Dental aygıtlar
Bu konu başlığı altında 112 tez
Ortodontide dijital dönüşümün klinik pratikteki yerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Türk Ortodonti Derneği'ne kayıtlı ortodontistlerin ve ortodonti uzmanlık/doktora öğrencilerinin ortodonti pratiklerinde dijital ortodontik yazılımları, ağız içi tarayıcıları, şeffaf plak tedavilerini ve dijital ortognatik cerrahi planlama programlarını kullanma oranlarını ve bu dijital yöntemlerin tercih edilme ve edilmeme sebeplerini değerlendirmektir. Çalışmada Surveymonkey anket programı üzerinden hazırlanan anket soruları, Türk Ortodonti Derneği üyelerine e-posta yoluyla iletilmiştir. Toplam 220 kişinin katıldığı ankette; demografik bilgiler, dijital ortodontik yazılım programları, ağız içi tarayıcılar, şeffaf plak tedavileri ve dijital ortognatik cerrahi planlama programlarının kullanımına ve katılımcıların düşüncelerine yönelik sorular bulunmaktadır. Katılımcılardan elde edilen anket sonuçları tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare veya Fisher's exact testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %61,8'ini ortodontistler, %38,2'sini ortodonti uzmanlık/doktora öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların %77,7'si ortodontik dijital yazılım programlarını, %68,6'sı ağız içi tarayıcıları, %79,5'i şeffaf plak tedavilerini, %47,3'ü dijital ortognatik cerrahi planlama programlarını kullanmaktadırlar. Mesleki pozisyona göre değerlendirdiğinde, ortodontik dijital yazılım programlarını, ağız içi tarayıcıları ve şeffaf plak tedavilerinin kullanan kişilerin çoğunlukla ortodontist olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Ortodontistlerin çoğunlukla ''şeffaf plak tedavileri'' ortodonti uzmanlık/doktora öğrencilerinin ise ''sefalometrik film çizimi'' amacıyla ortodontik dijital yazılımlar programlarını tercih ettikleri görülmüştür(p<0,05). Çalışmamızda katılımcılar, dijital ve elektronik teknolojiyi klinik verimliliği artırabilen ve iş akışını kolaylaştıran yararlı birer araç olarak görmektedirler. Güncel dijital uygulamaların uygulanması ile ilgili tecrübe eksikliği ve yüksek maliyetler bu uygulamaların benimsenmesinin önündeki en büyük engel olarak görülmüştür. Maliyetler düştükçe ve 3 boyutlu yazıcılar, ağız içi tarayıcıların maliyeti daha makul hale geldikçe, muhtemelen dijital araçları ve sistemleri uygulamalarına dahil etmek isteyen daha fazla uygulayıcı olacaktır.
Greft materyali kullanmadan gerçekleştirilen sinüs membran elevasyonunda membranın dental implant yerleştirerek ve sütüre edilerek stabilizasyonunun sinüs içi kemikleşmeye etkisi
Bu çalışmada 30 adet Yeni Zelanda erkek tavşanında 60 adet lateral pencere tekniği ile sinüs lift cerrahisi gerçekleştirilmiştir. Tavşan sinüslerinde bilateral olarak gerçekleştirilen ogmentasyon cerrahilerinde, sinüsler kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmıştır ve sinüs membran elevasyonu gerçekleştirildikten sonra titanyum vidalar yerleştirilmiştir. Deney tarafında kontrol tarafına ek olarak sinüs membranı poliglaktin sütür ile lateral kemik duvara sabitlenmiş ve hayvanlar 4. ve 8. haftada sakrifiye edilmişlerdir. Yapılan mikro-BT incelemelerinde osseointegrasyon yüzdesi, yeni kemik oluşumu, sinüs hacmi, implantın sinüs içi protrüzyon uzunluğu ve rezidüel kemik miktarları tedavi yöntemi (kontrol, deney) ve zaman dilimlerine (4.ve 8. hafta) göre kıyaslanmıştır. Alınan sonuçlara göre osseointegrasyonda deney grubunun değerleri kontrol grubuna göre ve 4. haftanın değerleri 8. Hafataya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. İmplant çevresi yeni kemik oluşumunda ve sinüs hacminde, 4. haftada deney grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler gösterirken 8. haftada anlamlı düzeyde bir değişiklik görülmemiştir. Rezidüel kemik miktarında, deney grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler gösterirken, implantın sinüs içi protrüzyon miktarlarında gruplar ya da haftalar bazında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Öte yandan toplam örneklemde protrüzyon uzunluğu arttıkça yeni kemik oluşumda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalma görülmüştür. Çalışma verileri doğrultusunda implantların çatı etksisine ek olarak sinüs membranının geç rezorbe olan bir sütürla lateral kemik pencereye sabitlenmesinin uzun dönemde sinüs içi kemikleşmeye katkısının daha fazla olabileceği düşünülmektedir.
Farklı döner eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliğinin mikro bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı; dört ayrı NiTi döner eğe sisteminin tekrarlayan kök kanal tedavisi etkinliklerini mikro bilgisayarlı tomografi ile incelemek ve tekrarlayan kök kanal tedavisi sırasında kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması için geçen süreleri karşılaştırmaktır. Çalışmada 40 adet insan mandibular premolar dişi kullanılmış ve kök boyları 15 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Örnekler ProTaper Universal döner eğe sistemiyle F2'ye kadar şekillendirilmiş, tek kon yöntemiyle MTA Fillapex kök kanal patı ile doldurulmuştur. Kök kanalları geçici dolgu maddesi ile kapatılmış, 1 ay boyunca 37ºC ve %100 nemli ortamda bekletilmiştir. Kök kanal dolgularının tekrarlayan kök kanal tedavisi öncesi hacmini değerlendirilmek için mikro BT ile taranmıştır. Örnekler kök kanal dolgusunun uzaklaştırması için kullanılacak eğe sistemine göre olarak rastgele 4 gruba ayrılmıştır (n=10): Protaper Universal Retreatment NiTi sistemi, ProTaper NEXT NiTi sistemi, EdgeFile XR NiTi sistemi ve EdgeFile® X3 NiTi sistemi. Kök kanallarında kalan artık dolgu miktarının değerlendirilmesi amacıyla tüm örnekler ikinci kez mikro BT cihazı ile taranmıştır. Elde edilen görüntülerden μCT Evaluation Program kullanılarak kök kanallarından uzaklaştırılan dolgu yüzdeleri hesaplanmıştır. Ayrıca kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması sırasında apekse ulaşmak için geçen süre ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ve gruplar arası karşılaştırmada Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda; uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ancak EdgeFile® X3 grubunda uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi daha az olarak tespit dilmiştir. Gruplara göre apekse ulaşmak için ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre EdgeFile® X3 sisteminde, diğer sistemlerinden daha yüksek elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda kullanılan NiTi eğe sistemlerinin hiçbirinin kök kanal dolgusunu tamamen uzaklaştıramadığı, EdgeFile XR sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkili olduğu ve EdgeFile® X3 sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliğinin diğer eğe sistemlerinden daha az olduğu tespit edilmiştir.
