Çocuk gelişimi
142 theses under this subject heading
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi
Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.
Animasyonların çocuğun epistemolojik gelişimine etkisi
Bu araştırmanın amacı; animasyon filmlerinde geçen bilgi türlerinin ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin bilgi türlerini öğrenme becerilerine etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Gaziantep ilinin Oğuzeli ilçesinde bulunan ve tam gün eğitim veren bir devlet ortaokulunun 6. sınıfında öğrenim gören 70 öğrenciyle yapılan araştırma karma yöntem yaklaşımlarından iç içe gömülü desene göre modellenmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin 24'ü animasyon filmlerinin izletildiği deney grubunda, 23'ü çocuk filmlerinin izletildiği plasebo grubunda, 23'ü ise Türkçe derslerinin müdahalesiz işlendiği kontrol grubunda bulunmaktadır. Araştırmada nicel verilerin yanında öğrenci ve araştırmacı deneyimlerine ilişkin nitel veriler de toplanmıştır. Bu araştırmada deneysel müdahale sürecine nitel veriler dâhil edilmiştir. Çalışmanın nicel boyutu ön test, son test, kalıcılık; deney, kontrol ve plasebo gruplu 3x3'lük yarı deneysel desene göre, nitel boyutu ise durum çalışmasına göre desenlemiştir. Araştırmanın nicel verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen Bilgi Türleri Ölçme Aracı ile nitel verileri ise Bilgi Cümlelerini Bilgi Türlerine Göre Değerlendirme Formu, Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, Öğrenci ve Araştırmacı Günlüğü ile toplanmıştır. Deneysel işlem süreci ön test ve son testlerin uygulanmasıyla birlikte 12 hafta sürmüştür. Araştırmada deneysel işlemin bitimi ile son test uygulamasını takip eden 6. haftada kalıcılık testi uygulanmış ve ölçümleri alınmıştır. Tüm ölçme uygulamaları üç gruba da eş zamanlı bir şekilde uygulanmıştır. Araştırmada nicel verilerin analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmış, nitel verilerin analizinde ise içerik ve doküman analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, animasyon filmi izleyen öğrencilerin ön test ve son test puanları arasında son test lehine anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Deney, kontrol ve plasebo gruplarının son testlerinde deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Deney grubunun son test ve kalıcılık testi arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. İstatistiksel açıdan animasyon filmlerinin 6. sınıf öğrencilerinin bilgi türlerini öğrenmeleri konusunda anlamlı ve kalıcı bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca deney grubundaki öğrencilerden uygulama sırasında öğrenci günlükleri ve sonrasında da görüşmeler yoluyla toplanan verilerden animasyon filmlerinin bilgi türlerini eğlenceli ve kalıcı bir şekilde öğretebildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Eve dayalı olarak gerçekleştirilen etkileşim temelli erken çocuklukta müdahale programının (ETEÇOM) otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuklar ve anneleri üzerindeki etkililiği
Geçmişten günümüze değin çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmalar, ebeveyn davranışlarının çocuklarının gelişimi üzerinde çok önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında, çocukları ile olan etkileşiminde daha duyarlı ve yanıtlayıcı olan ebeveynlerin, çocukların bilişsel, iletişim ve sosyal-duygusal gelişimleri üzerindeki olumlu etkileri, duyarlı ve yanıtlayıcı olmayan ebeveynlerle karşılaştırıldığında altı kat daha fazladır. Bu olumlu etkiler, gerek normal gelişim gösteren çocuklar, gerek erken doğmuş ve gelişimi risk altında bulunan çocuklar ve gerekse yetersizlikten etkilenmiş çocuklar için geçerlidir. Dolayısıyla araştırmacılar genellikle birincil bakıcılar durumunda olan anneler ile çocuklarının etkileşimini daha nitelikli hale getirmeye yönelik programların geliştirilmesini ve uygulanmasını önermektedir. Ebeveynlere yanıtlayıcı etkileşim stratejilerini kullanmayı öğreterek ebeveyn-çocuk etkileşiminin niteliğini arttırmayı hedefleyen programlardan bir tanesi de Etkileşim Temelli Erken Çocuklukta Müdahale Programıdır (ETEÇOM). ETEÇOM'un Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocuklar ve anneleri üzerinde de olumlu etkileri olduğunu gösteren araştırmalar olmakla birlikte bunların sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu araştırmada eve dayalı gerçekleştirilen ETEÇOM'un OSB tanısı almış çocuklar ve anneleri üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan annelerin programa ilişkin görüşleri de alınmıştır. Araştırma yaşları 3 ile 5 arasında değişen OSB tanısı almış altı çocuk ve anneleri ile her bir katılımcı anne-çocuk çiftinin kendi evinde, anne, çocuk ve uygulamacının katıldığı bireysel oturumlar şeklinde gerçekleştirilmiştir. Her bir katılımcı anne-çocuk çifti ile haftada bir öğretim oturum düzenlenmiş ve ortalama 10 haftalık bir sürede program tamamlanmıştır. Karma araştırma yöntemi ile desenlenen araştırmada hem nicel hem de nitel veri toplama yöntemleri kullanılmıştır. Tek grup ön test son test modeline göre anne ve çocuklarının etkileşimsel davranışları Ebeveyn Davranışını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyonu (EDDÖ-TV) ve Çocuk Davranışını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyonu (ÇDDÖ-TV) ölçekleri ile değerlendirilmiş ve ön test ile son test arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığına bakılmıştır. Ayrıca video analizi, gözlem, saha notları, günlükler ve görüşmeler şeklinde nitel veri toplama teknikleri kullanılarak da programın anneler ve çocukları üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın hem nicel hem de nitel verilerinden elde edilen bulgular, ETEÇOM programının çalışmaya katılan OSB tanılı altı çocuk ile annelerinin etkileşimsel davranışları üzerinde olumlu etkileri olduğu göstermiştir. Ayrıca nitel veriler incelendiğinde katılımcı çocukların bazı gelişimsel davranışlarında da değişiklikler olduğu gözlenmiştir. Anneler ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerde ise, anneler çocukları ile olan etkileşimlerine ve ETEÇOM programına yönelik olumlu görüşler bildirmişlerdir. Anahtar Sözcükler: Ebeveyn-çocuk etkileşimi, ETEÇOM, otizm spektrum bozukluğu, yanıtlayıcı etkileşim
