Ölüm
Bu konu başlığı altında 350 tez
Şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp ve başa çıkma deneyimleri
Bu tez çalışmasının temel amacı; şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp sonrası sürecindeki deneyimlerini ve başa çıkma süreçlerini derinlemesine anlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma örneklemini şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş kadınların annesi olan beş katılımcı oluşturmaktadır. Anneler ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler fenomenolojik yaklaşım temelinde çözümlenmiştir. Analizler sonucunda annelerin deneyimleri iki üst tema altında toplanmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kayıp sonrası deneyimler ve (2) kayıp sonrası başa çıkma deneyimleridir. Söz konusu temalar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şüpheli Kadın Ölümleri, Kayıp Sonrası Deneyimler, Başa Çıkma Süreci, Fenomenolojik Yaklaşım
Gravürde acı ve ölüm teması
İnsanlığın ortak ve en gerçek yanlarından biri ölümlü olmasıdır. Ölüm, insanlara ayrılığı ve acıyı getirir. Yüzyıllardır ölüme karşı tepkiler değişkenlik göstermiştir. Kimi zaman ölüm güzellikle, mutlulukla kutsanmış kimi zaman ardından ağıtlar yakılıp yas tutulmuştur. 21. yy'da ölüm, acı ve hüzünle karşılanan bir durumdur. Tüm insanlığın kaçınılmaz şekilde yaşayacağı bu iki durum plastik sanatlara yansımış ve çeşitli şekillerde renge ve çizgiye bürünmüştür. Yapılan çalışmada ilk olarak Dürer ve Rembrandt'ın dini konulu baskıresimleri, acı ve ölüm teması altında incelenmiştir. Dini baskıresimler üzerinde yapılan incelemelerin ardından toplumsal problemler ve savaşın getirdiği acı ve ölüm teması araştırılmış ve görsellerle desteklenmiştir. Bu konuda Francisco Goya,, Otto Dix gibi sanatçıların savaş konulu eserleri, Kathe Kollwitz ve Frans Masereel gibi sanatçıların da toplumsal sorunlara yaptıkları eleştirel baskıresimler üzerinden tahliller yapılmıştır. Ve ardından 1950 sonrası baskıresim sanatçılarının acı ve ölüm konusunu ele alışındaki farklılık dile getirilmiştir. Albrecht Dürer'den günümüze kompozisyonda, ışık-gölgede, biçimde ve konu anlayışında gözlemlenen değişim vurgulanmıştır. Gerçekçi, vahşi savaş sahneleri dışavurumcu tarzda işlenmiş, insanî acıların resmedildiği sahnelere dönüşmüş; konu sadece insanla kalmamış hayvan ölümleri de dikkat çekmeye başlamıştır. Baskıresim sanatçılarının toplumda yaşanan olaylara karşı duyarlı tutumuna dikkat çekilmiştir. Yapılan tez çalışmasında amaç Hristiyanlığın temel figürlerinden biri olan İsa ve yaşananların betimlemeleriyle başlayıp, günümüze uzanan ölümü anlatan baskıresim eserlerini "Acı ve Ölüm" teması altında toplayıp netleştirmek ve eser seçkileri üzerinden analiz yapmaktır. Çalışma sırasında literatür taraması yapılmış, toplanan veriler incelenmiş ve düzenlenmiştir. Toplanan görsel veriler analiz edilmiş, sonuçlar tez çalışmasına eklenmiştir.
Osmanlı-Bizans kroniklerinde düğün ve ölüm
"Osmanlı-Bizans Kroniklerinde Düğün ve Ölüm" konulu tez çalışmasında XIV. ve XV. yüzyıl Osmanlı ve Bizans kaynakları kullanılarak Bizans ve Osmanlı hanedanı mensupları arasında düğün ve ölüm sonrası defin geleneklerinin oluşması incelenmiştir. Bu geleneklerin oluşmasının altında yatan sebepler ele alınmıştır. Müslüman ve Hıristiyan olan bu iki toplumun düğün ve ölüm adetleri gereği insan hayatının en önemli kesitleri olan düğün ve ölüm merasiminin nasıl ve ne şekilde yapıldıklarına ilişkin bilgilere ulaşılmaya çalışılmış farklılıklara vurgu yapılmıştır. Osmanlı ve Bizans düğünleri ile ölüm merasimleri hakkındaki bilgilere ulaşılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Ölüm ve düğün olgusunun siyasi ve sosyal yaşantıdaki önemi ve etkileri hem ana kaynaklar hem de telif kaynaklardan yararlanılarak belirlenmiştir. Ölüm ve düğün olgusu üzerinden XIV. ve XV. yüzyıllarda Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletlerinin kendi aralarında olduğu kadar diğer hanedanlar ve devletler ile olan sosyal, kültürel ve diplomatik ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır. Düğün olgusu evlilik ve sünnet üzerinden incelenmiştir. Siyasi ve diplomatik ilişkilerde imparatorlukların yahut hanedanların resmi nikahın ve evliliğin göstergesi olan düğün vasıtasıyla akrabalık bağı kurarak hâkimiyetlerini ve varlıklarını devam ettirme, toprak kazanma gibi amaçlar taşıdığı görülmüştür. Osmanlı devletinde dini bir ritüeli olan sünnet düğünleri de siyasetin ve diplomasinin bir aracı olarak kullanılmıştır. Bu sünnet düğünlerine kimlerin davet edileceği, sünnet düğünleri sırasında yeme, içme ve hediyeleşme protokolü ve gelenekleri belirlenmiştir. Osmanlı devleti ve Bizans imparatorluğu içerisinde tahta geçmiş imparatorlar ve ailelerinin evlilikleri kadar ölüm şekilleri ve defin yerleri de incelenmiştir. Ölen hanedan üyelerinin hangi sebeplerden öldükleri, nerede gömüldükleri ve cenaze törenlerinin nasıl gerçekleştirildiği araştırılmıştır. Hanedan mensuplarının düğün ve ölüm merasimleri üzerinden hareketle Bizans imparatorluğu ve Osmanlı devletinde oluşan düğün ve ölüm merasim gelenekleri belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bizans, Osmanlı, Düğün, Sünnet, Ölüm, XIV. ve XV. yüzyıllar.
