Dose-response relationship-radiation
68 theses under this subject heading
Akciğer kanseri ve sol meme radyoterapisinde kardiyak altyapı marjlarının oluşturulması ve tedavi planı optimizasyonu
Torasik ışınlamalarda koroner arterler (CA) istemsiz olarak radyasyona maruz kalır ve akabinde kardiyovasküler toksisiteler oluşabilir. Bunu önlemek için CA'nın güvenlik marjları (SM)'nı doğru bir şekilde oluşturmanın ve aldıkları dozları belirlemenin önemi son yıllarda anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışmanın ilk kısmında; kanser olmayan hastalardan alınan elektrokardiyografi kapılı intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi (CT) çekilerek oluşturulan kardiyak CT'ler üzerinden, CA (sol koroner arter; LCA, sol anterior desendan arter; LAD, sirkumfleks arter; Cx, sağ koroner arter; RCA) bölümlere ayrılarak, çapları ve yer değiştirmeleri (d) ölçülmek suretiyle SM elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise; hesaplanan bu SM kullanılarak önceden tedavileri yapılmış olan akciğer kanseri (LC) ve sol meme kanseri (LBC) hastalarının tedavi planlarına, LAD'ın konturu eklenerek optimizasyon (Op)'a dahil edilmesi sonucunda ortaya çıkan yeni tedavi planları (NTP), standart tedavi planları (STP) ile karşılaştırılmıştır. LCA, LAD1 ve RCA2'nın maksimum d radyal, Cx2 ve LAD2'nin maksimum d kranyokaudal yönde olurken, diğer kısımlarda bir genelleme yapılamamıştır. SM (mm), sagittal, transversal ve vertikal eksenlerde; nefes tutturularak oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 (üst bölüm) 10, 6, 4; LAD2 (orta bölüm) 2, 2, 5; LAD3 (alt bölüm) 4, 8, 6; internal hedef hacimli veya serbest nefeste oluşturulan planlama CT'lerde, LAD1 9, 5, 4; LAD2 2, 1, 4; LAD3 3, 7, 5 olarak bulunmuştur. NTP'de; hedeflerin ve diğer kritik organların aldıkları dozlarda anlamlı bir fark gözlenemezken, LC vakalarında; LAD V15 Gy, kalp ortalama doz, LBC vakalarında LAD V15 Gy, kalp V25 Gy, kalp V10 Gy anlamlı bir şekilde düşmüştür. Dolayısıyla, LAD'ın SM verilerek Op'a dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Mastektomi sonrası radyoterapi uygulanan sol meme kanserli hastalarda alan içinde alan (FIF), volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) yöntemlerinin değerlendirilmesi
Mastektomi uygulanmış sol meme maling tümörlü 20 hastada; Alan içinde Alan (FİF), Yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve volümetrik ayarlı ark terapi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Meme dokusu ve risk altındaki organların almış olduğu dozlar, doz hacim histogramı (DVH) yardımı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 20 hastaya ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri tek bir radyasyon onkoloğu tarafından konturlandı. Her hasta için 3 farklı teknik ile yapılan tedavi planında 6 MV enerji kullanıldı. Doz dağılımı olarak 50Gy/25 Fr tercih edildi. Mastektomi sonrası görüntülenen mevcut doku, CTV, kalp, ipslateral akciğer, kontrolateral akciğer ve kontrolateral meme konturlanmıştır. Planlamalar Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kiniğinde Varian cihazına bağlı radyoterapi network sistemi olan Eclipse 13.7 kullanılarak hazırlanmıştır. Alan içinde alan (FİF) yönteminde eş merkez ve demet açıları kullanılarak yüksek doz alan bölgeleri düşürmek amacı ile ek alt alanlar eklendi. Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniğinde (IMRT) ise aynı eş merkez noktası ilk-son açılar alan içinde alan (FIF) yöntemindeki plana sadık kalınarak hazırlandı. Volümetrik ayarlı ark terapide (VMAT) yarım ark tekniği uygulandı. Hedef hacim PTV için Dort, Dmax, Dmean, CI değerleri ve kritik organlar için (kalp, ip-akciğer, karşı akciğer ve karşı meme Dort, Dmax, (%) (V5, V10, V20, V25 ve V30) dozları incelendi. Araştırma bulgularına göre PTV Dmax değeri en yüksek IMRT'de (56,65) bulunmuştur (p=0,042). Kalp için Dmax en düşük IMRT'de tespit edilmiştir (p=0,001). Akciğer Dmax en düşük IMRT'de (45,48) bulunmuştur (p<0,001). Sol akciğer için Dmax en düşük IMRT 'de (45,529 tespit edilmiştir (p<0,001). Supra, aksilla, sağ akciğer ve karşı memede dozlar arasında istatistiksel anlamlı fark görülmemiştir. Akciğerde V5 en düşük VMAT 'de, V20, V25, V30 ise IMRT 'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,01). Kalp dozları V20, V25 ve V30 değerleri IMRT'de tekniğikullanıldığında anlamlı olarak değişiklilik göstermiştir (p<0,001). Bu araştırma sonucunda 20 hasta planında elde edilen istatistiksel anlamlı bulgular ışığında, hedef dokudaki istenilen doz dağılımı ve akciğer, kalp kritik organlarını yüksek doz radyoterapiden korumak açısından IMRT tekniğinin daha olumlu etkileri olduğu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, FIF, IMRT, VMAT
Tip-1 yardımcı T (TH1) hücrelerin radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimlerinin incelenmesi
Tümör mikroçevresindeki immün baskılayıcı ortam nedeniyle, anti-tümör yanıtta öncül rol alan T lenfositlerin fonksiyonel ve fenotipik durumundaki değişimlerin anlaşılması önemlidir. Kanser gibi kronik inflamasyonda T hücreler, yüksek inhibitör reseptör ifade eden yorulmuş fenotipte ve fonksiyonunu kaybetmiş hücrelere farklılaşabilmektedir. Yorulmuş T hücrelerin efektör fonksiyonları inhibitör reseptörlerin blokajı yardımıyla geri kazandırılabilir. Radyoterapi ve blokaj tedavisi ise anti-tümör immün yanıtları artırabilecek bir kombinasyon olarak ön görülmektedir. Bu in vitro tez çalışması kapsamında, THR sinyali anti-CD3 monoklonal antikoru ile ve ko-stimülasyon ise bir monositik hücre hattı aracılığıyla sağlanmış; bu sayede, CD4+ yardımcı T hücreler sürekli olarak uyarılmıştır. Kullanılan ko-kültür modelinin farklı inkübasyon sürelerinde (0, 24, 72 ve 120 saat), farklı fenotiplerdeki T hücrelerin farklı dozlarda (0 Gy, 2 Gy, 5 Gy, 8 Gy ve 12 Gy) radyasyon stresi altında fonksiyonel ve fenotipik değişimleri incelenmiştir. Naif CD4+ T lenfositlerin uyarımla birlikte IL-2, IFN-γ ve TNF-α üreten efektör hücrelere farklılaştığı; ardından, yüksek düzeyde inhibitör reseptör ifade eden ve sitokin üretimi azalmış, yorulmuş hafıza-benzeri T hücrelere dönüştüğü görülmüştür. Hücrelerin en radyosensitif olduğu uyarım periyodunun, apopototik düzey ve DNA kırık sayıları hesaplanarak 72. saat olduğu ve efektör T lenfositler ile efektör hafıza-benzeri T lenfositlerin en hassas alt gruplar olduğu bulunmuştur. Radyasyona en dirençli alt tipler ise naif T ve merkezi hafıza benzeri T lenfositler olmuştur. Radyasyonun Th hücrelerde mitokondri membran potansiyelini değiştirmediği görülmüştür. Radyasyon maruziyeti öncesinde uygulanan anti-PD-1 blokajının ise Th1 hücre canlılığı üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, Th1 hücrelerinin PD-1 blokajı ile yeniden fonksiyon kazanma sürecinde radyasyon hassasiyeti göstermediği değerlendirilmiştir.
