Almanya
299 theses under this subject heading
Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)
Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya
Almanya'da yaşayan üçüncü nesil Türk kökenli bireylerde kimlik algısı
Bir aidiyet sorunu olan kimlik, içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ilişkilerin ve ayrıca geçmişten günümüze ortaya çıkan tarihsel durum ve süreçlerin tamamından etkilenerek kendini inşa eder. Bu bağlamda önemli kültürel ve toplumsal sonuçları olan göç süreçlerinin kimliğin inşasında oynadığı büyük rol, yadsınamaz bir gerçektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen uluslararası göç de hem göç alan hem de veren ülkeler için kayda değer toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmuş; bunun yanı sıra kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı; 1961 yılından itibaren Almanya'ya yönelik Türk işçi göçü hareketinin öngörülmeyen bir sonucu olarak bugün Almanya'da yaşayan, eğitim gören ve bu toplumun bir parçası olan Türk kökenli üçüncü nesil bireylerin sahip olduğu kimlik algısını araştırmaktır. Kimlik inşasında ön koşul, her zaman bir "öteki"ne duyulan ihtiyaçtır. Hiçbir kimlik aidiyeti, kendisinden farklılıklarının bulunduğu ve aynı zamanda asgari düzeyde benzerliklerde buluştuğu bir Öteki olmadan var olamaz. Dolayısıyla, Almanya'da yaşayan Türk kökenli bireylerin kendi kimliklerini inşa etmesinde de Öteki önemli bir yer taşımıştır. Ancak günümüzde üçüncü neslin, kendileri için Öteki olan Alman kimliğini, bu ülkeye ilk göçü gerçekleştiren akrabalarının aksine, kendilerinden tamamen farklı bir noktada konumlandırmadığı; kimliklerini inşa sürecinde Alman kimliğine de yer verdikleri gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk işçi göçü, uluslararası göç, ulusötecilik, transnasyonalizm, kimlik.
Gençlerin Facebook kullanımları: Almanya ve Türkiye örneği
Çalışma Federal Almanya ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki 15-24 yaş arası bireylerin sosyal medya uygulamalarından Facebook kullanımlarının belirlenmesi ve karşılaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda dünya genelindeki popüler sosyal paylaşım web sitelerinden olan Facebook üzerinden iki ülke arasındaki kullanım pratikleri yapılandırılmış çevrimiçi görüşme yöntemiyle değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular Alman ve Türk gençlerinin Facebook kullanımlarının büyük oranda benzer olduğunu ancak Türk gençlerin sosyal medya olgusuna Alman gençlere kıyasla daha dikkatli bir yaklaşım gösterdiğini ve belli başlı içerikleri paylaşma anlamında çeşitli korkulara ve endişelere sahip olduğunu göstermiştir. Bu anlamda Alman gençlerin Facebook'ta daha özgür bir tavır sergiledikleri, Türk gençlerinin ise çeşitli çekincelerle hareket ettiği gözlenmiştir.
Girişimcilik eğitiminin ilköğretim programlarına konulmasına yönelik model önerisi
Giderek artan bir değer olarak girişimcilik, ekonomik kalkınmanın ve yeniliğin yapıtaşı olarak görülmektedir. Girişimcilik becerilerinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılmaya başlanması, gençlerin yeni işler kurma eğilimlerini güçlendirecektir. Bu araştırmada, ilköğretim düzeyinde girişimcilik derslerinin tasarlanıp, eğitim programlarına dâhil edilmesi ve böylece girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bundan dolayı, girişimcilik eğitimini ilköğretim programlarında uygulayan ülkeler ve çocuk girişimciliği üzerine yazılmış kitaplar incelenerek karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması desenine göre desenlenmiştir. Almanya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ilköğretim girişimcilik eğitimleri bütüncül çoklu durum desenine uygun olarak incelenmiş, Türkiye'deki eksik uygulamalar tespit edilerek Türkiye için bir model önerisi sunulmuştur.
