Commentary
1,016 theses under this subject heading
Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fî Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an'da tefsir yöntemi -âl-i imrân sûresi örneği-
Tefsirle meşgul olan müfessirlerin hedefi Kur'an'ı anlaşılır kılmaktır. Her dönemde farklı yöntem ve yaklaşımlarla Kur'an tefsir edilmeye çalışılmıştır. Son yüzyılda gerek metot gerek anlayış ve gerekse içerik açısından tefsirde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu yöntem tartışmaları günümüzde de devam etmektedir.1930 yılında dünyaya gelen ve hayatta olan El-Hererî, İslamî ilimlerin hemen her dalında eserler yazmıştır. Tefsir alanında yazdığı Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fi Ravâbî Ulûmi'l-Kur'an isimli tefsiri XX. yüzyılın sonunda yazılan önemli tefsirlerden biridir. Yöntem ve içerik açısından araştırılması gereken bir tefsirdir. Biz el-Hererî'nin söz konusu tefsirini (Âl-i İmrân sûresi örneğinde) Kur'an ilimleri ve tefsir yöntemi açısından incelemeye ve özellikle de tefsirin öne çıkan yanlarını tahlile gayret ettik. Rivayet ve dirayeti özünde toplayan bu tefsir, kendine özgü bir yöntemle yazılmıştır. Münasebetten kıraat vecihlerine, irâbdan belagate, şiir ile istişhaddan neshe, ahkâm tefsirinden, içtimâî ve işârî tefsire, dilbilimsel tahlillerden Kur'an'ın i'cazına kadar her konuya yer vermiştir.
Kur'an da nebi ve resul kavramları
Yüce Allah'ın mesajlarını insanlara ileten peygamberlere inanmak, İslâm Dini'nin inanç esaslarındandır.Peygamberler, insanların hayatı anlamlandırmalarına yardım ederler. Kulluğu öğretip insan ruhunu huzura kavuştururlar. Adaletli bir toplum oluştururlar.Kur'an-ı Kerim, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde peygamberlere hak ettikleri değeri verir.İslâm Ekolleri peygamberliğin zorunluluk ve mümkünlüğünü tartışırken, Kur'an-ı Kerim, peygamberliği bir vakıa olarak ele alır.İslâm Ekollerinin çoğunluğu mucizeyi, peygamberliğin delili olarak kabul ederler.Kur'an-ı Kerim, peygamberliği ?resul? ve ?nebi? kavramlarıyla ifade eder.Peygamberliğin olmazsa olmaz şartı; peygamberlerin vahiy almalarıdır.Tebliğin iki temel boyutu, ?uyarı? ve ?müjdeleme? dir.Bütün peygamberler doğruluk, güvenilirlik, akıllı ve zeki olma, hata ve günahlardan uzak durma, Yüce Allah'ın mesajlarını olduğu gibi iletme özelliklerine haizdirler.Kur'an-ı Kerim'e göre peygamberlerin insanlardan olması gereklidir ve öyle de olmuştur.Anahtar Kelimeler: Allah, Kur'an, Nebi, Resul, Beşer ve Hatmu-n-Nübüvve.
İbn Acîbe el-Hasenî ve el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde ahkâmayetlerinin işarî yorumu
Bu çalışma, IX. asrın başlarında işarî tefsir literatürünün Fas'taki önemli temsilcilerinden İbn Acîbe'nin (ö.1224/1809), el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde, ahkâm ayetlerinin işarî yorumunu ve bu yorumu ortaya koyarken kullandığı yöntemlerin tespit ve tahlilini içermektedir. Dört bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Ahmed İbn Acîbe el- Hasenî'nin hayatı, ve eserleri ele alınmıştır. "Tasavvufî-İşarî Yorum Geleneği ve Bahru'l Medîd" başlığı altında, hicri II. asrın başlarından itibaren zühd ve takva hareketi sonucunda karşımıza çıkan ve ilk günden itibaren tartışılan, tasavvuf anlayışının bir ürünü olan işarî tefsirin ortaya çıkışı, meşruiyeti, kabul şartları ve işarî yoruma yönelik eleştiriler ile el-Bahru'l-Medîd'in işarî yorum geleneğindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde "Bahru'l Medîd'in Ahkâm Ayetlerine İlgisi" başlığı altında, Kur'an'da ki ahkâm ayetlerinin tespitine dair görüşler ele alınmış, Ahkâm Tefsirinde öne çıkan eserler ile ahkâm ayetlerinin tespitinde kendisinden yararlandığımız Cessas (ö.370/981) ve onun "Ahkâmu'l Kur'an" isimli tefsirine dair kısa bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca İbn Acîbe'nin ahkâm ayetlerine yüklemiş olduğu işarî manalar tablo halinde sunulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, İbn Acîbe'nin ahkâmla ilgili ayetlerin işarî tefsirinde ve kavramlara yüklediği işarî manaların istişhadında izlediği yöntem tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise ahkâm ayetlerine ve bu ayetlerde geçen kavramlara yükledikleri manalar, bu manaların ortaya konulmasında izlenen yöntemler, yararlandıkları kaynaklar ve mezhebî görüşlerinin işarî yoruma etkisi üzerinden Bahru'l Medîd ile el-Kuşeyrî'nin (ö.465/1072) Letâifü'l-İşârât'ının karşılaştırılmasına yer verilmiştir.
Tevhit mesajı özlü Kur'an tefsiri'nin değerlendirilmesi
Tezimiz; sîret-nüzul ve bağlam bilgisi eksenli Kur'an yorumunu esas alan Tevhit Mesajı Özlü Kur'an Tefsiri adlı eserin incelendiği betimleyici bir tezdir. Çalışmamızda, müelliflerin bu iddiasının yöntem olarak eserde uygulanışı ele alınmış ve eser, genel tefsir literatürü açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca müelliflerin -eserde kullanılan kaynaklara atfen- "...elinizdeki bu tefsiri, mushaftaki kelimelerin birebir lugavî karşılıklarıyla/meallerle değil referans verdiğimiz klasik tefsirlerle mukayese etmek gerekmektedir." görüşünden hareketle eserin klasik tefsirlerle ne derece örtüştüğü tespit edilmeye çalışılmıştır. Çağdaş dönemde yazılmış özlü bir tefsir olma özelliğinden yola çıkılarak da müelliflerin çağdaş konulara yaklaşımı bazı tenkit ve değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu ve önemi, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde; Tevhit Mesajı Özlü Kur'an Tefsiri adlı eser; uygulanan yöntem açısından incelenmiş, eserde tercih edilen kaynaklar ve müelliflerin bu kaynakları tercih sebepleri ele alınmıştır. İkinci bölümde eserin içeriği, Kur'an ilimlerine ve tefsir ilmiyle alakalı bazı konulara yaklaşımı açısından değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmalar neticesinde müelliflerin sîret-nüzul ilişkisi ve bağlam bilgisi esas alınarak Kur'an'ın yorumlanabileceği, Kur'an'ın sözlü bir hitap olarak değerlendirilmesi gerektiği, mevcut tefsirin klasik tefsir çizgisinde olduğu şeklinde özetlenebilecek teorilerinin, eserde pratik anlamda ne derece uygulanabildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sîret-nüzul, bağlam, sözlü hitap, özlü tefsir, Kur'an ilimleri.