Fare melanom tümör modelinde radyoterapide kullanılan farklı doz hızlarının tümör mikroçevresi üzerine etkileri
Radyoterapide (RT) doz hızı hücre sağ kalımını etkileyen önemli bir değişkendir. Doz hızının, tümör hücreleri üzerine etkileri iyi tanımlanmış olsa da kanser prognozu, rekürrensi ve tedavi yanıtında önemli olan tümör mikroçevresi (TMÇ) üzerine etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmada, eksternal RT uygulamalarında sık kullanılan 3 farklı doz hızının TMÇ üzerine etkileri araştırmak amacı ile sinjenik tümör modeli oluşturuldu. Bu modeli oluşturmak için 54 adet 6-8 haftalık C57BL/6 fare ve B16-F10 hücre dizisi kullanıldı. Farelerin flankına ekilen tümör günlük olarak takip edildi. En az 0,5 cm çapa gelen tümörlere 2 farklı dozda (2 ve 10 Gy) ve 3 farklı doz hızında (1 Gy/dk, 6 Gy/dk, 14 Gy/dk) RT uygulandı. RT sonrası 7. günde farelerin kanları ve tümör dokuları hasat edildi. Tek hücre jel elektroforezi ile kan mononükleer hücrelerinde DNA kırığı miktarı ölçüldü, tümör dokusunda ise TMÇ histomorfolojik özellikleri incelendi. Yüksek doz RT alan kolda, daha küçük tümör boyutu (p<0.01), TMÇ'de kanser hücrelerinde azalmış mitoz (p=0.01) ve artmış pleomorfizm (p<0.01) gözlendi. Yüksek ve düşük doz alan kollardaki DNA hasar miktarı benzerdi (p=0.65). Her bir doz için, 3 farklı doz hızında tümör boyutu, DNA kırık miktarı ve TMÇ histomorfolojik özellikleri arasında fark bulunmadı. Bu çalışma ile malign melanom tümör modelinde, klinikte kullanılan farklı doz hızlarının TMÇ'de farklı etkiye sebep olmadığı gösterildi.
Akut lenfoblastik lösemili (ALL) 5 yaşından küçük çocuk hastalarda kranial ışınlamalarda hedef hacmin (beyin dokusunun) aldığı dozun farklı tedavi planlama teknikleriyle karşılaştırılması
ALL, hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen, lenfoid progenitör hücrelerin malign bir hastalığıdır. ALL, çocukluk çağı kanserleri içinde en sık görülenidir ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin %30'unu oluşturur. ALL tedavisinin 4 temel dönemi vardır: Remisyon sağlanması, Pekiştirme tedavisi, Santral Sinir Sistemi (SSS) koruyucu veya tedavi edici, İdame tedavisi. Kranial radyoterapi, ALL tedavisinde SSS profilaksisi ve tedavisinde kullanılan önemli bir tedavi yöntemidir. Kranial radyoterapide hedef, tüm menenjial yapılara tedavi dozunun tam olarak verilmesi ve lenslerin korunmasıdır. Kranial ışınlama için hedef hacim (beyin dokusu), tüm intrakranial subaraknoid boşluğu, optik sinirleri ve üst servikal omurilik boyunca menenjial uzamayı içerir. Kribriform plate ve temporal fossa dahil, kafatası tabanındaki yeterli marjlar, bu bölgelerdeki meninkslerin optimum tedavisi ve marjinal nüksün önlenmesi için kritik öneme sahiptir. 3BKRT tekniği, ALL hastaları için kranial ışınlamada mevcut standart tedavi tekniğidir. Klinik uygulamalarda konformal yöntemle tüm beyin ışınlamalarında genellikle karşılıklı paralel iki yan saha kullanılmaktadır. 6 MV'lik enerji ile karşılıklı paralel iki yan saha ışınlamalarda 1,5 cm'de Cilt Koruyucu Etki (Skin Sparing Effect) oluşur. 5 yaşından küçük çocuklarda kafa kemiğinin kalınlığı 0,5-1 cm arasındadır. Bu durum, kafa kemiğinin yan tarafları ince olmasından dolayı çocuk hastalarda kranyum ışınlamalarda menenjial alanda düşük doz bölgesi oluşmasına neden olur. Ayrıca menenjial alanın aldığı doz skalp (saçlı deri) dozunu da doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada ALL tanılı 5 yaşından küçük daha önce 3BKRT planları yapılıp tedaviye alınmış 10 çocuk hasta seçilmiştir. Hastaların mevcut Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri kullanılarak radyasyon onkoloğu tarafından konturlama işlemi yapılmıştır. BT görüntüleri ve konturlar Elekta Precise Plan 2.12 ve Elekta CMS-Monaco v3.2 tedavi planlama sistemine aktarılarak 3BKRT ve VMAT tedavi planları yapılmıştır. VMAT tedavi tekniği ile tam ark kullanarak benzer bir plan hazırlanıp bu bölgeyi korumadan düşük doz bölgesinin tam doz alması amaçlandı. Hedef hacime öngörülen tedavi dozunu verirken riskli organların limit dozları göz önünde bulundurularak mümkün olan en düşük doz verilmeye çalışıldı. Tüm hastalara 8 fraksiyonda 12 Gy verilecek şekilde her iki tedavi planı yeniden tasarlanmıştır. 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri hedef hacimler ve riskli organların aldığı dozlar açısından karşılaştırılmıştır. Planlanan Hedef Hacim (Planning Target Volüm-PTV) ve beynin D_(%2), D_(%98), D_ort Gy cinsinden dozları ve planlanan dozun %107'sini (V_(%107)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT tedavi teknikleri için karşılaştırılmıştır. Ayrıca; PTV'nin Gy cinsinden tedavi dozunun %2'sini (D_(%2)), %98'ini (D_(%98)) ve %50'sini (D_(%50)) alan doz değerleri kullanılarak Homojenite İndeksi (Homogenity Index-HI) ve Uygunluk Sayısı (Conformity Number-CN) değeri 3BKRT ve VMAT için karşılaştırılmıştır. Bir diğer hedef hacim olan Kribriform plate için ise D_ort, D_maks Gy cinsinden dozları ve tedavi dozunun %95'ini (V_(%95)) alan yüzdelik hacim değeri 3BKRT ve VMAT teknikleri için karşılaştırılmıştır. Doz volüm histogramlarından (DVH) yararlanılarak riskli organların aldığı D_maks, D_min, D_ort, D_(%2) ve D_(%98) doz değerleri her iki tedavi tekniği için karşılaştırıldı.Hedef hacimlerin (PTV, Beyin ve Kribriform Plate), Risk Altındaki Organların (Organs at Risk-OAR) ve HI-CN' nin almış olduğu; minimum, maksimum ve ortalama doz ve hacim değerleri her iki tedavi tekniği arasında karşılaştırılmıştır.Tekniklerin avantaj ve dezavantajları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. PTV'nin maksimum doz (D_(%2 )) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin minimum doz (D_(%98)) ortalaması değerlerinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,007), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. PTV'nin ortalama dozları (D_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,799). PTV'nin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu saptanmıştır. Tedavi dozunun PTV'yi ne kadar homojen sardığını değerlendirmek için bakılan HI değerleri için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmış (p=0,005) ve VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen HI değerleri 0'a daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde CN değerleri açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniğiyle elde edilen CN değeri 1'e daha yakın olduğu için VMAT tekniği, 3BKRT tekniğine kıyasla daha avantajlıdır. Beyin maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,028) ve elde edilen sonuçlara göre VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine göre daha üstün çıkmıştır. Beynin minimum doz (D_(%98)) ortalamarı değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Beynin ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p=0,646). Beynin, tedavi dozunun %107'sini aldığı yüzdelik hacim (V_(%107)) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmuş olup (p=0,028), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu görülmüştür. Kribriform plate'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Kribriform plate'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p=0,126). Kribriform plate'in, tedavi dozunun %95'ini aldığı yüzdelik hacim (V_(%95)) ortalamaları bakımından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Skalp'in maksimum doz (D_(%2 )) ortalaması için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark saptanmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Skalp'in ortalama dozları 〖(D〗_(ort )) değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,415). Skalp'in aldığı düşük dozlar (D_(%98)) açısından VMAT ve 3BKRT tedavi teknikleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,508). Kiazma'nın maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,007), kiazmanın aldığı maksimum dozlar açısından 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Aynı şekilde sol göz maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmakla birlikte (p=0,005), VMAT tedavi tekniği 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ gözün ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,037), 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Benzer şekilde sol göz ortalama dozu 〖(D〗_(ort )) için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmüş (p=0,005) ve 3BKRT tedavi tekniği VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha avantajlı bulunmuştur. Sağ lens ve sol lens maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,114). Sağ optik sinir ve sol optik sinir maksimum doz (Dmaks) ortalamaları açısından değerlendirildiğinde 3BKRT ile VMAT tedavi teknikleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (sırasıyla p=0,646, p=0,959). Beyin Sapı maksimum doz (Dmaks) ortalamaları için 3BKRT ile VMAT teknikleri arasında anlamlı bir fark görülmekle birlikte (p=0,008), 3BKRT tedavi tekniği beyin sapının aldığı maksimum dozlar açısından VMAT tedavi tekniğine kıyasla daha üstün bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda, VMAT tedavi tekniğinin hedef hacimlerin doz homojenliği ve PTV kapsamı açısından daha iyi sonuç verirken kritik organların genelinde 3BKRT tedavi tekniğine kıyasla daha yüksek dozların elde edildiği görülmüştür. Lens radyasyona çok duyarlı bir doku olduğu için tedavi sırasında blok ya da ÇYK'ler hatta mümkünse ikisi birlikte kullanılarak korunması sağlanmalıdır. 3BKRT tekniğinde lens için koruma blokları kullanılan tedavi planlarında, lensler VMAT tekniğine kıyasla daha düşük dozlar almıştır. ALL'nin kranial radyoterapisi için planlama tekniği belirlenirken hedef hacim kapsamı ve riskli organların tolerans dozları göz önünde bulundurulduğunda hasta yaşı ve durumuna bağlı olarak radyasyon onkoloğu ile fizikçinin görüş birliğine göre kranial radyoterapide mevcut standart tedavi tekniği olarak kullanılan 3BKRT tekniğine alternatif olarak VMAT tekniğinin uygulanabilir olduğu gösterilmiştir.