Üç boyutlu yazıcı kullanılarak oluşturulan transfer kaşıklarının klinik güvenilirliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Dijital ortamda pozisyonlandırılan braketlerin, üç boyutlu yazıcıyla elde edilen transfer kaşığı vasıtasıyla ağız içine aktarımının klinik olarak güvenilirliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, araştırma için gerekli kriterleri taşıyan 2 erkek 3 kadın hastaya birinci ve ikinci molar tüpleri dahil 139 braket indirekt yöntemle yapıştırılmıştır. Hastaların ağız içi taranmasıyla elde edilen dijital modelleri üzerinde braketler sanal ortamda, ideal konumlarında pozisyonlandırılmıştır. Braketleri ağız içerisine aktaracak transfer kaşıkları dijital ortamda tasarlanmış ve üç boyutlu yazıcı yardımıyla elde edilmiştir. Braketler kaşık içindeki oluklarına yerleştirilmiş ve ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek Monrovia, Kaliforniya, ABD) yardımıyla hasta ağzına aktarılmıştır. Yapıştırma sonrası tekrar ağız içi tarama yapılarak hastaların ikinci kayıtları elde edilmiştir. Başlangıçta braketlerin ideal konumda pozisyonlandırıldığı dijital modeller ile braketleme sonrası taramayla elde edilen modeller çakıştırılmış ve farklar incelenmiştir. Transfer kaşıklarının tasarımı için Ortho Analyzer ve Appliance Designer (3Shape, Kopenhag, Danimarka) yazılımı kullanılmıştır. Çakıştırma için GOM Inspect (GOM Software 2018 Hotfix 6, Braunschweig, Almanya) kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme için braketlerin çakıştırılmalarında belirlenen farkların değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ardından diş grupları kendi aralarında Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Total değerler incelendiğinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen fark miktarı ortalama 1,25° olarak bulunmuş ve meydana gelen fark, limit olarak belirlenen 1°'nin üstüne çıkmıştır. Vertikal, mesiodistal, bukkolingual ve tork değerleri incelendiğinde premolar diş grubunda diğer gruplara göre anlamlı bir farklılık mevcuttur (p<0,05). Alt çene kendi içerisinde incelendiğinde kesici diş grubunda vertikal, bukkolingual, tork ve tip değerlerinde kanin ve molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık meydana gelmiştir (p<0,05). Premolar diş grubunda meydana gelen tork değerinin ortalamasındaki farklılık klinik olarak belirlenen limitin üstünde yer almaktadır. Üst çene kendi içerisinde değerlendirildiğinde premolar diş grubunda vertikal, bukkolingual ve tork değerlerinde molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır (p<0,05). Premolar diş grubunda bulunan tork ve rotasyon değerleri ortalaması klinik olarak güvenli limitin üstünde yer almaktadır. Sonuç: Braketlerin total değerlendirilmesinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen değişim klinik güvenilirlik limitinin üstünde bulunmuştur. Lineer ölçümlerde vertikal yönde meydana gelen değişimin mesiodistal ve bukkolingual yöne göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İndirekt Bonding; 3 boyutlu dental model; Transfer Kaşığı; Transfer Güvenilirliği
Farklı şekillendirme sistemleri kullanılarak yapılan kanal tedavilerinde post operatif ağrı değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrısız, asemptomatik, devital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc, Reciproc Blue ve Protaper Next döner eğe sistemlerini kullanarak yapılan kök kanal tedavisi sonrası hastaların postoperatif ağrılarının değerlendirilmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 18-65 yaş aralığında bulunan asemptomatik ağrısız, devital alt çene çok köklü toplam 36 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper Next (Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) ve Reciproc Blue (VDW, Münih, Almanya) olmak üzere 3 gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların 6, 12, 24 ve 72 saat ve 7. gündeki postoperatif ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, ağrısız, asemptomatik, devital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur.
Tek eğeli ve çok eğeli döner alet sistemlerinin kök kanal şekillendirme etkinliklerinin değişik parametrelerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı döner eğe sistemlerinin oluşturduğu apikalden taşan irigasyon ve debris miktarının değerlendirilmesi ile yer çekimi etkisinin ve eğimli kök kanallarında genişletme sonucu oluşan çalışma boyu kaybının taşan irigasyon ve debris üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aşırı kök kanal eğimine sahip 120 adet alt ve üst çene büyük azı dişte; Twisted File Adaptive, WaveOne, ProTaper Next, Mtwo, One Shape eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Her eğe sistemi yer çekimine göre üst ve alt çeneyi taklit eden bir düzenek kullanılarak iki alt grupta karşılaştırıldı. Taşan irigasyon ve debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Çalışma boyu kaybı genişletmeden önce ve sonra stereomikroskop ve mikrometre ile ölçüldü. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Bulgular: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (P > 0.05). Ancak eğelerden bağımsız olarak değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (P < 0.001). Apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı arasında pozitif bir korelasyon saptanırken (P = 0.001), çalışma boyu kaybı ile taşan debris miktarı arasında herhangi bir korelasyon görülmedi (P > 0.05). TFA sisteminde anlamlı olarak diğer eğe sistemlerinden daha az irigasyon taşkınlığı görüldü (P = 0.003). MT ile yapılan genişletme süresinin istatiksel olarak anlamlı ölçüde diğer tüm sistemlerden daha fazla olduğu bulundu (P < 0.05). Sonuçlar: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda irigant ve debris taştığı görüldü. Çalışma boyu kaybı ve yer çekiminin taşan debris miktarı üzerine anlamlı bir etkisi görülmedi.
Sınıf II divizyon 1 anomaliye sahip bireylerde uygulanan ınvisalign ve monoblok tedavilerinin etkilerininin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Çalışmamızın amacı Angle Sınıf II bireylerde yapılan fonksiyonel tedavilerin büyüme gelişim dönemindeki hastalarda, iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku değişimlerinin sefalometrik olarak incelemek ve karşılaştırmaktır. Bu prospektif çalışmada Invisalign MA özellikli şeffaf plaklar ile tedavi edilen grup ile arşiv materyalinden elde edilmiş Sınıf II monoblok hastalarından oluşan hasta grubu karşılaştırılmıştır. Birinci grup şeffaf plak ile tedavi edilen 10 bireyden (ortalama yaş 10,50±1,13), ikinci grup monoblok ile tedavi edilen 10 bireyden (ortalama yaş 10,75±0,89) oluşmaktadır. Bireylerin seçiminde tüm bireylerin fonksiyonel Sınıf II malokluzyon, Angle Sınıf II molar ve/veya kanin ilişki göstermesine, gelişim paterninin high angle olmamasına, büyüme dönemi içinde olmasına ve geçmiş ortodontik tedavi hikayesi olmamasına dikkat edilmiştir. Birinci grup, ortalama 12 ay süre ile şeffaf plaklar ile tedavi edilirken, ikinci grup ortalama 12 ay süre ile monoblok ile tedavi edilmiştir. Tedavi etkilerini değerlendirmek için Grup 1 ve 2'de aparey uygulanmadan önce (T0) ve aparey çıkarıldıktan sonra (T1) elde edilmiş T0 ve T1 materyalleri kullanılmıştır. Lateral sefalometrik röntgenlerde yapılan ölçümlerin değerlendirilmesinde T0-T1 periyotları arası değişimlerin karşılaştırılmasında Wilcoxon Sıralı İşaretler Analiz Yöntemi, gruplara göre fark ölçümlerinin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi yapılmıştır. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Invisalign MA özellikli şeffaf plaklar ve Sınıf II monoblok apareyleri ile SNA değerinde anlamlı olmayan bir azalma ve SNB değerinde anlamlı bir artış ile birlikte ANB değerinde anlamlı bir azalma kaydedilmiştir. Sınıf II monoblok apareyi ile SN-GoGn değeri anlamlı bir şekilde artarken, her iki aparey ile mandibula (B-VR değeri) anlamlı bir şekilde ileri gelmiştir. Her iki grupta da tedavi sonuçlarına göre efektif mandibular uzunlukta (Co-Gn) anlamlı bir artış, overjet ve overbite değerlerinde ise anlamlı bir azalış görülmüştür. Her iki grupta da üst kesici dişlerde anlamlı bir retrüzyon ve retroklinasyon meydana gelirken; alt keserlerde monoblok grubunda anlamlı bir protrüzyon ve proklinasyon, Invisalign MA özellikli şeffaf plaklar ile tedavi edilen grupta ise anlamlı bir retrüzyon ve retroklinasyon meydana gelmiştir. Sonuç olarak Invisalign MA özellikli şeffaf plaklar ve Sınıf II monoblok apareyi ile Sınıf II maloklüzyonun erken dönem tedavinde uygun vaka seçimi ile olumlu dişsel, iskeletsel ve yumuşak doku değişiklikleri elde edilebilmekte; Invisalign MA özellikli şeffaf plaklar ile iskeletsel etkilerle beraber dental düzeltimler aynı anda yapılarak toplam tedavi süresi etkin bir şekilde kısalabilmektedir.
