Ischemia

348 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Süperfisyal femoral arter lezyonlarında endovasküler tedavi yöntemi olarak aterektomi, stent ve ilaçlı balon anjioplasti sonuçlarının karşılaştırılması

Bu çalışmada akut kritik bacak iskemisi belirtileri ile hastaneye başvuran ve yapılan incelemelerde periferik arter hastalığı tanısı konmuş ve tedavisinde süperficial femoral artere endovasküler girişim uygulanmış hastaların, tedavi sonrasındaki süreçte ayak bileği-brakial arter indeksi (ABI) ölçümleri ve şikayetleri değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucu endovasküler tedavi yöntemleri arasında süperficial femoral arter içi açıklığını sağlama ve devam ettirmeye yönelik etkinliklerinin saptanması amaçlandı. Hastaların demografik risk faktörleri; yaşı, cinsiyeti, kronik böbrek yetmezliği (KBY), koroner arter hastalığı (KAH), diyabetus mellitus (DM), kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), hipertansiyon (HT), serebrovasküler hastalık (SVH), hiperlipidemi (HL), sigara kullanımı, kullandığı ilaçlar, ağrı ve yürüme mesafeleri sorgulandı, laboratuvar tetkikleri yapıldı. 6 aylık kontrol izlemine alınan hastaların 3 ay ara (1. ölçüm, 2. ölçüm, 3.ölçüm ) ile ayak bileği- brakial arter indeksi ölçümleri değerlendirildi. Çalışmaya katılan 62 hastanın, ayak bileği- brakial arter indeksi ölçümlerinin değerlendirilmesi sonucu uygulanan endovasküler tedavi girişimlerinin arasında süperficial femoral arter içi açıklığını sağlama ve devam ettirmeye yönelik etkinliklerinin aynı olduğu aralarında anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Ayak bileği- brakial arter indeksine ek olarak ağrı, yürüme mesafesi ve ampütasyon gerçekleşmesi şikâyetlerinden elde edilen verilerin değerlendirilmesi de endovasküler tedavi girişimleri arasında fark olmadığını destekler niteliktedir. Yapılan araştırma nihayetinde periferik arter hastalığı tanısı almış olan hastalarda süperficial femoral artere uygulanacak olan endovasküler tedavi girişimlerinin yararlılıkları eşdeğer olduğundan, hastanın hekim tarafından değerlendirilmesi sonucu hasta için en uygun olan endovasküler girişime karar verilip, ivedilikle uygulanabileceği sonucuna ulaşıldı.

Anjiyoplasti-balonAterektomiEndovasküler tedavi+5
Eda Kalaycı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik stroke tanısında iskemik modifiye albümin'in erken tanısal değerliliğini araştırmak

Amaç: Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi acil servise başvuran yeni başlangıçlı, akut iskemik inme tanısında nörogörüntüleme yapılamayan merkezlerde tanı koymaya yardımcı olabilecek bir biyobelirteç bulmaktır. Bu biyobelirteç grubunda iskemik modifiye albümin düzeyinin erken tanısal değerliliğinin araştırdık. Yöntem: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 28 akut iskemik inme tanısı almış hasta ile dışlama kriterlerini karşılayan 28 kontrol grubundan alınan kan serumundan ELİSA yöntemi ile iskemik modifiye albümin molekülü çalışıldı. Akut iskemik inme tanısı alan hastaların başvuru (0. Saat) ve 1. Saat kanları alınarak İMA düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Hastaların 0.saat (14167±5793) İMA değerlerini kontrol grubu (12593±5037) İMA değerleri ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Hastanın 1.saat (14459±7056) İMA değerlerine bakıldığında kontrol grubu İMA değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Hastaların NIHSS skoru (ortalama:4,29±4,822, minimum:0, maksimum:21) ile İMA 0. Saat ve 1. Saat değerlerini karşılaştırdığımızda ise yine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Yine çalışmamızda Oxford İnme Sınıflaması ile 0. Saat ve 1. Saat İMA değerleri karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmamızda akut iskemik inme hasta grubunun ortalama İMA değerleri ile kontrol grubunun ortalama İMA değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu bulgular sonucunda akut iskemik inmeden şüphelenilen hastalarda serum İMA değerlerinin, tanısal parametre olarak kullanması açısından çok merkezli ve geniş hasta grupları olan çalışmaların ortaya konması daha yönlendirici olacaktır. Anahtar Sözcük: Akut iskemik inme, iskemik modifiye albümin, serebrovasküler hastalık

Acil tıpSerebrovasküler bozukluklarSerebrovasküler dolaşım+4
Elif Yeniay Topkaç
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel yanık modelinde, staz zonunda topikal ajanların yara iyileşmesine etkileri

Cildin termal hasara uğraması sonucunda meydana gelen yanık yarası, en dışta hiperemi, orta bölgede staz ve en iç bölgedeki koagülasyon zonlarından oluşur. Başlangıçta staz zonunda iskemi bulguları olmamasına rağmen, yanık yarası yeterli tedavi edilmediğinde staz zonunda iskemi bulgularının belirginleşmesiyle yanık yarasının derinliği artmaktadır. Bu çalışmanın amacı staz zonundaki yara iyileşmesi üzerine gümüş sülfadiazin, borik asit, düşük molekül ağırlıklı heparin ve gliseril trinitratın olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla her birinde 6 sıçan bulunan 4 müdahale grubu ve sham grubu oluşturuldu. Yedi gün boyunca yapılan etken maddelerin topikal uygulandığı günlük pansumanların neticesinde hayvanlar sakrifiye edilerek staz zonlarındaki yara iyileşmesi makroskopik, histolojik ve immünhistokimyasal olarak değerlendirildi. Makroskopik bulgularda istatistiki olarak anlamlı sonuç olmamakla birlikte en yüksek yara iyileşmesi sırasıyla borik asit ve gümüş sülfadiazin gruplarında bulundu. Histolojik olarak en yüksek yara iyileşmesi borik asit ve gümüş sülfadiazin gruplarında bulundu. İndirekt immünhistokimyasal değerlendirmede ise MMP9 ile boyamda gümüş sülfadiazin grubunda, VEGF ile boyamada borik asit grubunda en yüksek yara iyileşmesi görüldü. Borik asitin yara iyileşmesinde özellikle inflamasyonu baskılayarak etki ettiği göz önünde bulundurulduğunda staz zonunda ilerleyen iskemide inflamasyonun rolü olduğu ve bu iskeminin önlenmesinde borik asit ve gümüş sülfadiazinin etkili olduğu görülmüştür.

Borik asitGümüş sülfadiazinHayvan deneyleri+5
Muhammed Salih Süer
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genç yaş iskemik inme hastalarında telomer uzunluğunun incelenmesi

Telomer uzunluğu sıklıkla biyolojik bir yaşlanma belirteci olarak kabul edilmektedir. Telomer uzunluğunun kardiyovasküler sistemde biyolojik bir yaşlanma belirteci olduğu yapılan birçok çalışma ile desteklenmiştir ve kısa telomer boyu ateroskleroz ile ilişkilendirilmiştir. İnmenin biyolojik yaşlanma belirteci olarak kabul edilen telomer uzunluğuyla ilişkisini inceleyen birkaç çalışma mevcuttur ve bu ilişki bugüne kadar net olarak gösterilememiştir. Çalışmamızda genç yaş iskemik inme hastalarında telomer uzunluğu çalışıldı. Çalışmaya son 3 yılda genç yaş iskemik inme öyküsü olan 60 hasta ve yaş, cinsiyet, inme için risk faktörü olarak tanımlanan benzer hastalık öyküsü olan 40 sağlıklı gönüllüden oluşan kontrol grubu dahil edildi. Her iki grupta PCR yöntemiyle telomer uzunluğu çalışıldı. Çalışmamızda hasta grubunun ortalama telomer uzunluğu (7,52 ± 3,29 kilobaz) anlamlı olarak kontrol grubundaki kişilerin ortalama telomer uzunluğundan literatürden farklı olarak yüksek bulunmuştur. Bununla beraber hasta ve kontrol grubundaki kişilerin telomer uzunluğu sosyo-demografik özellikler ve iskemik inmenin risk faktörleri (sistolik KB, diastolik KB, DM, BMI, homosistein, LDL, nabız, HGB, HCT,sigara ve alkol kullanımı,) arasında anlamlı bir farklılık gösteremedik. Bu sonuç örneklem sayısının diğer çalışmalara göre az olması ve çalışma dizaynıyla açıklanabilir. Çalışmamız uzun telomer ile genç yaş iskemik inme arasında böyle bir ilişkiyi gösteren ilk çalışma olması açısından çok önemlidir. Bu sonuç kısmen çalışmanın dizaynı, etnisite, örneklem büyüklüğü, çalışma popülasyonunun yaşı ve telomer uzunluğunun çalışıldığı yöntemler ve doku ile ilgili farklılıklarla açıklanabilir. Sonuç olarak; telomer uzunluğu ve inme arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için gelecekte daha genç yaştaki hastaların olduğu daha geniş sayıdaki örneklemlerde daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu görülmektedir.

