State anxiety
86 theses under this subject heading
Futbol altyapı yaş gruplarındaki oyuncuların durumluk-sürekli kaygı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Giriş ve Amaç: Futbol dünya çapında en popüler ve yaygın sporlardan biridir. Yetenekli bir futbolcunun gelişmesi ve başarılı bir kariyer yolunda ilerlemesi genellikle iyi bir altyapı eğitimiyle başlar. Futbol altyapısı genç sporculara temel becerileri kazandırmayı ve onları profesyonel futbola hazırlamayı amaçlamaktadır. Futbolcuların fiziksel ve teknik gelişiminin yanı sıra psikolojik durumları da oldukça önemlidir. Bu çalışmada futbol altyapı yaş gruplarında durumluk - sürekli kaygı seviyelerinin çeşitli değişkenlere göre düzeyleri incelenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya katılan futbolculara araştırmanın amacı ve önemi anlatılmıştır. Sonrasında Demografik Bilgi Formu ve Çocuklar İçin Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri doldurtulmuştur. Tanımlayıcı değerler, yüzde, maksimum, minimum, ortalama ve standart sapma olarak sunulmuştur. Verilerin Shapiro -Wilk normallik dağılım testi gerçekleştirilmiş ve normal dağılım göstermediği bulunmuştur (p<0,05). Bu sebeple parametrik olmayan analizler gerçekleştirilmiştir. Sporcuların yaş, spor yaşı, mevki, bulundukları şehir, ailelerin gelir durumları ve kardeş sayısı ile anketlerden aldıkları puanların fark analizleri Kruskall-Wallis testi ile analiz edilmiştir. Gruplar arasındaki ikili farklılıklar ise Dunn's posthoc testi ile gösterilmiştir. Ailede sporcu geçmişi durumu farklılıkları için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Verilerin analizi JASP (versiyon 0.19.1, Hollanda) yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiki anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan futbolcuların durumluk-sürekli kaygı seviyeleri spor yaşı, yaş ve mevkilerine göre incelenmesi yapılmıştır. Spor yaşı grubu olarak incelendiğinde durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamasının değişmediği gözlemlenmiştir. Yaş grubu olarak incelendiğinde 11 yaş grubunun en düşük değerde olduğu, yaş büyüdükçe kaygı puanın düşük oranda yükseldiği gözlemlenmiştir. Mevki olarak incelendiğinde orta saha grubunun en yüksek değerde olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırmaya katılan futbolcuların spor yaşı, yaş ve mevkilere göre durumluk-sürekli kaygı seviyeleri test edilmiş, her değişkene göre kaygı seviyelerinin değiştiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Futbol, altyapı, kaygı, stres, yaş.
Lise öğrencilerinin modern fiziğe yönelik kaygılarının belirlenmesi
Kaygı; öğrenci başarısını etkileyen duyuşsal faktörlerden biridir. Öğrencilerin eğitim-öğretim hayatları boyunca derslere ve performans göstermeye yönelik kaygıları olabilir. Öğrencilerin kaygı duydukları derslerden birinin de fizik dersi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada öğrencilerin modern fiziğe yönelik kaygılarının belirlenmesinde kullanılabilecek etkin ve güncel "Modern Fiziğe Yönelik Kaygı Ölçeği" geliştirmek ve bu ölçeğin geçerliliği ile güvenilirliğini araştırmak amaçlanmaktadır. Bu çalışma, genel tarama yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 2022-2023 Eğitim-Öğretim Yılı'nda Samsun İlinde on okulda okuyan 384 öğrenci oluşturmaktadır. Modern fiziğe yönelik kaygı ölçeğinin geliştirilmesi için öncelikle madde havuzu oluşturulmuştur. Madde havuzunu oluşturabilmek için, 101 öğrenciye modern fiziğe yönelik düşüncelerini almak amacıyla açık uçlu sorular sorulmuş ve öğrencilerin verdikleri cevaplar maddeler halinde ifadeleştirilmiştir. Kaygı ölçeğine ilişkin maddeler yazılırken kaygının bilişsel, duyuşsal, davranışsal boyutları ile kaygının kolaylaştırıcı ve engelleyici boyutları dikkate alınmıştır. Geliştirilen modern fiziğe yönelik kaygı ölçeğinin, öğrencilerin kaygılarının belirlenmesinde yardımcı olacağı ve alanyazındaki eksikliğin giderilmesine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir.
Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyini yordama gücü
Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenlemenin durumluk ve sürekli kaygıyı ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaşları "21-60" arasında olup 183 kadın (%65.6), 96 erkek (%34.4) olmak üzere toplamda 279 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmuşlardır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kadınların algılanan stres ve sürekli kaygı düzeylerinin erkeklerden yüksek olduğu görülürken; psikolojik sağlamlılığın erkeklerde daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olayın değerini azaltma stratejisi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında bir ilişki bulunmazken; diğer stratejiler ile durumluk ve sürekli kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk kaygının %35.6'lık kısmını açıklarken; sürekli kaygının ise %63.1'lik kısmını açıkladığı görülmüştür.