Mediastinal hodgkin lenfoma tanılı hastalarda farklı tedavi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Mediastinal Hodgkin Lenfoma tedavisinde kullanılan 3BKRT ve VMAT tedavi planlama tekniklerinin, hedef yapıyı sarması ve kritik organ dozlarının incelenmesi yanı sıra bu tedavi tekniklerinin uygulanabilirliği açısından karşılaştırılmasıdır. Lenfomalar, lenfositler olarak adlandırılan beyaz kan hücrelerinde başlayan kanserlerdir. Lenfomalar, Hodgkin Lenfoma (HL) ve Non-Hodgkin Lenfoma (NHL) olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Lenfomanın türüne, aşamasına ve diğer faktörlere bağlı olarak lenfomalı hastalar için tedavi seçenekleri kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi, yüksek doz kemoterapi ve kök hücre nakli şeklindedir.Hodgkin lenfoma için ana tedavi yöntemi, kemoterapi ve radyoterapidir. Belirli durumlara bağlı olarak bu tedavilerden birisi veya ikisi birlikte kullanılabilir. Mediastinal Hodgkin Lenfoma, Lenfoma kanseri içerisinde görünen bir kanser türü olup radyasyon tedavisi (radyoterapi) bu hastalıkların tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte 3BKRT tekniğinin yanı sıra yeni tedavi planlama tekniklerinden Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART)'de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda Mediastinal Hodgkin Lenfoma tanısı konan 10 hastanın 3BKRT ve VMAT tedavi planları oluşturulmuştur. 3BKRT 6-15 MV foton enerjisi ile on arka ışınlamadan oluşurken, VMAT planları kollar tedavi alnına girmeyecek şekilde 6 MV foton enerjisi ile 3 parsiyal ark ışınlamasından oluşmuştur. Tedavi dozları her iki teknikte de aynı olup,günlük fraksiyon başına 1.8 Gy'den 30.6 Gy olarak tanımlanmıştır. Bu iki teknik kıyaslandığında, VMAT tekniğinin homojenite indeks ve konformite indeks açısından 3BKRT tekniğine göre daha avantajlı olduğu görülmüştür.Kritik organların aldığı dozlar incelendiğinde 3BKRT tekniğinin, Akciğer; V5 (p=0,005), V10 (p=0,007), V15 (p=0,047), Dmean (p=0,037) değerleri ve sağ meme V5 (p=0,012), V10 (p=0,018), Dmean (p=0,018) değerlerinin VMAT tekniğine kıyasla istatistiksel olarak daha avantajlı olduğu bulunmuştur. VMAT tekniğinin ise Akciğer V20 (0,009), V25 (p=0,005) ve V30 (p=0,005) değerleri, Kalp V10 (p=0,028), V15 (p=0,005), V20 (p=0,005), V25 (p=0,005), V30 (p=0,011) ve Dmean (p=0,008) değerleri, Spinal kord V20 (p=0,013), V25 (p=0,005), V30 (p=0,005), Dmean (p=0,007) ve Dmax (p=0,005) değerleri, sol meme V20 (p=0,018), V25 (p=0,018) ve V30 (p=0,027) değerleri, Özofagus Dmean (p=0,013) değeri açısından 3BKRT tekniğine göre istatistiksel olarak daha avantajlı olduğu bulunmuştur. Kalp ve spinal kord V5 (p=0,333 ve p=0,093) hacim değerleri, sağ meme V15 (p=0,08), V20 (p=0,066), V25 (p=0,068), V30 (p=0,068) hacim değerleri ve sol meme V5 (p=0,123), V10 (p=1), V15 (p=0,397) ve Dmean (p=0,735) değerleri için ise her iki teknik arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. PTV dışı dokuların aldığı dozlara benzer şekilde (10 Gy ve 20 Gy) genel olarak düşük dozlarda 3BKRT tekniği avantajlı iken doz yükseldikçe VMAT tekniğinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonucunda 3BKRT ve VMAT teknikleri arasında hedef sarması açısından VMAT lehine istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüş buna ek olarak kritik organ doz limitleri incelendiğinde VMAT tekniğinin 3BKRT tekniğine kıyasla daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Lenfoma; Radyoterapi; 3BKRT; VMAT
Yüksek enerjili elektronlara ait dozların teknik rapor serisi 398 kalibrasyon protokolüne göre paralel plan ve silindirik iyon odaları ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; TRS 398 kalibrasyon protokolüne göre yüksek enerjili elektronların doz kalibrasyonunda kullanılan paralel plan ve silindirik iyon odalarının enerjiye ve kullanılan iyon odası tipine göre doza etkisinin incelenmesidir. TRS 398 doz kalibrasyon protokolünde 10 MeV ve üzeri elektron enerjilerinde silindirik veya paralel plan iyon odası, 10 Mev altındaki enerjilerde ise paralel plan iyon odasının kullanılması önerilmektedir. Çalışmamızda Lineer hızlandırıcı cihazında bulunan 4, 6, 9, 12 ve 15 MeV enerjiye sahip 5 farklı elektron enerjisi kullanılmış ve bu elektron enerjileri için kalibrasyon işlemleri yapılmıştır. Doz kalibrasyon işlemlerine başlamadan öncelikle cihazın tüm mekanik kontrolleri yapılmış, ardından su fantomu yardımıyla dozimetrik kontrolleri de yapıldıktan sonra ölçümlere başlanmıştır. TRS 398 doz kalibrasyon protokolüne göre referans koşullarda her bir elektron enerjisi için ayrı ayrı su fantomu taramaları paralel plan iyon odası ile yapılıp hesaplamada kullanılacak yüzde derin doz eğrileri elde edilmiştir. Daha sonra protokolde yer alan düzeltme faktörlerinin hesabı için kullanılmak üzere verilerin alınması için silindirik ve paralel plan iyon odaları ile ışınlamalar yapılıp gerekli okuma değerleri alınmıştır. Ardından silindirik iyon odası yardımıyla paralel plan iyon odasına, en yüksek enerjiye sahip elektron için çapraz kalibrasyon yapılıp, paralel plan iyon odasına ait kalibrasyon faktörü hesaplanmıştır. Bu veri ve elde edilen diğer veriler yardımıyla hem paralel plan hem de silindirik iyon odası için her enerji değerindeki elektron için suda absorbe doz verileri hesaplanmıştır. Son olarak da bu hesaplanan dozlar arasındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. Yapılan bu çalışmada elektronların kalibrasyonlarında kullanılan silindirik ve paralel plan iyon odaları ile yapılan ölçümlerdeki doz farkının silindirik iyon odası için 4 MeV için %-2.61, 6 MeV için %-0.90, 9 MeV için %-0.40, 12 MeV için %-0.15 ve 15 MeV için %0 olduğu saptanmış ve yüksek enerjiye sahip elektronlarda bu farkın az, buna karşın düşük enerjiye sahip elektronlarda ise bu farkın daha fazla olduğu görülmüştür. Çalışmamızda yüksek enerjili elektronlarda yapılan dozimetrik ölçümlerde TRS 398 numaralı protokolünde önerdiği gibi kalibrasyon işlemlerinde 10 MeV ve üstü elektron enerjileri için silindirik veya paralel plan iyon odasının kullanımın, 10 MeV altı enerjiye sahip elektronlar için ise paralel plan iyon odasının kullanımın uygun olduğu teyit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doz Kalibrasyon; TRS 398; Çapraz Kalibrasyon; Silindirik-Paralel Plan İyon Odası