Prematüre / düşük doğum ağırlığı olan çocuğa sahip anneler ile normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin çocuklarıyla olan etkileşimlerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Bu araştırmanın amacı gelişimsel gerilik riski altındaki prematüre / düşük doğum ağırlığı (DDA) olan çocuklar ve annelerinin normal gelişim gösteren çocuklar ve anneleri arasındaki (1) etkileşim davranışlarını betimlemek, (2) anne etkileşim davranışlarının kendi içindeki ilişkilerini ve çocukların etkileşim davranışlarını anlamlı bir şekilde etkileyen anne davranışlarının neler olduğunu, (3) prematüre / düşük doğum ağırlığı ile doğan çocuk-anne çiftlerinin etkileşimsel davranışlarının normal gelişim gösteren çocuk-anne çiftlerininkinden farklılık gösterip göstermediğini ortaya çıkartmaktır. Araştırma Tekirdağ ili sınırları içindeki yaşları 10-29 ay arasındaki 10 prematüre / DDA ile doğan anne-çocuk çifti ve 10 normal gelişim gösteren anne-çocuk çifti ile gerçekleştirilmiştir. Ailelerden randevu alındıktan sonra evlerine gidilmiş ve veri toplama amacıyla demografik bilgi formu kullanılarak annelerden çocuk ve anne hakkında bilgi toplanmış ve anne-çocuk çiftlerinin serbest oyun etkileşimi video kaydına alınmıştır. Ziyaret edilen her evde çocukların gelişim ve ilgilerine uygun olabilecek oyuncak ve materyaller standart olarak kayıt öncesinde hazırlanmıştır. Araştırmacı 20 dakika boyunca müdahale etmeksizin yapmış olduğu kaydın ilk 5 ve son 5 dakikasını değerlendirmeye almamış, arada kalan 10 dakika Ebeveyn Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği- Türkçe Versiyonu (EDDÖ-TV) ve Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği- Türkçe Versiyonu (ÇDDÖ-TV) ölçekleri kullanılarak araştırmacı ve ikinci bir kodlayıcı tarafından çözümlenmiştir. Kodlayıcılar arasındaki güvenirlik oranı % 90 olarak bulunmuştur. Elde edilen veriler SPSS paket programı 21. versiyonundan yararlanılarak analiz edilmiştir. Anne etkileşim davranışlarının kendi içindeki ilişkilerini ve çocukların etkileşim davranışlarını etkileyen anne davranışlarının neler olduğunu ortaya koymak için parametrik olmayan korelasyon analizi seçeneklerinden Kendall's tauTesti kullanılmıştır. Her iki gruptaki çocuk-anne çiftlerinin etkileşimsel davranışlarının farklılık gösterip göstermediğini bulmak için Bağımsız Örneklemler Mann Whitney U Testi'nden yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra, anne- çocuk etkileşim davranışlarını betimlemek için de frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma hesapları yapılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen istatistiksel analizler sonucunda anne-çocuk çiftlerinin etkileşimsel davranışları betimlenmiş; annelerin kendi içindeki etkileşim davranışları ve çocuk davranışları üzerinde anlamlı ilişkileri olan anne etkileşim davranışları açıklanmış; prematüre/düşük doğum ağırlığı ile doğmuş olan çocuk ve anne çiftleri ile normal gelişim gösteren çocuk-anne çiftlerinin etkileşim davranışlarında farklılık olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Anne - çocuk etkileşimi, düşük doğum ağırlığı ile doğan çocuklar, prematüre
İlkokul mekanlarının çocuk gelişimi ve mekan algısına etkilerinin değerlendirmesi
Çocuk, fiziksel olarak ilk kez eğitim gereksinimi için yuvasından ayrılır. Okul öncesi eğitimi ülkemizde zorunlu olmaması nedeniyle çocukların önemli bir bölümü bu fiziksel ayrılmayı ilköğretim eğitimine başlarken yaşar. Etkileşime girdikleri bu yeni çevre, çocukların gelişim süreçlerinde önemli karşılıklar bulur. Çocuğun yaşadığı bu deneyim, yalnızca okul binalarını değil, okulun bahçesini, yakın çevreyi ve çocuğun okula yaklaşım güzergahını kapsar. Çalışmada öncelikle çocuk gelişim süreçleri incelenerek, mekan tasarımcısı gözüyle, kullanıcı olarak çocuğu yakından tanımak amaçlanmıştır. İlköğretim eğitiminde kullanılan yenilikçi eğitim-öğretim yaklaşımları araştırılmış, bunların çocuk-mekan-mobilya ilişkileri incelenmiştir. Çalışmanın kavramsal alt yapısını çevre psikolojisi ve çocuğun mekan algısı oluşturur. Çocukların mekan algısını gözlemlemek ve değerlendirmek amacıyla sınıf içinde bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada; tezde belirtilen ölçütlere göre Eskişehir'de seçilmiş olan dört farklı ilkokulda, ikinci ve üçüncü sınıf düzeyindeki çocuklardan okullarını resimler yoluyla anlatmaları istenmiştir. Çocukların resimleri üzerinden yapılan çalışma, ilkokul mekanlarının, onların algı süreçlerindeki karşılıklarını değerlendirmeyi amaçlar. Sonuç olarak ilkokul mekanlarının, çocuğun gelişiminde ve tüm yaşamında kalıcı etkileri olduğu vurgulanmış, tasarımcıların ve bu alanda çalışan kişilerin konu üzerine farkındalığını arttırmak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: İlkokul Mekanları, İlkokul Çevreleri, Çocuk ve Okul, Çocuğun Mekan Algısı, Çocuk Gelişimi ve Okul, Mekan Psikolojisi, Çevresel Psikoloji.
Çizgi filmlerde değer yüklü mesajlarda içerik analizi: Şeker Hoca ve Yusuf'un Dünyası örneği
Genelde televizyonun özelde ise çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri pek çok farklı disiplin tarafından araştırılan önemli araştırma konularından birisidir. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla birlikte gerek youtube gerekse televizyon kanallarının internet siteleri üzerinden çizgi filmlerin hem canlı olarak hem de eski bölümlerinin izlenebiliyor olması görsel yayınların varlığının ve çocuklar üzerindeki etkisinin televizyondan bağımsız olarak ve daha güçlü bir şekilde etkisini göstermesine neden olmaktadır. Bu çalışmamız bir kültür yayıncılığı yapan Diyanet TV kanalında yer alan çizgi filmlerin değerler açısından içerik analizlerinin yapılması açısından önem arz etmektedir. Elde edilen sonuçlar ayrıca Diyanet TV yetkililerine ulaştırılarak yapılan çalışmanın teorik alandan uygulama sahasına aktarılması açısından da önem arz etmektedir. Biz bu çalışmada Diyanet TV kanalında yayınlanan çizgi filmlerin değerler açsından analizini yapacağız Çalışmamız teorik ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısımda çalışmamızla ilgili literatür taraması yapılarak kavramsal ve teorik çerçeve oluşturulmaya çalışmıştır. Uygulama kısmında ise nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizini kullandık. Bu amaçla belirlediğimiz çizgi filmlerin ilk on bölümü izlenerek görsel veri analizi yapılmıştır. Bu yöntemi kullanmamızın nedeni araştırmanın doğasına en uygun yöntem olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yöntemle çizgi filmlerin ayrıntılı çözümlemesi ve elde ettiğimiz bulguların kategorileri kolaylıkla yapılabilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çizgi Film, Değerler, Çocuk, Gelişim Dönemleri, Ahlak.