GençlerNörolojik hastalıklarPolimeraz zincirleme reaksiyonu+4
Erhan Argış
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravenöz trombolitik tedavi verilen akut iskemik inme hastalarında kan şekeri takibinin klinik sonuçlara etkisi

AMAÇ: Bu çalışmada kliniğimize ilk 4,5 saat içerisinde başvuran ve intravenöz trombolitik tedavi verilen akut iskemik inme hastalarına eşlik eden hipergliseminin tedavi yanıtına, kısa ve uzun dönemdeki prognozlarına etkileri araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu retrospektif çalışma Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi'nde akut iskemik inme nedeniyle intravenöz trombolitik tedavi uygulanan 90 hastanın hastane arşiv ve otomasyon sistemindeki verileri taranarak yapıldı. Hastaların demografik özelikleri ve görüntüleme bulguları incelendi. Saatlik seri kan şekeri ölçümleri intravenöz trombolitik tedavi uygulama anında ve 24 saat boyunca yapılmıştı. Tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde kısa dönem için hastaneye başvuru NIHSS ile tedavi sonrası NIHSS karşılaştırılarak ve taburculuk sırasındaki mRS ölçülerek, uzun dönem için 3.ay mRS ölçülerek yapıldı. BULGULAR: İncelemeye alınan 90 hastanın 38'i(%42,2) erkek ,52'si(%57,8) kadındı. Çalışmadaki hastaların yaşları 33 ile 88 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 68,2±10,9 yıldı. Tedavi öncesi hastaların 26'sının (%28,9) NIHSS değerleri 0-8 puan, 21'inin (%23,3) NIHSS değerleri 9-14 puan, 43'ünün (%47,8) NIHSS değerleri 15-30 puan olduğu tespit edildi. Hastalara intravenöz trombolitik tedavi verilmesi anında ve 24 saatlik takip boyunca her saat başı kan şekeri değerleri ölçüldü. Hastaların 32'sinin(%35,6) kan şekeri ortalaması 140 mg/dl'nin altındayken,58'nin (%64,4) kan şekeri 140 mg/dl ve 140 mg/dl'nin üstü değerinin üstündeydi. Kan şekeri 140 mg/dl ve üstü olan grupta hem başlangıç NIHSS değeri hem de tedavi sonrası 24. saatteki NIHSS değeri kan şekeri 140 mg/dl altı olan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksekti. Kan şekeri 140 mg/dl ve üstü olan grupta 24. saat NIHSS değerindeki düşüş (tedavi cevabı), kan şekeri 140 mg/dl altı olan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha düşüktü. Hastaların çekilen kontrol BBT leri incelendiğinde; 63'ünde (%70,0) kanama görülmezken, 27'sinde (%30,0) kanama tespit edildi. Hastaların kontrol BBT' lerinde kanama ile saat başı kan şekeri değerleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı. Hastaların tanı anındaki Fazekas skorlamaları hesaplandı. Fazekas 0-I grubunda 40(%44,4) fazekas II-III grubunda 50(%55,6) hasta yer aldı. Fazekas skoru II-III olan grubun Fazekas skoru 0-I olan gruptan daha yüksek kan şekeri değerlerine sahip olduğu görüldü. Kan şekeri yüksek olan hasta grubunda çıkış/taburculuk mRS ve 3.aydaki mRS skorları kan şekeri düşük olan gruptan anlamlı (p ˂ 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇ: Hiperglisemi varlığında intravenöz trombolitik tedavinin etkinliği düşmekte ve sonraki dönemde özürlülük oranı da artmaktaydı. Tedavi başladıktan sonra yapılan saatlik seri kan şekeri ölçümleri, tek bir ölçüme göre daha müdahale edilebilir bir parametredir. İntravenöz trombolitik tedavi başlangıcından 24 saat boyunca sıkı bir şeker kontrolü yapılması tedavimizin sonuçlarını iyi yönde etkileyip, intrakranial kanama gibi isenmeyen komplikasyonları da azaltabilir.

HiperglisemiTrombolitik terapiİnme+2
Tahsin Yıldırımçakar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise iskemik inme nedeni ile başvuran intravenöz trombolitik tedavisi alan hastaların mortalitesinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Onaylanmış uygulanabilir en iyi tedavi seçeneği rekombinant doku plazminojen aktivatörü (rtPA) ile intravenöz trombolitik (İVT) tedavidir. Bu tedavi ile iskemik inme geçiren hastalarda en kısa süre içerinde müdahale edilerek meydana gelen nörolojik defisiti mümkün olduğunca ortadan kaldırmak ve kişinin gündelik fonksiyonlarındaki bozulmayı en aza indirgemek hedeflenmiştir. Bu tedavinin her hastaya uygulanamasının nedeni de tedavinin başlangıç süresinin sınırlandırılmış olması ve bazı kontraendikasyonlarının bulunmasıdır. Bu sınırlama ciddi bir dezavantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca ölüme kadar da uzanan ciddi komplikasyon skalası da mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, özellikle acil servislere sık başvuran inme hastalarında verilen intravenöz trombolitik tedavi sonrası kaydedilen verilerin hastanemizde uygulanan tedaviden hangi hasta grubunun ne kadar fayda gördüğünü belirlemek, mortaliteyi etkileyen parametleri belirlemek ve literatüre katkı sunmaktır. Gereç ve Yöntem: Mevcut çalışmamızda Ocak 2018 ile Ağustos 2022 tarihleri arasında Uşak Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine inme semptomları ile başvuran, iskemik inme olduğu kanıtlanmış, ilk 4,5 saat içerisinde trombolitik tedavisi başlanmış olan ve yatırılarak takibi yapılan hastaların acil servis başvuruları, sistemde ve dosyada kayıtlı yatış ve poliklinik takipleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Kriterlere uyan 184 hastanın verisine ulaşılmıştır. Çalışma grubunu oluşturan 184 hastanın 42'sinde (%22.8) takipte ex olduğu saptandı. Mortalite sıklığı açısından kadın ve erkek cinsiyet arasında herhangi bir fark saptanmazken; 65 yaş ve üzerindekilerde bu sıklığın daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Aynı zamanda 112 acil sağlık hizmetleri ile acil servise başvuran hastalarda ayaktan başvuranlara göre mortalite sıklığının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). NIHSS skoruna ciddi inme geçirenlerin(21 puan ve üzeri) mortalite sıklığının daha yüksek olduğu tespit eildi (p<0,05). Araştırmamızda hastane yatış süresinin de mortalite ile ilşkili olduğu tespit edildi (p<0,05). 14 günden uzun süre yatan hastaların daha mortal seyrettiği gösterildi. Tek değişkenli analizden elde edilen sonuçlarda mortalite durumuyla ilişkili olduğu düşünülen yaş, geliş durumu, hastanede yatış günü ve NIHSS skoru ile yapılan çoklu lojistik regresyon analizinde mortalite görülmesi açısından NIHSS skorunun 21 ve üzerinde olanların 20 ve altında skor olmasına göre 18.49 (6.55-52.20) OR (%95 GA) kat daha riskli olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızda yaşın, başvuru şeklinin, başvuru anındaki NIHSS skorunun, yatış süresinin ve komorbit durumlardan DM ve AF hastalığının mortaliteyi etkilediği belirlendi.

Acil servis-hastaneAcil tıpMortalite+5
Emin Sancar
Uşak University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Allojenik mezenkimal kök hücre eksozomlarının üç boyutlu mikroakışkan proksimal tübül platformundaki iskemik akut böbrek hasarında terapötik etkilerinin değerlendirilmesi

Sefa Burak Çam, Allojenik Mezenkimal Kök Hücre Eksozomlarının Üç Boyutlu Mikroakışkan Proksimal Tübül Platformundaki İskemik Akut Böbrek Hasarında Terapötik Etkilerinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Tıpta Uzmanlık Tezi, Ankara, 2022. Yüksek kronikleşme riski ve mortaliteli iskemik akut böbrek hasarında (ABH) hücresel tedavilerin kliniğe aktarılabilmesi için gerçek zamanlı kişiselleştirilmiş modeller gerekmektedir. İnsan kemik iliği mezenkimal kök hücre (Kİ-MKH) eksozomlarının hipoksik proksimal tübül epiteli (PTE) hasarındaki terapötik etkinliği üç boyutlu (3B) dinamik mikroakışkan platformunda ortaya konabilir. Akut hipoksik mikroakışkan düzeneğindeki insan PTE hücrelerinde, ZO-1 ve asetillenmiş α-tübülin immünreaktivitesi, dekstran geçirgenliği, proliferasyon hızı, BNIP3, HO-1, HIF1α, GLUT1 ve GLUT2 gen ifadesi ölçülmüş; proliferatif tedavi penceresi belirlenen insan Kİ-MKH eksozomlarının ED50'de hipoksik hasardaki etkinliği 3B mikroakışkan platformuna uygulanarak değerlendirilmiştir. Mikroakışkan yongası akut hipoksiye bağlı PTE hasarı için optimize edilmiş; karakterize allojenik Kİ-MKH eksozomlarının gerçek zamanlı tedavi penceresi 172.582 µg/ml ve 0-26 saat olarak belirlenmiş; eksozomlar ED50'de mikroakışkan yongasında 24. saatte akut hipokside bozulan bariyer bütünlüğünü düzeltmiş, ZO-1 işaretlenmesini arttırmış, PTE hücrelerini çoğaltmış, BNIP3 ifadesini azaltmış; HO-1, HIF1α, GLUT1 ve GLUT2 ifadelerini artırmıştır. Tez kapsamında optimize edilen hipoksik 3B mikroakışkan PTE platformunda allojenik Kİ-MKH eksozomlarının tedavi penceresindeki etkinliği yapı ve işlev açısından ortaya konmuştur. Yeni ex vivo sistem, nefroloji kliniğinde uygulanacak kişiselleştirilmiş teragnostik adayları doğruladığı için önemlidir.

