State administration
68 theses under this subject heading
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde ortaya çıkabilecek olası sorunlar ve çözüm önerileri
Bu çalışmada, Türkiye'nin siyasi kültürü ve uygulamaları bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılarak ortaya çıkabilecek sorunların incelenmesi ve bu sorunların çözümüne dair önerilerde bulunulması amaçlanmaktadır. Hızlı karar almanın yürütmenin güçlü olmasından geçtiği düşüncesiyle birçok ülke ABD'de başkanlık sisteminin uygulanmasıyla birlikte başkanlık sistemine geçmiştir. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek güçlü yürütme ile birlikte istikrarsız hükümetler oluşmasını engellemek istemektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi anlatılırken dünya üzerinde uygulanan parlamenter sistem, başkanlık ve yarı-başkanlık sistemleri incelenerek bu sistemlerde ortaya çıkan sorunlar ışığında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki sorun çıkarabilecek alanlara dair önerilerde bulunulmuştur. Çalışmada, ülkelerin istikrarlı yönetimler ortaya çıkarabilmeleri için siyasi kültürlerine uygun hükümet sistemi yapmaları gerektiği anlatılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye için iyi bir sistemdir. Ancak sistemin düzenlenmesi ve uygulamasında ortaya çıkabilecek sorunlar giderilirse sistemin faydalı yönlerinden daha fazla istifade edilebilir. Bu çalışmada, hükümet sistemlerinin sorunsuz işleyebilmesi ve sorunlar karşısında çözüm üretebilmesi için şartlara göre revize edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Başkanlık Sistemi, Sorunlar, Çözüm Önerileri, Siyasi Kültür
Yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolü
Bu çalışmanın amacı yeni kamu yönetimi anlayışında devletin rolünü ortaya koymaktır. Bu kapsamda kamu yönetiminde reformu gerekli kılan durumlar incelenmiştir. Yapılan reformlar sonucunda ortaya çıkan yeni yönetim anlayışının temelleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Vatandaşın yönetime katılımı, şeffaflık, hesap verilebilirlik kavramlarının yeni kamu yönetimi anlayışındaki yeri gösterilerek kamu yönetiminin ilk devletlerden itibaren geçtiği aşamalar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece yeni kamu yönetimi anlayışı ile devletin rolü değişmiştir. Yeni Kamu Yönetimi düşüncesi, geleneksel bakımda çalışmayı temel alan kamu idaresinin yapısı ve çalışmasına yapılan tenkitlerden beslenerek etkileşim ve teknoloji sahasındaki ilerlemelerle aynı doğrultuda özel sektörde karşılaşılan dönüşümün sonucunda oluşmuştur. Yeni kamu yönetimi düşüncesi; serbest piyasa mekanizmasının daha etkin ve faal olduğunu öne sürerek, firma idaresi ile kamu idaresi arasındaki çeşitliliğin azaltıldığını söylemektedir. Özel kesimin sektörün işletme yönetimi zihniyeti yeni kamu idaresi yeniliklerini biçimlendirmektedir. Yeni kamu idaresi, devletin niteliğini şekillendirirken devlet ve halk arasındaki etkileşimler tekrar ifadelendirmektedir. Bu kapsamda, devlet geliştirmekle veya daraltmakla değil devletin temel standart işlevlerine yoğunlaşılarak daha verimli hale getirilmesi hedeflenmektedir.
Siyasal sistemlerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması: Örnek ülke incelemeleri
Yönetim sistemleri veya siyasal sistemler, devletlerin ve kurumların yönetimi için hükmetme gücünün kimin elinde nasıl bulunacağını belirleyerek ortaya çıkan ve gelişen devlet iktidarı türlerini ifade etmektedir. Çeşitli hükümet sistemlerini oluşturmak için geçmiş çağlardan beri sınıflandırmalar mevcuttur. Herhangi bir zamanda varlığını gösteren ve işleyen siyasal kurumların oluşturduğu yapı siyasal sistemlerdir. Bu kurumlar arasında etkileşim ve koordineli bir çalışma söz konusudur. Siyasal sistem ülkenin kültürel, sosyal, ekonomik ve diğer yapıları ile etkileşim halindedir. Fakat kurumlar bir devletin sadece yapısını oluşturur, genel özelliklerini ise seçim sistemleri, siyasal güçleri, partilerin yapısı, vatandaşların siyasete katılımı gibi etmenler oluşturur. Üst düzey devlet yöneticisi, devlet kurumların da ilgili olduğu alt birimlerde mevzuatlar ile ilgili uygulamaları denetler ve benzer görevleri yürütürler. Demokrasi, dünyadaki tüm devlet ve bireylerin kurum veya devlet politikasını şekillendirmek için sahip olduğu yönetim biçimidir. Demokrasi ölçümleri 1970'den beri Freedom House, 2006 yılından bu yana The Economist tarafından yapılmaktadır. Demokrasi endeksleri hükümetlerin siyasal katılımlarını, siyasal özgürlüklerini ve seçim süreçlerini inceleyerek hazırlanmaktadır. Demokrasi sınıflandırması açısından ülkeler; tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, hibrit rejimler ve demokratik olmayan rejimler olarak kategorize edilmektedir. Bu çalışmada, demokrasi sınıflandırmalarına göre ülkelerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması incelenecektir. Çalışmanın hipotezi; siyasal sistemlerde farklı demokratikleşme düzeylerine göre üst düzey devlet yöneticilerinin atanmasında çeşitlilikler olduğudur. Çalışmanın yöntemi, betimsel ve tarihsel araştırma yöntemleri ve belgeye dayalı veri analizidir. Bu çerçevede The Economist'e göre demokratikleşme puanları üzerinden veriler incelenerek sonuca ulaşılacaktır.