0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeyleri
Sıfır-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişim dönemlerine ilişkin doğru bilgi sahibi olması; çocuklarının sağlıklı büyüme ve gelişmesini takip edebilmesi, var olan veya gelişebilecek sorunları erken belirleyebilmesi, annelik rolüne uyumu daha kolay sağlaması ve çocuk sahibi olmanın sebep olduğu anksiyeteyi kontrol edilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan bu çalışmada 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olan bu çalışma, Şubat 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde bulunan eğitim araştırma hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve yaşları 0-36 ay arasında çocuğu olan 139 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Anne ve çocuk bilgi formu", "Ailelerin Gelişim Bilgisi Ölçeği (AGBÖ)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi ve Mann-Whitney U testi, bağımsız üç ve daha fazla grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek yönlü ANOVA testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi Spearman Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamındaki annelerin çocuklarının %60,4'ü erkek, yaş ortalaması 22,41±10,13 ay idi. Annelerin AGBÖ puan ortalamasının 20,07±6,37, çocuk gelişimiyle ilgili bilgilerinin orta düzeyde olduğu, BAÖ puan ortalamasının 11,31±9,46 ve anksiyetelerinin hafif düzeyde olduğu saptanmıştır. Annelerin; yaş, gelir durumu, aile tipi, planlı gebelik durumuna göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05), öğrenim durumları, çalışma durumları ve sahip oldukları çocuk sayılarına göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Annelerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark ile çocukların bazı tanımlayıcı özelliklerine göre annelerin AGBÖ ve BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Annelerin AGBÖ ile BAÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir (r=-0,082, p>0,05). Sonuç olarak 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgilerinin orta düzeyde olduğu ve hafif düzeyde anksiyetelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesinin takibi ile primer olarak anneler ilgilendiğinden, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin tam ya da tama yakın bir bilgi düzeyine sahip olması beklenmektedir. Bu çalışmada annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgileri beklenilen düzeyde olmadığından, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi düzeylerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılması için çocuk hemşireleri tarafından bireysel ve toplu eğitim programları ile bilgilendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anksiyete, anne, bilgi düzeyi, büyüme-gelişme, çocuk hemşiresi
7 - 8 yaş grubu kız ve erkek çocukların psikomotor gelişim düzeylerinin TGMD-2 testine göre araştırılması
Bu çalışmanın amacı; Bitlis İli Tatvan İlçesi örneğindeki yedi ve sekiz yaş grubu kız ve erkek çocukların motor gelişim düzeylerinin araştırılmasıdır.Araştırmaya Bitlis İli Tatvan İlçesi, İlköğretim I. Kademe öğrencilerinden Karşıyaka İlköğretim Okulundan yedi yaş grubunda 40 (20 kız-20 erkek), sekiz yaş grubunda 40 (20 kız-20 erkek) olmak üzere 80 öğrenci denek olarak katıldı. Çalışmaya katılan çocuklara TGMD-II testine uygulandı. TGMD-II de alt testler olarak; temel lokomotor beceriler (koşu, gallop, sek sek, sıçrama, durarak uzun atlama, kayma,) ve obje kontrol becerileri (durarak top sürme, sopayla vurma, yakalama, topa ayakla vurma, bel seviyesi üzerinde atış, bel seviyesi altından atış) ölçüldü. Ölçümler tüm çocuklarda ikişer tekrar halinde uygulatılarak başarılı olduğu ve olmadığı beceriler belirlendi. Başarılı olduğu becerilere 1, başarısız olduklarına ise 0 puan verilerek beceriye ait toplam başarı durumu belirlendi. Verilerin çözümlenmesinde Windows için SPSS 17 istatistik paket programı kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için ? =0.05 önemlilik düzeyinde çift yönlü çift yönlü varyans analizi testi uygulandı.Test sonuçları TGMD-II Lokomotor alt test puanları, Obje kontrol alt test puanları ve TGMD-II toplam puanları bakımlarından; 7 yaş grubunda kız ve erkek çocuklar arasında (p<0,05), 8 yaş grubunda kız ve erkek çocuklar arasında (p<0,05), 7 yaş grubuyla 8 yaş grubu arasında (p<0,05) farklar olduğunu gösterdi. Bilimsel çalışmalarda yaygın olarak kullanılan TGMD II testi uygulanarak bir yandan Türk çocukları için normların oluşmasında katkı sağlanırken, diğer yandan öğrenciler arasında cinsiyete bağlı olarak temel motor özelliklerin gelişmesi gözlenebilecektir.Anahtar Kelimeler: Motor Test, TGMD-II, Çocuk Gelişimi
Sınıf öğretmenlerinin, çocukların gelişimine ilişkin eğitsel rolleri ile ilgili aileden beklentileri
Çocuğun gelişiminde en etkin rolleri üstlenen aile ve öğretmen arasındaki beklentilerin belirlenmesi, ailenin evde yapabileceği faaliyetleri öğrenebilmesi açısından önemlidir. Sınıf öğretmenlerinin, çocukların gelişimine ilişkin eğitsel rolleri ile ilgili aileden beklentilerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırma, nitel ve nicel verileri içeren Betimsel Yöntem ve İlişkisel Tarama Modeline göre desenlenmiş bir araştırmadır. İzmir ili merkez ilçeleri olan evreni temsil etmek üzere Basit Tesadüfi Yöntem ile seçilen öğretmenlerden 306 öğretmen ve yine bu öğretmenler arasından Amaçlı Örneklem Metodu kullanılarak seçilen 14 öğretmen araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanması için araştırmacı tarafından geliştirilen ''Aile Beklenti Ölçeği'' kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliği için faktör analizi yapılmıştır. KMO ve Bartlett's Testi sonucu 0,832 bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa Testi yapılarak sonucu 0,838 bulunmuştur. Bulgular ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir. Araştırmanın nitel verileri içinse araştırmacı tarafından geliştirilen ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanılmıştır. Araştırmanın alt problemlerine yanıt bulmak amacıyla yüzde, frekans, standart sapma, ortalama, Anova, t testi, Games-Howell çoklu karşılaştırma testi gibi istatistik tekniklerinden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizi Betimsel Analiz yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, öğretmenlerin ailelerden beklentilerinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Aileden beklentilerin, bazı tanımlayıcı verilere göre anlamlı farklılıkları bulunmuştur. Araştırmaya katılan öğretmenlerin % 80'i aile eğitimi ile ilgili bir eğitime katılmak istemektedir. Ayrıca öğretmenlerin %73'ü Ailenin Eğitimine dair bir eğitim almadıkları belirlenmiştir. En fazla madde ortalaması değeri olan beklentiler; "Öğretmene güvenip, gereken değeri vermelerini beklerim" ve "Çocuklarını zararlı alışkanlıklardan korumalarını beklerim" maddeleridir. Araştırmanın nitel verilerinin analizinde, öğretmenlerin daha çok sosyal ve duygusal gelişim özelliklerine göre beklentilerinin yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel verilerinde, nicel verileri destekleyici bulgular olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocuk gelişimi, aile eğitimi, öğretmen beklentisi
Okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48 - 60 ve 61 - 72 ay grubu çocukların görsel algı gelişim düzeylerinin incelenmesi: İstanbul örneği
Bu çalışma da, Okul Öncesi eğitim kurumlarına devam eden 48-60 ve 61-72 ay grubu çocukların görsel algı gelişim düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tarama modeline göre tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ili ilçe merkezlerinde, 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet 200, özel 200 olmak üzere toplam 400okul öncesi öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilerin görsel algı gelişim düzeylerini belirlemek üzere Dr. Marianna Frostig tarafından geliştirilmiş Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi uygulanmıştır. Frostig Görsel Gelişimsel Algı Testinde görsel algı becerileri, el-göz koordinasyonu,şekil-zemin algısı, şekil sabitliği algısı ,mekânda konum algısı ve mekânsa l ilişkiler algısı başlıkları altında incelenmiş ve çocukların ilkokula hazır bulunurluk düzeyleri belirlenmiştir. Frostig görsel algı gelişim testi sonucunda, 48-60 ay yaş gurubu çocukların görsel algı gelişim düzeyinin 61-72 ay gurubu çocukların görsel algı gelişim düzeyinden anlamlı derecede düşük çıktığı gözlenmiştir. Günümüzde okula başlama yaşının da geriye alındığı düşünüldüğünde okula erken başlayan çocukların okula tam anlamıyla hazır olmadıkları sonucuna ulaşılabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Okul Öncesi dönemde görsel algı becerilerinin kendiliğinden gelişmesini beklemek yerine, bu becerileri destekleyici programların uygulanmasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Frostig Görsel Algı, Okul Öncesi.