Diasporaların anavatan ziyaretleri: Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi 2013 üzerine bir alan araştırması
İnsanoğlu var olduğundan beri çeşitli nedenlerle hareket halinde olmuş, münferit olarak ya da topluca bir yerden bir yere geçici veya sürekli olmak üzere göç etmiştir. Türklerin son 50 yıllık süreçteki göçlerine genel olarak bakıldığında ise en yoğun Türk göçünün olduğu kıta olan Avrupa'da günümüzde yaşayan yaklaşık beş milyonluk bir Türk Diasporası ortaya çıkmaktadır. Avrupa'da bulunan Türk varlığının çok büyük bir çoğunluğunu, yaklaşık üç milyonluk bir kitle ile Almanya barındırmaktadır. Yaşanan bu göçler sonucunda oluşan diaspora toplumlarının anavatanlarına gerçekleştirdikleri ziyaretler ise diaspora turizmi konusu kapsamında incelenmektedir. Bu araştırmayla, anavatanından göç ederek yaşadıkları yerlerde diaspora toplumu haline gelen insanların anavatanlarına yapmış oldukları kültürel turlardan beklentileri ve bu gezilerin onlar üzerinde bıraktığı sosyo-kültürel etkiler saptanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Almanya Türk Federasyon'un düzenlediği "Türkiye Kültür Gezisi 2013" üzerinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı dokuz gün süren geziye bizzat katılarak gözlemde bulunmuş, amaçlı örneklemin maksimum çeşitlilik tekniği ile belirlenen 28 kişiye birer veri toplama günlüğü dağıtmış ve her gün için ne hissettiklerini yazmalarını istemiş, ardından ise geziden sonra Almanya'ya giderek, dokuz şehirdeki toplam 28 katılımcı ile görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşme esnasında söylenenler, söylendiği haliyle ve diyalog sırası değiştirilmeden yazıya dökülmüştür. Elde edilen veriler anlamlı bölümlere ayırmak için ilk önce kodlanmıştır. Bunun için bir kod cetveli oluşturulmuştur. Kendi içinde anlamlı bir bütün oluşturan kısımlar araştırmacı tarafından isimlendirilmiştir. Farklı bölümlerde yer alan ve anlam bakımından ilişkili olan veriler, bir araya getirilip ilişkilendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler incelenip yapılan kodlama ve ardından kategorilere ayırma işlemi sonucunda ortaya dokuz ana tema ve bu ana temalar altında 22 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu tür kültürel gezilerin, Türk Diasporası mensuplarının Türk kültürüne ve Türkiye'ye olan bağlarının güçlenmesine katkı sağladığı, Türklük aidiyetlerinin ve milliyetçilik duygularının artmasına etki ettiği, atalarına hayranlık oluşturduğu, Türk tarihine ve kültürüne merak uyandırdığı, bu çalışmada ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Diaspora turizmi, turizm sosyolojisi, Almanya Türkleri, göçler, Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi.
İlköğretim II. kademe demokrasi eğitimi konuları üzerine Türk ve Alman eğitim sistemlerinde öğretmen görüşlerinin karşılaştırılması: Osnabrück-Muş örneği
Bu araştırmamızın amacı, Almanya'daki ve Türkiye'deki demokrasi eğitimi ile ilgili dersleri veren ortaokul öğretmenlerinin İlköğretim II. Kademe demokrasi eğitimi konuları üzerine görüşlerini karşılaştırmaktır. Bu nedenle Survey (Tarama) Modeli, Nitel Görüşme Tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini, Almanya'nın Osnabrück kentindeki 11 ortaokul öğretmeni ile Türkiye'nin Muş kentinde bulunan 11 ortaokul öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplamak amacıyla nitel görüşme (mülakat) gerçekleştirilmiştir. Görüşmede toplam 6 soru her iki ülkedeki öğretmenlere aynı şekilde sorulmuştur. Görüşmede kayıt cihazı kullanılmış, kayıtlar daha sonra metin haline dönüştürülmüştür. Elde edilen verilerin analizi için betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Alman öğretmenlerin cevapları, A1-A11, Türk öğretmenlerin cevapları, T1 - T11 gibi kodlarla belirlenmiştir.Çalışmamızın sonunda, öğretmenlerin demokrasi algılarında ve demokrasi eğitimi ile ilgili uygulamalarında farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Almanya'da demokrasi eğitimi ile ilgili uygulamaların daha fazla olduğu ve öğrencilerin okul ve ders ile ilgili işlere katılımının sağlanmaya çalışıldığı belirlenmiştir. Alman öğretmenler, sınıf meclisleri uygulamasını gerçekleştirmekte ve Öğretim materyali seçimini düzenlemektedirler. Almanya'daki okullarda, demokrasi eğitimi için yeterli alan sağlanmaktadır. Buna karşın, Türkiye'de, demokrasi eğitimi için, okullarda yeterli alan olmadığı belirtilmiştir. Türkiye'deki öğrencilerin katılım bilincinin yeterli derecede kazandırılmadığı, demokrasi eğitimi verilirken yeterli derecede uygulamaların yapılmadığı derslerin genellikle teorik olarak işlendiği ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, eğitim, demokrasi eğitimi
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği
Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.
Göçmenlere yönelik eğitim politikalarının entegrasyona etkisi: Türkiye ve Almanya örnekleri
Bu araştırma, çeşitli nedenlerle Türkiye'ye göç eden Suriyeliler ve Almanya'ya göç eden Türkiyelilerin göç ettikleri ülkelerde gördükleri eğitimin entegrasyon sürecine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Göç, isteğe bağlı ya da zorunlu hangi sebeple gerçekleşmiş olursa olsun sonrasında yaşanan süreçler ciddi benzerlik göstermektedir. Zira göç sonrasında ev sahibi ve göç eden toplumlar bir şekilde etkileşime girerek yeniden bir toplumsal uyum dengesi sağlamak durumunda kalmaktadır. Uyum dengesinin yeniden sağlanması sürecine eğitimin etkisinin anlaşılmaya çalışıldığı bu çalışmada, Türkiye ve Almanya'dan toplam 30 katılımcıyla yarı yapılandırılmış mülakat yöntemiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Salgın şartlarından dolayı görüşmelerin çoğu Whatsapp programı aracılığıyla görüntülü olarak uzaktan yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda oluşturulan yazılı metinlerden temalar oluşturulmuş ve veriler analiz edilmiştir. Veri analizi sonucunda göçmenlerin yaşamlarında karşılaştıkları en temel sorunlardan birinin dil sorunu olduğu ve bu sorunun ancak nitelikli bir eğitim süreciyle aşılabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte refah düzeyi yüksek bir ülke olan Almanya'daki Türkiye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden memnuniyetlerinin oldukça yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Almanya'nın uzun yıllardan beri göç ülkesi olmasından dolayı göçmenlere dönük eğitim, sağlık ve sosyal hizmet imkanlarını geliştirme konusunda ciddi mesafe aldığını göstermektedir. Öte yandan Türkiye'deki Suriye kökenli göçmenlerin göç ettikleri ülkeden genel olarak memnun olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum Türkiye'nin göçmenlere yönelik politikalarını yeni yeni oluşturmaya çalışan bir ülke olduğunu ve bu konuda henüz yolun başında olduğunu göstermektedir.
