Polycystic ovary syndrome
125 theses under this subject heading
Letrozol ile oluşturulmuş polikistik over sendromlu sıçanlarda berberin'in tedavi edici etkisinin metformin ile karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS), infertilite, ovulatuar disfonksiyon, insülin direnci, düzensiz menstruasyon, obezite, hiperandrojenizm ve dislipidemiye yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı; sıçanlarda letrozol aracılı PKOS modeli oluşturmak ve PKOS tedavisinde halen kullanılan metformin ile benzer mekanizmalara sahip berberinin etkilerini vajinal smear, serum hormon seviyeleri (testosteron, estradiol, leptin), ovaryum histopatolojisi ve immünohistokimyasal bulgular açısından birbirleriyle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada standart laboratuvar koşullarında üretilen, aynı fizyolojik ve biyolojik özelliklere sahip, otuz-iki adet Wistar albino erişkin dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar dört gruba ayrıldı: 1.Kontrol grubu, (n=8), 2.PKOS grubu (n=8), 3.PKOS + Metformin grubu (n=8) ve 4.PKOS + Berberin grubu (n=8). PKOS modeli oluşturmak amacıyla 2., 3. ve 4. gruplardaki deneklere, dimetil sülfoksit (DMSO) içerisinde çözülmüş 1 mg /kg letrozol ardışık 21 gün boyunca, günde 1 kez intragastrik (i.g.) olarak uygulandı. Daha sonra tedavi amacıyla 3. gruba ait deneklere 2 hafta boyunca, distile suda çözülmüş 300 mg/kg/gün metformin ve 4. gruba ait deneklere 2 hafta boyunca, distile suda çözülmüş 200 mg/kg/gün berberin i.g. yolla verildi. Sakrifikasyon öncesi kuyruk veninden alınan kanda açlık kan şekeri glukometre ile ölçüldü. Serumdaki testosteron, estradiol ve leptin hormon düzeyleri için ELISA yöntemi kullanıldı. Östrus siklus fazlarını belirlemek için vajinal smear örnekleri Hematoksilen+Eozin (H+E) ile boyandı. Tüm hayvanlardan alınan ovaryum örnekleri, parafin inklüzyonunu içeren rutin işlemlere tabi tutuldu. Ovaryum genel histolojik özelliklerini göstermek için kesitler H+E ve Masson Trikrom ile boyandı. Işık mikroskobu altında çeşitli gelişim aşamalarındaki ovaryum folikülleri, korpus luteumlar, atretik foliküller ve PKOS'a bağlı oluşan kistik foliküller incelendi. AMPK, SIRT-1, PCNA ve NRF-2 immünreaktiviteleri de histolojik skorlama yöntemi ile değerlendirildi. vii Bulgular: PKOS grubunda vücut ağırlığı, açlık kan şekeri, kistik folikül ve atretik folikül sayıları, serum testosteron ve leptin seviyelerinde anlamlı artış belirlendi (tümü p<0,05). Bu gruptaki tüm deneklerde, düzensiz östrus siklusu tespit edildi. Ayrıca PKOS, korpus luteum sayısı, serum estradiol seviyesi, AMPK, SIRT-1, PCNA ve NRF-2 immünreaktivitelerinde anlamlı bir düşüşe neden oldu (tümü p<0,05). Metformin ve berberin kullanılan iki tedavi yönteminin birbirine benzer olduğu ve tüm değişiklikleri önemli ölçüde normale yaklaştırdığı belirlendi. Sonuç: Bulgularımız berberinin, PKOS tedavisinde hali hazırda kullanılmakta olan metformine eş değer etki göstererek, hem ovaryum yapısı, hem de hormonlar ve östrus siklusu üzerinde PKOS'un neden olduğu değişiklikleri ortadan kaldırabildiğini göstermektedir. Metforminin tedavi sürecinde, kişilerde oluşturduğu yan etkiler göz önüne alındığında, berberinin PKOS tedavisinde yüksek potansiyele sahip bir alternatif olabileceği kanısındayız.
Hirsutizm ile başvuran kadınlarda istenmiş olan hormonal parametrelerin retrospektif incelenmesi
Amaç: Hirsutizm, kadınlarda "erkek tipi kıllanma" olarak tanımlanan bir bozukluktur. Hirsutizm kadınlarda psikososyal sıkıntılara, yaşam kalitesinde azalmaya, kozmetik, ilaç, epilasyon uygulamalarıyla masraflara sebebiyet vermektedir. Hirsutizmin altta yatan sebeplerine göre de morbidite ve mortaliteler olabilmektedir. Bu çalışmada tüylenme şikayetiyle polikliniğimize başvuran ve Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması (ICD)'ye göre "hirsutizm" tanı kodu (L68.0) ile giriş yapılan hastaların klinik, laboratuvar ve hormonal özelliklerini otomasyon kayıtları aracılığıyla geriye dönük olarak (retrospektif) incelemeyi planladık. Materyal ve Metod: Çalışmamız tanımlayıcı tipte bir çalışma olup, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine Ocak 2016-Aralık 2021 tarihleri arasında ''hirsutizm'' tanısı ile izlenmiş olan mFG skoru 8 ve üzeri olan 353 kadının verisi retrospektif incelenerek yapıldı. 2003 European Society of Human Reproduction and Embriology ve American Society of Reproductive Medicine (ESHRE/ASRM) PCOS tanı kriterlerine göre hirsutizm yapan diğer nedenler ekarte edildikten sonra üç kriterden en az ikisini karşılayan kadınlara PCOS tanısı konuldu (39). Hastalara bakılmış olan TT, DHEAS, E2, FSH, LH, PRL, kortizol, androstenedion, ST, 17-OHP, progesteron, SHBG, sT4, TSH, IGF-1 hormonal tetkikleri retrospektif değerlendirildi. Bulgular: 353 vakadan 2'si (% 0.6) "sekonder hirsutizm" tanısı aldı. Bu vakalardan 1'inde (% 0.3) Cushing Hastalığı, 1 (% 0.3) vakada da Akromegali tanısı mevcuttu. Bu 2 kişi çıkartıldıktan sonra kalan 351 vakanın klinik ve laboratuvar tetkikleri değerlendirildi. Akromegali açısından akral büyüme, karpal tünel sendromu, uyku apnesi, şüpheli klinik veya bulguları olan hirsutik 7 hastaya insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1) bakılmıştı. Bunların hiçbirisi yüksek olarak bulunmadı. Bazal kortizol bakılan 261 hasta içinde 49 (%18.8) hastaya 1 mg deksametazon süpresyon testi yapıldı. 351 hastanın hiçbirisinde Cushing sendromu saptanmadı. 103 vakanın pelvik USG'de PCO görünümü yok. Toplam 351 vaka, ESHRE/ ASRM Rotterdam PCOS tanı kriterlerine göre değerlendirildiğinde, 3 kriterden en az 2'sini karşılayan 189 (%53.85) vakaya PCOS tanısı konuldu. Androjen düzeyleri normal aralıkta, menstrüal siklusları düzenli, pelvik ultrasonografide PCO görünümü olmayan 103 (%29.34) vaka İH tanısı aldı. 59 vaka ise klinik ve laboratuvar hiperandrojenemisi olup, menstrüal siklusu düzenli, USG'de PCO görünümü olmayan veya elimizde USG kaydı olmayan hastalardı ve İHA tanı grubunda sınıflandırıldı Sonuç: Şüpheli Akromegali klinik bulguları olan hastalara IGF-1 bakılmıştı. 351 vakada hiçbir Akromegali tespit edilmedi. Bu da IGF-1'in sekonder hirsutizm sebepleri arasında olabilecek "Akromegali" ayırıcı tanısında ancak şüphelenilen hastalarda istenmesinin uygun olacağını göstermektedir. Çalışmamızda bazal kortizol bakılmış 261 (%74.36) hasta içinde 1 mg DST yapılmış 49 (%18.8) sayıda hasta mevcuttu. Sonuçlarımız göstermektedir ki, klinik olarak adrenal yetmezlik veya Cushing sendromu şüphesi yoksa bazal kortizol istenmesi gerekli bir test değildir. Çalışmamızda görülmüştür ki, hastalarımızın pelvik USG tetkikleri yeterli sayıda değildir. Eğer pelvik USG hemen yapılıp, sonuçları kısa sürede alınabilseydi tahminimizce PCOS tanısı daha güvenilir ölçütlerle konulmuş olacak ve İHA tanılı hastaların bir kısmı da PCOS veya pür İHA tanısı olarak daha net sınıflanabilecekti. Anahtar Kelimeler: Hirsutizm, PCOS, İdiopatik hiperandrojenemi, oligomenore, retrospektif.
Polikistik over sendromu olan ergenlerde oksidatif stres ve kardiyovasküler risk faktörleri ilişkisi
Polikistik over sendromu (PKOS) sıklıkla ergenlik ve genç erişkinlikte tanı alan, önemli komorbiditeleri olan bir bozukluktur. Önemli metabolik ve kardiyovasküler (KV) komorbiditeleri kadınlarda gösterilmiştir, ancak özellikle KV morbiditelerin bulgularının ergenlikte başlayıp başlamadığı belirsizdir. Bu çalışmada, PKOS patogenezinde oksidatif stresin artıp artmadığını değerlendirmeyi ve ergenlerde metabolik ve KV bulguların bu yaşta başlayıp başlamadığını incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 33 PKOS (19 obez/kilolu, 14 normal kilolu) olan ve 43 sağlıklı (20 obez/kilolu, 23 normal kilolu) ergen dahil edilmiştir. Katılımcılar fizik muayene, laboratuvar testleri, oksidatif stres testleri, konvansiyonel ekokardiyografi (EKO), doku Doppler EKO ve strain EKO ile değerlendirilmiştir. PKOS ve kontrol grubu karşılaştırıldığında bel/kalça oranı, karaciğer enzimleri, trigliserid, trigliserid-glukoz indeksi, sol atriyum (LA) sistolik çapı, LA/aort oranı verileri PKOS grubunda, sol ventrikül global peak longitudinal strain A4 kontrol grubunda daha yüksekti. Kiloya göre alt gruplara bakıldığında sistolik ve diyastolik kan basıncı, LA sistolik çapı, sol ventrikül kütlesi, interventriküler septum çapı obez/kilolu hasta ve kontrol gruplarında, normal kilolulara göre yüksekti. Gruplar arasında oksidatif stres ve 24 saatlik ritim holter verileri açısından anlamlı fark yoktu. İki yönlü varyans analizlerinde de, hastalık ve kilo durumunun çoğu parametre üzerinde benzer etkisi olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, PKOS'ta gözlenen metabolik komorbiditelerin ve subklinik sol ventrikül diyastolik disfonksiyon belirtilerinin ergenlik döneminde başladığını düşündürmektedir. Bununla birlikte, benzer bulguların yalnızca obezite varlığında da görülebilmesi, PKOS'lu ergenlerde obezitenin önlenmesi ve yönetiminin, PKOS'a bağlı komorbiditelerin engellenmesinde öncelikli bir strateji olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Polikistik over sendromu tanılı kadın bireylerde diyetin inflamatuar indeksinin CD36 ve kardiyometabolik risk faktörleri üzerine etkileri
Bu çalışma polikistik over sendromu (PKOS) tanılı kadınlarda diyetin inflamatuar indeksinin (DII) CD36 ve kardiyometabolik risk faktörleri üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji polikliniğine başvuran 38 PKOS tanılı hasta ve 39 sağlıklı kontrol grubu ile yürütülmüştür. Bireylere menstrual döngülerinin erken foliküler fazında genel bilgileri içeren anket formu uygulanmış, antropometrik ölçümleri, kan basıncı ölçümleri ve besin tüketim sıklıkları alınmıştır. Bireylerin besin tüketim sıklıklarından günlük enerji ve besin ögesi tüketimleri ile DII değerleri hesaplanmıştır. Ek olarak, bireylerin rutin tetkikleri kapsamında açlık kan glukozu ve insülin seviyesi, lipit profili ve cinsiyet hormonları profili ile ilgili biyokimyasal verileri kaydedilmiş ve serum hs-CRP ve CD36 seviyeleri ELISA yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen PKOS ve kontrol grubu yaş (sırasıyla 21,6±2,26 ve 21,1±1,81 yıl) ve BKİ (sırasıyla 26,3±4,20 ve 25,9±3,22 kg/m2) açısından benzer kişilerden oluşmaktadır (p>0,05). Yaş ve BKİ açısından eşleştirilmiş olan gruplar arasında DII değerinin farklı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Benzer şekilde hs-CRP ve CD36 seviyeleri PKOS grubunda matematiksel olarak daha yüksek iken, bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca bireylerin DII değerleri ile açlık kan glukozu, kan basıncı değerleri, hs-CRP ve CD36 seviyeleri ile pozitif yönde korelasyon gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Diğer yandan, serum CD36 seviyesinin, PKOS ve kontrol gruplarında bel çevresi, total testosteron, açlık insülin seviyeleri ve HOMA-IR değerleri ile negatif yönde ilişkili olduğu görülürken, hs-CRP seviyesinin günlük karbonhidrat ve yağ alımı ile pozitif yönde korelasyon gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Yapılan lojistik regresyon analizinde DII değerinin, DII çeyrekliklerinin ve CD36 seviyesinin PKOS gelişimi için riski arttırmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuçta; DII değerinin ve CD36'nın PKOS tanılı bireylerde kardiyometabolik risk faktörleri üzerine farklı mekanizmalar ile etkiler gösterebileceği görülmektedir. Bu bağlamda anti-inflamatuar besin ögeleri içeren besinlerin diyete eklenmesinin ve pro-inflamatuar besinlerin ise tüketim miktarlarının azaltılmasının PKOS ve ilişkili olduğu metabolik sorunlarda faydalı etkiler gösterebileceği düşünülmektedir. Ancak PKOS tanılı bireylerde uygulanacak diyetin inflamasyon ve beraberinde metabolik yolaklar üzerine etkileri ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Polikistik over sendromlu kadınlarda yaşlanma sürecindeki metabolik ve kardiyovasküler değişimlerin sağlıklı kadınlarla karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Polikistik over sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin ve metabolik bozukluk olup, androjen fazlalığı, over disfonksiyonu ve polikistik over morfolojisi birlikteliği ile seyreder. Kardiyometabolik risk faktörleri, özellikle oligo-anovulasyon ve hiperandrojenizmle seyreden klasik fenotiplere sahip PKOS'lu kadınlarda daha sıktır. Ancak PKOS'un klinik ve biyokimyasal özellikleri yaşlanma ile değişir. Bu çalışma ile seçilmemiş bir popülasyonda geçmişte PKOS tanısı almış hastalar ve sağlıklı kontrol grubu yeniden değerlendirilerek yaşlanma ile geçirdikleri değişimin kardiyometabolik risk üzerine olan etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 2009 yılında tanı alarak uygun fenotiplendirmesi yapılmış halen 35 yaş ve üzerinde olan 41 PKOS'lu kadın ve benzer yaş aralığında sağlıklı kontrol grubundan 43 kadın dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar yapılandırılmış görüşme, fizik muayene, antropometrik, hormonal ve biyokimyasal ölçümler ile değerlendirilmiştir. Ayrıca PKOS tanılı 30 kadın ve yaş ile uyumlu sağlıklı 30 kadının ekokardiyografi ölçümü ve vücut kompozisyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, PKOS tanılı hasta ve kontrol grubu arasında vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, kan basıncı açısından fark bulunmamıştır. Her iki grupta da 2022 yılında ölçülen testosteron, serbest androjen indeksi (FAİ) ve dehidroepiandrostenedion sülfat (DHEAS) değerlerinde 2009 yılına kıyasla anlamlı düzeyde düşme olduğu görülmüş olup, PKOS tanılı hasta grubunda, kontrol grubuna kıyasla total testosteron, FAİ, DHEAS düzeyleri istatistiksel olarak hala anlamlı olacak şekilde yüksek bulunmuştur. Metabolik sendrom açısından bakıldığında, her iki grupta da yaşlanma ile metabolik sendrom gelişiminin oransal olarak yaklaşık 2 katına çıktığı görülmüştür ancak gruplar arasında metabolik sendrom sıklığı benzer bulunmuştur. PKOS alt fenotipleri arasında da metabolik sendrom gelişimi açısından 2022 yılında farklılık mevcut değildir. Hasta ve kontrol grubunun ekokardiyografik değerlendirmesinde sistolik fonksiyonları, strain ölçümleri ve epikardiyal yağ ölçümü benzer bulunmuştur. Epikardiyal yağ kalınlığı ile VKİ, bel çevresi, bel/kalça oranı, yıllar içerisindeki bel çevresindeki artış ve HOMA-IR arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür. Ayrıca epikardiyal yağ kalınlığı ile hem tüm vücut yağ yüzdesi ve kütlesi, hem de gövdesel yağ yüzdesi ve kütlesi arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştürsırasıyla (r= 0.285, p= 0.03), (r=0.312, p=0.02), (r=0.262, p=0.04), (r=0.32, p=0.01). Epikardiyal yağ ölçümlerinin sonucunda üç alt fenotip arasında anlamlı farklılık görülmüş olup C fenotipi en yüksek değerlere sahip bulunmuştur (p=0.04). Tüm çalışma grubu FAİ median değerlerine bölündüğünde, daha yüksek FAİ'ye sahip olanlarda daha yüksek epikardiyal yağ kalınlığı olduğu görülmüştür (p = 0.02). Daha yüksek FAİ'li PKOS hastalarında da daha yüksek epikardiyal yağ kalınlığı eğilimi olduğu görülmüştür (p = 0.09). Sonuç olarak, hastaneye başvurmayan seçilmemiş popülasyonda PKOS'lu kadınlar perimenopozal dönemde yaş eşleştirilmiş kadınlara göre daha yüksek androjen düzeylerine sahip olmalarına karşın benzer kardiyometabolik riske sahiptirler. Bununla birlikte, daha ileri yaş grubundaki hastaların uzun süre takip edildiği geniş toplum temelli populasyon çalışmalarına ihtiyaç vardır.
Polikistik over sendromu tanılı hastalarda kas ve kemik kompozisyonun ve fonksiyonunun değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda en sık görülen endokrinolojik bozukluktur. Pek çok sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinmesine rağmen PKOS'un kas-iskelet sistemi üzerindeki olası etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada PKOS'un geç reprodüktif dönemdeki kadınlarda kas ve kemik kompozisyonu ve fonksiyonu üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 34 PKOS ve 32 yaş ve VKİ uyumlu kontrol kadın dahil edildi. Vücut kompozisyonunu belirlemek için tüm katılımcılara dual enerjili X-ray absorsiyometrisi (DEXA) uygulandı. Ayrıca bireylerde abdomen ve uyluk manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kesitsel kas alanları ve kasların yağ fraksiyonları değerlendirildi. Kas gücü, izokinetik dinamometre, Biodex® System Pro3 (Biodex Corp. Shirley NY, ABD) kullanılarak ölçüldü. Diz ekstansör ve diz fleksör konsantrik kas kuvveti, birim zamandaki açısal yer değiştirme miktarını temsil eden 60°/sn açısal hızlarda değerlendirildi. Ortalama yaş PKOS'ta 43 ± 3.7, kontrollerde 42.2 ± 3.5 idi. Tanı anında PKOS hastalarının %94,1'i (n=32) fenotip A, %5,9'u (n=2) fenotip B idi. PKOS hastalarında testosteron, FAİ ve açlık insülini kontrollere göre daha yüksekti (sırasıyla p<0,001, p=0.001 ve p=0.032). Toplam abdominal kas alanı (TAMA), paraspinal kas alanı, uyluk kas alanı, visseral yağ doku (VAT), subkutan yağ doku (SAT), vertebral manyetik rezonans görüntüleme-proton dansite yağ fraksiyonu (MRI-PDFF), uyluk ve paraspinal kas MRI-PDFF gruplar arasında benzerdi ancak karaciğer MRI-PDFF'si PKOS grubunda daha yüksek bulundu (p=0,044). Gruplar arasında DEXA ile değerlendirilen kas ve kemik kompozisyonu açısından fark yoktu. Alt grup analizinde obez PKOS hastalarının obez kontrollere göre daha yüksek TAMA'ya (p=0,012) ve daha yüksek visseral yağ dokusuna (p=0,049) sahip olduğu görüldü. Trunkal yağlanmayı destekleyen visseral yağ dokusu artışı, tüm grup karşılaştırmasında da PKOS grubunda istatistiksel öneme ulaşmamakla birlikte daha yüksek olma eğilimindeydi (p=0.072). Her iki grupta da MRG ve DEXA ile ölçülen vücut kompozisyon parametreleri, temel olarak VKİ ve açlık insülin değerleri ile ilişkili iken, androjen seviyeleri ilişkili değildi. İzokinetik dinamometre analizlerinde obez olmayan kadınlarda obezitesi olan kadınlara göre normalize edilmiş diz ekstansör tepe torku artmış bulunurken PKOS ve kontrol grupları arasında kas mekanik fonksiyonu açısından fark saptanmadı. Ancak non-obez alt grupta diz ekstansör kas kuvveti daha yüksekti (p=0.049). Bu çalışmanın sonuçlarına göre geç reprodüktif dönemde PKOS'lu kadınlarda yaş ve VKİ eşleştirilmiş kadınlara göre karaciğer yağlanma oranı artmıştır. Obez PKOS'lu kadınlarda obez kontrollere göre abdomen kas ve viseral yağ oranları daha yüksektir. Non-obez PKOS'lu kadınlarda artmış diz ekstensör kas kuvveti dışında kas mekanik fonksiyonu PKOS'lu kadınlarla kontroller arasında benzerdir.
Polikistik over sendromu olan adölesanlarla sağlıklı adölesanların aerobik kapasite ve fiziksel uygunluk seviyesinin karşılaştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınların yaklaşık % 7'sinde bulunan, genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan hirsutizm, akne, alopesi ile birlikte amenore, oligomenore, düzensiz adet döngüleri ile karakterize heterojen bir sendromdur. PKOS klinik olarak, infertilite, disfonksiyonel kanama, endometriyal karsinom, obezite, tip 2 diyabet, dislipidemi, hipertansiyon ve kardiovasküler hastalık için risk artışına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı; adölesan çağdaki PKOS tanılı hastaların aerobik kapasitesi, fiziksel uygunluk seviyesi ve yaşam kalitesi düzeyinin sağlıklı yaşıtlarına göre etkilenimi belirlemek amacıyla bu parametreleri sağlıklı adölesanlarla karşılaştırmaktı. Çalışmaya 22 PKOS tanılı adölesan, 21 yaş ve cinsiyet açısından uyumlu sağlıklı adölesan dahil edildi. Bireylerin fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildi. Vücut kompozisyonları ise vücut kütle indeksi (VKİ), bel/kalça oranı, bel/boy oranı değerleri ve biyoelektriksel impedans analizi ile yağsız kitle ve yağ kitlesi yüzdeleri ile değerlendirildi. Her iki gruptaki adölesanların aerobik kapasitesi PACER testi, fiziksel uygunluk komponentleri Fitnessgram test protokolü ile değerlendirildi. Jamar el dinamometresi ile el kavrama kuvveti, el dinamometresi ile quadriceps kas kuvveti kaydedildi. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Adölesanlarda Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-A), PKOS tanılı grubun yaşam kalitesi Polikistik Over Sendromu Yaşam Kalitesi-50 Ölçeği (PCOSQ-50) ile değerlendirildi. PKOS tanılı ve sağlıklı adölesanların yaş, boy, vücut ağırlığı, VKİ, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, yağsız vücut yüzdesi ve yağ yüzdesi ortalama değerleri benzerdi (p>0,05). Çalışma sonucunda; PKOS tanılı grubun şınav tekrar sayısı, otur-uzan testi mesafesi ve PACER tur sayısı ve oksijen tüketimi değerleri sağlıklı gruba göre anlamlı bir şekilde daha düşük bulundu (p<0,05). Her iki grubun diz ekstansörleri kuvveti, el kavrama kuvveti ve el kavrama kuvveti (%), fiziksel uygunluk testlerinden mekik tekrar sayısı, gövde kaldırma testi mesafe değerleri ve PAQ-A puanları benzer bulundu (p>0,05). Her iki grubun fiziksel aktivite düzeyleri benzerdi (p>0,05). PKOS tanılı grubunun yaşam kalitesi puanları ise beklenen en iyi değerlerin altındaydı. Sonuç olarak; PKOS tanısı almış adölesanların alt ekstremite kas kuvveti ve enduransı, alt gövde ve hamstring esnekliği ve maksimal oksijen tüketimi ile gösterilen aerobik egzersiz kapasitesi sağlıklı yaşıtlarına göre olumsuz etkilenmektedir. PKOS tanılı ve sağlıklı adölesanların fiziksel aktivite düzeyleri benzer şekilde azalmaktadır. PKOS tanılı adölesanların egzersiz programları planlanırken; profesyonellerin etkilenen bu parametreleri göz önünde bulundurularak aerobik kapasite, kassal kuvvet ve endurans, esneklik ve fiziksel aktivite düzeyini geliştirmeye yönelik uygulamaların etkinliğini gözlemleyip, elde edilen sonuçlara göre klinik uygulamalarına yön verebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, egzersiz toleransı, dinamometre, kas kuvveti, fiziksel uygunluk, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi.
Polikistik over sendromu tanılı hastaların mitokondriyal peptit düzeylerinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS) üreme çağındaki kadınlarda en yaygın görülen endokrinolojik ve metabolik hastalık olup; androjen fazlalığı, ovulatuar disfonksiyon, ve polikistik over morfolojisi ile seyreder. PKOS'un patofizyolojisi net bir şekilde aydınlatılamamış olmakla birlikte mitokondriyal disfonksiyon ve yol açtığı kronik inflamasyonun diğer metabolik hastalıklarda olduğu gibi PKOS'un da patogenezinde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Humanin, mitokondriyal genomdan 16S ribozomal RNA geni MT-RNR2 tarafından kodlanan, 24 amino asit uzunluğunda mitokondri türevi bir peptittir. Humanin, mitokondriden oksidatif strese yanıt olarak salgılanır ve hücreyi apoptozdan ve inflamasyondan korumada rol alır. Humaninin mitokondriyal disfonksiyonun göstergesi olarak birçok metabolik hastalıkta azaldığı gösterilmiştir. Bu çalışma ile PKOS ve sağlıklı kontrol hastalarının serum humanin düzeylerinin karşılaştırılarak, humaninin PKOS patofizyolojisinde rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yaş ve VKİ eşleştirilmiş 40 PKOS ve 40 sağlıklı kontrol alınmış, katılımcılar fizik muayene, hormonal, biyokimyasal, antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ile değerlendirilmiş, katılımcıların serumlarından humanin ölçümü yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre PKOS grubunun bel çevresi, bel/kalça oranları, total testosteron, FAI, LDL, trigliserid ve OGTT esnasında 120. dakika insülin değerleri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunmuştur. PKOS grubunun humanin düzeyi ise sağlıklı kontrol grubundan anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.001). Korelasyon analizlerinde humanin yaş ile pozitif anlamlı (r=0.455, p<0.001); total testosteron, insülin 120. dakika, total kolesterol, LDL, non-HDL kolesterol, trigliserid ile negatif anlamlı korelasyon göstermiştir [sırasıyla (r=-0.275, p=0.013), (r=-0.266, p=0.017), (r=-0.306, p=0.006), (r=-0.292, p=0.009), (r=-0.241, p=0.032), (r=-0.261, p=0.020)]. Sonuç olarak, mitokondriyal disfonksiyon göstergesi olan serum humanin düzeyleri PKOS hastalarında yaş ve VKİ eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre daha düşüktür. Humanin düzeyleri androjen fazlalığı, insülin direnci ve dislipidemi ile ilişkili görünmektedir. PKOS fizyopatolojisinde humanin ve diğer mitokondriyal peptitlerin potansiyel rollerinin iyi anlaşılması ileride mitokondriyal disfonksiyona yönelik yeni tedavi seçeneklerinin geliştirilmesine olanak sağlayabilir.
Polikistik over sendromlu kadınlar ile sağlıklı kontroller arasında yaşlanma ile overde gerçekleşen yapısal ve hormonal değişikliklerin karşılaştırılması: On yıldan uzun süreli prospektif takip çalışması
Çalışmamız polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki overdeki hormonal ve yapısal değişikliklerin yaşlanma süreci boyunca değişimini karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Maden Tetkik Arama (MTA) kurumundaki kadın personelinin önceden belirlenmiş bir yaygınlık çalışması içinde yürütülen prospektif bir iç içe geçmiş kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. Başlangıçta çalışma popülasyonunda Rotterdam kriterlerine göre ≥35 yaşında PKOS teşhisi konulan 68 PKOS hastasından, %60.3'ü olan 41'i katılmayı kabul ederek "çalışma grubu" oluşturmuştur. Ayrıca, başlangıçta sağlıklı kontrol grubu olarak belirlenen 183 sağlıklı kontrol grubu arasından yaş ve vücut kitle indeksi (VKİ) eşleştirilmiş toplam 43 kadın, "kontrol grubu" olmak üzere çalışmaya dahil edilmiştir. Transvajinal/pelvik ultrasonografi, Mart 2022 ile Mart 2023 tarihleri arasında antral folikül sayısı (AFS) ve over hacmi (OV) ölçmek için yapılmıştır. Hormonları değerlendirmek için sabah kan örnekleri alınmıştır [anti-Müllerian hormon (AMH), toplam testosteron (TT), cinsiyet hormon bağlayıcı globulin (SHBG), serbest androjen indeksi (FAI), dehidroepiandrosteron sülfatı (DHEAS)]. Over yapısındaki ve hormonal değişiklikler, yaklaşık 12-13 yıl süren bir dönemde hesaplanan "Delta" ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın örnekleminde PKOS ve kontrol grupları arasında yaş (sırasıyla 44.1±6.5 ve 46.4±4.2 yıl) ve VKİ [24.7(IQR: 21.9-27.8) ve 25.2(IQR: 23.2-28.9) kg/m2] benzer değerlerdedir. Overlerin yapısal karşılaştırılmasında ise OV ve AFS, PKOS grubunun kontrollere göre her iki overinde de belirgin şekilde yüksek görülmüştür. Takip dönemi boyunca PKOS grubunda kontrol grubuna göre hem sağ overde [sırasıyla, Delta-AFS-sağ: -7.8(±4.7) ve -3.5(±3.2), p=0.008] hem de sol overde [sırasıyla, Delta-AFS-sol: -7.9(±6.2) ve -4.2(±3.1), p=0.022] AFS'de belirgin bir azalma olduğu tespit edilmiştir. Hormonal profil karşılaştırıldığında ise AMH, TT, FAI ve DHEAS'nin kontrol grubuna göre PKOS'ta belirgin şekilde yüksek olduğu görülmüştür. 10 yıl boyunca hormonal değişikliklerin delta değerlerini karşılaştırırken, iii serum TT [sırasıyla, Delta-TT: -11.5 (±12.8) ve -5.2 (±9) ng/dL, p=0.01] ve serum AMH [sırasıyla, Delta-AMH: -2.57 (IQR:-3.35;-1.19) ve -1.15 (IQR:-1.87;-0.69), p=0.007] PKOS grubunda belirgin şekilde daha fazla azalmış olup; delta-SHBG, delta-FAI ve delta-DHEAS arasında iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Serum AMH seviyeleri perimenopozal kadınlarda (ortalama yaş 44) PKOS teşhisi için bir belirteç olarak alıcının işletme karakteristikleri ROC eğrisi analizi ile test edildiğinde, 0.72 eğri altında kalan alan değeri ( Güven Aralığı %95, 0.60–0.83) ile 0.295 ng/mL (spesifiklik %0.81 ve duyarlılık %0.61) eşik değer olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, yaşlanan PKOS'lu kadınlarda sağlıklı kontrollere göre AFS, OV, AMH ve TT'de belirgin şekilde daha fazla azalma olduğu gözlemlenmiştir. Bu parametrelerde görülen azalma daha fazla olmasına rağmen, yaşlanan PKOS'lu kadınlar hala daha yüksek AMH, OV, AFS ve androjen seviyelerine sahiptir. AMH, perimenopozal kadınlarda PKOS teşhisi için yaklaşık 0.70 eğri altında kalan ile orta derecede bir değere sahip olabilir. Yaşlı kadınlarda PKOS için güvenilir bir tanı belirteci belirlemek için yaşa göre stratifikasyonlu seçilmemiş popülasyonlarda daha fazla izlem çalışması gerekmektedir.
İzotretinoin kullanan akne vulgaris hastalarında hirsutizmin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Akne vulgaris yağ bezi ile ilişkili kıl foliküllerini içeren pilosebase ünitenin kronik inflamatuvar bir hastalığıdır. Akne patogenezinde androjen hormonlar önemli rol oynarlar. Akne tedavisinde izotretinoin en etkin tedavi olarak göze çarpmaktadır. Ancak izotretinoin kullanımının akne patogenezindeki hormonal değişiklikler üzerine etkisi tam olarak bilinmemekle birlikte, hirsutizm gelişimi üzerine etkileri ile ilgili de kısıtlı sayıda çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada akne vulgaris nedeniyle takipli hastalarda izotretinoin kullanımının hirsutizm ve hormonal parametrelere etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, Haziran 2018-Aralık 2019 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı'nda yapıldı. Akne vulgaris tanılı ve izotretinoin tedavisi alan 18-40 yaş arası 30 kadın hasta ile 30 sağlıklı gönüllü kontrol grubu olarak prospektif olarak alındı. Çalışmada hastalar için çalışmaya uygun olarak anamnez, fizik muayene ve laboratuvar testlerinin yer aldığı bir form oluşturuldu. Bulgular: Vakaların %30'unda ailede akne öyküsü pozitifliği, %30'unda şiddetli akne ve %33.3'ünde takiplerinin 3. ayında menstrüasyon düzensizliği vardı. Hasta grubunda takiplerin 3. ayında menstrüasyon düzensizliği kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksekti (p=001). Hastaların %16.7'sinde takiplerinin 3. ayında Ferriman-Gallwey hirsutizm skoru ≥8 idi. Hasta grubunda takiplerinin 3. ayındaki menstrüasyon düzensizliği (p<001) ile Ferriman-Gallwey hirsutizm skoru (p=0.023), ilk başvuruya göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksekti. Hastaların %10'nunda ise takiplerinin 3. ayında pelvik ultrasonografide anormal bulgular vardı. Hastaların ilk başvuruda progesteron düzeyi 3. ayda bakılan progesteron düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksekti (p<0.001). Hastaların ilk başvuruda progesteron (p=0.007) ve östradiol (p=0.001) düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü. Tartışma ve Sonuç: Akne vulgaris etyopatogenezinde hormonlar, hormonların birbirleriyle etkileşimi ve moleküler düzeyde bir takım etkileşimler önemli rol üstlenmektedir. Akne vulgaris tedavisinde halen en etkin seçenek olarak görülen izotretinoinin hipofizer, adrenal hormonlar üzerinde ve insülin direnci üzerinde belirgin bir etkisi olduğu ortaya konulamamıştır. Çalışmamızda üç aylık izotretinoin tedavisinin menstrüasyon düzensizliği ve Ferriman-Gallwey hirsutizm skorunda artışa neden olduğunu saptadık. Hem akne vulgarisin etyopatogenezi hem de izotretinoinin etkilerine yönelik ileri aşamalarda çalışmalar gerekmektedir.
Polikistik over sendromlu kadınların tat duyusu ile yeme davranışı durumlarının incelenmesi
Polikistik over sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin bozukluktur. Sendromun bileşenleri hiperandrojenizm, oligo/anovulasyon ve overde polikistik görünüm olmakla beraber, PKOS obezite, insülin direnci, kan şekeri regülasyonunda bozukluk ve dislipidemi gibi daha birçok metabolik bozukluk ile de ilişkilidir. Tat duyusu ve yeme davranışlarının diyabet, hipotiroidi, obezite gibi endokrinolojik hastalıklarda değiştiği; menstruasyon, gebelik, menapoz gibi kadınların önemli hormonal değişimler geçirdikleri dönemlerden etkilendiği geniş çalışmalar ile ortaya konmuştur ancak PKOS hastalarında tat duyusunun incelendiği bir çalışma henüz yapılmamıştır. Çalışmamızın amacı PKOS hastalarının tat duyusunu ve yeme davranışlarını incelemek ve bu bulguları sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Bu çalışmada PKOS tanılı 44 hasta ile yaş ve vücut kitle indeksi (VKİ) açısından eşleştirilmiş 36 sağlıklı kadının tat duyusu ve yeme davranışı durumları incelenmiştir. Tat duyusunun değerlendirilmesinde tatlı, tuzlu, ekşi ve acı olmak üzere 4 ana tadı içeren tat testi çubukları kullanılmış olup, yeme davranışı durumlarının incelenmesi için üç farklı anket uygulanmıştır. Bu anketler Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS), Gece Yeme Anketi (GYA) ve Üç Faktörlü Yeme Ölçeği (ÜFYÖ) olarak belirlenmiştir. Tüm katılımcılar aynı zamanda antropometrik, hormonal ve biyokimyasal ölçümler ile değerlendirilmiş, tat duyusu ve yeme davranışlarının bu ölçümler ile ilişkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Toplam tat testi skoru PKOS grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük saptanmıştır (sırasıyla 11.7 ± 2.2'ye karşılık 13.1 ±1.4, p=0.001). Bu tat skorundaki fark özellikle ekşi ve tuzlu tatlarda saptanmış olup (sırasıyla 2.4 ± 0.9'a karşılık 2.9 ± 0.7, p=0.004 ve 2.6 ± 1'e karşılık 3.1 ± 0.7, p=0.01), tatlı ve acı tat skorları her iki grupta benzer (sırasıyla 3.5 ± 0.9'a karşılık 3.6 ± 0.7, p= 0.64 ve 3.3 ± 0.7'ye kaşılık 3.6 ± 0.6 p=0.053) bulunmuştur. Toplam tat skoru ve hiperandrojenizm ilişkisi incelendiğinde serbest androjen indeksi (FAI) ve tat skoru arasında negatif korelasyon saptanmıştır (p<0.001). Yeme davranışlarını inceleyen anketler ABİS, GYA ve ÜFYÖ'de ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmamızın sonuçları PKOS'lu kadınlarda tat duyusunun azaldığını ancak yeme davranışında bir bozukluk olmadığını göstermektedir. PKOS'ta tat duyarlılığında azalma hiperandrojenizm ile ilişkili görünmektedir.
FF-MAS oksisterolünün folikülogenezdeki rolünün ve hedgehog sinyal yolağıyla ilişkisinin incelenmesi
Folikül sıvısında bulunan ve oosit maturasyonunda etkili bir steroid türevi olan FF-MAS oksisterolünün etki mekanizmasıyla ilgili bilgiler sınırlıdır. Hedgehog yolağı (Hh); folikülogenezde kritik öneme sahip granüloza hücre proliferasyonunda etkili bir sinyal yolağıdır ve oosit matürasyonuna katkı sağlar. Hh yolağının hücrede etkisi, transkripsiyon faktörü Gli1'in aktifleşmesini ve hedef genlerin aktivasyonuyla gerçekleşir. Granüloza hücre proliferasyonundaki yetersizlik sebebiyle foliküler gelişimin ilerleyemediği, sonuçta kistik foliküllerin gözlendiği polikistik over sendromu (PKOS) en yaygın endokrin hastalıktır. Çalışmamızda folikülogenezde etkili FF-MAS Hedgehog yolağı aracılığıyla granüloza hücre proliferasyonunu uyarabileceği varsayılmıştır. Bu araştırmanın amacı insan folikülogenezinde, FF-MAS'in granüloza hücre proliferasyonuna etkisini Hedgehog yolağı molekülleri SMO ve Gli1 üzerinden araştırmaktır. Bunun için; sağlıklı ve PKOS hastalarına ait granüloza hücre kültürlerinde, FF-MAS ve yolak inhibitörü siklopaminin SMO ve Gli1 ifadelerine etkisi değerlendirilmiştir. SMO ve Gli1 immünohistokimya ifadeleri ve kantitatif sitoELİZA değerlendirmeleri ile FF-MAS'in bu ifadeleri artırdığı, yolak inhibitörü olan siklopamin uygulanan koşullarda da ifadelerin istatistiksel olarak anlamlı azaldığı saptanmıştır. Sağlıklı kadınlara ait granüloza hücrelerinin SMO ifade değişimi, yolağın son ürünü olan Gli1 ekspresyon değişiminden daha düşük oranda bulunmuştur. Bu sonuçlar, FF-MAS oksisterolünün Hedgehog yolağını kontrole oranla daha fazla aktive ettiğini göstermektedir. Ayrıca PKOS hastalarının hücreleri FF-MAS'e daha iyi cevap vererek Gli1 ve SMO ifadelerini artırmıştır. Bu veriler daha sonraki çalışmalarda FF-MAS - Hedgehog ilişkisinin in vivo olarak ele alınıp, diğer hücre yolaklarıyla da ilişkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Polikistik over sendromunda ekzositoz ilişkili SNARE moleküllerinin granüloza hücrelerinde in-vitro değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu üreme çağındaki kadınlarda kronik anovulasyonun en sık nedeni olması ve üremeye yardımcı tedavi ihtiyacı doğurması nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Membrana granülozayı oluşturan granüloza hücrelerinin sentez yeteneğindeki bozulma veya ekzositoz yeteneğindeki bozulma folikül içi sinyal molekülü miktarındaki disregülasyondan sorumlu olabilir. Bu amaçla ÜYTE kliniğine başvuran çiftlerin erkek faktörü (n=10) ve PKOS (n=10) kadınlarından oosit toplama işlemi sonrası atılan granüloza hücrelerinde "vezikül füzyon proteinleri"nden olan Stx6, SNAP25 ve StxBP1 proteinleri immunofloresan işaretleme yöntemi ile araştırılmış ve elektron mikroskobik inceleme yapılmıştır. Polikistik over sendromunda Stx6, SNAP25 ile StxBP1 düzeyinin azaldığı ve in-vitro ortamda FSH-hCG uyarısı ile bozulmanın düzelmediği görülmüştür. Granüloza hücrelerinin salgıladığı KITL faktörünün de hücre içinde azalmıştır. Elektron mikroskobik incelemede PKOS'ta granüloza hücrelerinin veziküllerinde elektron yoğunluğunun sağlıklı bireylerine göre azalmıştır. Bu çalışmanın sonucunda PKOS'ta, sağlıklı granüloza hücrelerine göre; vezikül miktarının azaldığı, FSH-hCG uyarısına verilen veziküler yanıt bozulmuş ve Stx6, SNAP25, StxBP1 düzeyleri azalmıştır. Sonuç olarak PKOS'ta bozulmuş olan granüloza hücresi kökenli faktörlerin sentezindeki aksaklığın yanında salgılanmasında da bozulma olduğu ortaya konmuştur.
PKOS tanısı olan obez ve obez olmayan hastaların klinik ya da biyokimyasal hiperandrojenizm tablosuna bağlı olarak kas kuvveti, kas kalitesi ve toplam vücut yağ dağılımındaki değişimlerin obez ve obez olmayan kontrol gruplarıyla karşılaştırılarak incelenmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen; androjen fazlalığı, ovulatuvar disfonksiyon ve polikistik over morfolojisiyle (PKOM) ile karakterize endokrin bozukluktur. Polikistik over sendromunun kas iskelet sistemi ve kas kuvveti ile ilişkisini inceleyen çelişkili ve sınırlı veri mevcuttur. Bu çalışmada, PKOS'da mekanik kas fonksiyonunu kas kuvveti ve kas gücü analiziyle değerlendirmek, mekanik kas fonksiyonunun hormonal ve metabolik özelliklerle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, klinik veya biyokimyasal hiperandrojenizm ve kronik oligo-anovülasyonu olan PKOM'un eşlik ettiği 44 PKOS tanılı hasta ile yaş ve VKİ ile eşleştirilmiş 32 sağlıklı kadın dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar antropometrik, hormonal ve biyokimyasal ölçümler ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların mekanik kas fonksiyonu, alt ekstremite patlayıcı kas kuvveti ve ortalama güç ölçümü için geçerli ve güvenilir bir cihaz olan izokinetik dinamometre kullanılarak değerlendirilmiştir. PKOS tanılı hasta grubunda ve sağlıklı kontrol grubunda ortalama yaş sırasıyla 21.8 ± 3.2 yıl ve 22.8 + 3 yıl, VKİ değerleri ise sırasıyla 26.1 + 5.4 kg / m2 ve 25.5 + 5.7 kg / m2'dir. (Her iki karşılaştırma için p>0.05). PKOS hasta grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek biyolojik olarak kullanılabilir (bioavailable) testosteron düzeyleri (bT) ve daha yüksek modifiye Ferriman-Gallwey (mFG) skorları saptanmıştır. Açlık glukoz ve açlık insülin düzeyleri için gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Kuadriseps ve hamstring kuvvetinin izokinetik ölçümü, Biodex 3 dinamometre ile 60 °/sn açısal hızda yapılmıştır. Değerlendirme sırasındaki tepe kas kuvveti, tepe torku (PTQ) olarak tanımlanmış ve vücut ağırlığı ile normalleştirilmiş değeri (Nm/kg) PTQ olarak rapor edilmiştir. Ortalama güç (AvP), 60 °/sn açısal hızda yapılan hareket sırasında elde edilen eğri altında kalan zaman ortalaması ile entegre alan tarafından belirlenmiştir. Diz ekstansör ve fleksör kaslarının 60°/sn açısal hızdaki normalize PTQ değerleri, hastalar ve kontroller arasında benzer, ancak normal kilolu bireylerde fazla kilolu-obez bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. (Her iki karşılaştırma için p<0.05). Diz ekstansiyon ve fleksiyonunda 60°/sn açısal hızda ölçülen AvP, PKOS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla 50.3+21.2'ye karşılık 42.1+11.6 ve 35.3+27'ye karşılık 22.2+11.1; her iki karşılaştırma için p<0.05). Bu ölçümler bT ile korelasyon göstermiştir (Sırasıyla r=0.29, p=0.012, ve r=0.36, p=0.001). Alt grup analizi yapıldığında, 19 hastadan oluşan normal kilolu PKOS grubu ile 16 sağlıklı bireyden oluşan normal kilolu kontrol grubu ve 25 hastadan oluşan fazla kilolu-obez PKOS grubu ile 16 sağlıklı bireyden oluşan fazla kilolu-obez kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda 60°/sn fleksiyon AvP ölçümleri, fazla kilolu-obez PKOS grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuş (p = 0.006) ve bT seviyesi ile korelasyon göstermiştir (r=0.4, p=0.007). Çalışma bulgularımız PKOS'da kas mekanik fonksiyonunun değiştiğine, PKOS'lu kadınlarda, hiperandrojenizm ile ilişkili ortalama alt ekstremite gücünün artmış olduğuna işaret etmektedir.
Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların yaşam deneyimlerinin incelenmesi
Amaç: Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların günlük yaşamlarında nasıl sorunlar yaşadığını ve yaşamlarının nasıl etkilendiğini saptamaktır. Yöntem: Çalışma, fenomenolojik araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Çalışma grubunu, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke Sağlık Yüksekokulu, Söke Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Söke Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören PKOS tanısı konmuş, görüşmeyi kabul etmiş olan ve çalışma kriterlerine uyan bekar kadınlar (26 kişi) ile Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran PKOS tanısı konan, çalışma kriterlerine uyan ve görüşmeyi kabul eden evli kadınlar (12 kişi) oluşturmaktadır. Kadınlarla karşılıklı görüşme yöntemi ile "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve altı açık uçlu sorunun yer aldığı "Görüşme Formu" rehberliğinde, en az 7dk 53sn, en çok 83dk süren görüşmeler yapılmış ve en az altı hafta günlük tutmaları sağlanmıştır. Elde edilen verilerin kalitatif içerik analizi yapılmıştır. Görüşme verilerinin işlenmesinde Maxqda 2018 programından yararlanılmıştır. Bulgular: PKOS'un kadınların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve rol fonksiyonlarını çeşitli düzeylerde etkilediği ve çeşitli başetme davranışlarına yönelttiği belirlenmiştir. Sonuç: PKOS, kadınların yaşamlarını her alanda etkileyen bir sağlık sorunu ve sosyal destek gerektiren bir rahatsızlıktır. Bu tanıyı alanlara kültürel temelli yaklaşımla sağlık eğitimi ve danışmanlık verilmesi önerilmektedir. Bu şekilde hem semptomların giderilmesi hem de yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi sağlanabilecektir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, deneyim, kalitatif araştırma.
PKOS modeli geliştirilmiş sıçanlarda anjiotensin resetör II blokeri losartanın tedavisinin etkilerinin histolojik ve biyokimyasal parametrelerle gösterilmesi
Ortalama 8-12 haftalık Sprague-Dawley türü dişi sıçanlar (n=21); standart koşullarda (21-22 C, %55-65 nemli ortamda, 12 st aydınlık-12 st karanlıkta) hazır pellet sıçan yemi ile beslendi ve su içimi serbest bırakıldı (ad libitum). Aynı beslenme koşullarını paylaşan olgular çalışmaya dâhil edildi. 14 sıçana PCOS modeli oluşturuldu, 7 sıçan normal kontrol olarak çalışmaya alındı ve herhangi bir işlem uygulanmadı. Daha sonra tüm sıçanlardan anestezi altında serumda çalışılacak parametreler için kan örneği alındı ve tüm sıçanlara bilateral ooferektomi uygulandı. Sonrasında sıçanlar servikal dislokasyon ile sakrifiye edildi. Ooferektomi materyallerinde histolojik kesitlerinde foliküler yapı (antral folikül sayısı) değişiklikleri incelendi. Kan örneklerinde ELISA tekniği ile AMH (anti mullerian hormon), IGF-1 (Insulin benzeri büyüme faktörü) ve lipid peroksidayon göstergesi olan malondialdehit düzeylerine bakıldı. Histolojik olarak,PKOS modeli geliştirilen ve plasebo salin (%0.9 NaCl) alan sıçanlarda, normal gruba göre over dokusunda primer ve sekonder folikül sayısı azalmış, tersiyer folikül sayısı artmıştır. Losartan tedavisi PCOS lu alan sıçanlarda, salin grubuna göre over dokusundaki primer ve sekonder folikül sayısı artmış, tersiyer folikül sayısı anlamlı azalmıştır. PCOS modeli geliştirilen ve plasebo salin (%0.9 NaCl) alan sıçanlarda, normal gruba göre AMH anlamlı olarak artmıştır. PCOS modeli geliştirilen ve plasebo salin (%0.9 NaCl) alan sıçanlarda, normal gruba göre AMH anlamlı olarak artmıştır. Losartan tedavisi PCOS lu alan sıçanlarda(p=6.62 ± 1.53), plasebo salin grubuna göre AMH seviyesi anlamlı azalmıştır (p=11.08 ± 0.56 )(Tablo 2). PCOS modeli geliştirilen ve plasebo salin (%0.9 NaCl) alan sıçanlarda, normal gruba göre IGF anlamlı olarak artmıştır(p=4.63 ± 0.44). Losartan verilen PCOS grubunda(p=4.97 ± 0.66), plasebo salin alan grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (Tablo 2). PCOS modeli geliştirilen ve plasebo salin (%0.9 NaCl)( 0.19 ± 0.045)alan sıçanlarda, normal gruba(0.17 ± 0.022) göre plazmada oksidan stres belirteci malondialdehit (MDA) değişmemiştir. Losartan verilen PCOS grununda(p=0.18 ± 0.045), plasebo salin alan grup(p=0.19 ± 0.045) arasında plazma MDA miktarında anlamlı fark bulunamamıştır.
Oksitosinin polikistik over sendromu modeli geliştirilen sıçanlarda olası tedavi edici etkisinin biyokimyasal ve histolojik olarak gösterilmesi
Deneysel polikistik over sendromu (pkos) modelinde tamoksifen ve klomifenin ovaryum dokusu üzerine etkilerinin otofajik açıdan değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), menstrüel disfonksiyon, hiperandrojenizm, hirsutizm, infertilite ve polikistik overlerle karakterize endokrin bir bozukluktur. Üreme çağındaki kadınların %5 ila %10'unu etkileyen bu hastalık anovulasyon nedeniyle ortaya çıkan infertilitenin en önemli sebeplerinden biridir. PKOS'un neden olduğu infertilinin tedavisinde en sık kullanılan ilaç olan klomifen, hipotalamusta bulunan östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin negatif feed-back mekanizmasını engeller. Bu durum FSH hormonunun artmasına neden olarak ovulasyonun gerçekleşmesini sağlar. Tamoksifen, Klomifen gibi nonsteroid selektif östrojen modülatörüdür ve yapısal olarak klomifene benzerdir. Esas olarak meme kanseri tedavisinde kullanılsa da ovulasyon indüksiyonu için yapılan çalışmalarda Klomifenle benzer ovulasyon ve gebelik oranlarına ulaşılmıştır. Çalışmamızda, 21 gün boyunca gavaj yöntemiyle 1mg/ kg Letrozol verilerek oluşturulan PKOS modelinde, grup ismine bağlı kalınarak dişi sıçanlara 5 gün boyunca Tamoksifen ve Klomifenin uygulaması yapılmıştır. Uygulama süresinin sonunda sakrifiye edilen hayvanlardan alınan ovaryum dokuları, histokimyasal, immünohistokimyasal boyamalar ve Real time-PCR (RT-PCR) tekniği ile analiz edilmiştir ve bu ilaçların ovaryum dokusu üzerine etkinliklerinin, otofaji yolağıyla ilişkisi araştırılmıştır. Yaptığımız çalışmada immünohistokimyasal boyamalar ve RT-PCR analizlerinde, tamoksifen ve klomifen gruplarında LC3 ekspresyonunun arttığı, mTOR ekspresyonunun azaldığı gözlemlenmiştir. Bu bulgulara dayanarak, tamoksifen ve klomifenin PKOS'lu ovaryumlarda, otofajiyi indükleyabileceği sonucuna vardık.
Polikistik over sendromu olan hastalarda kornea katmanlarının konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi
Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS) tanılı hastalarda kornea tabakalarında meydana gelen değişiklikleri konfokal mikroskop ile değerlendirmek ve göz yaşı düzeyindeki değişiklikleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Meram Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde PKOS tanılı 41 hasta ve 22 sağlıklı olgu kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. Olguların tek gözü değerlendirildi. Tek merkezli, prospektif bir klinik araştırma olarak gerçekleştirildi. Tam bir oftalmolojik muayeneden sonra, hastalara oküler yüzey hastalık indeksi anketi (OYHİ) uygulandı. Zaman aralıkları en az bir saat olacak şekilde sırayla gözyaşı kırılma zamanı (GKZ) ve Schirmer-I testi yapıldı. İn vivo Konfokal mikroskopla (IVKM) kornea tabakaları değerlendirildi. Automated CCMetrics software, v 2.0 programı (University of Manchester, UK) ile sinir lifi analizi ve bu kesitlerden manuel sayımla dentritik hücre analizi yapıldı. Elde edilen sonuçlar gruplar arasında istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 25,07 ± 4,84 yıl ve kontrol grubunun yaş ortalaması 24,09 ± 3,87 yıl olup aralarında istatistiksel fark yoktu. PKOS grubunda Schirmer-I ve anterior stromal keratosit düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük tespit edildi (sırasıyla; p=0,002; p=0,020). PKOS ve kontrol grupları arasında GKZ skor sonucunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0,001). PKOS grubunda dendritik hücre sayısı kontrol grubuna göre istatistiki olarak daha yüksek, kornea sinir lifi dansitesi daha düşük tespit edildi (sırasıyla; p<0,001; p=0,044). Sonuç: PKOS'da oküler yüzey etkilenmesiyle kuru göz belirtileri oluşabilir. Ayrıca hormonal dengenin değişmesi ve kronik inflamasyon kornea katmanlarını etkileyebilir. Bu nedenle PKOS olgularında oftalmolojik muayenelerde ve yapılacak oküler girişimlerde bu değişikliklikler göz önünde bulundurulmalıdır.
Polikistik over sendromlu hastalarda serum endocan ve YKL-40 seviyeleri ile kardiyometabolik risk faktörleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Polikistik over sendromunun (PCOS) incelenen popülasyona bağlı olarak, kadınlarda en sık görülen endokrinopatilerden biri olduğu ve kadınların %5-10'unu etkilediği düşünülmektedir. Sendrom klinik olarak oligomenore ve hiperandrojenizmin yanı sıra obezite, glukoz intoleransı, dislipidemi, yağlı karaciğer ve obstrüktif uyku apnesi gibi kardiyovasküler hastalıkla ilişkili risk faktörlerinin sık görülmesi ile karakterizedir. Endocan, endotelyal aktivasyonu yansıtan, vasküler endotel tarafından salgılanan bir dermatan sülfat proteoglikandır. Endocanın, anjiogenezis ve inflamatuvar sürecin regülasyonunda önemli rolü olduğu ve vasküler disfonksiyon ve buna bağlı kardiyovasküler riskin bir belirteci olarak kullanılabileceği öne sürülmektedir. Yapılan çalışmalarda endocan düzeyinin, kanser, sepsis, obezite, hipertansiyon ve enfeksiyon durumlarında da yükseldiği belirlenmiştir. YKL-40 (Chitinase-3-like protein) makrofaj ve nötrofillerden endotel hasarına yanıt olarak salgılanan bir glikoproteindir. Yapılan çalışmalarda artan YKL-40 seviyelerinin endotel disfonksiyonu ile bağlantılı olarak kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışmamızda PCOS tanısına sahip hastalarda endocan ve YKL-40 düzeylerinin bu hastalardaki artmış kardiyovasküler riskin bir belirteci olarak kullanılıp kullanılamayacağının tespiti amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza, Endokrinoloji polikliniğinde polikistik over sendromu tanısı alan 44 hastadan ve 40 kontrol grubundan (sağlıklı gönüllüler) YKL-40 ve endocan düzeyleri için, biyokimya tüplerine yaklaşık 5 ml venöz kan alındı, alınan numune düz ve içinde koruyucu içeren plastik tüpler içerisine konuldu ve 5°C'de 4000 rpm'de 5 dk santrifüj edildi. Elde edilen numuneler eppendorf tüplerine alınarak çalışma gününe kadar -80°C'de saklandı. Endokrin polikliniğinde ultrasonografi kullanılarak karotis intima media kalınlığı (CIMT) değerlendirildi. Diyet polikliniğinde hastaya vücut yağ oranını belirlemek için TANİTA ölçüm cihazı ile ölçüm yapıldı. Boy kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümü yapıldı. Hastaların ve kontrol grubunun glukoz, insülin, lipid parametleri (LDL, HDL, trigliserid ve total kolesterol) crp (c reaktif protein), testesteron ve dehidroepiandrosteron (DHEAS) seviyeleri dosyalarından alındı. Sistolik ve diastolik kan basıncı ölçümleri yapıldı. Glikoz ve insülin sonuçlarına göre HOMA-IR skoru hesaplandı. Serum endocan ve YKL-40 düzeyleri, ELISA yöntemiyle çalışıldı. İstatistiksel hesaplamalar SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak yapıldı. Sürekli değişkenler dağılım normal ise ortalama ± standart sapma, dağılım normal değilse ortanca (minimum-maksimum) olarak verildi. Parametrik test varsayımları sağlandığında bağımsız grup farklılıklarının karşılaştırılmasında iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (Independent samples t test); parametrik test varsayımları sağlanmadığında ise bağımsız grup farklılıklarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Ayrıca değişkenler arası ilişkiyi incelemek için Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanıldı. Farklılıklar için, p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: PCOS'u olan bireylerle serum YKL-40 seviyesi kontrollerle kıyaslandığında daha yüksek saptanmıştır. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,09). Serum endocan düzeyleri arasında PCOS ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.014). PCOS hasta grubunda serum endocan düzeyi yüksek saptanmıştır. Serum endocan ve YKL-40 düzeyleri ile; kardiyometabolik risk değerlendirmesinde önemli belirteçler olan HOMA-IR skoru, VKİ, insülin, crp, CIMT, total testesteron, DHEAS ve lipid profili (trigiserid, HDL, LDL, kolesterol) ölçümleri arasında ilişki olup olmadığı korelasyon analizleri ile değerlendirildi. Ykl-40 düzeyi ile VKİ, crp, CIMT, total testesteron, dheas ve lipid profili (trigiserid, HDL, LDL, kolesterol) ölçümleri arasında ilişki saptanmamıştır. Endocan düzeyi ile HOMA-IR skoru, VKİ, insülin, crp, CIMT, total testesteron, DHEAS ve lipid profili (trigiserid, HDL, LDL, kolesterol) ölçümleri arasında ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızda ayrıca her iki grupta YKL- 40 ile Endocan arasında r = .626 korelasyon değeri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Polikistik over sendromu, artan sayıda kardiyovasküler komorbidite ile ilişkilidir. PCOS hastalarında endocan anlamlı şekilde artmış olsa da, KVH risk biyobelirteci olarak kullanımının kabul edilebilmesi için daha geniş hasta populasyonuna ve daha uzun süreli hasta kohortuna ihtiyaç vardır. Aynı şekilde YKL-40'ın da PCOS'lu hastalarda daha yüksek saptamamıza rağmen kontrol grubu ile anlamlı ilişki bulamamış olmamız, KVH riskinin belirlenmesinde kullanımının daha ileri araştırmalara ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Yine de endocan ile YKL-40'ın anlamlı korelasyonu, bize bu iki parametrenin kardiyovasküler hastalık riski öngörülmesi ve takibi için faydalı olabileceğinin bir göstergesidir.
Polikistik over sendromlu kadınların akdeniz diyetine uyumlarının yaşam kalitesi, gıda takviyesi ve fonksiyonel gıda tüketim durumları ile ilişkilerinin değerlendirilmesi
Polikistik Over Sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınları metabolik ve psikolojik açılardan etkileyen bir endokrin bozukluktur. PKOS'un yönetimi için yaşam tarzı müdahaleleri ve diyet yaklaşımlarıyla ilgili birçok araştırma yürütülmektedir. Bu çalışma, PKOS'lu kadınların Akdeniz tarzı beslenmeye uyumlarının, gıda takviyesi ve fonksiyonel gıda tüketim durumları ile ilişkisini ele almaktadır. Bu amaçla, Mart 2021- Eylül 2021 tarihleri arasında çalışmaya katılan 18-40 yaş aralığındaki 387 PKOS'lu kadına çevrimiçi olarak sağlık durumları, gıda takviyesi ve fonksiyonel gıda tüketimleri ile ilgili sorular yöneltilmiş ve Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların MEDAS puanı ortalaması 5,58+1,54 bulunmuştur. Katılımcıların MEDAS puanı ortalaması 7'nin altında olduğundan Akdeniz diyetine uyumlu olmadıkları görülmüştür. Katılımcıların MEDAS puanları ile VKİ grupları ve PKOS bulguları arasında anlamlı ilişki bulunduğu saptanmıştır (p<0,05). Akdeniz diyetine uyumun sağlık üzerinde birçok faydası olduğu bilinmektedir ve yapılan bu çalışmada PKOS bulguları ile VKİ üzerinde olumlu etkilerinin olabileceğini öngörülmüştür.
Polikistik over sendromu hastalarında nesfatin-1 düzeyleri ve metabolik sendromla ilişkili parametreler
Hipotalamusta ve vücudun çeşitli bölgelerinde sentezlenerek gıda alımının düzenlenmesinde rol oynayan yeni keşfedilmiş bir hormon olan nesfatin-1'in yumurtalık fonksiyonları üzerine de etkili olduğu düşünülmektedir. Biz çalışmamızda üreme çağındaki kadınlarda sık görülen, obeziteye eğilim yaratan, aynı zamanda yumurtalık fonksiyonlarıyla ilgili bir sendrom olan polikistik over sendromunda bu yeni hormonun düzeylerinde izlenebilecek değişiklikleri metabolik parametrelerle beraber değerlendirmeyi amaçladık. Çalışma grubumuza İstanbul Bilim Üniversitesi Avrupa Florence Nightingale Hastanesi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 18-45 yaş arasındaki PCOS teşhisi alan 55 hasta ve 35 sağlıklı kadın dahil edildi. Tüm çalışma grubu bireylerinden adetin 3-4. gününde kan alınarak Lüteinize hormon, Folikül stimüle edici hormon, serbest testosteron, Dihidroepiandrostenedion sülfat, İnsulin, Açlık kan şekeri, Yüksek dansiteli lipoprotein, Düşük dansiteli lipoprotein, Trigliserid, Seks hormonu bağlayıcı globülin ölçümleri yapıldı; Homeostatik model değerlendirme-İnsülin direnci değeri hesaplandı. Nesfatin-1 düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Sonuçta; PCOS'lu kadınlarda kontrol grubuna göre nesfatin-1 düzeylerinin daha düşük olduğu belirlense de bunun hasta grubunda BMI değerlerinin yüksek olmasından kaynaklanabileceği göz önünde bulundurulup tüm gruplar BMI'ye göre alt gruplara ayırılarak karşılaştırıldı; bunun sonucunda hastalık durumundaki nesfatin-1 düşmelerinin BMI'den bağımsız olduğu izlenimi edinilse de kesin sonuçlara varılabilmesi için bu alt grupların genişletilmesi gerektiği kanısına varıldı.
Polikistik over sendromu olan kadınlarda cinsel işlevin değerlendirilmesi
Giriş: Polikistik over sendromu (PKOS) reprodüktif dönemde sık görülen bir endokrin ve metabolik bozukluktur. PKOS'ta sık izlenen obezite, infertilite, hirşutizm, anksiyete, depresyon cinsel işlevlerde bozulmaya sebep olabilmekle birlikte, PKOS'un cinsel işlevler üzerine etkisi konusunda literatürde birbiriyle çelişen çalışmalar bulunmaktadır. Cinsel işlevlerin pek çok faktörden etkilediği bilinmektedir. PKOS'lu hastalarda cinsel işlevlere etki eden faktörler ayrı ayrı incelenmiştir ancak yaş, ilişki süresi, vücut kitle indeksi (VKİ), infertilite hikayesi, hirşutizm, duygudurum, beden algısı, pelvik taban bozuklukları, hormonal değişiklikler ile bütünsel olarak yaklaşan hiçbir çalışma bulunamamıştır. Bu çalışmada amaç, PKOS'un cinsel işlevler üzerine etkisini psikolojik iyilik hali, beden algısı ve pelvik taban bozuklukları ile potansiyel ilişkileri de değerlendirilerek sağlıklı kontrol grubu kadınlarla karşılaştırmaktır. İkincil olarak fenotipik olarak hiperandrojenik olan alt grubun öncelikle artmış cinsel istek gösterip göstermediğini ve diğer cinsel işlevler üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji Polikliniğine muayene için başvuran 18-49 yaş arası, cinsel aktif ve düzenli heteroseksüel ilişkisi olan kadınlar dahil edilmiştir. Çalışma grubu olan PKOS grubuna 2003 Rotterdam Kriterlerine göre PKOS tanısı alan kadınlar dahil edilmiştir. Kontrol grubu polikliniğe infertilite, gebelik istemi ve rutin kontrol nedeniyle başvuran, hiperandrojenik semptomları olmayan ve menstrüel siklusları düzenli olan kadınlardan oluşturulmuştur. Çalışma grubu ve kontrol grubunda demografik özellikler (yaş, eğitim ve çalışma durumu, medeni hali, ilişki süresi, inferilite öyküsü ve parite), muayene bulguları (VKİ, bel/kalça oranı, pelvik organ prolapsusu), ultrasonografi bulguları (antral folikül sayısı ve over hacmi) ve uygulanan anket skorları (Kadın Cinsel İşlev İndeksi (FSFI), Depresyon-Anksiyete-Stres Skalası Kısa Formu (DASS), Beden Saygısı Ölçeği (BES) ve Pelvik Taban Distres Envanteri Kısa Formu (PFDI-20) karşılaştırılmıştır. PKOS tanısı alan kadınlarda ayrıca menstrüel siklusun 3. günü hormon profili görülmüştür. Tek Değişkenli Regresyon Analizi ile VKİ, yaş, ilişki süresi, infertilite varlığı, Ferriman Gallway Skoru'nun cinsel işlevler üzerindeki etkisine bakılmıştır. Hastalar hiperandrojenemi ve hiperandrojenik semptom varlığına göre dört gruba ayrılarak, cinsel işlev ile ilişkileri değerlendirilmiştir. Total testosteron, dehidroepiandosteron, seks hormon bağlayıcı globulin ve serbest androjen indeksi (FAİ) ile cinsel işlev arasındaki ilişki ve BES, DASS, PFDI-20 ile cinsel işlev arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Anlamlı çıkan faktörler birlikte Çok Değişkenli Regresyon Analizine sokularak cinsel işlevler üzerindeki etkilerine bakılmıştır. Bulgular: PKOS grubundaki 117, kontrol grubunda 109 hasta çalışmaya katılmıştır. PKOS grubundaki hastaların %58.1'inde, kontrol grubundakilerin %40.4'ünde cinsel işlev bozukluğu izlenmiştir (p=0.008). PKOS olan hastaların total FSFI skorları (p=0.008) ve FSFI'nın uyarılma (p=0.005) ve ağrı (p=0.047) alt skorları kontrol grubuna göre anlamlı olarak bozulmuş izlenmiştir. PKOS fenotipleri ile kontrol grubu karşılaştırıldığında (B grubu hasta sayısının yetersiz olması sebebiyle analize katılmamıştır), toplam FSFI skorları ile uyarılma ve orgazm alt ölçekleri D grubunda anlamlı olarak düşük izlenmiştir. Diğer ölçekler değerlendirildiğinde, BES ve PFDI-20 toplam skorları (sırasıyla p<0.001 ve p=0.023) ve DASS skalasının anksiyete alt ölçek (p=0.006) skorları PKOS grubunda kontrollere göre daha kötü izlenmiştir. İnfertilite hikayesi ve ilişki süresinin, lubrikasyon üzerinde negatif etkisi olduğu bulunmuştur. Hiperandrojenemi ve hiperandrojenik semptom varlığı ile cinsel işlevler arasında bir korelasyon izlenmemiştir. Modifiye Ferriman Gallway Skoru, total testosteron, FAİ'nin cinsel işlevler üzerine olan etkileri incelendiğinde FAI ile ağrı arasında pozitif bir korelasyon izlenmiştir. FSFI ile BES arasında pozitif, FSFI ile DASS ve PFDI-20 arasında negatif korelasyon izlenmiştir. Uyarılma alt ölçeği ile BES pozitif ilişkili, DASS negatif ilişkili olarak izlenmiştir. Orgazm alt ölçeği üzerinde DASS ve PFDI-20 sonuçları etkili izlenmiştir. PFDI-20 ile ağrı alt ölçeği arasında kuvvetli bir negatif korelasyon bulunmuştur. Çok Değişkenli Regresyon Analizinde, cinsel işlevler üzerinde etkili olan faktörler değerlendirildiğinde, uyarılma üzerinde eğitim seviyesi ve DASS, lubrikasyon üzerinde ilişki süresi, infertilite hikayesi ve PFDI-20, ağrı üzerinde seks hormon bağlayıcı globulin, infertilite öyküsü ve PFDI-20 birlikte anlamlı bulunmuştur. Sonuç: PKOS olan kadınlarda, sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında cinsel işlev bozukluğunun daha fazla olduğu izlenmiştir. Bu kadınlar aynı zamanda beden algısında bozulma, anksiyete ve pelvik taban işlev bozukluğu semptomları açısından risk altındadır. Hiperandrojenemi ve hiperandrojenik semptom varlığının cinsel işlevler üzerine etkisi izlenmemiştir.
Ovulasyon indüksiyonunun, polikistik over sendromu oluşturulan sıçanlardaki PI3K/AKT sinyal yolağına ve miRNA ekspresyonuna etkisi
Polikistik over sendromu (PCOS), dünya genelinde üreme çağındaki kadınların %4-21'ini etkileyen, infertilite nedeni olan, metabolik bozukluklar ile karakterizedir. miRNA ekspresyonlarının değişmesinin serviks kanseri, endometriozis, zayıf ovaryum yanıtı ve kardiyovasküler hastalıklara katkıda bulunur. Bu yüzden bazı miRNA'lar, PCOS'ta anormal metabolizma, bozulmuş oosit kalitesi ve düşük endometrial reseptivite için yeni biyobelirteçler olabileceği bulunmuştur. Bu çalışmada amacımız ovulasyon indüksiyonunun, PCOS hastalarındaki PI3K-AKT sinyal yolağına ve miRNA ekspresyonuna etkisini incelemektir. 28 Sprague Dawley erişkin dişi sıçanlar rastgele 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubu yalnızca 25 gün boyunca %0.9 izotonik soydum klorür (1mg/kg) ile gavaj uygulanırken, PCOS ve PCOS+OI gruplarına 25 gün boyunca (1mg/kg) Letrozol gavaj yoluyla uygulandı. Ovulasyon indüksiyonu sağlanması için 25. gün 150-300 IU/kg gebe kısrak serum gonadotropini intraperitoneal enjeksiyonuyla süperovülasyon yapıldı. 48 saat sonra 150-300 IU/kg insan koryonik gonadotropini (hCG) intraperitoneal olarak verildi. Kan FSH, östrojen ve testosteron düzeyleri ELİSA yöntemiyle incelendi. Ovaryum dokuları histopatolojik olark değerlendirildi. İmmünohistokimyasal olarak PI3K/AKT yolağı değerlendirilmesi, miR-451a, miR-33b-5p, miR-378a-5p, miR-486-5p miR-140, miR-320a ekspresyonları RT-PCR yöntemiyle belirlendi. Çalışmamızda vajinal smear bulguları, kan hormon düzeyleri deneysel PCOS modeli oluşturduğumuzu göstermiştir. Ovulasyon indüksiyonunun T ve E2 düzeyini daha da arttırması ve FSH düzeyini Kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşürdü (p<0,05). PCOS+OI grubunda miRNA analizlerinde miR-140, 378 ve 486'nın ekspresyonu düşmesi ve miR-451 artışı istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0,05). İmmmünohistokimyasal analiz sonucunda PI3K, AKT, p-PI3K, p-AKT ekspresyonları PCOS+OI grubunda PCOS grubuna göre istatistiksel anlamlı pozitif reaksiyon gösterdi. Ovulasyon indüksiyonu, PCOS deneysel sıçan modelinde miR-140, 378 ve 486 ekspresyonunu azaltıp, miR-451 ekspresyonunu arttırarak, PI3K/AKT sinyal yolağını aktive etmiştir. Bu yolağın aktivasyonu granüloza hücre apoptozisini ve otofajik hücre ölümünü inhibe etmiş olup foliküler atreziyi önlemeye yardımcı olmuştur. Bu sonuçlar PCOS'un patogenezinin anlaşılmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda infertilite sebebi sayılan PCOS hastalarına tedavi için yeni bir yön sağlayabilir.