İnsülin direnci

142 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitiligolu hastalarda serum adipokin düzeyleri (Leptin, adiponektin) ve insülin direncinin araştırılması

Amaç: Vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı düşünülmektedir. Son yıllarda, adipokin dengesindeki düzensizlik inflamasyon, metabolik sendrom ve takiben gelişen hastalıklar ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışma, vitiligo hastalarında metabolik sendrom (MetS) bileşenlerinin varlığını ve insülin direncini (IR) belirlemeyi ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca vitiligo hastalarında serum leptin, adiponektin, tümör nekroz faktörü-α (TNF-α) düzeylerinin belirlenmesi ve hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya Mustafa Kemal Üniversitesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran 37 vitiligo hastası (20 erkek, 17 kadın) ve 32 sağlıklı birey (16 erkek, 16 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcıların VKİ (vücut kitle indeksi) hesaplanarak, kan basıncı ve bel çevreleri ayrı ayrı ölçülmüştür. Serum HDL-kolesterol, trigliserid (TG), insülin, TNF- α, leptin ve adiponektin düzeyleri değerlendirilmiştir. IR, homeostatik model değerlendirmesi (HOMA) metodu ile belirlenmiştir. Bulgular: Vitiligo ve kontrol grupları arasında yaş, cinsiyet ve VKİ açısından anlamlı fark izlenmemiştir. Hasta grubunun %10,8'inde (n=4), kontrol grubunun %9,3'ünde (n=3) MetS saptanmıştır. MetS komponentleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Leptin (9,07±3,44) ve insülin (8,54±5,09) düzeyleri ve HOMA-IR (1,82±1,23) değerleri vitiligo hastalarında anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,004; p=0,041; p=0,041). Vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre adiponektin düzeyleri düşük ve TNF-α düzeyleri yüksek bulunmuş olmasına karşın iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (sırasıyla p=0,885; p=0,110). Hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile serum adipokin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Proinflamatuar etkili leptinin yüksek bulunması vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı hipotezini desteklemektedir. HOMA-IR değerlerinin ve leptin düzeylerinin her ikisinde de görülen yükseklik vitiligonun insülin direnci ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: adiponektin, insülin direnci, leptin, metabolik sendrom, tümör nekroz faktörü, vitiligo.

AdipokinlerAdiponektinLeptin+5
Ebru Okyay
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite

Diabet-gebelik sırasındaGebelikGlükoz tolerans testi+4
Senem Arda Düz
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotterdam, AES ve National Institutes of Health kriterlerine uyan PKOS'lu hastaların biyokimyasal değerlerinin ve insülin direncinin karşılaştırılması

Polikistik over sendromu (PKOS), amenore, polikistik overler, hirsutizm ve obezitenin birlikteliği olarak tanımlanmaktadır. PKOS üreme çağındaki kadınların yaklaşık %5-%10?inde görülmektedir. Patogenezinde, hiperinsülinemiyle beraber olan insülin direnci ve overlerde luteinizan hormona (LH) bağımlı androjen yapımının artışı anahtar rol oynamaktadır. PKOS tanı kriterleri günümüze kadar; National Institutes of Health (NIH) 1990, Rotterdam Consensus 2003, Androjen Excess Society (AES) ve PKOS society 2009 göre sınıflandırılmaktadır. Çalışmamızda Nisan 2011-Ağustos 2012 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Jinekoloji polikliniğine PKOS ön tanısıyla başvuran Androgen Excess Society (AES), Rotterdam, National Institutes of Health [NIH] kriterlerine uyan hastaların biyokimyasal değerlerini ve insülin direncini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamız retrospektif bir çalışmadır. Çalışmaya Rotterdam tanı kriterlerine göre PKOS tanısı olan kadınların (n=200), Androgen Excess Society (AES) tanı kriterlerine göre PKOS tanısılı olan kadınların (n=182), National Institutes of Health (NIH) tanı kriterlerine göre PKOS tanısı olan kadınların (n=180); antropometri, lipid profili, glukoz, insülin, oral glukoz tolerans testi (OGTT) ve hormon düzeyleri değerlendirildi. İnsülin direnci homeostatik modeli değerlendirmesi (HOMA-IR) kullanılarak hesaplandı. Gruplar arasında bel/kalça (p= 0,0001), LH/FSH (p= 0,041), AST (p= 0,035), DHEA-S ( p= 0,010), FG skorlamsı ( p= 0,007) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. İnsülin direnci (HOMA-IR ? 3.8) sıklığı sırasıyla grup1: %35, grup2: %33,0 ve grup3; %37,2 bulundu. Gruplar arasında insülin direncinin istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak; bu çalışmada Rotterdam-PKOS metabolik sendromunda, NIH-PKOS insülin direncinde ve AES-PKOS dislipidemide ön plana çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, Tanı kriterleri, İnsülin direnci, Biyokimyasal değerler, Hormon paneli, Dislipidemi, Metabolik sendrom

BiyokimyaDislipidemiHormonlar+4
Pınar Kırıcı
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsülı̇n dı̇rencı̇ olan obez 10-18 yaş arası hastalarda metformı̇n tedavı̇sı̇nı̇n etkı̇nlı̇ğı̇nı̇n gerı̇ye dönük ı̇ncelenmesı̇

Bu çalışmada, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalında 1 Ocak 2010 ve 30 Aralık 2019 tarihleri arasında izlenen ve insülin direnci (İR) nedeniyle metformin tedavisi alan 40 obez hastanın tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelenmiş ve metformin tedavisi alan obez hastaların başlangıçta, 6. ayda ve 1. yıldaki antropometrik ve metabolik parametreleri karşılaştırılmıştır. Olguların ortalama yaşı 13,60±1,47 yıl ve %60'ı kadın idi En sık başvuru yakınması %87,80 oranında ağırlık fazlalığı idi. Olguların tamamı pubertal dönemde idi. Çalışmada, 1 yıl metformin tedavisi kullanan hastalarda 6. ay ve 1. yıl vücut ağırlığı standart deviasyon skoru (SDS), vücut kitle indeksi (VKİ) ve VKİ SDS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) düşüş saptanmış ve ciddi bir yan etki gözlenmemiştir. Yine olguların 1. yıl açlık glukoz (p=0,009), açlık insülin (p=0,001), glikolize hemoglobin (HbA1c) (p=0,009), HOMA-IR (insülin direncinin homeostatik model değerlendirmesi) (p=0,001), insülin sensitivite indeksi (p=0,001) ve Quick indeksi (kantitatif insülin duyarlılığı kontrol indeksi) (p=0,005) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Metformin tedavisi ile birlikte yaşam tarzı değişikliği gözlenen grupta, yaşam tarzı değişikliği olmadan metformin kullanan gruba göre 1. yılda VKİ SDS (p=0,023), HOMA-IR (p=0,039), Quick indeksi (p=0,044) ve insülin sensitivite indeksinde (p=0,007) anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç olarak, insülin direnci olan ve metformin tedavisi alan obez adolesanlarda tedavinin 6. ayında ve 1. yılında antropometrik ve metabolik parametrelerde iyileşme saptanmıştır. Metformin tedavisinin yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanması kısa dönemde daha güçlü bir etki oluşturuyor gibi görünmektedir. Ancak, adolesan yaş gurubunda metformin tedavisinin uzun dönem etkilerine yönelik daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adölesan, insülin direnci, obezite, metformin