Türkiye ile Federal Almanya arasındaki dış ticaret anlaşmaları: 1950-1955 dönemine yönelik tarihsel bir araştırma
1950'lerin başında Türkiye ve Federal Almanya Cumhuriyeti özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri ve temel dış ticaret politikaları açısından önemli benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin yanında iki ülkenin birbirleri arasında çeşitli ticari anlaşmalara da imza attığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki ticari anlaşmaların değerlendirilmesini bu iki ülkenin kayda değer büyüme gerçekleştirdiği 1950-1955 dönemi için gerçekleştirmektir. Bu dönem içerisinde Türkiye'nin dış ticaret politikasının yönetim şekli Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktadır. 1950-1955 dönemi içerisinde Federal Almanya Cumhuriyeti ile yapılan ticari anlaşmalar 03.05.1952 ve 25.11.1953 tarihli bakanlar kurulu kararlarında yer almakta olup bu kararlar tarihsel araştırma metodu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakanlar Kurulu Kararı, Demokrat Parti Dönemi, Dış Ticaret Politikası, Federal Almanya Cumhuriyeti
20. yüzyıl Alman dışavurumcu resim sanatında Birinci Dünya Savaşı`nın etkileri
Dışavurumculuk, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel varoluşların birbirlerini etkilemesi sonucu, politik istikrarsızlık ve ekonomik çöküntü ortamında mevcut düzene bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde 20. yüzyıl Alman Dışavurumcu Sanatının ortaya çıkmasına etken olan toplumsal koşullar ile dönemin sanatsal yaklaşımları değerlendirilerek Dışavurumcu sanatının tarihçesine kısaca yer verilmiştir.İkinci bölümde Dışavurumcu akımını oluşturan gruplar ve bu gruplar arasındaki farklılıklar ile grupların çalışmaları incelenmiştir.Üçüncü bölümde savaşın Dışavurumcu hareketine yansımaları araştırılmıştır. Dışavurum sanatçılarının çalışmalarındaki biçim bozmalar, renk kullanımları ele alınmıştır.Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Çalışma, 20. yüzyıl Alman Dışavurumcu resim sanatında Birinci Dünya Savaşı'nın etkileri ile sınırlandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dışavurum, Savaş, Tepki, Şiddet, Akımlar.
Türkiye ve Almanya'daki okul öncesi eğitim programlarının karşılaştırılması
Bu çalışma, Türkiye ve Almanya'daki okulöncesi eğitim programlarını farklı değişkenler açısından karşılaştırarak programlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymayı amaçlayan bir karşılaştırmalı eğitim çalışmasıdır. Bu araştırmada, Türkiye ve Almanya'daki okulöncesi eğitim programlarının amaç, içerik, programın uygulanışı ve program yeterliliklerinin bire bir karşılaştırılması amaçlanmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışma nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup, karşılaştırma yapabilmek amacıyla eğitim araştırmalarında sıkça kullanılan yatay yaklaşım ve kısmen dikey yaklaşım anlayışı kullanılmıştır. Bu araştırmada veriler; tez, makale gibi yazılı ve ilgili ülkelerin resmi kaynaklarından, görüşme, gözlem ve doküman analizi gibi tekniklerden yararlanılarak toplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, iki ülkenin okulöncesi eğitim programlarında bazı benzerliklerin yanı sıra; okulöncesi okullaşma oranları, okulöncesi öğretmen yetiştirme kriterleri, okulöncesi eğitimin hedefleri gibi önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Almanya, anaokulu, okulöncesi eğitim programları, Türkiye
Ulusal inovasyon sisteminde üniversitelerde inovasyon yönetim yapısı: Almanya'nın model olabilirliliği üzerine bir araştırma
Ulusal İnovasyon Sistemi, ülkelerin refah seviyelerini artıran, sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyi sağlayan, bilgi ve teknoloji gelişimini toplumun her katmanına yayan, uluslararası etkileşimi olan ulusal düzeyde bir oluşumdur. Ulusal İnovasyon Sistemi içinde yer alan üniversiteler ise inovasyonun ortaya çıkışına temel teşkil eden nitelikli insan gücü, bilgi ve araştırmalara kaynak olan önemli bir aktördür. Araştırmanın temel amacı, Ulusal İnovasyon Sisteminde üniversitelerin rollerinin neler olduğu ve Almanya üniversitelerinin Türkiye üniversiteleri için model olabilirliliğinin araştırmasını yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda Ulusal İnovasyon Sisteminin önemli bir unsuru olan üniversitelerin inovasyon bağlamında yapmış oldukları faaliyetler Ulusal İnovasyon Sistemi çerçevesinde incelenmiş, Almanya üniversitelerini inovasyona yönlendiren Exzellenz İnisiyatifi (Exzellenz İnitiative) modelinin Türkiye üniversitelerinin Ulusal İnovasyon Sistemi içindeki faaliyetlerine örnek olabileceği tespit edilmiştir. Örnek modelden yola çıkılarak Türkiye üniversiteleri için Seçkin Üniversiteler Modeli ortaya konulmuştur. Seçkin Üniversiteler Modeli ile Türkiye Ulusal İnovasyon Sistemi içinde yer alan üniversitelerin inovatif faaliyetlerinin artacağı öngörülmektedir. Tez çalışması Türkiye'ye, Türkiye Ulusal İnovasyon Sistemine, üniversitelere ve bu konu ile ilgili araştırma yapanlara katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Ulusal İnovasyon Sistemi, Exzellenz İnisiyatifi, Seçkin Üniversiteler Modeli.