İslâm siyaset felsefesi açısından devlet yönetimi üzerine bir değerlendirme
İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar, tüm dönemler, kendi politik yapıları içerisinde hükümdarlarına ve yöneticilerine sahip olmuştur. Bu yönetim anlayışı dolayısıyla, bu bağlamda, devletlerin nasıl yönetmesi gerektiği ve din ile devlet arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir. Bu anlayışa istinaden, Kur'an'da ve hadiste hüküm bulunmadığı zaman, kararların, hükümdarların rasyonel yönetimlerine ilişkin olarak alındığı ve dinî yönetimin bu biçimde uygulandığı görülmektedir. Bu kararlar alınırken, hilâfet ve zıllullâh gibi bazı politik terminolojinin dikkate alınması çok önemli olacaktır. Yönetimsel zorlukları ve yükleri hafifletmek için, vezirlik makamına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, hükümdarlar, halife ve vezirler için ahlakî davranışların ne olması gerektiği tartışılmakta ve açıklanmaktadır. Dinî yönetime ilişkin bu hususlar bağlamında meşveretin önemi araştırılmakta ve değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hilâfet, dinî siyaset, vezirlik, yönetim, ahlâkî davranışlar.
Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa'nın XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'ndeki gelişmelere dair tespit ve önerileri
Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli devlet ve fikir adamlarından biri olan Ahmed Cevdet Paşa'nın tarih alanında yazmış olduğu eserlerinden üçünü, Tarih-i Cevdet, Ma'rûzat ve Tezâkir'i temel alarak hazırlanmıştır. Bahsedilen kitaplar incelenerek Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne ve de özellikle kendi yaşadığı döneme dair tespit, önerileri ve eleştirileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, çalışmanın konusu, kapsamı ve önemi belirtildikten sonra Cevdet Paşa'nın hayatı ve eserleri incelenmiş, daha sonra XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nin siyasi tarihi kısaca işlenmiş en son da Cevdet Paşa'nın ıslahat anlayışı ile onun döneminde yapılan ıslahatlara değinilmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Cevdet Paşa'nın devlet ve hükümet anlayışı ile hizmetinde bulunduğu padişahlar ve dönemin önde gelen devlet adamları hakkındaki görüşleri işlenmiştir. Bölümün devamında onun döneminde saray yönetimi ve bürokraside meydana gelen değişiklikler, bu değişikliklere dair görüşleri en sonra da memuriyet, hariciye, ordu ve taşra yaşamına dair tespit, öneri ve eleştirileri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki malî, iktisadî hayatına dair tespitlerinden sonra yine bu dönemde sosyo-kültürel alanda yaşanan değişimler ve onun bu değişimleri nasıl değerlendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Cevdet Paşa, ıslahat, memur, iktisat, Osmanlı idaresi.
Nâmık Kemâl'de ideal devlet görüşü: İbret ve Hürriyet gazetelerindeki yazıların değerlendirilmesi
Mehmed Nâmık Kemâl, hem Türk edebiyatı tarihi hem de Türk siyasal tarihinde kendine yer edinmeyi başarmış önemli bir şahsiyettir. Her ne kadar "vatan şairi" ve "Vatan yâhud Silistre'nin yazarı" olarak bilinse de, esasında bu vasıfların çok ötesinde bir konuma sahiptir. O, elbette bir vatan şairidir, ünlü Vatan yâhud Silistre piyesinin müellifidir ve vatan kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır; ama o, aynı zamanda, anayasa ile parlamentoyu da savunan bir gazetecidir. Bu çalışmanın amacı ise, Nâmık Kemâl'in bu gazeteci yönü üzerinden, onun, vatan, hürriyet ve Osmanlı'da inşa edilmesi gereken ideal yönetim şekli konusundaki fikirlerini ele almaktır. Ne de olsa Nâmık Kemâl, gazeteciliği süresince, nüfustan ekonomiye, idareden eğitime kadar pek çok konuda doygun gazete yazıları kaleme almıştır. Daha net bir tablo ortaya koyulması için, bu çalışmada, yazarın bahsi geçen konulardaki düşüncelerine odaklanılacaktır. Osmanlı'ya uygulanmak istenen meşrutî monarşi, tabiî olarak, salt Nâmık Kemâl'in fikrî faaliyetiyle gerçekleşmemiştir. Kâh Yeni Osmanlılar Cemiyeti'yle bir araya gelen pek çok isim, kâh bürokraside yer alan başka isimler, anayasal parlamentoyu savunmuştur. Bizim odak ismimizse Nâmık Kemâl olduğundan, bu çalışmada, Nâmık Kemâl ile diğer Tanzimat düşünürleri veya bürokratlar arasında herhangi bir mukayeseye gidilmemiş, salt Nâmık Kemâl'e değinilmiş ve onun da sadece ideal devlet yönetimiyle ilgili düşünceleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nâmık Kemâl, İttifak-ı Hamiyyet, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Tanzimat, anayasal monarşi, anayasalcılık, parlamentarizm, kuvvetler ayrılığı, usûl-i meşveret, hürriyet, vatan, Rüya, İbret, Hürriyet, Kanun-ı Esasî, 113. madde.