Lise öğrencilerinin akademik erteleme davranışı ile benlik saygıları ve durumluluk sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ilk olarak lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin nasıl bir dağılım gösterdiğinin ve farklı cinsiyete sahip lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin sınıf düzeyi ve okul türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. İkinci olarak lise öğrencilerinde Durumluluk- Sürekli kaygı düzeylerinin ve Benlik saygıları düzeyinin akademik ertelemeyi yordayıcılıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Küçükçekmece ilçesindeki Anadolu ve Meslek liselerinin 9., 10. Ve 11. Sınıflarında öğrenim gören öğrencilerden tesadüfü örnekleme yöntemi ile seçilen 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen "Akademik Erteleme Ölçeği " (AEÖ), Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI), Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanmış, sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, Akademik erteleme davranışı ile benlik saygısı ve durumluluk- sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca benlik saygısı ve durumluluk kaygı düzeyi akademik erteleme için anlamlı bir yordayıcı olurken sürekli kaygı düzeyinin anlamlı bir yordayıcı olmadığı sonucu elde edilmiştir. Akademik erteleme davranışı düzeylerinin cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, okul türü, eğitim gördükleri bölüm, sınavlara ve derslere çalışma süresi durumu bağımsız değişkenlere göre anlamlı farklılık oluşturduğu, ekonomik durum, aile birlikteliği durumu bağımsız değişkenlere göre ise anlamlı bir farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, yapılan araştırmalar ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Lise sınavlarına hazırlanan çocuklarda kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından cinsiyetler arasındaki farkların incelenmesi
Bu çalışmanın amacı lise sınavlarına hazırlanan çocuklarda; cinsiyetler arasında kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından farklılıkların incelenmesidir. Ayrıca çocukların kaygı düzeyi ile yaşam kalitesi, ebeveyn tutumları ve sınav başarısı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi dört ortaokulda eğitim gören 155 kız ve 90 erkek olmak üzere toplam 245 çocuktan oluşmaktadır. Çocukların kaygı düzeyi "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ile yaşam kalitesi "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (13-18 yaş ergen formu) (ÇİYKÖ)" ve ebeveyn tutumları "Anne-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)" ile değerlendirilmiştir. Durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları kız çocuklarda erkek çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. ÇİYKÖ fiziksel sağlık ve duygusal işlevsellik alt ölçeği puan ortalamaları erkek çocuklarda kızlardan istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. ABTÖ kontrol/denetleme puan ortalamaları kızlarda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Durumluk ve sürekli kaygı ile; ÇİYKÖ fiziksel sağlık, duygusal işlevsellik, sosyal işlevsellik, akademik işlevsellik, psikososyal sağlık ve toplam alt ölçek puanları arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Lise sınavı puanı ile durumluk kaygı düzeyi arasında ilişki bulunmamış olup sürekli kaygı düzeyi arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmamızın sonuçları, lise sınavına hazırlanan çocuklarda kaygı düzeyi, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumları açısından cinsiyetler arasında bazı farklılıklar olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca sürekli kaygının sınav başarısını olumsuz etkilediğini ve sınavlara hazırlanan çocuklarda anksiyeteye yönelik önlemler alınmasının önemine dikkat çekmektedir.
Korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların, anne baba tutumlarının ve anne baba kaygısının çocukların korkularına olan etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların anne ve baba tutumlarının ve anne babalarının kaygısının çocuklarının korkularına olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada 103 çocuk ve 103 çift anne baba ile çalışılmıştır. Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum ölçeği, Öner ve Le Compte (1985) tarafından geliştirilen Durumluk, Sürekli Kaygı Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik veri formu kullanılmıştır. Analizler sonucunda demokratik ve otoriter tutumların, sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi ile anne-babanın çocukluk korkularının, çocuklardaki korkuyu yordadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular yapılan araştırmalarla tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Korku, Çocuklarda Korku, Anne Baba Tutumları,Ebeveynlerde Kaygı, Durumluk Sürekli Kaygı
Yüksek kaygı ve depresyon düzeyinin evlilik yaşamı ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada evli bireylerin evlilikleriyle depresyon ve kaygı düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri en az 1 yıldır evli olan, İstanbul İli Kartal, Maltepe, Sarıyer ve Şişli İlçelerinde ikamet eden bireyler arasından amaçlı örnekleme tekniği ile seçilen 263 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sürekli kaygı; saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırırken; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Durumluk kaygı ise kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırmakta; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Depresyon; kayıtsız ve korkulu bağlanma düzeylerini artırırken, güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Saplantılı bağlanma, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre farklılaşmaktadır. Kayıtsız bağlanma; evlilik süresi, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu ve aylık kazanca göre farklılaşmaktadır. Korkulu bağlanma; evlilik yaşı, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Güvenli bağlanma; evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Durumluk kaygı; evlilik süresi, evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, evlenme karar şekli, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Sürekli kaygı; cinsiyet, yaş, eşler arası yaş farkı, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Depresyon; cinsiyet, evlilik yaşı, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır.