Akut böbrek hasarıBöbrek tübülleriBöbrek tübülleri-proksimal+3
Sefa Burak Çam
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağlı karaciğer modelinde soğuk iskeminin AMPK regülasyonu üzerine etkileri

Yağlı karaciğer nakli yapıldığında, primer disfonksiyon ve rejeksiyon problemlerinin daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. AMP-activated protein kinaz(AMPK)'ın iskemi sırasında organ koruyucu fonksiyonları mevcuttur. Metformin AMPK'nın hepatositlerde aktiflenmesinde görevi olan bir ilaçtır. Bu çalışmada, metforminli ve metforminsiz farelerin yağlı ve normal karaciğer dokularında, değişik iskemi sürelerindeki AMPK proteininin değişimi ve regülasyonu değerlendirilmiştir. 109 adet, 7 haftalık C7BL56 cinsi fare; randomize olarak yağlı metforminli, yağsız metforminli, yağlı metforminsiz, yağsız metforminsiz olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Yağlı karaciğer modeli oluşturmak için karbonhidrat temelli özel bir diyet 10 hafta boyunca fareler üzerinde uygulandı. Metforminli farelerin diyetine son 4 haftada 0,2 mg/kg metformin, oral gavaj yoluyla eklendi. 10 haftanın sonunda tüm farelere total hepatektomi yapıldı ve çıkartılan dokular UW solüsyon içinde 0-6-12-24 saat boyunca bekletildi. İskemi süreleri tamamlandıktan sonra makrosteatoz yüzdelerini, fibrozisi, inflamasyonu, vakuoler değişikliği, nekroz miktarını hesaplamak için histopatolojik değerlendirme yapıldı. P-AMPK ve AMPK ifadelerini hesaplamak için Western Blot kullanıldı. Karşılaştırma tanımlayıcı istatistikler vasıtasıyla yapıldı. Yağlanmanın metforminle birlikte azaltıldığı istatistiksel olarak gösterildi (%68 ± 24 e karşı %47 ±25 p <0,001). Yağlı gruplarda yağsız gruplara göre daha yoğun nekroinflamatuar odak ve perisantral inflamasyon mevcuttu. Her iki bulgunun metforminle azaltıldığı anlaşıldı. Tüm metforminli gruplarda nekroz bulgusu belirgin şekilde daha az mevcuttu. (%7,4 e karşı %43,5; p <0,001). Yağlı karaciğerde yağsızlara göre daha düşük ve daha geç AMPK yanıtının olduğu, bu farklılığın metforminle giderildiği gösterildi. AMPK karaciğerin iskemi yanıtında önemli bir rol oynamaktadır ve metformin ile yağlı karaciğerin iskemiye karşı direncinin ve nakil başarısının arttırılabilmesi mümkündür.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer nakli+4
Mustafa Oruç
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük kas kütlesi ve kemik mineral yoğunluğunun akut iskemik inme sonlanımına etkileri

İskemik inme sebep olduğu nörolojik hasar nedeniyle ülkemizde ve dünyada özürlülük ve iş-gücü kaybının başlıca sebepleri arasında sayılmaktadır. İskemik inme sonrası meydana gelen özürlülük başlıca nörolojik sistemin etkilenimine atfedilmekte olup, lokomosyonun efektif organları olan kas ve kemik dokusunun sağlığının da iskemik inme sonlanımına etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı düşük kas kütlesi ve kemik mineral dansitesinin akut iskemik inme sonlanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Nisan 2019 – Nisan 2021 tarihleri arasında hastanemize akut iskemik inme tanısıyla başvurmuş olan 307 hasta dahil edilmiştir ve 269 tanesinin birinci yıl sonlanımlarına dair veriye ulaşılmıştır. Bu kohortta osteoporoz prevalansı kadınlarda %40,5, erkeklerde %12,7; düşük kas kütlesi prevalansı tanıma göre kadınlarda %11,6 – 79,0, erkeklerde %17,1 – 33,8 arasında, osteosarkopeni prevalansı ise tanıma göre kadınlarda %12,1 – 67,2, erkeklerde %13,4 – 30,4 arasında bulunmuştur. Multivaryans analizinde erkeklerde osteoporoz varlığı mortalite için bir risk faktörü iken artmış kas kütlesi mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Faz açısı artışı hem kadınlarda hem de erkeklerde mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde rektus femoris kesit alanının düşük olması kötü sonlanım ile ilişkili olarak tespit edilmiştir. Osteosarkopeni varlığı ise kullanılan tanıma bağlı olarak her iki cinsiyette de sonlanım üzerine etki eden bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, çalışmamız inme öncesi kas-iskelet sistemi sağlığının inme sonlanımına etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu ilişkinin Türk toplumunda standardize kesim değerleri ile daha yüksek sayılı bir çalışma ile yeniden ele alınması gerekmektedir.

Beyin iskemisiKas distrofileriKaslar+5
Doğan Dinç Öge
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

RATLARDA OLUŞTURULAN MEDULLA SPİNALİS TRAVMA MODELİNDE UZAK İSKEMİK ÖNKOŞULLAMANIN NÖROPROTEKTİF ETKİNLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI

Ratlarda Oluşturulan Medulla Spinalis Travma Modelinde Uzak İskemik Önkoşullamanın Nöroprotektif Etkinliğinin Araştırılması Dr. Meriç BAYRAM, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD, Ankara 2022. Uzak iskemik önkoşullama (UİÖK), iskemi reperfüzyon (İ/R) hasarını önlemede, etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdendir. Bu çalışmanın amacı; spinal kord travması (SKT) oluşturulan ratlarda, kan S100B düzeyleri ve histopatolojik görüntüler karşılaştırılarak UİÖK'nin nöroprotektif etkinliğinin ve UİÖK mekanizmasında bir triptofan metabolizması ürünü olan kinürenik asitin (KYNA) rolünün varlığının gösterilmesidir. Kobay Deney Hayvanları Laboratuvarı A. Ş. Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu onayı alındıktan sonra ağırlıkları 250-300 g arasında değişen 31 adet erkek Spraque-Dawley rat, 3 gruba ayrıldı. Tüm ratlar genel anestezi altında, yüzüstü pozisyonda tespit edildi ve T5-T12 seviyesinde orta hat insizyonu yapıldı. Grup I (Sham, n=9): Yalnızca insizyon uygulandıktan sonra hiçbir işlem yapılmadan cilt kapatıldı. Grup II (İ/R, n=11): Medulla spinalise 1 dk total iskemi sonrasında 1 saat reperfüzyon uygulandı. Grup III (UİÖK+İ/R, n=8): Sağ arka bacağa uygulanan 10'ar dakikalık 3 döngü UİÖK sonrası, medulla spinaliste İ/R oluşturuldu. Tüm gruplarda ratların anestezi süresi eşit tutuldu. İşlem sonrası 1. saatte biyokimyasal değerlendirme (S100B ve KYNA) için kan alındıktan sonra ratlar sakrifiye edildi ve histopatolojik değerlendirme için medulla spinalis doku örnekleri alındı. KYNA ve S100B seviyelerinin karşılaştırılması, sham ve İ/R grupları arasında anlamlı farklılıkların varlığını ortaya koydu (sırasıyla, p = 0,016 ve p = 0,022). Her iki karşılaştırmada da İ/R ve UİÖK+İ/R grupları için post hoc ikili karşılaştırmalar anlamlı olmamasına rağmen, UİÖK uygulanan ratlar, yalnızca İ/R grubuna kıyasla nispeten daha düşük KYNA ve S100B konsantrasyonlarına sahipti. Histolojik analizler, sham grubuna kıyasla hem İ/R hem de UİÖK+İ/R gruplarında önemli ölçüde daha yüksek beyaz ve gri cevher hasar skorlarını ortaya koydu (sırasıyla p = 0,001 ve p < 0,001). UİÖK+İ/R grubunda beyaz ve gri cevher ve içerdikleri bölgeler için medyan puanlar İ/R grubuna göre nispeten daha yüksek olmasına rağmen, ikili karşılaştırma ile sonuçların istatistiksel olarak benzer olduğu görüldü. KYNA konsantrasyonu, S100B konsantrasyonu ve histolojik skorlar arasında anlamlı bir korelasyon yoktu. Bu çalışma, S100B ve KYNA seviyelerinin ve nöronal hasar için histolojik skorların, bir rat spinal İ/R hasarı modelinde önemli ölçüde arttığını, istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, S100B ve KYNA düzeylerinin UİÖK+İ/R grubunda, İ/R grubuna göre daha düşük olduğunu gösterdi. Histolojik değerlendirmede de, medulla spinalis hasar skoru UİÖK+İ/R grubunda, İ/R grubuna göre daha yüksekti. Veriler KYNA'nın UİÖK mekanizmasındaki rolüne ve UİÖK'nin nöroprotektif etkisine ilişkin sonuç çıkarmak için yetersizdi. Daha geniş metabolit analizi ile daha uzun süreli takip kullanan daha ileri çalışmaların KYNA'nın ve/veya kinürenin yolunun medulla spinalisin İ/R hasarı ile ilişkili olup olmadığını aydınlatmak için değerli olabileceğine inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Medulla spinalis, uzak iskemik önkoşullama, iskemi, reperfüzyon, S100B, KYNA

NöroproteksiyonReperfüzyonReperfüzyon lezyonu+5
Meriç Bayram
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik ventriküler taşikardisi olan hastalarda radyofrekans kateter ablasyonu tedavisinin hastalık sonlanımlarına etkisinin değerlendirilmesi