Evsizlik ve deneyim: Almanya ve Türkiye'deki evsizlerin kültürel pratikleri
Evsizlik, her ne kadar son dönemde daha da görünür olan bir durum olsa da modern bir olgudur. Modernitenin başlangıcından bu yana toplumsal öznelerin yaşadığı ekonomik sorunlar yanında varoluşsal gerilimler bir vakıa olarak evsizlik kavramını beraberinde getirmiştir. Nitekim ilk planda yalnızca ekonomik unsurların bir sonucu gibi görülse de buna ek olarak kültürel bazı değişkenlerin evsizlik deneyimi üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Kapitalizmle eklemlenme düzeyi ve/veya biçimi yanında toplumsal dayanışma ağları, ev mekanına yüklenen sembolik anlam, devlet tasavvurunun toplumla kurduğu kadim ilişki gibi unsurlar, evsizlik deneyiminin içinde mevcut ve dışarıdan atılan ilk bakışta görülemeyecek dinamiklerin olduğunu akla getirmektedir. Nitekim bu çalışma kapsamında İstanbul ve Bonn kent mekânını deneyimleyen evsizlerle yapılacak derinlemesine görüşmeler ile konunun hem ekonomi-politik ve kültürel içerimleri ortaya koyulabilecek hem de Türkiye ve Almanya örneğinde karşılaştırmalı bir okuma yapılmıştır. İstanbul ve Bonn kent mekânında yaşayan "evsiz" bireylerin kültürel deneyimleri ve simgesel anlam haritalarını keşfedici bir araştırma yöntemi ile betimlemeyi amaçlayan bu araştırma bir çıkış noktası olarak, bireylerin gündelik hayatlarında yaşadıkları psikolojik boşluk halinin ve/veya travmatik gerilimlerin, diğer tüm değer hiyerarşisi ve anlam kütüphanesi ile birlikte evsizliği beslediğini düşünmektedir.
Avrupa'nın ötekisi bağlamında Almanya'da yükselen İslam karşıtlığı
Eski zamanlardan beri farklı dinler, toplumlarda zaman zaman bir ihtilaf ve dışlanma konusu olagelmiştir. Bu bağlamda İslam karşıtlığı da Avrupalılarda sürekli var olan bir olgu olmuştur. Hristiyan dünyasının geçmişten beri İslam dünyasıyla olan mücadeleleri ve Batı dünyasının kendisini tek bir kimlik altında toplama arzusu ise İslamofobik düşüncelerin sürekli pekişmesini sağlamıştır. Bir kimliğin inşa edilebilmesi açısından en önemli husus, karşıda bir düşmanın yani bir ''ötekinin'' yaratılmasıdır. Bu doğrultudan hareketle de Avrupa kimliğinin oluşturulması için gerekli olan ortak düşman ise Batı dünyası tarafından İslamiyet ve Müslümanlar olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda Müslüman toplumlar Avrupalılar açısından birer ''öteki'' olarak konumlandırılmış; farklı özelliklere, inançlara ve kültürlere sahip kişiler olarak zihinlere kazınmışlardır. Bu durumun sonucunda da Müslüman toplumlar Avrupa ülkelerinde kültürel bir ırkçılığa maruz kalmıştır. Geçmiş yüzyıllardan beri Avrupa'nın diğer toplumlarında olduğu gibi Almanların zihinlerinde de mevcut olan İslam karşıtlığı Müslüman ülkelerden gelen göçler ve radikal cihatçı terör örgütlerinin saldırıları sonrasında daha da yaygınlaşmış ve somut bir hale gelmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de ABD'de gerçekleşen terör saldırıları bu hususta çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu saldırılar sonrasında ise İslam karşıtlığı Avrupa'nın genelinde olduğu gibi Almanya'da da artık hemen hemen her alanda kendisini göstermeye başlamış hatta Müslümanlara karşı şiddet içerikli ırkçı hareketlerin çok daha fazla artmasını sağlamıştır. Bu duruma ilaveten batı medeniyeti tarafından çizilmiş olan ''kötü'' İslam ve Müslüman imajı ise küreselleşen dünyada medyanın da etkisiyle sürekli olarak toplumların zihinlerine işlenmiştir. Bu durumda insanlar arasında İslamofobik düşüncelerin daha da artmasını sağlamıştır. Böylelikle İslam karşıtlığı Avrupalı toplumların genelinde olduğu gibi Alman toplumunda da devamlı olarak güncel tutulmakta ve sürekli harlanmaktadır.
