Genotoxicity

86 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Bazı aromatik aminlerin toksikolojik ve ekotoksikolojik özelliklerinin QSAR yöntemi ile incelenmesi

Bu tez çalışmasında Aromatik aminlerin insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, tekstil boyalarında yaygın olarak kullanılan hammaddeler 2,6-dikloro-4-nitroanilin, 2.6-dibromo -4-nitro anilin, N-Siyanoethylaasetoksietillanilin, 6-Metoksibenzotiazol-2-ylamin, 2-bromo-4,6-dinitroanilin, 4'-Aminoasetanilid, p-Asetanisidide, 3'-amino-, 3-Piridinkarbonitrile,1,2-dihidro-6-hidroksi-1,4-dimetil-2-okso, 2-siyano-4-nitroanilin, N,N-Dihidroksietil-3-amino-4-anisidin, N-Benzil,N-Metilanilin, N-Siyano Etil N-Benzil Aniline, 1,3,3-Trimetil-2-Metileneindolin ve bu hammaddelerden üretilen boyarmaddelerin (Disperse Brown 27-1, Disperse Brown 19, Disperse Orange 30, Red BS P/C, Dispers Blue 291, Dispers Yellow 27, Disperse Blue 823, Disperse Yellow 241, Disperse Blue 79, Basic Red 46, Orange 73-1, Basic Yellow 28) toksikolojik ve ekotoksikolojik özellikleri QSAR yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmalar sonucunda, hammaddelerin ve ürünlerin genellikle orta tahriş edici oldukları bulunmuştur. İlgili hammaddeler genellikle göz tahriş edici özelliği gösterirken, ürünlerin tahriş edici özellik göstermediği görülmüştür. 25 aromatik aminin cilt hassaslaştırıcı özelliğinin var olduğu söylenebilir. 2,6-dibromo-4-nitro anilin, 6-metoksibenzotiazol-2-ylamin, 2-bromo-4,6-dinotroanilin hammaddeleri ve Dispers Brown 27-1, Dispers Brown 19 ve Dispers Blue 291 azo boyalarının mutajen etki gösterdiği görülmüştür. Bu tez çalışmasında aromatik aminlerin ekotoksikolojik özelliklerinin incelenmesi adına, hammadde olarak ele alınan 13 aromatik aminden 2-bromo-4,6-dinitroanilin aromatik amininin Daphnia'da en toksik olduğu görülmüştür. Dispers Blue 291 boyasının 0,0675 mg/L LC50 değeriyle, tüm yapılar aromatik aminler arasında balıklarda en yüksek toksisiteyi gösterdiği bulunmuştur. Biyolojik parçalanma açısından aromatik aminler incelendiğinde doğada parçalanma özelliği göstermediği bulunmuştur. Azo boyaların biyolojik parçalanma özelliği görülmemişken biyobirikimlerinin var olduğu görülmüştür.

EkotoksikolojiGenotoksisite
Yasemin Keşkek Karabulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Otomotiv sanayisi çalışanlarında olası genotoksik hasarın değerlendirilmesi

Otomotiv üretim sektöründe dünya çapında ve ülkemizde oldukça fazla insan istihdam edilemektedir. Otomotiv üretimi, kaynak dumanı, boya, tiner, ağaç tozu ve talaşa maruz kalmanın farklı düzeylerde olduğu birçok adımdan oluşur. Otomotiv boya endüstrisi, özellikle benzen türevi uçucu organik bileşikler, alifatik izosiyanatlar ve ağır metaller gibi işçi sağlığı ve çevre üzerinde olumsuz etkisi olabilecek tehlikeli kimyasallar kullanır. Bu maruziyetlerden kaynaklı meslek hastalıkları gelişebilmektedir. Otomotiv boya işçilerin genotoksisite, oksidatif stres, ve immun parametrelerini değerlendiren çok sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada Ankara ilinde otomotiv boyama alanında çalışan işçilerde çoklu kimyasal madde maruziyetinin DNA hasarı üzerine etkileri, oksidatif stresle ve bazı immün yanıtlarla olan ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. DNA hasarı lenfositlerde tek hücre jel elektroforez tekniği ile değerlendirilmiştir. Oksidatif stres göstergelerinden; süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GRx) enzimleri ile glutatyon (GSH) ve malondialdehit (MDA) ve düzeyleri, 8-okso-7,8-dihidro-2'-deoksiguanozin (8-OHdG) düzeyleri ve ayrıca mesleki maruziyetin önemli inflamatuar yanıtlarından TNF-alfa, Clara hücre protein (CC16), interlökin-1 beta, IL-17, IL-23 ve IL-27 düzeyleri spektrofotometrik olarak ölçülmüştür. DNA hasarı işçilerde (n= 110) kontrol grubuna (n=60) göre anlamlı derecede yükselmiştir. Kontrol grubuna kıyasla işçilerde GPx, GR ve GSH düzeyleri anlamlı olarak düşük, MDA ve 8-OHdG düzeyleri ise anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, otomotiv endüstrisi boya çalışanları için immünotoksik ve genotoksik risk olasılığını göstermektedir. Sonuçların daha kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

Genotoksisite
Sultan Pınar Çetintepe
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yetişen bazı acanthus L. türlerinden ilaç adayı bileşiklerin izolasyonu

Dünyada 30 türü bulunan Acanthus L. (Acanthaceae) cinsi Türkiye florasında 3'ü endemik, 8 takson ile temsil edilmektedir. Acanthus L. türleri Türkiye'de yara iyi edici, balgam söktürücü olarak ve ishale karşı kullanılırken, farklı ülkelerde göğüs ağrılarında, gastrointestinal sistem problemlerinde, üriner sistem hastalıklarında, hepatitte, lenfomalarda ve romatizma ağrılarını dindirmede kullanılmaktadır. Çalışmamızda A. dioscoridis L. var. dioscoridis L. ve A. spinosus L. türlerinin toprak üstü kısımlarından elde edilen sulu ekstreler üzerinde fitokimyasal çalışmalar ile türlerin etki ve kullanımlarından yola çıkılarak, bazı biyolojik etki çalışmaları yapılmıştır. Fitokimyasal çalışmalar sonucunda iki bitkiden toplam 14 bileşik izole edilmiş ve yapıları ileri spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. Bunların 4 tanesi feniletanoit glikoziti (akteozit [AD-12=AS-2], β-hidroksi akteozit [AS-1], lökoseptozit A [AD-6], martinozit [AD-1]), 4'ü benzoksazinoit (benzoksazol-2(3H)-on [AD-4], 2,4-dihidroksi-1,4-benzoksazin-3 (2H)-on [AD-7=AS-5], 2-O-β-glukopiranoz-4-hidroksi-1,4-benzoksazin-3(2H)-on [AD-14=AS-7], akantaminozit [AD-16]), 2'si ester flavanon glukoziti (naringenin 7-(3"-asetil-6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-2]), naringenin 7-(6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-3]) ve 1 tanesi lignan glukoziti (pinorezinol-4-O-β-glukopiranozit [AD-8]) yapısındadır. Ekstre, fraksiyon ve elde edilen saf bileşiklerden ikisinin ([AD-4] ve [AD-6]) biyolojik etkileri; DPPH, NO ve SO radikali süpürücü etkinliklerinin, kanser hücreleri (HEp-2 ve HeLa) ile sağlıklı hücrelere (FHs 74, RAW 264.7 ve L929) karşı sitotoksik, FHs 74 hücrelerine karşı genotoksik etkilerinin araştırılması ile izlenmiştir. Ayrıca, LPS ile uyarılmış RAW 264.7 hücrelerinde NO ve PGE2 sitokin düzeyleri üzerinden antienflamatuvar etkileri ile L929 hücreleri üzerinde yara iyi edici etkileri tayin edilmiştir. Sonuç olarak, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus sulu ekstreleri DPPH radikaline karşı % 90 inhibisyon göstermiş, genotoksik ve sitotoksik etki gözlenmemiştir. Ekstreler 800 μg/ml konsantrasyonda sırasıyla % 38.2 ve % 47.9 oranlarında orta derecede NO inhibisyonu yapmıştır. Denenen tüm örnekler PGE2 üretimini yüksek oranda inhibe etmiştir. Pozitif kontrol LPS (+)'de 1837 pg/ml olan PGE2 üretimi, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus ekstrelerinin 10 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 466 ve 728 pg/ml, A. dioscoridis var. dioscoridis'in % 35 metanolle alınan poliamit kolon fraksiyonunun (Fr. C) 5 μg/ml konsantrasyonunda 165 pg/ml, [AD-4] ve [AD-6] bileşiklerinin 20 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 304 ve 347 pg/ml olarak bulunmuştur. Her iki ekstre de L929 hücrelerindeki hücre hasarını 48 saat içinde onarmıştır. Tez çalışmamız, ülkemizde yetişen iki Acanthus türü üzerinde yürütülen ayrıntılı fitokimyasal ve biyolojik etki araştırmalarıyla Acanthus türlerinin geleneksel kullanımını destekleyici çalışmaların literatüre kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler:Acanthus türleri, fitokimya, izolasyon, yapı tayini, antioksidan etki, sitotoksik etki, genotoksik etki, antienflamatuvar etki, yara iyi edici etki.