Kök kanallarında kırılan kanal aletlerinin çıkarılmasıyla ilgili diş hekimlerinin algı düzeylerinin ölçülmesi; anket çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye genelindeki diş hekimlerinin kök kanal tedavisi sırasında ne sıklıkla kanal aleti kırdığını belirlemektir. Ayrıca diş hekimlerinin bu komplikasyonu nasıl yönettiklerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: 23 sorudan oluşan anket diş hekimlerine e-posta ve sosyal medya aracılığı ile ulaştırılmıştır. Ankete 325 diş hekimi geri dönüş sağlamıştır. Anketin ilk bölümünde 5 adet demografik soru yer almaktadır. İkinci bölümde kök kanal şekillendirmesi sırasında kullanılan kök kanal aletleri, bu kök kanal aletlerinin kırılması ve çıkarılmasıyla ilgili 18 adet soru bulunmaktadır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 22.0 yazılım programı kullanılarak yapılmıştır. "p<0,05" değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan diş hekimlerinin %39,7'si kök kanallarında alet kırma sıklıklarını ayda birden daha az olarak belirtmiştir. Diş hekimleri alet kırığının sebebi olarak en çok (%44,6) kanal eğelerinin kullanım sayısının artması cevabını vermişlerdir. Kök kanalında alet kırıldığı zaman katılımcıların büyük çoğunluğunun (%66,8) kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalıştığı başarılı olamazlarsa kanalın dolumunu tamamlayıp dişi takip ettikleri görülmüştür. Kırılan eğeyi çıkarmak için katılımcıların %42,8'inin hiçbir sistem kullanmadığı, %33,5'inin ultrasonik sistem kullandığı öğrenilmiştir. Alet çıkarma işlemi sırasında katılımcıların büyük çoğunluğunun (%61,8) hiçbir büyütme sistemi kullanmadığı görülmüştür. Sonuç: Diş hekimlerin büyük çoğunluğunun kırılan aleti çıkarmaya veya by-pass etmeye çalışmasına karşın alet çıkarma işlemi sırasında çoğunun bu işlem için özel üretilmiş aletleri ve büyütme sistemlerini kullanmadığı görülmüştür. Ancak bu sistemlerin kullanılmaması kırılan aleti çıkarma işleminin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olabilir. Bu konularda verilecek eğitimlerle diş hekimlerinin kırık alet çıkarma konusunda daha başarılı sonuçlar elde etmesi sağlanabilir.
Yer tutucu kullanan hastalarda elektrikli diş fırçası kullanımının periodontal durum ve mikrobiyal flora üzerine etkileri
Amaç: Bu çalışmada, erken süt dişi kaybına bağlı olarak yer tutucu uygulanan 6-12 yaş arası çocuk hastalarda elektrikli diş fırçası kullanımının periodontal parametreler ve tükürükteki mikrobiyal flora üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Karma dişlenme dönemindeki 6-12 yaş arası toplam 68 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar, sabit ve hareketli yer tutucu uygulanan gruplar olmak üzere iki eşit gruba ayrılmıştır. Bu gruplar da kendi içlerinde manuel veya elektrikli diş fırçası kullanan alt gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalarda başlangıç (T0), 1. ay (T1) ve 3. ay (T2) takip periyotlarında periodontal ölçümler yapılmış ve tükürük örnekleri alınmıştır. Klinik periodontal değerlendirmelerde plak indeksi, gingival indeks, periodontal cep derinliği ve sondalamada kanama indeksi ölçümleri kullanılmıştır. Mikrobiyolojik değerlendirmede tükürük Streptococcus Mutans ve Lactobacillus sayısında meydana gelen değişiklikler incelenmiştir. Bulgular: Sabit ve hareketli yer tutucu uygulanan hasta gruplarında elektrikli diş fırçası kullanımı sonrasında, T0-T1-T2 takip periyotlarındaki periodontal parametreler ve tükürük mikrobiyal değişiklikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Hareketli yer tutucu uygulanan hasta grubunda manuel diş fırçası kullanımı sonrasında T0-T1 ve T0-T2 takip periyotlarındaki gingival indeks ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sınırlamaları dahilinde elde edilen sonuçlara göre; 3 aylık takip periyodu sonunda sabit ve hareketli yer tutucu uygulanan hastalarda elektrikli diş fırçası kullanımının periodontal parametreler ve tükürükteki mikrobiyal flora üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, sabit ve hareketli yer tutucu uygulanan hastalarda farklı tip elektrikli diş fırçalarının kullanımının periodontal parametreler ve tükürükteki mikrobiyal flora üzerine etkilerini değerlendiren uzun dönem takipli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: elektrikli diş fırçası, mikrobiyal flora, periodontal sağlık, yer tutucular.
The comparison of the effects of newly designed miniscrew supported class III corrector (msciiic) and conventional facemask in class III growing patients
The aim of this study was to evaluate and compare the effects of newly designed miniscrew supported Class III corrector (msCIIIc) and conventional facemask in growing Class III patients with maxillary deficiency. Two treatment groups and one control group were assigned in this study. First group 7 males and two females with mean age 11.86 ± 0.95 were treated with msCIIIc. Second group 5 males and 7 females mean age 11.09 ± 0.78 years were treated were treated by facemask with rapid maxillary expansion. Third untreated control group 5 males and 7 females mean age 11.00 ± 0.83 years. The facemask was applied for 16 hour/day with force 500 g. Directed 30° downward forward to the occlusal plane. Lateral cephalometric radiograph were taken before T1 and after the appliance were removed. Both treated groups showed significant improvement in SNA, ANB, Wits, maxillary depth. Point A was moved 2.44 mm in facemask groupand 3.57 mm in msCIIIc group. Mandibular growth was restrained in both treated groups. Counterclockwise rotation of the occlusal plane and maxillary incisor proclination in both treated groups. There was no significant effect in mandibular incisor inclination in both treatment protocol. Significant amount of skeletal maxillary advancement were achieved with Both facemask/RME and msCIIIc. Both treatment modalities cause maxillary incisor proclination and did not change mandibular incisor angulation. msCIIIc can be an alternative treatment protocol particularly in patients in mixed dintition and those with oligodontia and patients who refuse to use facemask.
Diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletmesinin üst havayollarına etkilerinin üç boyutlu olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, diş destekli genişletme aygıtı (Hyrax) ile diş-kemik destekli genişletme aygıtının (Hibrit Hyrax) üst havayolları üzerindeki etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmamıza Hyrax ve Hibrit Hyrax apareyleri ile hızlı üst çene genişletmesi yapılmış olan 33 bireyden alınan veriler dahil edil edilmiştir. Hyrax grubu yaş ortalaması 14 ± 2.2 yıl olan 17 bireyden (10 kız, 7 erkek), Hibrit Hyrax grubu ise yaş ortalaması 13,7 ± 2.3 olan 16 bireyden (8 kız, 8 erkek) oluşmuştur. Genişletme öncesi ve genişletmeden 3 ay sonra alınan KIBT görüntüleri üzerinde üst havayolu ölçümleri ve maksiller iskeletsel ölçümler yapılmıştır. Veriler istatiksel olarak değerlendirilimiştir. Genişletme sonrasında, Hyrax ve Hibrit Hyrax gruplarında maksiller transversal iskeletsel ölçümlerde anlamlı artışlar meydana gelirken (p<0.001), gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p>0.05). Her iki grupta da nazal genişlikler, nazal kavite ve nazofarinks hacmi artmakla beraber, Hibrit Hyrax grubundaki hacim ve 1.premolar seviyesindeki nazal genişlik artışları daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde genişletme sonrasında oluşan maksiller sinüs hacim artışları da Hibrit Hyrax grubunda Hyrax grubuna göre daha fazla artış göstermiştir (p<0.05). Orofarinksteki hacimsel artışlar açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). Diş ve diş-kemik destekli maksiller genişletme sırasında üst havayolu boyutlarında belirgin artış meydana gelmektedir. Bununla birlikte, Hibrit Hyrax aygıtı nazal kavite hacmini ve anterior nazal kavite genişliğini arttırmakta daha etkilidir. Anahtar Kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Hyrax genişletme apareyi, Hibrit hyrax genişletme apareyi, Üst havayolu, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT)
İki farklı rezonans frekans analizi (RFA) cihazının güvenilirliğinin in vitro olarak incelenmesi: Osstell ve Penguin RFA
İmplantların primer stabilitesinin ölçümlerinde çeşitli yöntemler ve cihazlar kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, implantların primer stabilitesinin değerlendirilmesinde kullanılan RFA cihazlarından Osstell ve Penguin RFA'nın, tekrarlayan ölçümlerde ve farklı ortamlarda güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda 40 adet 4,3 mm çapında 10 mm uzunluğunda implant kullanıldı. Her grupta 10 örnek olacak şekilde 4 grup oluşturuldu. Tüm gruplarda implantlar, 15 mm çapında ve 12 mm yüksekliğindeki metal halkalara dökülen polivinilsiloksan ölçü materyali, yumuşak akrilik, polikarboksilat siman ve sert akrilik içerisine yerleştirildi. Primer stabilite ölçümlerinde Osstell ve Penguin RFA cihazları kullanıldı. 10 adet örneğin ölçümleri her bir cihaz için 3'er kez tekrarlandı. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilks testi ile değerlendirildi ve parametrelerin normal dağılım göstermediği saptandı. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskal Wallis testi ve Bonferroni Düzeltmeli Mann Whitney U test kullanıldı. Ölçümler arasındaki uyumun değerlendirilmesinde 'Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı' hesaplandı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Her iki cihaz için de polikarboksilat siman ve sert akrilik gruplarındaki stabilite değerleri, yumuşak akrilik ve polivinilsiloksan'dan istatistksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). Tekrarlanabilirlik değerlendirildiğinde, Osstell cihazının tüm ölçümleri arasında % 90,5 düzeyinde ve Penguin cihazının tüm ölçümleri arasında % 60,9 düzeyinde ve istatistiksel olarak anlamlı bir uyum bulundu (p<0,05). Sert akrilik ve polikarboksilat materyal gruplarında, her iki cihazın kendi içerisindeki ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir uyum bulunurken (p<0,05), yumuşak akrilik ve polivinilsiloksan materyal gruplarında, her iki cihazın kendi içerisindeki ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir uyum saptanmadı (p>0,05). RFA cihazlarının, yalnızca stabilite değerlerinin yüksek olduğu durumlarda tekrarlayan ölçümlerde tutarlılık sağladığı, Osstell'in tekrarlanabilirliğinin Penguin RFA'ya göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Primer stabilite, implant, Osstell, Penguin RFA.
Hyrax ve hibrit hyrax genişletme aygıtlarının iskeletsel, dişsel ve periodontal etkilerinin üç boyutlu olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, diş destekli genişletme aygıtı (Hyrax) ile diş-kemik destekli genişletme aygıtının (Hibrit Hyrax) iskeletsel, dişsel ve periodontal etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesidir. Çalışmamıza, maksiller darlığı nedeniyle genişletmeye ihtiyaç duyan toplam 25 birey katılmıştır. 13 hastadan oluşan I. gruba (yaş ortalaması 14,3 ± 2,3 yıl) Hyrax, 12 hastadan oluşan II. gruba (yaş ortalaması 13,8 ± 2,2 yıl) Hibrit Hyrax aygıtı uygulanmıştır. Tüm bireylerden genişletmeden önce (T1) ve genişletmeden 3 ay sonra (T2) fotoğraf, model, ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kayıtları alınmıştır. KIBT görüntüleri üzerinde MIMICS® yazılım programı kullanılarak iskeletsel, dentoalveoler ve periodontal ölçümler yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 21.0 istatistiksel yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme sonucunda, iskeletsel ölçümlerin hem Hyrax hem de Hibrit Hyrax grubunda anlamlı derecede arttığı bulunmuştur. Yine her 2 grupta dişler arası mesafeler anlamlı artış göstermiştir. Diğer yandan, 1. ve 2. premolarlar arası mesafeler Hyrax grubunda Hibrit Hyrax grubuna göre daha fazla artmıştır. Her iki genişletme apareyi ile destek alınan dişlerin bukkal kemik kalınlıklarında azalma, palatal kemik kalınlıklarında artış meydana gelmiştir. Sol 1. premolarların bukkal ve palatinal kemik kalınlıklarındaki değişiklikler incelendiğinde gruplar arasında anlamlı farklar görülmüştür (p<0.001). Mutlak dental eğilme miktarlarında ise gruplar arasında anlamlı farklılıklar görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak, üst çene darlığının tedavisinde Hyrax ve Hibrit Hyrax genişletme apareyleri etkin olarak kullanılabilir. Bununla birlikte, Hyrax aygıtıyla premolar bölgesinde Hibrit Hyrax aygıtına göre daha fazla genişleme sağlanabilmektedir. Hibrit Hyrax aygıtı ise 1. premolarların kemik desteğinde belirgin bir değişikliğe neden olmamaktadır.