A comparative study between countries hosting Syrian refugees' entrepreneurs: Turkey, Germany, and Egypt case
The study intends to explore the influence of refugee entrepreneurs on the host countries, especially in the context of business sectors. The study focuses on Egypt, Germany, and Turkey to examine the effects of Syrian refugee entrepreneurs on the economic sectors of the communities that have embraced them. This research investigates the role of Syrian refugee entrepreneurs on the local business sector. The study adopts a mixed approach, thereby collecting both qualitative and quantitative data. Snowball sampling was used for selecting the sample population and the research was supported by 6 key informants interviews (KIIs), with the help of 6 Syrian as well as local experts. Descriptive and inferential statistical analyses were conducted along with Chi- Square analyses using SPSS. The findings show that the investments made by Syrian refugees as entrepreneurs had a favorable contribution on the foundation of new firms, creating new jobs, expanding access to resources, and developing revenue. The results indicate that the entrepreneurial endeavors of Syrian refugees have a considerable role on the economic sectors of the host communities. Besides, Syrian businesses operating in Host nations significantly influenced the labor market by fostering greater access to employment, increased sales and local business expansion due to an increase in customers, promotion of overseas sales, increased accessibility to financial resources, market expansion and easy access to resources, encouragement of the entrepreneurial spirit, and influence on the labor market's social culture. Language barriers, poor accessibility to funding and loans, business plan development, difficulties in marketing products, legal issues, fear of failure, commercial arrangements and challenges in balancing family life and work have proven to be the most significant obstacle for Syrian businesses doing operations in their host countries. Keywords: Entrepreneurship, Immigration, Syrian, Host communities, and Refugees
Bir Kant Frege karşılaştırması: Aritmetiğin yasaları sentetik A priori midir, analitik A priori midir?
Aritmetiğin temelleri üzerine yapılan bu çalışma, on sekizinci yüzyılda yaşamış büyük Alman filozofu Immanuel Kant'ın ve on dokuzuncu yüzyılda yaşamış başka bir Alman filozof-matematikçi Gottlob Frege'nin aritmetik yargıların doğalarına ilişkin yapmış oldukları çalışmaların eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi ve karşılaştırılmasıdır. Kant aritmetik yargıların sentetik a priori olduğunu iddia eder ve bu iddiasını 1781 tarihli Saf Aklın Eleştirisi ve 1783 tarihli Prolegomena isimli kitaplarında kendi epistemolojisine uygun olacak şekilde temellendirir. Buna göre, aritmetik yargılar sadece kavram analizi yaparak, ya da sadece tanımlara başvurarak temellendirilemezler. Bu temellendirme, Kant'ın saf görüde inşa etmek dediği özel bir işlemi gerektirir. Öte yandan, Frege, aritmetik yargıların (Kant'ın söyleminin aksine) analitik a priori olduğunu iddia eder ve en önemli eseri olan Aritmetiğin Temelleri'nde (1884) bu iddiasını gerekçelendirir. Frege, aritmetikte görü aracılığıyla temellendirmeyi gerektirecek hiçbir şeyin olmadığını, aritmetik doğrulukların bütününün mantık yasaları aracılığıyla, dedüktif bir süreç sonucunda türetilebileceğini iddia eder. Bu iddia aynı zamanda, aritmetik yargılar analitiktir de demektir. Çalışma yapılırken Kant'ın ve Frege'nin bahsi geçen eserleri ana kaynaklar olarak kullanılmakla beraber konuya ilişkin yazılan birçok kitap ve makale incelenmiş olup doğrudan ya da dolaylı şekilde atıf yapılanlar çalışmanın kaynakça kısmına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kant, Frege, Aritmetik, Analitik Yargı, Sentetik Yargı
Almanya ve Türkiye'de okul öncesi eğitim sisteminin karşılaştırılması
Okul öncesi eğitim, çocukların gelişiminde kritik bir rol oynayan önemli bir aşamadır. Araştırmalar sonucunda okul öncesi eğitimin, çocukların gelecekteki akademik başarıları ve sosyal becerilerini etkilediğini göstermektedir. Bu araştırmada; Alman ve Türk okul öncesi eğitim sisteminin yapı, amaç, benimsenen yaklaşım, bütçe, personel, okullaşma oranı ve akademik başarıya katkısı bakımından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu karşılaştırmalı eğitim çalışmasında, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi metodu, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Veriler betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma, okul öncesi eğitimdeki amaçlar bakımından Türkiye'de anadilde konuşmaya vurgu yapılırken, Almanya'da ise ekip çalışması ve yaratıcı ifade becerilerine vurgu yapıldığını göstermiştir. Yapısal olarak Türk ve Alman eğitim sistemleri devlet ve kurum özerkliği ve merkezi kontrol açısından farklılıklar göstermektedir. Benimsenen yaklaşımlar bakımından iki ülke arasında Almanya'da Waldorf yaklaşımının benimsenmesi ve Türkiye'de MEB tarafından hazırlanan farklı yaklaşımların bir kombinasyonu olan eğitim yaklaşımının uygulanması açısından farklar bulunmuştur. Araştırma; okullaşma oranında, okul öncesi eğitimdeki personel sayısında ve eğitime ayrılan bütçe miktarında Türkiye'nin Almanya'nın gerisinde olduğunu göstermiştir. Araştırma; eğitime ayrılan bütçenin öğretmen sayısını, eğitimin kalitesini ve başarısını etkilediğini göstermiştir. Araştırma; okul öncesi eğitime devam eden Alman ve Türk öğrencilerin akademik başarılarında fark olduğunu göstermiştir. Daha uzun okul öncesi eğitime katılma sürelerine sahip olan Almanya'da öğrencilerin sonraki eğitim kademelerinde matematik ve fen başarıları daha yüksektir. Türkiye'nin okul öncesi okullaşma oranında geçmişe göre artış göstermesine rağmen, PISA ve TIMMS değerlendirmelerinde halen OECD ortalamalarının altında kaldığı görülmüştür. Araştırmada, bu genel sonuçlar doğrultusunda Türkiye'de okul öncesi eğitime yönelik çeşitli iyileştirmeler önerilmiştir. Araştırmanın konu alanındaki çalışmalara ve uygulamalara ışık tutması umulmaktadır.
