullanılmasının ne şekilde olacağı konusu da öğretide farklı görüş ve tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla elektronik delilin niteliğinin belirlenip hukuki geçerliliğinin incelenmesi gerek uygulama gerekse çalışmamızın ana ekseni bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu bağlamda, çalışmamızda elektronik delil kavramı ve ispat değerinin mevzuattaki düzenlemeler, yargıtay içtihatları ve mukayeseli hukuk bakımından detaylı şekilde ele alınıp değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukuku
Fatma Bilge Özcan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Israrlı takip suçu

Tarih boyunca varlığını sürdüren kadına yönelik şiddet, günümüzde çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kadına yönelik şiddetin birden fazla türü vardır. Bu şiddet türlerinden bazıları uzun yıllardır var olsa da farkındalık kazanması ve literatürde yer alması zaman almıştır. Bu bağlamda ısrarlı takip de son yılların sosyal ve kişisel ilişkilerinin değişen doğasına bağlı bir davranış ve suç türü değildir. Aksine terminolojik olarak yeni adlandırılmasına ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yakın tarihte tanımlanan bir suç olmasına rağmen uzun süredir var olan bir sorundur. Israrlı takip suçunun yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal menfaatler üzerinde de ciddi sonuçlar doğurduğu açıktır. Bu sebeple düzenleme teorik olarak incelenirken aynı zamanda düzenlemenin işlevselliği açısından da değerlendirilmelidir. Çalışmamızda, ısrarlı takip ve ısrarlı takip için kullanılan farklı terimlerin kavramsal incelemesi ile diğer ülkelerde ve Türkiye'de suça dönüşüm süreci açıklanmıştır. Böylece suça dönüşen ısrarlı takibe ilişkin Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenleme suçun unsurları bakımından değerlendirilmiş, nitelikli halleri ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali incelenmiştir. Ayrıca ısrarlı takip suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin kamu otoritelerince yapılan çalışmalar ve sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilen uygulamalar ele alınmış, ısrarlı takip suçu düzenlemesi ölçülülük ilkesi ve suç politikasının temel ilkeleri bağlamında değerlendirilmiştir.

Ceza adaleti sistemiCeza hukukuCeza muhakemesi+5
Sezgi Demirkale
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı Ceza Hukukunda yaptırım türü olarak teşhir

Teşhir, bir suçun karşılığı olarak, toplumun bilgilendirilmesi amacıyla/kastıyla, işlenmiş olan bir suçun ve suçu sabit görülmüş olan failin ve/veya bu faile verilmiş olan cezanın ve/veya bu faile verilmiş olan herhangi bir cezanın infazının topluma duyurulması amacıyla gerçekleştirilen ve mahkeme tarafından verilmiş olan bir yaptırımdır. Teşhir yaptırımı ikiye ayrılmalıdır: Doğrudan teşhir, Dolaylı Teşhir. Toplumun bilgilenmesi, ceza olarak uygulanıyorsa doğrudan teşhir; yapılan işlem ve/veya verilen hüküm, toplumun bilgilenmesi sonucunu doğruyorsa dolaylı teşhir söz konusudur. Tazir, had, tekmili, tebei ve nefsi ceza olarak uygulanan Teşhir, Osmanlı Devletinde güvenlik tedbiri, disiplin cezası ve idari yaptırım türü olarak da uygulanmıştır. Kural olarak kanunilik ilkesi ile bağdaşır şekilde uygulanan teşhir yaptırımı, ayırım yapılmadan herkese uygulanmıştır. Tek istisna yeniçerilere teşhir yaptırımının uygulanmak istenmemesidir. Teşhir yaptırımı, caydırıcı olması, doğru bilginin halka sunulması, devletin egemenliğini göstermesi, toplumun merak hissinin giderilmesi, toplumsal otokontrola destek, infazda aşırılığın veya hafifletilmenin önüne geçmesi amaçları ile uygulanmıştır. İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kızgut ifadesi teşhir yaptırımı için kullanılmıştır. Osmanlıda bu yaptırım sokakta dolaştırma, kafasına zil geçirme, münadilerin nidaları ile çarşı pazarda gezdirme şeklinde olabildiği gibi cesedin kesik başın teşhiri şeklinde de olmuştur. Tespit ettiğimiz kadarıyla Osmanlı Devletinde pezevenklik, yalancı şahitlik ve yalancılık, yan kesicilik veya yol kesme suçu, devlete isyan, toplumsal ahlaka yönelik suçlar, dini vecibelerin yerine getirilmemesi, hırsızlık, devlet tekeline müdahale ve gümrük kurallarına uymama, müessir fiil, içki içme, askerî suçlar ve çevre temizliği ihlali suçlarına bu ceza verilmiştir. 1851 tarihli Ceza Kanununda ise hükmün alenen infazı şeklinde teşhir yaptırımı vardır. 1858 tarihli Ceza Kanunun 3 ve 19 `uncu maddelerinde doğrudan teşhirden bahsedilmektedir. Bu yaptırımının yürürlükten kalkması şifahi bir emir ile olmuştur. Günümüzde bu ceza emniyet genel müdürlüğü ve bazı bakanlıklar tarafından uygulanmaktadır.