AcanthaceaeAcanthusAntiinflamatuar ajanlar+7
Seçil Sarıkaya Aydın
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2-klorofenol'ün Allium cepa L. kök meristem hücreleri üzerine sitogenetik ve genotoksik etkileri

Organik kirleticilerden biri olan 2-Klorofenol (2-KF) yüksek klorlu bileşiklerin sentezinde, bazı boyalarda, koruyucularda, herbisitlerde, fungusitlerde ve plastiklerin sentezinde ara ürün olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, 2-KF'nin sitotoksik ve genotoksik etkileri Allium cepa kök meristematik hücrelerinde kök büyümesi, mitotik indeks (MI), kromozomal anormallik (KA)'ler ve DNA hasarı üzerindeki etkileri Allium anafaz-telofaz ve Komet testleri kullanılarak araştırılmıştır. 2-KF'nin EC50 değeri Allium kök büyümesini engelleme testi ile yaklaşık olarak 25 ppm belirlenmiştir. 2-KF'nin üç konsantrasyonu (12,5, 25 ve 50 ppm), saf su (negatif kontrol) ve metil metan sülfonat (MMS, 10 ppm, pozitif kontrol) soğan kök hücrelerine farklı zamanlarda (24, 48, 72 ve 96 saat) uygulanmıştır. 2-KF'nin tüm konsantrasyonları mitotik indekste (MI) hafif bir şekilde azalmaya neden olmuştur. 2-KF toplam KA'ları (bozulmuş anafaz telofaz, kalgın kromozom, yapışkanlık ve anafaz köprüsü) ve DNA hasarını kontrol grubuna göre istatistiksel olarak arttırmıştır. Bu sonuçlar 2-KF'nin A. cepa kök meristematik hücreleri üzerinde genotoksik etki oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Allium cepaGenotoksisiteToksisite
Derya Küçük
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

The cytogenetic and genotoxic effects of 2-chloropiridine on Allium cepa L. stem mery cells

2-Kloropiridin (2-KP) kozmetiklerin, böcek ilaçlarının ve diğer farmasötik ürünlerin önemli bir öncüsüdür ve aynı zamanda endüstriyel atık sulardaki tarımsal kimyasal ürünlerin ve nehir kirleticilerin metabolitlerinin ürünleri olarak, iz kimyasal olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, 2-KP'nin sitotoksik ve genotoksik etkileri Allium cepa kök meristematik hücrelerinde 2-KP'nin kök büyümesi, mitotik indeks (Mİ), kromozomal anormallik (KA)'ler ve DNA hasarı üzerindeki etkileri Allium anafaz-telofaz ve Komet testleri kullanılarak araştırılmıştır. 2-KP'nin EC50 değeri Allium kök büyümesini engelleme testi ile yaklaşık olarak 50 ppm belirlenmiştir. A. cepa köklerine ½xEC50 (25 ppm), EC50 (50 ppm) ve 2xEC50 (100 ppm) 2-KP, Metilametansülfonat (MMS-10 ppm, pozitif kontrol) ve saf su (negatif kontrol) konsantrasyonları A. cepa soğan kök hücrelerine farklı zamanlarda (24,48,72 ve 96 saat) uygulanmıştır. 2-KP, kök büyümesini ve Mİ'yi azaltarak sitotoksik etki göstermişken, KA'ları (bozulmuş anafaz-telofaz, kalgın kromozom, yapışkanlık, anafaz köprüleri ve poliploidi) ve DNA hasarını önemli seviyelerde arttırarak genotoksik etki göstermiştir. Sıvı kromatografi-tandem kütle spektrometresi (LC-MS/MS) ile Allium köklerine geçen 2-KP miktarı hem süreye hem de doza bağlı olarak artmıştır.

Allium cepaGenotoksisiteToksisite
Güller Pirdal
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Penoksulam' ın Alliuma cepa L. kök meristem hücreleri üzerine sitogenetik ve genotoksik etkileri

Penoksulam, pirinç tarlalarında, geniş yapraklı yabani otların kontrolü için, ekim veya doğrudan kuru ya da tohumlama yöntemleriyle yetiştirilen bitkilerin kontrolünde kullanılan yeni nesil bir herbisittir. Penoksulam, hücre bölünmesinin durdurulmasını ve bitkilerde sonraki büyüme işlemlerinin kontrol edilmesinde rol oynayan Asetolaktat Sentaz (ALS) enzimini inhibe eder. Bu çalışmada, Allium ana-telofaz ve Komet testi Penoksulam herbisitinin Allium cepa köklerinde sitogenetik ve genotoksik etkilerini araştırmak için kullanılmıştır. Allium cepa yumruları Penoksulam'ın ½xEC50, EC50 ve 2xEC50 konsantrasyonlarına, saf sua(negatifakontrol) ve Metilmetansülfonat (MMS, 10appm, pozitifakontrol) 24, 48, 72 ve 96 saat boyunca maruz bırakılmıştır. Penoksulam kontrol grubuna göre kök büyümesinin azalmasına neden olmuş ve Mitotik İndeks (Mİ) değerini azaltarak sitotoksik etki, kromozom anormalliklerini (KA'lar, anafaz köprüsü, kalgın kromozom, bozulmuş ana-telofaz, poliploidi ve yapışıklılık) ve DNA hasarını istatistiksel olarak artırarak genotoksikaetki göstermiştir. Sıvıakromatografi-tandem kütle spektrometresia(LC-MS/MS) A. cepa kök meristem hücrelerindeki Penoksulam'ın miktar tayinini belirlemek için kullanılmıştır. Bu sonuçları doğrulamak için Penoksulam'ın bitkilerdeki sito-genotoksisitesinde ortaya çıkan daha ileri moleküler toksikolojik değerlendirmelere ihtiyaç vardır. AnahtaraKelimeler: Penoksulam, Allium testi, Komet testi, Kromozomal Bozukluklar

Allium cepaGenotoksisiteSitotoksisite
Seçil Özkan
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İşle ilişkili astım ve silikozis tanılı hastalarda oksidatif stres parametrelerinin ve genotoksik etkilerin değerlendirilmesi