60 - 72 ay arasındaki okul öncesi dönem çocuklarının aile algılarının incelenmesi üzerine bir durum çalışması
60-72 ay arasındaki okul öncesi dönem çocuklarının aile algılarının incelenmesi üzerine bir durum çalışması Okul öncesi dönemde çocukların çevrelerini keşfetme sürecindeki en yakın kurum ailedir. Bu küçük birim, temel alışkanlıkların kazanıldığı ve öğrenmenin en yoğun olduğu bu dönemde çocuk için çok önemlidir. Bu nedenle çocukların aile algılarının bilinmesi, sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmelerinde faydalı olacak etmenlerden biridir. Bu araştırmada, 60-72 aylık okul öncesi dönem çocuklarının ailelerine ilişkin düşünce ve algılarının; cinsiyet, kardeş durumu, anne-baba eğitim seviyesi, aile yapısı ve okul öncesi eğitim kurumundaki yılına göre nasıl farklılaştığı, çizimler ve çizimlere yüklenen anlamlar arasındaki ilişkiler ortaya konmaya çalışılarak incelenmiştir. Araştırma nitel bir araştırma olup durum çalışması yöntemi ile yapılmıştır. Çalışmanın çalışma grubu 2014-2015 eğitim öğretim yılında Trabzon'da 3 okul öncesi eğitim kurumunda öğrenim görmekte olan 40 çocuk oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, anne-baba-çocuk ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler ve çocuklara çizdirilen aile konulu resimler ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde, kız çocuklarının erkek çocuklarına göre, kardeşi olmayan çocukların kardeşi olan çocuklara göre, anne-baba eğitim seviyesi yüksek ve ortaöğretim olan çocukların anne-baba eğitim seviyesi ilköğretim olan çocuklara göre, tam aileye sahip çocukların parçalanmış aileye sahip çocuklara göre ve okul öncesi eğitim kurumunda 1. yılı olan çocukların 2 ve üzeri yılı olan çocuklara göre aile algılarının daha olumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Aile resmi, aile algısı, okul öncesi dönem.
Okulöncesi eğitim programları içinde oyunun çocuğun gelişimine olan etkileri
Ill ÖZET Okulöncesi dönemde oyunun çocuk gelişim üzerine etkilerini araştırmak üzere 50 anasınıfı öğretmeni ve 400 anasınıfı öğrenci velisi üzerinde yapmış olduğumuz çalışmalar oyunun çocuk gelişimi üzerine önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırmamızda öncelikli olarak konumuzla ilgili birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışıldı. Kaynaklardan ve yaptığımız anketlerin değerlendirilmesinden sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki okulöncesi dönemde oynatılan oyunlar bir program dahilinde ve alanında uzman kişiler tarafından oynatıldığı takdirde çocuk gelişiminde önemli etkilere sahiptir. Yaptığımız anket sonuçlan, okulöncesi dönemde oyunun çocuğun fiziksel, psiko- motor, duygusal, zihinsel ve dil gelişimine önemli etkiler olduğunu ortaya koymuştur. Okulöncesi dönemde çocukların gelişimi için oynatılan oyunlar bir süre dahilinde oynatılmalıdır. Oyun alanlarının temiz olmasına dikkat edilmelidir. Okulöncesi eğitim kurumlan araç ve gereç yönünden yeterli duruma getirilmelidir. Bu kurumlarda görev yapan öğretmenler alanında uzman kişiler olmalıdır. Oynatılacak oyunlar öğretmen tarafından önceden tespit edilmeli ve gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Bilindiği gibi okulöncesi eğitim dönemi doğumdan yani 0 aylıktan 72 aylığa kadar olan çocuklan kapsar. Bu dönem üç ayn dönemden oluşur. Biz bu dönemlerden 4-6 yaş arasım araştırma konusu yaptık. Okul öncesi çocuklan için oyun beslenme kadar önem taşımaktadır. Bu çağda çocuğa yaptınlacak oyun etkinlikleri, çocuğu sıkmadan oynatılmalıdır. Seçilen oyunlar, güç, karmaşık, yorucu, fazla kurallı ve gereğinden çok ciddiyet isteyen oyunlar olmamalıdır. Okul öncesi eğitim kurumlan, çocuklann sözel faaliyetlerine önem veren ve onlara hareket imkani hazırlayan kurumlar olmalıdırlar. Bu kurumlarda renk, sayı ve kavramlar, çocuğun düşüncesine uygun bir biçimde somuta indirgenerek verilir. Parmak boya ve resim faaliyeti, su oyunu, kum oyunu, ritmik cimnastik, bloklarla oynama önde gelen oyun dizileri arasında sayılabilir. Çocuk, en iyi ve örgütlü oyun ortamını okulöncesi eğitim kurumunda bulur.IV Araştırmalar, okulöncesi kurumda eğitim görerek ilkokula başlayan çocukların bu eğitimi göremeyenlere oranla daha katılımcı, girişken ve uyumlu olduğunu göstermektedir. Böylelikle okulöncesi eğitimin önemli katkısı özellikle çocuk ilköğretime başladığı zaman kendini göstermektedir. Okulöncesi eğitim kurumu, çocuğu barındıran değil eğiten bir kurum olmalıdır. Amaç, annenin yokluğunda zamam geçirmek değil, çocuğun okulöncesi eğitim programından yararlanmasını sağlamaktır. tşte bu nedenlerden dolayı, annesi çalışsın ya da çalışmasın her çocuğun temel eğitim kapsamında okulöncesi eğitime ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir gelişim için 4-6 yaş arası, bir okulöncesi eğitim kurumunda eğitim gereklidir. Dileğimiz okulöncesi eğitimin yurt çapında yaygınlaştırılması ve zorunlu eğitim kapsamına alınmasıdır.