Tekrarlayıcı ventriküler taşikardi (VT) atakları olan iskemik kardiyomiyopatili hastalarda skar homojenizasyonu temelli kateter ablasyonunun klinik VT ablasyonuna göre daha düşük rekürrens oranına sahip olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı; iskemik kardiyomiyopatisi olan ve VT saptanan hastalarda skar homojenizasyonu temelli radyofrekans (RF) kateter ablasyonunun, bu hasta grubunda başarı ve rekürrens oranlarını, işleme bağlı komplikasyonları, peri ve post-prosedürel mortaliteyi ve bu sonlanımların hastaya ve işleme bağlı öngördürücülerini belirlemektir. Çalışmaya 01.06.2014-30.11.2018 tarihleri arasında iskemik VT nedeniyle kateter ablasyonu yapılmış olan hastalar alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, komorbidite gibi bazal karakteristik özellikleri, işlem öncesi rutin laboratuvar parametreleri, kullandıkları ilaçlar ve ekokardiyografik parametreleri kaydedildi. Çalışmanın sonlanım noktaları olarak hastaların takiplerinde sürekli VT atağı gelişimi, implante edilebilir kardiyoverter defibrilatörü (İCD) olan hastaların VT'ye tedavi öyküsü, hastane içi, erken ve geç mortalite oranları ve peri-prosedürel komplikasyonlar değerlendirildi. Araştırma popülasyonu 120 erkek (%93,8) ve 8 kadın (%6,2) hasta olmak üzere 128 hastadan oluştu. Hastaların ortalama yaşı 66±10 yıl olarak saptandı. Ablasyon öncesi elektriksel fırtına ile başvuran hasta oranı %40,6 (52) olarak saptandı.. Hastaların ortalama sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SolV EF) %29,6±7,2 idi ve tüm hastaların %57,8'inde SolV EF <%30 olarak belirlendi. Tüm popülasyonun %4,7'sinde peri-prosedürel komplikasyon, %2,3'ünde minör komplikasyon ve %2,3'ünde majör komplikasyon saptandı. Ortanca 22,5 (1-54) aylık izlem süresince %34,4 hastada VT rekürrensi saptandı. Takip boyunca tüm nedenlere bağlı mortalite oranı %30,5 olarak hesaplandı. Bu çalışma sonucunda iskemik kardiyomiyopatisi (İKMP) olan ve RF ile VT ablasyonu yapılan hastalarda rekürrensin en önemli prediktörleri olarak perkütan koroner girişim (PKG) öyküsü, elektriksel fırtına ile başvuru ve EF'nin %30'un altında olması (sırasıyla; HR:2,65; %95 GA:1,28-5,58; p=0,010; HR:1,96; %95 GA:1,07-3,58; p=0,039; HR:6,31; %95 GA:1,48-26,94; p=0,013); tüm nedenlere bağlı mortalitenin bağımsız prediktörleri olarak Diyabetes Mellitus (DM) varlığı, NYHA>2 olması, SolV EF yüzdesi ve Beyin natriüretik peptid (BNP) düzeyi (sırasıyla; HR:2,86; %95 GA:1,48-5,51; p=0,002; HR:1,91; %95 GA:1,05-3,66; p=0,045; HR:0,95; %95 GA:0,91-0,98; p=0,038; HR:1,10; %95 GA:1,03-1,18; p=0,004) ; kardiyovasküler mortalitenin en önemli prediktörleri olarak da SolV EF düzeyi, BNP düzeyi ve ilk ablasyon işlemi sonrası uygun şok sayısı (sırasıyla; HR:0,93; %95 GA:0,88-0,98; p=0,013; HR:1,07; %95 GA:1,02-1,11; p=0,002; HR:1,12; %95 GA:1,03-1,22; p=0,011) olarak belirlendi. Anahtar kelimeler: İskemik Kalp Hastalığı, Kateter Ablasyonu, Ventriküler Taşikardi.

AblasyonKalp hastalıklarıKateterizasyon+4
Metin Okşul
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombotik mikroanjiopatilerde mortalite belirteçlerinin retrospektif incelenmesi

GİRİŞ Trombotik mikroanjiopatiler (TMA), nadir görülen ancak hayatı tehdit eden, mikrodolaşımda değişik patolojiler ile oluşan trombüsler nedeniyle gelişen hemolitik anemi, trombositopeni ve organ iskemi bulgularıyla seyreden, komplike bir hastalık grubunu oluşturur (1). TMA'da mikrotrombüsler trombosit agregatlarından meydana gelir, koagülasyon sistemi intakttır (2). Klinik pratikte coombs negatif hemolitik anemi, trombositopeni, periferik yaymada şistosit olması,indirekt bilirubin yüksekliği ve haptoglobulin düşüklüğü ile karakterizedir (3). TMA, primer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer grupta; TTP, HÜS, metabolizma ilişkili,koagülasyon ilişkili ve ilaç ilişkili TMA lar yer alırken; sekonder grupta ise gebelik, otoimün hastalıklar, malignite, kemik iliği transplantasyonu yer almaktadır (3). Bu çalışmada dahiliye yoğun bakımımıza TMA tanısı ile yatan hastaların demografik verilerini, TMA etyolojik sınıflandırmayı yapmayı ve hastalara uygulanan tedaviler ile laboratuvar parametreler ve mortalite üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladık. MATERYAL METOD Bu çalışma; Ocak 2010- Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı yoğun bakım birimine TMA tanısı ile yatırılan hastaların (n=35) dosyaları retrospektif incelenerek yapıldı. Çalışmaya; 18 yaş ve üstü,TMA tanılı hastalar alındı. TMA tanısı koymak için gerekli ön koşul olarak tam kan sayımında trombositopeni ve periferik yaymada fragmante eritrositlerin- şistosit görülmesi esas alındı. Tedavi başlangıcında tüm hastaların ADAMTS 13 düzeyleri saptanması için örnek göderildi ve TTP tanısı test sonucuna göre belirlendi. Hastaların adı, soyadı, protokol numaraları, cinsiyeti, tanı anındaki yaşları, TMA etyolojisi, tanı anındaki, eşlik eden santral sinir sistemi, renal ya da kardiyak semptom varlığı, hemodiyaliz ihtiyacı, laboratuvar verileri ve yatış süreleri her bir hasta için hazırlanan olgu formuna kaydedildi. Hastaların başvuru anında ve sonlanım (ölüm veya taburculuk) anındaki laboratuvar değerleri kaydedildi. BULGULAR TMA etyolojik sınıflandırmasında kliniğimizde en sık TTP ve sekonder sebepler saptanırken en az oranda da atipik HÜS'e rastlandı. Tüm hasta grubunda mortalitemiz %20 iken TTP grubunda %7,1, sekonder grupta %42,6 ve aHÜS grubunda %0 olarak saptandı.Sağ kalan grup ile ölen grup arasında tedavi öncesi ve sonrası bakılan (Δ olarak adlandırdığımız) laboratuvar parametrelerinin değişimleri incelendiğinde kreatinin, hemoglobin, trombosit, LDH ve nt proBNP değerlerinde istatiksel olarak anlamlı saptandı. TARTIŞMA TMA; klinik pratikte, çoğunlukla yakalanamayan durumların başında gelir. Erken ve etkin, plazmaferez ve/veya anti-kompleman tedavi, direkt hasta sağ kalımı ile ilişkilidir. TTP ve aHÜS grubundaki mortalitemizin düşüklüğünün nedenini; TPD tedavisini hızlı başlamamız olduğunu düşünüyoruz. Ölen ve sağ kalan gruplar arasında bakılan Δ kreatinin, hemoglobin, trombosit, LDH ve nt proBNP değerlerinde istatiksel olarak anlamlı saptadık ve bu parametrelerin TMA tedavi takibi sırasında prognoz belirleyicisi olarak takip edilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak hasta sayısı azlığı ve ölen hastaların birçoğunun klinik tanı alamamış olmasından dolayı, birçok laboratuvar parametresinde, mortalite öngörücüsü olarak istatistiksel anlam yakalayamadığımızı düşünmekteyiz

Anemi-hemolitikBiyobelirteçlerMortalite+3
Fırat Çağlar Çelik
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda oluşturulan iskemi reperfuzyon modelinde hasarın over dokusu üzerine olası etkileri ve vit D kullanımının etkinliğinin araştırılması

Çalışmamızda ratlarda oluşturulan deneysel 60 dk pneumoperitonium modeli sonrası overlerde oluşan iskemi reperfuzyon (İR) hasarın biyokimyasal, histopatolojik, mikrovasküler boyutu değerlendirilmiş, kontrol grubu ve bu hasarların önlenmesinde preoperatif vit D kullanılan çalışma grubu ile karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda 24 aylık gebe olmayan 200-250 gr ağırlığında Sprague Dawley cinsi dişi sıçanlar kullanıldı. Pneumoperitonium sağlandıktan 60 dk sonra desuflasyon gerçekleştirilmiş ve 30dk boyunca İAB normalize edilmiştir. Her biri 7 rattan oluşan 3 çalışma grubu oluşturulmuştur. Reperfüzyon periyodunu takiben midline abdominal insizyon uygulanarak overler vizualize edilmiş,sağ overde histopatolojik, sol overde biyokimyasal olarak oksidatif stres markırları üzerinden İR hasar değerlendirilmiştir. Histopatoloji olarak dokulardaki folliküler dejenerasyon,vasküler konjesyon, inflamasyon ,hemoraji ve ödem değerlendirildi. Biyokimyasal olarak, apaptoz markırı olan caspaz 3 ve DNA tamir mekanizmalarının nükleotid eksizyon tamiri (NER) kısmından sorumlu olan PCNA düzeği ve AMH düzeği değişiklikleri araştırıldı. Dvit uygulanan grup ile diğer iki grup (şam ve iskemi-reperfüzyon )arasında anlamlı fark olduğu saptandı.

Antimüllerian hormonDNADNA onarımı+7
Izzat Musayeva
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Girişimsel radyoloji ünitesinde serebral oksijen monitorizasyonu ve iskemi riskinin önlenmesi