Kâsım İznikî'ye ait İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e adlı eserin tahkiki
Nahiv ilmine başlarken genellikle ilk okutulan eserlerden birisi de 'Avâmil kitabıdır. Bu çalışmanın amacı Kâsım İznikî'nin yazmış olduğu "İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin metin tahkikli neşrini yapmaktır. Bu eser Abdülkâhir el-Cürcânî (ö.471/1078 )'nin "el-'Avâmilü'l-mi'e" adlı eserinin şerhidir. Bu eser neşredilmemiştir. Bu eseri neşrederek zengin kültür mirasımızı kütüphanelerde korumakla kalmayıp, günümüz insanına ulaştırmayı ve açığa çıkartmayı hedefliyoruz. Çünkü günümüzde kütüphanelerde birçok yazma eser mevcuttur. Bu yazma eserlerden birçok kimsenin haberi yoktur veya okuyamamaktadır. Bu zengin mirasımızı yaşatmak ve sonraki nesillere aktarmak bir hizmettir. Buna ilaveten eserin müellifi olan, unutulmuş bir dil âlimi Kâsım İznikî'yi tanıtmayı amaçlıyoruz. Tezimiz; dirâse ve tahkîk olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu, amacı ve önemi, metodu hakkında bilgi verdik. Tezin birinci bölüm birinci kısmında; müellifin hayatı, eserleri ve hocası hakkında bilgi vermeyi amaçladık. İkinci kısmında; "el-'Avâmilü'l-mi'e" nin müellifi Abdülkâhir el-Cürcânî'nin hayatı ve eserini inceledik. Üçüncü kısımda ise eserin tam anlaşılması için nahiv ilmi hakkında bilgi sahibi olmanın faydalı olacağını düşünerek, nahiv ilmi ve 'Avâmil türü eserlerin önemine kısaca değindik. İkinci bölümde ise; " İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin Arapça tahkîkli metnini takdim ettik.
Kurtubî tefsirinde Aile Hukuku ayetleri bağlamında kıraat farklılıklarının etkisi
Kıraat farklılıklarının Kur'ân âyetleri üzerine etkisi konusunda eskiden beri tartışılmakta ve farklı görüşler ortaya sunulmaktadır. Kimilerine göre kıraat farklılıkları Kur'ân'ın farklı okunmasına imkan verirken özünde manaya hiçbir tesiri olmamıştır. Kimilerine göre ise bu vecihlerin bir kısmı bir şekilde manayı etkilemiştir. Her görüş sahibi kendi kanaatini ispat ve ikna amacını gütmüştür. Sahasında uzman olan bu kişiler kıraatlerde bulunan ihtilafları, gerek kıraatin kendi oluşum ve gelişim aşamalarını gerekse manaya tesirini kendi sahalarında (Kıraat, Tefsir ve Fıkıh İlimleri) kullanma yoluna gitmişlerdir. Kur'ân âyetlerine mana veren müfessirler, kıraat farklılıklarından dolayı Kur'ân metnine değişik anlamlar verseler dahi bu durum, tefsirlerde bir çelişki oluşturmamıştır. Bu, "Eğer bu Kur'ân Allah'tan gelmeseydi onda birçok çelişki bulurlardı" (4/82) âyeti gereğince onun mu'cizliğinin bir delilidir. Günümüze kadar bir çok müfessir bu mu'ciz Kur'ân'ı çeşitli yöntemlerle tefsir etmiştir. Bu bağlamda çalışmamızın teması gereği tezimizin ana çatısını oluşturacak eser olarak Kurtubî'nin, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân adlı tefsiri seçilmiştir. Kurtubi tefsirinde hem î'râba hem kıraatlere hem de ahkâm âyetlerine geniş yer vermektedir. Tezimizde Kurtubî Tefsiri bağlamında bazı aile hukuku âyetlerindeki kıraat farklılıkları ve müfessirlerin bu okuyuşlara göre âyetlere vermiş oldukları anlamlar incelenerek kıraat farklılıklarının manaya tesiri olup-olmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu amaçla araştırma çerçevesinde kıraat ilmi konularına değinilmiş, kıraat farklılıkları bazı aile ahkâmına yönelik âyetlerde tespit edilmiş ve bu farklılıkların fukahânın âyetlerden çıkarmış oldukları fıhki hükümlere tesirinin olup olmadığı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıraat Farklılıkları, Kur'ân, Kurtubi Tefsiri
Erken dönem tefsir geleneğinde nakil anlayışı
Tefsir tarihi çalışmalarında genel olarak tefsirin bağımsız ve müstakil bir aktarım şeklinin olmadığı üzerinde durulmaktadır. Özellikle tefsirde oluşan birikimin hadis sahasında aktarıldığı düşünülmekte, hatta tefsirin hadis eserlerinde yer alan bir bölüm olarak yansıtılmaya çalışıldığı görülmektedir. Oysa erken döneme dair elimizdeki veriler ve bize ulaşan ilk tefsir çalışmaları bu durumun böyle olmadığını göstermektedir. Hatta ilk döneme dair tarihî bilgileri dikkatli bir şekilde incelediğimiz zaman, tefsirin diğer alanlar içerisinde ortaya çıkan ilk faaliyet sahası olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda nüzul sürecinden itibaren erken dönemde oluşan tefsire dair birikimin, kendine özgü yollarla aktarıldığı, bazı zamanlarda farklı etkilere maruz kalsa da bu durumun özünde bir değişikliğe yol açmadığı görülmektedir. Biz de görebildiğimiz bu husustan hareketle erken dönem tefsir nakil anlayışının ortaya çıkışını, süreç içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümleri, geç dönemlerdeki yansımalarını araştırma konusu olarak tespit ettik. Bu çerçevede çalışmamızın ilk bölümünde öncelikle bize ulaşan somut tefsir çalışmalarını inceledik. Ardından tefsir nakil anlayışının ortaya çıkış serüvenini, Kur'an'ın nüzul sürecinden itibaren başlayarak, tefsirin bir disiplin haline geliş sürecine kadar ele aldık. Yaptığımız bu süreç okuması neticesinde tefsir nakil tarzının karakterine dair pek çok özgün hususu tespit ettik. Bunun akabinde tefsir nakil anlayışını belirleyen sosyo-kültürel gelişmelere temas ettik ve bu anlayışın nakil tasavvurunu şekillendirmesi hususundaki rolünü ortaya koyduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise hadis rivayet formunun, tefsir nakil anlayışına olan etkisi ve onu baskı altına alması hususuna yer verdik. Hicrî III. asırdan sonraki tefsir çalışmalarının rivayet formuna ne kadar uygunluk gösterdiği ve hangi çalışmanın nasıl bir aşamayı temsil ettiği üzerinde durduk. Daha sonra tefsirde rivayet formunun baskın olduğu göstergelerin neler olduğunu çeşitli konular üzerinden incelemeye çalıştık. Son bölümde ise erken dönem tefsir nakil anlayışının geç dönemdeki yansımalarını ortaya koyarak belirli konular çerçevesinde meseleyi netleştirmeye gayret ettik.
Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri bağlamında Tûsî'nin kelam anlayışı
Nasîruddîn Tûsî'nin bir dönem ilim dünyasına damga vuran kelam eseri Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri üzerinde çalışılmayı hak eden eserlerdir. Bu çalışmada Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri özelinde Tûsî'nin usûl-i selâseye dair görüşleri konu edinilmiştir. Çalışmada Tûsî'nin kelami görüşlerin konu edinilmesinin nedeni İmâmiyye Şia'sına mensup olan Tûsî'nin günümüz ilim dünyasında bir ön kabul halini alan Şii kelamının imamet konusundaki görüşleri hariç Mutezile kelamından iktibas olduğu kanaatini yansıtıp yansıtmadığını ve Sünni kelamının Şii kelamı üzerinde etkisinin varlığını araştırmaktır. Tezimiz, öncelikle Tecrîdü'l-itikâd'a dair ülkemizde yapılan ve nicel açıdan yetersiz olan çalışmalara eklenerek lieratürdeki bir boşluğu doldurmaktadır. Yine yapılan çalışmalar Tecrîdü'l-itikâd'ın belirli bir kısmını kapsamaktadır. Çalışmamızda yer alan meselelerin büyük bir kısmı daha önce Tecrîdü'l-itikâd özelinde çalışılmamıştır. İkinci olarak da geçmişte ve günümüzde çatışmayla anılan Sünni-Şii ilişkilerinin klasik dönem ilim dünyasındaki yansımalarını görmek Sünni-Şii ilişkisine farklı bir boyut kazandırmak açısından önemli bir çalışma olmuştur. Tezimizde Tecrîdü'l-itikâd ve diğer eserlerinden Tûsî'nin söylemleri araştırıldıktan sonra Tecrîdü'l-itikâd'ın şerhleri kronolojik olarak mukayeseli şekilde tetkik edilerek Tûsî'nin söylemlerine dair bir çıkarım yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuç Mutezile ve Ehl-i Sünnet ekollerinin görüşleriyle karşılaştırılarak Şia'nın iligili meselede otantik bir görüşünün olduğu veya diğer ekollerden birinin görüşünü aldığının tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını Tecrîdü'l-itikâd ve isimleri giriş bölümünde zikredilen şerhler oluşturmaktadır. Sünni kelamının Şia üzerindeki etkisini araştırmak için bu eser ve şerhlerinin seçilme nedenleri Tûsîs'nin Şii olması, Tûsî'nin kelami görüşlerini tam olarak anlatan tek eserinin Tecrîdü'l-itikâd olması ve Sünni dünyada bu eserin rağbet görmesinin sebebinin bize göre Sünni kelamından etkilenmiş olmasıdır.
Arap nahvinde kurucu metin ile şerh ilişkisi bağlamında Zemahşerî՚nin el-Unmûzec adlı eseri ve şerhleri örneği
İslâm ilim tarihinde şerh kültürü ve telifi büyük bir yere sahip olup ilmî kaynakların bir kısmını oluşturmaktadır. Birbirinden farklı konuları içeren metinlere birçok şerh yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden ve bir nahiv metni olan el-Unmûzec՚e de başta Zemahşerî'nin öğrenci Diyâuddîn el-Mekkî olmak üzere birçok kişi şerh yazmıştır. el-Unmûzec ve şerhleri bağlamında metin-şerh ilişkisine baktığımızda, el-Unmûzec muhtasar bir eser olma hasebiyle doğal olarak şerhe muhtaç olarak görülmüştür. Buna bağlı olarak tanım, istişhâd, örneklemeler, farklı görüşlerin serd edilmesi, irâb ve ta'lîl gibi konularda şârihler etkin rol oynamış ve kurucu metne bir takım katkılar yapmışlardır. Nahiv ilminde önemli bir husus teşkil eden tanımlar el-Unmûzec'de kısmen ifade edilmiş olup kısmen de zikredilmemiştir. Tanımı yapılmayan terimler şârihler tarafından tamamlanmış; yapılan bazı tanımlar ise analiz edilerek gerekli durumlarda sağlamlığı ölçülmüştür. Bazı şârihler tarafından hatalı bulunan tanımlara ise itiraz edilmiş, mümkün derecede doğru bir tanım ortaya konulmuştur. Şârihler sadece tanımlarda değil lafzî ve fikrî bağlamda da el-Unmûzec'in metnine müdahaleler yaparak analist bir yaklaşım sergilemişlerdir. Şârihlerin bu tutumları hem el-Unmîzec'i tamamlamış hem de nahiv ilmine analizci bir yaklaşım sonucunda katkılar yapılmaya çalışılmıştır. Şerhlerde ilave olarak kullanılan Kur'ân-ı Kerim âyetleri, hadis, şiir ve Arap kelamı gibi istişhâd unsurlarıyla metni zenginleştirilmiştir. Bunun yanı sıra metnin anlaşılması adına örnekler kullanılarak okuyucuya ilave bilgiler sunulmuştur. Nahiv konularını bütüncül bir bakış açısıyla ele alan bazı şârihler, bir konu hakkında gelenekteki birbirinden farklı görüşler zikrederek içerik zenginliğini oluşturmuşlardır. Bazı şârihler ise metin merkezli bir yöntem sergilemişlerdir. Ayrıca kurucu metinde yer verilmeyen ta'lîl dediğimiz nahiv kuralların aklî bir zemine oturtulma olgusu ve okuyucunun kurucu metni daha kolay anlaması adına yapılan irâb ameliyesi de şârihlerin sunduğu bir katkıdır. Şerhler; kurucu metnin anlaşılması, analizinin yapılması ve eksikliklerinin gidermeleri gibi ortak amaçlar için yazıldıkları gibi birbirinden farklı amaçlar için de yazılmışlardır. Sosyal çevrenin ihtiyacını karşılamak, aynı metnin farklı yönlerini ele almak, aynı metne önceden yazılmış şerh veya şerhlerin eksik görülmesi gibi faktörler aynı metin üzerine birden çok şerhin yazılmasına imkân sağlamıştır. Şerhlerin muhtevalarına bakıldığında her ne kadar sonraki dönemlerde yazılan bazı şerhler kendinden önceki şerhlerden yararlansalar da orijinal bir üslup ve içeriklerle yazılan şerhler de mevcuttur. Anahtar Kavramlar: Zemahşerî, el-Unmûzec, Metin, Şerh, Şârih
Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakillerinin güvenilirliği -Ali b. Ebî Talha nakilleri ile metin karşılaştırması-
Ali b. Ebî Talha (ö.143/760) tefsire ilişkin ilk yazılı metinlerden birini yazmış veya yazdırmıştır. Bu tefsir sahifesi, İbn Abbâs'a ulaşan isnada sahip tefsir nakilleri içinde en güvenilir olması bakımından önemlidir. Tefsir tarihinde, günümüze ulaşmış ilk tam tefsir olma özelliğiyle Mukâtil b. Süleyman'ın (ö.150/767) Tefsîrü'l-Kebîr'i de büyük bir önemi haizdir. Vahiy dönemine yakınlığı nedeniyle ayrıca önemli olan ve erken dönem tefsir metinleri hakkında bilgi veren bir eserdir. Hiçbir eser müellifinden ve döneminden bağımsız düşünülemez. Mukâtil hakkındaki itham ve tenkitler kendisi gibi tefsirinin de önemli bir kesim tarafından bir müddet değer görmemesine ve görmezden gelinmesine neden olmuştur. Yaşadığı dönemin siyasî ve itikâdî anlamda oldukça çalkantılı olması, müfessire yöneltilen eleştirilerin ne kadar haklı olduğu sorusunu akla getirmektedir. O dönemde hem siyaseten hem ilmî bakımdan etkin olan ehl-i hadis anlayışının bu tenkitlere temel olduğu görülmektedir. Zira Mukâtil hakkındaki tenkitlerin, Mukâtil'in siyasetle iç içe olması ve tefsirini yazarken benimsediği usul olmak üzere iki temel neden etrafında toplandığı görülmektedir. Nitekim onun, döneminin halifeleri ile görüşmesi, siyasî-itikâdî tartışmalarda yer alması dikkat çekmektedir. Tefsirinde izlediği yol ve yöntem dönemin anlayışının aksi yönünde olmuştur. Mukâtil'in, çoğu zaman isnad kullanmayarak alışılmışın dışında bir yol tutması, ehl-i hadis tarafından ne müfessirin üslubuna ne de onun tefsir nakillerini hadis rivayetlerinden ayrı tutmasına hamledilmiştir. Ayrıca Mukâtil'in, kendi dönemindeki yaygın nakil anlayışından ayrıldığı gibi tefsir yazımı itibariyle de kendine has bir yol izlediği görülmektedir. Öncelikle tüm Kur'ân'ı tefsir etmesi, rivayet ve dirayeti birlikte kullanmakla birlikte rivayete olan bağlılığı ve gerek sebeb-i nüzûl olarak gerek müphem ifadelerin tafsilinde İsrâilî bilgiye çokça başvurması göze çarpmaktadır. Yukarıda bahsedilen verilerden hareketle çalışmamızın ilk bölümünde Ali b. Ebî Talha'ya nispet edilen sahifenin otantikliğini sorguladık. Ayrıca Mukâtil hakkında onun Müşebbihî, Mürciî veya Zeydî olduğu yönündeki ithamların, gerekçeleri de nazarıdikkate alınarak, müfessirin tefsir çalışmasında bir karşılığı olup olmadığını inceledik. Ayrıca bu iddiaları yaşadığı bölge ve dönemin şartları içerisinde değerlendirdik. İsrâiliyatı kullanımı hususu dışında, sözü geçen ithamların onun tefsirinde karşılığı olmayan, dönemsel ve siyasî boyutlu eleştiriler olduğu sonucuna ulaştık. İkinci bölümde ise Mukâtil'in güvenilirliğini tespit etme noktasında, İbn Abbâs'a nispet edilen en güvenilir isnada sahip Ali b. Ebî Talha nakilleri ile Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîrü'l-Kebîr eserindeki tefsir nakillerini mukayese ettik. Bunun sonucunda Mukâtil b. Süleyman tefsiri ile Ali b. Ebî Talha nakillerinin yüksek oranda benzerlik gösterdiği sonucuna ulaştık. Bununla birlikte ikisinin farklılaştığı hususların Mukâtil'in Ali b. Ebî Talha'dan literal anlamda rivayete bağlılık konusunda daha ileri olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca bu mukayeseden elde edilen, manen benzerlik gösteren ve lafzen farklılık arz eden bir kısım nakillerin Taberî nakilleri ile karşılaştırılmasıyla da Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakil geleneğiyle uyumu olduğu görülmüştür. Buradan hareketle Ali b. Ebî Talha ve Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir malzemelerinin ortak bir kaynağa ait olabileceğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakilleri, tefsir nakil geleneği içinde kendisine yer bulmaktadır. Onun nakillerinin güvenilirliği hususundaki tartışmaların ise hadis nakil geleneği kriterleriyle değerlendirilmesinden kaynaklandığı ayrıca hakkındaki suçlamaların siyasî-itikâdî ideolojik temelli ithamlar olduğu görülmektedir.