3-6 yaş çocuklarına uygulanan disiplin yöntemleri
Bu araştırına Adana II Merkezinde yasayan iki farklı sosyo kültürel düzeydeki ailelerin 3-6 yas çocuklarının eğitiminde uyguladıkları disiplin yöntemlerini tanımak ve bu yöntemlerin uygulanmasını etkileyebilecek ailesel, ekonomik, kültürel etmenler araştırmak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Araştırmaya Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen 100 ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen 100 olmak üzere toplam 200 ebeveyn ile görüşülmüştür. Genel olarak olumsuz disiplin yöntemlerini anneler babalardan daha fazla kullanmaktadır; Dayak atan annelerin yüzdesi $36.3 iken. babaların yüzdesi %25'tir. Yine annelerin %12.5'i, babaların ise %5'i çocuklarını sözle hor görmektedir. Annelerin %21.9'u çocuklarını korkuturken, babaların £75 'i çocuklarını korkutmaktadır. Annelerin çocuklarını küçümseme oranı SKL1.3 iken, babaların %5'tir. Annelerin %11.3'ü çocuklarına beddua ederken, babaların yalnızca %5'i beddua etmektedir. Annelerin %22.5'i çocuklarına küsmeyi bir disiplin yöntemi olarak uygularken, babalarda bu oran %5'tir. Annelerin %13.8'ine karşılık babaların £75" i çocuklarına aldırmaz şekilde davranmakta, tek basına odaya bırakma oranı ise annelerde %13.8. babalarda %7.5'tir. Sözel disiplin yöntemlerinden azarlama, küsüp konuşmama, sevdiği şeyden mahrum etme. konuşarak hatasını kabul ettirme, tek basına odaya bırakma ve gözardı etme genellikle çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen, eğitim düzeyi yüksek, az çocuklu çocuklar, planlanmış olan, anlaşarak evlenen, kendilerini orta ve üstü ekonomik grupta hisseden aileler tarafından daha çok uygul anmaktadır. Dayak, sevgiyi esirgeme, beddua etme, korkutma yöntemleri de. Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen, eğitim düzeyi düşük, çok çocuklu, görücü usulüyle evlenen, çocukları planlanmayan, fakir aileler tarafından daha fazla kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk. Çocuk Gelişimi, Çocuk istismarı. Çocuk Eğitimi. Disiplin.
Alışveriş merkezlerinde bulunan oyun alanlarının çocukların gelişim alanlarına uygunluğunun incelenmesi: Çankırı ili örneği
Oyun, çocukluk döneminde eğlenceyi ve eğitimi birleştiren bir aktivite olarak karşımıza çıkmaktadır. Oyunlar çocuklarda mutlu anları oluşturmanın yanı sıra arkadaş ilişkilerinin kurulmasını ve bu ilişkileri sürdürebilme becerilerini de desteklemektedir. Alışveriş merkezlerinde bulunan oyun alanlarının çocukların oyun seçimlerini, yaratıcılığını, oyundaki kültürel unsurları, oyun aracılığı ile aktarılan olumlu ve olumsuz kazanımları ve tüm bunların çocukların gelişimsel dönemine uygunluğunun değerlendirilmesi çalışma konusudur. Bu çalışmada amaç ise oyun alanlarının yaş özelliklerine uygunluğunun ortaya konulmasıdır. Araştırmanın ana evrenini Türkiye'deki alışveriş merkezlerindeki oyun alanları oluştururken, çalışma grubunu ise Çankırı İli merkezindeki alışveriş merkezlerindeki oyun alanları oluşturmaktadır. Çankırı ilindeki alışveriş merkezleri ulaşılabilir olduğu için araştırmanın evreni aynı zamanda çalışma grubunu da oluşturmaktadır. Çalışmada kullanılan veri toplama aracı araştırmacı tarafından geliştirilmiştir ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk kısımda oyun alanı hakkında genel bilgiler yer alırken ikinci kısımda ise oyunların kapsamı incelenmektedir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup veriler betimsel analiz ile değerlendirilmiştir. Betimsel analiz, çeşitli veri toplama teknikleri ile elde edilmiş verilerin daha önceden belirlenmiş temalara göre özetlenmesi ve yorumlanmasını içermektedir (Yıldırım ve Şimşek, 2018). Araştırma sonucunda Çankırı'da bulunan iki oyun alanındaki materyallerin bilişsel gelişimi, fiziksel gelişimi, kas motor gelişimini, sosyal gelişimi, dil gelişimini, duyuşsal gelişimi desteklediği görülmüştür.
Okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin çocuklarının oyunlarına katılımları ile çocukların gelişim düzeylerinin incelenmesi
Araştırmada 3-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin çocuklarının oyunlarına katılımları ile çocukların gelişim düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Çankırı'da ikamet eden 237 çocuk ve 328 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırma verileri "Aile-Çocuk Bilgi Formu", "Oyuna Katılım Ölçeği" ve "Denver II Gelişim Tarama Testi" ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda annelerin çocuklarının oyunlarına katılımı ile çocuğun doğum sırası, annenin yaşı, annenin eğitim durumu, annenin çocuğuyla günlük oyun oynama süresi, annenin oyunun çocuğun gelişimine katkı sağladığını düşünmesi, annenin çocuğuyla özgün oyun tasarlaması ve ailenin gelir düzeyi arasında, babaların çocuklarının oyunlarına katılımı ile sahip olunan çocuk sayısı, çocuğun doğum sırası, babanın yaşı ve babanın çocuğuyla günlük oyun oynama süresi arasında, çocukların gelişim düzeyleri ile anne-babanın yaşı, anne-babanın eğitim durumu, annenin çalışma durumu, annenin oyunun çocuğun gelişimine katkı sağladığını düşünmesi, annenin çocuğuyla özgün oyun tasarlaması ve ailenin gelir düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Ayrıca ebeveynlerin çocuklarının oyunlarına katılımları ile çocukların gelişimleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu, ebeveynlerin çocuklarının oyunlarına katılımlarının çocukların gelişim düzeyini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Normal gelişim gösteren çocukların özel gereksinimli akranlarına yönelik tutumları ve zorbalık düzeylerinin incelenmesi
Özel gereksinimli çocuklar gelişimsel özelliklerinden dolayı topluma uyum sağlamakta ve akranlarıyla iletişim kurmakta zorlanabilmektedirler. Bu süreçte normal gelişim gösteren çocukların özel gereksinimli akranlarına yönelik tutumları önemli rol oynamaktadır. Normal gelişim gösteren çocukların özel gereksinimli akranlarına yönelik tutumlarını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden birisin de normal gelişim gösteren çocukların zorbalık düzeylerinin olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı, normal gelişim gösteren ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin, özel gereksinimli akranlarına yönelik tutumlarının ve zorbalık düzeylerinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini, Çankırı il merkezinde bulunan MEB'e bağlı ortaokullara devam eden sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise basit rastgele yöntem ile seçilen beş ortaokulda öğrenim gören toplam 365 (230 kız ve 135 erkek) sekinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin analizinde, Mann Whitney-U Testi, Kruskal Wallis-H Testi ve Spearman Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Akran Zorbalığı Ölçeğinin zorba alt boyutu ile değişkenler arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>.05), kurban alt boyutu ile anne eğitim durumu ve aile yapısı değişkenleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Chedoke-Mcmaster Engelli Çocuklara Yönelik Tutumlar Ölçeğinin acıma alt boyutu ile cinsiyet, baba eğitim durumu, aile yapısı, ailede özel gereksinimli birey olma durumu, özel gereksinimli arkadaşa sahip olma değişkeni arasında, kaçınma alt boyutu ile çevrede özel gereksinimli birey olma durumu değişkeni arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<.05). Chedoke-Mcmaster Engelli Çocuklara Yönelik Tutumlar Ölçeği'nin zorbalık alt boyutu ile Akran Zorbalığı Ölçeği'nin etkileşim ve kabullenme, kaçınma ve benzer olma alt boyutları arasında negatif yönde bir ilişkiye rastlanmıştır. Yine Chedoke-Mcmaster Engelli Çocuklara Yönelik Tutumlar Ölçeği'nin kurban alt boyutu ile Akran Zorbalığı Ölçeği'nin kaçınma ve benzer olma alt boyutları arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2013 Okul Öncesi Eğitim Programının cinsel eğitim bağlamında kazanım/göstergeler ve öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Erken çocukluk eğitimi