Death and dying of the self in Louis de Bernières' Birds Without Wings
Throughout the periods of literature, Death has been one of the most interesting and attractive themes. In that meaning, Death has been used as theme many times in literary works. The ways of describing death has been altered by periods in order to circumstances and contemporary theories. Especially in Postmodern Period, theme of Death has gained another aspect with Dying process of the self. According to this aspect, authors have been curious about the process of dying and imagination has had great contribution. In Postmodern Period, Heidegger has become guide to authors by his theories about Death, Dasein and Authenticity. He has enlightened authors with his theory of Dasein. Theory of Dasein questions the Existence and Inexistence and tries to disclose the self. In this process of struggle, Death owns a mirror role, which reflects Dasein' self. Facing with the self induces great panic, fear and anxiety. It is another threshold of the self. It is the most difficult process that Dasein gets through. With questioning the existence, life and death, Dasein alters the mode of live to authentic one. In this mode, Dasein begins to observe own existence and the self. This questioning and observation lead to self-awareness and self-exploration. One of the best novels which describe this journey for self-realization and self-exploration is Louis De Berniéres' Birds Without Wings. With this narrative, readers accompany characters in their life journey. In these journeys, readers and characters witness many various kinds of deaths and dying processes. Key words: Heidegger, Dasein, Authenticity, Self – awareness, Death, Dying Process, Existence, Inexistence, Non-existence, Self – exploration, Louis De Berniéres, Birds Without Wings
Çağdaş sanatta geçici, değişken ve sabit izler üzerine
İki yüzeyin, iki nesnenin veya iki dokunun teması sonucu geride bırakılan kalıntılara odaklanan bu çalışma, ana temasını iz kavramı üzerinden şekillendirmektedir. İzlerin zamanla yıpranma ve erime süreçlerini inceleyerek, malzeme türlerine göre kalıcılığını karşılaştırmaktadır. Çalışma iz olarak yorumlanan eserlerin sergilendikleri ortamlar, kullanılan malzemeler ve deneyimlenme sürelerine göre sınıflandırmaktadır. Tez çalışmasında ele alınan izler üç başlık altında sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmanın ilk aşaması doğal malzemeler kullanarak dış ortamda üretim yapan sanatçılara odaklanmaktadır. Sunuldukları ortam ve kullanılan malzemeler gereği eserler bir silinmeye maruz kalmakta, eser ve süreç fotoğraflar aracılığıyla gösterilmektedir. İkinci aşamada, değişkenliğe odaklanılarak silinmeye karşı dirençli eserler incelenmiştir. Bu eserlerin açık ve kapalı alanlar arasındaki ilişkisi vurgulanmış, kapalı alanların sabitliğin korunmasındaki rolü ele alınmıştır. Değişken izlerin farklı mekânlarda sergilenerek temsil kabiliyetlerini devam ettirdiği ortaya konmuştur. Üçüncü aşamada, kalıp teknikleri kullanılarak oluşturulan izler ve bu izlerin sabitliğinin korunmasında kapalı alanların önemi incelenmiştir. Araştırma kapsamında, geçmişte yaşamış ve kimliği unutulmuş kişilerin hatırlanmasına yönelik eserler üretilmiştir. Eserlerin yüzeylerinde farklı tekniklerle oluşturulan katman yapısı formüle edilerek üretim süreçleri detaylandırılmıştır. Bu kapsamda hazırlanan eserlerin açıklamaları, araştırmanın temel bulgularını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Çalışma, iz kavramının malzeme ve mekân bağlamında farklı boyutlarını ele alarak, sanatsal üretim süreçlerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Sanat, iz, temas, kalıp, katman, hatıra, ölüm.
Sanatta ölüm olgusunun beden fragmanlarıyla ele alınışı
Tarih boyunca insanlık tarafından üzerine en çok düşünülen ve teoriler üretilen konulardan biri ruh - beden ilişkisi üzerinden "ölüm" olgusudur. İnsan önce kendisini ve çevresindekileri merak etmiş ve kavramış, ardından sürekli bir gelişim çabasında olmuştur. Bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan her dönem koşullara en iyi uyum sağlayacağı haline gelmiştir. Bedenin tamamen biyolojik bir varlık olduğunu çevresindekilerin ölümüyle gören insan, sonrasında çürüme ve parçalanmaya da şahit olunca; bu bilinmezliği, üzerine çeşitli yorumlamalar yaparak açıklamaya çalışır. Farklı inanışlarda ölü bedene farklı uygulamalar yapılma sebebi de budur. Beden, ilk önce düşüncede sonra fiziksel olarak parçalanmış, bu durum toplumsal ve dönemsel bakış açılarıyla sanatta yerini almıştır. Bu Yüksek Lisans Sanat Çalışmasında "Sanatta Ölüm Olgusunun Beden Fragmanlarıyla Ele Alınışı" başlığı altında parçalanan bedenin daha anlaşılır biçimde anlatılması amacıyla beden ve bedenin sanattaki yeri önce "beden bütünlüğü" üzerinden incelenecektir. Sonraki bölümlerde tarih, felsefe, tıp, inanışlar, sanat gibi açılardan "beden", "ölüm", "parçalanma" gibi kavramlar irdelenecektir. Bedenin bütünlük algısının yanı sıra parçalanması fikrinin de aslında insanlığın yaratılışından beri var olmasına rağmen dönemsel faktörlere göre nasıl değişkenlikler gösterdiği; ölüm olgusu ile ilişkilendirilerek günümüze kadar değişerek gelen bu anlayışın günümüzde nasıl bir hal aldığı sanat eseri örnekleri, okumaları ve üretimleriyle desteklenecektir.
