Carbondioxide emission
86 theses under this subject heading
Yeşil ekonomi çerçevesinde karbon sınırlandırıcı düzenlemeler ve çevresel ekonomik araçlar
Bu tez çalışması, küresel çevre sorunları ve iklim krizi bağlamında giderek önem kazanan yeşil ekonomi yaklaşımının teorik çerçevesini incelemekte, çevresel ekonomik araçları ve karbon sınırlandırıcı düzenlemeleri analiz etmektedir. Çalışmanın temel amacı, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde kullanılan politika araçlarının etkinliğini incelemek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada bu araçların potansiyel katkılarını ortaya koymaktır. Tez, beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yeşil ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma kavramları tarihsel gelişimleri ve temel ilkeleri çerçevesinde ele alınmış, bu kavramların birbiriyle ilişkisi çeşitli kurumsal yaklaşımlar doğrultusunda incelenmiştir. İkinci bölümde, karbon emisyonlarının ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerine odaklanılarak, emisyon azaltımının önemi ve aciliyeti vurgulanmıştır. Bu bölümde, karbon döngüsü ve karbon emisyonlarının makroekonomik ve mikroekonomik yansımaları kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde, çevresel ekonomik araçlar detaylı bir şekilde ele alınmış, çevresel vergiler, yenilenebilir enerji kaynakları, teşvikler, sübvansiyonlar ve enerji verimliliği politikaları gibi ekonomik enstrümanların tasarımı ve uygulanması incelenmiştir. Dördüncü bölümde, karbon sınırlandırıcı düzenlemeler kapsamında emisyonların sınıflandırılması, karbon vergisi, karbon yakalama ve depolama teknolojileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon hedefleri ve karbon piyasaları ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde ayrıca, net sıfır, iklim nötr ve karbon nötr gibi kavramların farklılıkları ve uygulama alanları da açıklanmıştır. Tezin sonuç bölümünde, çevresel ekonomik araçların ve karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin etkinliği değerlendirilmiş, politika tasarımındaki başarı faktörleri ve küresel iş birliğinin önemi vurgulanmıştır. Araştırma bulguları, çevresel ekonomik araçların başarısının politika tasarımının kalitesine, piyasa koşullarına ve kurumsal kapasiteye bağlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, karbon sınırlandırıcı düzenlemelerin emisyon azaltımında etkili olabilmesi için uluslararası koordinasyon, şeffaf uygulama mekanizmaları ve adil geçiş politikalarının geliştirilmesinin önemi ortaya konulmuştur. Bu çalışma, yeşil ekonomiye geçiş sürecinin yönetilmesinde ekonomik, çevresel ve sosyal boyutların dengeli bir şekilde gözetilmesinin, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada kritik önem taşıdığını göstermektedir. Çalışmanın, politika yapıcılar, akademisyenler ve çevre ekonomisi alanındaki araştırmacılar için önemli bir kaynak olması hedeflenmektedir.
Reconciling energy and carbon emission performance for sustainability
The concepts of energy and environmental efficiency, with creating less or no pollution in production processes, help to redefine efficiency in general and serve to attain a sustainable future. The relevant literature is underprovided in analyzing environmental efficiency and thus performance measures for countries over time. This study models energy and CO2 emission performance in electricity generation from the production efficiency point of view. It uses a non-radial directional distance function and constructs energy, environmental and energy-environmental performance indices for 112 countries over the period of 1988-2011. The models are run in GAMS 23.5 with IEA data 2013. The countries are grouped firstly with respect to their use of combined heat and power (CHP) technology to construct best practice frontier. The second group is G20 countries, which allows investigation of the tradeoffs amongst energy and environmental performances of top 20 countries in the world. The last group is UNFCCC Annex I countries, consisting of Turkey. The study shows that the majority of the countries still have room for improvement for energy and the environment. For the most current year in the dataset, 2011, for all the indices, the following countries are the best performers; Switzerland and Sweden in the group of countries with CHP technology, Brazil for the non-CHP countries, Brazil and United Kingdom among G20 countries, and Belarus and Slovak Republic in Annex I. Consistent with the literature, Turkey has better energy and environmental performance compared to the major polluters as it performs around the medians of sample countries in UNFCCC Annex I. Keywords: Energy efficiency, Environmental efficiency, CO2 emission performance, Electricity Generation, Directional distance function, Data envelopment analysis.