Türkiye`deki Alman okulları
Haçlı seferleriyle 12. yüzyılda başlayan Türk- Alman ilişkileri uzun süre elçiler vasıtasıyla sağlanmış, 1761' de bir ticari anlaşma yapılmasıyla resmiyet kazanmıştır. Osmanlı Devleti yapılan bu ticari anlaşmayla, diğer ülkelere sağladığı kapitülasyonları Almanya'ya da vermiştir. Bu tarihten itibaren sıklaşan Osmanlı-Alman ilişkileri daha çok ticari yönü ağır basan ilişkilerdi. 19. yüzyıldan itibaren Alman misyonerlerin, kutsal topraklarda ve Anadolu'nun doğusunda kendi mezheplerini yaymak amacıyla kilise ve okul açmaya başlamasıyla iki ülke ilişkileri farklı bir nitelik kazandı. Alman misyonerlerinin açmış olduğu bu okullar, resmi nitelik taşımayan ve Alman birliğinden önce açılmaya başlanmış okullardı. Ancak Almanya'nın 1871'de Fransa'yı yenerek oluşturduğu birlikle beraber hızlıca gelişen sanayisinin yeni ham madde ve pazar ihtiyacı Bismarck'm 1862'den beri yürüttüğü, içe kapalı denge siyasetini zorlamaya başladı. Almanya artık kendi topraklarından çıkan ham madde ile yetinemeyecek kadar sanayileşmiş ve gelişmişti. Almanya, pazar arayışına girdiği Avrupa'da, pazarların zaten çoktan paylaşılmış olduğunu ve kendisine bu pazarda yer olmadığını anlayınca, "güneşte kendine yer edinebilmek için" diğer emperyalist ülkeler gibi sömürge arayışına girmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine 1880'li yıllardan itibaren Afrika ve Asya'da sömürge edinmeye yönelik bir mücadeleye girişen Almanya, bu uğurda çok para ve asker yitirmesine rağmen istediği nitelikte verimli sömürgeler edinememiştir. Çünkü sömürgeler diğer Avrupalı devletler tarafından çoktan paylaşılmış, Almanya'ya ise sadece verimsiz topraklar kalmıştı. Bu noktada Almanya kendine çok daha yakın bir ülke keşfetti: Osmanlı Devleti. II. Wilhelm'in 1888'de Almanya'da iktidara gelmesiyle birlikte Almanya, Basra Körfezine kadar uzanan bir bölgeyi kendi çıkar alanı olarak ilan etti ve bu amacı gerçekleştirmek için de Bağdat Demiryollarının yapımına karar verdi. Bu tarihten sonra Almanya, ekonomisi, askeri, misyoneri, siyasetçisi ve eğitimcisiyle Osmanlı topraklarındaydı. VIIOsmanlı topraklarında Alman elçilik mensuplarının, demiryolları çalışanlarının ve tüccarlarının çocukları için resmi nitelikte olan Alman okulları açıldı. Almanlar tarafından Osmanlı topraklarında açılan bu okulların çoğu, Osmanlı Devleti 'nin yabancı okulların ruhsatlarım resmiyete kavuşturmayı zorladığı 1902 tarihine kadar ruhsatsız olarak faaliyetlerde bulundu. Almanlar, resmi politikalarının gereği olarak, bir yandan, Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler içinde bulunup başta demiryolu ve silah siparişleri olmak üzere her türlü kolaylığı ve imtiyazı Osmanlı devlet kademesinden sağlıyor, ülkedeki azınlıklara yönelik bir faaliyet içinde olmadığını göstermeye çalışıyordu. Hatta Alman hükümeti, Osmanlı topraklarında kolonyal yayılmayı savunan Pangermenleri ve misyonerleri Alman dış politikasının düşmanı dahi ilan edebilecek kadar ileriye giderken, diğer yandan da gizliden gizliye misyoner okullarıyla ve diğer resmi nitelikli Alman okullarıyla ülkedeki Gayri-Müslimlerin hem dinini değiştirmeyi hem de onları Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmayı da ihmal etmedi. Almanlar bunun dışında, kendi ülkesinden atmak istediği Yahudilerin, kutsal topraklara yerleşmelerini sağlamak için teşvik etti ve onlara her türlü kolaylığı sağladı. Alman okullarını diğer ülke okullarından ayıran özellik, onların ülkedeki azınlıklara yönelik çalışmalarda bulunmuyor gözükmeleriydi, her ne kadar onlar da diğer yabancı okullar gibi azınlıklarla ilgili faaliyetlerde bulunsalar da, Alman okulları diğer bir deyişle, Osmanlıya dost gözüken bir ülkenin okullarıydı. Ancak Almanların Dünya Politikasının bir aracı olarak I. Dünya Savaşına giren Osmanlı İmparatorluğu, Alman devletiyle birlikte yenilmiş ve ülkedeki her türlü Alman faaliyeti de böylece son bulmuştur. I. Dünya Savaşından sonra kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti' nde bütün Alman okulları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olmayan Elçilik Okulu dışında tek bir Alman okulunda birleştirilmiştir. Cumhuriyet rejimi süresince tüm yabancı okullar sıkı denetim ve kontrol altına alınabildiği için Alman okulunun da en ufak zararlı bir faaliyet içine girmesine izin verilmemiştir. VIII
Alman yayılmacılığı ve jeopolitiği
XX. yüzyılın başları, savaş makinelerinin insan katliamını seriye bağladığı, milyonlarca insanın cephede ve bir o kadar sivilin de evinde bombalanarak imha edildiği, Alman kamplarında beş milyondan fazla sivilin katliama uğradığı, Rusya'da 6 milyondan fazla insanın devrimden öldüğü, kelimelerin hatta rakamların bile ifade edemeyeceği kadar büyük yıkımlara sahne olmuş savaşlarla hatırlanır. Birincisinde 20 milyon, İkincisinde 50 milyondan fazla insanın ölmesine sebep olan bu Dünya Savaşlarının nedenleri nelerdi acaba? Almanya sık sık Paris'i işgal etmeyi alışkanlık haline getirip, tutku mu edinmişti? Yoksa temel konuları dünya hâkimiyetine dayalı olan bir bilim ve bu bilime ilişkin teorilerin etkisi var mıydı acaba? Günümüze gelindiğinde ise dünyanın çeşitli coğrafyalarında süren iç savaş ve terör olaylarının gerçek sebeplerinin arkasında hangi dinamikler bulunuyor? Jeopolitik nasıl doğdu, hedefleri nedir? Ülkeleri, liderleri ve dünya politikalarını nasıl etkiler? Alman yayılmacılığı ile jeopolitik kuram arasında nasıl bir bağlantı vardır? Bu sorular ve bu sorulara verilen olası yanıtlar çerçevesinde bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde jeopolitik kuramın tarihçesi, teorisyenleri ve ilgili teorisyenlerin temel düşünceleri, ikinci bölümde ise Alman Yayılmacılığı ve sebep olduğu savaşlar üzerinden jeopolitik uygulamaları üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada Alman jeopolitik aygıtı ile Alman Yayılmacılığı vurgulanmış olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Jeopolitik, Jeostrateji, Strateji, Millî Güç, Siyasî Coğrafya, Alman Yayılmacılığı, Alman Jeopolitiği, Hitler, II. Dünya Savaşı, Nasyonal Sosyalizm.
Türkiye ve Almanya'da yenilenebilir enerji kaynakları - Sürdürülebilir kalkınma ilişkisi
Gelişmişliğin en önemli unsurlarından biri şüphesiz ki sanayileşmedir. Sanayileşmenin girdisi olan enerjinin günümüzde büyük oranda yenilenemeyen fosil kaynaklardan elde edilmesi, çevre sorunlarına neden olmakta kalkınmanın sürdürülebilirliğini zorlaştırırken; yaşanabilir bir çevrenin gelecek nesillere aktarılmasını tehlikeye sokmaktadır. Günümüzde giderek artan enerji ihtiyacının karşılanmasında yerli, çevre dostu ve sınırsız kaynaklardan olan yenilenebilir enerji kaynakları ülke ekonomilerine katkı sağlarken sürdürülebilir bir çevrenin devamını sağlamaktadır. Bu çalışmada, öncelikle sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji kaynakları arasındaki ilişki incelenmiştir. Türkiye'de ve Almanya'da yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının sürdürülebilir kalkınmaya katkısı ele alınmıştır. Almanya ile Türkiye karşılaştırması yapılmaya çalışılmıştır.
1960'tan günümüze Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatı ve Türk göçmen yazarlar (Roman)
1961 yılından itibaren Almanya'ya yapılan Türk işçi göçleri; edebiyat, sosyoloji gibi alanların ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada, Almanya'ya yapılan işçi göçleri sonucunda Almanya'da ortaya çıkan Türk göçmen edebiyatı, göçmen yazarların roman türünde verdikleri eserler üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma; 1960'lı yıllardan itibaren, Almanya'ya göç eden işçilerin sorunlarından bahseden ve bu işçilerin hayatları etrafında şekillenen romanlar üzerine giriş ve sonuç dışında iki bölümden oluşan bir çalışmadır. Çalışmanın birinci bölümünde; göç kavramı, iç göçler ve dış göçler, Dünya ve Türk edebiyatında göç, Almanya'ya göçün nedenleri, Türkiye'nin ve Almanya'nın göç olgusuna yaklaşımı, Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatı konularında bilgiler verilmiştir. Ayrıca bu bölümde; birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen edebiyatı roman yazarları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen edebiyatı romanı hakkında bilgi verildikten sonra incelenecek olan romanların konusu ve romanların yazarları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Ardından 24 roman tema ve konu olarak, romanlarda göçe etki eden unsurlar belirlenmiş ve romanlardaki kahramanların bakış açılarına yer verilmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada, Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatında adı geçen tüm kuşaklar tarafından romanlarda işlenmiş ortak temalar arasında karşımıza kültürel değişimler, özlem/gurbet, kimlik arayışı, Türkiye-Almanya karşılaştırması, yalnızlık, yozlaşma, çalışma koşulları, ayrımcılık/ırkçılık, eğitim, mal-mülk edinebilme, geriye dönüş gibi temalar ve konular çıkmıştır. Ayrıca bu çalışmada, romanlara yansıyan göç unsurları da belirlenmiştir. Romanlarda göçe etki eden unsurların başında ekonomik ve siyasi nedenlerin geldiği görülmüştür.