Modernism a road to death for Virginia Woolf and Sadegh Hedayat
Modern life is very attractive when you think about the new world and new technologies but when you go through that, you can see the negative sides more than the positive sides. Years ago when the modern ideas appeared it was very interesting for some people but not for all of them. Modern ideas were changing the world fast without any attention to the people and how do they adapt themselves with that. Pioneers like Woolf and Hedayat were writers who tried to create a new point of view toward life; they sacrificed themselves to ascertain the truth of the humanity, art and existence. In this thesis I am going to do research about the common ideas between Woolf and Hedayat also how they changed their environment, how they affected by modern ideas, how they struggled to create new methods of writing and how they finalized their lives. I will give some information about the historical and social issues related with these writers' lives and then I will analyze their works to reach to the idea that modernism was a road to death for Woolf and Hedayat. Key words: Woolf, Hedayat, Modernism, İran, England
Ani kayıp ve beklendik kaybın yas süreci üzerine etkisi
Bu araştırma, son üç yıl içerisinde birinci dereceden yakınlarını ölüm nedeniyle kaybetmiş kişilerin, söz konusu kayıpları ani ya da beklendik şekilde algılamalarının yas sürecine etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın örneklemi, Kocaeli ilinde yaşayan ve yaşları 18 ile 65 arasında değişen 150 kişiden oluşmaktadır. Yas sürecindeki değişkenleri tespit edebilmek amacı ile "Teksas Düzeltilmiş Yas Ölçeği", "İki Boyutlu Yas Ölçeği" ve "Temel Yas Unsurları Ölçeği" uygulanmıştır. Sonuçlarda, birinci derece yakınını beklenmedik bir şekilde kaybeden kişiler ile beklendik şekilde kaybeden kişiler kıyaslandığı zaman, yas süreci değişkenlerindeki puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Kişilerin ölüm şeklini ani/beklenmedik ya da beklendik/sıralı algılamalarında cinsiyet, ölüm nedeni ve ölen kişinin yakınlığı ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca kişilerin sosyodemografik özelliklerinden cinsiyet, yaş, medeni durum ve dini tutumlarının; kayıp ile ilgili özelliklerden ise ölüm yaşı ve toprağa verilirken görme durumunun kaybın aniliği ile birlikte yas şiddetini anlamlı bir biçimde açıkladığı belirlenmiştir. Çalışmaların bulguları literatür ışığında tartışılmış; beklendik kayıplarda ölüme hazırlık kavramının önemi vurgulanmıştır.
Yaşamdaki amaç, duygusal iyi oluş, kişisel ölüm korkusu ve duyarlı sevginin ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin yaşamdaki amaçları, duygusal iyi oluşları, kişisel ölüm korkuları ve duyarlı sevgi düzeylerinin ontolojik iyi oluşları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, online anketler düzenlenerek Türkiye genelindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 18-57 yaş arasındaki 287 ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin yaşamdaki amaç, duygusal iyi oluş, ontolojik iyi oluş, kişisel ölüm korkusu ve duyarlı sevgi düzeyi arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla "Psikolojik İyi-Olma Ölçekleri"nin (Ryff, 1989a) Yaşamdaki Amaç alt-ölçeği, "Duygusal İyi Oluş Ölçeği" (Şimşek, 2011), "Ontolojik İyi Oluş Ölçeği" (Şimşek ve Kocayörük, 2013), "Kişisel Ölüm Korkusu Ölçeği" (Florian ve Kravetz, 1983) ile "Duyarlı Sevgi Ölçeği" (Sprecher ve Fehr, 2005) kullanılmıştır. Öğrencilerin kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Bu çalışmada ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılanların demografik özelliklerinin belirlenmesinde yüzde ve frekans analizleri yapılmıştır. Bağımlı ve bağımsız değişkenler ile demografik veriler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde bağımsız t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA); değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde de Pearson Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Ayrıca bağımsız değişkenler olan duyarlı sevgi, kişisel ölüm korkusu, duygusal iyi oluş ve yaşamdaki amacın bağımlı değişken olan ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisini incelemek için çoklu hiyerarşik çoklu regresyon analizinden faydalanılmıştır. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler ve analizler sonucunda, cinsiyet, duyarlı sevgi, duygusal iyi oluş ve yaşamdaki amacın ontolojik iyi oluş üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak kişisel ölüm korkusunun ontolojik iyi oluşu üzerinde bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür.
Ölümle çok karşılaşan servislerde çalışan hemşirelerle meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan kişilerde ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılması
Bu tez, meslekleri gereği çok fazla ölüm vakası ile karşılaşan, yetişkin yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışan hemşireler ile meslekleri gereği ölüm vakası ile karşılaşmayan öğretmen, bankacı ve akademisyenlerin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri, ölümle sık karşılaşma veya karşılaşmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak amacıyla genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, 100 yetişkin yoğun bakım ve 100 onkoloji hemşiresi ile 65 bankacı, 70 öğretmen ve 70 akademisyen olmak üzere toplam 405 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği (SSKÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde T-Testi, Mann-Whitney U Testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis H Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, meslekleri gereği ölümle sık karşılaşan hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Umutsuzluk puanları açısından ise akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin umutsuzluk puanları hemşirelerin umutsuzluk puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.01). Sürekli kaygı düzeyi açısından iki grup arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. İki hemşire grubu karşılaştırıldığında, onkoloji hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, yetişkin yoğun bakım hemşirelerinin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sürekli kaygı ve umutsuzluk puanları açısından ise anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Eğitim değişkeninin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi incelendiğinde; akademisyen, bankacı ve öğretmen grubunda ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyine bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Hemşire grubunda eğitim değişkeninin, sadece ölüm kaygısı üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre sağlık meslek lisesi hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanları, ön lisans ve lisans hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul döneminde ve mesleğe başladıktan sonra, hemşirelerin ölümün getirdiği sıkıntı ve stresle baş edebilmeleri için psikolojik destek çalışmaları yapılması ve aralıklı olarak stresle baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi; belirli aralıklar ile çalışma yerlerinde rotasyon yapılması önerilmektedir. Ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki analizi sonuçlarına göre ise sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arsında pozitif yönde orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir (r =0.459, p<0.01). Çeşitli değişkenlerin (örn. yaş, medeni durum, mesleki deneyim/kıdem, ciddi sağlık sorunu, yakınını veya yakın arkadaşını kaybetme) ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi araştırılmış, istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Kaygı, Umutsuzluk, Ölüm Kaygısı, Sürekli Kaygı,
İbrahim Yıldırım'ın romanlarında delilik
Bu çalışmada İbrahim Yıldırım'ın romanları delilik bağlamında incelenmiştir. Romanların en öne çıkan konusu olan delilik ele alınmıştır. Yazarın deliliği konu edinme şekli açıklanırken psikoloji biliminden yararlanılmıştır. Çalışmanın girişinde yazarın hayatından ve sanatından kısaca söz edilmiş, yararlanılan kaynaklar verilmiştir. İki bölümden meydana gelen tezin ilk bölümünde "Delilik nedir?" "Edebiyatta delilik nasıl ele alınmıştır?", "Türk edebiyatında deliliği konu alan eserler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. İkinci bölümde ise "İbrahim Yıldırım'ın Romanlarında Deliliğin İncelenmesi" ana başlığı altında "Delilik ve Yaratıcılık", "Delilik ve Ölüm", "Delilik ve Aşk" başlıkları yer almıştır ve deliliğin aşkla, ölümle, yaratıcılıkla ilişkisi incelenmiştir. Sonuçta da İbrahim Yıldırım'ın romanlarında deliliğin işlenişiyle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, roman, İbrahim Yıldırım, delilik, saplantı, aşk, yaratıcılık, ölüm, intihar, cinayet.