gelişim açısından oldukça önemlidir. Erken çocuklukta cinsel eğitim çocukların kendilerini keşfetmelerine ve ifade etmelerine, sağlıklı bir benlik algısı ve kimlik gelişimine, duygudaşlık yapabilmelerine ve olumlu sosyal ilişkiler geliştirmelerine katkı sağlamaktadır. Cinsel eğitim, topluma saygı duyan, farkındalığı yüksek, insan haklarına saygılı, başkalarını ve kendini koruyabilen bireylerin yetişmesinde önemli rol oynamaktadır. Günümüzde okul öncesi dönemde rehber olarak kullanılan MEB (2013) Okul Öncesi Eğitim Programında cinsel gelişim alanının yer almaması dikkat çekmektedir. Bu araştırmada, okul öncesi eğitim öğretmenlerinin, okul öncesi dönemdeki cinsel eğitimi nasıl değerlendirdikleri, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) 2013 Okul Öncesi Eğitim Programının cinsel eğitime uygunluğu ve kazanım-göstergelerin cinsel eğitimi kapsama durumunun öğretmen görüşlerine dayalı olarak araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseniyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Manisa ilinde okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan 15 öğretmenle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme sırasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada, okul öncesi eğitimi öğretmenlerine rehber olan MEB 2013 okul öncesi eğitim programında yer alan bilişsel alan, sosyal-duygusal alan ve öz bakım alanlarındaki kazanım-göstergelerin cinsel eğitime uygun olduğu, motor alandaki kazanım-göstergelerin ilgili olmadığı değerlendirilmiştir. Programdaki gelişim alanlarına bakıldığında cinsel gelişimin açık bir şekilde bulunmadığı ve kazanım-göstergelere bakıldığında ise cinsel eğitimi açık bir şekilde kapsamadığı görülmüştür. Bu durumun cinsel eğitimi planlama ve uygulama noktasında eksikliklere neden olabileceğini göstermektedir. Programdaki eksikliklerin giderilmesi ve programda açık bir şekilde cinsel gelişimin/cinsel eğitimin yer almasının çocukların gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Dönem, Eğitim, Eğitim Programı, Okul Öncesi Eğitim, Cinsel Eğitim, Cinsel Gelişim.
Okul öncesi öğrencilerinin oyuncak tercihleri ve gelişim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48-72 aylık çocukların oyuncak tercihleri ve gelişim düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim- öğretim yılında Gaziantep ili Şehitkamil ilçe merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bağımsız bir anaokulunda eğitim gören amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiş 10 öğrenci ve seçkisiz olarak belirlenen 116 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak "Kişisel Bilgi Formu", araştırmacı tarafından oluşturulan "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu", "Oyuncak Tercihi Formu" ve "Gelişim İzleme Formu ve Gelişim Belirleme Formu" kullanılmıştır. Araştırma da hem nitel hem nicel deseninin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sürecinde nitel veriler kategorik içerik analizi ile; nicel veriler ise parametrik olmayan Friedman Testi ve parametrik testlerden Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) Testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda çocukların oyuncak tercihleri ve gelişim düzeyleri arasında anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Bu durum çocukların oynadığı oyuncakların, gelişim düzeyinin artmasında etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gelişim Düzeyi, Okul Öncesi Eğitim, Oyuncak Tercihi
Okul öncesi eğitim çağında konargöçer yörük Türkmen çocukların gelişimsel ve eğitimsel refahlarının ekokültürel teori bakış açısıyla incelenmesi
Bu araştırma, okul öncesi eğitim çağında konargöçer Yörük Türkmen çocukların gelişimsel ve eğitimsel refahlarında aile yapısının nasıl bir rolü olduğunu, kültürel toplulukta çocukların gelişimsel refahlarına yönelik bakım uygulamaları ve bu uygulamaları etkileyen faktörlerin neler olduğunu çocukların günlük yaşama katılımları, informal ve formal eğitim süreçlerinin nasıl olduğunun, nelerden etkilendiğinin ve tüm bu sürecin nasıl geliştiğinin ekokültürel teori bakış açısıyla incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden etnografi kullanılarak yürütülen bu çalışmanın katılımcılarını, 2017-2018 eğitim öğretim yılında, Mersin ilinin Silifke ve Gülnar ilçelerindeki MEB'e bağlı iki ilkokulun bünyesindeki okul öncesi eğitim sınıfına devam eden dört konargöçer Yörük Türkmen çocuk, onlara bakım verme sorumluluğu olan oba üyeleri ve çocukların öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında gözlem, görüşme, araştırmacı günlüğü ve etnografik fotoğraf kullanılmıştır. Çocukların her biri okul ve oba bağlamlarında, bakım verenleri, öğretmenleri ve akranlarıyla ilişkileri açısından 25 Eylül 2017- 27 Mayıs 2018 tarihleri arasında gözlemlenmiştir. Ayrıca çocuklarla, onlara bakım verme sorumluluğu üstlenen kişilerle ve öğretmenleriyle de yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme soruları ve gözlem planlamaları, ekokültürel aile görüşmeleri (Ecocultural Family Interview) formu temelinde hazırlanmıştır. Araştırma sürecinde araştırmacı tarafından her günün sonunda araştırmacı günlüğü tutulmuştur. Araştırmacı günlüğü, çocukların ev ve okul bağlamında gelişimsel ve eğitimsel refahlarına yönelik olarak uygulamaları ve bu uygulamalar sürecinde yaşanan etkileşimlerin ekokültürel niş çevresinde kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Tüm bu sürecin görsel olarak desteklenmesi ve değerlendirilebilmesi amacıyla araştırma sürecinde etnografik fotoğraflama yoluyla görsel kayıtlar alınmıştır. Araştırmada tüm veri toplama araçlarından elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz ve içerik analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları ekokültürel teori temelinde tartışılmıştır. Bu bağlamda konargöçer Yörük Türkmen çocukların gelişimleri ve eğitimlerinde, konargöçer yaşama bağlı ekokültürel niş'inin belirleyici olduğu sonucuna varılmıştır. Obaların geçim kaynakları olan dağ hayvancılığı ve buna bağlı iş yükü, konargöçer Yörük Türkmen obalarında geniş aile yapısı ve mekanik dayanışma şeklini zorunlu kılmıştır. Toplulukta, aile yapısı ve mekanik dayanışma şekli kollektifliği desteklemekte ve bu kollektif anlayışsa çocukların gelişimsel refahlarına yönelik bakım uygulamaları ve bu uygulamalarda rol ve sorumlulukların dağılımında etkili olmaktadır. Çocuklara yönelik bakım uygulamalarında, çocukların topluluk içinde erken yaşlarda işlevsel bir üye olarak katılımı hedeflenmektedir. Çocukların gelişimine yönelik bu hedef ve beklentiler, çocukların hem topluluğun hem kendi refahını sağlama da aktif rol almaları yönündedir. Bu durum konargöçer Yörük Türkmen kültüründe, çocuğun kültürel ve ekonomik değerinin olduğu kanısını uyandırmıştır. Genel olarak bakıldığında konargöçer yaşam biçiminin çocukların gelişimsel refahları üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır. Çocukların genel olarak kendi topluluklarında ve oba bağlamında mutlu, sağlıklı bir gelişim içinde oldukları, ancak bağlam dışına çıktıklarında özellikle sosyal gelişim açısından sorunlarla karşılaştıkları görülmüştür. Çocukların eğitimsel refahı incelendiğinde ise topluluğun geçmişten günümüze var olan eğitime erişim, eğitimin sürekliliği ile ilgili sorunların devam ettiği görülmüştür. Konargöçer Yörük Türkmen topluluklarında çocukların eğitimsel refahında, konargöçer yaşam biçimi, bakım verenlerin eğitim durumları ve eğitimde önceliklerinin informal eğitimden yana olması gibi faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra topluluğun sosyal görünürlüğünün düşük olması ve ülkemizin hizmet öncesi ve hizmet içi öğretmen yetiştirme programlarının, eğitim ve öğretim programlarının, eğitim politikalarında kültüre duyarlılık noktasında yenilenmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk gelişimi ve eğitimi, kültürel psikoloji, çocukluk refahı, etnografi, Konargöçer Yörük Türkmen, ekokültürel teori