Almanya'da aşırı sağın teşkilatlanması ve İslamofobi
Kökenleri Endülüs'ün fethine dayanan Müslüman ve İslam karşıtlığı yıllar içerisinde Avrupa'ya yapılan işçi gücü göçü, 11 Eylül saldırıları ve Arap Baharı sonrası yaşanan mülteci kriziyle derinleştirilmiştir. Batı'da yaşayan Müslümanların yaşadıkları ülkelerde görünürlüklerinin artması ve kendi kültürlerini yaşadıkları ülkelerde devam ettirmek istemeleri Müslümanlara karşı zaten var olan önyargıların artmasına sebep olmuştur. Müslümanlara karşı ayrımcılık yapmak, yabancı düşmanlığı, toplumdan dışlama, nefret dürtüsüyle hareket etme ve özellikle de ırkçılık Avrupa toplumunu İslamofobi'ye götüren eylemler olmuştur. Şüphe götürmez bir gerçek ki insanlık tarihinin en utanç verici olgusu milliyetçi duygularla yapılan ırkçılık eylemleridir. Eski çağların hastalığı, kölelik ve kalıtsal farklılığa dayalı biyolojik ırkçılık iken; günümüzün hastalığı ise yabancı ve zayıf olana karşı kültür ve din temelli ötekileştiriciliği ifade eden kültürel ırkçılıktır. İslam ile Hristiyanlığın karşılaştığı tarihten itibaren iki din arasında yaşanan çatışmalar bizi bir kültürel ırkçılık türü olan İslamofobi'nin günümüzdeki şeklini almasına sebebiyet vermiştir. Kendisini daima diğer toplumlardan üstün gören Avrupa'nın öteki kimlikleri aşağı görerek kendi kimliğini oluşturması çabası yabancı düşmanlığını körüklemiştir. İslam kültürünün Hristiyan değerlerine dayanan Avrupa kültürüyle uyumsuz olduğuna dair ortaya atılan milliyetçi söylemler de yabancı olarak gördükleri Müslümanlara karşı İslamofobik söylem ve eylemlerin artmasına sebebiyet vermiştir. Milliyetçi söylemlerle süslenmiş dışlayıcı bir siyaset izleyen aşırı sağ partilerin politikaları İslamofobi'nin en büyük sebebi olarak çalışmada anlatılmıştır. Geniş bir yelpazede yer alan İslamofobi bu çalışmada Avrupa genelinde, özelde ise Almanya ülkesinde incelenmiştir. Çalışmanın çerçevesi Almanya'da görülenİslamofobi'nin ve kamuoyunda Müslümanlara karşı yapılan nefret söylemlerinin artmasındaki en büyük payın aşırı sağ partilerin ve aşırı sağ etkisinde hareket eden her türlü oluşumun milliyetçi ve ırkçı söylemlerinin olduğu teziyle çizilmiştir. Çalışmanın amacı ise Müslüman toprakları dışında yaşayan tüm Türklerin ve Müslümanların özellikle de Almanya'da maruz kaldıkları İslamofobik söylemlerin ve şiddetin boyutunu göstermek ve bu nefret suçunun tehlikesini anlatmaktır.
Türk romanında Almanya'ya işçi göçü
Türkler 1950'li yıllardan itibaren bireysel çabalarla Almanya'ya işçi olarak gitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Devleti arasında 30 Ekim 1961'de imzalanan "Türk Alman İş Gücü Antlaşması" ile yıllardır devam eden işçi göçü resmiyet kazanır. Bu antlaşma Türk tarihinde bir ilktir. Anlaşmada belirtilen şartları taşıyan ve bir ya da iki yıllık sözleşme imzalayarak Almanya'ya giden işçiler başta dil sorunu olmak üzere çeşitli sıkıntılar yaşar. İletişim kuramayan işçiler Almanya'ya ve Alman toplumuna uyum sağlamakta zorlanır. Türk işçilerinin yaşadığı zorluklar dil ve yiyecek sıkıntısı, uyum sorunu, iş ve yaşam şartları, ağır işler, tasarruf zorunluluğu, çocukların sorunları, aile hayatları göçün başlangıcından günümüze kadar Türk romanına konu olmuştur. Bu çalışmada işçi göçünü yaşayan ya da yakından gözlemleyen yazarlar tarafından yazılan Almanya'ya Türk işçi göçünü konu edinen roman örnekleri incelenir. Roman özetleri ve romanlardan metin örnekleri verilerek Türk işçisinin Almanya yolculuğunda yaşadıkları değerlendirilmektedir.