Anne kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde ergenin bilinçli farkındalık düzeyinin aracı etkisi
Bu çalışmanın amacı, anne kaygı düzeyi ile ergen kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin, aracı değişkenimiz olan ergen bilinçli farkındalık düzeyinden ne derece etkilendiğini analiz etmektir. 276 anne ve ergen katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini, İstanbul ili sınırları içerisinde yer alan 14-17 yaş aralığındaki ergenler ve anneleri oluşturmaktadır. Katılımcıların kaygı düzeylerini değerlendirmek adına Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, ergenlerin bilinçli farkındalık düzeylerini değerlendirmek adına Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) ve ergenlere uygulanan bu ölçeklerin aileye dair sosyodemografik değişkenlerden etkilenme durumunu değerlendirmek adına ise sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; anne kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli), ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) ve ergen bilinçli farkındalık düzeyi arasındaki korelatif ilişkilerin anlamlı olmasından dolayı aracı etki analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, anne durumluk kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu bulunmakla birlikte söz konusu ilişkide bilinçli farkındalığın aracı etkisinin kısmi anlamlı olduğu bulunmuştur. Son olarak, anne sürekli kaygı düzeyinin ergen kaygı düzeyi (durumluk ve sürekli) üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu bulunmakla birlikte söz konusu ilişkide bilinçli farkındalığın tam aracı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: durumluk kaygı, sürekli kaygı, bilinçli farkındalık, ergen, anne
Ebeveyn mükemmeliyetçiliğinin çocuktaki kaygı düzeyine etkisi: Çocuktaki mantık dışı inançların aracı rolü
Bu çalışmanın amacı; ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeyi, çocuktaki kaygı ve mantık dışı inanç düzeyi değişkenleri arasındaki olası ilişkilere odaklanarak ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeyi ve çocukların kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocuklardaki mantık dışı inanç düzeyinin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemini Balıkesir ve İstanbul'da yaşayan 10-13 yaş arasında bulunan 5., 6., 7., 8. sınıf öğrencileri ile bu öğrencilerin anne ve babaları oluşturmaktadır. Çocukların kaygı ve mantık dışı inanç düzeylerini belirlemek amacıyla sırasıyla Çocuklar İçin Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDSKE) ve Ergenler İçin Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ); ebeveynlerin mükemmeliyetçilik düzeylerini ölçmek için ise Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ) kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin değerlendirilebilmesi için Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu doğrultuda temel hipotezlerin test edilmesi amacıyla yapılan doğrusal hiyerarşik regresyon analizlerinden edilen bulgulara göre annelerin başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik düzeyinin, çocukların durumluk-sürekli kaygı ve mantık dışı inanç düzeyi üzerinde; çocukların mantık dışı inanç düzeyinin çocukların kaygı düzeyi üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu (p<.05) görülmüştür. Annelerin başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik düzeyinin çocuğun durumluk-sürekli kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde çocukların mantık dışı inanç düzeyinin anlamlı bir aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir.
Psikoterapistlerde durumluk ve sürekli kaygı ile kişilik özelliklerinin terapötik ittifak üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmanın amacı psikoterapistlerin terapötik ittifak düzeylerinin belirlenmesi, kişilik özellikleri, kaygı düzeyleri, terapi bağlamı ve diğer sosyodemografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini aktif danışan gören psikolog, klinik psikolog, psikiyatrist olmak üzere 177 psikoterapist oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Terapötik İttifak Ölçeği Terapist Formu, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikoterapistlerin algıladığı terapötik ittifak düzeyi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında negatif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Terapötik ittifak ile sorumluluk, yumuşak başlılık, deneyime açıklık ve dışadönüklük kişilik özellikleri arasında pozitif, nevrotiklik arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Aynı zamanda sorumluluk, yumuşak başlılık kişilik özellikleri ve durumluk kaygısı terapötik ittifak toplam puanı üzerinde yordayıcı etkiye sahip bulunmuştur. Yaş, psikoterapistlerin danışan gördüğü yıl ve danışan sayısı arttıkça terapötik ittifak düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Terapi bağlamı ile terapötik ittifak ilişkisine bakıldığında, çevrimiçi terapi ve yüz yüze terapilerde kurulan terapötik ittifak düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonucunda aktif danışan gören psikoterapistlerin danışanları ile kurdukları terapötik ittifak düzeyleri üzerinde ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmada incelenen tüm değişkenler arasından sorumluluk, yumuşak başlılık ve durumluk kaygısının psikoterapistlerde terapötik ittifak düzeyini öngörmede önemli faktörler olduğu ve çevrim içi ile yüz yüze terapi bağlamı için terapötik ittifak düzeyinin eşit derecede güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolü
Amaç: Bu araştırmada genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini uygun örnekleme yöntemi ile seçilen ve yaşları 18 ile 25 arasında değişen toplam 514 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri sosyodemografik bilgi formu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, UCLA yalnızlık ölçeği, durumluk sürekli kaygı ölçeği ve psikolojik dayanıklılık ölçeğini içeren çevrimiçi anket ile toplanmıştır. Verileri analiz etmek için SPSS v22 kullanılmıştır. Hipotezlerin test edilmesi amacı ile regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sosyal destek ve yalnızlığın durumluk kaygı ve psikolojik dayanıklılık üze-rinde negatif, sürekli kaygı üzerinde pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın durumluk kaygı üzerinde pozitif, sürekli kaygı üzerinde ise negatif etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal destek ve yalnızlık ile kaygı arasındaki ilişkilerde psikolojik dayanıklılığın aracılık etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sosyal destek, yalnızlık, psikolojik dayanıklılık ve kaygı arasındaki ilişkiler incelenmiş, bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve öneriler geliştirilmiştir.
İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi
Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.
Üniversite öğrencilerinin benlik saygıları üzerinde kaygı düzeylerinin incelenmesi
Araştırma, üniversite öğrencilerinin benlik saygıları ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit etmeyi ve bu düzeylerin bazı sosyo-demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaşma gösterip göstermediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 18 yaş üzeri 374 üniversite öğrencisine "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Spielberg Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin kaygı düzeyinin ortalama 2,27±0,23 puan olduğu görülmektedir. Bu düzey üniversite öğrencilerinin ortalamanın altında kaygı düzeyine sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının ortalama 2,17±0,20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu sonuç üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının da düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin benlik saygıları ile kaygı düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre farklılıkları incelenmiş olup; öğrencilerin benlik saygılarının gelir durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Analizler neticesinde aileleri düşük gelire sahip olan öğrencilerin diğer öğrencilere göre daha düşük düzeyde benlik saygısına sahip oldukları görülmektedir. Benlik saygısı ve kaygı düzeyinin cinsiyet, anne-babanın sağ olup olmama durumları, sınıf düzeyleri ve anne-baba ilişkilerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışmanın bundan sonraki benlik saygısı ve kaygı düzeyi üzerine yapılacak araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir.
Evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği arasındaki ilişki
Çocukluk döneminde ayrılma-bireyleşme sürecinin nasıl geçirildiği, yetişkinlikte bireyin psikolojik ve sosyal sağlığını etkilemektedir. Ayrılma-bireyleşme sürecinin başarılı geçirilememesi düşük öz saygıya, yüksek kaygıya, iletişim problemlerine, ikili ilişkilerde sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum evlilik yaşantısını ve aile işlevselliğini olumsuz etkileme riskini taşımaktadır. Toplumun psikolojik ve sosyal sağlığının korunması ve geliştirilmesinde işlevsel ailelerin önemli bir yeri vardır. Tüm bu bilgilerin ışığında bu tezin temel amacı, evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma nicel bir araştırmadır ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini evli çiftler oluşturmaktadır. Ancak tüm evli çiftlerin listesine ulaşmak mümkün olmadığı için, olasılıklı olmayan örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda 237 evli bireye ulaşılmıştır. Araştırma verileri toplanırken, araştırmacı tarafından geliştirilen sosyo-demografik bilgi formu ve çiftleri/evliliklerini tanıtıcı bilgi formu, Ayrışma–Bireyleşme Ölçeği, Bağlanma Stilleri Düzeyleri Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Aile İşlevsellik Tarzı Ölçeği kullanılacaktır. Etik Kurul izni alındıktan sonra gönüllü katılımcılardan veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel veri analizinde SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada ölçek puanları hesaplanmış ve puanların normal dağılım gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Puanların normal dağılım göstermesi nedeniyle çalışmada parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Ölçek puanının demografik özelliklere göre farklılık gösterme durumunun analiz edilmesi için t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Güvenli bağlanan bireylerin, yüksek ayrılma-bireyleşme düzeyine sahip olduğu, ayrılma-bireyleşme düzeyi azaldıkça kaygı düzeylerinin arttığı ve aile işlevsellik düzeyinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, ilgili kuram bilgisi ve diğer araştırmaların bulguları/sonuçları ile tartışılarak konuya ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerine etkisi
Bu araştırma nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla ön test- son test gruplu prospektif ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, bir Şehir Hastanesi'nde Girişimsel Radyoloji Polikliniği'nde Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 144 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği kullanılarak elde edildi. Randomizasyon yöntemi ile grubu belirlenen hastaya, işlem öncesi Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği uygulandı. İşlem sonrasında hemşire (araştırmacı) tarafından kontrol grubundaki hastalara klinikte uygulanan sözlü eğitim verilirken, deney grubundaki hastalara yapılandırılmış yazılı eğitim (kitapçık doğrultusunda) verildi. Eğitim kitapçığı literatürdeki bilgiler kılavuzluğunda hazırlanarak 11 tane uzman görüşü DISCERN ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde lisanslı SPSS 29.0 programı kullanıldı. Araştırmadaki veriler Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA, Manova testi ile Repeated Manova Testi ile analiz edildi. Verilerin analizi sonucu hastaların %58,3'ünün erkek ve yaş ortalamalarının 58,35±14,72 yıl olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubundaki hastaların cinsiyet, eğitim durumu, meslek, medeni durum, sigara ve alkol kullanımı dağılımı karşılaştırıldığında grupların homojen dağılım gösterdiği (p>0,05); kontrol grubundaki hastaların süreklilik anksiyete düzeyi ön test puanının 43,90±8,35 (orta düzey) ve deney grubundaki hastaların ise ön test puanının 42,24±9,15 (orta düzey) olduğu; deney ve kontrol grubu ön test süreklilik anksiyete düzeyi karşılaştırıldığında anlamlı farklılık olmadığı (p>0,05) belirlendi. Kontrol grubundaki hastaların durumluk anksiyete düzeyi ön test puanının 43,37±9,65 (orta düzey) son test puanının 40,73±10,58 (orta düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların ise, durumluk anksiyete düzeyi ön test puanı 42,75±11,25 (yüksek düzey) iken son test puanı 33,32±9,95 (düşük düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç olarak "Nonvasküler girişimsel radyoloji uygulanan yapılandırılmış eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyi, klinikte uygulanan sözlü eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyine göre daha düşüktür" hipotezi kabul edildi.