Yumuşak doku sarkomlarında 3 boyutlu konformal radyoterapi planlaması ile yoğunluk ayarlı radyoterapi YART) ve hacimsel ayarlı ark tedavi planlamalarının dozimetrik olarak karşılaştırılmaları
Bu tez çalışması yumuşak doku sarkomu tanılı hastalara klinik rutin de uygulanan üç boyutlu konformal radyoterapi tekniği yerine, sabit gantri açılı radyoterapi (YART) ve volumetrik (hacimsel) ayarlı ark (VMAT) tedavi tekniklerinin uygulanabilirliği, risk altındaki organ ve normal dokuların bu yöntemlerle korunabilir olup olmadığı açısından incelenmesi için yapılmıştır. Yumuşak doku sarkomlarında tedavi tek başına cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi kombine şeklinde uygulanabilir. Sarkomların radyodirençli tümörler olması nedeni ile radyoterapi de etkin yüksek dozlara çıkıldığı için tedavi sonrası hasta yaşam standartlarını olumsuz etkileyecek ya da ikincil hastalıklar doğurabilecek durumlar oluşabilir. Genellikle ekstremite yerleşimli olan yumuşak doku sarkomlarında ekstremite koruyucu cerrahi tedavilere zemin hazırlayabilmek için neoadjuvan radyoterapi tercih edilmektedir. Gelişen teknolojinin hızla yayılması radyoterapi planlamasını da etkilemiştir. Üç boyutlu konformal (3BKRT) tedaviye göre daha hızlı ve kolay olması, ayrıca çok alan (5-9) kullanarak daha iyi homojenite ve konformite sağlaması dolayısıyla yoğunluk ayarlı tedavi yöntemlerini bir adım öne çıkarmıştır. Çalışmamızda ön arka karşılıklı 6 megavolt foton enerjileri kullandığımız konformal planlar ile yine 6 megavolt foton enerjili 7 alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniği ve 2 parsiyel arkdan oluşan hacimsel ark tedavi teknikleri 10 hasta için neoadjuvan radyoterapi planlanmıştır. Hastalara günlük 2 gray dozdan 25 fraksiyon da toplam 50 gray doz verilmiştir. Üç tekniğin normalize edilmiş verileri karşılaştırıldığında klinik hedef volüm (CTV)'nin %95'nin aldığı doz (CTV95) açısından teknikler arasında 3BKRT-YART (p=0.285), 3BKRT-VMAT (p=0.333), YART-VMAT (p=0.919) anlamlı fark görülmemiştir, CTVmean dozları için 3BKRT-YART (p=0.575), 3BKRT-VMAT (p=0.285), YART-VMAT (p=0.213) değerleri bulunmuş, aralarında anlamlı fark görülmemiştir. Planlanan hedef volüm (PTV) için homojenite indeks (HI) değerleri 3BKRT-YART (p=0.093), 3BKRT-VMAT (p=0.028), YART-VMAT (p=0.333) şeklinde bulunmuş, sadece 3BKRT ve VMAT teknikleri arasında anlamlı fark görülmüştür VMAT tekniği avantajlı bulunmuştur. Konformite indeks (CI) değerlerinde ise 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Sağlıklı dokulardan kemik için Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.169), YART-VMAT (p=0.114) şeklinde bulunmuş ve anlamlı fark gözlenmemiştir. V40 değerleri 3BKRT-YART (p=0.037), 3BKRT-VMAT (p=0.009), YART-VMAT (p=0.007) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V50 değerleri 3BKRT-YART (p=0.005), 3BKRT-VMAT (p=0.005), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Cilt dozları değerlendirildiğinde Dmean değerleri 3BKRT-YART (p=0.028), 3BKRT-VMAT (p=0.386), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART, YART>3BKRT şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V20 değerleri 3BKRT-YART (p=0.007), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.005) şeklinde bulunmuş, YART>3BKRT, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. V30 değerleri 3BKRT-YART (p=0.646), 3BKRT-VMAT (p=0.093), YART-VMAT (p=0.013) şeklinde bulunmuş, VMAT>YART şeklinde teknikler birbirine üstünlük sağlamıştır. Çalışmadan elde edilen veriler yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri açısından hem hedef hacimlerde hem de kritik yapılar üzerinde daha avantajlı sonuçlar vermektedir. Anahtar kelimeler : Yumuşak Doku Sarkomu; 3BKRT; YART; VMAT
İyonize edici radyasyonun neden olduğu nöral hücre hasarının bağışıklık yanıtı ile onarılması
Radyoterapi (RT) birçok kanser tipinin tedavisinde kullanılmakla beraber, kanser odağı dışındaki sağlıklı dokular üzerinde de etkisini göstermektedir. Öğrenme, hafıza gibi çeşitli bilişsel fonksiyonlar ile yakından ilişkili olan hipokampus (HP), radyasyondan olumsuz yönde etkilenmektedir. HP'te bulunan kök hücrelerin ve farklılaşmış hücrelerin radyasyon maruziyetine bağlı oluşan hasara nasıl cevaplar meydana getirdiği ve bu cevapların hangi faktörlerle işlediği araştırılmaya açık bir konudur. Bu çalışmanın amacı, fare HP'sinden elde edilmiş HT22 hücrelerini kullanarak RT'nin etkisini in-vitro ortamda farklı açılardan göstermek ve ardından radyasyonun olumsuz etkilerini immün yanıt yaklaşımı ile (makrofaj hücre hattı olan RAW264.7 medyumunda bulunan parakrin etkilerle) onarmaktır. Bu çalışmayla, iyonize edici radyasyonun 2 Gy ve 8 Gy uygulanan gruplarda hücre kaybına, kalıcı morfolojik değişikliklere, antiinflamatuar yanıtta etkili olan genlerden Nrf2 ve Grn ekspresyonlarında artışa neden olduğu gösterilmiştir. Canlı kalan hücre koloni sayısı, gerçek zamanlı hücre analizi ve apoptoz sonuçlarına göre, fare makrofaj-koşullandırılmış medyumu ile bu etkiyi in-vitro ortamda onarabilme potansiyeli olan en etkili grup (tedavi grubu), radyasyondan önce 24 saat koşullandırılmış medyum uygulanıp radyasyondan 24 saat sonra koşullandırılmış medyum uygulanan grup olarak tayin edilmiştir. Bu grup seçildikten sonra immunoterapi yaklaşımı içeren tedavi grubunun radyasyona karşı 48. ve 72. saatlerde oluşturduğu biyolojik yanıtlar değerlendirilmiştir. Tedavi grubunun 8 Gy'lik radyasyon hasarına bağlı olarak canlı kalan hücre koloni sayısında ve apoptoz oranında azalmaya yol açtığı tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında, radyasyonun HT22 hücreleri üzerindeki etkisi ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiş, immünoterapi yaklaşımlarının radyasyon hasarına karşı koruyucu olabileceği yönünde umut vaat edici ön sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonraki çalışmalarda, nöral hücreler üzerindeki bu etki, in-vivo ortamlarda test edilerek koşullandırılmış medyumun potansiyel koruyucu ve/veya onarıcı etkisi biyolojik sistemler üzerinde de test edilebilir.