Çevresel Kuznets Eğrisi bağlamında ekonomik büyüme ve enerji tüketiminin CO2 salınımı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde karbon salınımı ile gelir düzeyi arasındaki ilişkiyi ampirik olarak incelemektir. Bu amaçla 1960 ile 2017 yılları arasında veriler kullanılarak karbon salınımı, enerji tüketimi ve kişi başına düşen gelir arasındaki ilişki Çevresel Kuznets Eğrisi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada değişkenlerin durağanlık derecelerinin tespiti için ADF ve PP birim kök testleri kullanılmıştır. Analiz sonuçları, değişkenlerin fark durağan olduklarını fakat aralarında eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bu ilişkinin tespiti için Engle- Granger eşbütünleşme yöntemi kullanılmıştır. Regresyon analizi sonucunda, enerji tüketiminin karbon emisyonunu arttırdığı belirlenmiştir. Ayrıca kişi başına düşen gelir ile karbon emisyonu arasında ters U şeklinde ilişki olduğu sonucuna varılmış ve bu sonuca göre Türkiye ekonomisinde Çevresel Kuznets Eğrisinin geçerli olduğu söylenebilir. Gelir ile karbon emisyonu arasındaki ilişkinin yönünü değiştiren değer 15.994 TL olarak hesaplanmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişki Eşik Değerli regresyon model ile tahmin edilmiş ve analiz sonucunda Çevresel Kuznets eğrisini hipotezinin geçerli olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevresel Kuznets Eğrisi, Ekonomik Büyüme, Enerji Tüketimi
Seçilmiş yeni gelişen ekonomilerde doğrudan yabancı yatırımlar ve yenilenebilir enerji tüketiminin çevresel bozulma üzerindeki etkisi: Bootstrap ARDL sınır testinden ampirik kanıtlar
Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) ev sahibi ülkede yenilenebilir enerjinin yaygın kullanımını artıran, buna bağlı olarak enerji tasarrufu sağlayan yeni teknolojileri, bilgi birikimini veya yeni üretim yöntemlerini teşvik eden bir özelliğe sahiptir. Bu çerçevede DYY'nin, çevresel bozulma üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Diğer taraftan yenilenebilir enerji kaynakları da enerji çeşitliliği, etkinliği ve tasarrufunu desteklemesinin yanı sıra çevresel bozulmayı önleyici fonksiyonları nedeniyle çevresel bozulma odaklı çalışmaların temel ilgi alanını oluşturmaktadır. Ampirik çalışmalar çevresel bozulmanın nedenleri ile ilgili oldukça karışık bulgular sunmaktadır. Bu tez çalışması, seçilmiş yeni gelişen ekonomiler arasında yer alan Türkiye, Çin, Hindistan, Endonezya ve Meksika'da 1990-2019 döneminde DYY, yenilenebilir enerji tüketimi ve çevresel bozulma arasındaki ilişkiyi bir bootstrap ARDL sınır testi yardımıyla test eder. Bu çalışmada Bertelli vd. (2022) tarafından geliştirilen en yeni bootstrap ARDL sınır testi uygulanmaktadır. Ampirik analizde uzun dönem katsayılarının tahmini için DOLS tekniğinden istifade edilir. Sonuçlar; Türkiye, Endonezya ve Meksika'da söz konusu değişkenler arasında bir eşbütünleşmenin olmadığını gösterirken, Çin ve Hindistan'da ise eşbütünleşmenin varlığını kanıtlamaktadır. Uzun dönem tahminleri ise ekonomik büyümenin CO2 emisyonlarını artırdığını, DYY ve yenilenebilir enerji tüketiminin ise azalttığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar politika, önerilerinin geliştirilmesine izin vermektedir.
Yenilenebilir enerji tüketiminin işsizlik ve CO2 emisyonu üzerindeki etkileri: OECD ülkeleri örneği
Geçmişte olduğu gibi bugün de insan yaşantısının en temel gereksinimlerden birisi enerjidir. Özellikle endüstrileşmenin zirve yaptığı ve insan yaşantısının merkezi haline geldiği bu sanayileşme çağında enerji kullanım alanlarının geniş ölçekte çeşitlilik göstermesi enerjiyi sosyo-iktisadi hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir. Bununla birlikte enerji kaynaklarına erişim, devletlerin sosyo-iktisadi gelişimleri açısından oldukça önemli olduğu görülmüştür. Bu bağlamda enerjinin yeterli ve uygun fiyatlı bir şekilde temin edilememesi, endüstriyel üretim ve tüketim faaliyetlerinin azalmasına, istihdamın kaybedilmesine ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olduğu aşikârdır. Ayrıca, kullanılan enerji türlerinden ötürü çevresel sorunların giderek artması ve bu sorunları (sera gazı emisyonları, İklim değişikliği, doğal afetler ve su kaynaklarındaki azalmalar vs.) minimize etmek için ekstra harcamaların yapılması iktisadi kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bunun önünün alınması noktasında uluslararası alanda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bilhassa yenilenemez enerji kaynaklarının kullanım alanlarını azaltacak projeler uygulamaya koyulurken diğer yandan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı endüstrileşme faaliyetleri yürütülmektedir. Ancak her iki durumda da insanlığın enerjiye olan ihtiyacı giderek artmaktadır. Artan enerji ihtiyacı, beraberinde sosyo-iktisadi değişkenlikleri beraberinde getirmektedir. Bu değişkenlikler, pek çok araştırmaya konu olmakla birlikte hala anlamlandırılamayan ve incelenmesi zaruri olan meseleleri beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada OECD Ülkeleri üzerinden yenilenebilir ve yenilenemez enerji tüketiminin makroekonomik etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda yenilenebilir enerji ile işsizlik arasındaki bağıntı incelenmiştir. Yapılan incelemelerde yenilebilir enerjinin işsizlik oranlarını üzerinde azaltıcı etkisi olduğu ampirik olarak kanıtlanmıştır. Bununla birlikte çalışmanın önemli bir amacını teşkil eden yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ne olduğu sorgulanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonunu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır.