Girişimsel radyoloji ünitesinde yapılması planlanan işlemlerin zaman zaman minimal invaziv işlemler olması nedeniyle, girişim sırasındaki monitörizasyon ve takip sırasında, vakaların basit olduğunun düşünülmesi sonucu bazen gözden kaçan durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanı sıra karotis arter stenozu gibi ciddi patolojileri barındıran girişimlerin yapıldığı hastalar da mevcuttur. Ciddi vasküler patolojilerin olduğu bu hasta gruplarında intraoperatif dönemde iskemi riski ortaya çıkabilir. Beynin yetersiz oksijenasyona maruz kalması, aktivitesi ve fonksiyonunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle desatürasyonda geçen süre kritik önemde olup, başlangıcı saptayacak ve müdahaleyi sağlayacak gerçek zamanlı yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmamız girişimsel radyoloji ünitesinde tedavi amaçlı perkütan girişim uygulanacak 18-70 yaş arası, ASA 1-3 grubundan, karotisstenozu tespit edilmiş 15 hastada gerçekleştirildi. İleri derecede kardiyak, renal ve karaciğer yetmezliği olan olgular çalışma kapsamı dışında tutuldu. Girişimsel radyoloji işlemleri sırasında oluşan intraoperatif oksijen satürasyonu azalma sıklığı ve bunu predispoze eden faktörler değerlendirilendirildi.r. Ayrıca bu çalışmada serebraloksijenizasyonmonitörizasyonu uygulamasının girişimsel radyoloji ünitesinde rutin olarak kullanılmasının, serebral oksijen satürasyon düştüğü anda ve klinik iskemik bulgular oturmadan hemen önce erken dönemde saptanmasını ve gerekli önlemlerin acilen alınmasını sağlayarak hasta güvenliğine katkıda bulunacağını prospektif ve gözlemsel olarak araştırmayı amaçladık. Planlanan olgular arasında bulunan karotisstent uygulamaları tamamen lokal anestezi altında ve oradaki radyoloji ekibinin uygulaması ile yapıldı. Operasyon öncesinde olguların cinsiyet, yaş, boy, kilo, sigara, yandaş diabetesmellitus / hipertansiyon / hiperlipidemi / koroner arter hastalığı varlığı , darlık yönü ve derecesi kaydedildi. Rutin olarak girişimsel radyoloji biriminde işlem yapılan hastalarda kullanılan ve gerekli olan: elektrokardiyogram (EKG), periferikoksijen satürasyonu (spO2) ölçümü, non- invaziv kan basıncı (NIBP) monitörizasyonu yapıldı. Ayrıca hastaların frontal bölgesine iki adet Somato Sensor SAFB-SM serebraloksimetreprobu yapıştırıldı. Monitörlerde görüntülenen değerler bazal değerler olarak kaydedildi. İşlem sırasında NIRS monitöründeki değerler stentöncesi ,stent uygulanması sırasında, stent sonrası ve işlem boyunca her 5 dakikada bir olmak üzere sağ ve sol olacak şekilde (rSO2-lSO2) kaydedildi. Bu değerler kaydedilirken eş zamanlı olarak hastaların sistolik arter basınçları (SAB), diyastolik arter basınçları (DAB), ortalama arter basınçları (OAB), oksijen saturasyonları (SO2), kalp atım hızları (KAH) da kaydedildi. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kolmogorovsimirnov test ile ölçüldü. Bağımlı parametrik olmayan verilerin analizinde kullanıldı. Korelasyon analizinde spearmankorelasyon analizi kullanıldı. Analizlerde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Hastalarımızın yaş ortalaması 69 olarak tespit edildi. Erkek cinsiyet kadın cinsiyetten fazla, sol darlık sağ darlıktan fazla, darlık oranları %39 - %90 arası tespit edildi. Hastalardaki yandaş hastalıklara bakıldığında %53 oranında DM, %53 hiperlipidemi ve %60 oranında da HT bulunmaktaydı. SAB değeri 10.dak-20.dak-30.dak-40.dak-50dak-60.dak başlangıca göre kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermiştir. Başlangıç değerine göre 20.dak-30.dak-40.dak-50dak-60.dak DAB değeri istatistiksel olarak anlamlı (p ˂ 0.05) düşüş göstermiştir. KAH değeri başlangıca göre 5.dakika-10.dakika-20.dakika-30.dakikada istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermiştir.. LSO2 değerleri bir önceki ölçümle kıyaslandığında 10.dakika LSO₂ değeri 5.dakikaya göre, 40.dakika LSO2 değeri 30.dakikaya göre istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. RSO2 değeri başlangıca göre 40.dk.- 50.dk - 60. dk.da istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermiştir. Bir önceki ölçüme göre 30.dakika RSO₂ değeri 20.dakikaya göre, 40.dakika RSO₂ değeri 30.dakikaya göre istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermiştir. LSO₂ değeri ile RSO₂ arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon mevcuttu. LSO₂ değeri ile sol darlık arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon olduğu görüldü. RSO₂ değeri ile sol darlık, DAB arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon olduğu görüldü. DM olan grupta LSO₂ değeri DM olmayan gruptan istatistiksel olarak anlamlı olarak daha düşüktü. Halen karotis arter stenozunun tedavisinde stentleme veya endarterektomi yapılırken hastaların monitorizasyonu konusunda tam bir fikir birliği olmadığını görülmektedir. Literatürde bazı kaynaklar altın standart olarak doppler USG veya EEG'yi işaret etse de NIRS ile serebraloksijenasyon takibi de güvenirlilik yönünden önemli bir parametre olarak vurgulanmaktadır. Teknolojinin bu kadar hızlı ilerlediği bir dönemde oluşabilecek komplikasyonları önlemek için sadece tek bir monitorizasyon yerine multimodal bir monitorizasyonuygulanımının mümkün olabileceğini düşünmekteyiz.

Cerrahi işlemler-minimal girişimselKarotis arterleriKarotis stenozu+5
Utku Özdemir Biliç
Ege University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

İskemik inmenin kalp fonksiyonları açısından incelenmesi ve mitotempo'nun olası koruyucu etkisinin araştırılması

İnme, dünya genelinde ikinci en yüksek ölüm nedeni ve önde gelen bir sakatlık sebebidir. Yapılan araştırmalarda iskemik inmeden sonraki ilk 3 ay içerisinde hastaların %19'unun en az bir kardiyak rahatsızlığa yakalandığı belirtilmektedir. Bu çalışmada beyin ve kalp arasındaki etkileşimlerde koruyucu mitokondri spesifik antioksidan (MitoTEMPO) uygulamasının önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca inme geçirme insidansı diğer bireylere göre daha yüksek görülen kişilerde koruyucu tedbirlerin önemini vurgulayıcı özgün verilere ulaşılması hedeflenmiştir. Projemiz amacına ulaşabilmek için Wistar Albino türü erkek sıçanlar koruyucu MitoTEMPO enjeksiyonu (0,7 mg / kg / gün) sonrası monofilament ilerletme tekniği ile orta serebral arter (OSA)'de 1 saat iskemi gerçekleştirilmiştir. Ölçüm ve doku toplama işlemleri ise reperfüzyonun üçüncü günü yapılmıştır. Deney hayvanları rastgele seçimle SHAM, iskemi+reperfüzyon (IR) ve MitoTEMPO+IR (MT+IR) şeklinde üç gruba ayrılmıştır. Deneyler sonucunda torasik elektriksel biyoempedans (TEB) ölçümlerinde IR ile istatistiksel anlamlı olarak azalan VEPT ve LVET değerlerine karşı MitoTEMPO koruyucu etki göstermiştir. Ayrıca elektrokardiyografi (EKG) sonuçlarımız P-R interval, QTc, T dalga süresi ve R-R interval değerlerinin de IR ile anlamlı şekilde değişmiş ve MitoTEMPO bu değişimlere karşı koruyucu etki göstermiştir. Biyokimyasal sonuçlarımız ise kan serumu örneklerinde TAS, TOS ve OSİ, kalp sol ventrikül dokusunda cAMP ve IP3, beyin sağ serebral hemisfer dokusunda ise cAMP, IP3 ve katalaz değerlerinin IR ile istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği ve MitoTEMPO'nun koruyucu etki gösterdiğini işaret etmektedir. Kalp ve beyne ait dokuların IR sonrası mikroskobik düzeydeki histopatolojik değişimlerine de MitoTEMPO büyük ölçüde koruyucu etki göstermiştir. Sonuç olarak inme geçirme insidansının diğer bireylere göre daha yüksek olduğu bilinen bazı hastalık gruplarında MitoTEMPO kullanımının IR kaynaklı kardiyopatolojik bulguları azaltabileceği tespit edilmiştir.

AntioksidanlarKalp fonksiyon testleriKalp hastalıkları+3
Ahmet Akkoca
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik inme hastalarında nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı ve platelet mass indeksinin önemi

AMAÇ: Çalışmamızda akut iskemik inme tanısı alan hastalarda nötrofil-lenfosit oranı (NLO), platelet-lenfosit oranı (PLO), platelet mass indeksinin (PMI) klinik önemi ve prognoza katkısını saptamak amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2021-30.06.2022 tarihleri arasında akut iskemik inme tanısı alan dahil edilme ve dışlama kriterlerine uyan 321 hastanın verileri çalışmaya alındı. Parametreler; iskemik lezyon yeri, hastane içi Modifiye Rankin Skoru (MRS 1), 3 ay sonraki MRS (MRS 2), acil sonlanım ve hastane sonlanımına göre değerlendirildi. BULGULAR: MRS1 ve MRS2 de iyi klinik seyir gözlenen olgularda ortalama PLO değerlerinin kötü klinik seyir gözlenen olgulara göre daha düşük olduğu gözlendi (p değerleri sırasıyla p=0,034, p=0,02). NLO ortalama değerlerinin, MRS 1 ve MRS 2 de iyi klinik seyir gözlenen olgularda daha düşük olduğu tespit edildi (p değerleri sırasıyla p=0,010, p= 0,014). MRS 1 ve MRS 2' ye göre PMI değerleri arasında herhangi bir farklılık gözlenmedi (sırasıyla p değerleri p=0,588, p=0,887). PLO> 123.3129 değerlerde (AUC=0,571, p=0,0255), NLO> 3.0703 üstündeki değerlerde hastane içi MRS açısından kötü seyirli olabileceği (AUC=0,614, p=0,0003) tespit edildi. PLO>123.3129 üstündeki değerlerde (AUC=0,571 p=0,0266), NLO>3.0703 üstündeki değerlerde üç ay sonraki MRS skorunun kötü seyirli olabileceği (AUC=0,605, p=0,0008) tespit edildi. PLO düzeyi 155.102 üzerindeki değerlerde (AUC=0,591, p=0,0365), NLO için 2,5377 üzerindeki değerlerde ölüm olabileceği (AUC=0,631, p=0,0024) tespit edildi. SONUÇ: Sonuç olarak NLO ve PLO yüksekliğinin kötü prognozla ilişkili olduğu tespit edildi. PMI ile kötü sonlanım ve prognoz arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anahtar kelimeler: Akut iskemik inme, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, platelet mass indeks

Kan trombositleriNötrofil/lenfosit oranıTrombosit/lenfosit oranı+2
Fatma Başak Harı
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Agomelatin ve selenyum, deneysel iskemi reperfüzyon hasarlı rat testis modelini nasıl etkiler?