Ölüm kaygısı ile panik bozukluk arasındaki ilişkide benlik saygısı ve bilinçli farkındalığın aracılık rolü
Bu tezin amacı; ölüm kaygısı ile panik bozukluk arasındaki ilişkide benlik saygısı ve bilinçli farkındalık düzeyinin aracılık rolüne ilişkin olarak geliştirilen teorik modeli test etmektir. Araştırmanın evrenini, 20-60 yaş aralığında olup bir psikiyatri uzmanı tarafından DSM-5 tanı kriterlerine göre panik bozukluk tanısı konmuş kadın ve erkek hastalar oluşturmaktadır. Örneklemi ise 20-60 yaş aralığında olup bir psikiyatri uzmanı tarafından DSM5 tanı kriterlerine göre panik bozukluk tanısı konmuş kadın ve erkek hastalardan gönüllü olarak araştırmaya katılan 154 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; "Kişisel Ölüm Korkusu Ölçeği" (Florian ve Kravetz, 1983), "Yaşam Boyu Panik-Agorofobik Spektrum Ölçeği Öz Bildirim Formu (PASÖ-ÖB)", "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği", "Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ)" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Araştırmada deneklerin ölüm kaygısı ve panik bozukluk belirtileri ile benlik saygısı ve bilinçli farkıdalık düzeyleri arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişki, Yapısal Eşitlik Modellemesi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda test edilen model, veri tarafından desteklenmiştir. Sonuçlara göre ölüm kaygısı örtük değişkeni ile benlik saygısı örtük değişkeni arasında negatif yönde anlamlı, benlik saygısı ile panik bozukluk örtük değişkeni arasında negatif yönde anlamlı, ölüm kaygısı ile bilinçli farkındalık örtük değişkeni arasında negatif yönde anlamlı, bilinçli farkındalık ile panik bozukluk örtük değişkeni arasında orta düzeyde ve negatif yönde anlamlı ve benlik saygısı ile bilinçli farkındalık örtük değişkenleri arasında ise pozitif yönde kuvvetli düzeyde anlamlı ilişkinin olduğu bulunmuştur. Sonuçlar, ölüm kaygısı ile panik bozukluk değişkenleri arasındaki ilişkide, benlik saygısı ve bilinçli farkındalık değişkenleri aracılığıyla kurulan yolların anlamlı olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre ölüm kaygısı ile panik bozukluk arasında benlik saygısının ve bilinçli farkındalığın kısmi aracılık rolü bulunmuştur. Bu araştırmada test edilen modeldeki beş dolaylı yola yönelik bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm Kaygısı, Panik Bozukluk, Benlik Saygısı, Bilinçli Farkındalık, Aracılık Rolü
Annelerin evlat kaybı sonrası yas süreci deneyimi: Yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmesi
Evlat kaybı en zorlu yaşam deneyimlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı annelerin evlat kaybı deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Annelerin evlat kaybı sürecini nasıl deneyimlediklerini, bu süreçte hangi baş etme yöntemlerini kullandıklarını ve sosyo-kültürel etmenlerin yas süreci üzerindeki etkisini ortaya koymak üzere niteliksel yöntemle yürütülmüştür. Evladını doğal sebepler kaynaklı kaybeden 7 anneyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) Yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucu annelerin evlat kaybı deneyimini yansıtan 5 temel tema oluşmuştur. Bu temalar (1) kayıp sonrası yas, (2) kaybın getirdiği değişimler, (3) baş etme yöntemleri, (4) sosyo-kültürel faktörler ve (5) yas sürecini etkileyen diğer etmenler olarak sıralanabilir. Kayıp sonrası yas teması kayba verilen duygusal tepkiler ve yas sürecinin gelgitli doğası alt temalarını kapsamaktadır. Kaybın getirdiği değişimler teması benlikte ve ilişkilerde değişim alt temalarından oluşmaktadır. Baş etme yöntemleri dini başa çıkma, sosyal başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma ve biliş odaklı başa çıkma alt temalarından oluşmaktadır. Sosyo-kültürel faktörler teması dini-kültürel yas ritüelleri ve insanların yas deneyimine etkisi olarak iki alt temayı kapsamaktadır. Son olarak yas sürecini etkileyen diğer etmenler teması; yas tutan kişiyle ilgili etmenler, kaybedilen kişiyle ilgili etmenler ve dışsal etmenler olmak üzere 3 alt temadan oluşmaktadır. Yürütülen analizler sonucu ulaşılan bulgular ilgili literatür ve teoriler ışığında tartışılmıştır. Çalışma sonucu ulaşılan veriler doğrultusunda uygulayıcılara ve gelecek çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Three constituents of singularity in Heidegger: Anxiety, temporality and death