Çimento üretim prosesinde döner fırın baca gazı CO2 emisyonunun azaltılması için yöntem geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, çimento döner fırın baca gazlarından, adsorpsiyon yoluyla CO2 tutulmasına çalışılmıştır. Adsorban olarak geliştirilen karışımlarda, zeolitli doğal puzolan (tras), genleştirilmiş perlit, bentonit kili ve endüstriyel kireç hammadde olarak kullanılmışlardır. Ayrıca, zeolit fazların sentezlenmesi ve katalizör etkisinin gözlemlenmesi amacıyla, bir karışıma NaOH katılmıştır. Adsorbanların; alternatif hammadde, mineral katkı ve/veya beton katkı olarak prosese geri beslenebilir olmaları da hedeflenmiştir. Deney kolonlarına; 50, 100, 150 ve 200°C sıcaklıklarda ve 3,7, 2,7 ve 1,7 lt/dk debilerde, % 80 N2 ile seyreltik % 20 konsantrasyondaki adsorbat CO2 gazları beslenmiştir. Verimler ve adsorpsiyon süreleri birlikte dikkate alındığında en iyi performansları gösteren adsorban gruplarında, ortalama % 37-46 arası verimler hesaplanmıştır. Deneysel verileri en iyi tanımlayan izoterm modelleri, Freundlich ve Redlich-Peterson; kinetik açıdan hız sınırlayıcı adımlar da, Elovich modeli ve Bangham gözenek difüzyonu olarak belirlenmiştir. 100°C sıcaklıkta, 3,7 lt/dk debi ile kolona beslenen CO2 gazları ile etkileşime giren hammaddeler de benzer sonuçlar vermişlerdir. Hammaddelerin; yüzey gözeneklilikleri, kristal kafes yapıları ve yüksek katyon değişim kapasiteleri ile çoklu katman adsorpsiyonuna uygun malzemeler oldukları anlaşılmıştır. En iyi performansı gösteren dört karışım içinde, NaOH katılan adsorban, yüksek alkali içeriği nedeniyle hammadde ya da mineral katkı olarak değerlendirilebilir değildir. Buna karşılık, bentonit ve perliti birlikte içeren diğer üç adsorban, hem alternatif hammadde hem de mineral katkı olarak kullanılabilir özelliktedir. Tüm bu açılardan, adsorban numunelerinin, çimento üretim prosesinden kaynaklı CO2'in yakalanmasında alternatif malzemeler olarak değerlendirilebilecekleri sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: CO2 yakalama, adsorban, adsorpsiyon, döner fırın baca gazı, zeolit, bentonit, perlit
Karbon ayak izinin zaman serisi veri madenciliği yöntemleri ile tahmini: Türkiye örneği
Sürdürülebilir bir dünya için, iklim değişikliği ile mücadelede atılacak en büyük adım insani faaliyetlerden kaynaklanan emisyonu azaltmaktır. Bu sebeple dünyaya salınan karbon emisyonunun ölçüsü olarak kabul edilen karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik çalışmalar önem arzetmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışma, Türkiye'nin gelecek dönem sera gazı emisyon oranlarının tahminini içermektedir. Çalışmada Türkiye'nin 1990-2017 yıllarına ait nüfus, gayri safi yurt içi hasıla, enerji üretimi ve enerji tüketimi parametreleri kullanılarak sera gazı emisyon oranlarının zaman serisi veri madenciliği yöntemlerinden Lineer regresyon, Çok katmanlı algılayıcı ve Sıralı en düşük optimizasyon(SMOreg) algoritmaları ile tahmini gerçekleştirilmiştir. Yapılan tahminlerden hata istatistikleri en küçük olan ve gerçek değerlere en yakın değerleri veren SMOreg algoritması kullanılarak 2018-2030 yılları arasındaki sera gazı emisyon oranı tahmini yapılmış ve yapılan analiz sonucunda Türkiye'nin günümüzdeki seyrini devam ettirdiği sürece sera gazı emisyon miktarının kademeli olarak artarak 2030 yılında 728.301 metrik ton CO2 eşdeğerine ulaşacağı bulgusuna erişilmiştir. İklim değişikliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin çoğunda yer alan Türkiye için ulaşılan tahmin değerleri, Paris iklim sözleşmesinde taahhüt edilen oranın altındadır. Bu durum Türkiye için umut verici olarak değerlendirilse de yapılan diğer çalışmalardaki tahminler göz ardı edilmeden, politika yapıcıların bu doğrultuda politika belirlemesi gerektiği düşünülmektedir.
The relationship between income inequality and environmental degradation: A study on the European Union countries
The relationship between income levels and environmental indicators has been studied in the literature by various scholars. However, lesser attention has been paid to the relationship between income inequality and environmental degradation. This thesis aims to identify the relationship between income inequality and environmental degradation using the data between 2005 and 2018 for EU member countries. Panel data analysis has been applied for 28 countries to analyze the relationship. Alternative income inequality indicators such as Gini coefficient, income share of the top 10%, S80/S20 ratio, income share of the bottom 40%, and the Palma ratio have been used for the income inequality as key independent variables along with the other independent variables. The dependent variables of this thesis that have been used mainly for the different base models are greenhouse gas emissions per capita and ecological footprint per capita. This thesis focused on determining whether there is a robust relationship between income inequality and environmental degradation while examining the relationship between. As a result of Driscoll&Kraay's robust error estimator, a negative relationship between income inequality and environmental degradation has been found. Accordingly, for the greenhouse gas emissions and ecological footprint, there was a negative relationship between the Gini coefficient, Palma ratio, and income share of the top 10%, while a positive relationship was observed for the bottom 40%. Although, S80/S20 ratio was insignificant for greenhouse gas emission, there was a negative relationship between ecological footprint. Additionally, real GDP per capita positively affected both indicators, while urbanization and human capital negatively. A positive relationship between the manufacturing ratio, final energy consumption, and energy intensity has been shown with the greenhouse gas emissions. Only energ intensity positively affected the ecological footprint per capita apart from manufacturing ratio and final energy consumption.