Üç farklı güncel döner alet sisteminin eğri kanallardaki şekillendirme etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızda; 20° - 40° kanal eğimine sahip çekilmiş insan dişlerinde, farklı kinematik ve metalürjik özelliklere sahip döner alet sistemlerinin, kök kanallarında meydana getirdikleri düzleşme miktarlarının ve çalışma sürelerinin karşılaştırılması, şekillendirme sırasında meydana gelebilecek komplikasyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda kök kanal gelişimi tamamlanmış, daha önce herhangi bir endodontik tedavi yapılmamış ve 18 mm. çalışma uzunluğuna sahip 60 adet alt büyükazı dişinin meziyal kanalları kullanılmıştır. Dişler, çalışma uzunluğu 18 mm. olacak şekilde kuron bölgelerinden kesildikten sonra, elmas yuvarlak frezler ile endodontik kaviteler açılmıştır. Şekillendirme öncesi radyografiler 10 ve 15. no K tipi eğeler ile alınmıştır. Kök kanal eğimleri ve kurvatür çapları hesaplanan dişler homojen bir şekilde 3 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki kanallar WaveOne Primary eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine aynı eğe ile alınmıştır. 2. gruptaki kanallar OneShape eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine bu eğe ile alınmıştır. 3. gruptaki kanallar Twisted File Adaptive SM1 ve SM2 eğeleri ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografileri SM2 eğe ile alınmıştır. Şekillendirme öncesinde ve sonrasında alınan radyografilerin hepsi modifiye Bramante tekniğine [1] göre standart bir şekilde alınmıştır. Radyografilerin karşılaştırılması için tüm radyografiler x10 büyütülmüş ve aydınger kağıtlara basılmıştır. Dişlerin dış kontürleri ve referans metal obje üstüste gelecek şekilde çakıştırma yapılmıştır. Eğelerin uç kısımları arasındaki açı ölçülerek kök kanallarında meydana gelen düzleşme miktarları hesaplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken niceliksel verilerin karşılaştırılmasında parametreler normal dağılım gösterdiği için, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway ANOVA testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Tukey HSD testi kullanılmıştır.Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda WaveOne grubu 1,28 ± 0,27 derece ile en fazla düzleşmenin görüldüğü grup olurken, OneShape grubu 1,06 ± 0,30 derece ve Twisted File Adaptive grubu 0,99 ± 0,29 derece düzleşme göstermişlerdir. Twisted File Adaptive ve OneShape grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışma süreleri karşılaştırıldığında ise en hızlı şekillendirilmenin tamamlandığı grup 51,40 ± 2,28 ile tek eğeden oluşan OneShape grubu olurken, ikinci en hızlı çalışılan grup 58,95 ± 4,68 ile yine tek eğe sistemi olan WaveOne grubu olmuştur. Şekillendirmenin en uzun sürdüğü grup ise 2 eğenin kullanıldığı Twisted File Adaptive grubu olmuştur. Şekillendirme sırasında meydana gelebilecek çalışma boyunun kaybedilmesi, basamak oluşumu, perforasyon ve alet kırılması gibi komplikasyonlar hiçbir grupta meydana gelmemiştir. Çalışmamızda, WaveOne Primary, OneShape ve Twisted File Adaptive eğeler ile eğimli kanalların şekillendirilmesinin güvenli ve hızlı bir şekilde yapılabilineceği sonucuna varılmıştır.
Manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerinin klinik olarak incelenmesi
Günümüzde ortodontik tedavi gereksinimi duyan hasta sayısı giderek artmaktadır. Ortodontik tedavilerdeki önemli problemlerden biri uzun süreli olmasıdır. Alveoler kortikotomi uygulamaları ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında oldukça etkili olmakla birlikte, aynı zamanda travmatik yöntemlerdir. Bu tez çalışmasının amacı manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerin klinik olarak incelenmesidir. Bununla birlikte, günümüzde kullanılan göreceli olarak invaziv yöntemlere alternatif olabilecek, daha konservatif ve hasta tarafından daha kolay edilebilir bir yöntemin geliştirilmesi de amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya, tedavi planı gereği üst sağ ve sol 1. küçük azı dişlerin çekimi ile kanin distalizasyonu planlanan yaşları 13-23 arasında değişen 9 birey dahil edilmiştir. Kanin distalizasyonuna başlanacağı seans deney taraftaki çekim boşluğuna manuel dril frez kullanılarak 3 mm derinliğinde 3 adet mikro-osteoperforasyon olacak şekilde transmukozal dekortikasyon işlemi uygulanmıştır. Ardından bilateral Sentalloy kapalı yaylar içeren mini-vida destekli distalizasyon mekanikleri 150 gr kuvvet ile uygulanmıştır. Kanin distalizasyonuna başlanacağı seans (T0), 3. hafta (T1) ve 6.hafta (T2)'larda ağız içi ölçüleri alınarak alçı modelleri elde edilmiştir. Elde edilen modeller üzerinde kanin distalizasyonu, molar ankraj kaybı ve kanin dişlerinde meydana gelen distopalatal rotasyon miktarları ölçülmüştür. Yapılan ölçümler sonucunda, deney grubundaki kanin distalizasyon miktarı (1,51±0,44), kontrol grubuna göre (0,93±0,40) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Molar ankraj kaybı deney grubunda 0,11±0,11 mm iken, kontrol grubunda 0,19±0,18 mm olmuştur. Gruplar arası farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Kanin dişlerinin distopalatal rotasyonları açısından tüm ölçüm zamanlarında gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda, ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında etkili olarak bilinen dekortikasyon işlemi farklı ve minimal invaziv yöntemle uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işlemi ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında etkili bir yöntem olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ortodontik diş hareketi, kortikotomi, hızlandırılmış diş hareketi
Sınıf II mandibular retrüzyon olgularında uygulanan Sabbagh Universal Spring (SUS²) apareyinin dişsel, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, SUS² apareyinin dişsel, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerini sefalometrik olarak incelenmesidir.Araştırmamız 15' i tedavi, 12' si kontrol grubunda yer alan toplam 27 birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu bireylerden, tedavi grubunda SUS² apareyi takılmadan hemen önce ve çıkartıldıktan hemen sonra, kontrol grubunda ise başlangıçta ve altı ay sonra olmak üzere toplam 54 adet lateral sefalometrik radyografi alınmıştır. Bireylerin seçiminde tüm bireylerin mandibular retrognatiye bağlı iskeletsel ve dişsel Sınıf II maloklüzyona sahip olmasına, hastaların vertikal yöndeki büyüme ve gelişim paterninin normal veya low angle olmasına, olguların tümünün pubertal gelişim atağının post-peak döneminde olmasına ve konjenital veya kazanılmış diş eksikliği olmamasına dikkat edilmiştir.Tedavi ve kontrol süresince meydana gelen değişiklikleri belirlemek amacı ile lateral sefalometrik radyografi analizi için 24 tane sefalometrik nokta ve 36 tane sefalometrik ölçüm kullanılmıştır. Tedavi başlangıcında ve sonunda, kontrol başlangıcında ve sonunda alınan lateral sefalometrik radyografilerde yapılan ölçümlerden elde edilen değerlerin grup içi değerlendirilmesinde ?Wilcoxon testi? kullanılmıştır. Gruplar arası farkların değerlendirilmesinde ise ?Mann-Whitney U testi? kullanılmıştır. Metod hatasını kontrol etmek için 20 adet sefalometrik film 20 gün ara ile aynı araştırmacı tarafından tekrar ölçülmüş ve tüm parametrelerin her iki ölçüm arasındaki korelasyon katsayılarına bakılmıştır.Sefalometrik değerlendirme sonucu SUS² apareyinin etkisine bağlı olarak meydana gelen değişiklikler şöyledir: Maksillanın sagital yöndeki konumunda istatiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, mandibulanın sagital yönde büyümesi üzerinde etkili olmadığı ve mandibulada meydana gelen değişikliklerin dentoalveolar olduğu saptanmıştır. Vertikal değişiklikleri gösteren parametrelerde de anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. Istatistiksel olarak anlamlı düzeyde, üst keser dişler posteriora doğru bir miktar devrilmiş ve uzamışlar, alt keser dişler belirgin olarak anteriora doğru devrilmiş ve gömülmüşlerdir. Buna bağlı olarak oklüzal düzlem saat yönünde rotasyon yapmıştır. Overjet ve overbite miktarında anlamlı bir azalma meydana gelmiştir. Yumuşak doku profili bu değişikliklerden sınırlı oranda olumlu yönde etkilenmiştir.Sonuç olarak, SUS² apareyi ile post-peak dönemde Sınıf II mandibular retrüzyonun tedavisi dentoalveoler değişkliklere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Araştırmamızda dişsel, iskeletsel ve yumuşak dokularda meydana gelen değişiklikler göz önüne alındığında, bu apareyin post-peak dönemde Sınıf II düzeltiminde kooperasyonu eksik olan hastalarda Sınıf II elastik kullanımına bir alternatif olabileceği düşünülmektedir. Buna ek olarak, vertikal yönde de anlamlı bir değişiklik meydana gelmediğinden dolayı, apareyin yüksek gülme hattına sahip olmayan high-angle vakalarda da kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. SUS² apareyinin meydana getirdiği dentoalveoler değişikliklerin temporomandibular eklem üzerindeki olası etkilerinin de, ileride yapılabilecek klinik çalışmalarla ortaya konulmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Kök kanalları doldurulan çekilmiş dişlerin farklı retreatment kiti ile boşaltıldıktan sonra kanal içinde kalan dolgu maddesi kalıntısının autocad sistemi ile temizlenip temizlenmediğinin incelenmesi.
Kök kanal tedavisi ve dolgusu yapılmış dişler çeşitli nedenlerle başarısız olmakta ve kanal tedavisinin yeniden yapılması gerekmektedir. Kanal tedavisi tekrarlanan dişlerin başarısı; daha önceki kök kanal dolgusu ve sealerın kanaldan tamamen uzaklaştırılıp kanalın temizlenmesine bağlıdır.Bu çalışmada kök kanalları şekillendirilmiş ve Calamus Dual 3D Obturation System ile vertikal kondansasyon yapılarak doldurulmuş dişlerin; R-Endo, Mtwo R, ProTaper Universal Retreatment ve D-RaCe Nikel Titanyum döner alet retreatment kitleri ve Headström el aleti kullanılarak kanal dolgusunun boşaltılması ve kanalda kalan dolgu maddesi miktarı hesaplanarak kanal dolgusunu boşaltmada en etkili sistemin hangisi olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmamızda 100 adet çekilmiş diş kullanılmıştır. Kökler 15 mm. uzunlukta olacak şekilde kuronal kısımları elmas separe ile kesilmiştir ve çalışma uzunluğu 14 mm. olarak ayarlanmıştır. Kök kanalları step back yöntemine göre K file (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) el aleti ile şekillendirilmiştir.Kök kanalları Calamus Dual 3D Obturation System ile continuous wave yapılarak vertikal kondansasyon yöntemine göre doldurulmuştur. Kanalların giriş kaviteleri Coltosol F (Coltène/Whaledent AG, Switzerland) ile geçici olarak kapatılmıştır. Dişler; 37 derece ve %100 nemli ortam olan etüv içinde iki hafta boyunca sealerın sertleşmesi için bekletilmişlerdir.Kanal dolgusu tamamlanan dişler, boşaltılmak üzere 5 gruba ayrılmıştır.1. Grup: R-Endo Döner Alet Sistemi (Micro-Mega, Besancon, Fransa)2. Grup: ProTaper Universal Retreatment Sistemi (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland)3. Grup: D-RaCe Desobturation Sistemi (FKG DENTAIRE, La Chaux-de-Fonds, Switzerland)4. Grup: Mtwo Retreatment Sistemi (VDW GmbH, Munich, Germany)5. Grup: Headström El Aletleri (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland)Kök kanalları boşaltıldıktan sonra tur motoruna takılı elmas bir separe yardımıyla dişlerin üzerinde yanak ve damak veya dil yüzeylerinde uzunlamasına oluklar açılmış ve siman spatülü bu oluğun içine yerleştirilip dişler yanak-dil yönünde ikiye ayrılmıştır.İkiye ayrılan diş yarımları Leica DFC320 stereomikroskobuna yerleştirildikten sonra kanal yüzeyleri Leica DFC Twain Softwar yardımıyla bilgisayar ekranına aktarılmış ve 15X büyütmede incelenmiştir. Elde edilen görüntüler netleştiğinde Leica DFC Image Manager Software programı ile dişlerin fotoğrafları alınmıştır. AutoCAD programı ile fotoğrafları çekilen diş yarımları yan yana getirilerek gerçek diş boyutuna küçültülmüştür. Kanallar kole, orta ve apikal olmak üzere üç çizgiyle ayrılmıştır. Kanalların iç sınırları da çizilmiştir. Kanal içinde kalan dolgu maddesi artıklarının sınırları çizilip alanları milimetre kare (mm2) olarak hesaplandıktan sonra kanal içinde kalan dolgu maddesinin yüzde olarak oranı; kanal içinde kalan dolgu maddesi miktarının (mm2) tüm kanal alanına (mm2) bölünüp 100 ile çarpılması ile elde edilmiştir. Ayrıca her grupta kanallar boşaltılırken kronometre ile kanalları boşaltma süresi hesaplanmıştır. Ancak bu süreye Kanalların yıkanması, alet değişimi eklenmemiştir.İstatistiksel analizler ``NCSS(Number Cruncher Statistical System) 2007&PASS 2008'' Statistical Software (Utah, USA) programı ile yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken parametreler normal dağılıma uygunluk gösterdiğinden parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ``Oneway Anova'' testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde ``Tukey HDS'' testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir.R-Endo ile boşaltılan kök kanallarında en fazla dolgu maddesi artığı kole üçte bir bölgesinde görülmesine rağmen apikal, orta ve kole üçte bir bölgeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir.ProTaper ile boşaltılan kök kanallarında en fazla dolgu maddesi artığı kole üçte bir bölgesinde görülmesine rağmen apikal, orta ve kole üçte bir bölgelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır.D-RaCe ile boşaltılan kök kanallarında en fazla dolgu maddesi artığı kole üçte bir bölgesinde görülmüştür ve apikal, orta ve kole üçte bir bölgeleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık görülmüştür.Mtwo-R ile boşaltılan kök kanallarında en fazla dolgu maddesi kole üçte bir bölgesinde görülmüştür ve kanalın apikal, orta ve kole üçte bir bölgeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.El aleti ile boşaltılan kök kanallarında en fazla dolgu maddesi artığı orta üçte bir bölgesinde görülmesine rağmen apikal, orta ve kole üçte bir bölgeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.Kanal içinde kalan dolgu maddesi miktarı gruplar arasında değerlendirildiği zaman, el aleti grubu dışında tüm gruplarda kalan dolgu maddesi apikal ve orta üçte bir bölgeye kıyasla en fazla kole üçte bir bölgesinde görülmüştür.Kanal dolgusunun kanaldan çıkarılma süresi değerlendirildiği zaman, gruplar arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık bulunmaktadır. Kanal dolgusunu çıkarma süresi en uzun El aleti grubunda olmuştur. Bu grubu sırasıyla R- Endo, ProTaper, Mtwo-R ve D-RaCe grupları izlemiştir.Hiçbir teknik kanal dolgu maddesini tam olarak kanaldan çıkaramamıştır. Kalan dolgu maddesi miktarı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir.Anahtar kelime: kanal tedavisi tekrarı, kanal dolgu maddesi artığı, ProTaper Universal Retreatment, R-Endo, Mtwo R, D-RaCe, Headström el aleti, AutoCAD.
İki farklı kendinden bağlanan braket sisteminin mandibular kesici dişlerin seviyelenme safhasındaki etkinliklerinin konvansiyonel braketlerle karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Kendinden bağlanan braketler 1930' lu yıllardan bu yana ortodonti pratiğinde kullanılmaktadır. Son yirmi yıl içerisinde aktif ve pasif kapaklı olan pek çok farklı kendinden bağlanan braketler üretilmiş ve piyasaya sürülmüştür. Yaptığımız bu çalışmanın amacı çapraşık mandibular kesici dişlerin seviyelenmesi sırasında iki farklı kendinden bağlanan braket sisteminin seviyeleme sürelerinin, bakteri plağı birikimlerinin, ark teli değişimi sırasında geçen sürenin ve hastanın tedavi sürecinde hissettiği ağrının konvansiyonel braketlerle karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.Çalışmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı' na başvurmuş toplam 69 hasta dahil edilmiştir. Hastalar üç eşit gruba bölünmüştür: 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) birinci gruba Damon SL 2, 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) ikinci gruba Quick 2, 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) üçüncü gruba OmniArch braketleri uygulanmıştır.Her üç grupta da braketlerin simantasyonu sonrası 0,012 inç Nikel Titanyum (NiTi) ark teli uygulanmış ve iki ay ağızda bırakılmıştır. Daha sonra yine iki ayda bir değiştirmek koşuluyla 0,014 inç ve 0,016 x 0,025 inç NiTi ark telleri sırasıyla tatbik edilmiştir. Hastalara her seansta plak boyama ajanları uygulanarak plak retansiyonları; ayrıca hastalara verilen ağrı anketleri sayesinde ağrı değerleri ölçülmüştür. Her seansta süre hesaplaması yapılmıştır. Hastalara alt keser çapraşıklıklarını takip etmeleri gerektiği tedavi başında anlatılarak, model başında verilen bilgilerle çapraşıklığın düzelmesi kriterleri öğretilmiştir. Tedavi başlangıcı ve bitimi arasındaki süre gün olarak hesaplanmıştır.Gruplararası seviyelenme süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmada plak indeksi ölçümlerinde de Damon 2 ile Quick 2 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmada plak indeksi ölçümlerinde Damon 2 ve Quick 2' nin değerleri, OmniArch' ın plak indeksi değerine göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Yaptığımız çalışmanın ağrı değerlendirmesinde ise kendinden bağlanan braketler ile konvansiyonel braketler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Her iki braket sisteminde üçüncü günde ağrı açısından anlamlı bir düşüş gözlemlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda ligatürleme sırasında geçen sürenin incelenmesi sonucunda ise en az sürenin aktif kapaklı Quick 2 olduğunu, bunu pasif kapaklı Damon 2' nin izlediği ortaya çıkmıştır. En çok süreyi alan ligatürleme yönteminin ise paslanmaz çelik ligatürlerle bağlanan konvansiyonel OmniArch braketinin olduğu sonucuna varılmıştır.Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada Damon 2, Quick 2 ve OmniArch braketleri arasında seviyeleme süreleri arasında bir fark bulunmazken, kendinden bağlanan braketlerin konvansiyonel braketlere göre tek ve en önemli avantajı ligatürleme zamanın klinik olarak anlamlı derecede az olmasıdır.Anahtar Sözcükler: Kendinden bağlanan braket, seviyeleme, ağrı, plak retansiyonu, hasta başında geçen zaman.
Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda forsus FRD EZ2 ve CS4 sistem sabit apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmamızdaki amaç, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan CS4 Sistem sabit fonksiyonel apareyi ve Forsus FRD EZ2 (Forsus) sabit fonksiyonel apareyinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırmaktır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati (alt çene gelişim geriliği) endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel apareyler ile kompenzasyon tedavisi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik röntgenleri analiz edilmiştir. CS4 Sistem grubu 14 (16,79±1,68 yıl) (7 kız, 7 erkek), Forsus grubu ise 14 (16,57±1,66 yıl) (7 kız, 7 erkek) olmak üzere toplam 28 hastanın sefalometrik röntgenlerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık CS4 Sistem grubunda 5,8±1, Forsus grubunda 6,2±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 28 hastanın 56 adet lateral sefalometrik röntgenlerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre CS4 Sistem ve Forsus apareylerinin mandibular retrognatiye sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dişsel olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, maksiller keser dişlerde retrüzyon ve mandibular keser dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. CS4 Sistem apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha fazla artışa, U1/SN değerinde ise daha fazla azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir. CS4 Sistem ve Forsus sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.
Hareketli retansiyon apareylerinin hastalar üzerindeki sitotoksik ve genotoksik etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada hareketli retansiyon apareylerinden Hawley ve Essix plakların dokular üzerindeki sitotoksik ve genotoksik etkilerinin incelenip karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda sabit ortodontik tedavisi tamamlanmış 50 hasta randomize olarak iki gruba(n=25) ayrılmıştır. Retansiyon amacıyla ilk gruptaki hastalara Hawley apareyi, ikinci gruptaki hastalara Essix plak kullandırılmıştır. Genotoksik değerlendirme için tükürük örnekleri aparey kullanılmaya başlanmadan önce (TG0), 1 ay (TG1) ve 3 ay sonra (TG2) alınıp 8-OHdG, Nrf2 ve Keap1 değerleri incelenmiştir. Sürüntü numuneleri ise aparey kullanılmaya başlanmadan önce (T0) ve 14-21 gün sonra (T1) alınıp mikronükleus, piknozis, karyoreksiz ve karyolizis parametreleri değerlendirilmiştir. Bulgular: 8-OHdG değeri başlangıçta Essix grubunda yüksek iken 1. ve 3. ay ölçümlerinde Hawley grubunda yüksek bulunmuştur. Nrf2 değeri başlangıçta Essix grubunda yüksek bulunurken 1. ve 3.ay ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Keap1 değerinde başlangıç ve 1 ay sonraki ölçümde gruplar arasında farlılık bulunmazken 3. ay ölçümünde Hawley grubunda yüksek bulunmuştur. Mikronükleus, piknozis, karyoreksiz ve karyolizis değerleri T1 zamanında Essix grubunda daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Sürüntü örnekleri ile yapılan erken dönem incelemelerinde (14-21 gün) Essix plakların toksik etkisinin fazla olduğu görülse de uzun dönem tükürük analizi sonuçlarında (3 ay) Hawley plağının DNA'da daha fazla mutasyona neden olduğu görülmüştür.
Geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; üst çenesinde transversal yönde darlığı olan hastalarda geleneksel ve modifiye hızlı üst çene genişletme apareylerinin çiğneme kasları üzerindeki etkilerini ultrasonografik ve shear wave elastografisi ile değerlendirmektir. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na tedavi amacıyla başvurmuş olan, iskeletsel maksiller darlığa sahip, yaşları 8-15 yıl arasında değişen, kliniğin rutin hastası olan birey dahil edildi. Randomize olarak seçilen 31 birey iki gruba ayrıldı: Grup 1; Geleneksel Hyrax RME (HRME) apareyi (n=15), Grup 2; Akrilik Capli Modifiye RME (AcRME) apareyi uygulanan hastalar (n=16). Bireylerden T0 (aparey uygulaması öncesi), T1 (aktivasyon sonu) ve T2 (aktivasyonun tamamlanmasını takiben 3.ay) dönemlerinde ultrasonografi ve elastografi kayıtları alındı. Alınan kayıtlar aracılığı ile masseter, anterior temporal ve lateral pterigoid kaslarının kalınlıkları ve sertlik değerleri analiz edildi. Hem AcRME hem HRME gruplarında, ortalama kalınlık ve sertlik değerlerinin zamanlar arası karşılaştırmalarında anlamlı farklılık gözlenmezken; sağ-sol ayrımı yapılarak analiz edildiğinde her iki apareyin de kasları anlamlı olarak etkilediği görüldü. Çalışmada en çok etkilenen kaslardan olan lateral pterigoid kasın farklı zamanlarda ölçülen kalınlık ve sertlik değerleri AcRME grubunda daha fazla idi. Bu durumun AcRME apareyinin dizaynındaki okluzyon yüksekliği farklılığından kaynaklandığı düşünüldü.
Sınıf III hastalarda Alt-RAMEC protokolü ile iskeletsel vediş destekli protraksiyon yöntemlerinin etkinliklerininkarşılaştırılması
Bu çalışma maksiller protraksiyon için hibrit hyrax ve RME apareyine sahip, alt-Ramec protokolü uygulanan ve uygulanmayan hastaları eş zamanlı değerlendirerek, farklı ankraj ünitelerinden destek alan apareyler arasında yapılan tercihin ve genişletme protokolü seçiminin üst çene protraksiyonuna etkisini göstermeyi amaçlamıştır. Araştırmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na sınıf III maloklüzyon tedavisi görmek için başvuran hastaların lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Hibrit hyrax apareyi ve alt-RAMEC grubu 15 (HH-Alt), RME apareyi ve Alt-RAMEC grubu 15 (RME-Alt), hibrit hyrax apareyi grubu 15 (HH) ve RME apareyi grubu 15 (RME) olmak üzere toplam 60 hastanın, tedavi öncesi ve sonrası 120 lateral sefalometrik filmi üzerinde açısal ve doğrusal analizler yapılmıştır. Normal dağılan parametrelerin dört grupta karşılaştırılmasında Oneway Anova ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. Değişkenlerin grup içi karşılaştırılmasında ise paired sample t testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmadan edinilen bulgulara göre HH-Alt grubunun maksillanın öne getirilmesini en çok arttıran ve overjet düzeltimini en hızlı sağlayan grup olduğu görülmüştür. Bunu sırasıyla HH ve RME-Alt grupları takip etmektedir. HH grubu RME-Alt grubuna göre vertikal boyutta sağladığı kontrol ve daha az dental yan etkiye sahip olması nedeniyle ikinci en başarılı grup olarak görülmüştür. Dört tedavi kombinasyonu içerisinde iskeletsel etkinliği en az ve dental yan etkisi en fazla olan grubun RME grubu olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildiğinde hibrit gruplarının konvansiyonel gruplara göre maksillayı daha hızlı ve etkili protrakte ettikleri, aynı zamanda maksillanın rotasyonunu azaltarak vertikal kontrolü de iyileştirdikleri görülmüştür. Alt-RAMEC prosedürünün maksillanın ilerletilmesine ve hızına katkı sağlarken, vertikal kontrol üzerinde bir iyileştirme yapmadığı görülmüştür. Maksillada görülen değişimler üzerinde apareyin hibrit veya konvansiyonel olmasının, alt-RAMEC protokolü uygulanıp uygulanılmamasından daha fazla önem taşıdığı fark edilmiştir.
Farklı büyüme tiplerine göre mini vida destekli hızlı palatal genişletme apareyi'nin yerleştirileceği bölgelerdeki kemik kalınlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada farklı büyüme tiplerine göre mini vida destekli hızlı palatal genişletme apareyinin (MARPE) yerleştirileceği bölgelerdeki kemik kalınlığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: KIBT arşivinden dahil edilme kriterlerini karşılayan radyografiler randomize seçildi. Sefalometrik radyografiler dijital olarak analiz edilerek büyüme paternlerine göre üç gruba (düşük, normal ve yüksek açılı) ayrıldı (n=34). KIBT taramaları üzerinden yapılan ölçümler midpalatal düzlemin 3 mm ve 6 mm lateralinde olacak şekilde her iki tarafta yapıldı. Transversal kesitte, ön bölgedeki ölçüm noktaları 1.premoların distalinden, arka bölgedeki ölçüm noktaları 1.moların distalinden geçecek şekilde ayarlandı. Ölçümler sagittal kesitte, ön bölgede 30-45-90º açılarda, arka bölgede dik açıda palatal kortikal kemikten nazal taban kortikal kemiğine kadar 16 noktada yapıldı. Bulgular: Palatal kemik kalınlığı açısından büyüme paternleri arasında anlamlı farklılıklar bulundu (p<0.05). Düşük açılı grubun palatal kemik kalınlığı daha fazlaydı ve her iki tarafta midpalatal düzlemin 3 ve 6 mm lateralinde posterior bölgede 90º açıyla yapılan ölçümlerde anlamlı olarak yüksekti. Sonuç: Palatal kemik kalınlığının cinsiyet, büyüme paterni, yerleştirme açısı gibi birçok değişkenden etkilendiği ve yüksek oranda bireysel farklılıklar gösterdiği düşünüldü. Bu sebeple, MARPE apareyi üretilmeden önce hastanın KIBT görüntüleri üzerinden ölçümler yapılarak hazırlanması tavsiye edilebilir.
Ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Mandibulanın uzunluğu ve yüksekliğini stimüle eden mandibulanın büyüme merkezi olarak da adlandırılan mandibular kondildir. Mandibulanın ileri yönlü hareketini takiben mandibular kondil kıkırdağı ve glenoid kavitede adaptif remodelling oluşur. Bu çalışmanın amacı ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışma ağırlıkları 260 ve 280 gr arasında olan, rastgele 4 gruba ayrılan 48 denekten oluşmaktadır. Grup 1 kontrol grubu, grup 2 aparey grubu, grup 3 apareyle birlikte 8j lazer uygulanan grup, grup 4 apareyle birlikte 10j lazer uygulanan grup olup, deneysel ratların temporomandibular bölgelerine çift taraflı olarak, 30 gün boyunca 15 kez düşük seviyeli lazer uygulamalarında bulunulmuştur. Mandibuladaki morfolojik değişiklikler uygulama öncesi ve sonrasında alınan lateral radyograflarla değerlendirilmiştir. Ötenazi sonrası, kondil kıkırdağı ve subkondral kemiği içeren histolojik örnekler kondilin ön ve arka bölgesi olarak histomorfometrik açıdan değerlendirilmiştir. Lateral radyograf bulgularında aktif deney gruplarında mandibular büyümede kontrol grubuna göre önemli derecede artış bulunmuştur. Histomorfometrik bulgularda kontrol ve aktif deney grupları arasında önemli farklılıklar olduğu izlenmiştir. Grup 3 ve 4 düşük doz lazer tedavisinin stimulan etkilerinin doza bağlı değiştiği gözlenmiştir. Sonuç olarak düşük doz lazer tedavisinin etkilerinin seçilen parametrelerde kondil büyümesini stimüle ettiği ve mandibular büyümeye katkı sağladığı bulunmuştur.