Tefsirde usûl arayışları -erken ve klasik dönemin karakteristik metinleri bağlamında-
Modern dönemde ortaya çıkan Arapça ve Türkçe literatüre bakıldığında, erken ve klasik dönemde tefsirin diğer ilimlerden bağımsız ve müstakil bir usûl arayışının bulunmadığı kanaatinin hâkim olduğu görülmektedir. Ne var ki, erken ve klasik dönemde tefsirin kendine özgü bir usûl arayışının bulunup bulunmadığı sorgulamasının yalnızca Kur'ân ilimlerini konu edinen ve derleyen bazı klasik eserler üzerinden yapılması, meselenin sınırlı bir perspektiften analizini ifade etmektedir. Zira bu literatür, edebü'l-müfessir bahislerini hariç tutarsak, bize büyük oranda Kur'ân ve tefsir ilimlerine dair bilgi ve rivayet malzemesi sunmakla yetinmekte olup müstakil ilimleri usûl arayışı perspektifinden irdelememektedir. Oysa erken dönemden itibaren tefsir literatürüne bu zaviyeden bakıldığında gerek tefsir mukaddimelerinde gerekse müstakil eserlerde tefsir ilmine özgü usûl arayışının izlerine rastlanmaktadır. İlgili çalışmaların bir kısmında fıkıh, kelam gibi bazı formasyonlar eşliğinde usûl arayışına girildiği görülmekle birlikte bu arayışı tefsire özgü kılmaya çalışanların da bulunduğu fark edilmektedir. Bu çalışma bahsi geçen tespitlerden hareketle tefsirde usûl arayışının ortaya çıkışını hazırlayan tarihi etkenleri, süreç içerisinde gerçekleşen değişim-dönüşümleri ve usûl arayışlarının tefsire özgülük bağlamında kat ettiği mesafeyi karakteristik metinler özelinde tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede öncelikle tefsirde usûl arayışlarının siyasî ve itikadi etkenleri irdelenmektedir. Akabinde muhalif grupların Kur'ân'ın yorumlama biçimlerine dair birbirine yönelttikleri eleştiriler incelenmektedir. Devamında müelliflerin usûl arayışında teorik açıdan yorum mekanizmaları üretmeleri ve pratik açıdan somut kaideler ortaya koymaları konusu analiz edilmektedir. Son olarak, söz konusu usûl arayışlarının tefsire özgülük bakımından başarısı denetlenmektedir. Neticede erken dönemden itibaren tefsire özgü usûl arayışlarının ortaya çıktığı tespit edilmektedir. Bu arayışların belirli seviyelerde mesafe kaydettiği net bir biçimde gözlenmektedir. Dolayısıyla bu tez çalışması, modern dönemdeki hâkim kanaatin aksine, mütekâmil seviyede olmasa da tefsire özgü usûl arayışlarının erken dönemden itibaren başladığını ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet Dönemi Türkçe tefsir çalışmalarında müteşâbih âyetlere yaklaşımlar (Elmalılı ve Süleyman Ateş örnekliğinde)
Bu çalışma Osmanlı döneminin sonları ile Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde yaşamış Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ile Cumhuriyet'in başlarında dünyaya gelmiş Süleyman Ateş'in bir ulûmu'l-Kur'an konusu olan müteşâbih meselesine bakış açılarını ve bu türden kabul edilen âyetleri yorumlama biçimlerini ele almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde tefsir ilminde tartışmaların odağında olan muhkem-müteşâbih konusu ana hatlarıyla, tartışmalı yönleriyle, fikir akımlarıyla ve problematik zeminde incelenmektedir. İkinci bölümde Cumhuriyet döneminde kaleme alınmış iki önemli tefsir çalışması olan Hak Dini Kur'an Dili ve Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri adlı eserlerde müfessirlerimizin muhkem-müteşâbih konusuna yaklaşımları, müteşâbihâtın varlığını kabul edip etmedikleri ve hangi âyetleri müteşâbih olarak kabul ettikleri gösterilecektir. Müelliflerimizin, müteşâbih âyetlerin anlaşılabilirliği meselesine bakış açıları ve bu tür âyetleri yorumlama biçimleri üzerinde durulurken farklı ve ortak tavırları belirlenecektir.
Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir'in günümüz tefsir problemlerine yaklaşımları
Günümüz tefsir problemleri müfessirlerin Kur'an ayetlerini farklı yorumlamalarından dolayı ortak bir yorumda birleşememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu yorum farklılıkları, başka konular olmakla birlikte genelde bilimsel tefsir, fıkhi konular, din devlet ilişkileri ve kıssalarla ilgili olmaktadır. Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir adlı eser Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2005 yılında basımı yapılmış güncel bir tefsir olmasından dolayı bu çalışmada bu tefsirin bahsedilen konulara yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sırasında oluşturulan bölümlerin tarihi süreci özet olarak her bölümün girişinde ele alınmış, bölümlerin belirlenen konuları ile ilgili eser içerisindeki açıklamalara ulaşılmış, ulaşılan bu açıklamalar konu başlıklarına göre incelenmiş, konulara uygun yorumlar özetlenerek değerlendirilmiş ve bazı konular başka kaynaklarla da karşılaştırılarak o konuda sonuca ulaşılmıştır. Kur'an Yolu tefsiri bazı ayetlerin tefsirlerinde bilimsel tefsirden yararlanmış, ahkamın değişmesini kısmen kabul etmiş, çok eşlilik konusunda İslam'ın çok eşliliği getirmediğini, var olan bu uygulamayı düzene koyduğunu ifade etmiştir. İki kadının şahitliğinin birisi hatırlatıcı olmasından dolayı şahitlerin iki değil de bir tane olduğuna işaret etmiş, erkeklerin kadınlardan üstün değil, yaratılıştan farklı olduklarını belirtmiş, kadının mirastaki payını gelenekten uzaklaşmamıştır. Evlilerin zina cezasının bekarlarınki ile aynı olduğunu belirtmiş, recm cezasını tazir türünden bir ceza olarak görmüştür. Faizi fazlalık olarak açıklayıp yasaklığını ifade etmiş, kısasın gerekliliğini kabul etmiş, el kesme cezasının değişebilirliğini belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsiri müslüman kadınların yabancılara karşı baş ve boyunlarının örtmelerini İslam'ın emri olarak görmüş, dış giysinin geçici bir tedbir olduğunu belirtmiş, yaşlı kadınlarda örtünün hafifletilmesini baş ve boyun olarak açıklamış, içki ve kumarın haram olduğunu belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsirinin din devlet ilişkileri konusunda net bir açıklaması olmamış, bazı ayet yorumlarındaki çıkarımlardan eser içerisinde İslami bir devlet yapısının varlığına ulaşılmıştır. Kıssaların tarihte gerçekleştiğine uygun açıklamalar yapmış, kıssaların gayelerinin ders çıkarıp benzer yanlışlara düşmemek olduğunu ifade etmiş, kıssaların bazı yerlerinde Kitab-ı Mukaddes'ten alıntılar yapmıştır. Bu çalışmadaki varılan sonuçlarda Kur'an Yolu tefsirinin bahsedilen konularda zaman zaman gelenekten koparak kısmen modern yorumların etkisinde kaldığı görülmüştür.
Sa'lebî'nin el-Keşf ve'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân adlı eserinde Kur'ân'ı yorumlama yöntemi
Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhim es-Sa'lebî en-Neysâbûrî eş-Şâfiî, hicrî IV. asrın sonu ile V. asrın başında yaşamış meşhur müfessirlerden birisidir. Müfessir Sa'lebî'nin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmadığı, ancak kaynakların çoğunda İran'daki İslâm hilâfetinde önemli rol oynamış olan Horasan bölgesinin Nişâbûr şehrinde dünyaya geldiği zikredilmiştir. Müfessir, h. 427 (m. 1035) yılının Muharrem (Kasım/Aralık) ayında yine bu şehirde vefat etmiştir. Tefsirin mukaddime bölümünde de onlarca hocadan ilim tahsil ettiğini ifade eden müfessir; kendisinden sonra ün kazanmış ve aynı zamanda talebesi olan başta el-Vahidî olmak üzere birçok âlim de ondan ilim tahsilinde bulunmuşlardır. Zamanın önde geleni, mütedeyyin, sâdık, eşsiz sağlam nakli ile güvenilir gibi sıfatlarla tanımlanmış olan müfessir; başta tefsir, Kur'ân ilmi, lugat, kırâat, edebiyat, tarih vb. ilimlerde büyük şöhret kazanmıştır. Özellikle tefsir ilmine dair te'lif etmiş olduğu el-Keşf ve'l-Beyân fî (an) Tefsîri'l-Kur'ân adlı eseri, rivâyet tefsirleri arasında önemli bir konumda olup, daha sonraki dönemlerde tefsir kitapları yazanlar için müracaat kaynağı olmuştur. Bunun dışında birçok esere sahip olan yazarın bilinen en önemli eserlerinden biri de Kitâbul-Arâisi'l-Mecâlis fî Kısası'l-Enbiyâ'dır. Bu çalışmamızda Sa'lebî'nin tefsirindeki Kur'ân-ı yorumlama yöntemi esas alınmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde müfessirimizin yaşadığı asır, hayatı, ilmî kişiliği, hocaları, öğrencileri ve ilim dallarına göre yazmış olduğu eserleri hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde müfessirin tefsirinde rivayet ve dirayet yönünü her açıdan incelemeye çalıştık. Üçüncü bölümde ise "Ulûmu'l-Kur'ân" yönünden değerlendirdik. Bu bölümleri yazarken belirlemiş olduğumuz konulara göre âyetleri seçmiş ve hakkındaki müfessirin görüşlerini aktararak zaman zaman uygun gördüğümüz yerlerde ise kendi görüşümüzü de ortaya koymaya gayret gösterdik. Bununla beraber başka kaynaklardan da faydalanmayı ihmal etmedik.
Hüsameddin Ali Bitlisî'nin Câmi'u't-Tenzîl ve't-Te'vîl isimli tefsirinden Kehf Suresinin tahkiki ve incelemesi
Hüsameddin Ali Bitlisî, 15. asrın sufi müfessirlerden biridir. Bitlisî, tefsir, felsefe ve tasavvuf alanında birçok eser kaleme almıştır. "Câmi'u't-Tenzîl ve't-Te'vîl" adlı eseri bunlar arasında en önemli ve meşhur olanıdır. Bu eser, Kur'ân-ı Kerim'i başından sonuna kadar işârî metotla açıklayan bir tefsir niteliğindedir. Çalışmamızın birinci bölümünde Bitlisî'nin hayatı ve eserleri konu edinilmiş, daha sonra Câmi'u't- Tenzîl ve't-Te'vîl adıyla bilinen tefsiri Kehf Suresi esas alınarak şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. İkinci bölüm ise çalışmanın ana temasını teşkil eden Kehf Suresinin tahkikine ayrılmıştır. Burada Bitlisî'nin söz konusu eseri yaygın olarak kullanılan tahkik metotları esas alınmak suretiyle çalışılmıştır. Öte yandan Bitlisî'nin Kehf Suresini dirayet ve rivayet yöntemleriyle yorumlarken sergilediği yaklaşım farklılıklarına, temas ettiği muhtelif konulara ve başvurduğu çeşitli kaynaklara yer verilmiştir.
Taberî tefsiri'nde Hıristiyanlık
Bu çalışmada müfessir Taberî'nin yazmış olduğu "Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân" adlı tefsirindeki Hıristiyanlık ve Hıristiyanlarla alakalı düşüncelerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Öncelikle çalışmada Hıristiyanlıkla ilgili ele alınan konular hakkındaki âyetler aktarılmış ve bu âyetlerde önemli görülen kelimelerin üzerinde durulmuştur. Ardından Taberî'nin ele alınan konu hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri belirlenmiştir. Ayrıca gerekli görülen yerlerde diğer müfessirlerin görüşlerine ve Hıristiyan kutsal kitaplarından alıntılara da yer verilerek benzerlikler ve farklılıklar açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışma giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, sınırları, yöntemi ve kaynakları hakkında genel bilgiler verildikten sonra Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et- Taberî'nin hayatı, ilmi şahsiyeti, eserleri ve tefsiri hakkındaki bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde Taberî'nin tefsirine göre Hz. Meryem ve Hz. Îsâ ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Taberî Tefsirinde Hz. Îsâ'nın Akıbeti işlenmiştir. Bu bölümde Hz. Îsâ'nın vefatı, ref'i, nüzûlü ve Mesihliği gibi konular, Kur'an-ı Kerim, İnciller ve Taberî'nin tefsiri esas alınarak karşılaştırmalı bir şekilde çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Taberî tefsirindeki Hıristiyanlık eleştirisine yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise ulaştığımız bulgular ortaya koyulmuş ve çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır.
Azerbaycanlı müfessir Ahmed Hâşimzâde'nin Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm isimli eserinde Kur'ân'ı yorumlama yöntemi
Bu çalışmada Ahmed Hâşimzâde'nin Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm isimli eserinde Kur'ân'ı yorumlama yöntemi değerlendirilmiştir. Tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuç kısmını ihtivâ etmektedir. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntem ve kaynakları zikredilmiş, ilâveten Hâşimzâde'nin hayatı, ilmî kimliği ve Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm eserinin genel özellikleri ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde eser rivâyet tefsiri; Kur'ân'ın Kur'ân'la, Sünnet'le, Sahâbe ve Tâbiûn Kavilleriyle tefsiri yönünden ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, dirâyet tefsiri; Hâşimzâde'nin kelâmî konulara, ahkâmî hükümlere yaklaşımı, bununla beraber tasavvufî görüşleri, ahlâkî ilkeleri îzâhı ve Arap dili yönünden değerlendirilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, Hâşimzâde'nin Kur'ân ilimlerine münâsebeti rivâyet, dirâyet ve dile dayanan Kur'ân ilimleri açısından tahlîl edilmiştir. Sonuç bölümündeyse, elde edilmiş tüm bilgiler kısa şekilde yorumlanmıştır.
Hüsameddin el-Bitlisî'nin "Câmiü't-Tenzîl Ve't-Te'vîl" adlı eserinden Nisâ Sûresi tefsirinin tahkiki
Ele aldığımız tefsir, Türkiye ve Anadolu topraklarında şöhret kazanan İdrisi Bitlisî'nin babası Hüsameddin Ali el-Bitlisî'ye aittir. Eser sahibi, Akkoyunlu devletinin üstün alimlerinden sayılır. Kendisi tarikat şeyhi olmasıyla birlikte fıkıh ve felsefede de derin bilgiye sahiptir. Tefsir ve işârî tevil şeklinde iki boyutlu açıklamalarda bulunan Câmiu't-Tenzîl ve't-Te'vîl adlı bu eser muhteva açısından çok zengin metodoloji ve bilgilere sahiptir. Çalışmamızın birinci bölümünde müellifin hayatı, eserleri, ilmi ve siyasi şahsiyeti ele alınmıştır. İkinci bölümünde eser sahibinin tefsir metodolojisi ve bakış açısı araştırılmıştır. Üçüncü bölümde Bitlisî'nin Câmiu't-Tenzîl ve't-Te'vîl adlı tefsirinin Nisâ Sûresinin tahkiki yapılmıştır.
Şeyhi Divanı`ndan seçilen elli gazelin şerhi
Yaptığımız bu çalışma, 15. Yüzyıl şairlerinden Germiyanlı Şeyhî dîvânından seçilen elli adet gazelin şerhinden oluşmaktadır. Çalışmamız, Dîvân şiirinin kurucularından olan Şeyhî'nin dîvânınındaki gazellerin öneminin gösterilerek edebiyatımıza kazandırılması, anlaşılabilmesi ve hak ettiği değere kavuşması bakımından önem arz etmektedir.Dîvân şiirinin kurucu şairlerinden Şeyhî'nin dîvânı 2003 yılında Halit BİLTEKİN tarafından doktora tezi olarak transkribe edilmiştir.Çalışmamızın ilk bölümünde Şeyhî'nin yaşadığı 15. yüzyılın tarihî ve edebî yönden genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Ardından Germiyan kelimesi ve Germiyanoğulları hakkında bilgi verilerek Kütahya'nın konumu vurgulanmıştır. Daha sonra ise Şeyhî'nin hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde de metin şerhine dair kısaca bilgiler verildikten sonra şerhe geçilmiştir.İkinci bölüm Şeyhî'nin elli adet gazelinin şerhinden oluşmaktadır. Bu gazelleri, Şeyhî'yi ve devrini yansıtacak şekilde seçmeye çalıştık. Genellikle yedişer beyitten oluşan gazellerin içinde beş beyitten oluşan gazeller olduğu gibi altı, sekiz ve dokuz beyitten oluşan gazeller de vardır.Gazel incelemesinde öncelikle bütün olarak gazelin tamamını verdik. Ardından beyit beyit incelemeye geçtik. Beyti önce nesre çevirip kelimelerin anlamlarını altına koyduk. Daha sonra da beytin açıklamasına geçilmiştir. Açıklamalarda, kelimelerin Dîvân şiirindeki kullanım alanları ve mânâları değişik kaynaklardan aktarılmıştır. Bundan sonra, bu anlamların ışığında şairin vurguladığı ve anlatmak istediği açıklanmaya çalışılmıştır. Kelimelerin ikinci anlamlarıyla oluşturulan anlam derinliklerine değinilmeye çalışılmıştır. Mümkün mertebe edebî sanatlar izâh edilmiştir.Çalışmamızda faydalandığımız eserler kaynakça kısmında belirtilerek dizin bölümü ve gazellerin eski metinlerinden örneklerle teze son verilmiştir.?Şeyhî Dîvânı'ndan Seçilen Elli Gazelin Şerhi? isimli çalışmam esnasında bana vermiş olduğu bilgi, destek ve yönlendirmelerinden dolayı tez danışmanım, Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi olan saygıdeğer hocam Yrd. Doç. Dr. Kadir GÜLER'e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, yüksek lisans çalışmalarım sırasında bana verdiği destekten ve zamanını benimle paylaşmasından ötürü sevgili eşim Müjgen Yakut ÇALIŞKAN'a ve sabırlarından dolayı kızlarım Ayşe Beyza, Fatma Zehra ve Dilârâ'ya minnet ve şükranlarımı sunarım.Anahtar Kelimeler: 15. yüzyıl, Germiyan, Germiyanoğulları, Kütahya, Şeyhî, Şeyhî Divanı, Elli Gazel, Şerh.
Kütahyalı Rahimi Divanı'ndaki kasidelerin şerhi
Osmanlı Devleti 16. yy'da siyasî olarak bir yükseliş dönemine girmiş, siyasî alandaki bu yükseliş sanat, edebiyat ve kültür alanında da kendini göstermiştir. Divan edebiyatı da bu gelişmelere paralel olarak bu yüzyılda yavaş yavaş klasik bir edebiyat görünümüne kavuşmaya başlamıştır. Divan şiirinin klasik şekilleniş bakımından vücut bulmaya başladığı bu döneme Fuzûlî, Bâkî gibi divan şiiri ustaları damga vurmuştur. Türk edebiyatının parlak dönemlerinin başladığı bu yüzyılın bir şairi de Kütahyalı Rahîmî'dir.16. yüzyılda yaşamış olan Rahîmî, bu yüzyılın Osmanlısında önemli kültür şehirlerinden olan Kütahya ile anılmıştır. Divan edebiyatının gerek kuruluş gerekse gelişmesinde önemli bir şehir olan Kütahya, aynı zamanda devrin önemli muhitlerindendir.Bu çalışmada, muhtelif eserlerde ?Kütahyalı Rahîmî? olarak anılan şairin Prof. Dr. Ahmet Mermer tarafından hazırlanan ?Kütahyalı Rahîmî ve Divanı? adlı eserinden yola çıkılmıştır. İki bölümden oluşan bu çalışmada Kütahyalı Rahîmî ve Divanı'ndaki kasidelerin şerhi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde 16. yüzyılda meydana gelen siyasî ve edebî gelişmeler ele alınmaya çalışılmış, ardından Kütahyalı Rahîmî'nin hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde anlamı bilinmeyen kelimelerin sözlük anlamları verilmiş, daha sonra da beyit, nesre çevrilerek günümüz Türkçesiyle açıklanmıştır. Son olarak da beyitlerde geçen edebî sanatlara ve mazmunlara değinilmiştir.
Mukātil b. Süleyman'ın et-Tefsîrü'l-Kebîr isimli tefsirinde takdîm ve te'hîr
Bu çalışmada Arap dilinde yaygın olarak kullanılan edebi üslûplardan biri olan takdîm ve te'hîr sanatı, Mukātil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) et-Tefsîru'l-Kebîr isimli tefsiri özelinde incelenmiştir. İlk bölümde müellifin hayatı, eserleri ve ilmî kişiliği ele alınmış, ikinci bölümde Arap dilinde takdîm ve te'hîr sanatı incelenmiştir. Takdîm ve te'hîr sanatının kabul edilen kullanım alanları ve bu alanlardaki kullanım şekilleri üzerinde durulduktan sonra bu sanatın farklı bir şekilde icrasının mümkün olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde müfessirin takdîm ve te'hîrin var olduğunu belirttiği âyetler, ilgili sûre başlıkları altında ele alınmıştır. Bu bağlamda müfessirin ifadeleri mukayeseli bir inceleme yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada takdîm ve te'hîr sanatının Kur'ân-ı Kerîm'deki kullanımı ön planda tutulmuştur. Müfessir ve dilbilimcilerin bu sanatın icrası konusunda yer yer aynı düşündükleri gibi meseleyi farklı açılardan ele alabildikleri de tespit edilmiştir. Anahtar Kelimler: Nahiv, Belâgat, Takdîm, Te'hîr, Mukātil
Kur'an perspektifinden ahlakın aktüel değeri
Bu çalışmanın amacı, günümüzde yaşandığı tespit edilen bazı ahlak problemlerine Kur'an perspektifinden çözüm önerileri üretebilmektir. Bu çerçevede öncelikle günümüzde yaşanan anlam kaybına ve bunun tarihsel kökenlerine değinilecek, bu anlam kaybının oluşturduğu ahlaki krize yer verilecektir. Sonrasında ahlak temelli öznenin inşasında vahyin önemi ifade edilerek Allah inancının ahlakla yakın ilişkisi ortaya konacaktır. Kamil bir ahlak, ancak vahiy temelli olduğunda ve Allah'la sağlam bir irtibat kurulması halinde mümkün olduğundan, Allah tarafından emredilen formel ibadetlerin ahlaki önemi ifade edilecektir. Son bölümde ise insanın toplumsal bir varlık olduğu, bu nedenle ahlakın bireyle sınırlı kalmasının mümkün olmadığı ve İslam'ın toplumsal yaşama getirdiği düzenlemelerin ahlak merkezli olduğu ifade edilecek ve tespit edilen problemlere çözüm önerileri sunulacaktır.
Kur'ân'da ikili anlatım üslûbu ve dinî eğitimdeki önemi
İslâm'ın en temel kaynağı olması, Kur'ân-ı Kerîm'i ve ele aldığı konuları önemli kıldığı gibi o konuların ele alış ve aktarış biçimini, yani anlatım üslûbunu da en az onun kadar önemli kılmaktadır. Bu anlatım üslûplarından biri de ikili anlatımdır. İkili anlatımı çalışmamızda "Kur'ân-ı Kerîm'de dinen aynı bağlamda, lafzen veya mânen biri olumlu diğeri olumsuz mânada kullanılan iki kelime ya da terkibin anlamlı bir bütünlük içinde anlatımı" çerçevesinde ele aldık. Araştırmamıza anlatımın dil, belağat ve üslûp kavramlarıyla münasebetini ortaya koyarak ve anlatımın boyutlarını ele alarak başladık. Ardından ikili anlatımın tanım ve kapsamını belirleyip bu bağlamda belağattaki yerini, diğer disiplinlerle münasebetini tesbit ettik. Sonra Kur'ân üslûbunda nerede durduğunu ve Kur'ân'da teorik ile pratik olarak nasıl kullanıldığını inceledik. Tesbit ettiğimiz ikili anlatımları tematik olarak anahatlarıyla; Kur'ân'da konuların kendisi (iman-küfür), vasfı (hak-bâtıl), talebi (emir-nehiy), hükmü (helâl-haram), tebliği (tebşîr-inzâr), bu tebliğe muhatabın tavrı (itaat-isyan), bu tavra karşı Allah'ın mukabelesi (cemâl-celâl) ve muhatabın âkıbeti (cennet-cehennem) boyutlarında tasnif edip tafsilatlandırdık. Bu kapsamda Kur'ân'da ikili anlatımın çok yoğun, tematik olarak çok boyutlu, kapsamlı ve detaylı olduğu sonucuna vardık. Bu anlatımın merkezinde ise genel anlamda iman-küfür ikileminin yer aldığını gördük. Ayrıca başka çalışmalarda yer almayan Kur'ân-ı Kerim'de ikili anlatımı ortaya çıkartan etkenlerden, ikili anlatımın dinî eğitimdeki öneminden, hangi açılardan eğitim ve tebliğ faaliyetlerinde bir gereklilik arz ettiğinden, lafza, mânaya ve muhataba ne gibi katkıları olduğundan bahsettik. Anahtar Kelimeler: Tefsir, İkili Anlatım, Karşıtlık, Olumlu-olumsuz, Dinî eğitim.
Yusuf sûresi'nin belâgat ilmi açısından tahlili
Kur'an tefsirlerinde ve Kur'an merkezli ilk dönem edebî çalışmalarda en çok dikkat çeken konulardan biri, dilsel ve retorik tahlillerdir. İslam âlimleri Kur'an-ı Kerim'i bir dil mucizesi kabul ettiklerinden, bu yöndeki araştırmaların çokluğuna ve zenginliğine hayret edilmemelidir. Bizim "Yusuf Suresinin Belâgat İlmi Açısından Tahlili" başlığı altında yaptığımız çalışma da söz konusu zenginliğin bir kısmını açığa çıkarmak amacına yöneliktir. Yusuf suresi yüzlerce hadiseyi ve oldukça uzun zaman dilimini veciz biçimde anlatan özel bir kıssadır. Diğer Kur'an kıssaları Kur'an'ın değişik surelerinde serpiştirildiği halde Yusuf kıssası tek bir surede zikredilmiştir. Surede işlenen konuların çok geniş kapsamlı olması ve tamamının bir sureye sıkıştırılması, Belâgat ilmi içine giren edebî sanatların birçoğunun kullanılması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Bu da Kur'an'ın mucizevi özelliklerine yeni bir boyut katmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Yusuf suresi, Belâgat, Beyan, Meânî, Bedî'.