Comparative analysis of the impact of fossil fuel and environmental waste on clean energy production between African and European
The availability of clean energy production is a current issue globally. Today, the negative impact of fossil fuels is more pronounced in the ecological environment where human dwells. Undoubtedly, the ecosystem is affected greatly by the chaos of fossil fuel production; this is evident in the greenhouse gas emission caused by the by-products of fossil fuels such as coal, CO2, and methane, which affect climate change and the well-being of humans. Environmental waste is another detrimental phenomenon to our ecosystem; how humans generate and manage waste determines the impact on clean energy accessibility. The present study's focus is to conduct a comparative analysis of the impact of fossil fuel and environmental waste on clean energy production between African and European Urban communities. This study adopted a deductive approach using a purposive sampling technique to select the study sample. Also, data used in the study was obtained through secondary
Determinants of greenhouse gas emissions in Turkish manufacturing industry
Ever since the onset of the first Industrial Revolution in the United Kingdom, the world has experienced a rapid change in climate, and the surface and ocean temperatures have been increasing at unprecedented levels. The climate change, which has been predominantly caused by anthropogenic greenhouse gas emissions, has been receiving increasing attention from the major international institutions related to economic development from the beginning of the 1990s. There is a widespread consensus among the economics literature that the GHG emissions are the primary cause of the increase in global average temperatures. Considering the close relation between industrial activities and the GHG emissions, determining the causes of emissions is required in order to form policies to tackle climate change. Determining the causes of the GHG emissions for the Turkish manufacturing industry, therefore, can assist the Turkish government for forming effective policies in order to attain its sustainable development goals. This study makes two-panel data estimations for the periods of 2003-2016 and 2009-2016 in order to determine the causes of GHG emissions for the Turkish manufacturing industry. The results indicate that production value, capacity usage, capital intensity, and operating at medium-low technology levels increase the total emission levels, while environmental taxes, productivity, and R&D expenditures reduce GHG emissions. The results point out that taxing sectors with high emission levels and subsidizing R&D expenditures with the tax revenues can be an effective means to decrease greenhouse gas emissions generated by the manufacturing industry of Turkey.
İklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma; Bireysel düzeyde kapasite geliştirilmesine ilişkin İzmir üzerine bir çalışma
Bugün iklim değişikliği toplumdaki her bireyin ilgisini çeken çok önemli bir kü-resel tehdit olarak gündemde yer almaktadır. Çevre sorunları içinde en önemlisi iklim değişikliği olgusu ve buna bağlı olarak gezegenimizin yüzey ısısının artmakta olmasıdır. Sanayi devriminden bu yana ısının ortalama 1.5 ile 2 derece arasında arttığı tahmin edilmektedir. İklim değişikliğinin olumsuz etkileri hayatımızın her alanını doğrudan etkilemektedir. Bu amaç doğrultusunda, tez çalışması kapsamında, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça duyarlı olan ülkemizde bilinç konusundaki ihtiyaçların ve eksikliklerin belirlenmesinin önemi göz önüne alınıp toplumdaki bilinç ve farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu konunun seçilmesindeki sebep, günümüzde en büyük sorunlardan biri olan küresel ısınmanın günden güne artmasıdır. Bu amaçla; İzmir'de bireysel düzeyde kapasite saptama ve geliştirmeye yönelik bir çalışma gerçek-leştirilmiştir. Anahtar Sözcükler: İklim, İklim Değişikliği,Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma, Düşük Karbonlu Ekonomi, Anket Çalışması, Farkındalık ve Bilinç Düzeyi.
Renewable energy consumption, carbon emissions and oil prices: a panel data analysis for G7 and BRICT countries
Economic and social concern on energy dependence and climate change is making renewable energy the central theme of decision-making in energy policies and consumption. This thesis brings forward and builds an empirical model of renewable energy consumption in G7 and BRICT countries over the period 1990-2013. Results of our analysis show that both in G7 and BRICT countries, increases in oil prices have positive effect on renewable energy consumption. However, GDP per capita and renewable consumption are negatively related in G7 countries, but positively related in BRICT countries. For BRICT countries, on the other hand, estimates found no significant relationship between carbon emissions and renewable consumption, yet a positive relation is observed for G7 countries. As the estimates differ across countries, it might be helpful to account domestic factors.