Abbasiler Döneminde Emirü'l Ümeralık ve Türk Emirü'l Ümeralar (936-946)
İslam Devletinde Emevi iktidarından sonra yönetimi Abbasiler ele geçirmiştir. Bu yönetim değişikliği İslam devleti açısından basit bir değişiklik değil köklü bir ihtilaldir. Abbasi iktidarının başlangıcından itibaren hemen hemen her döneminde de Türk Milleti etkin rol oynamıştır. Türkler Abbasi halifelerini genellikle vesayet altına almış ve halifenin zayıf olduğu durumlarda devlet yönetimini tamamen ele almıştır. Bu Türk iktidarı dönemini iki bölümde inceleyeceğiz birinci bölüm "Türk Kumandanlar Devri" ikinci bölüm ise "Emirü'l Ümeralık Kurumu" olacaktır. Her iki devirde de kanlı çatışmalar, şiddetli iktidar kavgaları olmuş, bu çatışmalar her iki tarafa da epey zarar vermiştir. Bu yüzden hem Abbasi iktidarı zayıflamış hem Türk nüfuzu azalmıştır. Türkler bu zayıflamanın neticesinde başka bölgelere giderek müstakil yönetimler kurmuş ve varlığını sürdürmüştür. Ancak Abbasi hanedanlığı yok olma sürecine girerek kendisini toparlayamamıştır.
Mektûbât-ı Sırrı Paşa'nın transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Bürokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarından valilerin yazdıkları eserler kendi zamanlarına ışık tutan eserlerdir. Bu eserlerdeki birinci elden edinilen bilgiler, görev yaptıkları yerlerin tarihinin aydınlatılmasında önemli bilgiler vermektedir. Sırrı Paşa'nın Mektûbâtı'nda XIX. asrın ikinci yarısında Bağdat ve Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde, kamu hizmetleri, ulaştırma faaliyetleri ve eğitim hizmetlerindeki yatırım hamleleri görülmektedir. Mektûbât-ı Sırrı Paşa'da XIX. asrın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde meydana gelen kalkınma hamlelerinin esasını eğitim, ulaşım ve bayındırlık faaliyetleri oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Mektûbât-ı Sırrı Paşa, İdadi, Leyli Okulları, Hindiye Seddi, Hile Kanalı
Serasker Mehmet Rıza Paşa
Bu çalışma, II. Abdülhamit döneminin önemli asker ve devlet adamlarından biri olan Serasker Rıza Paşa'nın (1845-1920) biyografisinden oluşmaktadır. Rıza Paşa, 1845 yılında Koca Mustafa Paşa semtinde dünyaya gelir. 1857 yılında kaydolduğu Askerî Lise'deki eğitimini tamamladıktan sonra 1866 yılında Harbiye Mektebi'nden mezun olur. Üsteğmen rütbesiyle Şumnu'da aynı yıl memuriyet hayatı başlar. İlk önemli başarısını 1866 yılındaki Girit isyanında gösterir ve burada komutanlarının dikkatini çeker. 1888 yılında Yıldız Sarayı'nın korunmasından sorumlu olan Arap ve Arnavut askerler arasında yaşanan problemi hızlıca çözer. Böylelikle II. Abdülhamit'in güvenini kazanan Rıza Paşa, Yıldız Sarayı'nın muhafazasından sorumlu olan İkinci Fırka'nın kumandanlığına atanır. 1891 yılında da rütbesi Müşirliğe çıkarılarak Seraskerliğe getirilir. Yeni görevine başladığında ordunun lojistik açıdan iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunur. 1897 yılında çok kritik bir karar alarak II. Abdülhamit'i ikna eder ve zaferle neticelenecek olan Osmanlı-Yunan Harbini başlatır. Bu savaşta elde ettiği başarı kendisine büyük bir şöhret kazandırır. Seraskerliği müddetince, Anadolu ve Rumeli'de yaşanan olayları yakından takip ederek güvenlik ve asayişin sağlanması için birçok çalışmalar yapar. Bunun yanı sıra, maliye, eğitim, kalkınma vs. konularında da görüşlerini bildiren yazılar kaleme alır. 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilmeden iki gün önce, sadrazam Sait Paşa ile arası açık olduğu için oluşturulan kabinenin dışında bırakılır. Yeni yönetim, Rıza Paşa'yı Midilli adasına sürgüne gönderir. Sürgünden döndükten sonra Fransa'ya gider ve 1920 yılında burada vefat eder. Göreve başladığı 1866 yılından Seraskerlikten azledildiği 1908 yılına kadar yaptığı çalışmalar, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki askeri, sosyal, ekonomi ve siyasi tarihine ışık tutması bakımından önemlidir. Çalışmanın esas kaynakları, arşiv belgeleri ile Rıza Paşa'nın Hülasa-i Hatırat ve Hatırat isimli eserleridir. Bunun yanı sıra süreli yayınlar, oğlu Süreyya İlmen'in hatıraları, literatürde konuyla ilgili kitap ve makaleler de araştırmanın kaynakları arasındadır. Anahtar Kelimeler: Rıza Paşa, Seraskerlik, II. Abdülhamit, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, Nizamiye Hazinesi.
Hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolü: Devlet, medeniyet ve kanuni idare ilkesi
Bu çalışma hukuk devletinde fonksiyonel idarenin rolünü devlet, medeniyet ve kanuni idare çerçevesinde incelemiştir. Birinci bölümde devlet kavramı etimolojik temellerinden yararlanılarak izah edilmiştir. İlave olarak modern devlet, İslam devleti ve Türk devletinin tekamülü açıklanmıştır. Egemenlik kaynakları, iktidar, meşruiyet, rıza ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca medeniyet-kültür ilişkisi, asabiyet teorisi, toplumsal ahlak ve adalet kavramları değerlendirilmiştir. İkinci Bölümde hukuk ve devlet kavramları mukayese edilmiştir. Hukuk devletinin anlamı, içeriksel ve biçimsel unsurlarına değinilmiştir. Hukuk devletini bir gereği olan kanuni idare ilkesi teorik kökenleri ve kanuna dayanma (kanuna aykırı olmama) bağlamında özel olarak anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, fonksiyonel idare kavramı mukayeseli olarak açıklanarak, hukuk devletinde fonksiyonel idareye düşen ödevler irdelenmiştir.
XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar
XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.
Afrika'daki askeri darbelerin devlet yönetimleri üzerindeki etkileri: Sudan örneği
Afrika kıtasında yer alan ülkelerde siyasi istikrarsızlıklar ve ekonomik nedenlere dayalı askeri darbeler yaşanmaktadır. Bu ülkelerden biri de Sudan'dır. Sudan'da tarihsel olarak 1958, 1969, 1985, 1989, 2019 ve 2021 darbeleri de dahil olmak üzere on ikiden fazla darbe girişimi olmuştur. Yaşanan darbelerin ve iç karışıklığın çözümlemesine odaklanan çalışmada, siyasi krizlere çözümler geliştirmek amacıyla bağımsızlık sonrası Afrika kıtasında yayılan askeri darbelerin en önemli nedenlerinin askeri düzenin göreli gücü ile sivil düzenin zayıflığı olduğu gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra sivil ve siyasi kurumların düzen ve istikrar yokluğu darbelere zemin oluşturmaktadır. Askeri darbeler, ideolojik sebepleri dayanak göstermektedir. Ancak Afrika kıtasının etnik ve kabilesel bölünmeleri, belli bir sınıfın ideolojisine bağlı kalmayacak kadar çeşitlidir. Dolayısıyla darbeler geçici ve/veya kısa süreli bir istikrar durumuna yol açmaktadır. Bu durum etnik grupların örgütlenmesi ve hak arayışına girmesiyle sonuçlanmaktadır. Çalışmada, askeri darbe girişimlerine en çok maruz kalan Afrika ülkelerinden Sudan'da askeri darbelerin önlenmesi için demokratik kurumların güçlendirilmesi, iç çatışmaların önlenmesi, idari ve mali yolsuzluklara anayasal düzenlemelerle son verilmesi üzerinde durulmuştur. Nitekim, ülke güvenliğini iç ve dış tehditlerden korumak için orduların görev alanı ve sorumlulukları kesin hatlarla belirlenmelidir.
Irak'ta Şii Merciliğinin siyasi rolü
İslamiyet'in ilk yıllarından beri Şiiliğin beşiği, kutsal toprakları ve merkezi olan Irak Şiilikle özdeşleşmiş bir ülkedir. Şiiler, Kerbela olayından sonra ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüş ve Şiilik tarih boyunca bir muhalefet hareketine dönüşmüştür. Yakın çağda Şii Merciliğin siyasette aktif rol oynama eğiliminin artması 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlamış ve 20. yüzyılın başlarında Şii Merciliği politikada temel güç olmuştur.Şiiler, Irak nüfusunun çoğunluğunu oluşturduklarından dolayı Şii Merciliği her zaman Irak'ta stratejik dengenin baş faktörü olarak algılanmıştır. Dünya Şiilerinin ruhani liderliğinin yanı sıra Şii Merciliği Irak Şiilerinin siyasal davranışlarının belirleyicisi ve Irak'ta siyasi denklemi sağlayan ana unsurların başında gelmektedir.Irak ulus devleti sınırları içinde yasayan Şiiler, Birinci Dünya Savası'n bitiminden 2003 yılının başına kadar, siyasi iktidarı elinde bulunduran müteakip Sünni Arap iktidarlarının baskısı altında yaşamışlar, Sünni Arapların Şiilere karsı uyguladıkları politikler nedeniyle Şiilerin Irak'ın siyasal hayatından dışlanmışlardır. Baskıcı politikalar Baas iktidarının yönetime gelmesiyle daha vahim bir hal almıştır. Bu dışlayıcı politikalar Şiilerin muhalif bir güç olarak Sünni iktidarlara karsı örgütlenmelerine neden olmuştur. Önce sivil mücadele tarzında tepkisini koyan Şiiler, Baas iktidarı döneminde baskıların artmasıyla şiddet eğilimlerine de başvurmuşlardır.Şiiler, 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali ve sonrasındaki yapılandırma sürecinde baş aktör olarak yer almaktadırlar. Irak Şiileri, 2003 sonrası elde ettikleri kazanımlarıyla ülkenin kuruluşundan bu yana merkezi yönetimde ilk kez bu denli güçlü bir konuma sahip olmuşlardır. Şii Merciliği, Irak'ın yeniden yapılanması, işgalin bir an önce sona ermesi, güvenlik ile istikrarın sağlanması ve tüm etnik ve dini kesimlerin adil bir şekilde temsil edilmelerinin yanı sıra haklarının anayasal, demokratik, çoğulcu bir sistemle korunmasını savunmuştur. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için daha rasyonel bir tavır takınmış ve pragmatist bir siyasi söylem çerçevesi içinde bir tutum sergilemiştir.ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonraki gelişmelerde başarılık oranı, ülkenin güvenliği, siyasi istikrarı, iç savaşa sürüklenmemesi, yeniden yapılanması ve bütünlüğünün korunması konularında Şii Merciliğinin takındığı tavır büyük önem arz etmiştir ve Sistani'nin Necef'teki mütevazı evinde tüm Iraklı siyasetçiler kendisinden görüş alma ihtiyacı duymuşlardır. Siyasal ve toplumsal açıdan büyük etkinliğe sahip olmasından dolayı siyasal istikrar ile güvenliğin olmadığı 2003 sonrası Irak'ta Şii Merciliği emniyet subabı rolünü üstlenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Irak2.Şiiler3.Şii Merciliği
Tarihi süreç içinde tımar sistemi: Ordu yöresi (1455-1839)
Osmanlı Devleti'nin üç kıtada yüzyıllar süren hâkimiyetini ve farklı coğrafyalardaki varlığını sürdürebilmesi, kurumlarını etkin bir biçimde kullanabilmesiyle olmuştur. Bu temel kurumlardan biri tımar sistemidir. Bu çalışmada da, Ordu Yöresi kapsamında 1455 ile 1839 tarihleri arasında tımar sisteminin işleyişi, uygulanışı; yaşanan değişim ve dönüşüm Osmanlı ve dünya konjonktürü bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır.Çalışmamızda ana eksende, sistemin işleyişinde etkin olan ?küçük aktörler? olarak adlandırdığımız ?tımarlı sipahilere? odaklanılmıştır. Bu şekilde, sistemin girift ve çok katmanlı yapısını ortaya çıkarmak mümkün olacağı düşünülmüştür. Tahrirler döneminden başlamak üzere, Ruznamçeler ve Yoklamalar döneminde timarlı sipahiler ve bunlar arasındaki geçişler üzerinde bilhassa durulmuştur. Özellikle tımarın intikali ve tevcihatı meselesi ana mevzulardan biri olmuştur. Bu hususta tımar, bir sistem dâhilinde ele alınmaya çalışılmış ve sistem analizi yaklaşımı benimsenmiştir.Kuruluşundan beri, Osmanlı Devleti tarihinde büyük bir rol oynamış olan tımar sisteminin incelenmesi bakımından İcmal Tahrir Defterleri, Tımar ve Zeamet Ruznamçe Defterleri ve Cebe-Yoklama Defterleri çalışmamıza kaynaklık etmektedir.