Agomelatin, literatürde antioksidatif, antiinflamatuar, antiapoptotik ve düz kaslarda miyorelaksan etkileri olduğu bildirilen bir melatonerjik reseptör analoğudur. Selenyum ise çok uzun zamandır antioksidan enzim aktivitesini arttırdığı kanıtlanmış olan, organizma için önemli bir eser elementtir. İskemi Reperfüzyon (İR) hasarı, doku ve organ düzeyinde geri dönüşü olmayan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çalışmanın amacı, agomelatinin tek başına ve selenyumla birlikte testiküler İR hasarına karşı olası etkilerini araştırmaktır. 40 adet erkek rat randomize 5 gruba ayrılmıştır (n=8): Sham Operasyon (ShamOp), Agomelatin Kontrol (AgoK), İskemi Reperfüzyon (İR), Agomelatin + İskemi Reperfüzyon (AgoİR), Agomelatin + Selenyum + İskemi Reperfüzyon (AgoSeİR). ShamOp, sağlıklı grup; İR, hasar grubu; AgoK, proflaktik tedavi grubu; AgoİR ve AgoSeİR ise proflaktik tedavi + hasar grubudur. Agomelatin (20 mg/kg) ve selenyum (1,5 mg/kg), 1 mililitre (ml) distile su içerisinde vortekste karıştırılarak çözdürülmüş ve tedavi içeren tüm gruplara arka arkaya 14 gün boyunca intraperitoneal (i.p.) enjeksiyonla verilmiştir. İR hasarı, intramüsküler ketamin-xylazin (75 mg/kg-8 mg/kg) anestezisi altında, 720o cerrahi torsiyon (4 saat) / detrorsiyon (24 saat) uygulamasıyla indüklenmiştir. Histopatolojik incelemeler sol taraf testisler kullanılarak, Modifiye Johnsen Skorlaması ile yapılmıştır. Fizyolojik incelemeler ise sağ taraf testisler kullanılarak izole organ banyosu sisteminde gerçekleştirilmiştir. Histopatolojik verilerimizin istatistiksel analizine göre gruplarımız arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Modifiye Johnsen skorları, AgoİR ve AgoSeİR gruplarında İR grubuna göre anlamlı düzeyde yükselmişti (p<0.001). Bunun yanında, AgoSeİR grubu, AgoİR grubundan da anlamlı ölçüde daha yüksek Johnsen sokruna sahipti (p<0.05). AgoK grubu AgoİR grubundan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek Johnsen skoruna sahipti (p<0.05). Benzer şekilde, AgoK grubu AgoSeİR grubundan da yüksek Johnsen skoruna sahipti ancak aradaki fark anlamlı değildi (p>0.05). Johnsen skoru ShamOp grubunda, AgoİR ve AgoSeİR gruplarından daha yüksekti. Ancak aradaki farklılık AgoİR grubunda anlamlıyken (p<0.05) AgoSeİR grubunda değildi (p>0.05). Bununla birlikte, ShamOp grubu, AgoK grubuyla anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0.05). Son olarak AgoK ve ShamOp grubları İR grubuna göre anlamlı düzeyde Johnsen skorlarına sahipti (p<0.001). İzole organ banyosu verilerimizin istatistiksel analizine göre gruplarımız arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Ancak genlik parametrelerini grup içi zaman değerleri üzerinden analiz ettiğimizde AgoK, İR ve AgoİR gruplarında anlamlı azalmalar olduğunu belirledik (p<0.05). ShamOp grubu, anlamlı düzeyde olmasa da AgoK, İR ve AgoİR gruplarından daha iyi bir kasılma gücüne sahipti (p>0.05). Agomelatin cerrahi torsiyon/detorsiyonla indüklenmiş testiküler İR hasarına karşı, olasılıkla oksidatif stresi azaltarak, anlamlı düzeyde iyileştirici etki göstermiştir (p<0.001). Selenyum agomelatin ile beraber uygulandığında bu iyileştirici etkiyi anlamlı düzeyde arttırmaktadır (p<0.05). Bununla birlikte; ulaştığımız verilerin güvenilirliği açısından, sonuçlarımızın biyokimyasal parametreler üzerinden elde edilecek ilave kanıtlarla güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Testis kapsülünün düz kas içeren tunica albuginea tabakasındaki kontraktilitenin spermi seminifer tübüllerden epididimise ileten güçlerden biri olduğu ve kapsülün kasılabilirliğindeki bir azalmanın inferiliteyi tetikleyebileceği bildirilmektedir. Deneysel verilerimizin analizine göre, agomelatinin testis kapsülü üzerindeki kısmi inhibitör etkisi ilacın doz bağımlı çalışmalarıyla desteklenmeye ihtiyaç duymaktadır.

AgomelatinFizyolojiHayvan deneyleri+5
Ahmet Talha İnal
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İskemik inmeli hastalarda robotik rehabilitasyon ile robotik rehabilitasyona ilaveten transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyonun hastanın fonksiyonel düzeyine ve otonom sinir sitemine etkisi

Bu çalışma iskemik inmeli hastalarda; robotik rehabilitasyon ile robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyonun hastanın fonksiyonel düzeyine ve otonom sinir sistemine olan etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaş üzeri 40 kişi katıldı. Randomize olarak robotik rehabilitasyon ve robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon grubu olarak iki gruba ayrıldı. Robotik rehabilitasyon grubu Lokomat ve nörolojik rehabilitasyon görürken diğer gruba Lokomat ve nörolojik rehabilitasyona ek kulaktan non-invaziv olarak uygulanan Vagustim cihazı ile uyarım yapıldı. Her iki grupta tedaviye başlanmadan önce ve tedaviden altı hafta sonra spastisite, otonom sinir sistemi, yürüme hızı, motor fonksiyon, yaşam kalitesi, kas aktivitesi ve ağrı değerlendirildi. Çalışmada anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Katılımcıların yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grup içinde yapılan karşılaştırmada yalnızca robotik rehabilitasyon uygulanan grupta RMSSD, SDNN, PNN50, Total Power, LF/HF Ratio, LF Power, HF Power ve Ağrı Skalası dışındaki verilerde anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0.05). Robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon grubunda RMSSD, SDNN, PNN50, Total Power, LF/HF Ratio, HF Power, LF Power, LF Peak ve HF Peak parametreleri dışındaki verilerde anlamlı farklılık bulunmaktadır (p>0.05). Grupları karşılaştırdığımızda 10 Metre Yürüme Testi ve Sayısal Ağrı Skalası robotik rehabilitasyona ilaveten uygulanan transkütanöz vagal sinir stimülasyon grubunda daha üstün bulundu. Buna karşın Mean RR İnterval ve HF Peak değerleri sadece robotik rehabilitasyon uygulanan grupta üstündür. Kalan parametrelerde ise gruplar arasında üstünlük gözlenmedi. Çalışma sonucunda iskemik inmeli hastalarda uygulanacak tedavi protokolüne ek transkütanöz auriküler vagal sinir stimülasyon tedavisi uygulanmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz.

Elektrik uyarı tedavisiElektrikle uyarmaElektromiyografi+6
Ömer Dicle Kızıl
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmede diffuzyon MR hacimleri, damar okluzyonu ve HIHSS skoru(National Institues of Healt Stroke Scales Scores) ile tutulan hemisfer arasındaki ilişki

AMAÇ: Ulusal İnme Sağlık Ölçeği Skalası (NIHSS) akut iskemik inmenin şiddetini belirlemede kullanılır. Yüksek NIHSS skoru genellikle intrakranyal arter okluzyonu ile ilişkilidir, ancak tutulan hemisferin damar okluzyonunu ön gördüren NIHSS skoruna etkisi bilinmemektedir. Çalışmamızda inmenin ilk 12 saatinde başvuran hastaların NIHSS skoru ve arteriyel okluzyon varlığı değerlendirildi. Bu çalışmanın amacı akut intrakranyal MR anjiografi ile belirlenen damar okluzyonunun, NIHSS skoru ile ilişkisinin sağ ve sol taraflı inmeli hastalar arasında farklı olup olmadığının araştırmaktır. Çalışmanın diğer bir amacı NIHSS skoru ile DWI lezyon hacmi arasındaki ilişkinin sağ ve sol taraflı inmesi olan hastalarda farklı olduğunu teyit etmektir.METOD: Bu çalışma, 2006-2009 yılları arasında Florence Nigtingale İnme Merkezi'ne inme başlangıcından 12 saat içinde başvuran ve DWI/PWI MR ve İntrakranyal MR anjiografi yapılmış olan 139 hastanın (Sağ hemisfer:59,Sol hemisfer:80) verilerinden retrospektif olarak yapıldı. Çalışmaya izole MCA enfarktı olan hastalar alındı.SONUÇ: Mean (± SD) NIHSS skoru 9,7 ± 6,7 idi. ROC Eğrisi ile arter tıkanıklığını ön gördüren NIHSS Cut-Off değeri sağ ve sol taraflı inme arasında hastalarda benzerdi. Sol taraf inmeli hastalarda damar okluzyonunu ön gördüren Cut-off noktası 8 (duyarlılık % 83, özgüllük % 84) idi. Sağ taraf inmeli hastalarda damar okluzyonunu ön gördüren Cut-off noktası 9 (Duyarlılık % 72, özgüllük % 72) idi .Akut NIHSS skoru ve akut DWI lezyon hacimleri (r = 0.44 sağ, r = 0.68 sol) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. %50 üzerinde semptomatik damar darlığı olan hasta alt grubunda Cut-off NIHSS skoru her iki hemisfer için de 8 olarak saptandı. NIHSS skorları 0 ile 5 arasında olan hastalar için, sağ serebral lezyonların DWI hacmi, sol taraf inmeli hastalara (P = 0.002 hacmi,mean DWI hacmi solda 2,8 cm3, sağda 13,2 cm3 idi) göre daha fazlaydı.TARTIŞMA: Saptanmış olan Cut-Off NIHSS skorlarının damar oklüzyonunu ve %50'nin üzerinde damar darlığınıön gördürmesi nedeniyle, anjiyografik değerlendirme yapılamayan merkezlerde trombolitik tedaviye yönlendirme açısından destekleyici bir bulgu olarak kullanılabilir. Ancak bu Cut-Off NIHSS değerinin klinik kullanımda yer edinebilmesi için daha fazla sayıda hasta içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Arteryel oklüzif hastalıklarDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeKan damarları+5
Muhammed Nur Ögün
Demiroğlu Bilim University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığının eşlik ettiği iskemik kalp hastalarında asetil salisilat direncinin sıklığının araştırılması