Naglieri sözel olmayan zeka testinin (Nnat-ı), 5-9 yaş örneklemi norm ve standardizasyon çalışması
Bu araştırmada, Jack Naglieri tarafından geliştirilen Naglieri Sözel Olmayan Zeka Testinin (NNAT-I); 5-9 yaş grubu çocuklar için sınanması ve bu aracın psikometrik özelliklerinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırma genel tarama modelinde düzenlenmiştir. İlçelerin sosyoekonomik gelişmişlik sıralaması baz alınarak her sosyoekonomik gelişmişlik bölgesinden 1 ilçe seçkisiz atama ile seçilmiştir. Çalışma 4 farklı sosyoekonomik gelişmişlik bölgesinden toplam 753 çocuk ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında; Naglieri Sözel Olmayan Zeka Testi (NNAT-I), Sözel Olmayan Zeka Testi -3 (TONI-3), Renkli Progresif Matrisler Testi (RPM) ve Denver II Gelişimsel Tarama Testi kullanılmıştır. NNAT-I güvenirlik analizlerinde Cronbach alfa güvenirliği, test-tekrar test güvenirliği ve paralel form güvenirliği hesaplanmıştır. Geçerlik analizleri için NNAT-I ile TONI-3 ve RPM testleri arasında ilişki düzeyi Pearson Momentler Çarpımı formülüyle saptanmıştır. NNAT-I ile Denver II gelişimsel tarama testi arasında fark olup olmadığı anova testi ile hesaplanmıştır. NNAT-I, 0,88 ortalama güvenilirlik katsayısı ile yüksek güvenilirliğe sahip olduğu bulunmuştur. NNAT-I'ın A formu ile B formu arasında (r=0,93) ve test tekrar test analizlerinde (0,87, 0,88) yüksek korelasyon bulunmuştur. NNAT-I puanları ile sınıf düzeyi ve yaş grubu arasında anlamlı bir fark bulunduğu belirlenirken, cinsiyet göre anlamlı bir fark bulunmamıştır. NNAT-I ve RPM arasında yüksek düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki (r=0,84, p<0,01), NNAT-I ve TONI-3 arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki (r=0,52, p<0,01) olduğu saptanmıştır. NNAT puanlarında gözlenen varyansın yaklaşık %13'ünün gelişimsel değerlendirme sonuçları ile bağlılık gösterdiği saptanmıştır. Bulgular, NNAT-I'ın psikometrik olarak genel zihinsel yeteneği ölçmede ve muhakeme becerilerini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir zeka testi olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: NNAT-I, Norm, Standardizasyon.
3-6 yaş arası gelişim geriliği olan çocukların annelerinin suçluluk utanç düzeyleri ve yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, gelişim geriliği olan çocuklara sahip annelerin yaşam doyum düzeyleri ile suçluluk utanç düzeylerinin ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Adana ilinde yaşayan 3-6 yaş arası gelişim geriliği olan çocuğa sahip 121 anne ve sağlıklı çocuğa sahip 60 anne ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Yaşam Doyum Ölçeği, Suçluluk ve Utanç Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; suçluluk ile utanç düzeyi arasında orta derecede pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0.671, p<0.01). Suçluluk ile yaşam doyum düzeyi arasında ve utanç ile yaşam doyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, annelerin yaşam doyum puanları (t=-12.628, p<0.01), suçluluk (t=7.838, p<0.01) ve utanç puanları (t=8.841, p<0.01) gelişim geriliği olan çocuğa sahip olup olmama durumuna göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. İleride daha büyük örneklemler ile araştırmanın tekrarlanması ve suçluluk utanç ve yaşam doyum düzeyleri arasında ilişki olup olmadığının irdelenmesi önerilir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde (Diyarbakır-Şanlıurfa-Mardin) görev yapan aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Malnütrisyon; nütrisyonel yetersizliğe bağlı, önlenebilen veya tedavi edilebilen, normal vücut kompozisyonundaki değişiklikler olarak tanımlanmaktadır. Sıfır-beş yaş çocuklarda anne sütü alırken ve anne sütü sonrası ek gıda alırken besin kaynaklarına yeteri kadar erişememe ve günlük enerji ihtiyacının karşılanamaması, beslenme yetersizliği olarak da bilinen malnütrisyona yol açmaktadır. Amacımız bu çalışma ile aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, sonrasında aile hekimliği çalışanlarına verilecek eğitim ile bilgi, tutum-davranış ve farkındalığın artırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, gerekli izinlerin alınmasının ardından Şubat 2020 tarihinde Şanlıurfa'da Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'dan katılan fikir liderleri eğitimi ve toplantısı ile başladı. Aile hekimliği çalışanları ile Mart 2020'de Şanlıurfa ve Mardin'de toplantılar yapıldı. Toplantılarda katılımcılara eğitim öncesi onamları alındıktan sonra Aile Hekimliği Çalışanları Malnutrisyon anketi uygulandı. Sosyodemografik bilgi anketi ve iowa ölçeği, 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlere hem çevrimiçi hem de yüz yüze görüşmelerle, çalışmamıza katılan aile hekimliği personeli tarafından uygulanmıştır. Toplanan veriler bilgisayara girilerek uygun istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 59'u hekim 15'i ebe hemşire olmak üzere 74 aile hekimliği çalışanı ile, 0-5 yaş arası çocuğu olan 314 ebeveyn katılmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının mesleklerinden ortalama memnuniyet düzeyleri 6,37±1,98 (min:1 max:10) saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarına göre kendi birimlerine bağlı nüfustaki 0-5 yaş çocuk grubundaki malnütrisyon tahmini ortalaması yüzde 8,07±8,90 olarak saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının % 79,7'si (n:59) şu anda bağlı oldukları kurumlarda herhangi bir zamanda en az bir defa da olsa 0-5 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon tespit ettikleri saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının yaşları arttıkça malnütrisyon saptama oranı artmaktadır (p=0,019). Malnütrisyon saptadığını belirten katılımcılar her bir çocuk hasta takip/muayenesi için daha fazla zaman ayırmaktadırlar. Malnütrisyon saptadıklarını belirten katılımcıların tahmini yüzdeleri gerçek verilere daha uygun olarak saptanmıştır. Malnütrisyon saptamak için herhangi bir yöntem kullandıklarını (özellikle persentil takibi) belirten aile hekimliği çalışanlarının malnütrisyon saptama oranı daha fazladır. Çalışmamızın ikinci kısmına katılan annelerin % 14'ü (n:44) okuryazar değil, % 41,1'i (n:129) ilköğretim mezunu, % 44,9'u (n:141) lise ve üzeri eğitime sahiptirler. Çocukların % 82,2'sinin (n:258) ilk bir saat içinde emzirildiği, % 86'sının (n:270) doğumdan hemen sonra ilk besin olarak anne sütü aldığı belirlendi ve % 48,7'sinin (n:153) normal doğumla dünyaya geldiği saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin bebek beslenmesi ile ilgili toplam tutum puanı ortalaması 64,01±7,14 (min:34, max:84) olarak saptanmıştır. Bebek beslenmesi tutum ölçeği puanına göre anne ve babaların eğitimi arttıkça emzirmeye eğilim artmaktadır (sırasıyla p<0,001, p=0,013). Ayrıca anne ve babaların çalışma durumlarına göre de anlamlı farklılık saptanmış olup memurların emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Ailelerin aylık gelir düzeyi arttıkça anne sütü ile beslenmeye yatkınlık artmaktadır (p<0,001). Ayrıca sezaryenle doğum yapan ebeveynlerin emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Malnütrisyon dünya çapında ve özellikle de çocuklar arasında süregelen önemli bir problemdir. Birinci basamak sağlık çalışanları beş yaş altı çocuklarla oldukça sık karşılaşmaktadırlar. Birinci basamak sağlık çalışanlarının, çocuklarda beslenme ve malnütrisyon konularına hakim olmaları ile bu yaş grubundaki malnütre çocukların erken tanı ve tedavisi yapılabilecektir. Çocukların sağlıklı gelişimleri için aile hekimliği çalışanlarının büyümenin izlemi ve anne sütü ile beslenme konusunda oldukça dikkatli ve ebeveynlere karşı oldukça eğitici olmak durumundadırlar. Ayrıca anne babaların eğitim düzeylerinin yükseltilmesinin bebek beslenmesine yönelik farkındalıklarını ve tutumlarını geliştireceği düşünülmektedir. Birinci basamakta aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, bebek beslenmesi ve malnütrisyon konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır.