Primipar sezaryenlı kadınlara uygulanan aromaterapinin akut ağrı, kaygı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma, aromaterapinin sezaryen ameliyatı olan, primipar kadınlarda akut ağrı, konfor düzeyi ve kaygı üzerine etkisini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Mart 2022- Mart 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde kadın doğum kliniklerinde dahil edilme kriterlerine uygun olan, araştırmaya katılmaya gönüllü olarak belirlenen 120 kadın oluşturmuştur. Katılımcıların randomizasyonu basit rastgele sayılar tablosu aracılığıyla sağlanmıştır. Tüm katılımcılar sezaryenden önce basit rastgele sayılar tablosuna göre gruplara atanmış ve Tanıtıcı Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği formları uygulanmıştır. Post operatif 8. Saatten başlayarak masaj grubuna esansiyel yağ karışı ile 0. gün 1 defa 10 dk, 1. ve 2. günlerde iki defa 10'ar dakika masaj uygulaması yapılmış ve VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. İnhaler grubuna 0., 1. ve 2. gün yağ karışımı inhaler aromaterapi çubukları ile dört defa 5'er dk uygulanmış VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. Kontrol grubu klinik bakıma bırakılmıştır. Tüm katılımcılara 2. gün Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, DSKÖ uygulanmıştır. Masaj, inhaler ve kontrol grubu ilk değerlendirmede Durumluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Son değerlendirmede ise masaj ve inhaler gruplarında Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ve ağrı puanı anlamlı olarak daha düşük ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; masaj ve inhalar grubunda yer alan kadınların ağrı ve kaygılarının azaldığı ve doğum sonu konfor düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Aromaterapi uygulamasının masaj grubunda, inhaler grubuna göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanını azaltmakta, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanını artırmakta daha etkili olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda ise her iki gruba göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanı daha yüksek, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise daha düşük olduğu görülmüştür.
Geç ergenlerde sınav kaygısı, akran baskısı ve otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın öncelikli amacı; 18-24 yaş arası geç ergenlerin sınav kaygısı, akran baskısı ve otomatik düşünce düzeyleri arasındaki ilişkiyi, sürekli kaygı ve depresyon düzeyleri ile birlikte incelemektir. Çalışmanın bir diğer amacı ise; bu değişkenlerin düzeylerinde, cinsiyet ve yaşa göre değişiklik olup olmadığını araştırmaktır. Son olarak; değişkenlerin, sınav kaygısını yordama gücüne de bakılacaktır. Yöntem: Araştırma; ilişkisel tarama modelinde, betimsel bir araştırmadır.18-24 yaş arası 470 üniversite öğrencisinin katılımı ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak; Westside Sınav Kaygısı Envanteri, Arkadaş Baskısını Belirleme Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri, Beck Depresyon Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler, SPSS kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular: Örneklemin 359'u (%76,4) kadın, 111'i (%23,6) erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Sınav kaygısı, sürekli kaygı, depresyon ve otomatik düşünce düzeyleri kadınlarda, erkeklere oranla anlamlı düzeyde yüksektir. Arkadaş baskısı düzeyi ise erkeklerde kadınlara kıyasla daha yüksek bulgulanmıştır. Geç ergenlerin depresyon düzeyi ile yaşı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Geç ergenlerin sınav kaygısı, akran baskısı, sürekli kaygı, depresyon ve otomatik düşünce düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki vardır. Sürekli kaygı, arkadaş baskısı ve depresyon; sınav kaygısını anlamlı derecede yordamaktadır. Otomatik düşüncelerin ise sınav kaygısını yordayıcı etkisi anlamlı düzeyde değildir. Kadınlarda sürekli kaygı ve depresyon; sınav kaygısını anlamlı derecede yordamaktadır. Arkadaş baskısı ve otomatik düşünce düzeylerinin ise kadınların sınav kaygısını yordayıcı etkisi anlamlı düzeyde değildir. Erkeklerde sürekli kaygı, sınav kaygısını anlamlı derecede yordamaktadır. Arkadaş baskısı, otomatik düşünce ve depresyon düzeylerinin ise erkeklerin sınav kaygısını yordayıcı etkisi anlamlı düzeyde değildir. Sonuç: Geç ergenlerin akran baskısı, depresyon, sürekli kaygı, otomatik düşünceler ve sınav kaygısı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki vardır. Ek olarak; sınav kaygısı düzeyini yordayan değişkenler ise sırasıyla; sürekli kaygı, arkadaş bakısı ve depresyondur. Ancak otomatik düşüncelerin, sınav kaygısını yordayıcı etkisi anlamlı düzeyde değildir. Bu aşamada, sınav kaygısının yordayıcıları olan sürekli kaygı, akran baskısı ve depresyona yönelik olarak BDT temelli "iletişim becerileri, atılganlık eğitimi, benlik saygısı, gevşeme egzersizleri" gibi konularda grup çalışmaları yapılması önerilebilir. Bununla birlikte ailelerle; aile içi iletişimi geliştirmeyi hedefleyen grup çalışmaları yapılması faydalı olacaktır.