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) her yıl dünyada 3 milyon kişinin ölümüne sebep olan bir mortalite ve ve morbidite nedenidir. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde KOAH sebepli mortalitenin %50 artacağı tahmin edilmektedir. KOAH aynı zamanda kardiyovasküler hastalıklar için de risk faktörüdür bu hastalıkta mortalitenin %20-50'sinin kardiyovasküler nedenli olduğu gözlenmiştir. Son zamanlarda yapılmış bir çok popülasyon tabanlı çalışmada sigara kullanımı, yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak KOAH'ın kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız bir risk faktörü olduğu görülmüştür. Bu birlikteliğin altında akciğer parankiminde düşük düzeyde devamlı inflamasyona bağlı artış gösteren IL-6, IL-1β, IL-8, TNF-α gibi sitokinlerini sistemik dolaşıma "sızıntısı" ve sistemik inflamasyonun arteriyel yatağa verdiği zarar yatmaktadır. Her iki hastalıkta da kronik inflamasyon rol oynamaktadır ve KOAH hastalarında kullanılan sistemik kortikosteroid tedavisi ve statin tedavilerinin kardiyovasküler mortaliteye etkileri araştırılmaktadır. Bunun yanında hiperkoagülabilite, trombosit aktivasyonu, hipoksi ve oksidatif stresin artışı da vardır. İnflamatuvar süreçlerde etkin C reaktif proteini (CRP), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), sürfaktan proteini D, ekspiryumda nitrik oksit (eNO) ve nükleer faktör (NF) κβ ekspresyonu gibi parametreler KOAH hastalarında bazalde ve akut ataklar sırasında yüksek bulunmuştur. Aspirin direncinin net bir tanımı olmamakla birlikte farmakolojik olarak COX-1'e bağımlı tromboksan üretiminin standart dozda (75-300 mg/gün) asetil salisilat tarafından yetersiz inhibisyonu olarak tanımlanmaktadır. Direncin altında yatan olası mekanizmalar yetersiz biyoyararlanım, ibuprofen, indometazin gibi ajanlar ile COX-1 kanalına bağlanmadaki yarışma, COX-1 sensitivitesinde azalma, bu enzimdeki gen polimorfizmi, aspirinden bağımsız mekanizmalarla trombosit aktivasyonu (ADP, shear stress) ve tromboksan üretiminin COX-1'den COX-2 bağımlı mekanizmaya geçişidir. İnflamatuvar olaylarda aspirin direncinin arttığı bilinmektedir ve bunun altında asetil salisilattan bağımsız olan COX-2 yolağının aktivasyonu yatmaktadır. Asetil salisilat direncini ölçmek için kesin ve direkt bir yöntem olmamakla birlikte trombosit agregasyonunun ölçülmesi üzerinden bakılan Born metoduna dayalı sistemler (PFA-100®, VerifyNow®, MultiPlate®) kullanılmaktadır. Diğer bir yöntem ise idrarda tromboksan metabolitlerinin ( 11-β dehidrotromboksan B2) bakılmasıdır (AspirinWorks®). Agregasyon ölçüm metodları sıcaklık ve hidrojen iyonu konsantrasyonundan fazlaca etkilendiklerinden idrar metaboliti bakılmasına göre klinik sonuçlarla teknik olarak daha zordur ve sonuçların doğruluğu her zaman söz konusu olamamaktadır. İdrarda tromboksan metabolitlerinin bakılması ise COX-1 enzim aktivitesinin direkt ölçütü olup noninvaziv bir yöntem olması açısından üstündür. İdrar metabolitlerinin ölçülmesi ayrıva trombosit agregasyon yöntemlerine göre klinik sonuçlarla daha anlamlı korelasyon göstermiştir. KOAH hastalarında devam eden inflamasyonun aynı zamanda koroner arter hastalığı olan hastalarda asetil salisilat direncini arttıracağı ve bu hastalarda artmış riskle sonuçlanacağı düşünülmektedir. Amaç Araştırmanın birincil amacı iskemik kalp hastalığı (İKH) bulunan KOAH hastalarında asetil salisilat direncinin sıklığının belirlenmesidir. Metod Araştırma için İstanbul Bilim Üniversitesi Şişli Florence Nightingale Hastanesi kardiyoloji ve göğüs hastalıkları kliniklerine ayaktan başvuran, bilinen arteriosklerozu (karotis arter hastalığı, koroner arter hastalığı, periferik arteriyel hastalık) olan ve terapötik dozda asetil salisilat (75-300 mg/gün) kullanan hastalardan KOAH'ı olan 100 kişi hasta grubu olarak ve KOAH'ı olmayan 100 hasta kontrol grubu olarak alınmıştır. KOAH tanısı solunum fonksiyon testinde FEV1/FVC'nin beklenenin %70'inin altında veya FEV1 değerinin beklenenin %80'inin altında olmasıyla konulmuştur. Hasta seçimi yaş ve cinsiyet açısından tabakalı örnekleme sonrasında basit rastgele seçim ile yapılmıştır. Daha sonra gruplara alınan hastalar demografik özellikler (kardiyak risk faktörleri, sigara kullanımı ve miktarı, ailede KOAH ve kalp hastalıkları öyküsü, ilaç kullanımı) açısından sorgulanmış, inflamasyon düzeyinin tespiti için alınan kan örneklerinde lökosit düzeylerine bakılmış, asetil salisilat direncinin tespiti için çalışma merkezinde kullanılan Multiplate® yöntemi kullanılmıştır. Hastaların asetil salisilat direncinin üzerinde KOAH ve kronik inflamasyonun etkisi SPSS 13 istatistik programı ile değerlendirilmiştir. Araştırmadan dışlanma kriterleri mevcut romatizmal veya KOAH dışı kronik inflamatuvar hastalık, aktif enfeksiyon, trombositopeni, esansiyel trombositoz varlığı, kalıtsal trombosit fonksiyon bozukluklarının varlığı, indometazin, ibuprofen, metamizol kullanımı olarak belirlenmiştir. Sonuç: Yapılan araştırma sonucunda iskemik kalp hastalığına KOAH'ın eşlik ettiği durumlarda aspirin direncinde anlamlı bir artış gözlenmemiştir (p>0,05).

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAsetilsalisilatlar+6
Önder Demiröz
Demiroğlu Bilim University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Perkütan translüminal koroner anjioplasti işlemi öncesi dinletilen müziğin bireylerin anksiyete düzeylerine etkisi

Bu araştırma, Perkütan Translümünal Koroner Anjioplasti (PTKA) işlemi öncesi dinletilen müziğin bireylerin anksiyete düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmanın evreni bir kamu hastanesinin Koroner Anjiyografi Ünitesinde tedavi gören ve elektif PTKA yapılması planlanan koroner arter hastalığı ve/veya iskemik kalp hastalığı bulunan 270 birey, örneklemini ise bu hastalar arasından araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 160 hasta oluşturdu. Hastalar randomize edilerek, kontrol grubu (40 kişi), deney I (40 kişi-ney dinletisi), deney II (40 kişi-klasik müzik) ve deney III (40 kişi- meditasyon müziği) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Hastalara işlem öncesi müzik dinletildi. Veriler, genel bilgi formu, Durumluluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği aracılığı ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel analizlerin yanı sıra, Pearson korelasyon testi, One-way Annova testi, eşleştirilmiş örneklem t testi ve bağımsız örneklem t testi kullanıldı.Yaş ortalamaları 51.14 ± 8.59 olan hastaların %69.4'ü erkekti. Hastalarda anksiyete puanının işlem sonrası işlem öncesine göre azaldığı görülmekle birlikte, hastalara işlem öncesi dinletilen müzik türüne göre anlamlı fark göstermediği saptandı. Hastalarda medeni durumun ney dinletilen grupta durumluk anksiyete puanını etkilediği belirlendi. Klasik müzik diletilen grupta endişeli olduğunda müzik dinlemenin kendisini rahatlattığını ifade eden hastalarda sürekli anksiyete puanının azaldığı saptandı. Kontrol grubunda işlem süresi arttıkça; klasik müzik grubunda ise daha önce PTKA uygulanma sayısı arttıkça anksiyete puanının da arttığı belirlendi. Çalışmanın daha büyük bir örneklemde tekrar edilmesi ve yapılacak araştırmalarda, bireysel özellikler, bireyin müzik tercihi, hastada var olan diğer hastalıklar, çalışmanın yapılacağı yerin sosyo-demografik özellikleri gibi faktörlerin göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

Anjiyoplasti-balon-koronerAnksiyeteKoroner anjiyografi+3
Özge Ulaş
Balıkesir University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik kolon anastomozlarında kaçak önlenebilir mi? Dermalix ile sıçan modelleri

Amaç: Dermalix®(Dx)'in yara iyileşmesi ve anastomoz kaçağı üzerindeki etkisini rat iskemik kolon anastomozu modelinde değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Çalışmanın dizaynında 40 adet rat 3 gruba ayrılmıştır; negatif kontrol grubu (10 rat), kontrol grubu (15 rat) ve deney grubu (15 rat). Negatif kontrol grubuna sadece laparotomi yapılmış olup kontrol grubunda iskemi oluşturulup uçuca kolon anastomozu, deney grubuna ise iskemi oluşturulup uçuca kolon anastomozu ile Dx uygulaması yapılmıştır. Ratlar postoperatif 7.günde sakrifiye edilmiş, rezeke edilen kolon anastomozlarında ise patlama basıncı ölçümü yapılıp adezyon varlığı, nötrofil infiltrasyonu, lokal inflamasyon, epitel rejenerasyonu, granülasyon dokusu oluşumu, neovaskülarizasyon, kollejenizasyon ve yabancı cisim reaksiyonu oluşumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubunda 2, deney grubunda ise 1 ratta anastomoz kaçağına bağlı sınırlı abse oluşumu gözlenmiştir. Patlama basınçları; kontrol grubunda ortalama 134,7 mmHg, deney grubunda ise 194,7 mmHg olarak hesaplanmıştır. Deney grubunda patlama basıncı istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksektir (p=0,005). Yara iyileşmesinin ilk aşamalarından olan nötrofil infiltrasyonu, lokal inflamasyon, epitel rejenerasyonu ve granülasyon dokusu oluşumunda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Neovaskülarizasyon ve kollejenizasyon, deney grubunda daha fazla (p=,00, p=0.032) saptanmış olup Dx'in neovaskülarizasyonu artırdığı izlenmiştir. Yabancı cisim reaksiyonu ve adezyon oluşum arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Özellikle patlama basıncı, neovaskülarizasyon ve kollejenizasyon üzerindeki olumlu etkileri göz önüne alındığında, Dx anastomoz kaçağını önlemede umut verici bir teknoloji olarak görülmektedir.