Panel verilerde çok değişkenli istatistiki modelleme
Panel veri; birimler üzerinden belli bir zaman aralığında yapılan gözlemlerden oluşur. Bununla birlikte panel verinin yapısında zaman serilerinin yer alması, hem özelliklerini hem de problemlerini beraberinde getirir. Panel veri analizi; bir birimin, zaman içindeki değişimini ya da bir değişkenin birimler arası değişimini gösterir ve ilgilenilen değişkenler ile model oluşturarak bir ilişkinin tespit edebilmesini sağlar. Ayrıca, ilgilenilen değişkenler için her bir birim bakımından ilişkileri karşılaştırma imkanı da tanır. Bu çalışmada, 1975-2017 yıllarına ait kişi başına düşen karbondioksit emisyonu, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla ve yenilenebilir enerji değişkenlerine ilişkin gözlemler kullanılmıştır. İlgilenilen değişkenlere göre kümeleme yapıldıktan sonra panel veri analizine geçiş yapılmıştır. Kümeleme analizinde çok değişkenli panel veri kümeleme yöntemleri kullanılarak beş kümeye karar verilmiştir. Elde edilen kümeler, yeni birimler olarak adlandırılıp panel veri analizi uygulanmıştır. Kurulan sabit etkili model ile birimlerin etkileri tahmin edilmiş ve uzun dönem ilişkileri incelenmiştir. Ek olarak karbondioksit emisyonu, yenilenebilir enerji, GSYİH ve ülke ortalamalarına göre de kümeler oluşturularak kointegrasyon ilişkileri araştırılmıştır.
Enerji verimliliği ve tahmin modellerinin modern yöntemler ile değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı atılacak adımlardan biri fosil yakıt kaynaklı CO2 emisyon salınımı azaltmaktır. CO2 emisyonu önemli sebepleri arasında ulaşım, sanayi ve elektrik üretimi bulunmaktadır. Bu çalışmada elektrik üretimi sonucu oluşan CO2 emisyonunu minimize edecek enerji karışımı nicel olarak öngörülmüştür. Çalışma kapsamında iki farklı yöntem kullanılmıştır. Senaryo analizi yöntemi ile Olağan İş Senaryosu, Yenilenebilir Enerji Senaryosu ve Yenilenebilir Nükleer Enerji Senaryosu oluşturulmuştur. Senaryoların sonuçları enerji karışımı ve CO2 emisyonu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Diğer bir yöntem ise derin öğrenme yöntemi ile birincil enerji kaynaklarının elektrik üretim miktarlarının tahmin edilmesidir. Elektrik üretim tahmin sonuçları kullanılarak CO2 emisyonunu minimize edecek amaç fonksiyonu oluşturulmuştur. Amaç fonksiyonunu gerçekleştiren optimal enerji karışım sonucunda gerçekleşen CO2 emisyon miktarları 2030 yılına kadar haftalık hesaplanmıştır. Bu değerlere göre CO2 emisyon miktarında artışın devam edeceği öngörülmektedir.
The effect of international trade on greenhouse gas emissions:A panel data analysis
There is an increasing and urgent need for a global action in terms of pollutants. Through various conferences, agreements and protocols it became clear that the most immediate danger is coming through GHG emissions and the resulting global climate change. Taking Paris Agreement as a point of origin, this paper aims to provide a summary of the current levels of CO2 emissions and its linkage to international trade through real GDP per capita, energy consumption, trade openness, share of urban population over the period of years 1992-2014, while testing the EKC hypothesis. From the CCPI 2018 report, a panel of top 20 largest CO2 emitters are chosen over the years 1992-2014, for a detailed investigation to meet that end. The results show three of the total nine proposed models show over 70% R-squared statistics, supporting the EKC hypothesis.
The effect of US states' environmental policies on their own carbon emissions
Reducing carbon emissions has been a longstanding goal of policy makers, who have implemented a variety of taxes, incentives, and mandates to achieve emissions reductions in line with their own goals as well as international climate agreements. In the United States, both command-and-control policies and market-based policies have been implemented in different combinations and with different design choices under different circumstances. Understanding the effect of these policies individually as well as the benefits of each approach generally is critical for states to design and implement effective climate policies. This thesis studies the effect of three of these policies; carbon markets, environmental review, and renewable portfolio standards together in order to both compare the effects of each policy as well as to better separate the effects of each policy from the total effect of all policies in the context of the United States. We find that carbon market schemes in the US are effective in accelerating the transition to a low carbon economy, while renewable portfolio standards and environmental review policies are not effective or may even be impairing the transition to a low carbon economy.
The effect of annotations on CO2 accumulation understanding and attitudes toward climate change policies
One critical yet cognitively challenging component that is not well understood by people is that the effect of anthropogenic factors on atmospheric CO2 cycle. Rapidly increase in concentrations of CO2 are accelerating the alarming impacts of climate change in our lives. Numerous studies have indicated that greater awareness of the gravity of climate change could lead to more proactive steps being taken to mitigate the effect of climate change. This study aimed to enhance understanding of the relationship between CO2 emissions/absorptions (flows), and CO2 levels in the atmosphere (stock). The study assessed participants' stock and flow (SF) comprehension using the Climate Stabilization Task (CST), in which participants were asked what levels of CO2 emissions are needed to be in the future to realize the goal of stabilizing CO2 level in the atmosphere. Focusing on past data, I provided annotations to highlight the link between particular patterns of emissions (flow) and overall CO2 levels (stock) and consequently I aimed to improve participants' SF reasoning. Participants in annotation and annotation with feedback conditions viewed the annotated graphs while the participants in the active control group answered some graph reading questions. Nevertheless, annotation intervention was not strong enough to eliminate the robust SF reasoning error and did not improve performance beyond an active control condition. Further studies should investigate the effect of annotations on the performance of CST by using the trajectories including various schematic patterns so the link between flows and stock patterns can be presented more clearly.