Üniter devlet modelinde mahalli idarelerin özerkliği ilkesi
Üniter devlet, devletin ülke, egemenlik ve millet unsurlarının bölünmez ve tek olduğu devlet yapısıdır. Üniter model, 1982 Anayasası'nda devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü şeklinde benimsenmiştir. Siyasi örgütlenmede üniter devlet modelini benimseyen ülkemizde Anayasa'ya göre idari teşkilata merkezden ve yerinden yönetim ilkeleri birlikte egemendir. Bu noktada çalışma, yerinden yönetim ilkesinin bir uygulaması olarak karşımıza çıkan mahalli idarelerin özerkliği ilkesinin üniter devlet modeli ile birlikte uygulanması zorunluluğundan kaynaklanmıştır.Anayasa'da il özel idaresi, belediye ve köy idaresi olarak sayılan mahalli idarelerin özerkliği, idari ve mali özerkliği içermektedir. Çalışmanın bu bölümünde mahalli idareler, özerklik kavramını daha iyi açıklayabilmek amacıyla idari ve mali özerkliğin koşulları açısından tek tek ele alınmıştır. Ayrıca konu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve yenilenen Anayasa'da özerklik tartışmaları açısından da incelenmiştir.Siyasi örgütlenmede birlik anlamına gelen üniter devlet, idari teşkilatta da birliği gerekli kıldığından idarenin bütünlüğünün sağlanması şarttır. Bu anlamda çalışmada, üniter devlet modelinde mahalli idarelerin özerkliği ilkesinin sınırı olarak idari vesayet yetkisine de yer verilmiştir.
Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba
?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.
Osmanlı Devleti'nde bir idari modernleşme kurumu olarak Meclis-i Âli Tanzimat: 1854-1861
Bu tezde, Tanzimat dönemi kurulan meclislerden biri olan Meclis-i Âli Tanzimat incelenmiştir. Çalışmamızın amacı, Meclis-i Âli Tanzimat'ın görev ve yetkileriyle bürokratik yapısı ve işleyişini ortaya koymaktır. Çalışmamızın kapsamı, Meclis-i Âli Tanzimat'ın görev aldığı 1854-1861 yıllarını kapsamaktadır. Meclis-i Tanzimat bu süre içerisinde Osmanlı Devletinde yasama faaliyetlerinde önemli bir konumda bulunmuştur. Kanun tasarıları hazırlamanın yanında hükümeti denetleme yetkisi de vardır. Bu nedenle meclis Osmanlı Devlet Teşkilatında önemli bir konumdadır.
Osmanlı idaresinde Şam'ın (Dimaşk) iktisadî vaziyeti (1800-1850)
Bu araştırma 1800 ve 1850 yılları arasında Şam Vilayeti'nin ekonomik durumu ile ilgilidir. Bu dönemde Şam'ın, üç farklı dönemin özelliklerini taşıdığını görmekteyiz. İlk dönem (1800-1831); Osmanlı fütuhatı ile başlayan Osmanlının geleneksel egemenlik dönemidir. Bu dönemde Şam, yabancıların her türlü etkisine kapalı kalmayı başarmıştı. O dönemde Şam Vilayeti bir Osmanlı vilayeti olmuştu. Şeriat temeline dayanan Osmanlı kanunları uygulanıyordu ve Osmanlı egemenliği çok etkiliydi. Böylece Şam, Avrupalılara karşı kapalı bir alan haline gelmişti. Bu dönemde vergiler, ticaret, fiyatlar incelenerek Şam'ın ekonomik yapısı ve halkın yaşam seviyesi ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci dönem (1832-1840); Mehmet Ali Paşa'nın egemen olduğu dönemdir. Bu dönemde Şam Vilayeti'ne Mehmet Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa hükmetmiştir. Yönetim ve ekonomi ile tarım sektörünü (dut ekimi) ve eğitimi etkileyen bir takım reformlar yapılmışsa da, Mehmet Ali Paşa hükümranlığı, Şam halkı ve Osmanlı Devleti için bir felaket olmuştur. İbrahim Paşa'nın Şam'a girmelerine izin verdiği konsoloslar aracılığı ile Avrupa'nın Şam Vilayeti'ne müdahalenin başlangıcı olarak kabul edilmişti. Sonuçta Fransa ve İngiltere'nin eline düşmesine yol açmıştır. Bu durum halk üzerinde olumsuz bir tepki yaratmıştı. Çünkü Avrupalıların Şam'a girmesiyle beraber, yerel halk ticarette olumsuz yönde etkilenmiştir. Üçüncü dönem (1840 – 1850) İbrahim Paşa sonrası dönem, Avrupalıların Şam üzerindeki kontrol dönemidir. Çünkü Mehmet Ali Paşa'nın ilerlemesine karşı Osmanlı Devleti Fransa, İngiltere ve Rusya'dan yardım almıştı. Bunun karşılığında ise tavizler vermek zorunda kaldı. Böylece, Şam ve Asitana'da bulunan konsoloslar devletin kurumlarına, okullarına ve yasalarına müdahale ederek, kontrol altında tutmaya başlamışlardır. İngiltere ve Fransa (1856 Islahat Fermanı) aracılığı ile Osmanlı Devleti'ne İslam hukuku ile bağdaşmayan kendi hukuk ve yasalarını dayatmak istemişlerdir. Bu durum özellikle Şam'da padişahın halk nezdindeki imajını sarsmıştır, saltanat ferman ve emirlerine karşı gelmeye sevk etmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Şam Vilayeti, İktisadi Durum, Ticaret, Vergi.
1556-1557 (H. 963-964) tarihli Divân-ı Hümâyûn Ruûs Defteri (126-243) transkripsiyon-değerlendirme-dizin
Tezimizi oluşturan Divân-ı Hümâyûn Ruûs Defteri, 1556-1557 tarihinde Osmanlı Devleti'nde beylerbeyi, sancakbeyi gibi devletin üst düzey yöneticilerinden en alt kademedeki görevlilere kadar yapılan atama ve azilleri içermektedir. Ayrıca has, zeamet ve tımarların dağıtımı, bedellerinin arttırılması veya azaltılması, idari görevlilerin emekliliğe ayrılması, usulsüzlük yapanların görevden alınması gibi birçok konuda buyruldu kayıtlarından oluşmuştur. Bu sebeple Osmanlı Devleti'nin idari, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültür hayatı ile ilgili önemli bilgilere ulaşmak mümkündür. İlgili defterin 126-243. sayfaları arasındaki 931 buyruldunun transkripsiyonu yapılmıştır. Bunun yanı sıra yer ve şahıs adları dikkate alınarak metnin dizini hazırlanmış ve defterin verdiği bilgiler ışığında tablolar kullanılarak genel değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Divân-ı Hümâyûn, Ruûs, Buyruldu, Atama
1556- 1557 (H. 963-964) tarihli Divan-ı Hümâyûn Ruûs Defteri (s.1-125) metin- değerlendirme- dizin
H. 963-964 Tarihli Divan-ı Hümâyûn Ruûs Defteri 1556-1557 tarihinde Osmanlı Devleti'nde beylerbeyi, sancakbeyi, defterdar da dâhil olmak üzere devletin üst düzey yöneticilerinden en alt kademedeki görevlilere kadar değişik pek çok alanda yapılan atama ve azilleri içermektedir. Bunun yanı sıra dirliklere yapılan zamlar, çeşitli konulardaki izinler, ihtida hareketleri ve daha birçok konuda buyruldu kayıtlarından oluşmuştur. Bu sebeple Osmanlı Devleti'nin idari, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültür hayatı ile ilgili önemli bilgilere ulaşmak mümkündür. İlgili defterin 1-125. sayfaları arasındaki 1179 buyruldunun transkripsiyonu yapılmıştır. Sadece transkripsiyon ile yetinilmemiş yer ve şahıs adlarına göre bir dizin ve defterdeki kayıtlardan istifade ile bir değerlendirme yapılmıştır. Bu değerlendirmede bilgiler tablolar halinde sistematik olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Divan-ı Hümâyûn, Ruûs, Buyruldu, Atama
Uluslararası Hukukun emredici normlarından doğan yükümlülük ihlallerinden devletin sorumluluğu
Devletin sorumluluğu, Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun, uluslararası hukukun tedrici gelişmesi ve kodifikasyonu bağlamında seçtiği konulardan biri olmuştur. Komisyon, konuyla ilgili olarak 1949 yılında çalışmalarına başlamış, 2001 yılında Nihai Metin olarak adlandırılan Taslak Maddeler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda onaylanmıştır. Nihai Metin'de, uluslararası haksız fiilin sonuçları olarak sorumlu devlete, yükümlülüğüne devam etme, haksız fiile son verme, haksız fiilin tekrar etmeyeceğine ilişkin garantiler sunma ve giderimde bulunma yükümlülükleri yüklenmiştir.Uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerin ciddi ihlalleri için ise, bu sonuçlara ek olarak bütün devletlere, bu normların ihlallerini hukuka uygun yollarla sonlandırmak için işbirliği içinde olma, bu normların ciddi ihlalleri tarafından yaratılan durumu hukuka uygun olarak tanımama ve bu durumun sürdürülmesi için yardımda bulunmama yükümlülükleri yüklenmiştir. Çalışmamızda, uluslararası sorumluluğun, uluslararası hukukla birlikte bir evrim geçirdiği, uluslararası toplum, uluslararası kamu düzeni, normlar hiyerarşisi, emredici normlar gibi kavramların geliştiği ve sorumluluğun işlevine uluslararası hukukun korunmasının da eklendiği iddia edilmiştir. Bu nedenle, uluslararası hukukun sıradan normlarının ihlalleri halinde de, devletlerin bu ihlale hukuka uygun yollarla son vermek için işbirliği içinde olma, uluslararası hukukun sıradan normlarının ihlallerini hukuka uygun olarak tanımama ve bu durumun sürdürülmesine yardımda bulunmama yükümlülükleri olduğu savunulmuş, dolayısı ile uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerin ciddi sonuçları için getirilen ilave sonuçların yetersizliği sonucuna ulaşılmıştır. Nihai Metin'de, uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal eden sorumlu devlet için herhangi bir yükümlülük getirilmemesi tezimizi desteklemiştir. Uluslararası sorumluluğun uygulanması ile ilgili, doğrudan zarar gören devlet dışındaki devletlerin sorumluluğu başlatma ve tedbir alma hakları aksi bir yargı oluşturmaya yetmemiştir. Çalışmada, uluslararası toplum, uluslararası kamu düzeni, sorumluluk teorileri incelenmiş, devletin uluslararası sorumluluğunun nev'i şahsına münhasır olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin idari taksimatı (1839-1914)
İdari yapı bir devletin temel birimidir. Bu birimin yanlış yapılanması ve işleyişi idari düzenin bozulmasında belirleyici bir etkendir. Bu nedenle bir devlet idari sistemini oluştururken idari taksimat birimlerini de doğru biçimlendirdiği sürece, güçlü ve sağlam bir idari sistemin temelleri atılır. Osmanlı Devleti de kurulduğu ilk yıllardan itibaren idari yapısını sürekli yenileyerek varlığını uzun süre korumayı başarmıştır. 19.yy dan itibaren ise siyasi vaziyetten kaynaklanan iç ve dış etkenler ile idari taksimat yeniden şekillenmiştir. Hazırladığımız tez 19.yy Osmanlı Devleti idari taksimat birimlerini yıllar arasındaki değişikliklerle ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: 19.yy, İdari Taksimat, Vilayet, Sancak
Hz. Peygamber (SAS)'in idare biçiminde vahyin rolü: (Abdülhay el-Kettânî'nin et-Terâtîbu'l-İdâriyye'si özelinde)
İslam tarihinde ilk yönetici Hz. Peygamber (sas)'dir. Hz. Peygamber (sas)'in Medine'ye hicreti ile birlikte muhacir ve ensarın idâri bir yapı kurma çabaları, uygulamalarla hayata geçmiştir. Hz. Peygamber (sas) de peygamberlik vasfının yanında bu idâri yapının lideri olarak, İslam yönetim biçimini şekillendirmiştir. Yeni bir toplumun kurucusu olan Hz. Peygamber (sas), manevi hayatta olduğu kadar sosyal hayatta da insanlara öncülük etmiştir. Allah Rasûlü (sas), İslam devlet idaresiyle birlikte siyasal ve sosyal hayatta vahyin ışığı doğrultusunda insanlara örnek olmuştur. Hz. Peygamber (sas)'in idâre şekli vahyin rehberliği ile belirlenmiştir. İslam'da hâkimiyet yalnızca Yüce Allah'a aittir. Kurulan devlet düzeninde ise Allah'ın ahkâmını tanzim ve tatbik etmek insanoğlunun elindedir. Bunu en iyi şekilde uygulayan ve örnekliğiyle yol gösteren Hz. Peygamber (sas)'dir. Hz. Peygamber (sas), İslam devletinin temellerini ilk olarak Mekke'den Medine'ye hicretinden önce akabe biatlarında atmaya başlamıştır. Medine'ye hicretinden sonra İslam devleti ve idare biçimi orada belirlenmiş ve şekillenmiştir. Bu durum Allah'ın bildirdikleri ve Rasûlullah'ın tatbiki ile olmuştur. Hz. Peygamber (sas)'in idâre biçiminde vahyin rolünü, Kur'ân'da bildirilen yönetim ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık. Ele aldığımız yönetim ilkelerinden adalet, itaat, şûra, biat ve ehliyet kavramlarını, Kettânî'nin et-Terâtîbu'l-İdariyye adlı eserinde, hangi konu başlıklarında ele aldığını ve bağlantı kurduğu ayetlerin tespitini yaptık. Hz. Peygamber (sas), Medine'de vefatına kadar geçen on yıllık süre zarfında İslam idaresi için gerekli olan ve insanlara doğru yolu gösterecek temel ilkeler, Kur'ân-ı Kerîm rehberliğinde şekillenmiş olduğunu gördük.
A.RSK 1572 numaralı ve 1735-1736 tarihli Bab-ı Asafi Ruus Kalemi Defteri (s. 50-95) transkripsiyon-değerlendirme-dizin
İncelediğimiz defterde 1703-1740 yılları arasında Osmanlı Devleti'nde yapılan bazı üst düzey görevli atama kayıtları incelenmiştir. Bu atamalar çoğunlukla merkez görevlileri ile ilgilidir. Bu defter sayesinde tanzim edildiği yıl itibariyle Osmanlı Devleti'nin idari mekanizması hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz gibi, merkezden uzak olan bölgelerdeki yönetim sistemini de tespit edebilmekteyiz. Öte yandan mali işlerden sorumlu merkez ve eyalet defterdarları, çeşitli görevlerde bulunan ağalar, katipler, tezkereciler v.s. gibi bir çok devlet memuriyetini defterin içeriğinden öğrenmek mümkündür.Anahtar Kelimeler: Tevcih, Defterdar, Nişancı, Ağalıklar, Kâtipler