Ceza hukukuCeza yaptırımıOsmanlı hukuku+2
Ahmet Kılınç
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk ceza hukukunda iade

Uluslararası ceza hukuku mekanizmasının çarklarından biri olan teslim (iade), en eski ve önemli uluslararası adlî yardımlaşma kurumudur. Bu kurumun teorik temellerinin sistematik bir biçimde ele alınması, teslim (iade) sürecinde karşılaşılan ve karşılaşılması muhtemel münferit sorunların çözümü bakımından elzemdir. Dolantısıyla teslim (iade) kavramını devletler arasında uygulanagelen bir prosedürden ibaret olarak ele almanın ötesinde teslim (iade) hukukunun tarihî ve fikrî temellerinin araştırılmasına, teslim (iade) hukukuna dair kavram ve meselelerin kronolojik ve entelektüel arka planlarıyla derinlemesine sorgulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı bu ihtiyacın karşılanmasına katkı sağlamaktır. Çalışma teslim (iade) hukukunun teorisine odaklanmıştır. Teslim (iade) pratiği de göz ardı edilmemiş, teorik tartışmaların pratik sonuçlarının neler olacağı ortaya konmuştur. Teslim (iade) hukukunun temel kavramları ve kaynakları kapsamlı bir biçimde incelendikten sonra bir teslim (iade) talebinin hangi koşullar altında kabul edilebileceği ile kabulünün veya reddinin zorunlu olduğu hâllerin neler olduğu araştırılmıştır. Bu doğrultuda, ele alınan her bir kavram ve kurum gerek terminolojisi gerek fikrî ve kronolojik tarihçesi yönünden kapsamlı bir incelemeye konu edilmiştir. Bu inceleme ışığında, teslim (iade) hukukunun kural ve prensiplerinin esasları ve pratik sonuçlarının neler olduğu sorgulanmıştır. Çalışmada, ayrıca, teslim (iade) prosedürünün her bir basamağı detaylı bir biçimde ele alınmış, özellikle teslim (iade) talebinin kabul edilebilirliği muhakemesinin kuralları üzerinde durulmuştur. Olması gereken hukuk (de lege ferenda) bağlamında teslim (iade) hukukuna dair öneriler de sunulmuştur.

Ceza hukukuKamu hukukuSuçluların iadesi+3
Burak Boz
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında iddianame yerine geçen belge