China's shifting position in the global climate change
Over the past two decades, China has emerged as a rising economic power with excessive amounts of carbon emissions that directly contribute to global climate change. Being a part of the international regime for global climate change regime, the country has also pursued a different set of policies to address the issue both domestically and internationally. This is also apparent in China's vast investment landscape. The country has shown shifting patterns from a fossil-oriented investor to a more climate-friendly one. Also, it has proactively engaged in the regime's institutional platforms and revealed strong signals to cooperate on this global issue. This thesis aims to answer why China decided to move in such a direction and showed shifts in its investment allocation preferences by contextualizing foreign investments between 2005 and 2022. In contrast to the arguments based on liberal institutionalism and regime theory, China's moves can be better attributed to realist considerations and strategic calculations within the scope of its incentive structure. This consists of economic gains and reputational benefits, both of which led China to increase its relative gains and reduce international pressures. From energy and transport investments to positioning in international negotiations, several cases are presented to demonstrate how China operationalizes its incentive structure. Combining climate change with some prominent international relations theories, this thesis contributes to an interest-based understanding of China's climate policies and places them into a broader context of an incentive structure framework.
Karbon dioksit emisyonları, sağlık harcamaları, ekonomik büyüme ve yaşam beklentisi ilişkisi: BRICS-T üzerine kanıtlar
Amaç: Çevresel kirlilik son zamanlarda etkisini baskın bir şekilde belli etmesinin ardından dünya çapında ülkelerin hem ekonomik yapılarını etkilemekte hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma ile BRICS-T ülkelerinde 2000-2018 dönemi yıllık verilerini kullanarak çevresel kirlilik, reel gayrisafi yurtiçi hasıla, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisi arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada uzun ve kısa dönem tahminleri için Artırılmış Otoregresif Dağıtılmış Gecikme (ARDL) yöntemi Havuzlanmış Ortalama Grup (PMG) tahmincisi seçilmiş ve seriler arasındaki nedensellik ilişkisi için ise Dumitrescu Hurlin panel nedensellik testi kullanılmıştır. Bulgular: . PMG-ARDL test sonuçları, ilk veri setinde uzun dönemde sağlık harcamaları ve kentleşmenin CO2 emisyonları üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Dahası gelir ve yenilenebilir enerji tüketiminin çevresel kirlilik üzerinde %1 anlamlılık düzeyinde negatif bir etkisi tespit edilmiştir. Kısa dönemde ise reel gayrisafi yurtiçi hasıla çevresel kaliteyi olumsuz etkilemektedir. İkinci veri setinde uzun dönemde sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisinin gelir üzerinde %1 anlamlılık düzeyinde pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak yenilenebilir enerji tüketimi ve CO2 emisyonlarının gelir üzerinde negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bunun aksine kısa dönemde CO2 emisyonları ve yenilenebilir enerji tüketiminin gelir üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Sağlık harcamalarının ise kısa dönemde geliri negatif etkilediği görülmüştür. Üçüncü veri setinde gelir, CO2 emisyonları ve yenilenebilir enerji tüketimi sağlık harcamalarını %1 anlamlılık düzeyinde pozitif olarak etkilediği tespit edilmiştir. Ancak nüfusun sağlık harcamalarını negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Dördüncü veri setinde ise gelir ve sağlık harcamalarının doğuşta yaşam beklentisi üzerinde uzun dönemde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Bunun aksine CO2 emisyonlarının doğuşta yaşam beklentisi üzerinde %5 anlamlılık düzeyinde negatif bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Dumitrescu Hurlin panel nedensellik test sonuçlarına göre ise CO2 emisyonları ve doğuşta yaşam beklentisi, sağlık harcamaları ve nüfus, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisi arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisinin varlığı doğrulanırken CO2 emisyonlarından gelire ve kentleşmeye; sağlık harcamalarından CO2 emisyonlarına; yenilenebilir enerji tüketiminden gelire, gelirden sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada BRICS-T ülkelerinde çevresel kirlilik, gelir, sağlık harcamaları ve doğuşta yaşam beklentisinin birbirini etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevresel kirlilik, reel gayrisafi yurtiçi hasıla, sağlık harcamaları, doğuşta yaşam beklentisi, BRICS-T ülkeleri.