AnastomozDermalixKolon+3
Yasemin Konuk
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste iskemik inme tanısı alan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve tiyol disülfid dengesinin araştırılması ve 28 günlük mortalite ile karşılaştırmaları

Giriş ve Amaç: İnme global olarak gittikçe artan mortalite/morbidite nedenlerinin başında gelir ve tüm inmeler arasında en sık iskemik inme görülür. İskemik inmeli hastada hızlı tanı ve etkin tedavi mortalite ve morbiditenin azaltılmasında en etkin silahtır. Bu nedenle inme geçiren hastanın ilk başvuru yeri olan acil servislerde, bu hastalar için prognostik belirteçlere ihtiyaç her zaman olacaktır. Bu çalışma ile başvuru anında hesaplanan nötrofil lenfosit oranı ve oksidatif belirteçler ile hastalığın mortalite/morbiditesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal ve metod: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine 18.03.2017 ve 30.11.2017 tarihleri arası başvuran iskemik inmeli 143 hasta, "hasta grubu" olarak ve hiçbir yakınması olmayan hasta grubu ile benzer yaşta 85 sağlıklı gönüllü "kontrol grubu" olarak çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu dâhiliye polikliniğine rutin kontrole gelen, ek hastalığı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerden seçildi. İki grubun yaş, cinsiyet, nötrofil, lenfosit, platelet, üre, kreatinin, albümin, native tiyol (NT), toplam tiyol (TT), disülfid (D), iskemi modifiye albümin (İMA) ve ferroksidaz değerleri kaydedildi. Nötrofil/lenfosit (NLO), platelet/lenfosit (PLO), indeks 1 ( disülfid/native tiyol), indeks 2 (disülfid/toplam tiyol), indeks 3 (native tiyol/toplam tiyol) oranları ile hasta grubun 28. gün sonu mortaliteleri kaydedildi. Tam kan ve biyokimya tetkiklerine ek olarak çalışılan oksidasyon parametreleri için ek kan numunesi alınmadı. Hâlihazırda biyokimya tüpüne alınan kan numunesinden oksidatif parametreler çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 143 hastadan 67'si kadın (%49,6), 76'sı erkekti (%53,1). Yaş ortalamalar 71,99 yaş ± 11,57 yaştı. Yaş parametresi için hasta ve kontrol grubu arasında fark yoktu. Hasta grupta platelet sayısı daha düşük saptandı (hasta grup için medyan: 277x10³, min: 98x10³ maks: 473x10³; kontrol grubu için medyan: 258x10³ min: 72x10³ maks: 575x10³; p= 0,02 Mann Whitney U-test). Nötrofil sayısı ve NLO hasta grupta daha yüksekti (Sırasıyla hasta grupta nötrofil için medyan: 5600/μL min: 900/μL maks: 19900/μL; NLO için medyan: 3,64 min: 0,90 maks: 33,17; kontrol grubunda medyan: 4580 min: 1820 maks: 12740; sırasıyla p< 0,01; p= 0,01 Mann Whitney U-test). 28'inci gün sonunda eksitus olan grupta albümin değeri daha düşük saptandı (Yaşayanlarda medyan: 4,19 g/dL min: 2,96 g/dL maks: 5,0 eksitus grupta medyan: 4,02 g/dL min: 2,79 g/dL maks: 4,53 g/dL; p= 0,021; Mann Whitney U-test). Sürekli değişkenler içinde sadece NT ve TT parametrelerinin normal dağılıma uyduğu görüldü. NT ve TT değeri hasta grupta daha düşük saptanırken (sırasıyla p= 0,002; p= 0,007; independent samples t-test) İMA değeri hasta grupta daha yüksekti (p< 0,001; Mann Whitney U-test). Mortal seyreden hasta grubunda albümin, mortal olmayan hastalara kıyasla düşük saptandı (p< 0,021, Mann Whitney U-test). Ancak albümin mortalite için güçlü belirteç olarak saptanmadı Sonuç: Nötrofil ve NLO değerleri iskemik inmeli hastalarda daha yüksek saptanmış olup mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. NT ve TT değerleri hasta grupta daha düşük bulunmuştur ancak mortalite ile ilişkilendirilmemiştir. Bu durum oksidan son ürünlerin artışından kaynaklanıyor olabilir. İMA hasta grupta yüksektir. Albümin hasta grupta mortalite ile ilişkili bulunsa da güçlü bir belirteç olarak öngörülememiştir. Sonuç olarak çalışmamız inflamatuar belirteçler ve oksidatif parametrelerin iskemik inmeli hastalarda önemini ortaya koymuştur

Acil servis-hastaneAcil tıpDisülfitler+7
Aysel Begüm Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan alt ekstremite akut iskemi reperfüzyon modelinde CORM-3 molekülünün etkilerinin gingko biloba, N-asetilsistein ve pentoksifilin ile karşılaştırılması

Sıçan alt ekstremite akut iskemi reperfüzyon modelinde CORM-3 molekülünün etkilerinin Gingko biloba, N- Asetilsistein ve Pentoksifilin ile karşılaştırılması Amaç: İskemi, çeşitli nedenlerden dolayı dokulara ulaşan kan akımının azalması ya da sağlanamamasıdır. Akut ekstremite iskemisi, yüksek morbidite, mortalite ve maliyetler içeren bilinen en yaygın periferik vasküler acil durumlardan birisidir. Reperfüzyon ise iskemik dokuya kan akımının yeniden sağlanmasıdır. Ekstremitelerde oluşan akut iskemi-reperfüzyon hasarında, iskelet kasları özel bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, alt ekstremite akut iskemi-reperfüzyon hasarı modelinde CORM-3 molekülünün ortaya çıkardığı etkiler; Ginkgo biloba Ekstresi, N-Asetilsistein ve Pentoksifilin ilaçlarının ortaya çıkardığı etkiler ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmada 56 adet Sprague- Dawley cinsi sıçan her bir grupta 8 sıçan olacak şekilde 7 farklı gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak planlandı, Grup 2-3-4- 5-6 ise iskemi-reperfüzyon grupları olarak planlanıp, başlangıçta turnike ile 4 saat iskemi yapıldı. Ekstremitenin en distalinden yani ayak parmaklarından başlanarak sarılan Esmarch bandaj trokanter majör hizasında sonlandırıldıktan sonra kilitli kablo bağı eşit bir şekilde sağ alt ekstremitede kilitlenip, istenilen iskemi modelinin oluşması sağlandı. Grup 1 ve 2 ye herhangi bir enjeksiyon yapılmadı; Grup 3-4-5-6'ya ise 4 saatin sonunda turnike açılmadan sırasıyla CORM-3, Gingko biloba, N- Asetilsistein ve Pentoksifilin intraperitoneal olarak enjekte edildi. Grup 7 ye ise CORM-3 molekülünün proflaktik etkisini de değerlendirmek amacıyla turnike ile iskemi-reperfüzyon hasarı oluşturulmadan yaklaşık 1 saat önce, intraperitoneal ilaç enjeksiyonu yapılıp, yine turnike ile 4 saat iskemi yapıldı. Sonuçlar biyokimyasal, videoanjiyografik ve patolojik kritelere göre incelendi. Bulgular: Biyokimyasal incelemelerde; Grup 2 yani I/R grubunda CK ve myoglobin değerlerinin ortalaması 22.621,00 ve 305,19 U/L ve her iki enzim ölçümü için de G7- G2 arasında (p<0,001) olmak üzere anlamlı derece fark vardı. LDH enzim değerleri ortalamasına bakıldığında tedavi ajanlarının kullanıldığı tüm gruplarda LDH değeri Grup 2' den daha düşüktü; fakat istatistiksel olarak aralarında anlamlı fark yoktu. Videoanjiografik incelemelerde; iskemi yapılmayan Grup 1 haricinde tüm gruplarda sağ/sol perfüzyon dağılımları açısından anlamlı düzeyde fark vardı. Sağ/sol ekstremite proksimali ve middle bölgesi sonuçları değerlendirildiğinde; G2 ile G3, G6 ve G7 arasında anlamlı fark vardı. Sağ/sol ekstremite distali değerlendirildiğinde ise; iskemi yapılmayan ekstremitede G2 ile G3,G6 ve G7 arasında anlamlı fark mevcut iken, iskemi yapılan ekstremitede G2 ile G3 ve G7 arasında anlamlı fark mevcuttu. Patolojik incelemelerde ise tüm kriterlerde G7 ile G2 arasında anlamlı fark mevcuttu. Sonuç: Ekstremitelerin iskemik koşullandırılmasıyla iskemi yapılan ekstremitenin orta ve küçük çaplı damar anjiyozomlarında, iskemi yapılmayan ekstremitenin ise büyük, orta ve küçük damar anjiyozomlarında perfüzyon artışı olur. CORM-3 molekülü hem proflaktik hem terapötik dozlarda büyük, orta ve küçük çaplı damar anjiyozomlarında perfüzyonu artırırken; pentoksifilin molekülü terapötik dozlarda büyük ve orta çaplı damar anjiyozomlarında perfüzyonu artırır. Anahtar kelimeler : CORM-3, İskemi reperfüzyon hasarı, Gingko biloba, NAsetilsistein (NAC), Pentoksifilin

Alt ekstremiteGinkgo bilobaHayvan deneyleri+6
Harun Karaduman
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00

Related subjects