Radyasyona maruz kalan sıçanlarda aronyanın (Aronia melanocarpa) etkisinin araştırılması
Modern hayatın içinde, radyasyondan tamamen kaçınmak neredeyse imkansızdır. Hem doğal kaynaklardan hem de insan yapımı kaynaklardan gelen radyasyon, insanlar ve diğer organizmalar üzerinde sürekli olarak olumsuz etkiler yaratmaktadır. Organizmada meydana gelen oksidatif hasarın ardından, gıdalarla alınan antioksidanlar vasıtasıyla serbest radikallerin olumsuz etkileri önlenebilmektedir. Aronyanın, diğer üzümsü meyvelere kıyasla en yüksek antioksidan kapasitesine ve antosiyanin miktarına sahip olduğu çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu nedenle, aronyanın hem günlük yaşamda hem de tedavi süreçlerinde maruz kalınan radyasyona bağlı toksisitenin önlenmesinde doğal bir antioksidan olarak destekleyici tedavi seçeneği olarak dikkate alınması önem arz etmektedir. Radyoterapi sonrasında, akut yada kronik dönemde ortaya çıkan karaciğer hasarına bağlı semptomların azalması hastanın yaşam kalitesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada antioksidan etkiye sahip olan aronya bitkisinin, radyasyonun oluşturduğu karaciğer hasarına karşı koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Wistar Albino cinsi, 24 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar 4 gruba ayrılmıştır. Aronya ve radyasyon uygulaması yapılan gruplarda, tümör nekröz faktör alfa, interlökin 1 beta, 8-hydroxy-2-deoxyguanosine, malondialdehid düzeyleri, süperoksit dismutaz ve katalaz enzim aktiviteleri ölçülmüştür. Sonuç olarak elde edilen bulgular incelendiğinde aronyanın oksidatif stres parametrelerini azalttığı, antioksidan enzim seviyelerini arttırdığı, inflamasyon belirteçlerini azalttığı ve DNA'nın oksidatif hasarını azalttığı saptanmıştır. Bu sebeple aronyanın, radyoterapinin yan etkilerine karşı koruyucu olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Düz panel dedektör tabanlı dijital floroskopi sistemi kullanılarak gerçekleştirilen nörogirişimsel radyoloji incelemelerinde hasta ve personelin aldığı radyasyon dozunun ölçülmesi
Girişimsel nöroradyoloji incelemeleri, hasta ve çalışanların en yüksek radyasyon dozuna maruz kaldıkları incelemeler arasında yer almaktadır. Bu tezin amacı, dijital anjiyografi sisteminde nörogirişimsel radyoloji incelemeler için hasta dozlarının Doz-Alan Çarpımı (Dose-Area Product, DAP) ve Kümülatif Hava Kerma (Cumulative Air Kerma, CAK) cinsinden ölçülmesidir. Ayrıca hasta dozu ile eş zamanlı olarak personel dozu da ölçülerek inceleme ve hasta birim DAP değeri başına lens, parmak ve tüm vücut etkin dozları belirlenmiştir. Çalışmada bir C-kollu floroskopi sistemi kullanılmıştır. Çalışmanın başlangıcında sistemin kalite kontrol ve performans ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Hasta doz ölçümünde Doz-Alan Çarpımı (Dose-Area Product, DAP) ve kümülatif hava kerma (Cumulative Air Kerma, CAK) ölçüm metotları kullanılmıştır. Çalışan dozlarının hesaplanmasında Niklason vd. 1994 ve Borrego vd. 2020 matematiksel denklemleri kullanılmıştır. Bunun için bel hizasında kurşun önlük altında ve tiroit koruyucu üstünde olmak üzere iki ayrı noktada, Berilyum Oksit (BeO) kristal içeren Optik Uyarmalı Lüminesans (OSL) dozimetre içeren kartlar taşınarak doz ölçümü yapılmıştır. Bu OSL dozimetreler ile tüm vücut için personel doz eşdeğeri Hp(10), göz lensi için doz eşdeğeri Hp(3) ve cilt için kişisel doz eşdeğeri Hp(0.07) ölçülmüştür. Hasta doz ölçümleri toplam 86 hasta (65 serebral ve 21 karotis) için gerçekleştirilmiştir. Serebral tanı/tedavi incelemeleri için hasta DAP ve CAK değerleri sırasıyla 73;143 Gy·cm2 ve 657;1888 mGy olarak ölçülmüştür. Benzer şekilde, karotis tanı/tedavi incelemeleri için hasta DAP ve CAK değerleri sırasıyla 40;79 Gy·cm2 ve 487;679 mGy olarak ölçülmüştür. DAP değerlerinden hesaplanan hasta etkin dozları serebral tanı/tedavi ve karotis tanı/tedavi incelemeleri için sırasıyla 4,04;8,16 mSv ve 2,11;3,93 mSv'tir. Personel dozları, hasta dozları ile eşzamanlı olarak toplam 30 serebral ve 8 karotis incelemesi için ölçülmüştür. Niklason vd. 1994 ve Borrego vd. 2020 matematiksel denklemlerine göre hekim, hemşire ve teknisyen için inceleme başına ölçülen tüm vücut etkin dozları sırasıyla 12,63;19,74 µSv, 7,11;11,05 µSv ve 10,00;15,26 µSv'tir. Hekim, hemşire ve teknisyen için inceleme başına ölçülen lens dozları sırasıyla 18,68, 19,74 ve 13,42 µSv'tir. İnceleme başına ekstremite dozları ise hekim için 54,74, hemşire için 15,26 ve teknisyen için 14,21 µSv olarak ölçülmüştür. 2023, 65 sayfa Anahtar Kelimeler: Nörogirişimsel radyoloji, hasta/personel dozu, DAP, hava kerma, FPD, OSL
Karaciğer tümörlerinde transarteriyel radyoembolizasyon (TARE) tedavisi sonrası alınan Y-90 görüntüleri ile yapılan doz hesabı ve tedavi cevabının öngörülmesindeki rolü
Amaç: Karaciğerin primer ve sekonder tümörleri dünyada kanser ilişkili ölümlerin önemli sebeplerinden biri olup radyoembolizasyon bu hasta gruplarında uygulanabilecek olan bir lokal/bölgesel tedavi yöntemidir. Bu çalışmada 90Y cam ve reçine kürelerle radyoembolizasyon sonrasında alınan 90Y PET/MRG ile yapılan voksel temelli dozimetrinin tedavi yanıtını öngörmede rolü ve tedavi öncesinde yapılan 99mTc-MAA SPECT/BT ile korelasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. İkincil amaç olarak ise tedavi sonrasında izlenen toksisite ve komplikasyon sebeplerinin tespiti belirlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya retrospektif ve prospektif olarak toplamda TARE tedavisi uygulanan 84 hastaya ait 97 tedavi dahil edilmiştir. Bu tedavilerden 60'ında cam küreler kullanılmakla birlikte 37 tedavide ise reçine küreler kullanılmıştır. Hastaların 37'sinde (%44) kolorektal kanser, 24'ünde (%28) hepatosellüler kanser tanıları bulunmaktayken kalan hastaların ise kolanjiyosellüler, meme, pankreas, adrenal bez, tiroid karsinomları, nöroendokrin tümör ve uveal melanom tanıları bulunmaktaydı. Tedavi sonrası 90Y PET/MR görüntülerinde tümör ve normal karaciğer parankimi segmente edilmiş, 90Y PET görüntüleri kullanılarak her bir kompartman için ortalama doz değerleri ve doz-hacim histogramları elde edilmiştir. Dozimetrik parametrelerin tedavi öncesi ve takip PET görüntülerinde belirlenen tedavi yanıtı kategorilerinde (tam yanıt/parsiyel yanıt/stabil/progresyon) dağılımı regresyon analizleriyle araştırılmış ve tedavi yanıtı ile tam tedavi yanıtının öngörülmesinde ayırıcı güçlerinin belirlenmesi için ROC analizleri uygulanmıştır. Ayrıca 90Y PET/MRG ve 99mTc-MAA SPECT/BT ile elde edilen parametreler arasındaki korelasyon araştırılmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT ile elde edilen tümör dozlarının tedavi yanıtının öngörülmesindeki başarıları ROC analizleri ile karşılaştırılmıştır. Toksisite değerlendirilmesi içinse tedavi sonrasında Child-Pugh skorunda artış ile ilişkili olabilecek klinik ve dozimetrik parametreler değerlendirilmiştir. Bulgular: 90Y PET/MRG ile elde edilen ortalama doz ve D0-99 değerleri ile yapılan regresyon ve ROC analizlerinde ortalama doz değerlerinin ve neredeyse tüm D değerlerinin tedavi yanıtı ve tam tam tedavi yanıtını öngörmede istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlenmiştir. Cam küreler için tam tedavi yanıtı öngörüsünde ise ayrıca D60 ve D70 değerinin tümör ortalama dozundan ayırıcı gücünün istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür. Tedavi yanıtı ve tam tedavi yanıtının öngörülmesi için yüksek seçiciliğe sahip eşik değerleri hesaplanmıştır. PET/MRG ve SPECT/BT'nin karşılaştırılmasında ise tedavi öncesinde alınan SPECT/BT'nin normal karaciğer parankimi doz değerlerini büyük bir doğrulukla öngördüğü ancak T/N ve tümör dozlarının ise daha düşük bir doğrulukla öngörebildiği izlenmiştir. Tedavi yanıtının öngörüsünde ise SPECT/BT ile PET/MRG edilen ortalama tümör doz değerleri ile tedavi yanıtını öngörüsünde PET/MRG'nin ayırıcı gücünün SPECT/BT'den daha üstün olduğu gösterilmiştir. Tam tedavi yanıtının öngörülmesinde yapılan analizde ise SPECT/BT için ROC analizinde AUC değeri 0,5'ten istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmamıştır. Tedavi öncesi albümin düzeyi, ALBI skoru ve karaciğerde tümör yüzdesinin tedavi sonrasında Child-Pugh skor artışı izlenen ve izlenmeyen gruplar arasında dağılmlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Ancak karaciğer fonksiyon bozukluğunun öngörülmesi için dozimetrik verilerle yapılan analizde ise iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç: TARE sonrasında alınan PET/MR görüntüleri ile yapılan voksel temelli dozimetri ile tedavi yanıtının ve tam tedavi yanıtının büyük ölçüde öngörülebilmektedir. 99mTc-MAA SPECT/BT ise normal doku dozunu ve daha düşük doğrulukla da olsa T/N oranını ve tümör dozlarını öngörebilmekte ve her ne kadar tedavi yanıtı öngörüsünde PET/MRG'den daha düşük ayırıcı güce sahip olsa da tedavi planı oluşturulması için halen önemini korumaktadır.