Suç işlendiği yönünde yeterli şüpheye ulaşan savcının düzenlediği iddianamenin mahkeme tarafından kabulüyle kovuşturma evresi başlar. Ceza muhakemesine ilişkin bazı kanunlarda bu kurala aykırı düzenlemeler öngörülmüştür. Yüce Divan'a sevk, bazı kamu görevlilerinin soruşturulması sonucunda düzenlenen son soruşturmanın açılması kararı, suç tutanağı, lüzumu muhakeme kararı, icra ceza mahkemesine sunulan şikâyet ve görevsizlik kararı iddianame yerine geçen belgelerdir. Bu belgelerin iddianameden farkı, ara muhakeme aşaması bulunmadığı için mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek olmadan doğrudan kamu davasını başlatma gücünü haiz olmaları savcının soruşturma evresinde dahlinin bulunmamasıdır. İddianame yerine geçen belgelerle kamu davası açılmasında soruşturmayı savcı dışında soruşturmacılar gerçekleştirmektedir. Bunun yanında kanundaki düzenlemeler son derece eksik olduğundan sorunun kıyas yoluyla çözümü uygulama tarafından benimsenmiştir. Ancak kıyasın şartlarının bu usulde kıyasın uygulanabilmesi için yeterli olup olmadığı hususu da inceleme konusu yapılmamıştır. Bu nedenle literatürdeki eksikliğin doldurulması ihtiyacı hasıl olmuştur. Çalışmada konu, ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri ve etkili soruşturma yükümlülüğü baz alınarak incelenmiştir. İddianame yerine geçen belgelerin iade edilememesi, dava zamanaşımını kesici etkilerinin olmaması, hukukçu olmayan kişilerce soruşturmanın gerçekleşmesi, kişilerin şüpheli sıfatını almadan doğrudan sanık statüsüne sokulmaları gibi birçok problem bulunmaktadır. Karşılaştırmalı hukuk örnekleri de dikkate alınarak iddianame yerine geçen belgeyle kamu davası açılması usulünde değerlendirme yapılmış ve olması gereken hukuka yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuKamu hukuku+1
Burak Taş
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kısmi akıl hastalarına uygulanan güvenlik tedbirleri

Akıl hastaları psikoloji, tıp ve hukuk gibi birçok disiplinde ele alınmaktadır. Çalışmamızda akıl hastalarının sorumluluğunu, ceza hukuku bağlamında incelemeyi uygun gördük. Bu sebeple çalışmamızın temelinde "ceza hukukunda akıl hastaların cezai sorumluluğu" yatmaktadır. Ancak -cezai sorumluluk açısından- tüm akıl hastalıkları birbiriyle aynı sonuçları doğurmamaktadır. Tam da bu sebeple Türk Ceza Kanunu'muzda m.32'de akıl hastaları iki fıkra halinde düzenlenmiştir. Hükmün ilk fıkrasında akıl hastalığının, kişinin "cezai sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırdığı" durum; ikinci fıkrasında ise kişinin cezai sorumluluğunu yalnızca "kısmen ortadan kalktığı" durum düzenlenmiştir. Bahsedilen durumlardan ilki, tıp ve ceza hukuku literatüründe en sık ele alınan düzenlemedir. İkinci durum ise bu öğretilerde kendine pek yer bulamamaktadır. Bu sebeple biz çalışmamız kapsamında ikinci durumdaki "kısmi akıl hastası failleri" ele almaktayız. Bu failleri ele alma çerçevemiz ise, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleridir. Bu sebeple çalışmamızın başlığı "Kısmi Akıl Hastalığına Uygulanan Güvenlik Tedbirlerinin Hukuki Sonuçları" olarak belirlenmiştir. Tez kapsamına daha yakından bakıldığında, çalışmada kişinin kusur yeteneğini tam olarak ortadan kaldırmayan, ancak azaltacak şekilde negatif etkisi bulunan akıl hastalığına sahip "kısmi akıl hastaları" sınıfına, bu hastalara özgü güvenlik tedbirlerine ve bunların sonuçlarına yer verildiği görülecektir. Ancak ifade edilmelidir ki, konumuz her ne kadar TCK m.32 düzenlemesinin ikinci fıkrası olsa dahi, ikinci fıkranın ilk fıkraya atıf yapılması sebebiyle her iki fıkra da tezimizde inceleme konusu olmuştur. Bu kapsamda öncelikle ilk bölümde "kusursuz ceza olmaz" ilkesi gereğince, kısmi akıl hastalarının kusur yeteneğine, kusur yeteneğine ilişkin teorilere, kusur yeteneği için yasal düzenlemenin öngördüğü "anlama yeteneği ve "irade yeteneği" hususlarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin hazırladığı "DSM-5" sınıflandırması dikkate alınarak, tıp biliminde akıl hastalıklarının belirtilerine ve tanılarına değinilmiştir. Bu aşamada özellikle ceza hukuku bağlamında sık karşılaşılan akıl hastalıkları seçilerek onlara değinilmiş ve örnek yargı kararlarına yer verilmiştir. Son bölümde ise, TCK m.57/6 düzenlemesindeki kısmi akıl hastalarına uygulanacak güvenlik tedbiri ve cezalar hususu ele alınmıştır. Bu inceleme kapsamında güvenlik tedbirinin kısmi akıl hastalarına uygulanması şartlarına ve yasal düzenlemelerin öğretide karşılaştığı eleştirilere de değinilmiştir.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukuku
Ayşe Miray Altay
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı

Bu çalışmada Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı incelenmiştir. Ceza muhakemesinin modernleşmesi olgusu, dünyada 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu (Code d'instruction criminelle) ile oluşturulmuştur. Türkiye'de ise diğer kıta Avrupası ülkelerinde olduğu gibi, adı geçen kanunun bazı değişikliklerle 1879 tarihinde Usûl-i Muhâkemât-ı Cezâiye Kânûn-ı Muvakkati adıyla kabul edilmesiyle bu modernleşme süreci başlamıştır. Kıta Avrupası'nın ceza muhakemesinin gelişimi ve modernleşmesi birden olmamış, zamanla ve diyalektik bir süreçle ortaya çıkmıştır. Çalışmada bu süreç, 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu'na gidilen yol olarak ifade edilmiş ve bu yolların aşamaları belirtilmiştir. Antik Roma'daki ceza muhakemesi uygulamaları, Cermen kavimlerinin ceza muhakemesi pratikleri ve Roma Katolik kilisesi merkezinde Kanon hukuku çevresinde şekillenen engizisyon usulü, kıta Avrupası'nın ceza muhakemesi gelişiminde etkili adımlar olmuştur. Engizisyon usulünün, maddi hakikati arama yolunda sanığı hukuki güvencelerinden yoksun bırakması ve işkenceyi bir araç olarak kullanarak insan haklarını sistematik şekilde ihlal eden mekanizmaları saat gibi işletmesi, zamanla eleştirilere muhatap olmasına ve Fransız İhtilali döneminden sonra bu eleştirilerin kuvveden fiile çıkmasıyla yeni bir ceza muhakemesi sistemi arayışına vesile olmuştur. Bu yolun adı tüm kıta Avrupası ceza muhakemesi hukukunu doğrudan etkileyen Code d'instruction criminelle'dir. Modernleşme süreci Avrupa için bu kanunla başlamıştır. Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme süreci, Avrupa ceza muhakemesinin iç dinamiklerinden farklı bir çerçevede gerçekleşmiştir. Bu kapsamda, Türk ceza muhakemesi hukukunun gelişimi, zamana, coğrafyaya, sosyal yaşam koşullarına ve siyasi yapıya bağımlı olarak şekillenmiştir. Bu bağlamda klasik öncesi dönemdeki Türk ceza muhakemesi hukuku, göçebe hayatın getirdiği pratik bir karakter taşırken klasik dönemde İslam hukukunun kurumsallaşmasıyla daha sistematik bir paradigmaya geçmiştir. Tanzimat Fermanı sonrası yapılan hukuk reformları çerçevesinde ceza muhakemesi hukukunun iyileştirilmesi için Fransız hukukunda Code d'instruction criminelle'in büyük oranda iktibas edilmesi Türk ceza muhakemesi hukukunu yeni bir paradigmaya dahil etmiştir. Bu yeni paradigma modern ceza muhakemesidir.

Ceza hukukuCeza infaz hukukuCeza muhakemesi hukuku+7
Yusuf Kılıç
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
10

İlgili konular