Astım, dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla insanı etkileyen küresel bir sağlık sorunudur. Erişkin başlangıçlı astımların yaklaşık %10-33'ü işle ilişkili astımdır. Silikozis ise çalışma hayatında silika maruz kalımı sonucu ortaya çıkan akciğerde nodüllerin oluşumu, pulmoner fibrozis ve fonksiyonel kayıplara neden olabilen bir mesleki akciğer hastalığıdır. Silikozis, özellikle gelişmekte olan ülkelerde halen en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu çalışmada, iki meslek hastalığında ortaya çıkabilecek oksidatif stres, inflamasyon ve genotoksisite parametrelerindeki olası değişiklikleri belirlemek, bu hastalıkların erken tanısı ve hastalıkların önlenmesi süreçlerine katkı sunmak amaçlanmıştır. Ankara Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi'ne başvuran gönüllü 24 işle ilişkili astım (İİA), 23 silikozis tanılı hasta ile 27 maruz kalım öyküsü olup hastalığı olmayan ve 38 sağlıklı gönüllüden kan ve bukkal epitel sürüntü örnekleri alınmıştır. Serumda oksidatif stres biyogöstergeleri olan süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) düzeyleri, inflamasyon biyogöstergeleri olan interlökinlerden (IL) IL-17, IL-23 ve IL-27 düzeyleri ölçülmüştür. Bukkal epitel sürüntü numunelerinde mikroçekirdek (MÇ) sıklığı, serumda 8-OHdG düzeyleri hesaplanarak olası genotoksik hasar değerlendirilmiştir. Serum SOD, KAT, GPx, MDA, 8-OHdG, IL-17, IL-23 ve IL-27 düzeylerinin maruziyet, İİA, silikozis gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu bulunmuştur. Hasta grubunun bukkal epitel hücrelerindeki MÇ sıklığı kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçların hem hasta grubunda hem de maruz kalımı olan grupta, yüksek olması erken dönem biyogöstergeleri olabileceğini ve erken dönemde önlemlerin alınması için yol gösterici olacağını göstermektedir.

AstımGenotoksisiteOksidatif stres+3
Özlem Kar Kurt
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Makrolid grubu antibiyotiklerden azitromisin ve klaritromisin etken maddelerinin sitotoksisite ve genotoksisitelerinin araştırılması

Bu çalışmada, enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan makrolid grubu antibiyotiklerden azitromisin ve klaritromisin etken maddelerinin HEPG2 hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkileri MTT testi, apoptotik etkileri ise flow sitometri yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu maddelerin insan periferal lenfosit hücreleri üzerindeki genotoksik potansiyelleri kromozom anormallikleri (KA) ve mikronükleus (MN) testleri aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, test edilen maddelerin hücre bölünmesi üzerindeki sitotoksik etkilerini ortaya koymak amacıyla mitotik indeks (MI) ve nükleus bölünme indeksi (NBI) değerleri hesaplanmıştır. MTT testi ile, azitromisin ve klaritromisinin 0.312, 0.625, 1.25, 2.5, 5, 10, 20 ve 40 µg/mL'lik konsantrasyonlarının 24, 48 ve 72 saatlik maruziyet sürelerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre IC₅₀ değerleri ve 1.25, 2.5 ve 5 µg/mL'lik konsantrasyonların 48 saatlik maruziyeti, flow sitometri testi ile analiz edilmiştir. Ayrıca, insan periferal lenfosit hücre kültürleri de azitromisin ve klaritromisinin 1.25, 2.5 ve 5 µg/mL'lik konsantrasyonlarına 48 saat süreyle maruz bırakılmıştır. Çalışmada negatif ve pozitif kontrol grupları oluşturularak karşılaştırmalı değerlendirme yapılmıştır. HEPG2 hücrelerine uygulanan azitromisin etken maddesinin, konsantrasyon artışına paralel olarak hücre canlılık oranını düşürdüğü; buna karşılık apoptoz oranını belirgin şekilde artırdığı gözlemlenmiştir. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, elde edilen farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p < 0.05). Benzer şekilde, klaritromisin etken maddesi uygulanan HEPG2 hücrelerinde de artan dozlara bağlı olarak canlı hücre oranlarında azalma, total apoptoz oranlarında ise artış gözlemLenmiştir. Tüm doz gruplarında nekrotik hücre oranlarının düşük seviyelerde kaldığı (%0.49–3.32) tespit edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, tüm doz grupları ile negatif kontrol grubu arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p < 0.05). Mikronükleus (MN) testi sonuçlarına göre, azitromisin ve klaritromisin uygulamaları % mikronükleuslu binükleat hücre (%MNBN) oranında doza bağlı anlamlı artışlara yol açmıştır. En yüksek doz olan 5 µg/mL'de her iki antibiyotik için %MNBN oranlarının pozitif kontrol grubu ile benzer düzeyde olduğu saptanmıştır. Nükleer bölünme indeksi (NBI) analizleri, antibiyotik uygulanan gruplarda negatif ve çözücü kontrollere kıyasla anlamlı düzeyde düşüş göstermiştir. Bu düşüş doz arttıkça daha belirgin hale gelmiştir. Azitromisin ve klaritromisin uygulama gruplarında mitotik indeks (MI) değerleri de doza bağlı olarak azalmış, mitotik indeks değerleri negatif, pozitif ve çözücü kontrol gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p < 0.05). Elde edilen bulgular, hem azitromisin hem de klaritromisinin insan periferik lenfositlerinde doza bağımlı genotoksik ve sitostatik etkiler oluşturabileceğini göstermektedir.

GenotoksisiteSitotoksisite
Asena Kurt
Ordu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Akrilamid ve 5-hidroksimetilfurfural'in olası genotoksik etkilerinin tek hücre jel elektroforez yöntemi ile in vitro değerlendirilmesi

Akrilamid (2-propenamid) karbonhidrat içeriği yüksek gıdalarda ısıl işlem uygulanması ile açığa çıkan monomer yapısında bir bileşiktir. 5-hidroksimetilfurfural (5-HMF) ise asidik koşullarla beraber yüksek sıcaklığın etkisiyle şeker ve amino asit arasındaki reaksiyonlar sonucunda oluşan bir bileşiktir. Akrilamid ve 5-HMF kızartma, fırınlanma, kavurma, ızgara gibi yüksek sıcaklık ve düşük nem koşularındaki pişirme işlemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu gibi yöntemler ile işlenen patates, kahve çekirdeği, fırın mamullerinde akrilamid ve 5-HMF oranı yüksektir. Akrilamidin, asparajin adlı aminoasit ile karbonhidratların yüksek sıcaklıkta tepkimeye girmesi ile (Malliard reaksiyonu) oluştuğu bilinmektedir. Akrilamid ile yapılan çalışmalarda bu bileşiğin hayvanlarda karsinojenik olduğu, üreme ve sinir sistemi toksisitesine yol açtığı gösterilmiş; akrilamid Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından insanlar için olası kanserojen olarak sınıflandırılmıştır (Grup 2A). 5-HMF, Maillard reaksiyonunda ara basamaklarda, heksoz yapısındaki karbonhidratların asit-katalize dehidrasyonu ile ortaya çıkan bir bileşik olup genotoksik etkileri bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar akrilamid ve 5-HMF maruziyetinin en önemli yollarından birisinin kahve tüketimi olduğunu göstermiştir. Yüksek maruziyete rağmen kahve tüketimi ile çeşitli kanser türleri arasında bir nedensellik kurulamamıştır. Kahvede doğal olarak bulunan bileşiklerden kafeik asit polifenolik yapıdaki hidroksisinamik asitlerden birisi olup antibakteriyel, antiviral, anti-inflamatuvar, antioksidan ve antikanser etkileri tespit edilmiştir. Projemizde akrilamid ve 5-HMF'nin in-vitro hücre hatlarındaki olası genotoksik etkisinin DNA hasarlarını tespit etmek için kullanılan tek hücre jel elektroforez (Comet) yöntemi ile araştırılması ve kafeik asitin olası genotoksik etkileri onarıp onarmadığının saptanması amaçlanmaktadır. Bu sayede kahvedeki zararlı bileşiklerden akrilamid ve 5-HMF'nin genotoksik etkisinin, kahvede bulunan ve koruyucu olan kafeik asit varlığında, farklı hücre hatlarında nasıl değiştiği tespit edilecektir.

AkrilamitlerElektroforez-agar jelGenotoksisite+2
Can Babacanoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Mermer işçilerinde genotoksik etki mekanizmalarının ve oksidatif stres ile ilişkili değişikliklerin değerlendirilmesi

Mermer işleme tesislerinde çalışan işçiler kesme, cilalama ve şekil verme gibi süreçlerde yüksek düzeyde oluşan solunabilir mermer tozuna (<10 μm) maruz kalmaktadır. Mermer tozu esas olarak kalsiyum karbonattan oluşmakta ve farklı oranlarda kristal silika içermektedir. Mermer tozunun sağlık üzerine olumsuz etkilerinden hem partiküle tozun hem de kristal yapılı silikanın sorumlu olabileceği düşünülmektedir. Mesleki olarak mermer tozuna maruz kalan işçilerin genotoksisite ve oksidatif stres parametrelerini değerlendiren sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada İşçehisar (Afyonkarahisar) bölgesindeki mermer işleme tesislerinde çalışan işçilerde; mermer tozunun oksidatif stres, genotoksisite ve immünotoksisite mekanizmalarını nasıl etkilediğini açıklığa kavuşturmak amaçlanmıştır. Oksidatif stres ve immün sistem parametreleri, ticari kitler kullanılarak spektrofotometrik olarak belirlenmiştir. Genotoksisite ise sırasıyla lenfositlerde ve yanak epitel hücrelerinde tek hücre jel elektroforez (comet) ve mikroçekirdek yöntemleri ile değerlendirilmiştir. İşçilerde (n= 48) süperoksit dismutaz, katalaz, glutatyon redüktaz, glutatyon peroksidaz enzim aktiviteleri ve glutatyon ve clara hücre sekretuvar protein düzeyleri kontrol grubuna (n= 41) kıyasla istatistiksel anlamlı düşük bulunurken, malondialdehit, 8-okso-7,8-dihidro-2′-deoksiguanozin, tümör nekroz faktör-alfa ve interlökin-1beta düzeyleri ise istatistiksel anlamlı yüksek bulunmuştur. İşçilerde DNA hasarı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olup DNA hasarındaki artış ile maruz kalma süresi arasında güçlü bir korelasyon bulunmuştur. Ayrıca işçilerin yanak epitelindeki mikroçekirdek sıklığı kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, mermer endüstrisinde çalışan işçiler için immünotoksik ve genotoksik risk olasılığı olduğunu göstermektedir.

GenotoksisiteMermerMermer işletmeleri+5
Merve Becit
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nandrolonun genotoksisitesinin tek hücre jel elektroforez tekniği ile in vitro incelenmesi

Nandrolon, kas gücünü ve performansını arttırmak üzere genellikle gençler ve sporcular tarafından sıklıkla süistimal edilen anabolik androjenik steroidler arasında yer alır. Birçok ülkede kontrole tabidir ve bu nedenle tıbbi olmayan kullanımı genellikle yasa dışıdır. Sağlığı olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Önemli yan etki risklerine rağmen, yaygın olarak kötüye kullanılmaktadır. Yüksek doz ve uzun süreli kullanımı söz konusudur. Literatür taramasının sonucu olarak, nandrolon dekanoatın genotoksisitesi konusunda birkaç çalışmanın yapıldığı ve bu çalışmaların da yetersiz olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, nandrolon dekanoatın geniş aralıktaki dozlarda V79 Çin hamster fibroblast hücrelerinde hücre canlılığı ve sitotoksik olmayan dozlarda insan lenfositlerinde DNA hasarı üzerine etkilerini değerlendirmektir. Sitotoksisite, MTT yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Nandrolon dekanoatın insan lenfositlerinde genotoksisitesi ve ayrıca H2O2 ile oluşturulan oksidatif DNA hasarına karşı etkisi alkali tek hücre jel elektroforez yöntemi (Comet yöntemi) ile belirlenmiştir. V79 hücrelerinde 250 µM üzeri konsantrasyonlarda nandrolon dekanoatın hücre canlılığını doz-bağımlı bir şekilde anlamlı olarak azaltmıştır. IC50 dozu 739 μM olarak belirlenmiştir. Nandrolon dekanoat, tek başına çalışılan tüm konsantrasyonlarında (0,5-100 μM) lenfositlerde DNA hasarına yol açmamıştır. 10-100 μM arasındaki konsantrasyonlarda doz-bağımlı olarak oksidatif DNA hasarını önemli ölçüde azalttığı; ancak düşük konsantrasyonlarında (0,5 ve 1 μM) değiştirmediği görülmüştür. Çalışmanın sonuçları, nandrolon dekanoatın, genotoksik olmayan dozlarda oksidatif stres ile indüklenen DNA hasarını azaltabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, nandrolonun çalışmamızda gözlenen oksidatif strese karşı olası antigenotoksisitesi toksisite mekanizmasının ortaya çıkarılmasında mevcut bilimsel çalışmalara katkıda bulunabilir, bununla birlikte daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.

DNADNA hasarıElektroforez+5
Emre Korkmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

L-glutamic acid-g-p(HEMA) polimerik nanopartiküllerinin sentezi, karakterizasyonu, in vitro ve in vivo toksisite potensiyeli

Nanomateryaller fiziksel ve kimyasal olarak modifiye edilebilen malzemeler olup, tıp, biyomedikal, endüstri gibi birçok alanda yaygın olarak kullanımlarıyla, son yıllarda büyük ölçüde araştırmalara konu olmuştur. Sürfaktansız emülsiyon polimerizasyon yöntemiyle elde edilen p(HEMA) ile L-glutamik asit graftlama tekniği ile sentezlenmiştir. Polimerik nanopartiküllün karakterizasyon analizleri, boyut ve morfolojik özelliklerini incelemek amacıyla SEM (Scanning Electron Microscopy) görüntülemesi, polar sıvılar içerisindeki davranışlarını belirlemek amacıyla ZETA boyut- potansiyel analizi, yüzey topografyasını görüntülemek amacıyla AFM (Atomik Kuvvet Mikroskobu) analizi ve yapıdaki bileşenlerin yüzey kimyası ile etkileşimlerini belirlemek amacıyla FTIR Absorbsiyon Spektroskopisi gerçekleştirilmiştir. Karakterizasyon analiz sonuçlarına göre 194.6 nm boyutunda olan L-glutamik asit-g-p(HEMA), -18 Mv yüzey yüküne sahiptir. Elde edilen polimerik nanopartikülün in vitro ve in vivo deneysel yöntemlerle toksisitesi belirlenmiştir. L-glutamik asit-g-p(HEMA)'nın, 16HBE (Human bronchial epithelial cell line) ve THP-1 (human monocytic cell line) hücre hatları üzerinde üzerinde WST-1 ve LDH testleri ile sitotoksik etki göstermediği, mutajenik potansiyelin belirlenmesi amacıyla Salmonella typhimurium suşları üzerinde gerçekleştirilen Salmonella/AMES testi sonucunda mutajenik olmadığı saptanmıştır. Genotoksik potansiyelini belirlemek amacıyla 16HBE ve THP-1 hücre hatları ile yapılan COMET testi, ve in vivo kemik iliği ile mikronukleus testi sonucunda genotoksik etki göstermediği belirlenmiştir. 16HBE hücre hattında hücre migrasyon testi gerçekleştirilmiş kapanma yüzdesi %21 olarak belirlenmiştir. HET-CAM testi ile uygulanan konsantrasyonlarda irritasyon potansiyeli ve MIC yöntemi ile antimikrobiyal etkinliği ortaya konulmuştur. In vivo tek doz akut toksisite testi ile LD50 değeri ≥ 2000 mg/kg olarak belirlenmiş, 28 gün tekrarlı doz toksisite (subakut) çalışması sonucunda hayvan ve organ ağırlık verileriyle birlikte biyokimyasal veriler sağlanmış, histopatolojik incelemeler gerçekleştirilmiş ve herhangi bir toksik bulguya rastlanmamıştır. Polimerik nanopartikülün vücut içerisinde biyodağılımı in vivo görüntüleme sistemi olan IVIS spektrum ile ortaya konmuştur. Sonuç olarak sentezlediğimiz ve karakterize ettiğimiz polimerik nanopartikül olan L-glutamik asit-g-p(HEMA)'nın biyouyumlu olduğu ve ilaç taşıma sistemi olarak kullanılabilme potansiyeli bulunduğu ortaya konmuştur.