Mamografi çekimi yapılan hastalarda cranio caudal çekim protokolüne göre konvansiyonel ve dijital mamografide yüzey dozunun karşılaştırılması
Dijital mamografi cihazında 230 ve konvansiyonel mamografi cihazında 180 hastada meme üst ve iç yüzeyinden çekim alınmıştır. Konvansiyonel mamografide 50 hastadaki çekimde bunlara ilaveten meme dış ve alt yüzeyinden çekimleri eklenerek dört farklı noktadan ölçüm alınmıştır. Bunun için TLD-100 dozimetre kullanılarak dozimetrik yöntemle ölçümler yapılmıştır. Toplam 460 hastada elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında dijital mamografi ile yapılan çekimlerde konvansiyonel mamografiye göre meme üst ve iç yüzeyinden alınan dozların bu çalışmada daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışmada aynı zamanda meme ultrasonu sırasında tespit edilen meme dansitesi değerleri, hastanın meme ölçüleri, ölçüm sırasında kullanılan kVp, mAs değerleri de çalışmaya eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konvansiyonel Mamografi, Dijital Mamografi, yüzey dozu, TLD- 100 dozimetre
Hipokampüs korumalı tüm beyin radyoterapisi alan hastaların volumetrik ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) planlarının retrospektif olarak dozimetrik karşılaştırılması
Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı' nda tedavi görmüş beyin metastazlı 10 olguya ait arşiv bilgileri retrospektif olarak elde edildi.Yapılan planlarda 30 Gy doz 10 fraksiyonda verilecek şekilde belirlenmiştir. Sanal planlariçin tüm beyin, hipokampüs, lens, orbita, optik sinir, koklea, parotis, lakrimal, optik kiazma, hipofiz, hipotalamus, mandibula, beyin sapının konturlamaları yapıldı. Hipokampüse 5 mm marj verilerek hedef beyin hacmi, tüm beyin hacminden çıkarılarak PTV oluşturulmuştur. Planlarda izodozun hedef hacmin % 95' ini sarmasına ve kritik organların belirlenen limitlerde doz almasına dikkat edildi. SPSS programı ile Mann Whitney U testi ve Independent Simples T testi kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Çalışmamızın PTV, hipokampüs, lens, orbita, koklea, parotis, optik sinir, optik kiazma, HI dozimetrik karşılaştırmalarında anlamlı bir fark bulunurken, lakrimal, mandibula, hipofiz, hipotalamus, beyin sapı, CI için anlamlı bir fark bulunmamıştır. HI ve MU için en düşük değerler VMAT planlama sisteminde elde edilmiştir. Lakrimal, beyin sapı, mandibula dozları VMAT tekniğinde daha düşük bulunsa da iki farklı tedavi tekniği arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmamıştır.
Farklı tekniklerle planlanan göğüs duvarı ışınlamalarında cilt yüzeyi dozunun dozimetrik olarak karşılaştırılması
Bu çalışmada göğüs duvarı ışınlamalarında hasta cildinin aldığı yüzey dozunun farklı tekniklerle yapılan planlamalarda elde edilen değerler ile ölçüm sonucu elde edilen değerlerin kıyaslanması amaçlanmıştır. Rando fantomun boluslu ve bolussuz olmak üzere Bilgisayarlı Tomografi (BT) de iki farklı görüntülemesi yapıldı ve konturlama sistemine aktarıldı. Göğüs duvarına benzer şekilde hedef hacim ve kritik organlar çizildi, planlama sistemlerine aktarıldı. Varian True Beam Milenyum lineer akseleratör tedavi cihazında 3BRT, IMRT, VMAT, Accuray Radixact TomoTherapy tedavi cihazında ise Helikal tedavi planlamaları hazırlandı. Onaylanan planlar tedavi cihazlarında rando fantom üzerinde belirlenen noktalara MOSFET yerleştirilerek ışınlandı ve cilt yüzeyi dozu ölçümleri alındı. Tedavi planlama sisteminde okunan cilt yüzeyi dozları ile mosfet ile okunan cilt yüzeyi dozları karşılaştırıldı. Planlama tekniğinden bağımsız işaretlenen noktaların ölçüm sonuçları ile planlamadan elde edilen veriler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yoktur(p > 0.05). Boluslu rando fantom üzerinde çalışılan farklı tedavi tekniklerinde planlamalarda tüm tekniklerinde hedef doza yakın sonuçlar elde edilmiştir. Bolussuz planlamalarda ise tomotherapy ile yapılan planlamada cilt yüzeyi dozu reçete dozuna en yakın değerlere sahiptir. Bolussuz rando fantom üzerinde çalışılan farklı tedavi tekniklerinden elde edilen ölçüm sonuçlarının ortalamaları arasında anlamlı farklılık yoktur (p=0.075). Fakat ölçülen değerlerin ortalama ve standart sapma değerlerine göre 5.000 cGy doza en yakın olan Helikal tekniktir. VMAT planlamadan elde edilen ölçüm sonucu ise reçete dozuna göre en düşük doza sahiptir. Planlama algoritmaları cilt yüzeyi dozunu öngörmede güvenilir bulunmuştur. Cilt yüzeyi dozu her iki durumda da Helikal planlama tekniğinde reçete dozuna en yakın, VMAT planlama tekniğinde ise en düşüktür. Bu durum cilt yüzeyi dozunun yüksek tutulması istenildiği durumda göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bolus, Meme kanseri, Mosfet, Radyoterapi, Rando Fantom, Tedavi Planlama
Radyoterapi tedavisinde meme kanseri hastalarda tomotherapy HI-ART ve varian trilogy cihazlarında hedef volüm ve kritik organların doz değerlerinin karşılaştırılması ve değerlendirilmesi
Meme kanseri tanılı hastalarda adjuvant (RT) tedavinin önemli unsurlarından biridir. Adjuvan meme RT'sinde, özellikle sol alan ışınlamalarda kalp başta olmak üzere çevre riskli organları korumak için sıklıkla modern RT teknikleri (YART, HT vb. tercih edilmektedir). Bu çalışmada sol meme kanserli hastalarda 2 farklı modern RT tekniği retrospektif ve dozimetrik olarak karşılaştırılacaktır. Araştırmamızda 21 sol meme kanserli hastalanın adjuvan RT'si iki ayrı cihaz kullanılarak planlanmıştır. Çalışma için, aynı hasta grubunda aynı kontur ve doz şeması ile HT ve Varian Trilogy Cihazında yapılan YART iki ayrı plan yapılmıştır. PTV, HI, CI, RAO dozları her iki plan için not edilmiştir ve karşılaştırılmıştır. İstatiksel analizde SPSS ver 20 (IBM Corporation, Armonk, NY, USA) program kullanılmış ve p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Elde ettiğimiz verilere göre V25 değeri YART için median 3688,76 (2385, 79- 7812,3) cc ve HT için median 4718,86 (3154, 5- 7620,46) cc dir. V25 değeri anlamı olarak HT daha yüksek iken V40 dozunda iki teknik arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p0.095). Ek olarak YART ile daha düşük kontralateral akciğer V5, V20 dozları elde edildi. YART ile anlamlı V25, kontralateral akciğer V5 ve V20 dozu avantajı elde edilse de ipsilateral akciğer V5 dozu, kalp ve SİA mean dozu HT'de daha anlamlı daha düşüktü. Bu çalışmada, her iki teknik ile güncel doz sınırlamalarına uygun planlar elde edilebildiği görülmüştür. Teknik tercihi hastaya göre belirlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Helikal tomoterapi, Meme kanseri, YART.
3 farklı algoritmada hesaplanan akciğer SBRT planlarının dozimetrik karşılaştırılması
Radyoterapide temel amaç, tümör çevresindeki kritik organlara minimum doz verirken, belirlenen tümör hacmine maksimum dozu vermektir. Gelişen teknoloji ile birlikte küçük hacimlerde oluşan tümörlerin ışınlama tekniklerinde ilerleme kaydedilmiştir. Bunların başında Stereotaktik Vücut Radyoterapisi (SBRT) gelmektedir. SBRT'nin temel prensibi, tek veya birkaç fraksiyonda yüksek dozların hedeflenen hacme verilmesine dayanmaktadır. Bu çalışmada 20 olgu için 3 farklı algoritmada elde edilen toplam 60 akciğer SBRT tedavi planlarının kritik organlar ve hedef hacim üzerindeki farklılıklarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 4DCT (Dört Boyutlu Bilgisayarlı Tomografi) taraması yapılarak hastalardan görüntüler elde edildi. Tüm bu görüntüler Eclipse ve Monaca Tedavi Planlama Sistemlerine (TPS) aktarıldı. Anizotropik Analitik Algoritma (AAA), Acuros XB (AXB) ve Monte Carlo (MC) tedavi algoritmalarında toplam 60 plan oluşturulmuştur. Tüm planlarda aynı açılardan oluşan iki adet yarım ark Volumetrik Modülasyonlu Ark Tedavisi (VMAT) tekniği kullanılmıştır. Oluşturulan planlar birbirleriyle karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmalar sonucunda 3 farklı algoritmadan elde edilen tedavi planları arasındaki farklılıklar araştırılmıştır. Deney sonuçlarında istatistiksel bir fark bulunmadı.