Hemşirelik öğrencilerine 0-1 yaş bebeklik döneminde oyunun önemi ve oyuncak seçimi hakkında verilen eğitimin etkisi
Hemşirelerin, oyunun önemi ve oyuncak seçimi hakkında bilgi sahibi olması, bu bilgilerini çocuk ve çocuğun bakımından sorumlu bireylere, ailelere aktarabilmesi için önemlidir. Böylece, hem çocukların oyundan uygun şekilde faydalanması hem de çocukları oyuncak kazaları ve oyuncaklara bağlı enfeksiyonlardan korunması mümkün olabilecektir. Araştırma, hemşirelik öğrencilerine 0-1 yaş bebeklik döneminde oyunun önemi ve oyuncak seçimi hakkında verilen eğitimin etkisini incelemek amacıyla, yarı deneysel tipte, 10 Şubat-30 Mayıs 2020 tarihlerinde, Adana-Türkiye'de, yapıldı. Ç. Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik son sınıf 56 öğrencinin gönüllü katılımıyla uygulanan araştırmada; öğrencilerin sosyodemografik verileri ve 0-1 yaş bebeklik döneminde oyunun önemi ve oyuncak seçimi ile ilgili bilgi formuyla online olarak, ön test (ÖT) ve son test (ST) şeklinde uygulandı. Hazırlanan eğitim 0-1 yaş bebeklik döneminde oyunun önemi, oyunun gelişim alanlarına olan yararları, yaş gruplarına göre oyun/oyuncaklar, oyuncak hijyeni, oyuncak seçimi ve oyuncak güvenliği ve standartları konularında, 40 dakika olarak, video ve power point sunumuyla, online canlı olarak verildi. Hazırlanan eğitim materyali öğrencilere okuyabilmeleri için online olarak sisteme yüklendi. Öğrencilerin ön test/son test bilgi puanları (ÖTBP/STBP) açısından, ST lehine, istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (Z=-3.175; p=0.001). ÖTBP: 62.29±17.80, medyan 64 iyiydi ve STBP: 72.07±19.84 medyan 74) bulundu. Araştırmanın, hemşirelik öğrencilerine 0-1 yaş bebeklik döneminde oyunun önemi ve oyuncak seçimi hakkında verilen eğitimin bilgi puanları açısından etkisi vardır, H1 hipotezi kabul edildi.
İnfantil kolikli bebeklerde beslenme ve büyümenin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmada infantil kolik tanısı alan bebeklerde, aile ve bebeğin sosyodemografik özelliklerinin, anne ve bebeğin beslenme durumunun kontrol grubu bebeklerle karşılaştırılarak infantil kolik etiyolojisinde sosyodemografik özelliklerin ve beslenmenin etkisini değerlendirmek, infantil kolikli bebeklerde büyümenin normal popülasyona göre farkını araştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada yer alan bebeklerde infantil kolik tedavisinde uygulanan farklı tedavi yöntemlerindeki sıklığı değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Yenidoğan Polikliniği'ne Mart 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında başvuran 3 hafta – 6 aylık arası 247 bebek çalışma grubunu oluşturdu. Annelere uygulanan anket ile sosyodemografik özellikler, beslenme ve büyüme durumu sorgulanarak, yanıtlar ve bebeklerin klinik muayeneleri ROMA IV kriterlerine göre değerlendirilerek infantil kolik tanısı konuldu. Kriterleri sağlayan bebekler "İnfantil kolik" grubu, sağlamayanlar ise "kontrol" grubu olarak kabul edildi. Bebeklerin vücut ağırlığı, boy ve baş çevreleri ölçülüp persentilleri hesaplandı. İnfantil kolikli bebeklerle kontrol grubu arasında araştırılan parametreler açısından istatistiksel karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Çalışmada infantil kolik sıklığı % 65 olarak saptandı. Cinsiyetin, doğum ağırlığının, doğum boy ve baş çevresinin, doğum şeklinin, anne ve baba yaşının, gebelik ve doğum sayısının, aile tipinin, anne ve baba eğitim düzeyinin, anne ve babanın çalışma durumunun infantil kolik için risk faktörü olmadığı tespit edildi. Annenin sigara kullanımının, doğumdan sonra emzirme eğitimi alması ve biberon kullanımı ile infantil kolik arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Anne sütü başlama zamanı, kullanımı, annenin önceki doğumlarındaki emzirme öyküsü, mama ile beslenmesi, mama başlama zamanının, mama ile beslenme süresinin vitamin ve ilaç kullanımın, annenin diyetten bazı besinleri çıkarmasının infantil kolik sıklığı üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. İnfantil koliğin bebeklerin büyümesi üzerine istatiksel olarak anlamlı etkisi olmadığı saptanmıştır. Sonuç: Annelerin sigarayı bıraktırma yönünde bilinçlendirilmesi, doğum sonrası emzirme eğitimi ve desteğinin verilmesinin bebeklerdeki infantil kolik sıklığını azaltmada etkili olabileceği kanısına varılmıştır. İnfantil kolikli bebeklerde kullanılan ilaç ve davranışsal yaklaşımların etkinliğini karşılaştıran, daha fazla hastayı kapsayan randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmüştür.