Tefsir
Bu konu başlığı altında 940 tez
Cessâs, Herrâsî ve Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'nin Nesih meselesine yaklaşımları (Tefsirleri bağlamında)
Nesih, tefsir usûlünde önemli konulardan biridir. Zira neshin gerek Kur'ân'ın anlaşılmasında gerekse hüküm çıkarmada büyük ehemmiyet arz ettiği aşikârdır. Bu tezde Cessâs, Herrâsî ve İbnü'l-Arabî'nin ahkâm tefsirlerinden hareketle nesih hususuna dair yaklaşımları ele alınmıştır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve müracaat edilen kaynaklar zikredilmiştir. Birinci bölümde ise, teorik olarak mezkûr müfessirler bağlamında neshin tanımı ve anlam çerçevesi, konuluş hikmeti, imkânı, neshi kabul edenlerin delilleri, nesih ile ilişkili diğer kavramlar incelenmiştir. Yine bu bölümde üç müfessire göre neshin şartları, neshin hakikatine dair bazı yaklaşımları ayrıntılı olarak belirtilmiştir. İkinci bölümde ise Cessâs, Herrâsî ve İbnü'l-Arabî'nin nesih ile ilgili pratik uygulamaları ele alınmıştır. Onların bu uygulamaları, ibadetler, muamelat, cihâd ve barış hukuku, yasaklar ve cezalar (ukûbât) konularına dair örnekler ile izah edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada zikredilen üç âlimin perspektifinden nesih meselesine yaklaşımları gözler önüne serilmiştir. Böylece mezkûr âlimlerin görüşleri incelenerek müntesibi oldukları Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî fıkhî mezhepleri bağlamında nesih konusuna bakışları ortaya konmuştur.
Gumarı and his work named Bide'u't-Tafâsir
Tefsirde bid'at kavramı, Kur'ân'ın yorumunda dikkat edilmesi gereken usûl kurallarına riayet etmeden yapılan yorumları ifade etmektedir. Ancak bu usûl kurallarının bir kısmının subjektif esaslar olmasından sebebiyle yapılan bid'at nitelemeleri de kişinin kendi görüşünü ve din anlayışını yansıtması sebebiyle subjektif bir iddia mahiyetindedir. Bu kavramın tefsir ilmine girişi ise Hz. Osman dönemindeki fitne olayları ve daha sonrasında gerçekleşen Cemel ve Sıffin savaşları neticesinde ortaya çıkan sorunların etrafında oluşan kelam mezheplerinin eliyle olmuştur. Zira bu dönemde oluşan ve daha sonra kurumsallaşan bu mezhepler kendi görüşlerini desteklemek için birtakım ayetleri kendi görüşlerine dayanak oluşturmak için mezhep ilkeleri doğrultusunda yorumlama faaliyetine girişmişlerdir. Diğer taraftan gerek dahili gerek harici sebepler ile tefsir kitaplarına giren ehl-i kitaptan alınma bazı haberler de tefsirde bid'at olarak nitelenen yorumların kaynağını oluşturmaktadır. Gumârî de gerek mezhep taassubu gerek İsrâiliyyât denilen haberlerin nakledilmesi gerekse bunların dışındaki diğer usûl kurallarına riayet etmeden yapılan bu görüşleri bid'at olarak nitelemekte ve tefsirlerin bu hatalardan arındırılması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bazı noktalarda Gumârî de bid'at nitelemelerinde bazı usûl kaidelerini ihmal etmiştir. Anahtar kelimeler: Tefsir, Bid'at, Gumârî, Zemahşerî, Şerif Murtazâ, Mezhep.
Mekkî sureler bağlamında İslâm'a davetin merhaleleri ve ilkeleri
Haktan ayrılıp batıl yollara sapan insanları tevhide davet etmek, peygamberlerin en önemli görevi olmuştur. Peygamberlerin hayatları, bu görevi yerine getirebilmenin sorumluluğuyla geçmiştir. Hz. Peygamber (sav) de bu görevi, yirmi üç yılık davetiyle, cahili bir toplumdan faziletli bir toplum inşa ederek yerine getirmiştir. Günümüzde İslâm'ın mesajının bir bütün olarak anlaşılamaması gündemdeki belli konularla sınırlandırıması, kimisi birbiriyle şiddetli çatışma içinde olan farklı anlayışlara ve yönelişlere sebebiyet vermiştir. Özellikle çatışmacı çizgideki farklı anlayışlar ve yönelişler de İslâm dünyasında fikir kargaşasına ve Müslümanlar arasında şiddetin yaygınlaşmasına yol açmışlardır. İslâm coğrafyasında büyük acılara sebep olan terör, şiddet ve çatışmacı fikrî ayrılıklar ancak doğru İslâmi anlayışın ortaya konulmasıyla izale edilebilir. İslâm dininin en güzel bir şekilde insanlara sunulması olan "Allah'a davet", ancak İslâm'ın temel kaynaklarının yol göstericiliğiyle yapılabilir. Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in (sav) uygulamalarında; davet merhalelerinde uygulanabilecek metotlar ve kullanılabilecek araçlarla ilgili çok sayıda veri bulunmaktadır. Sahih bir İslâmi anlayışın topluma, rağbet görecek bir şekilde sunulabilmesi için hem Kur'ân vahyinin nüzûl sürecinin ve davetin merhalelerinin bilinmesini hem de davet ilkelerinin kavranmasını gerektirmektedir. "Mekkî Sureler Bağlamında İslâm'a Davetin Merhaleleri ve İlkeleri" olarak belirlediğimiz çalışmamızda öncelikle kavramların çerçevesi çizilmiştir. Mekkî sureve ayet grupları, Hz. Peygamber'in (sav) sîretinden ve ilgili ayetlerin nüzûl sebeplerinden de yararlanılarak incelenmiş ve yapılacak davetin merhaleleri ve ilkeleri bu bilgiler ışığında tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra davet çalışmalarında bulunacakların bu merhalelerde dikkat etmeleri gereken ilkeler, uygulanabilecekleri metotlar ve kullanabilecekleri araçlar yine ilgili ayetler ve sîret üzerinden aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mekkî Sure, Davet, Tebliğ, Merhale, İlke
Kur'an ışığında giyinme ve tesettür
İnsan tarihine baktığımızda insanın fıtratına uygun olan ve kendisi için vazgeçilmez olan tesettür, insanlar için tıpkı yemek, uyku, ilim ve sanat gibi elzemdir. Kur'an-ı Kerim'den anlaşıldığı üzere Hz. Âdem cennette iken mahiyetini bilmediğimiz bir örtüye bürünmüştü. Hz. Âdem, cennetten kovulunca ondan o örtü alınmış ve örtünmesi gereken yerleri açıkta kalmıştı. Bir toplumdaki giyinme tarzı, o toplumun yaşam biçimini, inançlarını ve hayat felsefesini yansıtmaktadır. Bundan dolayı giyim tarzı, kişinin yaşına, cinsiyetine, yaşadığı çağa, sosyal sınıfına ve benimsediği düşünceye dair önemli bilgiler vermektedir. İslamiyet öncesi Arap toplumunda kadınlar başörtülerini, boyun, gerdanlıklar ve saçlarının bir kısmı açıkta kalacak şekilde takarlardı. Erkeklere güzelliklerini teşhîr ederek, toplumda yer edinmeyi amaçlarlardı. İslamiyet ise dış tesettürün tamamlanmasını istemiştir. Bunun için de erkek ve kadınların avret sınırlarını çizmiş ve setr-i avreti farz kılmıştır. Bununla ulaşmayı amaçladığı hedef de erkek veya kadının fitneye mahal vermeyecek şekilde giyinmelerini temin etmektir. Ki bu durum, kıyafetlerin vücut hatlarını göstermeyecek şekilde geniş ve kalın olmasını zorunlu kılar. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, tesettür ile ilgili temel kavramlar ve bu kavramların naslardaki kullanımları incelenmiştir. İkinci bölümde ise genel olarak tesettürün mahiyeti ve hükmü ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise tezde ele alınan konuların analizi yapılmış ve varılan sonuçlar belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'an, Tesettür, Avret, Ziynet, Hicap.
Ali el-Kârî'nin "Teşyiü'l-Fükaha li Teşni'i s-Süfehâ" adlı risalesinin tahkik ve tahlili
Molla Ali el-Kârî (ö. 1014), başta fıkıh ve hadis olmak üzere kıraat, tefsir, kelam, tasavvuf, tarih dil ve edebiyat alanlarında devrin önde gelen âlimleri arasında yer almaktadır. İlk eğitimini memleketi Herat'ta aldıktan sonra Mekke'ye gitmiş ve oraya yerleşmiştir. Kıraat ilmine vukufiyetinden ötürü kendisine "el-Kârî" nispesi verilmiştir. İslami ilimler alanında bir çok eser telif ettiği rivayet edilmiştir. Bu eserlerin çoğu günümüze kadar gelmiştir. Tahkik ve tahlilini yaptığımız "Teşyiü'l-fukahâ li teşni'i' s-süfehâ" adlı risâlesinde Ali el-Kârî, Şâfiî fıkıh âlimlerinden İmam el-Cüveynî'ye atfedilen bazı görüşlerin aslında ona ait olmayıp rafizî ve harici bir takım kimseler tarafından ileri sürüldüğünü ifade etmektedir. Müellif, risâle boyunca Hanefi fukaha ve görüşlerine karşı ileri sürülen ve Cüveynî'ye atfedilen bu iddialara cevap vermekte ve onları çürütmeye çalışmaktadır.
Kur'an'da adı geçen yegâne kadın olarak Hz. Meryem
Hz. Meryem Kur'an-ı Kerim'de hayatı anlatılan yegâne kadındır. Allah "…Kitap'ta Meryem'i de an…" hitabı ile dikkatleri Hz. Meryem'e çekmekte ve hayatının farklı dönemlerine dair detay diye nitelendirilebilecek ayrıntılara yer vermektedir. Kur'an'da; adanması, mabede kabulü, Cebrail ile karşılaşması, Hz. İsa'ya hamile kalışı, doğumu, çocuğuyla kavminin karşısına çıkması farklı bağlamlarda detaylı bir şekilde resmedilir. Özellikle doğum anına dair ayrıntılar Hz. Meryem'in beşeriyetinin bir vurgusu olmakta kendisi ve oğlunun tabiatları hakkında çıkacak olan ve günümüzde de bu geleneksel öğretiyi sürdüren Katolik öğretiye tevhit noktasında bir cevap teşkil etmektedir. Hz. Meryem Kur'an'da yer edinmiş kadın karakterler arasında da özel bir konuma sahiptir. Zira o ismen anılma ayrıcalığını kazanmış tek kadındır. Yine Allah'tan bir kelime olarak anılan bir peygamberin (Hz. İsa) annesinin ismiyle anılması Hz. Meryem'in seçilmişliğini gösterir. Hz. Meryem isminin anıldığı ayetlerde onun iffeti, sabrı, teslimiyeti, örnek bir kul oluşu konusu vurgulanmaktadır. Hz. Meryem'in Kur'an'da anılan tek kadın karakter olma konumunu elde etmesinin olası sebepleri üzerinde durulacaktır. Çalışmamız bu noktadan hareketle Hz. Meryem'in, ismen anılan bu özel kişiliğin hayatını, ahlaki faziletlerini ve üstlendiği önemli görevi Kur'an ayetleri üzerinden okumaya dönüktür.
Ana konuları bağlamında Şûra suresinin tahlili
Kur'an, İslam davetinin çeşitli merhalelerinde vuku bulan farklı hadise ve ihtiyaçlara bağlı olarak nâzil olduğundan, onun muhtevasında bulunan konular sistematik bir yapı arz etmemekte ve bunun bir sonucu olarak bazen bir âyet ya da âyet grubu içerisinde dahi konunun, konuşmacının ve hitabın yönünün birden bire değiştiği görülmektedir. Bu sebeple Kur'an'ın temel konularının, onun oluşturduğu inanç ve düşünce dünyasının daha iyi kavranması ve yorumlanması için aynı konuyla ilgili âyetlerin bir araya getirilerek incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Kur'an'da ele alınan ana konuları ve ulaşılmak istenen hedefleri Şûrâ sûresinin tahlili üzerinden incelemek ve ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada Şûrâ sûresinin dört ana konusu olduğu tespit edilmiştir. Bu ana konularla irtibatı bulunan âyetler alt başlıklar halinde bir araya getirilmek suretiyle sûrenin tahlili yapılmıştır. Tahlil kısmında ise surenin ana konularını oluşturan tevhid, nübüvvet, ahiret ve ahlakla ilgili ayetlerin muhtevaları ve bunların klasik ve son dönem tefsir çalışmalarındaki yorum ve değerlendirmeleri üzerinde durulmuş, böylelikle sûrenin temel ilke ve hedefleri ortaya konmuştur. Bütün bunlardan elde edilen bulgulara çalışmanın sonuç kısmında yer verilmiş ve sûrenin ana konuları itibarıyla Kur'an'ın bir özeti sayılabilecek nitelikte olduğu görülmüştür.
Bakara suresi bağlamında El-Keşşâf tefsiri'ndeki i'tizâli noktalar ve bunların kritiği
"el-Keşşâf ʿan hakaʾiki gavâmidi't-tenzîl ve ʿuyûni'l-ekavîl fî vücûhi't-teʾvîl" Zemahşeri'nin İslam dünyasına kazandırdığı güzide bir eserdir. Bu eser, kendisinden sonra yazılan hemen hemen tüm tefsirler üzerinde etkisini göstermiş, onlara yön vermiş bir eserdir. Kendisi Mu'tezile mezhebine mensup bir âlim olmasına rağmen Arap diline, beyan, bedîi ve meânî ilimlerine tam vakıf olması ve dirayet anlamında çok yerinde tespitlerle Kur'an ayetlerini tefsir etmesi sebebiyle İslam dünyasında önemli bir iz bırakmıştır. Normalde İslam dünyasında i'tizâli düşünce ve bu düşünce paralelinde yazılan eserler revaç görmezken bu düşünceye mensup bir âlimin yazmış olduğu tefsirin İslam dünyasında özellikle de Ehl-i sünnet âlimlerince benimsenip kaynak olarak görülmesi dikkate şayandır. Zemahşeri, el-Keşşâf Tefsiri'nin kimi yerlerine i'tizâli düşüncelerini ustalıkla gizleyip serpiştirmiştir. Bu çalışma, Bakara suresi bağlamında el-Keşşâf Tefsiri'ndeki i'tizâli noktaları tespit edip bunları, bazı Ehl-i sünnet âlimlerinin kritiğiyle değerlendirmektedir.
Ahmed b. Rûhullah el-Câbirî'nin (Ö. 1008/1600) "Tefsîru Sûreti'l-Fâtiha" adlı eseri'nin tahkik ve tahlili / Investigation and analysis of Ahmed b. Rûhullah al-Jâbiri's (d.1008/1600) work titled "Tefsîru Süreti'l-Fâtiha"
H. 10. yüzyılda yaşamış olan Ahmed b. Rûhullah, din ve Kur'an-ı Kerim'e hizmet eden âlimlerinden biridir. Kadı Ahmed, Gence - Azerbaycan'da doğmuş, daha sonra eğitim amacıyla Osmanlı devletine yönelmiştir. Osmanlı devletinin sınırının genişlemesiyle birlikte Ahmed bin Rûhullah, birçok okulda öğretmenlik yapmış, farklı yerlerde kadılık görevlerinde bulunmuştur. Bununla beraber o, faydalı eserler yazarak bu topraklarda saygın bir şahsiyet haline gelmiştir. Kadı Ahmed, çok sayıda kitap, haşiye ve risale yazmıştır. Bu yazdığı eserler arasında tezimin konusu olan "Fatiha Suresi'nin Tefsiri" oldukça önem arzetmektedir. El yazma olan bu eser, ihtiyaca binaen tahkik ve tahlil edilerek matbu formatına getirilmeye çalışılacaktır. Mahtut, yazar tarafından bir giriş, iki makale ve bir sonuç olarak düzenlenmiştir. Birinci makale, Fatiha Suresi'nin isimlendirilmesiyle ilgili konuları; ikinci makale ise Fatiha Suresi'nin tefsirini içermektedir. Kadı Ahmet, başlangıçta Fatiha Suresi'nin tamamını kısa bir şekilde açıklamıştır. Bununla beraber Zemahşeri, Razi ve Beyzavi'nin tefsir kaynaklarına değinerek daha çok dirayet tefsir metodunu kullanmış, istiâze ve besmele ile ilgili meseleleri fıkıh çerçevesinde detaylıca ele almış, sonrasında ise ayetleri geniş bir şekilde açıklayıp Dil, Belağat, Fıkıh, Usul ve Kıraat farklılığı konularını incelemiştir. Ayrıca Kur'an İlimleri, Mantık, Ahlak, Beyan konularına değinerek Fatiha Suresi'nin Mekki-Medeni oluşunu izah etmiştir. Yeri geldiğinde Kelam konularını, Mutezile görüşlerini dile getirip red etmiştir. Bazı konuların sonunda âlimlerin ve fukahaların görüşlerini zikrederek sahih olan görüşü tasvip edip bu konularla ilgili incelemelerde bulunmuştur. Sonuçta ise Fatiha Suresi'nin faziletlerine ve bununla ilgili hadislere yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Fatiha, Tahkik, Ahmed B. Rûhullah, Kadı.
Müfessirlerin tarihsellikleri –çağın fenomenleri, siyâsî/itikâdî kabuller ve etnik köken bağlamında-
"Müfessirlerin Tarihsellikleri" ismini verdiğimiz işbu tez vesilesiyle öncelikle günümüzde Kur'ân ile yan yana anıldığına şahit olduğumuz "tarihsellik" kavramının esas itibariyle insana ait bir mefhum olduğuna, tefsir bünyesinde yaşanan birçok ihtilafın da "tarihsellik" tabirinin insana ait oluşunun tam manasıyla idrak edilemeyişinden kaynaklandığına dikkat çekilmiştir. Tefsir sahasında vuku bulan ve esasında insanın tarihselliğinden ileri gelen bu ihtilafların giderilmesi ile muhtemel yeni ihtilafların önüne geçilebilmesi, herkes gibi bir insan olan müfessirlerin tarihselliklerini inşa eden unsurların doğru tespitine bağlıdır. Bu sebeple müfessirlerin tarihselliklerini inşa ederek onların tefsir tercihlerinde belirleyici olan ve müfessirleri tefsirde zorunlu olarak öznelliğe iten başlıca unsurlara tezimizin ilgili bölümlerinde örnekler üzerinden detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Çalışmamızda nihai olarak ayetlerdeki kast-ı ilâhîye dair ve Kur'ân'ın nüzul ortamı hakkında zengin bir müktesebatı bize taşıyan sahih rivayetler ile nesnel tarihî malzemenin tefsir disiplininde müfessirlerin tefsir tercihlerini denetleyen birer otorite olarak tayin edilmesi sayesinde müfessirlerin kendi tarihselliklerine karşı eserlerini koruyabilecekleri sonucuna varılmıştır.
Suretu'n-Nisa ve mukavvimâtu'l-hifâz ala'l-usra ve'l-mucteme' ve'd-devle
Konulu tefsir yöntemiyle yaptığımız bu çalışmamızda, Nisa suresinde yer alan; aile, toplum ve devlet müesseselerinin kurucu değerlerini ele almaktayız. Söz konusu surede; toplumun ıslahı, ailenin korunması ve adil bir devletin kurulmasına değinen oldukça fazla konunun işlenmesi dikkate değerdir. Bu sureyi oluşturan ayetlerin büyük bir bölümü, Müslümanlar ile Kureyş kabilesi arasındaki çekişmenin belli ölçüde yatıştığı bir zaman diliminde indirilmiştir. Surede işlenen bu mühim konular da İslam ümmetinin kurumlarının içten tesisi ve korunmasına yöneliktir. Nitekim aile, toplum ve devletten müteşekkil bu üç kurum, ümmetin hayatı için büyük önem arz etmektedir. Nisa suresi aile konusu üzerinde ciddiyetle durmuş, bunu da şu üç eksenle gerçekleştirmiştir: Birincisi; çoğunlukla zulme uğrayan taraf olması bakımından kadının hakları üzerinde yoğunlaşmasıdır. İkincisi; aile oluşumunun iki tarafı ve temel yapıtaşları olmaları açısından karı-koca arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. Üçüncüsü ise; aileyi kapsayan fıkhi ve kanuni hükümlerin belirlenmesidir. Nisa suresi aynı şekilde, altı çerçeve üzerinden toplumun ıslahı ile de ilgilenmiştir. Bunlar: Malın korunması ve servetin dağıtımı, canın muhafazası, ırzın himayesi ve ona karşı oluşabilecek tehditlerden korunması, hakların sahiplerine teslimi, toplum hakkında birtakım düzenleme ve iyileştirmeler ile toplumu münafıkların hilelerinden sakındırmaktır. Nisa suresi aynı zamanda adil bir devletin temellerini de ortaya koymuştur. Bunu ise dört noktada ele almıştır. İlki; yöneten ve yönetilen güruh arasındaki ilişkilerin düzenlenmesidir. İkincisi; yönetimin konumunu belirleme ve İslami bir devlet sisteminde yönetimin İslamî- şerî hükümlere tabi olduğunu beyan etmektir. Üçüncüsü; yönetim, yargı ve hayatın tüm alanlarında adaletin tesisi için genel hükümler va'z etmektir. Sonuncusu ise; iç ve dış güvenliği temin etmek için alınacak temel önlemlere dikkat çekmektir.
Mü'minûn suresinin ilk on bir ayeti bağlamında ideal mümin profili
Bu çalışma, Mü'minûn suresinin ihtiva ettiği ideal mümin için vazgeçilmez olan özellikleri ele almaktadır. Bu özellikler, erdemli bir birey ve huzurlu bir toplumun oluşmasında önem arz etmektedir. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmanın önemi, amacı, metodu, kaynakları ve diğer çalışmalardan farkı açıklanmıştır. Birinci bölümde, Mü'minûn suresi hakkında genel bir bilgi verilmiş ve surede yer alan ana konular üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son bölümü olan ikinci bölümde ise Mü'minûn suresinin başında yer alan ve ideal bir müminin sahip olması gereken vasıflar üzerinde detaylı bir şekilde durulmuştur. Bu çalışmada, olabildiğince anlaşılır ifadelere yer vermeye, farklı kaynaklardan yararlanmaya ve bilimin ölçüt olarak kabul ettiği kriterlere uymaya gayret edilmiştir. Bununla beraber genel kabul görmüş güvenilir metotlar kullanılmaya ve konu bütünlüğünün sağlanmasına çalışılmıştır.
Tefsirlerde teshîrin insan-kâinat ilişkisi bağlamında değerlendirilmesi
Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de gökte ve yerde bulunan tüm varlıkları insanın hizmetine sunduğunu bildirmektedir. "Hizmete verme, emre âmâde kılma, istifadeye sunma, boyun eğdirme" gibi anlamlara gelen teshîr, insanın kâinattaki konumunu ve ona yüklenen sorumlulukları vurgulayan önemli bir kavramdır. Kur'ân-ı Kerîm'de insana teshîr edilen varlıklardan söz edilmektedir. Bu varlıklar; güneş-ay, gece-gündüz, yıldızlar, bulutlar, uçan kuşlar, denizler-nehirler-gemiler, hayvanlar ve bitkilerdir. Ayrıca Allah Teâlâ, Enbiyâ ve Sâd sûrelerinde Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman'a bazı varlıkları musahhar kıldığını zikretmiştir. Bu varlıklar, Hz. Dâvûd için dağlar ve kuşlar, Hz. Süleyman için ise rüzgâr, şeytanlar ve cinlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'deki teshîr âyetleri, bünyesinde insanın kâinat ile ilişkisini şekillendirecek yapı taşlarını ihtiva etmektedir. Zira insan, yerdeki ve gökteki tüm varlıkların kendisine musahhar kılındığını düşündüğünde, tüm bu kıymetli varlıkları bir hikmet ve plan dahilinde yaratan yüce bir yaratıcının olduğu ve her şeyin önemli bir amaç için kendisine emanet edildiği hakikatine sevk edilmektedir. İnsan, teshîr ile mümtaz bir konumda iken, aynı zamanda görev ve sorumluluklarının bilincinde bir hayat sürmesi beklenen ayrıcalıklı bir varlıktır.
Giritli Sırrı Paşa'nın "Sırr-ı İnsan" adlı eseri (inceleme, metin, sözlük)
XIX. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı devlet adamı olan Sırrı Paşa resmi görevinin yanı sıra entelektüel bir kişiliğe sahiptir. Arapça, Farsça ve Rumca'yı iyi bilen, devlet işlerinden artakalan zamanını eser telifi ile geçiren Sırrı Paşa eserleriyle kültür tarihimizde iz bırakmıştır. Sırrı Paşa'nın eserlerinin büyük çoğunluğu yakından ilgilendiği tefsir alanıyla ilgilidir. Bu tez çalışmasında Sırrı Paşa'nın hayatı, müfessirliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, Paşa'nın İnsan Suresi'nin tefsiri olan Sırr-ı İnsan adlı eseri günümüz harflerine aktarılmış, metinde geçen Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve tamlamaların sözlüğü oluşturulmuş yine metinde geçen eser isimleri, muhaddisler, müfessirler hakkında sözlük kısmında kısa bilgiler verilmiştir. Yapılan bu tez çalışmasıyla entelektüel bir devlet adamı olan Sırrı Paşa'nın Sırr-ı İnsan adlı eserinin gün ışığına çıkarılması, eserdeki zengin dil, üslûp ve sözvarlığına dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sırrı Paşa, Sırr-ı İnsan, Tefsir, Osmanlı Türkçesi, Sözvarlığı
Esbâb-ı nüzûlde teaddüd ve mükerrer nüzûl meselesi
Bazı âyet ve sûreler hakkında birden fazla sebeb-i nüzûl rivayeti nakledilmektedir. Müfessir ve usûlcüler bu sebepler arasından en doğrusunu tesbit edebilmek için bazı tercih easları geliştirmiş, tercih imkânının olmadığı durumlarda ise o âyet veya sûrenin birden fazla kere nâzil olduğunu ileri sürmüştür. Bazı âlimler ise nüzûlün tekrar ettiği görüşüne katılmamakta ve rivayetlerden birinin tercih edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle sebeb-i nüzul rivayet formlarına değinilmekte ve tefsir bildiren rivayetlerle sebep bildiren rivayetler birbirinden ayrılmaktadır. Daha sonra birbiriyle tearuz halindeki rivayetleri uzlaştırmak gayesiyle geliştirilen yöntemleri uygulamada karşılaşılan problem ve çelişkilere dikkat çekilmektedir. Son olarak birden fazla kere nâzil olduğu ifade edilen âyet ve sûrelerle ilgili rivayet ve yorumlar incelenerek meselenin aslı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: esbâb-ı nüzûl, rivayet formları, teaddüd, mükerrer nüzûl, cem', tercih
İbn Atiyye el-Endelüsî'nin tefsirde İbn Cerir et-Taberî'ye yönelttiği eleştirileri
Çalışma İbn Atıyye el-Endelüsî'nin önemli kaynaklarından biri olan İbn Cerir et-Taberî'ye yönelttiği eleştirileri tespit ederek tasnif etmeyi amaçlamaktadır. İki bölümden oluşan araştırmanın birinci bölümünde müfessirlerin tanıtımına yer verilmiştir. Bu bağlamda yaşadıkları siyasi, ilmî ve içtimâi ortamları kısaca tanıtılarak hayatları ve eserlerine değinilmiş özellikle çalışmaya konu olan tefsir eserlerinin mukaddimeleri tanıtılmıştır. Bunun yanında bir giriş mahiyetinde olması için tefsir geleneğinde eleştiri'nin yerine ve erken dönem örneklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise İbn Atıyye'nin Taberî'ye yönelik tefsir eleştirileri, konularına göre tespit ve tasnif edilmiştir. Bununla birlikte eleştirilerin haklılık payı tartışılmıştır. Son olarak İbn Atıyye'nin kullandığı tenkit üslubu açısından kullanılan tenkit lafızlarına yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tefsir, eleştiri, İbn Atıyye, Taberî, Kur'an-ı Kerim
Fıtrat-kader ikileminde bezm-i elest
"Fıtrat Kader İkileminde Bezm-i Elest" adını taşıyan araştırmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmakta olup girişte konunun kapsamına, amacına, yöntemine ve kaynaklarına dair bilgi verdik. Birinci bölümde meselenin kavramsal çerçevesini ele aldık, "mîsâk, ahid, fıtrat, kâlû belâ" terimlerinin lügavi ve terim anlamlarını verdik. "İslâmî literatürde mîsâk" başlığını taşıyan ikinci bölümde ise tefsir, hadis, kelam, tasavvuf ve felsefe disiplinlerinin konuya yaklaşımını ele aldık. Her ilim dalı içinde önemli bir yerde durmakta olan mîsâk meselesi yanıtlanması gereken birçok soruyu içinde barındırmaktadır. Biz de meseleyi daha net anlayabilmek için interdisipliner bir çalışma yapmayı tercih ettik. Sonuç ve değerlendirme kısmında ise araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuç ve görüşleri ifade etmeye çalıştık. Anahtar Sözcükler: Fıtrat, Kader, Bezm-i Elest, Mîsâk, Kâlû Belâ.
Fahreddin er-Râzî'de ilâhî sözün delâleti ve tevili
Bu tezde İmam Fahreddin er-Râzî'nin (ö. 606/1210) ilâhî sözün delâleti ve tevilinde nasıl bir yöntem izlediği araştırılmaktadır. Başta tefsir olmak üzere birçok ilmi ilgilendiren ilâhî sözün delâleti meselesi, Müslümanların ihtilaf ettiği en mühim meselelerden biridir. Lafzî delillerin zannîlliği, muhkem-müteşabih ayrımı ve akıl-nakil ilişkisi gibi tartışmalı konularla da ilintili olan ilâhî sözün delâleti ve tevili meselesinde, Râzî'nin sonrakilerce kendisine olumlu veya olumsuz pek çok atıf yapılmasına sebep olan görüşler beyan etmesi, onun bu meselede durduğu noktayı açığa çıkarmayı önemli hale getirmektedir. Bu amaçla Râzî'nin yol haritası izlenerek çeşitli alanlardaki eserlerinden istifade etmek suretiyle birinci bölümde ona göre mutlak olarak sözün mahiyeti ve delâleti incelenmiş, ikinci bölümde ise ilâhi sözün delâleti ve tevili ele alınmıştır. Birinci bölüm içerisinde vaz' teorisine, lafzî-nefsî söz ayrımına, dilsel delâletin imkânı ve mahiyeti meselelerine, ikinci bölüm içerisinde muhkem-müteşabih ayrımına, Râzî'nin tevil yöntemine ve Mefâtîh esas alınarak ru'yetullah ve kulların fiilleri meseleleriyle ilgili seçilen bazı ayetlerin tevillerine yer verilmiştir. Araştırmada Râzî'nin biçim açısından Mu'tezile'ye benzer bir tevil yöntemi izlemekle birlikte Eş'ariyye'nin ilkelerine bağlılığını sürdürdüğü neticesine ulaşılmıştır.
Fahreddin er-Râzî'nin i'câz ve tefsir anlayışında nazım
Kur'an'ın i'cazını açıklamak üzere geliştirilen nazım nazariyesi, en verimli uygulamasını tefsir literatüründe bulmuş ve kendisinden sonraki dil, belagat ve tefsir çalışmalarına yön vermiştir. Bu tezde, nazariyenin seyri açısından önemli bir noktada duran Fahreddin er-Razi'nin (ö. 606/1210) nazım anlayışı, onun tefsir, i'caz ve belagat alanındaki düşünceleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Nazım kavramının Razi'den önceki seyrinin incelendiği birinci bölümde, kavramın bir nazariye ölçeğinde ilk defa Abdülkahir el-Cürcani (ö. 471/1078) tarafından ele alındığı, Cürcani ile Razi arasındaki süreçte nazariyenin belagat ve i'caz literatüründe ciddi bir karşılık bulmadığı, onu ilk defa Razi'nin farklı alanlarda yazdığı eserlerde hem nazari hem uygulama düzeyinde yeniden gündeme getirdiği gösterilmektedir. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Razi'nin nazım kavramını söz konusu ettiği üç eseri tarihsel sırasıyla incelenmektedir. Bu minvalde, Nihayetü'l-icaz'da Cürcani'nin nazım anlayışına yönelik önemli müdahaleler, Nihayetü'l-ukul'de kavramın yeniden tanımlanması, Mefatihü'l-gayb'da ise çok anlamlı olarak kullanılması ortaya konulmaktadır. Çalışmada, Cürcani tarafından Kur'an'ın her bir suresindeki i'cazı açıklamak üzere ortaya konan nazım nazariyesinin, Razi tarafından temel meseleleri ve kavramsal vurguları bir yana konularak araçsal şekilde üstlenildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sekûnî'nin Temyîz'inde i'tizâl eleştirisi: Fâtiha ve Bakara sûreleri örneğinde bir inceleme
Bu tezde Eş'arî kelâmcısı Ebû Ali es-Sekûnî'nin Temyîz adlı eserinde Mu'tezilî Zemahşerî'ye yönelttiği eleştiriler incelenmektedir. Sekûnî, Endülüs topraklarında yetişmiş daha sonra Mağrib'e göç etmiş ilmiyye sınıfından bir aileye mensuptur. Kelâm ilminde bir dönüm noktası olan Fahreddîn er-Râzî sonrasında yaşamasına rağmen döneminde yaygın olan Râzi mektebini eleştiriye tâbi tutmuş, daha çok mütekaddim kelâmcılarını özellikle de Bâkıllânî'yi takip etmiştir. Yazıldığı günden itibaren geniş bir etki alanına sahip olmuş Keşşâf, barındırdığı i'tizâlî düşünceler nedeniyle birçok Ehl-i sünnet kelâmcısı gibi Sekûnî'nin de tepkisini çekmiş ve kendisinin Temyîz isimli Keşşâf eleştirisini kaleme almasına sebep olmuştur. Temyîz başında müstakil bir kelâm eseri sayılabilecek uzunca bir mukaddime içermektedir. Sekûnî bu mukaddimede kelâm ilminin temel kaidelerini vaz etmiş, daha sonra eleştirilerini bu ilkelere büyük ölçüde riayet ederek gerçekleştirmiştir. Fâtiha'dan başlayıp Nâs'a kadar her sûrede i'tizâl tespit etmeyi başaran Sekûnî, bazı hususlarda Hanefîler ile Mu'tezile arasındaki ortak görüşleri de sadece Mu'tezile'ye nispet etmiştir. Sekûnî gerek yaptığı i'tizâl tespitleriyle –ki Keşşâf'a Temyîz'den daha geniş bir i'tizâl eleştirisi yazılmamıştır- gerekse Zemahşerî'nin düşüncelerine karşı kullandığı delillerle başarılı bir Mu'tezile eleştirmenidir. Tezde onun i'tizâl eleştirileri ağırlıklı olarak Fâtihâ ve Bakara sûresinden seçilen örnekler üzerinden ele alınmıştır.
İbn Acîbe'nin el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde Meşîet kavramı
Kelam ve tefsir başta olmak üzere İslâmî ilimlerin birçoğunun ilgi alanında olan ilâhî meşîet karşısında kulların dilemesi meselesi, Müslümanların ihtilaf ettiği önemli meselelerden biridir. İrade ve meşîet kavramlarının Kur'ân'daki kullanım biçimlerinin farklı yönleriyle konu edildiği bu tez çalışmasında, Ehl-i sünnet mezhebine mensup sûfî bir müfessir olan İbn Acîbe'nin (ö.1224/1809) rivâyet, dirâyet ve işârî tefsir olma özelliğini taşıyan el-Bahru'l-medîd adlı tefsirinde meşîet kavramıyla ilgili âyetleri nasıl tefsir ettiği araştırılmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde İbn Acîbe'nin otobiyografi olarak kaleme aldığı el-Fehrese adlı eseri ve hayatıyla ilgili bilgiler içeren diğer kaynaklar incelenmiş ve yaşadığı dönemin ilmî, siyasî ve sosyo-kültürel durumu dikkate alınarak hayatı ve eserlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise meşîet kavramının ve bununla bağlantılı olan "ilim", "irade", "ihtiyar", "hüküm", "emir" ve "hikmet" kavramlarının anlamlarına ve aralarındaki kavramsal ilişkiye yer verilmiştir. Bununla birlikte bu kavramlarla ilgili Kur'ân'dan örnekler verilerek konu izah edilmeye çalışılmıştır. Diğer yandan bu konudaki tartışmaların gündeminde olan Ehl-i sünnet kelamcılarının görüşleri esas alınarak Mu'tezile kelamcıları ile neden farklılaştıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın esas bölümünü teşkil eden üçüncü bölümde ise, İbn Acîbe'ye ait olan el-Bahru'l-medîd adlı tefsirde meşîet kavramı ilâhî meşîet ve kulların meşîeti olarak ele alınmıştır. Nihaî olarak çalışmada İbn Acîbe'nin Ehl-i sünnet ilkelerine bağlı olarak ilâhî meşîetle ilgili âyetleri Allah'ın kudreti kapsamında tefsir ettiği tespit edilmiştir.
İbn Kemal tefsirinin el-Keşşâf geleneğindeki yeri: Dil ve belâgat ilimleri çerçevesinde mukayeseli bir inceleme
Zemahşerî (ö. 538/1144), Abdülkâhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078) Kur'an'ın i'câzını açıklamak üzere geliştirdiği nazım teorisini tefsir ile buluşturmuş, tefsir literatürü içerisinde belâgat yönteminin oluşmasına öncülük etmiştir. Zemahşerî sonrası müfessirlerin tefsir teliflerinde yöntem ve içerik açısından el-Keşşâf'ı esas almaları ve bu çerçevede şerh ve hâşiye yazmaları ile daha özelde el-Keşşâf geleneği teşekkül etmiştir. Osmanlı dönemi Şeyhülislâmlarından İbn Kemal Paşa (ö. 940/1534) bu yöntem ve geleneği takip ederek tefsir telif eden müfessirlerden biridir. Bu tez, İbn Kemal tefsirinin el-Keşşâf geleneğindeki yerini, dil ve belâgat ilimleri bağlamında tespit etmeyi amaçlamaktadır. Tez, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İbn Kemal'in tefsir alanındaki çalışmaları kategorize edilip tanıtılmış, tezin ana konusunu oluşturan müstakil tefsiri hakkında ulaşılabilen veriler değerlendirilerek tefsirin yazılış amacı, yazım tarihi, yöntem ve içeriği hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tezin asıl konusunu oluşturan ikinci bölümde ise dil ve belâgat ilimlerinin alt disiplinlerini oluşturan her konu için önce İbn Kemal'in bu konulara genel yaklaşımı ele alınmış, ardından Besmele, Fâtiha ve Bakara sûresi ilk altı âyeti özelinde İbn Kemal tefsiri; el-Keşşâf ve doğrudan el-Keşşâf takip edilerek yazılmış telif eserler olan Envâr ve Medârik ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Sonuçta dil ve belâgat konularında onun, yöntem açısından el-Keşşâf ve Envâr'ı takip ettiği, içerik açısından ise bu iki tefsiri tahkik tavrı ile yeni bir okumaya tabi tutarak el-Keşşâf çizgisine önemli katkılar sağladığı tespit edilmiştir.
Nasr Hâmid Ebû Zeyd'in Ulûmu'l-Kur'ân eleştirisi
Çağdaş dönemde yaşanan dönüşüm neticesinde İslamî olanı anlama konusundaki yeni girişimlerin ortak noktası, sahabe devrinden itibaren kurumsallaşmaya başlayan İslamî ilimlerin ve bu ilimlerin oluşturduğu iç sistematiğin problemli olduğu düşüncesidir. İlahî hitabın olması gerektiği gibi anlaşılmadığı ve Kur'ân'ın merkeze alınması gerektiği söylemlerinin de etkisiyle bu dönüşümden en çok etkilenen ilim dalı tefsir olmuştur. Bu tezde, Kur'ân'ı doğru anlamanın şartını edebî yöntemin tatbiki olarak belirleyen çağdaş düşünür Nasr Hâmid Ebû Zeyd'in ulûmu'l-Kur'ân eleştirisinin kökenleri ve argümanları incelenmiştir. Eleştirinin muhatabı olan gelenek âlimlerinin görüşleri Zerkeşî dönüm noktası alınarak birinci bölümde betimleyici bir üslupta ele alınmış, klasik dönemdeki Kur'ân âlimlerinin yoruma yardımcı olacak bilgileri derlediğine dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde ise çağdaş dönemdeki usûl arayışları "geleneksel yönelim" ve "çağdaşçı yönelim" olarak iki başlık altında mercek altına alınmıştır. Çağdaşçı yönelimin temsilcisi olan ve ilk defa bütüncül bir ulûmu'l-Kur'ân eleştirisi yapan Ebû Zeyd'in fikirleri Mefhûmü'n-nas: Dirâse fî ʿulûmi'l-Kurʾân başlıklı eserinde serdettiği görüşlerine ve önerilerine referansta bulunarak ele alınmıştır.
Şiî müfessir İbn Şehrâşûb'un Müteşâbihü'l-Kurʾân adlı eserinin usûlü'd-dîn açısından değerlendirilmesi
Kur'an'da anlamı konusunda net bir tayinde bulunulamayan söz ve anlatımlar için kullanılan müteşâbihât kavramı, erken dönemde tefsir ve kelâm disiplinlerinin tartışılagelen en önemli başlıklarından birisidir. Müteşâbih lafız veya ifadelerin dil ve yorum düzeyinde tanıdığı farklı anlaşılma imkânı, müteşâbihlerin tarihî süreçte tefsir sahasının en çok yorumlanan âyet grubunu kılmıştır. Obje olarak sözcük ve ifadenin temel kodlarında bulunan yapısal örtüklük farklı anlaşılmalara kapı araladığı gibi özne konumundaki müfessirin ait olduğu mezhebî aidiyet de bu alandaki farklı temâyüllerin arka planındaki başlıca saiklerden biri olarak durmaktadır. Bu tezde dinî düşünce geleneğinde iki önemli damardan birisi olarak İsnâaşeriyye Şiâsının önemli bir müfesssir sîması İbn Şehrâşûb el-Mâzenderânî'nin (ö. 588/1192) Müteşâbihu'l-Kur'an ve'l-Muhtelefû Fîh adlı eseri, muhtevâ yönünden incelenmiştir. Tez, Şiâ'nın itikâdi ve düşünce evreninden bir müfessir olan İbn Şehrâşûb'un âyetlere ilişkin yaklaşımında sahip olduğu Şiî kimliğinin, müteşâbih âyetlerin te'vilinde etkisi ve bu etkinin boyutunu ortaya koymayı amaçlamıştır. İbn Şehrâşûb özelinde yapılan bu çalışmanın nihai bir amacı da müteaddit Kur'an pasajlarını, imâmetle ilişkilendiren Şiâ'nın müteşâbihât algısını ortaya koymak ve genelde Şiâ'nın Mu'tezile ile özelde de İbn Şehrâşûb'un Zemâhşeri gibi mezhebin kendi dönemindeki aktif isimleriyle karşılaşmasının tefsirin önemli alt disiplinlerinden müteşâbihata yaklaşımda etki ve oranını, temel ilgi alanı Kur'an ve tefsir olan bir âlim özelinde tespit etmeye çalışmaktır. Bu çalışma nihaî olarak mezhebî paradigmaların Kur'an'ın yorumlanması aktivitesi içerisinde müfessir üzerindeki etkisinin sonuçları hakkında bir örneklem mesabesindedir. Buna ek olarak te'vil ameliyesinin temel enstrümanları akıl, dil, yorum gibi farklı unsurlar çerçevesinde verilen bu çabanın, kelâmî bir etkilenim yaşamış Şiî bir müfessirin, rivâyet ile te'vili başarılı bir biçimde mezcetmesi ile otantik bir hal almıştır.