Nükleer tıpta PET/CT (pozitron emisyon tomografisi/ bilgisayarlı tomografi) ve sintigrafi uygulamalarında çalışan hemşirelerin radyoaktif maddelerle çalışırken maruz kaldığı radyasyon dozlarının karşılaştırılması
Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif maddeler çalışan personellerin radyasyon dozuna maruz kalmasına sebep olmaktadır. Nükleer tıpta görev yapan hemşireler radyoaktif maddeleri hastalara çoğu zaman damar yolu ile vermektedir. Bu sebeple hemşireler radyasyon dozuna direk olarak maruz kalmaktadırlar. Sintigrafi ve PET/CT çekimleri için farklı yarı ömür ve enerjiye sahip radyofarmasötikler kullanılmaktadır. Sintigrafi çekimleri için yarı ömrü 6 saat olan ve 140 keV enerjiye sahip Tc-99m olduğu bilinmektedir. PET/CT çekimleri ise yaklaşık 110 dk yarı ömre sahip F-18 ile yapılmaktadır. PET/CT cihazının pozitron yaydığı bilinirken, bu pozitronların enerjisi 511 keV olduğu bilinmektedir. Bu sebeple görev yapan personeller PET/CT uygulamaları sırasında yüksek radyasyon dozuna maruz kalacağını düşünmektedirler. Buna karşılık F-18 radyonüklidin kısa yarı ömre sahip olmasından kaynaklı hasta sayıları sintigrafi uygulamalarına göre daha az olmaktadır. Başka bir deyişle, sintigrafi uygulamalarında görev yapan hemşire daha fazla hastaya radyoaktif madde vermektedir. Bu durum da gerçekte 'Pet/ct uygulamaları için hastalara F-18 maddesi enjekte eden hemşirelerin sintigrafi uygulamaları için Tc-99m enjekte eden hemşirelere göre daha fazla radyasyon dozu alır mı?' sorusuna cevap aramamıza imkân sağlamıştır. Araştırmamızda Ankara Şehir Hastanesi Nükleer Tıp Anabilim dalındaki PET/CT kısmında çalışan iki hemşire ve sintigrafi uygulamalarında çalışan iki hemşireye ait yaka ve yüzük dozimetre sonuçları karşılaştırılmıştır. Dört hemşirenin de 2019 yılından başlayarak 2022 yılının birinci periyod dönemine kadar toplam 19 periyod dönemine ait yaka ve yüzük dozimetre sonuçları istatistiksel olarak incelenmiştir. Yaka ve yüzük dozimetre sonuçları hem PET/CT uygulamaları yapan hemşireler hem de sintigrafi uygulamaları yapan hemşireler için elimizde ayrı ayrı 78 adet olmak üzere toplam 156 adet veri elde edildi. Elde edilen bu veriler SPSS istatistiksel programı kullanılarak incelendi ve dozimetre sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edildi. Bu farka göre görülmüştür ki, hasta sayıları az olsa da PET/CT uygulamaları sırasında görev yapan hemşirelerin radyasyon dozu maruziyeti gerçekte de fazladır. Anahtar Kelimeler: dozimetre, nükleer tıp, radyasyondan korunma, radyasyon doz maruziyeti
Baş boyun karsinomu için eş zamanlı entegre ek doz yöntemi kullanılan YART ve VMAT planlarının gama analizi sonuçlarının değerlendirilmesi
BaĢ boyun kanserinde tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisi de radyoterapidir. Bu çalıĢmanın amacı, doz hacim histogramları verilerini kullanarak Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi ve Volumetrik Modülasyonlu Ark Terapi tedavi yöntemlerinin kritik organların aldığı dozların değerlendirilmesi ve bu iki tedavi yönteminin Kalite Güvenirliği ölçümlerinin incelenmesidir. ÇalıĢmanın birinci kısmında, 17 baĢ boyun kanseri tanılı hastaya ayrı ayrı 7 alan YART ve planar ve co-planar 3 çift arklı VMAT planlamaları Eclipse® Tedavi Planlama Sistemi ile yapılmıĢtır. YART ve VMAT teknikleri, aynı fraksiyonda farklı doz Ģemalarının uygulanması adına ek doz yöntemi ile birlikte uygulanmıĢtır. Yüksek riskli lenf nodlarına ve düĢük riskli lenf nodlarına farklı dozlar reçete edilerek planlanan hedef hacimlerin bu dozun %95'ini alacak Ģekilde tedavi planları normalize edilmiĢtir. Radiation Therapy Oncology Group tarafından belirlenen kritik organ doz sınırlamalarına göre tedavi alanında yer alan her bir kritik organın aldığı doz, tedavi planlama aĢamasında doz hacim histogramı üzerinden kontrol edilmiĢtir. Doz verileri, maksimum ve ortalama doz değerleri kaydedilip istatistiksel açıdan incelenmiĢtir. YART ve VMAT planlamaları sonucunda her iki tedavi tekniğinin risk altındaki organ doz limitleri bakımından sol optik sinir hariç istatistiksel olarak anlamlı bir farkının olmadığı sonucuna ulaĢılmıĢtır (p>0,05). YART yönteminin özellikle orbita bölgesinde VMAT'a göre daha avantajlı olduğu gözlemlenmiĢtir. Bunun dıĢında kalan kritik organ değerlenmesi için iki teknikten birinin klinik koĢullarına göre tercih edilebileceği sonucuna ulaĢılmıĢır. ÇalıĢmanın ikinci kısmında, YART ve VMAT planlarının doğruluğunu kontrol etmek için gama analizi değerlendirmesi doz farkı %3 ve doz mesafe uyumu 3 mm global kriterine göre yapılmıĢ olup gama geçiĢ oranı %95 olan planlar kabul testinden geçmiĢtir. Tüm değerlendirmeler neticesinde gerekli kriterlerin sağlandığı ve iki tedavi yönteminin birbirine göre uyumlu olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır. Anahtar Kelimeler: EPID, Gama Analizi, SIB, VMAT, YART.
Tomoterapi ve VMAT (Volümetrik ayarlı ark terapi) tedavi teknikleri ile nazofarenks kanserli hastaların dozimetrik karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında Nazofarenks kanserli hastalarda Tomoterapi ve VMAT tedavi teknikleri kullanılarak hedef ve risk altındaki organların aldığı dozların dozimetrik karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya tedavi süreci bitmiş nazofarenks kanseri tanılı 7 hasta alınmış ve tedavi planları her iki teknik için yeniden yapılmıştır. Yapılan planlar sonucu elde edilen dozimetrik veriler incelenmiştir. Hedef hacimler için tedavi planlama sisteminin kalitesini belirleyen CI ve HI değerlerine bakılmıştır. p değeri 0,05'ten büyük olduğu için anlamlı bir fark yoktur. Risk altındaki organlarda beyin sapı, lensler, optik sinirler, kiazma ve medulla spinalis için maksimum dozlar dikkate alınmışken, parotisler, ozefagus ve kohlealar için ortalama dozlara bakılmıştır. Lensler ve kohlealar için p değeri 0,05'ten küçük bulunmuştur. Tomoterapi'nin VMAT'a kıyasla küçük bir dozimetrik avantajının olduğu görülmüştür.
Toraks bilgisayarlı tomografi taraması yapılan hastalarda tiroid gland ve orbitaların maruz kaldığı yüzey dozlarının iki farklı cihazda dozimetrik yöntemlerle belirlenmesi ve karşılaştırılması
Bu çalışmada iki farklı bilgisayarlı tomografi cihazında, her bir cihazda 50 hasta olmak üzere toplamda 100 hastada tiroid gland, sağ göz ve sol göz yüzeyinden doz ölçümleri alınmıştır. Dozimetrik ölçümlerde TLD-100 dozimetreleri kullanılmıştır. Toraks tomografi taraması yapılan hastalar üzerinde üç farklı noktadan alınan ölçüm sonuçlarına göre, 128-kesit BT cihazında ölçülen yüzey dozlarının 16-kesit BT cihazında ölçülen yüzey dozlarından anlamlı derecede yüksek olduğu gözlenmiştir. Aynı zamanda tarama elde edilen ve radyasyon dozunun değerlendirilmesinde kullanılan doz ölçüm göstergelerinden CTDIvol, DLP, total DLP, kV, mAs, ışınlama süresi, kesit kalınlığı, pitch ve kesit sayısı gibi çekim parametreleri ve yaş, kilo, boy değişkenleride çalışmaya eklenmiştir. CTDIvol, DLP, total DLP, kesit sayısı, yaş, kilo ve boy değişkenlerinin dağılımı her iki cihazda benzer olarak bulunmuştur. Ancak kV, mAs, ışınlama süresi, kesit kalınlığı ve pitch değerleri farklılık göstermektedir. CTDIvol, DLP ve total DLP değerlerinin 16-kesit BT cihazında daha yüksek olmasına karşın ölçülen yüzey dozlarının 128-kesit BT cihazında daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, CTDIvol, DLP, TLD-100 dozimetre, yüzey dozu
Graves oftalmopati tanılı olguların üç farklı radyoterapi tekniği kullanılarak elde edilen retro-orbital radyoterapi planlarının retrospektif olarak karşılaştırılması
Çalışmamızda Graves Oftalmopatili (GO) olguların radyoterapi (RT) ile tedavisinde; karşılıklı lateral üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), 7 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve volümetrik ark terapi (VMAT) teknikleri kullanılarak hedef hacmin ve riskli organların aldığı dozların karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmaya; 2013 ile 2017 yılları arasında orbital RT görmüş 15 hasta dahil edildi. Fraksiyon dozu 2 Gy, toplam doz 20 Gy olacak şekilde 3BKRT, YART ve VMAT tedavi planları oluşturuldu. 3BKRT tedavi planları lens dozundan kaçabilme amaçlı 80o-90o ve 270o-280o karşılıklı lateral açılarıyla; YART tedavi planları tümör yerleşimine bağlı olarak oluşturulan 0o, 40o, 80o, 110o, 250o, 280o, 320o açılarıyla ve VMAT tedavi planları saat yönünde (CW) 180o-225o, CW 35o-145o iki kısmi ark ile 90o'lik masa açısıyla CW 340o-45o olacak şekilde 6 MV foton enerjisiyle Monaco 5.1 Tedavi Planlama Sistemi ile oluşturuldu. Planlanan tekniklerde; planlanan tümör hacmi (PTV), gözyaşı bezi, lens, göz, beyin sapı, hipofiz bezi ve optik kiazmanın aldığı doz değerleri karşılaştırıldı. Homojenite indeksi (HI), konformite indeksi (CI) değerleri hesaplanıp Monitor Unit (MU) değerlerine bakıldı. PTV doz sarımı ve doz homojenliği açısından YART ve ya VMAT tekniğinin 3BKRT'ye göre daha üstün olduğu; doz konformalliği ve MU değeri için ise 3BKRT'nin üstünlüğü saptandı. Riskli organlar açısından bakıldığında; gözyaşı bezleri ile orbitaların haricinde diğer tüm organlarda 3BKRT tekniğinin üstünlüğü görülür. Sonuç olarak; GO RT'sinde tedavi planları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklar olsa da, olgunun durumuna göre her üç teknik de kabul edilir sınırlar içerisindedir ve tedavide kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Graves Oftalmopatisi, Üç Boyutlu Konformal Radyoterapi, Volumetrik Ark Terapi, Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi
Baş boyun kanserli olgularda dört farklı hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) planının dozimetrik olarak incelenmesi: Retrospektif çalışma
Bu çalışmanın amacı; baş boyun kanseri (BBK) tanılı olgular için hazırlanmış 4 farklı hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) planını dozimetrik olarak karşılaştırıp, hedef hacim dozlarını, konformite indeksi (KI), homojenite indeksi (HI), kritik organ dozlarını, monitör unit (MU) değerini ve tedavi süresini incelemektir. Çalışmada değerlendirilmek üzere 10 BBK tanılı olgunun arşiv dosyaları taranarak rasgele olarak seçildi. Hastaların sanal tedavi planları için kullanılacak olan kesit görüntüleri Simens Somatom Emotion Duo Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazı ile elde edilmiş olup Monaco 5.1 Tedavi Planlama Sistemine (TPS) aktarıldı. Radyoterapi planlarında; 3600 rotasyona sahip 1 ark (VMAT1), saat yönü ve tersinde 1800'den başlayıp 3600 dönen 2 ark (VMAT2), 1800'den başlayıp 3600 çift rotasyon 1 ark (2rVMAT) ve 150-3450 kolimatör açılı olacak şekilde çift ark (kVMAT) planları hazırlandı. 4 tedavi planı da PTV dozları açısından benzer sonuçlar vermiş ve klinik olarak uygulanabilir bulunmuştur. Ancak VMAT1 planında 1 olguda hedef hacim de istenilen doz sağlanamamıştır. Ayrıca VMAT1 planı kritik organ dozları açısından diğer tekniklere göre daha yüksek bulunmuştur. Sağ parotis bezi dozu birden fazla olguda VMAT1 planında istenilen sınırlar içerisinde tutulamamıştır. Diğer 3 tedavi tekniği arasında ise PTV dozları benzer olsa da 2rVMAT tekniği ile daha düşük kritik organ doz sonuçları elde edilmiştir. Tedavi süreleri karşılaştırıldığında ise en kısa süren tedavi planı VMAT1 olurken en uzun süren tedavi planı VMAT2 planı olmuştur. Sonuç olarak dozimetrik olarak karşılaştırdığımız 4 farklı planda da tümör dozu istenilen şekilde sağlanmıştır. Ancak kritik organ doz değerlerinde 2rVMAT tekniğinde diğer teknikler ile kıyaslandığında daha düşük doz değeri gözlenmesi sebebiyle tercih edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ark, BBK, Monaco TPS, VMAT
Fare beyin metastazı modelinde optimal stereotaktik radyocerrahi yönteminin belirlenmesi ve immünolojik etkilerinin araştırılması
Kanser hastalarında morbidite ve mortalitenin hala en önemli nedeni olan beyin metastazlarında, tümör hücrelerinin immün supresif özellikleri ve geliştirdikleri direnç mekanizmaları nedeniyle bu tümörlerin lokal kontrol başarı oranları düşmektedir. Stereotaktik radyocerrahinin beyin metastazlarında ve primer beyin tümörlerinde, immün yanıtı ve tümör mikroçevresini düzenlemede etkili olduğu artık bilinen bir gerçektir ancak hipofraksiyone radyocerrahinin beyin metastazlarında immün sistem üzerine etkisi üzerine yeterli bilgi yoktur. Ayrıca, farklı kanser türlerinde tedaviye direnç oluşumunda rolleri kanıtlanan ısı şok proteinleri ve Hippo yolağının, beyin metastazlarında radyasyon ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi doz ve fraksiyonasyonlarının bu moleküller üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu amaçla B16F10 fare melanoma hücre serisi ile C57BL/6J farelerde beyin metastazı modeli oluşturduk. Fareleri kontrol ve Gamma Knife ile farklı doz ve fraksiyonlarda (15Gy, 3x7Gy, 5x5Gy) tedavi edilmek üzere dört gruba ayırdık. Her grupta sağkalım sürelerini ölçtük. Ölüm sonrası sakrifiye edilen beyinden sağlam ve tümörlü dokular ayrıldıktan sonra tümörlü dokulardan immünohistokimya ile radyasyona direnç ile ilişkisini ve farklı radyocerrahi tedavi şemalarının bu moleküller üzerine etkisini değerlendirmek için HSP90 ve YAP1 düzeylerini ölçtük. ELISA ile tümörlü ve sağlıklı beyin dokularında immün yanıtı değerlendirmek için CCL4 ve IL-17A seviyelerini analiz ettik. Toplanan tüm verileri istatiksel açıdan karşılaştırdık. 15 Gy dozunda Gamma Knife tedavisi uygulanan grupta en fazla olmak üzere tedavi alan gruplar ile kontrol grubu arasında sağkalımda anlamlı fark saptadık. İmmünohistokimyasal analizde HSP90 ve YAP1 düzeyleri için gruplar arasında; ELISA ile de, CCL4 ve IL-17A düzeyleri için gruplar arasında ve her grupta sağlıklı beyin dokusu ve tümör dokusu arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit etmedik. Stereotaktik radyocerrahinin immün yanıt üzerine etkinliği kanıtlanmış olsa da, özellikle beyin metastazlarındaki radyasyona direnç mekanizmalarının üstesinden gelmek için, radyocerrahinin etkin ve güvenilir doz ve fraksiyonasyonlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın, ileriki çalışmalara yol gösterici olacağını umuyoruz.