Yetişkinlerde görülen kaygı düzeyleri ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı bilişsel bir risk faktörü olan erken dönem uyumsuz şemalar ile durumluk ve sürekli kaygı arasında bulunan ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda erken dönem uyumsuz şemalar ile durumluk ve sürekli kaygı düzeylerine yönelik demografik özellikler incelenmiştir. Bu doğrultuda basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile yaşları 22-60 arası değişen 77 erkek 152 kadın olmak üzere 229 araştırma örneklemine Young Şema Ölçeği-Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3) ve Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI I-II) ve demografik bilgi formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 26 paket programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre "Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma, Ayrılma ve Reddedilme, Zedelenmiş Sınırlar, Diğeri Yönelimlilik, Aşırı Tetikte Olma ve Bastırılmışlık" şema alanları ile durumluk ve sürekli kaygı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Öte yandan en belirgin ilişkinin sürekli kaygı ile Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma şema alanı arasında olduğu görülmüştür. Yapılan regresyon analizi sonucunda Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma şema alanının yetişkin bireylerin durumluk kaygı düzeyini, Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma şema alanı ile Aşırı Tetikte Olma ve Bastırılmışlık şema alanının yetişkin bireylerin sürekli kaygısı düzeyini pozitif yönde yordadığı bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular literatür ışığında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Durumluk Kaygı, Erken Dönem Uyumsuz Şema, Sürekli Kaygı.
Covid-19 pandemi sürecinde kadınlarda durumluk ve sürekli kaygı ile cinsel fonksiyonlar arasındaki ilişki
Bu araştırma Covid-19 Pandemi sürecinde kadınlarda durumluk ve sürekli kaygı ile cinsel fonksiyonlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ayrıca katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine (yaş, medeni durum, vb.) göre pandemi sürecinde; durumluk, sürekli kaygı ve cinsel fonksiyon düzeylerinde farklılık olup olmadığı da incelenmiştir. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, cinsel fonksiyon indeksi, durumluk ve sürekli kaygı ölçeğinden oluşan veri toplama aracı; 2021 yılında İstanbul'da araştırmaya katılmayı gönüllü kabul eden 20-55 yaş arasında 426 kadına uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda sürekli kaygı ile lubrikasyon ve orgazm arasında zayıf ilişkiler saptanırken, diğer cinsel fonksiyonlar ile kaygı arasında ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Araştırmada ayrıca katılımcıların; beden kitle indeksine, cinsel ilişki sıklığına, gelir düzeyine, yaşa, öğrenim durumuna, alkol kullanımına, kronik hastalık varlığına, kullanılan ilaç varlığına, medeni duruma, sigara kullanma durumuna çalışma durumuna adet döngüsüne, adet süresine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir Durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin ise; adet döngüsüne, cinsel ilişki sıklığına, gelir düzeyine, yaşa, öğrenim durumuna, adetin düzenli olma durumuna, medeni duruma göre farklılık gösterdiği, çalışma durumuna, sigara kullanma durumuna, kullanılan i̇laç varlığına, kronik hastalık varlığına, adet süresine, alkol kullanma durumuna göre ise farklılık göstermediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cinsel fonksiyon, durumluk kaygı, sürekli kaygı
Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne ve babalarının anne baba tutumları ile süreklilik ve durumluluk kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı özel öğrenme güçlüğü olan çocukların Anne-baba tutumları ile süreklilik ve durumluluk kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca bu ebeveynlerin tutumları ve kaygı düzeyleriyle sosyodemografik veriler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma ilişkisel tarama modelinde tasarlanacak ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların ebeveynlerinin belirtilen değişkenler açısından incelenmesi çerçevesinde hazırlanacaktır. Bu modele uygun olacak şekilde veri toplama araçlarıyla özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların ebeveynlerinden Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla veriler toplanacaktır. Araştırma ebeveynlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri bağımsız değişken; anne baba tutumları da bağımlı değişken olarak ele alınacaktır. Bu araştırmada toplanacak olan veriler 2021 yılında İstanbul İli Başakşehir ilçesinde özel okullara devam eden ve özel öğrenme güçlüğü olan ilk ve anaokulu öğrencilerinin ebeveynlerinden toplanacaktır. Araştırmacı tarafından hazırlanan bilgilendirilmiş onam formu ve ölçek seti bireylere sunulacak ve bireyler kendileri yanıt vereceklerdir. Elde edilen veriler SPSS analizine tabi tutulacak ve ebeveynlerde bu değişkenler arasındaki ilişkinin ortaya konması sağlanacak ve elde edilen sonuçlar daha önceki literatür ışığında tartışılacak ve değerlendirilecektir
Farklı kaygı düzeylerinin postüral stabilite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; farklı kaygı düzeylerine sahip olan bireylerin postüral stabilite etkilenimlerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş üstü baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (YAB-7) ile anksiyete düzeyi hafif olan (5-9 puan aralığı) 20 birey çalışma grubu I'e, orta olan (10-14 puan aralığı) olan 20 birey çalışma grubu II'ye, 5 puanın altında olan 20 birey ise kontrol grubuna tek kör yöntemi ile dahil edildi. Denge değerlendirmesinde, Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi, Stabilite Sınırları Testi, Düz Yürüme Testi, Tandem Yürüyüş Testi yapıldı. Ayrıca subjektif denge değerlendirmesi için Denge/Baş Dönmesi Engel Ölçeği (DEÖ), kaygı değerlendirmesi için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Çalışmada gruplar arasında Stabilite sınırları testi parametrelerden sol lateral ve sol anterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği'ne göre düzenlenen gruplarda ise anterior reaksiyon zamanı, sağ posterior ulaşılan son nokta ve posterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistilsel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Post-Hoc testlerde kaygı düzeyinin artışının hafif kaygı düzeyinden orta kaygı düzeyine geçildiğinde sol anterior ve sol laterale doğru olan hareketlerde hareket hızını azalttığını, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeğine göre düzenlenen kontrol grubu ile yüksek kaygı grubu arasındaki değerlere bakıldığında anterior yönünde reaksiyon zamanının azaldığını ve sağ posterior yönünde ulaşılan son nokta parametresinde azalma olduğu gözlendi. Sonuçlar dengenin Stabilite Sınırları Testinde hareket hızı, reaksiyon zamanı ve ulaşılan son nokta parametrelerinin farklı kaygı düzeyine bağlı olarak etkilenebileceğini desteklemektedir. Denge ve anksiyete çok faktörlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri bireylerin farklı anksiyete durumlarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, anksiyete ve denge etkileniminin belirlenmesinde planlanacak çalışmalarda kaygı düzeyinin belirlenmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği değerlerinin kullanılmasının Yaygın Anksiyete Ölçeği değerlerine göre daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır.
Doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi
Doğum sonu dönem anne ve babaların fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin yaşandığı önemli bir geçiş dönemidir. Doğum sonu dönemdeki anne ve babaların değişikliklerden kaynaklı yeni yaşam koşullarına ve rollerine uyum sağlamaya çalışmaları güvenlik hissini ve durumluk kaygıyı etkilemektedir. Bu çalışma, doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Konya il merkezinde bulunan bir hastanede doğum yapmış, doğum sonu dönemdeki 88 anne ve 88 babadan oluşmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anneler için anket formu, babalar için anket formu, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği, Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U, Kruskall Wallis H, Pearson Korelasyon analizi, Sperman's rho korelasyon analizi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Doğum sonu anne ve babaların %43,2'sinin eğitim durumu ilköğretim mezunudur. Annelerin %35,2'nin ilk gebeliği ve %64,8'inin gebeliği planlı bir gebeliktir. Annelerin Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Babaların Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Anne ve babaların güvenlik hisleri arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenmiştir (p< .001). Anne ve babaların durumluk kaygıları arasında da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenirken (p.<001), güvenlik hisleri ve durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmuştur (p< .001). Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,779, p < ,001). Babaların doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerinin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,466, p < ,005). Annelerin güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerindeki varyansın %52,4'ünü açıkladığı ve babaların güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerinin %24,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç olarak, doğum sonu dönem anne ve babaların güvenlik hissi düzeyleri ile durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum sonu dönemde hemşirelerin bakım sürecinde ve eğitimlerinde uyguladıkları güvenlik hissi ve durumluk kaygı taramalarının arttırılması ve taramalar sonucunda durumun değerlendirilmesi ve bakımın aile merkezli planlanması önerilebilir.
Besin alerjili çocuğu olan ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı ve kaygı düzeylerinin diyete uyumla ilişkisi
Besin alerjisi görülme sıklığı dünya çapında artış göstermektedir. Besin alerjili çocuğu olan ebeveynler çeşitli problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu çalışma besin alerjili çocuğu olan ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı, kaygı düzeyleri ve diyete uyumla ilişkisini ortaya konması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 15.02.2021-31.08.2021 tarihleri arasında, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Polikliniği'nde 390 ebeveyn ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri, "Anket Formu", "Durumluk Kaygı Ölçeği ve "Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" kullanılarak araştırmacı tarafından hasta ebeveynlerine, poliklinik ortamında yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama Ki-kare testi ve Fisher's Exact testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallies testi, Dunn testi, Pearson korelasyon katsayısı, Spearman's rho korelasyon katsayısı ile incelendi. Ölçek puanları üzerine bağımsız değişkenlerin etkisinin incelenmesinde lineer regresyon analizi kullanıldı. Çalışmada Tip 1 hata değeri p<0.05 olanlar anlamlı kabul edildi. Katılımcıların ebeveyn yaş ortalaması 29.60 ± 4.9 olarak elde edildi. Ebeveynlerin %93.6'sı kadın, %51.3'ü üniversite mezunu, %62.3'ünün çocuk sayısı 1 idi. Ebeveynlerin durumluluk kaygı ölçeği toplam puan ortalaması 47.28 ± 10.32; sağlık okuryazarlık toplam puan ortalaması 114.26 ± 9.34 bulundu. Kaygı puanına etki eden diyet uyum sorularının etkisi anlamlı bulundu (F=4.124, p<0.001). Çocuğuna alerji tanısı konulduktan sonra kısıtlanmış diyet uygulayanların kaygı düzeyi daha düşük, kısıtlanmış diyet için bilgi alanların kaygı düzeyi daha yüksek saptandı. Eğitim düzeyi yüksek olan ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı düzeyi daha yüksek saptandı. Besin alerjili çocuğu olan ebeveynlerin diyete dair alerji poliklinik hemşiresinden düşük düzeyde bilgi alındığı saptandı. Sonuç olarak; besin alerjili çocuklar ve ebeveynlere, besin alerjenlerini tanımlamanın ve besin alerjenlerini diyetten çıkarmanın öğretilmesi; alerjik besinlerden kaçınmada diyet eğitimi, besin etiketleri okuma konusunda eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, besin alerjisi, diyete uyum, sağlık okuryazarlığı, kaygı, ebeveyn
Çocukluk ve yetişkinlik döneminde ayrılık anksiyetesinin yetişkinlik döneminde görülen anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi
ÖZET Giriş ve Amaç: Anksiyete içeriden veya dışarıdan gelebilecek bir tehlike beklentisinin neden olduğu kaygı ve endişe durumudur. Fizyolojik olan ve stresle baş etmeye yarayan anksiyete, şiddetli ve uzun yaşanması veya kişinin yaşamını olumsuz etkilemesi durumunda anksiyete bozukluğu olarak değerlendirilir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, kişinin temel bağlanma figüründen ayrılmaya veya ayrılma riskine karşı aşırı ve yaygın bir korkuyla karakterize bir durumdur. Geçmişte çocukluk çağına özgü bir bozukluk olarak kabul edilirken DSM-5 ile tüm yaşlarda görülebilen bir bozukluk olarak tanımlanmıştır. Literatürde çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin; yetişkin dönemde görülebilecek anksiyete (örn; yetişkin ayrılık anksiyetesi, panik bozukluğu gibi) ve anksiyete dışı (major depresif bozukluk, bipolar bozukluk gibi) psikiyatrik bozukluklar için risk faktörü olabileceği yönünde çalışmalar mevcuttur. Biz de çalışmamızda çocukluk çağında sık gördüğümüz ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem anksiyete bozukluklarıyla ilişkisi olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-35 yaş arası herhangi bir ruhsal hastalığı olmayan 311 katılımcı alındı. Tarafımızca hazırlanmış sosyodemografik verilerden oluşan bir anket formunu, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanterini, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketini, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM-1) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI FORM-2) anketlerini uygun biçimde yanıtlayan 311 katılımcıyla çalışma tamamlanarak istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre çocukluk ayrılık anksiyetesi belirtilerini karşılayan 166 kişinin 123'ünde (%74,09) ayrılık anksiyetesi belirtilerinin yetişkinlikte de devam ettiği görüldü. Katılımcıların 43'ünde (%13,03) sadece çocukluk dönemi, 42'sinde (%12,7) sadece yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi puanı yüksek saptandı. Çocukluk dönemi ayrılma anksiyetesi puanı yüksek bireylerin süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F= 46,21, p<0,001 Adjusted R2= 0,13). Yetişkin ayrılık anksiyete puanları yüksek olan bireylerin hem durumsal hem de süreğen anksiyete puanlarını istatistiksel olarak yüksek bulundu (F=46,50, p<0,001, Adjusted R2= 0,23). Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin yetişkin dönem ayrılık anksiyetesiyle yüksek oranda ilişkili olduğunu aynı zamanda yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesinin çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinden bağımsız olarak da ortaya çıkabileceğini saptadık. Çalışmamızda elde ettiğimiz bir diğer önemli sonuç; çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin süreğen anksiyete ile ilişkili olmasıdır. Bu durum çocukluk çağı ayrılık anksiyetesinin kronik anksiyete için önemli bir risk faktörü olabileceğini gösterir. Sınıflama sistemlerine yeni girmiş olan yetişkinlik dönemi ayrılık anksiyetesi durumsal ve süreğen anksiyeteyle ilişkili olması sebebiyle bu kategorinin anksiyeteye yatkınlığın bir görünümü olabileceğini düşündürmektedir. Bu konuda yapılan çalışmaların ülkemizde az olması ve farklı sonuçlar elde edilmiş olması nedeniyle daha büyük örneklemlerle yapılacak ileriye dönük izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ayrılık anksiyetesi, süreğen anksiyete, durumsal anksiyete