BiyodağılımGenotoksisiteSitotoksisite
Nafiye Buket Bakan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Methylparabenin deniz kestanesi (Arbacia lixula) üzerindeki toksik etkileri

Methylparaben, kozmetik, ilaç ve gıda endüstrileri başta olmak üzere, boya ve kağıt üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Günlük hayatın her alanında tüketilen ürünlerin içinde koruyucu kimyasal olarak bulunan methylparaben, kullanım ve atılım sonrası tüm diğer kimyasallar gibi sucul ekosistemlere giriş yapmaktadır. İlk kez 1996 yılında sucul ekosistemlerdeki varlıkları üzerine çalışılmış olan methylparabenin, akarsu, göl, deniz, atık su arıtma giriş suları ve işlem görerek arıtılmış bazı atık su arıtma tesislerinden alınan örneklerde ng/l-µg/l aralığında varlıklarına rastlanmıştır. Suda çok iyi çözünebilen bir kimyasal olmasına rağmen methylparaben, sürekli kullanım ve atılımına bağlı olarak sucul ekosistemlerde her zaman bulunur durumdadır. Endokrin bozucu kimyasallar olarak sınıflandırılan parabenlerden methylparaben, en yaygın ve yoğun olarak bulunan parabentürü olmuştur. Bu tez çalışmasında, organizmaların çevresel streslere en hassas olduğu erken yaşam evrelerindeki etkinin belirlenebilmesi için A. lixula türü deniz kestanesi ile yapılan biyodenemeler ile methylparabenin çeşitli konsantrasyonlarında genotoksik, embryotoksik ve spermiyotoksik etkileri, fertilizasyon başarısı ile döl kalitesi olarak ortaya koyulmuştur. A. lixula türü deniz kestanesinin yumurtaları çok koyu renkli olduğu için genotoksik çalışmalarda kullanılan yöntem geliştirilerek dekolorizasyon işlemi yapılmış ve mitotik bozukluklar belirlenebilmiştir. Denemeler sonucunda, methylparabenin 8 ppm ve üzeri konsantrasyonlarında A. lixula embryolarının larval aşamaya geçemediği ve konsantrasyona bağlı olarak mitotik bozukluklarda artış olduğu saptanmıştır.

Arbacia lixulaDeniz kestanesiEkotoksikoloji+1
Serkan Tez
Ege University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Genotoksik stres indüklü otofaji ilişkili sekretom'un doğal öldürücü hücre aracılı antitümör immün yanıt üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Bu tezin amacı, kemoterapi ajanı etoposid ile indüklenen genotoksik stres aracılı otofajiye bağlı oluşan otofajik sekretomun karakterize edilmesi ve bu sekretom içeriğinin MCF-7 meme kanseri hücrelerine yönelik NK aracılı immün cevabı etkileyip etkilemediğinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada MCF-7, kontrol-NK92 ve DNAM1-NK92 hücre dizileri kullanılmıştır. Etoposid aracılı otofaji indüksiyonu, LC3I/II ve p62 western blot ve immünfluoresan analizleriyle ölçülmüştür. Hücrelerde apoptoz oranı Annexin V/7AAD analizi ile ölçülmüştür. Otofajik sekretom karakterizasyonu LC/MS-MS ve sitokin array analizleri ile yapılmıştır. Sitokinlerin validasyonu da ELISA analizi ile yapılmıştır. Kontrol-NK92 ve DNAM1-NK92 hücrelerinin MCF-7 hücrelerini hedefleme kapasitesi degranülasyon analizi ile belirlenmiştir. Bulgular: 24 saat süre ile 150 μM Etoposid ile MCF-7 hücrelerinde otofajinin indüklendiği LC3I/II ve p62 gibi otofaji belirteçleri ile gösterilmiştir ve kemoterapi indüklü otofajinin apoptoza neden olmadığı tespit edilmiştir. LC/MS-MS sonuçları ile kemoterapi indüklü otofaji sırasında metabolik enzimlerin, tümör antijenlerinin, şaperonlar ve metastazla ilişkili proteinlerin salgılandığı tespit edilmiştir. Ayrıca, sitokin array analizi ile de sekretom içerisinde 41 farklı sitokin/kemokin ve büyüme faktörü tespit edilmiştir ve CCL5, TGFβ ve IL10 gibi bazı sitokin, kemokin ve büyüme faktörü için ELISA analizleri ile validasyon yapılmıştır. Son olarak, kontrol NK-92 ve DNAM1-NK92 hücrelerinin otofajik sekretomlarla muamele edilmesinin ardından, MCF-7 hücrelerini hedefleme kapasitesinde gruplar arasında farklılıklar olduğu görülmüştür. Sonuç: Tez kapsamında ilk kez kemoterapi ile indülenen otofajik sekretomun içeriği tümüye karakterize edilmiştir. İn vitro şartlarda, kemoterapiye bağlı otofaji indüksiyonunun NK hücre efektör fonksiyonlarını uyarıp uyarmadığını ve antikanser aktivitesine katkıda bulunan ilaç kaynaklı stres türlerini nasıl algıladığını ve bunlara nasıl tepki verdiğini belirlemede önemli veriler elde edilmiştir.

Doğal öldürücü hücrelerEtoposideGenotoksisite+4
Ayfer Karlıtepe
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lıght sigara izmarit suyunun fitotoksik, sitotoksik ve genotoksik etkisinin farklı test yöntemleri ile araştırılması

Amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Merkez Kampüsü'nde bulunan küllüklerden ve kampüs çevresinden rastgele toplanan içilmiş light sigara izmaritleri ve içilmemiş light sigara filtrelerinden elde edilen sulu çözeltilerin fitotoksik, sitotoksik ve genotoksik etkisinin farklı test sistemleri ile belirlenmesi ve genellikle görmezden gelinen izmarit atıklarının gerek çevre kirliliği gerekse canlılar üzerindeki etkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramalarında ülkemizde bu konuda yapılan bir çalışma örneğine rastlanmamıştır. Bu tez çalışması, bu konuda yapılan ilk tez olma özelliğini taşımaktadır. Materyal ve Yöntem: Farklı konsantrasyonlarda (% 6.25, % 12.5, % 25, % 50 ve % 100) hazırlanmış içilmiş light sigara izmarit ve içilmemiş light sigara filtresi sularının olası fitotoksik etkinin belirlenmesinde Vigna radiata L.(maş fasulyesi) çimlenme testi ile Allium cepa L. büyüme testi kullanılmıştır. Bu testler ile nispi büyüme indeksi (RGI), büyüme indeksi (GI), çimlenme yüzdesi ve biyokütle de hesaplanmıştır. Sitotoksik ve genotoksik etkinin belirlenmesinde Allium Test kullanılmış olup, yüzde mitotik indeks (MI) ve kromozomal hasar (KH) mikroskobik incelemeler sonucunda hesaplanmıştır. Sitotoksik etkinin belirlenmesinde ise, Artemia salina Canlılık Testi kullanılmış ve Probit analizi ile LC50 değerleri bulunmuştur. Bulgular: İçilmiş light sigara izmarit suyu ve içilmemiş light sigara filtre suyu V. radiata'da tohum çimlenmesini taki eden ikinci ve beşinci günde çimlenme başarısını arttırmış, bu artışın içilmiş light sigara izmarit suyu grubunda daha yüksek olduğunu belirlenmiştir. İçilmiş light sigara izmarit suyu ile muamele edilen V.radiata tohumlarında konsantrasyon artışına bağlı olarak, hem kök uzunluğu hem de sürgün uzunluğunda önemli bir azalma olduğu, %6.25'lik konsantrasyon hariç, diğer bütün konsantrasyonlarda kök büyümesinin inhibe edildiği tespit edilmiştir. Yapılan yaş ve kuru ağırlık ile biyokütle hesaplamalarına göre, biyokütlenin her iki grupta da konsantrasyon artışına bağlı olarak azaldığı belirlenmiştir. Allium cepa fitotoksisite test sonuçları da, içilmiş light sigara izmarit suyunun konsantrasyon artışına bağlı olarak kök sayısını azalttığı, en yüksek azalmanın ise, en yüksek muamale (% 100) grubunda olduğu tespit edilmiştir. İçilmiş light sigara izmarit suyu grubunda ölçülen ortalama kök uzunluğunun, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında konsantrasyon artışına bağlı olarak azaldığı, % 25, % 50, % 100'lük konsantrasyonda kök büyümesinde önemli derecede gerilemelerin olduğu ve büyümenin engellendiği tespit edilmiştir. İçilmemiş light sigara filtre suyu grubunda ise, kök büyümesindeki azalma % 50 ve % 100'lük muameleden sonra olmuş, ancak bu azalmanın içilmiş sigara izmariti grubu ile karşılaştırıldığında daha az olduğu belirenmiştir. İçilmiş light sigara izmarit suyu ile muamele edilen A. cepa kök ucu meristem hücrelerinde, içilmiş light sigara izmarit suyu konsantrasyonu arttıkça % mitotik indeks (%MI) değerinde bir azalma olduğu ve artan konsantrasyon ile pozitif korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. İçilmemiş light sigara filtre suyu ile muamele sonucunda da konsantrasyonu artışı ile, % mitotik indeks (% MI) değerinde birazalmanın olduğu ancak bu azalmanın içilmiş light sigara izmarit suyu muamelesi sonucunda gözlenen azalmaya göre daha az olduğu belirlenmiştir. İçilmiş light sigara izmarit suyu ile muamele sonucunda A. cepa kök ucu bölünen meristem hücrelerinde kromzomal hasar sıklığında artış olduğu tespit edilmiştir. En çok gözlenen kromozomal hasar; fragmentler, kromatid köprüsü, yanlış kutuplaşma ve kromozom yapışması olurken, mikronukleus en az rastlanılan hasar olarak olmuştur. Artemia salina canlılık testi sonucunda yapılan Probit analizi, içilmiş light sigara izmarit suyu %100'lik konsantrasyonu ile 24 saat muamele edilen A. salina larvaları üzerindeki etkisinin zararlı, 48 saatlik muamelenin ise toksik etki gösterdiğini; içilmemiş light sigara filtre suyu muamelesinin ise benzer süre sonunda, 10-1000 ppm aralığında toksik olmadığını ortaya koymuştur. Sonuç: Tez çalışması sonucunda elde edilen veriler, içilmiş light sigara izmarit suyunun V. radiata, A. cepa ve A. salina larvaları üzerinde, içilmemiş light sigara filtre suyuna göre daha toksik olduğunu, konsantrasyon artışı ile fitotoksik, sitotoksik ve genotoksik etkinin de arttığını göstermiştir. Anahtar kelimeler: Allium cepa, Artemia salina, Genotoksisite, Light sigara izmariti, Sitotoksisite, Vigna radiata

Allium cepaArtemia salinaGenotoksisite+2
Emine Sadıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Takrolimus'un genotoksik etkilerinin araştırılması

Takrolimus (FK-506), immünsüpressif tedavinin temel ilacı olmakla birlikte nefrotoksisite, nörotoksisite ve deri kanseri ile lenfoma gibi malign tümör oluşumunu içeren ciddi yan etkilere sahiptir. Bu çalışmada, Takrolimus'un olası genotoksik etkileri, insan lenfosit kromozomlarında, kromozom aberasyonları (KA), kardeş kromatid değişimleri (KKD), mikronükleus (MN) ve hücre büyüme kinetiği parametreleri kullanılarak araştırıldı. Lenfositler Takrolimus'un dört farklı konsantrasyonuna (5, 25, 50,100 ng/ml) ve iki farklı uygulama süresine (24 ve 48 saat) maruz bırakıldı. Takrolimus 24 ve 48 saatte tüm konsantrasyonlarda KA'larını indükledi. Benzer şekilde uygulama gruplarında toplam MN frekansında kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. Ayrıca, KKD 24 saatlik uygulamada en yüksek konsantrasyonda (100 ng/ml) ve 48 saatlik uygulamada 25 ve 100 ng/ml'lik konsantrasyonda indüklendi. Takrolimus, 24 ve 48 saatte 5 ng/ml hariç tüm konsantrasyonlarda mitotik indeksi (MI) azalttı. Replikasyon indeksi (RI) 48 saatte tüm konsantrasyonlarda, 24 saatte ise 50 ve 100 ng/ml'lık konsantrasyonlarda azaldı. Sonuç olarak, Takrolimus güçlü mutajeniteye sahip olup malignansiye yol açabilecek genetik hasarlara neden olabilmektedir.Anahtar Kelimeler: Takrolimus, kardeş kromatid değişimi, kromozom aberasyonları, mikronükleus, hücre büyüme kinetikleri, genotoksisite

Genotoksisite
Elçin Latife Kurtoğlu
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
10
Master'sOpen AccessTR

Kükürt dioksit'in genotoksik etkilerinin araştırılması

Kayısı başta olmak üzere işlenmiş gıdaların pek çoğunda koruyucu madde olarak kullanılan kükürt dioksit (SO2), toksisitesi bilinen genel bir hava kirleticisidir. Malatya ve yöresinde kayısı tarımı ve işletmesi ile uğraşan insanlar SO2 gazına maruz kalmaktadır. SO2 maruziyetinin solunum yolları hastalıklarına, kansere hatta yüksek dozda ölüme neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, SO2'nin olası genotoksik etkileri, insan lenfosit kromozomlarında, kromozom aberasyonları (KA), kardeş kromatid değişimleri (KKD) ve mikronükleus (MN) testleri kullanılarak araştırıldı. SO2 0.05, 0.50 ve 1.00 ppm olmak üzere üç farklı dozda uygulandı. SO2 uygulanan tüm konsatrasyonlarda KA oluşumunu tetikledi. Aynı şekilde uygulanan maksimum ve orta dozlarda KKD ve MN frekanslarında anlamlı bir artış gözlendi. SO2 tüm uygulama gruplarında hücre büyüme ve proliferasyon kinetiklerinden mitotoik indeksi (MI) ve replikasyon indeksini (RI) azalttı. Sonuç olarak SO2 in vitro şartlarda uygulanan dozlarda mutajenik etki göstererek malignansiye yol açabilecek hasarlara neden oldu.

Besin koruyucu maddelerGenotoksisiteKardeş kromatid değişimi+4
Nihal Üren
İnönü University · Institute of Health Sciences
2011
30
Master'sOpen AccessTR

Bazı ferula uçucu yağlarının kimyasal bileşimi, biyolojik aktivite, ın vıtro sitotoksisite ve genotoksisite yönünden incelenmesi

Günümüzde doğal kaynaklı ürünlere ilginin artmasıyla bilimsel alanda bu yöndeki çalışmalar da hız kazanmıştır. Uçucu yağlar, eski çağlardan günümüze kadar kullanılagelen aromatik sıvılardır. Koku, tat maddesi olarak kullanımlarının dışında farklı biyolojik aktiviteleri nedeniyle sağlık alanında da kullanımları bulunmaktadır. Ferula L. cinsi Apiaceae familyasının en önemli cinslerinden biridir. Türkiye'de 17, Asya'da 177, dünyada ise 180-185 türü bulunmaktadır. Bu çalışmada Ferula hermonis Boiss., F. brevipedicellata Peşmen ex M. Sağıroğlu & H. Duman ve F. rigidula DC. uçucu yağlarının analizleri eş zamanlı olarak GK ve GK/KS ile gerçekleştirilmiştir. F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının ana bileşikleri α-pinen (%68.9 ve %73.0, sırasıyla), β-pinen (%5.3 ve %4.0, sırasıyla) ve naftalen (%4.3 ve %8.5, sırasıyla); F. hermonis uçucu yağının ana bileşikleri ise α-pinen (%64.1), naftalen (%8.3) ve trans-verbenol (%4.8) olarak belirlenmiştir. Uçucu yağların mikrodilüsyon yöntemi ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiş, mikroorganizmalara göre değişen orta ya da zayıf derecede aktivite tespit edilmiştir. DPPH● radikali ile yapılan serbest radikal süpürücü etki tayini sonucunda uçucu yağların 0.5 mg/mL ve daha düşük konsantrasyonlarda antioksidan aktivite göstermediği saptanmıştır. Uçucu yağların sağlıklı bir hücre hattı olan NIH3T3'e (ATCC® CRL-1658™, fare embriyonik fibroblast hücreleri) karşı sitotoksisiteleri belirlenmiştir. Aktivite deneyleri ve sitotoksisite testi sonucunda umut vadedebileceği düşünülen F. rigidula uçucu yağına uygulanan Ames MPFTM 98/100 testi sonucunda, uçucu yağın test edilen dozlarda mutajenik olmadığı belirlenmiştir. Bu çalışma F. hermonis, F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının antioksidan aktivite ve sitotoksisite; F. brevipedicellata ve F. rigidula uçucu yağlarının kimyasal bileşimlerinin belirlenmesi ve antimikrobiyal aktivite; F. rigidula uçucu yağının genotoksisite değerlendirilmesi açısından ilk olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ferula sp., uçucu yağ, antimikrobiyal, antioksidan, NIH3T3, Ames MPFTM 98/100

Antienfektif ajanlarAntioksidanlarApiaceae+6
Merve Baysal
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Cytotoxicity and genotoxicity studies of silver ions and various silver nanoparticles on multiple cell types in vitro on the basis of wound healing

Silver has been used for centuries for its antimicrobial and wound healing properties. Although the mechanism of antibacterial effect was almost clarified, the wound healing effect is still not clearly understood. In this study, the effects of silver ions (Ag+) and silver nanoparticles (AgNP) on wound healing were comparatively investigated in vitro. In order to shed a light on the mechanism, the cytotoxic and genotoxic effects of (Ag+) and various AgNPs, which were synthesized with different reducing agents; AgNP-C (citrate-reduced silver nanoparticle), AgNP-M (maltose-reduced silver nanoparticle), AgNP-L (lactose-reduced silver nanoparticle), AgNP-G (glucose-reduced silver nanoparticle), on three cell types; human dermal fibroblasts (HDF), mouse macrophages (RAW 264.7), and mouse fibroblasts (L929) were studied. MTS assay was applied to analyze the cytotoxic effects of Ag+ and AgNPs at different concentrations for variable exposure time. Besides, DNA fragmentation and annexin V-PI staining were carried out to detect DNA damage. This study suggests that the Ag+ other than the AgNPs are toxic on the living cells and therefore the dissolution of the AgNPs could be an important factor since the AgNPs act as a supplier for Ag+. As a conclusion, a relationship between the toxic effect of silver and the wound healing was established using Ag+ and AgNPs. It was observed that, under the same conditions, AgNPs showed similar proliferative effect with Ag+ and less toxic effect than Ag+.

GenotoxicityCytotoxicityWound healing
Fatma Melis Uslu
Yeditepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Vicia faba L., Allium cepa L. ve Nicotiana tabacum L. bitkilerinde cypermethrin ve mancozeb pestisitlerinin genotoksik etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışmada ilimizde tarımsal faaliyetlerde fazla miktarda kullanılan Cypermethrin adlı insektisit ve Mancozeb WP 80 adlı fungusitin Allium cepa L., Vicia faba L., Nicotiana tabacum L. bitkilerinde farklı dozlardaki in vitro genotoksik etkileri araştırılmıştır. Genotoksik etkilerin belirlenmesinde kök ucu mitozu yöntemi ve mikronukleus testi (MN testi) kullanılmıştır.Cypermethrin Vicia faba bitkisinin sulama suyuna 0,4 ml/L- 0,8 ml/L- 1,2 ml /L- 1,6 ml/L olarak 24, 48, 72, 96 saat süre ile, Mancozeb Allium cepa bitkisinin sulama suyuna 2 g/L, 4 g/L, 6 g/L olarak 24, 48, 72 saat süre ile; Nicotiana tabacum bitkisinin sulama suyuna ise 0,9 g/L - 1,8 g/L -2,7 g/L -3,6 g/L olarak 24, 48, 72, 96 saat süre ile uygulanmıştır.Mancozeb ve Cypermethrin uygulanan bitki grupları, kontrol bitkileri ile karşılaştırıldığında konsantrasyon dozuna ve süresine ve bağlı olarak çeşitli kromozomal anormallikler gözlenmiştir. Bu kromozom anormallikleri; anafaz ve telofazda kutup kayması, metafazda tabla kayması, düzensiz kromozom dağılımları, kalgın kromozom, yapışkanlık, c- mitoz, fragment ve az sıklıkta mikronukleus oluşumu olarak saptanmıştır. Pestisit uygulamaları sonucunda doz artışına paralel olarak mitotik indekste de önemli ölçüde azalma meydana gelmiştir. Araştırma bulgularımızda kontrol grubuna göre kromozom anormalliklerinde Cypermethrin uygulanan V. faba bitkilerinde %50, Mancozeb uygulanan A. cepa ve N. tabaccum bitkilerinde yaklaşık %70 değişim saptanmıştır. Araştırma sonuçlarımız Mancozeb'in bitkiler üzerinde genotoksik potansiyelinin daha fazla olduğunu, cypermethrin'in dikkatli kullanılmadığı takdirde ekosisteme zararlı etkileri olabileceğini düşündürmektedir.

Genotoksisite
Hande Tok
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sazan (Cyprinus carpio) balığında krom (VI)'nın histopatolojik ve mikronukleus testi ile genotoksik etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, sazan (Cyprinus carpio) balıkları üzerindeki krom (VI)'nın genotoksik etkileri mikronukleus frekansları ile histopatolojik değişiklikler ise solungaç, karaciğer ve kas dokuları kullanılarak laboratuvar şartları altında incelenmiştir.Balıklar 14 gün boyunca krom (VI)'nın sublethal konsatrasyonlarına maruz bırakılmışlardır. Kan ve doku örnekleri maruziyetten 7 ve 14 gün sonra alınmıştır.Hazırlanan doku örnekleri rutin histopatolojik işlemlerden geçirilerek Hematoksilen-Eosin (H.E.) ve Masson trichrome boyaları ile boyanarak mikroskopta değerlendirilmiştir. Eritrosit çekirdeklerindeki anormalliklerden biri olan mikronukleus (MN) testi periferal kanda bakılmıştır.Doza ve zamana bağlı olarak histopatolojik değişikliklerde; kas lifleri arasında kollajen artışı, bağdokuda mononüklear hücre infiltrasyonu, kas liflerinde atrofi, vakuolizasyon ve destrüksiyon; solungaç taraklarının bazal membranında kalınlaşma, filament epitelyumunda hiperplazi, ödem, filament epiteli ve sekonder lamellerde mukus hücrelerinde hiperplazi, kapillerlerde konjesyon ve perikapiller ödem, anevrizma, nekroz; karaciğer paranşim hücrelerinde dejenerasyon, yağlanma, vakuolizasyon, piknotik çekirdek, nekrotik ve dejeneratif alanlar, Kupffer hücrelerinde artış sinüzoidlerde konjesyon ve dilatasyon gözlemlenmiştir. Mikronukleus frekansınında doza ve süreye bağlı olarak arttığı tespit edilmiştir.Elde edilen sonuçlar, krom (VI)'nın histopatolojik ve genotoksik etkilerini sazan balığında (Cyprinus carpio)'da göstermektedir.

Ağır metallerCyprinus carpioGenotoksisite+5
Müge Çetin
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale Boğazı Umurbey kıyılarında yetişen bazı çift kabuklu yumuşakçaların (bivalvia) solungaçlarındaki ağır metal birikimleri ve genotoksisite üzerine etkileri

Bu çalışmada, ağır metallerin bazı çift kabuklu yumuşakçalarda ki (Mytilus galloprovincialis, Ruditapes decussatus, Pecten maximus ve Ostrea edulis) genotoksik etkileri belirlenerek solungaç dokularında birikimi saptanmıştır.Çift kabuklu yumuşakça örneklerinin hemolenflerinde mikronukleus (MN) testi gerçekleştirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucu en yüksek MN frekansı ve sitogenetik zararın bir göstergesi olan BN frekansı Mytilus galloprovincialis'de saptanmıştır. Ayrıca türler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklığın olduğu gözlenmiştir (P<0,05).Örneklerin solungaç dokularında ki ağır metal analizlerine göre ortalama metal konsantrasyonları; M. galloprovincialis'de Fe>Zn>Pb>Al>Mn>Cu>Cr>Ni, O.edulis'de Fe>Zn>Mn>Al>Cu>Pb>Ni>Cr, R. decussatus'da Fe>Zn>Al>Mn>Pb>Cu>Ni>Cr ve Pecten maximus'da Fe>Al>Zn>Mn>Cu>Pb>Ni>Cr olarak sıralanmaktadır.Elde edilen sonuçlara göre, çift kabuklu yumuşakçalarda mikronukleus testinin iyi bir gösterge olduğu ve kıyı ekosisteminin ağır metal birikimi bakımından sürekli izlenmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır.

Ağır metallerGenotoksisiteMidyeler+1
Gizem Özkurnaz
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale yöresinde kullanılan Külsil fungusitinin insan periferal lenfositleri üzerinde genotoksik ve sitotoksik etkilerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada triazol sınıfı fungusitlerden myclobutanil etken maddesi içeren Külsil pestisitinin insan periferal lenfosit kültürleri üzerindeki genotoksik etkisi, in vitro kromozomal anormallikleri (KA) ve mikronükleus testi (MN) ile saptanmıştır. Bu testlerin yanı sıra sitotoksik etkinin belirlenmesi için mitotik indeks (Mİ) ve nükleer bölünme indeksi (NBİ) yöntemleri de kullanılmıştır. Kültüre edilen lenfositler myclobutanilin 3,125; 6,25; 12,5; 25 ve 50 ppm'lik beş farklı dozuna 24 ve 48 saat boyunca maruz bırakılmıştır. Külsil fungusiti 24 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalarda kontrole göre kromozomal anormallik frekansını doza bağlı olarak anlamlı derecede arttırmıştır. Aynı şekilde Külsil'in 48 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalar kontrolle karşılaştırıldığında mikronükleus frekansını doza bağlı olarak anlamlı derecede arttırmıştır. Külsil fungusitinin 50 ppm'lik dozu ise her iki uygulama süresinde de lenfositler üzerine toksik etki göstermiştir. Külsil fungusitinin nükleer bölünme indeksinde istatistiksel açıdan anlamlı olmayan düşüşe neden olduğu bulunmuştur. Kontrolle karşılaştırıldığında Külsil fungusiti 24 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalarda mitotik indeksi doza bağlı olarak anlamlı derecede düşürmüştür. 24 saatlik 25 ppm ve 48 saatlik 25 ppm'lik dozlarda mitotik indeks sırası ile %43,75 ve %78,47'lik düşüş göstermiştir. Araştırma sonuçlarına göre myclobutanil etken maddeli Külsil fungusitinin uygulanan doza bağlı olarak insan lenfosit kültürleri üzerinde klastojenik ve anöjenik etki gösterebileceği belirlenmiştir.

GenotoksisiteKromozom düzensizlikleriMikroçekirdek testleri+2
Nihan Akıncı
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bronzlaştırıcı ajan dihidroksiasetonun olası sitotoksik ve genotoksik etkilerinin sağlıklı deri fibroblastlarında incelenmesi

Kozmetikler, insanlar tarafından çok uzun yıllardır kullanılmaktadır. Eski dönemlerde farklı bitki bölümleri gibi doğal malzemelerden elde edilen ürünler, teknolojinin de gelişmesi ile birlikte çok çeşitli hale gelmiştir. Bu çeşitlilik beraberinde doğallıktan uzaklaşmayı ve uzun vadede doğabilecek sorunları öngörebilmekte zorlanmayı getirmiştir. Günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız her ürünün, çağımızın en önemli sağlık problemlerinden biri olan kansere neden olabilecek potansiyele sahip olabileceği düşünülmelidir. Bu alanda yapılan çalışmalar ışığında ürünlerin sağlık açısından güvenli hale getirilebilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kozmetik amaçlı kullanılan bronzlaştırıcı ürünlerin içeriğinde bulunan dihidroksiasetonun L929 fare fibroblast hücre hattı üzerindeki in vitro sitotoksik ve genotoksik etkilerinin belirlenmesi amaç edinilmiştir. Bu amaca istinaden, dihidroksiasetonun sitotoksik etkileri XTT testi ile klonojenik test uygulanarak, genotoksik etkileri ise komet testi ve annexin-V testi uygulanarak değerlendirilmiştir. Bu testlere ek olarak dihidroksiasetonun sebep olabileceği hücre içi reaktif oksijen türevlerinin seviyesindeki değişiklik ROS testi kullanılarak ölçülmüştür. Sitotoksisite testleri, dihidroksiasetonun konsantrasyona bağlı olarak L929 hücre hattında canlılık oranlarında azalmaya sebep olduğunu göstermektedir. Komet testinde dihidroksiasetonun dozlarına bağlı olarak kuyruk uzunluğu, kuyruk % DNA ve olive kuyruk momenti parametreleri değerlendirilmiş ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı artışlar saptanmıştır. ROS ölçümünde de uygulanan dihidroksiaseton dozlarına göre hücre içi ROS artışı olduğu görülmüştür. L929 hücre hattında Annexin-V testi sonucunda apoptotik potansiyelin doz artışına bağlı olarak, anlamlı bir şekilde arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dihidroksiaseton (DHA), sitotoksisite, genotoksisite, anti-kanser, L929, Annexin V, Klonojenik testi, Komet testi, ROS testi, XTT testi

Anneksin VAntikanserGenotoksisite+2
Ayşe Mine Saygın Kaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00

Related subjects