BursaMetforminObezite+2
Nurten Kahraman Akyel
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite indekslerinin insülin direnci ile olan ilişkisinin incelenmesi

Amaç: İnsülin direnci (İD), kompansatuar hiperinsülinemi ve β hücre disfonksiyonu gelişmesinin ardından diyabete ilerleyebilen klinik açıdan anlamlı bir anormalliktir. İnsulin direnci açısından yüksek riske sahip kişilerin erken tespiti, insulin direncinin erken tanısı ve tedavisi, diyabeti ve komplikasyonlarını önlemenin bir yolu olabilir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında laboratuvar tetkikleri oldukça sınırlıdır. Biz de çalışmamızda sınırlı laboratuvar tetkik imkanları bulunan birinci basamakta İD'yi öngörebilmek ve DM gelişmesini önleyerek hastayı diyabetin komplikasyonlarından korumak, buna bağlı mortalite ve morbiditeyi azaltmak için obezite indekslerinin İD'ni öngörebilmek amacıyla kullanılabilirliğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Ocak 2016-Haziran 2020 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arasında, herhangi bir endokrinolojik rahatsızlığı olmayan hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Hastaların yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, egzersiz, ailede diyabetes mellitus öyküsü, medeni durum, eğitim durumu, eşlik eden hastalıkları sorgulanmıştır. Muayene sırasında bakılmış olan obezite indeksleri (boy, kilo, beden kitle indeksi (BKİ), vücut yağ oranı, bel çevresi, bel/boy oranı, deri kıvrım kalınlıkları) ile 8 saat açlık sonrası bakılmış olan kan tahlillerinden Cr, BUN, AST, ALT, açlık glukoz, insülin, HOMA-IR, HBA1C, HDL, LDL, TG, Total kolesterol, Non-HDL kolesterol kayıt altına alınarak değerlendirilmiştir. Obezite indekslerinin HOMA-IR ile ilişkisi incelenmiş ve istatistiksel anlamlılığı araştırılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Youden indeksi, Kolmogrov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri, Q-Q plot ve histogram grafikleri, bağımsız örneklem t-testi, Mann Whitney U Pearson Ki-kare testi, Fisher'in kesin testi, ROC eğrisi (Receiver Operating Characteristic curve) analizi, eğri altında kalan alanların (AUC) hesaplanması, pROC paketi, Spearman korelasyonu, binary lojistik regresyon analizi kullanılarak p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 110 insülin direnci olan, 117 insülin direnci olmayan olmak üzere; 175'i kadın, 52'si erkek toplam 227 hasta dahil edildi. BKİ, bel çevresi, yağ oranı, bel/boy oranı, biceps deri kıvrım kalınlığı, triceps deri kıvrım kalınlığı, subscapular deri kıvrım kalınlığı ile HOMA-IR arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü korelasyon saptandı (p<0,001). İnsülin direnci olma durumu ve obezite indeksleri binary lojistik regresyon ile analiz edildiğinde değişkenlerin tümü istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte, obezite indekslerinin İD ilişkisini ortaya koymaktadır. İD ile obezite indeksleri arasındaki en güçlü ilişki subskapular deri kıvrım kalınlığı ile saptanmıştır. Klinik şartlarının elverdiği ölçülerde antropometrik ölçümlerin rutin pratiğe eklenmesi pre-diyabet teşhisi açısından ek yarar sağlayabilir. Bununla beraber ülkemizde bu konuda yeterince çalışma olmaması nedeniyle çalışmamızın Türkiye populasyonu için önem arz ettiğini düşünüyoruz. Önceki literatür verilerini göz önüne alırsak Türkiye'de yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile bu konunun desteklenmesi, insülin direncini ayrıntılı laboratuvar tetkiklerinin olmadığı durumlarda da tanımamızı, diyabet ve buna bağlı komplikasyonlar gelişmeden koruyucu hekimlik kapsamında önlem almamızı sağlayarak mortalite ve morbiditede iyileştirmeye katkı sunacaktır. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Obezite İndeksleri, Antropometrik Ölçümler

AntropometriObeziteİnsülin+1
İrem Elif Çetintaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidi hastalarında serum adropin düzeyinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Tiroid bezinden salgılanan tiroid hormonları, tüm vücut hücrelerinin büyüme ve gelişmesi ile enerji metabolizması üzerinde düzenleyici etkisi olan hormonlardır. Subklinik hipotiroidi ise, artmış serum tiroid uyarıcı hormon (TSH) konsantrasyonu yanında tiroksin (fT4) ve triiyodotironin (fT3) seviyelerinin referans aralıkları içinde olması durumudur. Hipotiroidi öncüsü olabilen subklinik hipotiroidi; özellikle metabolik sendrom, insülin direnci, kardiyovasküler sistem hastalıkları, endotelyal fonksiyon bozukluğu ve ateroskleroz gelişiminde etkili olabilmektedir. Adropin, esas olarak karaciğer ve beyinde enerji homeostazı ile ilişkili gen (Enho) tarafından kodlanan bir peptit hormonudur. Glikoz ve lipid homeostaz dengesinde ve insülin direnciyle yakından ilişkilidir. Karaciğer, beyin, kalp, böbrek, pankreas ve gastrointestinal sistem gibi birçok doku ve organda üretilir. Çalışmamızın amacı; SKH hastalarında adropin seviyesinin değişip değişmediğini saptamak ve böylece subklinik hipotiroidinin klinik sonuçlarında ve patofizyolojisinde aracı bir markır olup olmayacağını tespit etmektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya akut veya kronik hastalık ve antitiroid ilaç dahil herhangi bir ilaç kullanım öyküsü olmayan gönüllüler alındı. TSH düzeyine göre bireyler subklinik hipotroidi (TSH: 5-10 mIU/l ) (n:41) ve ötroid kontrol (n:43) olarak 2 gruba ayrıldı. Tüm gönüllülerin biyokimyasal parametreleri, tiroid fonksiyon testleri, serum adropin düzeyleri çalışıldı ve sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi (BMI) açısından istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (p >0,05). İki grup arasında adropin düzeyi SKH grubunda 136.75± 41.87 ng/ml iken; kontrol grubunda ise 220.65± 64.93 ng/ml olarak tespit edilmiştir ve gruplar arasında serum adropin düzeyine göre istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). Adropin düzeyi ile TSH arasında negatif bir korelasyon saptanırken (r:-0.765; p:<0.001) ; FT3 ve FT4 ile anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır (r: -0.033; p: 0,765, r: 0.075; p:0,496, sırasıyla). Sonuç: SKH hastalarında kontrolleri ile kıyaslandığında serum adropin düzeyi anlamlı düşük saptamıştır. Bunun nedeninin adropin sentezi yapılan dokuların, tiroid hormon düzeyi ile gelişen patofizyolojik veya metabolik olaylarla direk veya indirekt mekanizmalar üzerinden ENHO gen ekspresyonunu etkilemesinden kaynaklanacağını düşünmekteyiz. Bu olası mekanizmaları aydınlatabilmek için daha fazla çalışmaya gerek duyulmaktadır Anahtar Sözcükler: Adropin, subklinik hipotiroidi, metabolik sendrom, insülin direnci, ateroskleroz

AdropinAterosklerozHipotiroidizm+5
Tuba Yılmaz
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atopik dermatit hastalarında insülin direncinin hastalık şiddeti ve süresiyle ilişkisi

Giriş ve Amaç: Atopik dermatit; kaşıntı, egzama, uyku bozukluğuyla karakterize ve enfeksiyöz, alerjik, psikiyatrik komorbiditelerin görüldüğü, kronik olarak ataklar halinde tekrarlayan, inflamatuar bir deri hastalığıdır. Bu çalışmada atopik dermatit hastalarında insülin direncinin hastalık şiddeti ve süresiyle ilişkisi araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 Eylül 2022 ve 1 Ekim 2023 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi hastanesi, dermatoloji polikliniğine başvuran, yaşları 5-61 arasında olan 32 atopik dermatit hastası dahil edildi. Hastaların anamnez notları, fizik muayene bilgileri, kilo ve boy değerleri, vücut kütle indeksi (body mass index-BMI), SCORAD (Severity scoring of Atopic Dermatitis) ve EASI (Eczema Area and Severity index) değerleri ve laboratuvar değerleri, HOMA-IR(Homeostatic Model Assesment of Insulin Resistance), HbA1C, serum trigliserid, HDL, total IgE değerleri kaydedildi. Hastalar SCORAD değeri 25'in altında olanlar hafif, 25-50 arası orta, 50 üzeri şiddetli atopik dermatit olarak sınıflandırıldı. HOMA-IR değeri 2,5 üzeri değerler insülin direnci için eşik değer olarak kullanıldı. Bulgular: Yetişkin ve çocuklarda, orta ve şiddetli atopik dermatit hastalarında ortalama HOMA-IR 2,16 iken hafif atopik dermatit hastalarında ortalama HOMA-IR 1,62 saptandı. Çocuklarda HOMA-IR değeri yüksek hastalarda ortalama SCORAD 44,78 iken HOMA-IR 2,5'in altında olanlarda ortalama SCORAD 41,2 bulundu. İnsülin direnci olan yetişkinlerde ise hastalık şiddetinde anlamlı fark görülmedi. HOMA-IR değeri yüksek hastaların ortalama hastalık süresi 120 ay iken HOMA-IR düşük hastaların ortalama hastalık süresi 135 aydı; tüm hastaların ortalama hastalık süresi 132 aydı. Hastalık şiddetine göre hastalık süreleri arasında anlamlı fark görülmedi. Hastalarımızın %25'inin (n=8) klinik depresyon tanı ve tedavisi aldığı saptandı. Sonuç: Orta ve şiddetli atopik dermatit hastaları ile hafif AD hastaları arasında insülin direncinde istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Fakat ilk grupta ikinci gruba göre daha yüksek ortalama HOMA-IR değeri ve ortalama BMI tespit ettik. Bu durum orta ve şiddetli AD hastalarının obeziteye ve insülin direncine daha yatkın olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca istatistiksel anlamlı farkla olmasa da, HOMA-IR değeri yüksek çocuklarda ortalama SCORAD değerini daha yüksek bulduk. İnsülin direnci çocuklarda hastalık şiddetini arttırıyor olabilir. Hastalık süresinin uzun olmasının hastalık şiddetini veya insülin direncini arttırmadığı sonucuna varıldı. Sağlıklı topluma göre atopik dermatit hastalarında klinik depresyon tanı ve tedavisinin daha sık görüldüğü saptandı. Sistemik tedavi alan hastalarda insülin direnci, sadece topikal tedavi alanlardan istatistiksel anlamlı olarak düşük saptandı. Anahtar Kelimeler: Atopik dermatit, insülin direnci.

Deri hastalıklarıDermatitDermatit-atopik+2
Ömer Mert
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Association between neudesin and irisin in newly diagnosed type-2 diabetes mellitus

Type 2 diabetes is the most common form of the disease, accounting for 85 to 90 percent of all cases. It is known as "insulin resistance" when the body's capacity to react to insulin action is impaired. Experimental studies suggest that neudesin is a novel energy balance and food intake regulator with implications for obesity and its associated disorders. Obesity and type 2 diabetes are two of the most common metabolic diseases, and researchers believe that irisin's ability to transform white adipose tissue cells into brown adipose tissue cells may represent new therapy options (T2DM). In 2021-2022, 100 Iraqis were placed into two groups (50 with newly T2DM, 26 male 24 female, 50 healthy subjects as control group 25 male 25 female). Neudesin and Irisin measured by ELISA technque. the standard deviation of the mean of Neudesin and Irisin for T2DM (7.09± 1.56) and (90.75± 24.82) was significantly higher than for control (1.61± 0.75), p<0.001, (30.67± 10.25) p< 0.001 .In conclusion. Measuring serum concentration of Neudesin and Irisin could be used as suggested diagnostic biomarkers for patients with newly T2DM. Also Neudesin and Irisin very useful to predict and prevent complication of patiant with diabetes mellitus type II.

Diabetes mellitusNeudesinInsulin resistance+1
Lara Abdulkhudhur Kadhım Kadhım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Trablus/libya'daki gebe kadınlarda tiroid hormon bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, pratik gebelerde tiroid hormonu bozuklukları ile insülin direnci arasındaki ilişkiyi incelemektir. Sonuçlar, incelenen üç grup için kadınların ortalama yaşlarında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Sonuçlar, yüksek tiroid bezli iki kadın grubunun ve düşük tiroidli kadınların, kontrol grubuna (sağlıklı kadınlar) kıyasla sırasıyla 37.0 ve 37.82 yaş olarak kaydedilmesiyle, kadınların ortalama yaşı açısından sağlıklı kadınlar grubuna göre önemli ölçüde üstün olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, üç grubun hamile kadınların ortalama ağırlık değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Sonuçlar, hipotiroidi hastası kadın grubunun 69.74 kg ile diğer gruplara göre önemli ölçüde üstün olduğunu doğruladı. Sağlıklı kadın grubu 56.28 kg kayıt yaparken, hipertiroidi hastası kadın grubu kontrol grubuyla (sırasıyla 54.89 kg ve 56.28 kg) önemli bir fark kaydetmedi. Sonuçlar, ortalama TSH düzeyinin çalışılan gruplar için önemli bir farklılık gösterdiğini ortaya koydu. Hipotiroidizmi olan hamile kadın grubunda en büyük anlamlı artış görüldü ve kontrol grubunda 1.50 mIU/L'ye kıyasla 8.72 mIU/L'ye ulaştı, hipertiroidizmi olan hamile kadın grubunda ise 0.29 mIU/L'lik anlamlı bir düşüş gözlendi. Sonuçlar, çalışılan grupların ortalama T3 değerleri açısından farklılık gösterdiğini ortaya koydu; hipertiroidizmi olan kadınlar, 1.69 µg/dL olarak kaydeden sağlıklı kadınlara kıyasla önemli ölçüde üstünlük göstererek 3.55 µg/dL değerini kaydetti, hipotiroidizmi olan kadınlar ise ortalama T3 değerini sırasıyla 0.71 µg/dL'ye düşürdü. Bulgular, çalışılan üç grubun T4 seviyeleri açısından farklılık gösterdiğini, hipertiroidili hamile kadınların T4 seviyesini sağlıklı kadın grubuna kıyasla (10.52 µg/dL) önemli ölçüde 18.73 µg/dL'ye yükselttiğini, hipotiroidili hamile kadınların ise T4 seviyesini önemli ölçüde 4.40 µg/dL'ye düşürdüğünü göstermiştir. Sonuçlar, hamile kadınlar grubunda serbest T3 düzeyinin sağlıklı hamile kadınlarda 99.33 ng/dL iken 140.46 ng/dL olarak önemli ölçüde yükseldiğini gösterdi. Hamile kadınlarda ise serbest T3 düzeyinde 59.94 ng/dL olarak kaydedilen bir düşüş gözlendi. Serbest T3'ün üst seviyesi 154.20 ng/dL olarak kaydedilirken, alt seviyesi hamile kadın grubunda (1.16 ng/dL) kaydedildi. Sonuçlar, test edilen üç grubun değerleri arasında önemli bir fark olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadın grubu, FT4 değerini 1.22 ng/dL'ye kıyasla 3.40 ng/dL'ye yükseltmede diğer gruplara göre önemli bir üstünlük gösterirken, hipotiroidizmi olan kadın grubu 0.55 ng/dL'lik önemli bir düşüş yaşadı. Sonuçlar, hipotiroidizmi olan hamile kadınların, enfeksiyonu olmayan ve tiroid bozuklukları olmayan sağlıklı hamile kadınlara kıyasla (sırasıyla %6,46 ve %4,73) HbA1c değerinin yükselmesi açısından önemli ölçüde üstün olduğunu gösterdi. Hipertiroidizmi olan hamile kadınlarda ise HbA1c ortalamasında hafif bir artış (5,30%) kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki gebelik grubunda (tiroid aktivitesinde artış veya azalış) kontrol grubuna (tiroid bozukluğu olmayan gebeler) kıyasla açlık kan şekeri (AKŞ) değerlerinde önemli bir artış olduğunu ortaya koydu. Hipertiroidi hastası kadın grubunda ortalama açlık kan şekeri değerlerinde 135.54 mg/dL'ye ulaşan önemli bir artış kaydedilirken, düşük tiroid bozukluğu olan kadın grubunda 118.12 mg/dL, tiroid bozukluğu olmayan hamile kadın grubunda ise 87.16 mg/dL olarak kaydedildi. Sonuçlar, tiroid bozukluğu olan iki hamile kadın grubunda insülin hormonu seviyesinde kontrol grubuna kıyasla hafifçe anlamlı bir artış olduğunu gösterdi. Düşük tiroidli hamile kadın grubu en yüksek insülin değerlerini kaydederek 6.40 µU/ml'ye ulaşırken, yüksek tiroidli hamile kadın grubu kontrol grubu için 5.17 µU/ml'ye kıyasla 6.34 µU/ml değerini kaydetti. Sonuçlar, HOMA-IR ortalama değerlerinde bir fark olduğunu gösterdi; yüksek tiroidli kadın grubu değerleri 2.11'e yükseltmede önemli ölçüde üstünken, düşük tiroidli kadın grubu sağlıklı kadın grubuna kıyasla 1.86 değer kaydetti.

GlükozTiroid hormonlarıİnsülin direnci
Nadıa Mohammed Salama Kurzama
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Study hyperinsulinemia, glucose tolerance and some biochemical tests with reproductive disorders and lifestyle in infertile women

Insulin resistance is defined as a decrease in the ability of blood insulin to stimulate glucose disposal in target tissues of the human body or a reduced glucose response to a specific and known amount of insulin. This leads to an imbalance in the concentration of sugar, and in our study we found a difference in the rate of concentration of RBS between the group of infertility women and the group of healthy women, and it is known that insulin resistance and compensatory hyperinsulinemia can occur due to obesity with the accumulation of visceral fat. It is known that the majority of obese people have a high percentage of lipds, so cholesterol and triglycerides are of importance in our study. Age also plays an important role in insulin resistance and has a role in infertility women. As some hormones play an important role in female infertility, there are two hormones produced by the pituitary gland responsible for stimulating ovulation each month, (FSH and LH). Any imbalance in these two hormones leads to female infertility. In this study, we found a clear relationship between FSH and LH with insulin. Also, CRP has an important role in our study, as we found a relationship between insulin and CRP in the infertility women group compared to healthy women. Therefore, hyperinsulinemia in infertility women is closely associated with FSH, LH, lipids and CRP.

Biochemical testsGlucose tolerance testInfertility-female+1
Iman Qahtan Mohammed Al Shammarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation of plasma asprosin and insulin resistance in Iraqi patients with impaired fasting glucose

According to their fasting blood glucose levels, the participants were separated into two groups in this research. Group we enrolled 120 adult participants with impaired fasting defined as fasting blood glucose ≥ 100 mg/dL. Group 2 enrolled 120 adult participants with normal fasting blood glucose (< 100 mg/dL). Both groups included age, length, sex and body mass index matched to eliminate any possible effect on the measured parameters. Each participant's weight and height be measured in order to determine their BMI. study included estimate plasma Asprosin, plasma insulin by ELISA technique (human company), plasma Glucose in full automated Integra (Roche company) and calculate HOMA-HOMA-IR according to the main equation. There was no significant difference in the mean of BMI (26.87) between the control and IFG group. In respect to Asprosin there was a significant difference in its mean (3.06) between the control group and IFG group. Regrading insulin plasma level, there was a significant difference in its mean (9.14) between the control group and IFG group, Furthermore, a significant difference was estimated in the mean (2.48) of HOMA-IR between the control group and IFG group.

AsprosinDiabetes mellitusEnzyme activation+6
Nehad Rasheed Salman Salman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of insulin resistance in patients with cholethiasis

Gallstone (GS) diseases highly prevalent with a complex and multifactorial pathogenesis that cholesterol gallstones is the most common disease associated with biliary lipid abnormalities. Fasting blood sample and gallstone were collected from 140 patients with gallstone submitted to cholcystoctomy in Azady Teaching Hospital in Kirkuk City from 1st April 2022 to the end of September 2022. They were divided into two study groups: GS patients with control (100 subjects with GS, 40 subjects control). Insulin, Lipid Profile(Cholesterol, Triglyceride, LDL-C, HDL- C, VLDL), Glucose, as well as measurement of HOMA-IR, BMI and stone analysis. The results of this study showed that the cholesterol gallstone was more common type than pigment or mixed stone, females have a greater risk of gallstone disease than males at all ages and the ratio of females to males was 3.1:1. The obesity is associated with gallstone formation showed that, BMI has high significant (p=0.001) difference between patients with gallstonecompared to control in both gender (males and females). Profound effects of lipid profile of serum lipids metabolism and lipoproteins on the gallbladder formation, showed : significant difference in TC, TG, LDL and VLDL for patients with gallstones compared with control. There was a high level of insulin in the serum of patients with gallstone compared with control, the mean level was,(10.2 ± 5.24μIU/mL).

CholecystitisObesityPediatric obesity+1
Abdullah Fadhıl Tawfeeq Tawfeeq
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical comparative study for the role of selenium and chromium in metabolic syndrome

This study aimed to mark the role of selenium and chromium in MetS and their association with components and to know the effect of age, sex, and BMI on the studied parameters. Samples were collected from 140 participants, and 70 of them met the syndrome criteria used in this study. The other 70 were as a control group. Participants were divided by age, sex, and BMI. The target ages ranged from 20-75 years. The concentrations of Se, Cr, FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, HDL, UA, and fibrinogen were examined. In addition to measuring systolic and diastolic blood pressure, waist circumference, weight, and height. The results showed an inverse correlation between selenium and chromium with MetS. Age, sex, and BMI had a clear effect on the concentration of the studied parameters. The results showed a significant increase in the concentration of FBG, F. Insulin, HOMA-IR, TG, UA, fibrinogen, WC, SBP, and DBP. While it recorded a decrease in the concentration of HDL, Se, and Cr. Through the ROC Curve procedure, Se and Cr record a distinctive ability between non-diabetic MetS and control subjects. The concentrations of Se and Cr decrease with the occurrence of MetS, which may be useful in the future as diagnostic parameters of the syndrome or conduct studies to prove their therapeutic usefulness in improving MetS.

Biochemical analysisDyslipidemiaHypertension+5
Azhar Kadhım Abbood Alhameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda insülin direnci ile serum interlökin 1α düzeyleri lipidler arasındaki ilişki çalışması

Romatoid artrit, birçok araştırmanın erken teşhis yöntemlerini bulmaya çalıştığı yaygın hastalıklardan biridir. Artrit hastalığının erken tedavisi önemlidir. Bu çalışmanın amacı, 8-OHDG, hsCRP, Interleukin 1α ve bazı biyokimyasal belirteçlerin konsantrasyonunu doğru bir şekilde ölçmektir. Romatoid artrit hastalarında 8-OHDG ve hsC-RP Interleukin 1α ve bazı biyokimyasal belirteçler arasındaki potansiyel ilişki incelendi. Çalışma iki grubu içermektedir. Birinci grup (A grubu) 55 sağlıklı (romatoid artriti olmayan) kişiyi içermektedir. İkinci grup ise 75 romatoid artrit hastalığı olan kişiyi içermektedir. Kimyasal testler olarak her iki grup için Serum 8-OHDG testi, Interleukin 1α, S. HDL, S. LDL, S. CRP, RF, hsC-RP ve insülin yapıldı. Sonuçlara göre RA ve 8-OHdG, insülin, Lipid profili ve IL-α1 arasında önemli bir fark çıkmıştır. Sonuçlar 8-OHdG ve insülin hastaları için daha fazla fayda göstermek ve romatoid artrit hastalıkları üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Artrit-romatoidLipidlerİnsülin direnci+1
Bılal Arrak Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between AMH, insulin resistance and some biochemical markers in women with abortion

The goal of this study is to investigate the links between AMH, insulin resistance, and a few molecular markers in women who have had abortions. Additionally, prospective abortion risk factors are being investigated in relation to insulin resistance indicators, as well as the assessment of insulin concentration during fasting. The results of the current study found no association between AMH and HbA1c. Due to the fact that AMH is mostly generated in the granulosa cells of preantral follicles and tiny antral follicles, the notion that aberrant insulin action is connected with granulosa cell dysfunction has been advanced. All of these findings raise the likelihood that both insulin and LH have a direct influence on AMH production, or that both insulin and LH contribute to ovarian androgen secretion, which is consistent with previous findings. In this study, only baseline serum FSH was shown to be significantly linked with AMH in abortion patients, compared to the other indicators examined. This discovery leads to discussion regarding the possibility of AMH acting as a direct regulator of FSH sensitivity in certain individuals. In addition, using linear regression analysis, it was discovered that HbA1c was a predictor of hypercholesterolemia, LDL-C, and TG in the blood, it can be concluded that HbA1c can be used as a simple and reliable marker of insulin resistance in women with low due to high insulin sensitivity. Keywords: Women fertility, AMH, Calcium, Insulin resistance

FertilityCalciumInfertility-female+2
Omar Adnan Mohammed Albayatı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Relationship between increase androgen hormone and polycystic ovarian syndrome in women

The most common endocrine malfunction in women of reproductive age is polycystic ovarian syndrome (PCOS). In this study we conducted in order to measure the levels of androgen hormone, some hormones and biochemical parameters in Iraqi PCOS patients. The study was divided into two groups, the first group (patients) 50 suffering from PCOS and the second group (control) 50, who visit the hormonal and biochemical center, Fallujah general hospital, Anbar-Iraq. When compared to the control group, patients group with PCOS had substantially higher mean serum Androgen (P=0.0001) and luteinizing hormone (LH) (P=0.019). The patients group had considerably higher mean serum free testosterone, insulin resistance (IR) concentrations and follicle stimulating hormone (FSH) levels but the levels did not differ substantially between the two groups (P>0.05). There were no statistically significant differences in our study with respect to age (P=609). As for androgen and LH hormone, its levels increased are in PCOS patients, which indicate that hormonal have an important role, while the other parameters were less effective.

AndrogensFollicle stimulating hormonePolycystic ovary syndrome+2
Sadeer Husseın Alı Al-hadeethı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the effect of weight on insulin resistance in women with progressive osteoporosis

Osteoporosis (OP) is a skeletal ailment characterized by decreased bone strength exposing an individual to an increased risk of fracture. Osteoporosis is divided into primary and secondary forms. Among the most frequent conditions are postmenopausal osteoporosis (type I) and senile osteoporosis, referred to as primary osteoporosis (type II). A study case-control included 100 females with progress osteoporosis 50 of them were postmenopausal HOMA- with insulin resistance (G2), and the other 50 were postmenopausal HOMA- without insulin resistance (G3), and 50 age- and sex-matched females enrolled as a healthy control group (G1). In G1, both G2 and G3 patients, the results of all biomarkers indicated a significant difference statistically was found between G1vs G2 and G3 (p-value<0.0001*) for each marker individually, and there was a positive correlation between BMD and BMI in both G2 and G3, a negative correlation between BMD and BMI in the G1, and a negative correlation between BMD and serum osteocalcin in all study groups G2, G3 and G1, respectively, and a negative correlation between BMD and T. score in G2, G3 and G1, respectively. The thesis concluded that there was a negative correlation between BMD and T. score in all study groups G2, G3 and G1, respectively; a positive correlation between BMD and BMI in both G2 and G3. Keywords: Osteoporosis, insulin Resistance, BMD, T-score, HOMA-IR

OsteoporosisInsulin resistance
Tayes Saleh Kanoosh Al-abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of serum anti-mullerian hormone levels on oxidative stress markers and the environmental lifestyle in female control and patients with polycystic ovary syndrome groups

Despite the fact that the most prevalent cause of infertility is polycystic ovary syndrome (pcos), infertility affects women around the world. It is known that PCOS is connected with oxidative stress, and this study was meant to explore the association between free radicals and AMH levels in the body; AMH is a good biomarker of PCOS. The study included 100 study participants, 50 of whom had pre-menstrual syndrome (PMS) and the other 50 were healthy controls. The participants were recruited from the Nineveh Health Center. There is a well-known relationship between PCOS and AMH elevation, Asignificant effect between MDA and AMH was observed in PCOS' blood samples, the PCOS samples with high Amh are significant associated with high GLU, The effect of high cholesterol levels on PCOS cases was not strong, aweak effect of low GSH concentration on AMH value was observed in PCOS' blood samples, there is a relative relationship between AMH and FSH, It Depends on the age for PCOS cases.

GlutathioneMalondialdehydeOxidative stress+4
Aswan Adnan Abdulwahhab Al-saffar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of changing in levels of vitamin D, insulin, and lipid profile on insulin resistance in patients with type 1 & 2 diabetes

The aim of our study was to explore the relationship between diabetes and associated changes in vitamin D levels, insulin and lipid profile and their effect on insulin resistance in patients with type 1 and 2 diabetes and to search for the strategies of the studies currently in use. Our study showed that the incidence of diabetes increases with age, especially type 2 diabetes, and that type 1 diabetes may affect people at an early age. There was no significant effect of weight. Vitamin D levels were significantly affected, which may indicate that it has a role in contributing to lowering high sugar levels. Interleukin levels were significantly affected, which indicates the effect and development of diabetes with inflammatory diseases. High lipid levels had an effect on diabetes. The issue of the relationship of vitamin D with diabetes is still in need of further studies. Keywords: Type 1 & 2 diabetes, vitamin D, Lipid profile, RBS, Insulin resistance

Diabetes mellitus-type 1LipidsVitamin D+1
Sameh A. Abdulrahman Al Azzawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the effectiveness of insulin resistance enzyme and some biochemical variables among obese people in Salah Al-Din governorate

The current study was designed for the purpose of evaluating the effectiveness of the insulin-resistant enzyme c-peptide and some other biochemical activities for a group of obese people from Salah El-Din Governorate. Thirty people aged from twenty-five to fifty-five years were selected, twenty of whom suffer from obesity. The patients were divided into two groups, a group aged between twenty-five to thirty-five and a group aged thirty-six to fifty-five, blood samples were drawn from these people and the height of each person was written with The amount of weight and after conducting laboratory tests for these samples, it was found that obesity is a major cause that affects the values of the test for the enzyme resistant enzyme c-peptide, insulin, cholesterol, glucose, triglycerides and very low-density protein, where a clear difference appeared between the laboratory tests of obese people and the control subjects of obesity PV < 0.05. Also, it was found that age has an effect on some biochemical activities, and the values of these tests increase with the increase in age. The results were recorded. In the laboratory, some reasons were mentioned that may affect the increase or decrease of these examinations.

C peptideCholesterolObesity+2
Mohammed Ibrahım Farhan Farhan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı hasta grupları (Tip 2 Diyabetes Mellitus, Obezite, Nonalkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı, Kronik Hepatit C) ve sağlıklı gönüllülerde insülin direncinin belirlenmesinde HOMA ve QUICKI yöntemlerinin karşılaştırılması

İnsülin glukoz metabolizmasının ana düzenleyicisidir. İnsülin direnci, endojen veya ekzojen insüline bozulmuş biyolojik yanıt olarak tanımlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda insülin direncinde genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca tip 2 diyabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, obezite, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ve kronik hapatit C'de insülin direnci önemli patofizyolojik role sahiptir.Hiperinsülinemik öglisemik klemp testi insülin direncini belirlemede altın standart olarak kabul edilmektedir. Ancak geniş gruplarda uygulaması zor ve pratik olmayan bir yöntemdir. HOMA (Homeostasis model assessment) yöntemi 1985 yılında geliştirilmiş ve insülin duyarlılığının belirlenmesinde kullanılmıştır. Katz ve arkadaşları altın standart klemp tekniği ile daha iyi korelasyon gösterebilen yeni bir yöntem olan QUICKI (Quantitative insulin sensitivity check index) indeksini bildirmişlerdir. HOMA insülin direncini yansıtırken QUICKI insülin duyarlılığını gösterir.Çalışmada tip 2 diyabetik, obez, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı olan ve kronik hepatit C'li hasta gruplarında sağlıklı gönüllülere göre insülin direncini araştırdık. Ocak 2009 Aralık 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları, Gastroenteroloji, Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniklerine başvuran 40 tip 2 diyabetik, 40 obez, 40 non alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) olan hasta, 40 kronik hepatit C'li hasta ve 40 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya alınanların boy, ağırlık, bel çevreleri ölçüldü ve beden kitle indeksi hesaplandı. İnsülin direnci için HOMA, İnsülin duyarlılığı için QUICKI yöntemi kullanıldı. İnsülin direncini belirlemede sınır değer HOMA için ? 2,24, QUICKI için < 0,3469 olarak kabul edildi. Açlık glukoz, insülin, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli liporotein (LDL) ve trigliserid düzeyleri ölçüldü.Bu çalışmada literatürle benzer şekilde tip 2 diyabetik, obez, non alkolik yağlı karaciğer hastalığı olan, kronik hepatit C'li hastalarda sağlıklı kontrol grubuna göre insülin dirençleri (HOMA) daha yüksek, insülin duyarlılıkları (QUICKI) daha düşük olarak bulundu.Anahtar Kelimeler: İnsülin direnci, HOMA indeksi, QUICKI indeksi, tip 2 diyabetes mellitus, obezite, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı, kronik hepatit C.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hepatit C+4
Hüseyin Yılmaz
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez çocuklarda serum omentin-1, vaspin, leptin ve adiponektin düzeylerinin değerlendirilmesi

Omentin-1, vaspin, leptin ve adiponekin adipoz dokudan salgılanan ve obeziteyle ilişkili sitokinlerdir. Obezlerde ve insülin direnci gelişenlerde plazma omentin-1, vaspin, adiponektin düzeyleri azalmakta, leptin seviyesi artmaktadır. Çalışmamızda obez ve obez olmayan çocuklarda omentin-1, leptin, vaspin ve adiponektin düzeylerini ve insülin direnciyle ilişkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmamıza; Ağustos 2019- Aralık 2019 tarihleri arasında Çocuk polikliniğine ek bir şikayeti olmaksızın kontrol amacıyla başvuran 6-17 yaş arası toplam 81 çocuk dahil edildi. Bunlardan 49 obez ve 32 'si obez olmayan grupa dahil edilerek omentin-1, vaspin, leptin ve adiponektin düzeyleri ile klinik laboratuvar parametreleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda; omentin-1, leptin ve adiponektin düzeyleri obez olan grupta yüksek buldduk. Vaspin düzeyleri ise kontrol grupta obez gruptan yüksek bulduk.Obez grupta leptin ile insülin direnci arasında anlamlı olmamakla birlikte poztif korelasyon, adiponektin ile isnülin direnci arasında anlamlı olmamakla birlikte negatif korelasyon saptanmıştır. Gruplar açısından AST, trigliserid, HOMA-IR, leptin, omentin-1, vaspin, ve adiponektin düzeyleri açısından anlamlılıklar tespit edildi. Obez grubunda AST, trigliserid, HOMA-IR, leptin, omentin-1 ve adiponektin düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksek bulunurken, vaspin, düzeyi obez grubunda anlamlı olarak daha düşük tespit edildi. Hepatosteatoz derecesi ile laboratuvar bulgularımız arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmezken, hepatosteatoz ile omentin-1, leptin ve adiponektin arasında anlamlı pozitif korelasyon görüldü.Omentin-1, vaspin ve adiponektin ile ilgili sonuçlarımızın literatürden farklı olmasının nedeni; Irk, yaş, genetik faktörler ve sigara kullanma alışkanlığı olabilir. Çocuklarda omentin-1, vaspin ve adiponektinin obezite ile ilişkisine dair daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: obezite, omentin-1, vaspin, leptin, adiponektin, insülin direnci

AdiponektinAşırı yeme bozukluğuLeptin+7
Allahverdı Sadıgov
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik HBV ve HCV hastalarının metabolik sendrom ile ilişkisi

Hepatit B ve hepatit C, tüm dünyada yaygın görülen önemli bir kronik karaciğer hastalığı sebebidir. Kronik karaciğer hastalığına yol açtığı gibi, son yıllarda kronik hepatit ve karaciğer yağlanması birlikteliği gündeme gelmiştir. Bu durum, virüsün hepatit yapmanın yanı sıra metabolik değişikliklere de neden olduğunu düşündürmüştür. Literatürün, karaciğer yağlanmasını Metabolik Sendrom (MS)'un hepatik tezahürü olarak göstermesi, HBV ve HCV ile MS ilişkisini dikkat çekici kılmıştır. Bu çalışmada, kronik hepatit B ve hepatit C'nin MS ve komponentleri ile ilişkisini araştırmayı planladık. Çalışmaya 62 kronik hepatit C (erkek/kadın: 22/40) ve 358 kronik hepatit B hastası (erkek/kadın: 219/139) dâhil edildi. Hastaların demografik bilgileri alındı ve sonra serolojik ve biyokimyasal testler yapıldı. Uluslararası Diyabet Federasyonu kriterlerine göre MS tanısı araştırıldı. Hastalarda insülin direnci (IR), Homeostasis model assesment (HOMA) indeksi kullanılarak belirlendi. Tüm hastaların yaş ortalaması 43,43±13,42, VKİ ortalaması 27,69±4,96 olarak saptandı (p<0.05). Çalışmamızda, 62 HCV'li hastanın 24'üne (%38,7), 358 HBV'li hastanın 97'sine (%27,1) MS tanısı konuldu. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,086). HCV'li hastaların 11'inde (%17,7), HBV'li hastaların ise 32'sinde (%8,9) diyabet olup iki grup arasında fark saptanmadı (p= 0,059). Hastaların 207'sinde (%49,3) IR saptandı. Hepatit C'lilerin 31'inde (%50) IR varken, hepatit B'lilerin ise 176'sında (%49,2) IR tespit edildi. İki grup karşılaştırıldığında fark saptanmadı (p=0,987). Ayrıca, MS tanısı olan HCV ve HBV hastaları arasında da diyabet ve IR açısından fark yoktu (p=0,857). Hasta popülasyonumuzda %38,3 oranında karaciğer yağlanması olduğunu gördük. HCV'lilerde 24 (%38,7) kişide yağlanma varken, HBV'lilerde ise 137 (%38,3) kişide yağlanma vardı, iki grup arasında fark saptanmadı (p=0,939). MS tanısı alan HCV ve HBV hastaları arasında da yağlanma açısından anlamlı fark yoktu (p=0,933). Sonuç olarak, kronik HBV enfeksiyonunun da tıpkı HCV enfeksiyonu gibi karaciğer yağlanmasında rol oynayan ve MS açısından risk teşkil eden bir enfeksiyon olduğu söylenebilir. Dolayısıyla HBV'nin, MS ve karaciğer yağlanmasının getirdiği bütün risklere tıpkı HCV gibi sahip olduğu öne sürülebilir. Bununla birlikte, bu konuda yapılacak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

HepatitHepatit BHepatit B virüsü+6
Seda Ünsal
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal ve bozulmuş glukoz toleranslı obez bireylerde nötrofil/ lenfosit(N/L) oranının insülin direnci ile arasındaki ilişki

Obezite vücutta kronik inflamasyon ve kronik oksidatif stres durumudur. Obezlerde oksidatif stres belirteçlerinin yükseldiği ve antioksidan savunma enzimlerinde azalma olduğu bilinmektedir. Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO); rutin bir tetkik olarak yapılan tam kan sayımından hesaplanabilen basit bir parametredir ve inflamasyon marker'i olduğu gösterilmiştir. NLO obez bireylerde glukoz intoleransının bir prediktörü olabilir ve glukoz intoleransının erken saptanmasında fayda sağlayabilir. Bu çalışmada normal ve bozulmuş glukoz toleranslı obez bireylerde; inflamatuar bir belirteç olan NLO ve insülin direnci arasındaki ilişkinin degerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada; beden kitle indeksi (BKİ) ≥30 kg/m2 olan ve tarama amaçlı OGTT yapılan 73 obez hastanın (grup 1: normal glukoz toleranslı 43 kişi; grup 2: bozulmuş glukoz toleranslı 30 kişi ve normal BKİ'ne sahip olan sağlıklı 27 kişinin (grup 3) retrospektif olarak dosyaları tarandı. Tüm olguların biyokimyasal parametreleri (tam kan sayımı, insülin, HbA1C, lipid profili, ALT, TSH, CRP) kaydedildi ve NLO hesaplandı. İnsülin direnci (IR), Homeostasis Model Assesment (HOMA) indeksi kullanılarak belirlendi. Olguların demografik özellikleri, boy, vücut ağırlığı ve bel çevresi kaydedildi. Çalışmaya alınan olguların 59'u kadın, 41'i erkek olup yaş ortalaması 36,4±10,4 yıl idi. Gruplar arasında yaş bakımından anlamlı fark vardı (p=0,005). Çalışmamızda HOMA-IR'nin yanı sıra BKİ, bel çevresi, insülin, TSH, CRP ve nötrofil değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Lenfosit ve NLO değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Alt grupların karşılaştırılmasında; NGT obez hasta grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre; insülin, HOMA-IR, TSH, CRP ve nötrofil anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). BGT obez hasta grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre; insülin, HbA1C, HOMA-IR, CRP, nötrofil ve TSH anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). BGT obez hasta grubunda; NGT obez hasta grubuna göre, HbA1C ve HOMA-IR düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Obez hastalarda CRP yüksekliği saptanması, obezitede bir inflamasyon varlığına işaret etmektedir. Obez olgularda CRP yüksekliği yanı sıra, nötrofil düzeylerinin artmış olması, özellikle bozulmuş glukoz toleranslı hastalarda ilerde diyabete progresyon için bir belirteç olabilir. BGT obez hasta grubunda; nötrofil ile BKİ arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon olması ve NGT obez hasta grubunda, CRP ile BKİ ve bel çevresi arasında anlamlı pozitif korelasyon olması bu ifadeyi destekler niteliktedir. Buna karşılık çalışmamızda NLO değerlerinde gruplar arasında anlamlı fark yoktu ve insülin direnci ile NLO arasında ilişki bulunmadı. Buna göre; glukoz toleransının bozulmasının obez hastalarda NLO'yu anlamlı derecede etkilemediği düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Nötrofil, Diyabetes Mellitus, Obezite, CRP, insülin direnci, Nötrofil /Lenfosit oranı

C reaktif proteinDiabetes mellitusGlükoz tolerans testi+6
Eyyüp Murat Efendioğlu
Gaziantep University
2016
00

Related subjects