Termik santralin güneş destekli bir hibrit santrale dönüşümünün teknik analizi
Türkiye, özellikle son yıllarda, elektrik üretiminde yerli kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırmayı hedef edinmiştir. Elektrik üretiminde kömürün daha fazla kullanılması çevreye zararlı olan emisyon gazlarının artışına neden olacaktır. Kömür kaynaklı bu problemlerin azaltılması için ise yenilenebilir enerji kaynakları kullanılabilir. Bu çalışmada, mevcut kömürlü bir termik santralin güneş destekli hibrit santrale dönüşümünün termodinamik ve ekonomik analizi yapılmıştır. Temel alınan santraller Yatağan ve Çan Termik Santralleridir. Çalışmada ilk olarak güneş alanının büyüklüğü optimize edilmiştir. Optimizasyon parametreleri olarak besleme suyu debisi ve modül sayısı alınmıştır. Optimizasyon yapılırken hibrit santralde güç artışının olmadığı, sadece yakıt tasarrufunun olduğu dikkate alınmıştır. Besleme suyu ön ısıtıcıları için çekilen ara buhar debisini sıfır yapacak güneş alanı değeri optimizasyonun sınır şartı seçilmiştir. Güneş destekli hibrit santral için tasarım şartları olarak kuzey yarım kürede en uzun günün yaşandığı tarih olan 21 Haziran, bu tarihte güneşin en yüksek noktada olduğu yerel saat olan 13.00, 900 W/m2 radyasyon değeri ve santralin %100 yük koşulları altında çalıştığı varsayımı kabul edilmiştir. Spesifik tarihler (21 Mart, 21 Haziran ve 21 Aralık), zaman, güneş radyasyon değeri, güneş alanı ve yük faktörü parametre olarak alınmıştır. Ele alınan parametrelere göre hibrit santralin enerji ve ekserji verimi ile özgül yakıt tüketimi hesaplanmış olup referans alınan santrallere göre değişimleri irdelenmiştir. Daha sonra %100, %75 ve %50 yük koşullarında ilk önce yıllık yakıt tasarrufu ve daha sonra yakıt tasarrufuna bağlı olarak yıllık karbondioksit emisyon azaltımı hesaplanmıştır. Son olarak ekonomik hesaplar için emisyon, güneş alanı ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) elektrik birim fiyatı parametre olarak alınarak yatırımların geri ödeme süreleri irdelenmiştir. Termodinamik analizler sonucunda, her iki santral için de güneş alanının yüksek basınç ön ısıtıcıların hepsine paralel olarak yerleştirilmesinin en uygulanabilir çözüm olduğu tespit edilmiştir. Güneş alanının yüksek basınç ön ısıtıcıların hepsine paralel olarak yerleştirildiği senaryolarda yıllık yakıt tasarrufu, Yatağan Termik Santrali için 16.513,3 t/yıl ve Çan Termik Santrali için 7.003,7 t/yıl değerini alarak en büyük değerine ulaşmıştır. Bu senaryolar için Yatağan Termik Santrali'nde %0,95'lik, Çan Termik Santrali'nde ise %0,61'lik yıllık yakıt tasarrufu ve yıllık emisyon azaltımı sağlanmıştır. Tasarım şartlarında, yıllık yakıt tasarrufunun en fazla olduğu senaryolar için termik verim Yatağan Termik Santrali'nde %8,9, Çan Termik Santrali'nde %7,2 düşüş göstermiştir. En iyi senaryolar için dahi güneş alanı birim fiyatının, Yatağan Termik Santrali için 138,9 €/m2'ye, Çan Termik Santrali için ise 127,1 €/m2'ye düşmesi durumunda yedi yıllık geri ödeme süresinin sağlanabileceği görülmüştür. YEKDEM elektrik birim fiyatı ise, Yatağan Termik Santrali için 0,24 €/kWh ve Çan Termik Santrali için 0,26 €/kWh olursa aynı şekilde yedi yıllık geri ödeme süresi sağlanabilir. Sonuç olarak, Türkiye'de uygulanacak bu hibrit sistemin finansal açıdan gelecek yıllarda çok daha ekonomik olabileceği görülmüştür.
Bir sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak ekolojik ayak izi ve Türkiye
Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü toplulukların ihtiyacı olan ekonomik gelişmenin gelecekte dünya üzerinde yaşayacak olan toplulukların ihtiyaçlarını karşılamada engel oluşturmayacak şekilde olmasını gerektirmektedir. Geleneksel enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarının çevre ve doğal kaynaklar üzerinde yerel, bölgesel ve küresel ölçekte olumsuz etkilere neden olduğu bilinmektedir. Fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak başta karbondioksit olmak üzere sera etkisi yaratan gazların atmosferde hızla artması insanlığın karbon ayak izini arttırmakta ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede ekolojik açık sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesinin ne derece gerekli olduğuna vurgu yapılmıştır. Temiz enerji üretim ve tüketiminin yaratacağı pozitif etkilerin çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri sürdürülebilirlik yolunda büyük değer kazanmaktadır. Bu doğrultuda enerji kaynaklarından gerçekleştirilen enerji üretiminin yüksek verim ve temiz teknolojilerle gerçekleştirilmesi, fosil yakıtların yerine çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi günümüzün en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Ekolojik Ayak İzi, Karbon Ayak İzi, Türkiye
Ekonomik büyüme, elektrik enerjisi tüketimi ve karbon emisyonu arasındaki nedensellik ilişkisi: Seçilmiş AB ülkeleri üzerine bir analiz