In this thesis, the main question is how Heidegger establishes singularity by virtue of the phenomenons of anxiety, temporality and death. At first, an overview of the main discussions about universal and individual is presented as a preparatory way towards singularity. The distinctive position of Heidegger's philosophy appears in his differentiation of Being from beings. While questioning Being as the ground of beings, Heidegger does not theorise it within the traditional concepts of universal or individual as his precedessors do. This study argues that Heidegger formulates a fundamental ontology in which a priviledged particular being, i.e. Dasein, is neither universal nor individual, rather a singular being that substitutes both of them along with the relation/distance between universal and individual as something enabling them. To formulate such fundamental ontology, Heidegger starts with individual experiences of Dasein, but he does not thematize it under any categories. Because Dasein has a constitution of disclosedness that makes it trancendent and singular, it can not be defined and determined with certain categories and universals like "rational animal" or "thinking thing". This thesis analyzes Dasein's such indeterminateness under the term of 'singularity' in the sense of uniqueness and attempts to comprehend it with concepts of anxiety, temporality and death as its three constituents. With phenomenological interpretations of these concepts, Heidegger designates anxiety as a primary affectivity of Dasein in which the boundaries of beings become indifferent and Being shows itself in a unique way. In view of the concept of transcendence, he also advances a new formulation of time, i.e. temporality, which is finite and depended on Dasein unlike calculable time in modernity. As the last constituent, death is held as a phenomenon of life by which Dasein attains both its singularity and wholeness.
Çağdaş sanatta ölüm kavramı
İnsanın yaratılışından beri var olan ölüm duygusunun sanatta en çok kullanılan temalardan biri olmasının sebebi,birçok anlamda değişikliklere uğramış olsa da gücünden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır. Bu çalışmada ilk uygarlıklardan itibaren günümüz sanat akımlarına kadar olan süreç incelenmiştir.Mitoloji,ilk inanışlar,insanlığı etkilemiş temel dinler,Rönesans'la birlikte değişen resim anlayışı,Avrupa sanatı,günümüz Amerika'sında sanat ve çağdaş Türk sanatı ele alınan ana başlıklardır.Bu başlıklar doğrultusunda yapılan çalışmada dikkati çeken nokta,eserlerinde bu konulara eğilen sanatçıların,bilinmeyen ve tecrübe edilemeyen ölümü farklı inançlar ve farklı felsefi görüşler aracılığıyla ele almış olmalarıdır.Yaşamın çok boyutluluk ve renkliliğine karşın;ölümün hiçliğinin,donukluğunun ve tekdüzeliğinin farkında olan bu sanatçılar,ölümü tuvalin yüzeyine taşıyarak etkisini güçlendirmişlerdir. Ele alınan sanatçı örneklerinin ve sanat yapıtlarının sınırlı sayıda olmasının nedeni ise ölümü tüm yanlarıyla çözümlemeye çabalamanın,çalışmanın amacını ve sınırlılıklarını aşmış olmasıdır.Bu sebeple sanatçıların en çok bilinen yapıtlarına yer vermenin uygun olacağı düşünülmüş,ölüm olgusunun sanat tarihi boyunca yüzyılımıza kadar geçirdiği değişim süreci bu örneklerle ele alınmaya çalışılmıştır.
Günümüz sanatında yaşam ve ölüm sembolü olarak kafatası
İnsanlık tarihine bakıldığında, toplumların kültür, inanış ve geleneklerinde, yaşam ve ölüm olgusuna bakış, çağlar boyunca farklı anlayışlar, çok değişik ifadeler, semboller, anlatımlarla ifade edilmiş ve geleceğe taşınmıştır. Doğu ve Batı kültürlerinde Dini inanışlarda, insan bedenine hep farklı anlayışla yaklaşılmıştır. Bu süreçte en fazla sorumluluğu sanatçılar almışlardır. Yaptıkları eserler ile düşüncelerini gelecek nesillere taşımışlardır. Yaşadıkların çağın kültürlerini, gelecekdeki toplumlara aktararak topluma karşı görevlerini yerine getirmişlerdir. Çünkü onlar toplumları geleceğe taşıyanlardır. İnsan bedeninin en önemli yerlerinden biri, belki de en önemli yeri beyindir. Gizemi ve işlevi hakkında en çok söz edilen, merak edilen organı da beyindir. Beyni çevreleyen son derece güçlü dayanıklı koruma gücüne sahip kemikten bir zırh olan kafatası beynin ölümü sonrası görünümünden hiçbir şey kaybetmez. Toplumlar tarihin ilk dönemlerinden buyana boş bir kemik topluluğu olan ve elde tutulabilen adına kafatası denilen, beynin bu zırhına karşı olan ilgilerini hiç azaltmamışlardır. Bazı kültürlerde insan vücudunun yok olmasına rağmen, görünümünden bir şey kaybetmeyen kafatasına saygı duyulmuş, olağanüstü beklentiler içine girilerek ondan medet umulmuş, çok çeşitli inanışlara sebep olmuştur, Bazı kültürler de ise intikam aracı ve yok edilmesi gereken bir şey haline getirilmiştir. Toplumların inanış ve geleneklerinde çok farklı şekilde algılanan ölüm, her canlı için kaçınılmaz bir gerçektir, acı ve ayrılığı beraberinde getirir. Yaşam ve ölüm geçmişten geleceğe taşınırken birçok kısa anlatım yolları, semboller geliştirilmiş, toplumdan topluma geçen o anlatımlar, semboller adeta birer ortak dil ve anlatı şekli olmuşlardır. Carl Gustav Jung ''Ölüm korkusunun, temeli yaşama korkusudur, der, Eric Fromm' 'Kişinin sahip olduğu, dünya nimetlerini kaybetme korkusudur, der. Ölüm korkusu için varoluşçu felsefe'' ölüm ve yaşamı ayrı ayrı, ele almaktan yana değildir. Onu yani yaşam ve ölümün birbirinin bütünlüğünü tamamlayan iki parça olarak ele alır Yaşadığı dönemi yaptığı eserlerle geleceğe taşıyan sanatçılar, Çağın değişen koşul ve şartlarına göre, yeni sanat akımları ile yapıtlarında değişiklikler yaşasalar bile her sanat akımında ölümü ve yaşamı sorgulamışlardır. Sanatçılar yaşam ve ölümü birçok sembollerle anlatmışlardır. Ancak bunların içerisinde Kafatası sembolü hep en önde olan anlatım aracı olmuştur. Anahtar Kelimeler: Toplum, Yaşam, Ölüm, Sembol, Kafatası
Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşamış 20-35 yaş arası erişkin bireylerin benlik saygısı, kişiler arası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 0-11 yaş arasında baba kaybı yaşayan ve yaşamayanlar olarak iki grup oluşturmaktadır. Katılımcılara İstanbul ilinde faaliyet gösteren özel bir danışmanlık merkezinde görev alan, çocukluk döneminde baba kaybı yaşamış bir psikolog ile başlanmış, ardından iletişime geçilen bu kişi aracılığıyla ikinci kişilere, onların da yardımıyla üçüncü kişilere ulaşılmış ve böylelikle zincirleme bir biçimde sürdürülmüş olan araştırma sonucunda veri doygunluğuna ulaşıldığı anda (baba kaybı yaşamış 40 kişiden oluşan ve araştırma grubunu oluşturan yetişkin bireyler ve baba kaybı yaşamamış 40 kişiden oluşan kontrol grubu ile birlikte 20-35 yaş arası toplam 80 kişi) veri toplama aşaması tamamlanmıştır. Her bir katılımcıya Demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verileri, çalışma grubu ve kontrol grubu olmak üzere 2 grup halinde toplanmış olup SPSS-22 paket programı ile analiz edilmiştir. Analizlerden önce Kolmogorov-Smirnov testi kullanılarak araştırma verilerinin normal dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Bu sebeple araştırma verileri parametrik testler kapsamında analiz edilmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin doyurucu ilişki tarzları, eğitim durumu kapsamında kıyaslandığında lise mezunu bireylerden daha yüksek puan alan üniversite ve üzerinde öğrenim kurumlarından mezun bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşayan erişkin bireylerin baş etme becerileri, cinsiyet kapsamında kıyaslandığında erkek bireylerden daha yüksek puan alan kadın bireyler lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma belirlenmiştir. Araştırmaya katılan erişkinlerin benlik saygısı düzeyleri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. Ek olarak, araştırmaya katılan erişkinlerin doyurucu ilişki tarzları, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında babasını kaybetmeyen bireyler lehine anlamlı düzeyde farklılaşma belirlenmiştir. araştırmaya katılan erişkinlerin baş etme becerileri, çocukluk döneminde ölüme bağlı baba kaybı yaşama durumuna dayalı kıyaslandığında gruplar arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma tespit edilememiştir.
Yaşam doyumu, kendini gerçekleştirme ve ölüm korkusu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada yaşam doyumu, kendini gerçekleştirme ve ölüm korkusu arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbulda bir sivil toplum kuruluşundaki 141 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların 53'ü erkek (%37,6), 88'i kadındır (%62,4). Katılımcılar kategorik analiz için 18-25 yaş (n=47, %33,3) genç yetişkinler, 26-59 yaş (n=52, %36,9) çalışan yetişkinler ve 60 yaş ve üstü yaşlılar (n=42, %29,8) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Katılımcıların yaş ortalamaları 39,20'dir. Araştırmaya katılan gönüllülere demografik bilgi formu, yaşam doyumu ölçeği (YDÖ), kendini gerçekleştirme kısa endeksi (SAI), ölüm kaygısı ölçeği (ÖKAYÖ) ve ölüm korkusu ölçeği (ÖKÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM Spss 20,0 programı vasıtası ile analiz edilmiştir. Araştırmada deneysel olmayan, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma modelleri kullanılmıştır. Değişkenlerin ilişkilerine bakmak için non-parametric spearman korelasyon katsayısı, herhangi iki alt grubun skorlarını kıyaslarken de Mann-Whitney testi kullanılmıştır. Ayrıca multiple lineer regresyon analizi kullanıldı ve iki ayrı model yapıldı. Birinde bağımlı değişken olarak ölüm korkusu diğerinde ise ölüm kaygısı skorları belirlendi. Araştırmada elde edilen verilere göre ölüm korkusu ve ölüm kaygısı ölçekleri arasında önemli derecede anlamlı bir ilişki vardır (p=0,001). Ölüm korkusu ile kendini gerçekleştirme arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu ve kendini gerçekleştirme değişkeninin ölüm korkusu seviyesi üzerindeki rolünün istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Yaşam doyumu ile ölüm korkusu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı bulgulanmıştır, ancak yaşam doyumu ile kendini gerçekleştirme arasında önemli derecede anlamlı ilişki bulgulanmıştır (p=0,001). Bu da bireylerin kendini gerçekleştirme düzeyleri ile hayatlarından memnun olup olmama durumlarının, genel mutluluk düzeylerinin ilişkili olduğu anlamına gelmektedir. Anahtar kelimeler: Ölüm korkusu, ölüm kaygısı, kendini gerçekleştirme, yaşam doyumu.
İntihar olgusunun antropolojik bağlamda analizi
İntihar olgusu başlı başına ilk anda tepki yaratan, bireyin ölüm üzerine geliştirdiği korkuları ve kaygıları çağrıştıran bir kavrama işaret eder. Kendini öldürme isteği ve girişimi bireysel bir olgu olmaktan öte kültürel öğrenmişliklerin önemli ölçüde yönlendirici olduğu bir tür birey-toplum çatışması yaratan girişim biçimidir. Tek tanrılı dinlerin uygarlığa egemen olduğu dönemlerden günümüze kendini öldürme girişimi ciddi bir dinsel baskı unsuru olarak sosyolojik tartışmaların kapsamında yer almıştır. Hıristiyanlık, Musevilik ve İslam insan yaşamını merkeze alıp tanrının bir lütfü olarak yaşamı kutsadığı için, kendini öldürme girişimi tanrının isteğine ve gücüne karşı koyma biçimi olarak değerlendirilip yasaklanmıştır. Bireyin istemli olarak ölümle sonuçlandırdığı eylemi Antik yunandan günümüze değin analiz edilirken dini kurumlar, otoriter yönetim kurumları, tıbbi kurumlar ve eğitim kurumları toplumsal tepkileri yönlendirip etkili yorumlarla intihar girişimleri karşısında kültürel bir tutum alış biçimi sağlamışlardır. Orta çağ da etkili bir güce sahip olan Kilise otoriteleri İntihar etme eyleminin aşağılanmasının intihar edenin yakın çevresinin dışlanarak cezalandırılması yöntemlerini geliştirmiş, diğer tek tanrılı dinler üzerinde etkili olmuş intihar girişiminin bir tür tanrının kurallarına karşı gelme biçimi olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Bu girişim Avrupa ve Asya da oldukça etkili olan günümüze değin etkisini sürdüren bir suçlayıcı analiz olmuştur. Anahtar Kelimeler :İntihar, Ölme Hakkı, Yaşam Etiği, Felsefi Ölüm Sayfa Sayısı :96 Tez Danışmanı :Dr. Öğr. Üyesi Handa TUNÇ
Arthur Schopenhauer'da pesimizmin felsefesi̇
Bu çalışma Schopenhauer'in üzerinde çok durulmayan ve hakkında yeterli çalışma yapılmayan kötümser felsefesine ilişkindir. Hayatın sürekli olumsuz yönüne vurgu yaparak acı, ıstırap, mutsuzluk gibi kavramlarla felsefesinin dikkat çeken yönünü ortaya koymuştur. Hayatın yaşanmaya değip değmediği, dünyanın ve insanların kötülüğü mistik düşüncelerini ortaya koymada etkili olmuştur. Bu çerçevede dinleri incelemiş ve bunlar hakkında bir kritik yapmıştır. Mental, ruhsal ve fiziksel olarak bu dünyada varoluşunu tamamlamaya çalışan insanın içinde bulunduğu olumsuz koşulları nasıl aşabileceğini kendi felsefesiyle anlatmıştır. Var oluşun dünya ile olan ilişkisini irdelemiş ve ölümden sonra ile ölümden önce olan boşluğu sorgulamıştır. Metafiziğin insandaki yerine değinerek içsel doğamızın ölümle birlikte ölüp ölmediğini sorgulamış ve bunları yaparken inandığı Budizm inancına bağlı olarak bu konuları ele almıştır. Bu çerçevede çalışma çağın en büyük ve en önemli kötümser filozofu olan Arthur Schopenhauer'in bu bağlamda ortaya koyduğu görüşlerini incelemiş ve onun karamsar felsefesini anlatmaya çalışmıştır.
Death & depression in J. D. Salinger's The Catcher in The Rye and Erich Maria Remarque's All Quiet on The Western Front
The present paper can be seen as an attempt in the search for the themes of depression and death in Jerome David Salinger's The Catcher in the Rye and Erich Maria Remarque's All Quiet on the Western Front. It focuses on the themes of depression and death and the impact of depression and death on both protagonists of the two novels: Holden Caulfield in The Catcher in the Rye and Paul Baumer in All Quiet on the Western Front. The Catcher in the Rye is one of the most debatable stories in America. Also, it refers to many complicated topics, namely guiltlessness, identification, depression, disappearance, death, and relationship. The Catcher in the Rye is considered to be semi-autobiographical because there are similarities between the protagonist Holden Caulfield and Salinger's early life. For example, both Salinger and Holden Caulfield were transferred from preparatory school to another preparatory school and also both of them were intimidated in the army school. The novel describes Holden Caulfield as manic-depressive. On the other hand, All Quiet on the Western Front by German writer Erich Maria Remarque tells the story of a group classmate who is enlisted in the Germany army throughout World War One. It moves us through the stressed and frightened lifetime of Paul Baumer, the protagonist of the novel, who is enlisted in the Germany army during World War One. Besides, the concept of death has been taken into consideration in three religions such as Islam, Christianity, and Buddhism. Also, some philosopher's ideas about death, including Socrates, Plato, Aristotle, Albert Schweitzer, and George Bernard Shaw are discussed. The study, in general, is divided into three chapters: the first chapter includes the definition of death and depression, and symptoms of IX depression, and an analysis of the concepts of death in Islam, Christianity, and Buddhism. The second chapter compares All Quiet on the Western Front with The Catcher in the Rye in terms of depression and death as depicted in the final chapter as the conclusion.
Asr-ı Saadet'te cenazenin techiz, tekfin, tedfin işlemleri ile kabir ziyareti ve taziye uygulamaları
Fizyolojik olarak diğer canlılarla ortak özellikleri olan insan, akıl sahibi ve sosyal bir yapıya sahip olması itibariyle diğer canlılardan daha üstündür. Bu üstünlük ölüm anında ve ölümünden sonra yapılan işlemlerde de kendini göstermektedir. Bu işlemlerde semavi dinler ile beşeri ideolojiler arasında farklılıklar olduğu gibi semavi dinlerin kendi aralarında da bu konuda farklılıklar vardır. Bu çalışmamızda öncelikle İslamiyet'ten önce, semavi dinler ile semavi olmayan bazı inanışlardaki cenaze uygulamaları incelenmiştir. Ardından insanlığın en parlak dönemi olan Asr-ı Saadet'te bir insanın ebedi âleme intikali ve bu çerçevede yapılan uygulamalar incelenmiş, son olarak da Hz. Peygamber ile ilk dört halifenin cenaze işlemleri ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır. Hz. Peygamber'in yaşadığı dönemde bir insanın ölümü ile başlayıp, ölünün yıkanması, kefenlenmesi, gömüleceği yere kadar taşınması, kabre defnedilmesi, kabir ziyareti ve taziye uygulamaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çalışmadaki amaç İslam öncesi toplumlardaki cenaze işlemleriyle İslam'ın ilk yıllarında Hz. Peygamber'in öğrettiği şekliyle yapılan cenaze işlemlerinin bir arada toplanmasıdır. Bu şekilde cenaze uygulamalarının İslam'dan önceki, İslam'ın ilk yıllarındaki ve Hz. Peygamber'den sonra günümüzdeki halinin tarihsel olarak incelenip bir arada bulundurularak kıyaslanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Asr-ı Saadet, Techiz, Tekfin, Kabir ziyareti, Taziye
Van/Gevaş'ta geçiş dönemleri
Halk kültürü, bireyin topluma uyum sağlamasına ve bireyin toplumda belli bir düzen oluşturmasına katkıda bulunur. Bu kültürün oluşmasında toplumun tarihi, sosyal yapısı ve gelenek, görenekleri etkili olur. Tüm bunlar bireyi bireye, aileyi aileye yakınlaştırırken aynı zamanda toplumun da kaynaşmasına ve ortak noktalarda buluşmalarına da kaynaklık eder. Çalışma Van'ın Gevaş ilçesindeki geçiş dönemi inanmalarını ve uygulamalarını ele almaktadır. İnsan hayatının en önemli geçiş dönemleri; doğum, evlenme, askerlik ve ölümdür. Geçiş dönemlerinde birey, yeni hayatına uyum sağlaması için birtakım uygulama ve ritüellerden geçer. Bunların amacı bireyin yeni durumunu kutsamak ve onu korumaktır. Geçiş dönemleri sadece bireyi değil aynı zamanda toplumun devamını sağlamak, korumak ve kutsamak içindir. Bundan dolayı bireyin geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmasını da sağlar. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu ve önemi, araştırmanın yöntemi, araştırmanın amacı anlatılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde kullanılan bazı kavramlar açıklanmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde araştırma alanı olarak seçilen Gevaş'ın tarihi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi verilmiş, böylelikle araştırma alanı tanıtılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde doğum, evlenme, askerlik ve ölüm başlıkları altında derlenen malzeme sunulmuş ve değerlendirmesi yapılmıştır. Malzeme sunulurken elde edilen bilgileri diğer Türk toplulukları ile benzerlikleri ve farklılıkları, mitoloji, din, gelenekle bağlantıları verilmeye çalışılmıştır. Bölümün ilk alt başlığı "doğum" olarak belirlenmiştir. Doğumla ilgili âdet ve inanmalar, doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olarak ele alınmıştır. Bu dönemde birçok adet, gelenek, inanış ve ritüel vardır. Yeni duruma geçerken savunmasız olan bireyi korumak için de birtakım inanma ve pratikler vardır. Bölümün ikinci alt başlığı olarak belirlenen "evlenme" bölümünde düğün öncesi, düğün ve düğün sonrası olarak verilmiştir. Burada da yeni duruma geçişi kutsamak için birçok inanma, gelenek ve görenek vardır. Geçiş dönemlerinin üçüncü aşaması askerliktir. Askerlik öncesi, sonrası uygulamalar olarak ele alınmıştır. Diğer üç geçiş dönemine göre fazla uygulama ve inanış olmamakla beraber birtakım pratikleri ve inanmaları barından bir dönemdir. Geçiş dönemlerinin dördüncüsü olan "ölüm", dördüncü alt başlıkta ele alınmıştır. Ölümle ilgili âdet ve inanmalar, ölüm öncesi, ölüm sırası, ölüm sonrası sıralamasıyla anlatılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında genel bir değerlendirme yapılarak tez konusu tamamlanmıştır. Kaynaklar sözlü kaynak ve yazılı kaynak olarak verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Geçiş Dönemleri, Doğum, Evlenme, Askerlik, Ölüm. Sayfa Sayısı : XV+250 Danışman : Prof. Dr. Zeki TAŞTAN
Doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireylerde ölüm kaygı düzeyinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öncelikle bireylerin çocuk sahibi olma nedenlerini incelemek ardından doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireylerin ölüm kaygı düzeylerini belirleyerek; çocuk sahibi olma yönteminin ölüm kaygısı açısından farklılık yaratıp yaratmadığını incelemektir. Ayrıca ölüm kaygısı çocuğun varlığı (doğal yollarla çocuğu olamayanlar için) ve diğer çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmiştir. Çalışma nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup hem betimsel hem de ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, amaçsal örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi ile seçilen doğal yollarla çocuğu olan ve olamayan bireyler oluşturmaktadır. Doğal yollarla çocuğu olan 154 kişi ve doğal yollarla çocuğu olamayan 146 kişi olmak üzere toplamda 300 kişiye çevrim içi anket yoluyla ulaşılmıştır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (aritmetik ortalama, standart hata, standart sapma, frekans, yüzde, varyans) ve parametrik testler (iki grup arasındaki fark için student t-testi, ikiden fazla grup arasındaki fark için tek yönlü varyans analizi) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; ölüm kaygısının ve alt boyut puanlarının çocuk sahibi olma yöntemi durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre doğal yollarla çocuğu olamayan bireylerin doğal yollarla çocuğu olan bireylere göre ölüm kaygılarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca doğal yollarla çocuğu olamayan bireyler arasında hiç çocuğu olmayanların, çocuğu olanlara göre ölüm kaygılarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Analizler neticesinde ölüm kaygısı düzeyinin bireyin cinsiyeti, dindarlık, yaratıcıya yönelik ifade biçimi ve yakınını kaybetme değişkenleri açısından anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.