Elektrik enerjisinin, diğer tüm enerji türleri içerisinde ekonomik büyümeye en fazla katkıyı yapan enerji türü olduğu bilinmektedir. Sürdürülebilir ekonomik büyüme için elektrik enerjisi talebini karşılayacak bir elektrik üretimi olması zorunludur. İkincil bir enerji kaynağı olan elektrik enerjisi, birincil enerji kaynakları kullanılarak üretilmektedir. Elektrik enerjisi üretimi esnasında geleneksel yöntemlerin kullanılması sebebiyle karbondioksit salınımı meydana gelmektedir. Bu ise diğer bazı sebeplerle gerçekleşen mevcut salınıma eklenerek karbon emisyonunun daha hızlı ve fazla artması anlamına gelmektedir. Elektrik üretiminde yenilenebilir enerjiyi tercih etmek bu olumsuz durumun önüne geçmektedir. Bu çalışmada; ekonomik büyüme, elektrik enerjisi tüketimi ve karbon emisyonu arasındaki bu nedensellik ilişkisi birincil enerjide dışa bağımlı olan ve karbon emisyonu konusundaki iddialı tutumuyla bilinen Avrupa Birliği için 1995-2014 dönemi seçilerek incelenmiştir. Çalışmada panel veri analizinden faydalanılmıştır. Panel veri analizi için ise sırasıyla; birim kök testleri, eşbütünleşme testi ve Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testi kullanılmıştır. Yapılan analizin sonuçlarına göre; ekonomik büyümeden karbon emisyonuna, elektrik tüketiminden karbon emisyonuna ve ekonomik büyümeden elektrik tüketimine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Bu ise, Avrupa Birliği'nin birincil enerjide dışa bağımlı olmasına rağmen elektrik üretiminde halen yoğun olarak geleneksel yöntemler kullandığını ve karbon emisyonuna karşı tutumundaki tutarlılık çatışmasını matematiksel olarak kanıtlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Yenilenebilir Enerji, Elektrik, Karbon Emisyonu, Panel Veri Analizi, Dumitrescu-Hurlin Panel Nedensellik Testi
İklim değişikliği algısı ve karbon yönetiminde yönetim muhasebesi tekniklerinin kullanımına etkisi ve BIST'de bir uygulama
Başta karbondioksit (CO2) olmak üzere sera gazlarındaki belirgin artış nedeniyle ortaya çıkan iklim değişikliğinin 21. yüzyılın en büyük sorunlarından biri olduğu konusunda genel bir fikir birliği bulunmaktadır. Bu değişikliğin ve etkilerinin oluşmasında ise doğrudan ve dolaylı karbon salınım kaynaklı faaliyetleri nedeniyle şirketlerin birinci dereceden sorumlu tutuldukları görülmektedir. Ancak şirketlerin çevresel stratejileri ve eylemleri üzerinde önemli derecede etkili olduğu belirtilen, iklim değişikliğini algılama biçim ve düzeylerinin farklılaşabildiği görülmektedir. Bu çalışmada temel olarak, iklim değişikliği konularının şirketler tarafından nasıl algılandığının belirlenmesi ve karbon yönetiminde kullanılan yönetim muhasebesi teknikleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma BIST-100'de işlem gören, CDP 2017 Türkiye anketine cevap veren ve yanıtlarının kamuya açıklanmasına izni bulunan şirketleri içermektedir. Çalışmada karma bir yöntem kullanılmış olup şirketlerin CDP 2017 anket cevapları NVivo 12 programı aracılığı ile nitel içerik analizine tabi tutulmuştur. Ayrıca şirketlerin karbon yönetiminde kullandıkları yönetim muhasebesi teknikleri ile ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla ise içerik analizinden elde edilen veriler lojistik regresyonlar kullanarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre CDP 2017 Türkiye anketine yanıt veren şirketlerin, iklim değişikliği genel algısının risk algısı olduğu ancak bu algının sektörler açısından farklılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan analizler şirketlerin, maliyet, tüketici talebi ve uyum konularının altyapı ve itibar konuları ile karşılaştırıldığında iklim değişikliği ile ilgili risk ve fırsat tanımlamalarında en etkili faktörler olduğunu göstermektedir. Buna ilaveten çalışmada karbon yönetiminde kullanılan yönetim muhasebesi tekniklerinin sırasıyla Teşvik %87, Planlama ve Hedef Belirleme %84, Performans Ölçümü %84 ve Harici Güvencenin ise %71 oranlarında kullanıldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, Karbon Yönetimi, Karbon Yönetim Muhasebesi.
Yenilenebilir enerji dönüşümü: Seçilmiş ülkeler üzerine mekansal bir analiz
Mekansal analiz yöntemlerinde, analiz birimlerini oluşturan şehirler, ülkeler ya da bölgeler arası ilişkiler, birbirlerine olan coğrafi uzaklıklarına göre ağırlıklandırılarak ele alınmaktadır. Temel mantık, Tobler (1970)'in "Her şey birbiri ile ilişkilidir; ancak yakın olan şeyler uzak olanlara göre daha çok ilişkilidir" şeklinde ifade ettiği coğrafyanın temel yasasından ileri gelmektedir. Buna göre bir değişkene ait benzer değerler genellikle yakın konumlarda ortaya çıkar ve bu durum mekânsal kümelenme meydana getirir. Bu çalışmada, mekansal probit yöntemi kullanılarak ülkelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmek amacıyla düzenleyici politikalar arasında en yaygın uyguladığı sabit fiyat garantisi (FİT) teşvik politikasını benimseme durumuna etki eden faktörler incelenmiş ve mekânsal etkinin derecesi hesaplanmıştır. Bu sayede, ülkelerin bu politikayı benimserken birbirlerine yakın olmalarının ne derece önemli olduğu, bir diğer deyişle komşuluğun ve gruplararası etkileşimin değeri vurgulanmıştır. Çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan seçilmiş 54 ülkeye ait ABD Enerji Bilgi İdaresi ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı veri tabanlarından elde edilen 1980-2018 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, enerji tüketiminden kaynaklanan toplam karbondioksit emisyonu, kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla ve ülkelerin Kyoto Protokolü'ne katılımlarının yenilenebilir enerji teşvik politikasını benimseme durumları üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir.