Endodonti
Bu konu başlığı altında 83 tez
Farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırırken oluşturdukları apikal ekstrüzyon miktarlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, dört farklı eğe sistemi ile kök kanal tedavisi yenilenmesi sırasında apikale ekstrüze olan debris miktarını karşılaştırmaktır. Kanal tedavisinin birincil amacı, mikroorganizmaları ortadan kaldırmak ve kök kanalını üç boyutlu sızdırmaz bir şekilde doldurmaktır. Bazen kanal tedavisi başarısız olabilir ve başarısızlıktan sonra çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Öncelikle kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Dentin artıkları ve irrigantlar, yenileme sırasında apikal foramenden periapikal alana ekstrüde olabilir. Her alet tipinde farklı miktarlarda apikal ekstrüzyonun meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda 64 adet tek köklü mandibular premolar diş seçilmiştir. Örneklerin kronları düzleştirilmiş ve çalışma uzunluğu standart hale getirilmiştir. ProTaper Universal eğe sisteminde F4'e kadar kök kanalları prepare edilmiştir. Kemomekanik hazırlıktan sonra örnekler AH Plus patı ile lateral kondensasyon ile doldurulmuştur. Her numune için bir eppendorf tüpü kullanılmış, her tüp hassas terazide 3 kez tartılmış, hepsinin ortalaması kaydedilmiştir. Numuneler tıpalara sabitlenmiş ve eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır: MicroMega Remover (Coltene), Reciproc blue (VDW), Protaper Universal Retreatment sistemi (Dentsply), D Race (FKG). Yenileme işlemi sırasında, çalışma boyuna ulaşılana kadar 10 mL distile su kullanılmıştır. Örnekler, sıvının tamamen buharlaşması ve tüpte sadece debris artıklarının kalması için 5 gün boyunca 70 °C'de tutulmuştur. Debrislerin biriktiği her bir eppendorf tüpü hassas terazide tekrar 3 kez tartılmış ve bulunan değerlerin ortalaması alınarak sonuçlar elde edilmiştir. Tüm sistemler, debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Debrisin apikal ekstrüzyonu, en az miktarda Reciproc Blue eğesi ile gerçekleşmiştir. Debrisin apikal ekstrüzyonu en fazla MicroMega Remover eğesi ile meydana gelmiştir.
Kök kanal tedavisi esnasında tercih edilen farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin tedavi sonrası postoperatif ağrıya etkisi: randomize klinik çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı asemptomatik apikal periodontitise sahip mandibular premolar ve birinci molar dişlerde, EDDY ve pasif ultrasonik irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, postoperatif ağrıya etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Randomize klinik çalışma olarak tasarlandı. Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'na 12.02.2024 ve 03.06.2024 tarihleri arasında başvuran ve belirlenen kriterlere uygun gönüllü hastalar tarafından yürütüldü. Hastalara bir kutuda bulunan siyah zarflardan birini seçmeleri istenerek kullanılacak aktivasyon yöntemi belirlendi. Çalışmadaki katılımcıların kök kanal tedavisi tek bir operatör (M.S.) tarafından tamamlandı. Toplamda 57 hasta çalışma için değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerine uyan 48 hasta çalışmaya dahil edildi. Takip postoperatif ağrı verilerine ulaşılan 45 hasta (kontrol grubunda 15, EDDY grubunda 14 ve PUİ grubunda 16 hasta) analize dâhil edildi. Tedavisi tamamlanan hastaların postoperatif ağrı seviyeleri 8. saat, 12. saat, 24. saat, 48. saat ve 7. gün görsel analog skala ölçümleri ile belirlendi. İstatistiksel analiz için ağrı skorları değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis ve Friedman testleri, cinsiyete ilişkin bulgularda Ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Grup içi analizlerde cinsiyetin ağrı varlığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görüldü (p>0.05). Postoperatif ağrı değerlendirmesinde gruplar arası ölçümlere bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (8. saat; p=.479, 12. saat; p=.577, 24. saat; p=.881, 48. saat; p=.778, 7. gün; p=.830). PUİ grubunda 8. saat ve 12. saatte daha fazla ağrı olduğu, 24. ve 48. saatlerde EDDY grubunda daha fazla ağrı olduğu görüldü ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grup içi değerlere bakıldığında kontrol ve PUİ grubunda 7. güne doğru ağrı seviyelerinde azalma istatistiksel olarak anlamlı gözlenirken EDDY grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmamıştır (Kontrol p=.007, PUİ p=<.001, EDDY p=.050). Sonuçlar: Bu çalışmanın limitleri dahilinde, EDDY ve PUİ postoperatif ağrı açısından benzer etkilere sahip olup irrigasyon aktivasyonu için tercih edilebilirler. Cinsiyetin postoperatif ağrı üzerine bir etkisi bulunmamaktadır.
Resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılması: in vitro çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin tasarım özelliklerinin, vücut sıcaklığında döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin ve metalurjik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Orijinal (Reciproc Blue R25), replika benzeri (Recip-One Files Blue R25) ve sahte (Reciproc Blue R25) eğe sistemlerinin yer aldığı 4 grup için toplamda 100 adet nikel titanyum eğe çalışma kapsamında kullanıldı. Eğelerin tasarım özelliklerini değerlendirmek için: stereomikroskop ile üretim hataları karşılaştırıldı; taramalı elektron mikroskobundan (SEM) alınan verilerle uç tasarımı incelendi, taper ve uç çap değerleri Image J programıyla ölçülerek karşılaştırıldı; dijital kumpas ile de 18-20 mm ölçüm çizgilerinin hassasiyetleri incelendi. Döngüsel yorgunluk testi vücut sıcaklığında (37°C), 60° kurvatür eğimi ve 5 mm kurvatür yarıçapı değerlerinde oluşturulan yapay kanalda gerçekleştirildi. Örneklerin metalurjik özellikleri diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve enerji dağılım spektrometresi (SEM-EDS) aracılığıyla incelendi. Verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılan veriler için one-way ANOVA, normal dağılım göstermeyen veriler için Kruskal-Wallis testi yapıldı. Post hoc testi olarak Games-Howell ve Bonferroni testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Bulgular: Sahte eğe sistemleri (Cf1, Cf2) diğer gruplardan stereomikroskop altında üretim hataları izlenmesiyle ayırt edilebilmiştir. Orijinal eğe sistemi (Of) ve replika benzeri eğe sistemi (Rf) pasif uç tasarımı sergilerken, sahte eğe sistemleri SEM altında aktif uç tasarımı sergilemiştir. Rf grubu eğeleri Of grubuna benzer uç çapı ve taper değerleri gösterirken, Cf1 grubu eğeler Of grubuna kıyasla düşük taper ve uç çap değerleri göstermiştir. Sahte eğe sistemleri diğer gruplara kıyasla 0.1 mm' den yüksek ölçüm çizgilerinden sapma göstermiştir. Döngüsel yorgunluk test sonuçlarına göre kırılma süreleri gruplar arasında benzerlik göstermiştir. DSC sonuçları vücut sıcaklığında Of grubu eğelerin östenit fazda yer aldığını gösterirken, diğer grup eğeler ise martensit fazda yer almıştır. SEM-EDS sonuçlarına göre gruplar arasında nikel- titanyum oranları benzerlik göstermiştir. Sonuçlar: Orijinal, replika benzeri ve sahte eğe sistemlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada döngüsel yorgunluğa karşı direnç ve nikel-titanyum seviyelerinde gruplar arasında benzerlik gözlenirken, tasarım özellikleri ve DSC sonuçları farklılık göstermektedir. Sahte eğe sistemleri iddia edilen taper ve uç çap değerlerini karşılamamış, incelenen verilerde bu sistemlerin standart sapma değerleri diğer gruplara kıyasla yüksek seyretmiştir. Standardizasyonu olmayan bu sistemlerin, orijinal sistemlere göre güvenilir olmadığı kabul edilebilir.
Bilimsel atıf indeksinde yer alan üç endodonti dergisinin 2001-2005 ve 2016-2020 yılları arasındaki bibliyometrik analizi: Kök kanallarının kemomekanik şekillendirilmesi ve doldurulması
Bu çalışmanın amacı; kanal tedavisinin mekanik, kimyasal şekillendirme ve doldurma aşamalarını konu alan ve Bilimsel Atıf İndeksinde yer alan 3 endodonti dergisinde (Australian Endodontic Journal, Journal of Endodontics ve International Endodontic Journal) yayınlanmış olan makalelerin bibliyometrik analizini yapmak ve araştırmacılara güncel çalışma konularıyla ilgili yol göstermektir. Çalışmada 2001-2005 ve 2016-2020 olmak üzere iki farklı 5 yıllık dönemde dergilerdeki ilgili konularda yapılan tüm yayınlar, 2 araştırmacı tarafından 3 farklı zamanda değerlendirilmiştir. Değerlendirmede kullanılan parametreler ilk yazarın ülkesi, yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliği, çalışma tipi, atıf sayısı, ilk yazar bölümü ve çalışma konularının dağılımıdır. İlk 5 yıllık dönemden ikinci 5 yıllık döneme gelindiğinde; toplam ve dahil edilen yayın sayısında bir artış olduğu, özellikle mekanik ve kimyasal şekillendirmeyi konu alan yayınların sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Diğer taraftan kök kanallarının doldurulmasına ilişkin yayın sayısında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür (p<0,05). 2001-2005 yılları arasında ilgili konuda lider yayıncı ülke ABD iken, 2016-2020 yılları arasında Brezilya'dır. İkinci 5 yıllık dönemde yayınlarda yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliğinde artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Her iki dönemde de in vitro çalışmaların sayısı klinik çalışmalardan ve hayvan deneylerinden anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0,05). Klinik çalışmaların sayısı ikinci 5 yıllık dönemde artarken, hayvan deneylerinde bir azalma olduğu saptanmıştır. 2001-2005 döneminde 11-50 atıf alan yayın sayısı fazlayken, 2016-2020 döneminde 1-10 atıf alan yayın sayısı fazla bulunmuştur. İlk 5 yıllık dönemde 100 ve üzeri atıf sayısına sahip 76 yayın bulunurken, son 5 yıllık dönemde bu atıf sayısına sahip yayın bulunamamıştır. 2016-2020 dönemindeki yayınların 54'ü henüz hiç atıf almamıştır. En yüksek atıf sayısına sahip yayın 2001-2005 dönemine aittir ve 406 atıf almıştır. Bu yayın eğelerin şekillendirme yeteneğini konu almaktadır. İki dönemde de ilk yazarların endodontist olma yüzdesi, olmama yüzdesinden daha yüksektir (p<0,05). Mekanik şekillendirme aşamasıyla ilgili olarak, her iki dönemde de eğelerin kırılma özellikleri ve şekillendirme yeteneklerini konu alan çalışma sayısı daha yüksektir. İkinci 5 yıllık dönemde kök kırığı oluşumu, apikal debris ekstrüzyonu ve eğelerin temizleme yeteneği konularına artan bir ilgi görülmüştür (p<0,05). İkinci 5 yıllık dönemde, kimyasal şekillendirme aşamasında aktivasyon cihazlarının ve yöntemlerinin değerlendirildiği çalışma sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). İrrigasyon solüsyonlarının birçok özelliğinin aynı anda değerlendirildiği çalışmalara yönelim olmuştur. Dolum aşamasıyla ilgili olarak, 2001-2005 döneminde en fazla mikrosızıntıyla ilgili yayın bulunurken 2016-2020 döneminde bu konuda ciddi bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Yeni materyallerin üretimiyle, dolum materyallerinin fizikokimyasal özelliklerini ve dişi kuvvetlendirme yeteneklerini konu alan çalışmalar ilgi odağı olmuştur. Kanal tedavisi sonrası klinik ve radyografik takip çalışmalarında da bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, araştırma konuları teknolojik, mekanik, fiziksel ve biyolojik gelişmelerle değişiklik göstermektedir ve araştırmacıların bu değişimleri takip ederek güncel kalması oldukça önemlidir.
Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.
Türkiye'de endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokolünün belirlenmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı ülkemizde endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokollerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Türk Endodonti Derneği ve illerin diş hekimliği odaları tarafından düzenlenen kongre, sempozyum ve konferanslara katılan 352 endodontiste anket dağıtıldı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülerek 30 çoktan seçmeli soruyu yanıtlamaları istendi. Anket soruları 2 ana bölüme ayrılmıştır; ilk bölümde endodontistlerin yaşı, cinsiyeti, deneyim yılı, çalıştıkları kurum, bilimsel programlara katılımı, ikinci bölümde endodontik tedavilerde kullanılan yöntem ve materyaller ile ilgili 24 soru sorulmuştur. Veriler toplanıp, SPSS (SPSS, Inc., Chicago, IL, ABD) progaramı ile analiz edildi. Anlamlı ilişkilerin hesaplanması için ki-kare ve Fisher's exact testi kullanıldı. (p< .05) Bulgular: Endodontistlerin çoğu (% 88.9) vital pulpa tedavisi yapmaktadır ve vital pulpa tedavileri için kalsiyum hidroksit kullanmaktadır. Her zaman rubber dam ile izolasyon yöntemini ankete katılanların sadece % 4.3'ü tercih etmiştir, % 67.1'i hastalarını herhangi bir büyütme sistemi kullanmadan tedavi etmektedir. Çalışma boyu tespiti için çoğunluk sadece elektronik apeks bulucu (% 47.2) ya da apeks locater ile radyografiyi birlikte kullanmaktadır (% 44.9). Endodontistlerin çoğu (% 96.3) vital asemptomatik vakalarda tek seans kök kanal tedavisini tercih etmiştir. Yaklaşık %85'i kök kanal şekillendirmesi için el aletlerini ve döner aletleri birlikte kullanmaktadır. En fazla rotasyonel hareketle çalışan çoklu eğe sistemleri kullanılmaktadır (% 75). Katılımcıların % 90'dan fazlası öncelikli olarak sodyum hipoklorit kullanırken, % 41.2'si %1.6-2.5 konsantrasyonda tercih etmiştir. Katılımcıların % 52.3'ü irigasyon için 27 gauge kanülleri kullanmaktadır. En fazla kullanılan medikament kalsiyum hidroksittir (% 93.2). Ankete katılanların yüzde yetmiş üçü endodontik tedavi sırasında smear tabakasını uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Polimer esaslı kanal patları en çok seçilmiştir (% 67.6). Soğuk lateral kondensasyon tekniği ve basit tek kon tekniği popüler dolum teknikleridir. Kök kanal tedavili dişlerin koroner restorasyonlarında en sık kullanılan materyal rezin kompozitlerdir (%66.8). Sonuç: Sonuçlar, yeni teknik ve malzemelerin Türkiye'de çalışan endodontistlerin klinik uygulamalarına dahil edildiğini göstermiştir. Ancak uygulanan tedavilerin kalitelerinin artması için rutin tedavi sırasında izlenecek standart kılavuz ilkeler ve prosedürlerin bilincinde olmak gerekmektedir. Bu nedenle, devam eden diş hekimliği eğitim programları, konferanslar ve kongreler yoluyla endodontide güncel kavram ve teknikler hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Endodontist; kök kanal tedavisi; kullanım; teknik; materyal; anket
Farelerin dorsumuna yerleştirilen insan dişi kök dentinlerinin değişik asitlerle dağlanmasi sonrasi insan dental pulpa kök hücre ekimi yoluyla yapilan rejeneratif endodontik tedavilerde oluşan yeni dokularin histolojik ve immunohistokimyasal yöntemlerle karşılaştırmali olarak incelenmesi
Rejeneratif endodontik tedavilerin amacı, travmatik yaralanmalar veya bakteriyal kontaminasyon sonrası gelişen enflamasyon sonucu canlılığını kaybetmiş ve bundan dolayı kök gelişimi duraksamış dişlerin pulpa-dentin kompleksinin gelişiminin ve fonksiyonunun tekrar kazandırılmasıdır. Klinik rejeneratif endodontik tedavilerde son irrigasyon ajanı olarak EDTA kullanımı altın standart olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı rejeneratif endodontik tedavilerde kullanılan EDTA'ya alternatif olabilecek dentin pürüzlendirme ajanlarının dentinden büyüme faktörlerinin (TGF-β1, FGF, VEGF ve BMP-2) salınımına ve kullanımları sonrasında oluşan yeni dokulara olan etkilerinin histolojik ve immünohistokimyasal yöntemler ile incelenmesidir. Çalışmamızın in vitro bölümünde çekilmiş gömülü yirmi yaş dişlerinin koronal bölümleri kullanılmıştır. Çekilen dişlerin önce kök kısımları, daha sonra da mineleri su soğutması altında aeratör yardımıyla uzaklaştırılmıştır. Kök kısımlarından ayrılmış kronlar önce kron-kök istikametinde ortadan ikiye bölünmüş ve her parçadan enlemesine izomet cihazı yardımıyla steril salin irrigasyonu altında 1mm kalınlığında dentin diskleri elde edilmiştir. Dentin disklerinin ilk yarısındaki örnekler kontrol (distile su) ve test edilecek asit gruplarına (EDTA, sitrik asit, fitik asit, fosforik asit) belirlenen sürelerde batırılmış ve öğütülerek toz haline getirilmiştir. Dentin disklerinin ikinci yarısındaki örnekler kontrol ve test edilecek asit gruplarına batırıldıktan sonra 3 gün süre ile mezenkimal kök hücre ortamında inkübasyona bırakılmıştır. 3 günlük inkübasyon periyodundan sonra örnekler toplanmış ve öğütülerek dentin tozu haline getirilmiştir. Elde edilen dentin tozları TGF-β1, FGF-2, VEGF ve BMP-2 salınımları açısından ELISA (Enzyme Linked Immunosorbent Assay) kitleri yardımıyla incelenmiştir. Kök hücre ekimi yapılmayan gruplar içerisinde en yüksek TGF-β1 salınımı sitrik asit grubunda, en yüksek VEGF salınımı fosforik asit grubunda, en yüksek BMP-2 ve FGF-2 salınımı fitik asit grubunda gözlenmiştir. Kök hücre ekimi yapılan gruplar içerisinde en yüksek TGF-β1, VEGF ve BMP-2 salınımı fosforik asit grubunda gözlenirken en yüksek FGF-2 salınımı EDTA grubunda gözlenmiştir. MKH uygulaması sonucunda tüm büyüme faktörlerinde dramatik bir artış olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızın in vivo bölümünde çekilmiş tek köklü insan keser dişlerinin kök bölümleri kullanılmıştır. Çekilen dişlerin kron kısımları su soğutması altında aeratör yardımıyla uzaklaştırılmıştır. Kök kanalları kanal eğeleri yardımıyla genişletildikten sonra 3-4 mm uzunluğunda kök fragmanı örnekleri elde edilmiştir. Kök fragmanları, kontrol (Distile su) ve asit grupları (EDTA, sitrik asit, fitik asit, fosforik asit) ile irrige edilmiştir. İrrigasyon tamamlandıktan sonra kök kanallarının dar çapa sahip uç kısımları 1-2 mm kalınlığında mineral trioksit agregat (MTA) ile örtülmüştür. Örneklerin ilk yarısındaki kök fragmanlarının içine sadece polilaktid-koglikolik asit (PLG) doku iskelesi implantasyonu yapılmıştır. Grupların ikinci yarısındaki kök fragmanlarının içine, hücre kültüründe üzerine insan MKH ekimi yapılan sentetik PLG doku iskeleleri yerleştirilmiştir. Kök fragmanları immünsupresif deney farelerinin dorsumlarına (fare başına 2 adet kök fragmanı) subkutan olarak yerleştirilmiştir. 2 ay sonra fareler sakrifiye edilerek dişler histolojik ve immünohistokimyasal boyalar yardımıyla incelenmiştir. MKH ve asit uygulaması yapılan örneklerde çok daha organize ve pulpa benzeri bir doku oluşumu gözlenmiştir. Odontoblastlar tarafından eksprese edilen belirteçlerin en yoğun olarak fosforik asit + MKH grubunda boyandığı saptanmıştır. Fosforik asitin rejeneratif endodontik tedavilerde altın standart olarak kabul edilen EDTA yerine kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Endodontik tedavi yapılmış posterior dişlerin farklı restorasyon yöntemleriyle tedavileri
Çalışmanın amacı beş farklı restorasyon yönteminin endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine olan etkisini laboratuvar şartlarında değerlendirmek ve in vitro testlerde en iyi sonucu veren restorasyon yönteminin başarısını, konvansyonel kompozit rezin ile klinik ortamında karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Bu çalışmanın in vitro bölümünde gerçekleştirilen kırılma dayanımı testi için 140 adet insan molar dişi kullanıldı. Kanal tedavisi tamamlanan dişlere Sınıf II MOD kaviteler hazırlandı. Hazırlanan kaviteleri restore etmek için 1) Direkt Kompozit Rezin (DK), 2) Örgü Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (ÖFGK), 3) Kısa Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (KFGK), 4) Akışkan Bulk-Fill Kompozit Rezin (ABFK) ve 5) İndirekt Kompozit Rezin (İK) olmak üzere beş farklı materyal kullanıldı. Kanal tedavisi uygulanıp MOD kavite açıldıktan sonra restorasyon uygulanmayan dişler negatif kontrol, hiç bir işlem uygulanmamış sağlam dişler pozitif kontrol olarak çalışmaya dahil edildi. Test verilerinin tek yönlü ANOVA varyans analizi sonuçlarına güre kırılma direnci restorasyonun türünden önemli ölçüde etkilenmiştir (p < 0.05). Kırılma dayanımı değerleri restorasyon grupları için 1687 N-2228 N arasında değişmektedir. In vitro kısımda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında beş farklı kompozit rezin materyal için üç noktada esneme dayanımı testi uygulandı. Bu amaçla ISO 4049 standartlarına uygun paslanmaz çelik kalıp yardımıyla her bir grupta 15 adet olmak üzere toplam 75 adet örnek elde edildi. Bu aşamada test grupların elde edilen esneme dayanımı değerlerinin 140–184 MPa arasında değişikiği görülmektedir (p < 0.05). Elde edilen elastiklik modülü değerlerinin 6.33-18.89 GPa arasında değiştiği görülmektedir (p < 0.05). Kırılma dayanımı ve esneme dayanımı verileri değerlendirildikten sonra en yüksek fiziksel performansı veren materyal olan kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) klinik çalışma için seçilerek klinik test grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak klinik pratikte yaygın kullanımı olan direkt posterior kompozit rezin tercih edildi. Otuz hastanın dâhil edildiği in vivo çalışmada her grup için 15 restorasyon yapıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında başlangıçtan 12 ay sonuna kadar sekonder çürük ve yüzey pürüzlülüğü açısından hiç bir değişim olmamıştır. Yapılan restorasyonlar marjinal bütünlük, marjinal renklenme, anatomik form kriterlerine göre hafif derecede değişimler gösterse de, bu değişimler gruplar arasında anlamlı fark oluşturmamıştır (p>0,05).
Tek eğeli ve çok eğeli döner alet sistemlerinin kök kanal şekillendirme etkinliklerinin değişik parametrelerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı döner eğe sistemlerinin oluşturduğu apikalden taşan irigasyon ve debris miktarının değerlendirilmesi ile yer çekimi etkisinin ve eğimli kök kanallarında genişletme sonucu oluşan çalışma boyu kaybının taşan irigasyon ve debris üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aşırı kök kanal eğimine sahip 120 adet alt ve üst çene büyük azı dişte; Twisted File Adaptive, WaveOne, ProTaper Next, Mtwo, One Shape eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Her eğe sistemi yer çekimine göre üst ve alt çeneyi taklit eden bir düzenek kullanılarak iki alt grupta karşılaştırıldı. Taşan irigasyon ve debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Çalışma boyu kaybı genişletmeden önce ve sonra stereomikroskop ve mikrometre ile ölçüldü. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Bulgular: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (P > 0.05). Ancak eğelerden bağımsız olarak değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (P < 0.001). Apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı arasında pozitif bir korelasyon saptanırken (P = 0.001), çalışma boyu kaybı ile taşan debris miktarı arasında herhangi bir korelasyon görülmedi (P > 0.05). TFA sisteminde anlamlı olarak diğer eğe sistemlerinden daha az irigasyon taşkınlığı görüldü (P = 0.003). MT ile yapılan genişletme süresinin istatiksel olarak anlamlı ölçüde diğer tüm sistemlerden daha fazla olduğu bulundu (P < 0.05). Sonuçlar: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda irigant ve debris taştığı görüldü. Çalışma boyu kaybı ve yer çekiminin taşan debris miktarı üzerine anlamlı bir etkisi görülmedi.
Kök kanal tedavisinde kullanılan modern irrigasyon tekniklerinin diş hekimleri tarafından bilinirliğinin değerlendirilmesi: Bir anket çalışması
Amaç: Bu çalışmada, Türkiye'deki diş hekimlerinin kök kanal tedavisinde kullandıkları güncel irrigasyon yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Anket formu 'Survey Monkey' uygulaması kullanılarak hazırlanmıştır. 340 diş hekimi ankete katılım göstermiştir. Toplamda 25 soru içeren anket, 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, katılımcıların demografik özelliklerini sorgulayan 4 soru bulunmaktadır. İkinci bölümde ise katılımcılara kök kanal tedavisinde kullandıkları irrigasyon yöntemleriyle ilgili 21 soru sorulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (sıklık ve yüzde dağılımları) kullanılmıştır. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında, Pearson ki kare testi uygulanmıştır. Grupları kendi aralarında karşılaştırmak için ise Bonferroni düzeltmesi yapılarak z testi uygulanmıştır. Bulgular: Kök kanal tedavisinde irrigasyon solüsyonu olarak, katılımcılar en fazla Sodyum hipoklorit (NaOCl), Klorheksidin (CHX) ve Etilendiamin tetraasetik asit (EDTA) kullandığını belirtmiştir. Katılımcıların, %39,4'ü %2,5 ve %42,6'sı %5 konsantrasyonda NaOCl kullanmaktadır. Endodonti uzmanlarının büyük bir kısmı (%57,4) kök kanal tedavisi sırasında %2,5 NaOCl solüsyonunu tercih ederken, genel diş hekimleri (%50) en fazla %5 NaOCl solüsyonunu tercih etmektedir. Katılımcıların %53,5'i kök kanallarının dezenfeksiyonunda, irrigasyon aktivasyon tekniklerini kullandığını bildirmiştir. Kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon aktivasyon tekniklerini kullanan endodonti uzmanların oranı (%89,7), genel diş hekimlerine (%47,8) ve diğer branşlardaki diş hekimlerine (%43,3) göre anlamlı derecede daha fazladır. Kök kanallarının dezenfeksiyonu aşamasında en fazla kullanılan yardımcı yöntemler sırasıyla; sonik aktivasyon (%53,8), güta perka ile manuel dinamik aktivasyon (%51,1) ve ultrasonik aktivasyon (%37,4) olarak bildirilmiştir. Sonuç: İrrigasyon uygulamalarının kök kanal tedavisi başarısına katkısı dikkate alınması gereken konuların başında gelmektedir. Diş hekimlerinin bu konudaki bilgi düzeylerinin farklı çalışmalarla incelenmesi, irrigasyon uygulamaları ile ilgili yönelimin değerlendirilmesine ve eğitim sistemindeki eksikliklerin giderilmesine yardımcı olabilir.
Genel anestezi altında endodontik tedavi olan hastaların post-operatif değerlendirilmesi: Bir retrospektif araştırma Aydın/Türkiye
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, 2015-2022 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde genel anestezi altında endodontik tedavileri yapılan 15-67 yaş aralığında, şiddetli anksiyete nedeniyle başvuran veya özel ihtiyaçlı hastaların retrospektif olarak değerlendirmesi ve hastaların dental tedavileri, post-operatif ağrı, analjezik kullanımı, bulantı-kusma, kanama ve derlenme açısından dağılımını karşılaştırmak ve incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada, 2015-2022 yılları arasında genel anestezi altında en az bir dişine endodontik tedavisi yapılan hastalara ait veriler incelenmiştir. Hastaların dosyalarından post-operatif ağrı, derlenme süresi, post-operatif analjezik kullanımı, post-operatif bulantı-kusma, post-operatif kanama bilgilerine ulaşılmıştır. Bu veriler özel ihtiyaçlı ve sağlıklı hastalarda olmak üzere 2 grupta incelenerek, post-operatif komplikasyon ve yapılan dental tedavilerin sıklığı açısından incelenmiştir. Verilerin istatistiksel olarak analiz edilmiştir (p=0.05). Bulgular: Genel anestezi altında tedavileri yapılan 15 yaşından büyük toplam 184 hastanın, 81'i kadın (%44) ve 103'ü (%56) erkektir. Hastaların 70'i (%38) sağlıklı, 114'ü (%62) özel ihtiyaçlıdır. Hastalar %50,5 oranında 15-25 yaş aralığındadır. Tüm hastaların ortalama ameliyat süresi 214.57±82.36 dk'dır ve ortalama derlenme süreleri 15.27±7.00 dk'dır. Hasta gruplarının post-operatif komplikasyonu incelendiğinde kanama (ꭕ2=4,189 , p<0,05) ve ağrı (U=2922,00 , p<0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Kanama özel ihtiyaçlı hastalarda görülürken, ağrı sağlıklı hastalarda daha fazla görülmektedir. Yapılan işlemlerin hasta gruplarına dağılımı incelendiğinde, anterior bölge estetik restorasyon, bir yüzlü posterior restorasyon sayıları özel ihtiyaçlı hastalarda daha fazla iken, iki yüzlü restorasyon sayısı sağlıklı hastalarda daha fazla bulunmuştur (ꭕ2=74,877 , p<0,05). Sonuç: Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde; özel ihtiyaçlı bireylerde restoratif tedavi gereksinimi sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu görülmüştür. Bu bireyler post-operatif komplikasyonlara kompleks sistemik durumlarından yatkın olduklarından, eşlik eden hastalıklarının kontrol altına alınması ve olası komplikasyonlar açısından takip edilmeleri önemlidir. Ayrıca, genel anestezi altında endodontik tedavi olan hastaların değerlendirilmesi açısından, literatürde az sayıda araştırma bulunduğundan bu tez çalışmamız yeni epidemiyolojik araştırmalarla desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental tedavi, Genel anestezi, POBK, Post-operatif derlenme
Endodontik şelatör ve antibakteriyel çözeltilerin indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi yöntemi ile elementlerinin kalitatif ve kantitatif olarak analiz edilmesi
ÖZET Başlık: Endodontik şelatör ve antibakteriyel çözeltilerin indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi yöntemi ile elementlerinin kalitatif ve kantitatif olarak analiz edilmesi. Amaç: Etilendiamintetraasetik asit (EDTA, MDR EU/2017/745 Class IIa) ve Klorheksidin diglukonat (CHX, MDR EU/2017/745 Class III) içeren tıbbi cihazlar ve bunların dental pazarlarda bulunan muadilleri üzerinde kalitatif ve kantitatif multi-analitik deneyler yapmaktı. Materyal ve Metod: Deneylerde çoklu spektroskopik ve analitik yöntemler kullanıldı: Çözücü ortamının kantitatif iyon içeriğini saptamak için indüktif olarak eşleşmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) yapıldı. Çözelti (pH) hidrojen potansiyeli tayini yapıldı. Aktif bileşenlerini değerlendirmek için Ultra Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (UHPLC), Proton nükleer manyetik rezonans spektroskopisi (1H-NMR), enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDS) ve X-ışını Kırınım analizi (XRD) yapılmıştır. Bulgular: ICP-MS, pH ve EDS sonuçları çapraz tablolarda gösterildi. XRD, UHPLC ve 1H -NMR analiz sonuçları, difraktogramlar, kromatografiler ve spektroskopilerin yorumlanması yoluyla gerçekleştirildi. Sonuç: Test edilen muadiller, halk sağlığı sorunu ve bunların beklenen terapötik etkinlikleri için de potansiyel riskler oluşturabilecek önemli sonuçlara sahipti: • EDTA muadillerinin Krom, Antimon, Alüminyum, Demir, Nikel ve Kurşun içerikleri Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen eşik seviyenin üzerindeydi. Ayrıca, EDTA kontrolünde yüksek miktarda krom kaydedildi. CHX kontrolünde ise yüksek miktarda kurşun ve demir kaydedildi. • UHPLC, XRD, EDS ve 1H -NMR analizleri, CHX kontrolündeki aktif maddenin kimyasal yapısının muadillerinden farklı olduğu sonucunu desteklemektedir. Ayrıca, test edilen CHX muadilleri için aktif bileşenlerin miktarı da belirsizlik göstermektedir. • XRD, EDS ve 1H-NMR analizleri, EDTA kontrolünde aktif maddenin kimyasal yapısının muadillerinden farklı olduğu sonucunu desteklemektedir. • EDTA kontrolü, pH'ı nötr olarak tamponlanırken, test edilen muadilleri yüksek alkalidir. Anahtar Kelimeler: EDTA, Endodonti, Klorhekzidin, kromotografi, spektroskopi, tıbbi cihaz düzenlemesi
İki farklı lazer cihazının smear tabakasının uzaklaştırılmasındaki etkilerinin SEM ile incelenmesi.
Son yıllarda diş hekimliğinde lazer uygulamalarının başarılı olması, lazerlerin endodontide de kullanımını düşündürmüş ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kök kanal tedavisi yöntemleri ve aletlerinin etkin kullanımı, smear tabakasından ve debristen temizlenmiş kök kanallarının elde edilmesinde yardımcı olmuştur. Ancak tümüyle temiz ve smear tabakasının olmadığı kök kanallarına ulaşmak hala mümkün değildir. Bu amaçla lazerlerin endodontide kullanımı umut verici görülmektedir. Bu çalışmada iki farklı lazer tipi (Er:YAG; Nd:YAG) kullanılarak, EDTA solüsyonuna ve birbirlerine göre smear tabakasını uzaklaştırmadaki etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştırAraştırmamızda 70 adet, tek kökü ve kanalı bulunan, üst orta ve yan keser diş ile alt ve üst kanin dişleri kullanılmıştır. Kök kanalları ?crown-down? tekniğinin kullanıldığı ?Hero 642? Rotary kanal aletleri (MicroMega, Besançon, France) ile en son çalışma uzunluğunda konisitesi .02 olan #45 numaralı alete kadar şekillendirilmiştir. Her bir aletten sonra deney gruplarındaki dişlerin kanalları 2 ml %5 NaOCl solüsyonu ile yıkanmıştır. Temizleme ve şekillendirme işlemleri tamamlandıktan sonra dişler, rastlantısal olarak 20 dişten oluşan biri kontrol olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki dişlere Serum fizyolojik, 2. gruptaki dişlere % 17 EDTA ile %5 NaOCl , 3. gruptaki dişlere Er:YAG lazer (120 mj, 15 hz) ve 4. gruptaki dişlere ise Nd:YAG (120 mj, 15 hz) lazer uygulanmıştır. Kök kanallarının kuronal, orta ve apikal üçte birinden X1000 ve X2000 büyütmelerde alınan SEM görüntüleri incelenmiştir. Kodlanan görüntüler birbirinden ve çalışmadan habersiz dört endodontist tarafından skorlanmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel değerlendirilmesi için Kruskall Wallis tek yönlü varyans analizi ayrıca çoklu karşılaştırmalar için Z testi kullanılmıştır.Araştırmamızın sonuçlarına göre ; % 17 EDTA grubunda her iki büyütmede ve her üç bölgede de en düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilmiştir. Özellikle kuronal bölgede, X1000 ve X2000 büyütmelerde, EDTA grubunda elde edilen smear tabakası gözlem değerleri diğer gruplardan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Kuronal bölgede her iki büyütmede Er:YAG lazer grubunda, Nd:YAG lazer grubundan daha düşük smear tabakası gözlem değeri elde edilirken, orta ve apikal bölgelerde her iki gruba ait smear tabakası gözlem değerleri, istatistiksel olarak birbirinden farklı bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızın sonucunda Er:YAG ve Nd:YAG lazerlerin, kök kanallarındaki smear tabakasının uzaklaştırılmasında geleneksel yöntem kadar başarılı olmadığı ve kök kanal duvarlarındaki etkilerinin sınırlı ve bölgesel olduğu görülmüştür.
Kanal tedavisi yenilenen dişlerin iki yıllık takip ve başarı değerlendirmesi
Amaç: Çalış mamızın amacı geriye dönük olarak Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'nda kök kanal tedavisi yenilenmesi tamamlanmış diş lerin klinik ve radyografik baş arısını iki yıllık takip ile değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran 18 yaşından büyük, 2013-2015 yılları arasında kök kanal tedavisi öğretim üyeleri tarafından tamamlanan, 110 hasta 24 ay takip sonrasında değerlendirildi. Çalışmamızda hasta tedavi bilgileri; uzmanlık öğrencisi tarafından çalışma grubundaki hastalar için özel olarak hazırlanmış anamnez formuna kaydedilmiştir. Klinik muayenesinde spontan ağrı, perküsyonda hassasiyet ve fistül varlığı kontrol edilen dişlerin kemik densitesindeki değişim ve periapikal doku iyileşmesi dijital periapikal filme göre PAI skoru kullanılarak yapıldı. Asemptomatik dişlerde skorun azalarak PAI skoru 1 ve 2 değerlerini alan olgular başarılı, skoru artarak PAI 3 ve üzerindeki değere sahip olgular başarısız olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, diş tipi, koroner restorasyon durumu, periapikal lezyon varlığı, izleme süresi ve kanal dolgusunun seviyesinin kanal tedavisinin başarısı üzerine etkisi incelenmiştir. Ki-Kare ve Mann Whitney U testi istatistiksel analizde kullanıldı (p<0,05). Bulgular: Klinik ve radyografik değerlendirmelerin ardından çalışmamızın sonuçlarına göre yaş, cinsiyet, diş tipi, koroner restorasyon tipi, periapikal lezyon varlığı, izleme süresi ve kanal dolgusu seviyesinin retreatment tedavisi başarısı üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p<0,05). Sonuç: Kanal tedavisi başarısı değerlendirilmesinde radyografik değerlendirme tek başına yeterli olmayıp, klinik olarak dişin muayenesi gerekmektedir. Kanal tedavili dişlerde ideal kök kanal dolgusu ile iyi bir apikal sızdırmazlık sağlanması durumda dahi koroner sızıntı apikal periodontitise neden olabilmektedir. Anahtar kelimeler:Başarı ve Başarısızlık, Klinik Değerlendirme, Kök Kanal Tedavisi Yenilemesi, Sonuç
Farklı ı̇rrı̇gasyon aktı̇vasyon yöntemlerı̇nı̇n, yan kanallardaki bı̇ofı̇lm kaldırma etkı̇nlı̇klerı̇nin karşılaştırılması
Giriş: Bu tez çalışması, farklı irrigasyon tekniklerinin, 3 boyutlu yazıcıda üretilmiş yan kanallara sahip rezin bloklarda biofilm taklit eden hidrojeli çözme kapasitesini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Endodontik tedavide irrigasyon tekniklerinin önemi ve etkinliği üzerine daha fazla bilgi edinmek, bu alanda daha etkin ve daha başarılı klinik uygulamaların geliştirilmesine yardımcı olabilir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, SAF, Endoactivator, ultrasonik irrigasyon ve kanal içi ısıtma yöntemleri, 75 adet rezin bloğun, üst ve alt yan kanallarındaki biofilmi çözmek için uygulanmıştır. Biofilmi taklit etmek için hidrojel kullanımıştır. Hidrojel, rezin blokların üst ve alt yan kanallarına yerleştirildikten sonra, herbir irigasyon aktivasyon metodu uygulanmıştır. Bloklar işlem öncesi ve sonrasında tartılarak ve görsel olarak skorlandırılarak, kaldırılan hidrojel miktarı ölçülmüştür. Bulgular: Elde edilen veriler, kullanılan farklı irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi arasında belirgin farklılıklar olduğunu göstermiştir. SAF grubunun, diğer gruplara kıyasla en yüksek hidrojel skorlarına sahip olduğu görülmüştür. Kontrol grubuna kıyasla, tüm irrigasyon tekniklerinin hidrojel çözme kapasitesi anlamlı derecede yüksektir, ancak Endoactivator grubunun hidrojel çözme kapasitesi diğer tekniklere kıyasla daha düşük kalmıştır. Sonuç: Farklı irrigasyon tekniklerinin endodontik tedavide önemli bir rol oynadığı ve teknikler arasında hidrojel çözme kapasitesi açısından farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu çalışma, bu farklılıkların daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Anahtar kelimeler: Biyofilm taklit, Endoaktivator, Hidrojel, Self Adjusting File, Ultrasonik sistem
Endodontik tedavi uygulayan diş hekimlerinin mesleki tecrübeleri, komplikasyon ve malpraktis üzerine görüşlerinin değerlendirilmesi bir anket çalışması
Hekimlerin etik değerlerden ve hukuki yönden sorumlulukları bulunmaktadır. Bu sorumluluklar hastalarına ve tedavilerine yansır. Tedavi esnasında istenmeyen olumsuzluklar meydana gelebilir, hasta zarar gördüğü gerekçesiyle şikayetçi olabilir.Hukuki sorumlulukta, tıbbi uygulamada kusur bulunmaktadır. Tedavide özensizlik, ekipman hataları, tecrübe eksikliği gibi birden fazla erkeni vardır. Tedavideki hatalar cezai yaptırımlarla sonuçlanabilir. Bu çalışmanın amacı, diş hekimlerinin hukuki sorumluluk hakkında bilgi düzeylerini araştırmak, komplikasyon ve malpraktis olgularının sebepleri ve çıktılarını elde etmektir. Mesleki tecrübeler, tedaviler, malpraktis ve komplikasyon kavramları ile olgu örnekleri, hukuki farkındalıklar ile ilgili 36 soru , microsoft forms platformunda hazırlanarak önce 10 kişilik pilot bir çalışma ile düzenlendi. Ardından haftada en az 3 endodontik tedavi yapan pratisyen, araştırma görevlisi, öğretim üyesi olan diş hekimlerince toplam 280 katılımcı tarafından tamamlandı. İstatistik anlamlılık düzeyi p=0.05 olarak analiz edildi ve Ki-kare testi, SPSS istatistik paket programı kullanıldı. Diş hekimlerinin, komplikasyon, malpraktis kavramları ve olguları hakkında bilinçli olduğuna ulaşılırken, hukuki sorumluluk hakkında yeterli eğitim alınmadığına, herhangi bir şikayet durumundaki hukuki süreç hakkındaki bilginin yeterli olmadığı sonuçlarına ulaşıldı. Fakülteler, sağlık kurumları, meslek odaları, bünyelerindeki hekim ve hekim adaylarına tıbbın hukuki boyutlarında bilinçlenmelerine destek olmalı ve teşvikte bulunulmalıdır
Endodontik enfeksiyonlu hastalarda moleküler ve konvansiyonel yöntemlerle etyolojik ajanların tespiti
Bu çalışmanın amacı, nekrotik pulpalı dişlerden ve endodontik tedavi başarısızlığı görülen kök kanallarından alınan örneklerde, belirlenmiş olan bazı anaerob bakterilerin varlığının PCR yöntemi kullanılarak araştırılması ve bu patojenlerin birbirleri ile ve klinik semptomlarla ilişkilerinin incelenmesidir.Çukurova Üniversitesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı kliniğine başvuran ve kök kanal tedavisi endikasyonu konmuş olan toplam 107 bireyin yer aldığı çalışmada, daha önce herhangi bir endodontik tedavi görmemiş 72 primer enfeksiyonlu (nekrotik pulpalı) ve endodontik tedavi görmüş ancak apikal periodontitis bulgusu gösteren 35 sekonder enfeksiyonlu (apikal periodontitisli ve eski kanal tedavili) dişlerden alınan kök kanalı örnekleri incelendi.Primer ve sekonder enfeksiyonu bulunan dişlerin kök kanallarından alınan klinik örneklerde anaerob bakterilerden Fusobacterium nucleatum, Porphyromonas gingivalis, Porphyromonas endodontalis, Prevotella intermedia, Prevotella melaninogenica, Prevotella nigrescens, Tannerelle forsythia, Peptostreptococcus micros suşlarının tanısı spesifik primerler kullanılarak in-house PCR yöntemi ile yapıldı.Tüm örneklerdeki pozitiflik oranları değerlendirildiğinde 107 örnekten 55 (%51,4)'de pozitif bulunan P.gingivalis'in en yüksek orana sahip olduğu; bunu sırasıyla %46,7 ile P.micros, %44,9 ile P.endodontalis, %43,9 ile F.nucleatum, %33,6 ile P.intermedia, %30,8 ile T.forsythia, %22,4 ile P.melaninogenica ve %15,9 ile P. nigrescens' in takip ettiği belitlenmiştir.Hem primer hem de sekonder enfeksiyona sahip olan dişlerde pozitiflik oranları değerlendirildiğinde, P.gingivalis pozitifliğinin, sırasıyla %54,2 ve %45,7 oranlarında yer aldığı ve her iki grupta da en yüksek pozitifliğe sahip anaerob tür olduğu tespit edilmiştir.Tüm kök kanal örneklerinden elde edilen pozitiflikler değerlendirildiğinde, örneklerin %22,4'ü sadece tek bir tür bakteri pozitifliği gösterirken, %23,4'nün sadece iki bakteri, %13,1'nin sadece üç bakteri, %27,1'nin dört bakteri, %11,2'nin beş bakteri ve %2,8'nin ise 6 bakteri pozitifliği gösterdikleri tespit edilmiştir.Primer enfeksiyonlu dişlerde F.nucleatum ve P.gingivalis, sırasıyla %6,9 ve %4,2 ile tek başına en çok tespit edilen bakteri türleri olurken, sekonder enfeksiyonlu dişlerden alınan örneklerde, P.endodontalis ve P.gingivalis, sırasıyla %14,3 ve %8,6 oranları ile, sadece bir kanal örneğinde tek başına en çok bulunan bakteri türleri oldukları tespit edilmiştir.Tüm kök kanal içi örneği alınan 107 hastadan 21'nin klinik belirti ve bulgu göstermeyen asemptomatik vakalar oldukları, 86'nın da klinik olarak belirti ve bulgu gösteren semptomatik vakalar oldukları belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: Anaerob bakteri, Endodontik, Primer enfeksiyon, Sekonder enfeksiyon, Semptom
Endodontik tedavi sonrası periapikal dokuların değerlendirilmesinde periapikal radyografi ve konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografinin kullanımı
Bu klinik çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinden 18 ay sonra periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) kullanarak her bir kökün periapikalindeki radyolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır.Kök kanal tedavisi planlanan, klinik ve radyolojik dahil edilme kriterlerini (PAI ? 3) taşıyan 42 hastanın 86 dişinden diyagnostik dijital periapikal radyografi ve CBCT taraması alındı. Hastalar operasyondan 18 ay sonra tekrar değerlendirildi. Mevcut olan periapikal radyolusensinin varlığı veya yokluğu hem de boyutunun artması veya azalması üç kalibre olmuş araştırmacı tarafından değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak McNemar's testi ile analiz edildi. Periapikal indeks (PAI) ve CBCTPAI skorları belirlendi ve tüm sonuçların korelasyonlarına Spearman's rho testi ile bakıldı.`İyileşti' oranı periapikal radyografi değerlendirmesinde %44,19 iken, CBCT değerlendirmesinde aynı oran %26,74 olarak saptandı. Sistemler arasında istatistiksel bir fark bulundu (p<0,05). Bu oran `efektif tedavi' gruplandırılmasında (periapikal radyoluseninin boyutunun azalması) sırasıyla %95,35 ve %93,02 çıkarak yükselmiştir. Başlangıçta var olan lezyonlar, takip sürecinde alınan periapikal radyografi ve CBCT görüntüleriyle `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar değerlendirildi. Bu gruplandırmada da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu bulundu (p<0,05). Ardından PAI ve CBCTPAI skor sonuçları `iyileşiyor', `iyileşti', `değişmedi' ve `genişledi' olarak kategorilendirildi. Gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu (p<0,05). Lezyonlar PAI ve CBCTPAI gruplarında `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar gruplandırıldı. İstatistiksel olarak iki grup arasında fark bulundu (p<0,05).Sonuç olarak; CBCT grubu ile değerlendirilen kök kanal tedavileri yapılmış dişlerin, periapikal radyografiler ile yapılan değerlendirmesine göre daha düşük `iyileşiyor' ya da `iyileşti' oranına sahip olduğu gözlenmiştir. Lezyonların milimetrik ölçümleri, PAI ve CBCTPAI skor sistemleri başlangıçta benzer korelasyon gösterirken, zamanla bu sistemler arasındaki korelasyonun azaldığı görüldü.
Nikel titanyum eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluklarının farklı test yöntemleri ile karşılaştırılması
Nikel-titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni-Ti sistemlerin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı Reciproc, Waveone, Protaper Next, OneShape ve TF Adaptive Ni-Ti sistemlerin döngüsel yorgunluklarını üç farklı test metodu ile değerlendirmektir. Bu çalışmada 45° ve 60° kurvatür açılarına sahip üç farklı döngüsel yorgunluk test metodu kullanılmıştır. Bu metodlar üç pin yöntemi, eğimli paslanmaz çelik blok ve oluklu metal bloktur. Beş farklı markanın toplamda 300 eğesi üretici firmanın önerdiği tork ve hızda kırılana kadar kullanılmıştır. Kırılana kadarki süre dakikadaki devir ile çarpılarak döngü sayısı hesaplanmıştır. Rastgele seçilen örnekler kırık tiplerini ve uzunluklarını incelemek için stereomikroskop altında x10 büyütmede incelenmiştir. Sonuç olarak 45° üç pin test metodu hariç bütün testlerde kullanılan her marka enstrümanın kırılana kadarki süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Reciproc eğeleri bütün test metodlarında en yüksek dönüş sayılarına sahiptir. Bu fark oluklu metal blok 45° ve 60° gruplarında istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Test metodları karşılaştırıldığında kullanılan enstrümanlara bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. (p<0.05) Karşılaştırılabilir güvenli sonuçlar için döngüsel yorgunluk test metodlarının standardizasyona ihtiyacı vardır çünkü farklı test yöntemleri kullanıldığında aynı eğelerde farklı sonuçlar bulunmuştur.
Düşük yoğunluklu lazer uygulamasının endodontik cerrahi sonrası yumuşak ve sert doku iyileşmesi üzerine etkileri
AMAÇ: Bu prospektif çalışmanın amacı; endodontik cerrahi sonrası düşük yoğunluklu lazer tedavisinin (DYLT) yumuşak ve sert doku üzerindeki muhtemel klinik yararlarını ölçmektir. YÖNTEM: Maksiller kesici dişlere endodontik cerrahi yapılan 76 hasta bu çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize olarak kontrol grubu ve lazer grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Lazer grubunda operasyondan hemen sonra ve postoperatif 7 gün boyunca hergün lazer uygulaması yapıldı. Kontrol grubunda lazer uygulaması yapılmadı. Hastalar ağrı (Visual analogue scale, VAS), ödem, ekimoz, kullanılan toplam analjezik tablet sayısı, yumuşak doku iyileşmesi, periapikal indeks, defekt alanı, defekt hacmi, kemik densitesi ve yaşam kalitesi indeksleri [Oral Health Impact Profile-14 (OHIP-14) (Ağız Sağlığıyla İlişkili Hayat Kalitesi İndeksi-14) ve General Oral Health Assessment Index (GOHAI) Genel Ağız Sağlığı Değerlendirme İndeksi)] bakımından karşılaştırıldı. BULGULAR: 71 hasta çalışmayı tamamladı (Kontrol grubu n=37, lazer grubu n=34). Lazer grubu kontrol grubuna kıyasla ödem, yara iyileşmesi ve kullanılan toplam analjezik tablet sayısı bakımından, ameliyat sonrası 1., 3. ve 7. günlerde istatistiksel olarak daha iyi sonuçlar göstermiştir. Ameliyat sonrası 1. günde iki grup arasında ekimoz açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yokken, 3. ve 7. günlerde lazer grubunda ekimozlarda istatistiksel olarak anlamlı bir azalmanın olduğu görüldü. VAS skorları, lazer grubunda kontrol grubuna kıyasla, hastaların postop 1. ve 3. günlerde ağrılarının anlamlı derecede daha düşük olduğunu ortaya koydu. OHIP-14 ve GOHA indekslerinde, lazer grubu operasyon sonrası 1. ve 3. günlerde kontrol grubuna kıyasla belirgin şekilde daha iyi sonuçlar verdi; bununla birlikte, sonuçlar postop 7. günde iki grup arasında karşılaştırılabilir düzeydedir. Lazer grubu kontrol grubuna kıyasla, postop 3. ayda kemik yoğunluğu, defekt hacmi, defekt alanı ve periapikal indeks bakımından belirgin olarak olumlu sonuçlar verdi. SONUÇ: Bu çalışma ile endodontik cerrahi sonrası DYLT uygulamasının, yumuşak ve sert doku iyileşmesini geliştirdiği ve özellikle iyileşme döneminin erken fazında ağrı ve yaşam kalitesi açısından olumlu sonuçlar gösterdiği sonucuna varıldı.
Üç farklı kanal içi medikamentin retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve ve flare-up insidansı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, üç farklı kanal içi medikamentin asemptomatik retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve flare-up insidansı üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Önceki endodontik tedavisinin üzerinden en az 2 yıl geçmiş olmasına rağmen radyolojik olarak endodontik problemleri hala devam eden, spontan ağrısı veya şişliği olmayan, asemptomatik tek köklü ve tek kanallı 108 diş, rastgele ve eşit olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Her grup için cinsiyet ve yaşa göre tabakalı randomizasyon yapıldı. Araştırmamızda, standart retreatment işlemleri uygulanarak kök kanal boşluğu tekrar kazanıldıktan sonra kanal içi medikamentler kök kanalına uygulandı. Kullanılan kanal içi medikamentler sırası ile kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), klorheksidin (CHX) jel ve kalsiyum hidroksit+klorheksidin jel kombinasyonudur. Medikament uygulaması sonrası ağrı değerleri 6. - 12. saatlerde ve 1-2-3-4-5-6-7. günlerde görsel analog skala (VAS) kullanılarak kaydedildi. Ayrıca hastaların; 48. saat ve 7. günde klinik muayeneleri yapılarak perküsyonda hassasiyet, spontan ağrı, şişlik varlığı ve antibiyotik gereksinimlerinin olup olmadığı değerlendirildi. Tedavi sonrasında, gruplar arasında tüm zamanlarda VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ancak CHX jel grubu ağrı değerleri 7 gün boyunca diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek seyretmiştir. CHX jel grubunda yalnızca 1 hastada flare-up gözlenmiş olup diğer gruplarda flare-up gözlenmemiştir. Bunun yanında 48. saat ve sonrasında en düşük VAS skorları, Ca(OH)2 + CHX jel grubunda gözlenmiş olup bu grupta 7. günde postoperatif ağrı gözlenmemiştir. Yaş ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; 12. saat, 3. gün, 4. gün ve 7. günde 35- 49 yaş aralığındaki hastalarda anlamlı derecede daha fazla ağrı görülmüştür (p<0,05). Fistül varlığı ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; fistülü olmayan hastaların 24.saatte ağrı değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koroner restorasyon varlığı ve ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise yalnızca 6. saatte koroner restorasyonu olan hastalarda daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Primer kök kanal dolgu seviyesi ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; 24. saat ve 48. saatlerde kısa ve taşkın gruplarda kabul edilebilir kök kanal dolgu seviyesine sahip gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak cinsiyet, periapikal lezyon varlığı ve postoperatif ağrı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmamızın verileri postoperatif ağrı ve flare-up insidansı açısından üç farklı kanal içi medikament arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Hastalarda benzer ağrı insidansının görülmüş olması, her üç medikamentin de postendodontik ağrı değerleri açısından retreatment vakalarında klinik olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir. Literatürde kanal içi medikamentlerin retreatment vakalarında postendodontik ağrı üzerine etkisini araştıran az sayıda klinik araştırma olması sebebiyle, bulgularımızın yeni araştırmalar ile desteklenmesinin klinik açıdan faydalı olacağını düşünmekteyiz.
İrreversible pulpitisli semptomatik mandibular molarlarda intraligamenter + bukkal infiltrasyon anestezisi ile inferior alveolar sinir bloğu + bukkal infiltrasyon anestezilerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu klinik çalışmanın amacı endodontik tedavi planlanan akut semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde bukkal infiltrasyon anestezisi +intraligamenter anestezi ile inferior alveolar sinir bloğu anestezisi + bukkal infiltrasyon anestezilerinin başarısını değerlendirmektir. Bu çalışmaya, yaşları 18-65 arasında değişen, mandibular molar dişine semptomatik irreversibl pulpitis teşhisi konulmuş olan toplam 50 hasta dahil edildi. Hastalar her bir grupta toplam 25 hasta olacak şekilde randomizasyon bloklarına uyularak iki gruba ayrıldı. İASB + BI anestezi uygulama tekniklerinde sırasıyla 1.8 ml + 1 ml olmak üzere toplam yaklaşık 2,8 ml anestezik solüsyon uygulanırken, BI + ILI için sırasıyla 1 ml + 0,72 ml olmak üzere toplam yaklaşık 1,72 ml anestezik solüsyon uygulandı. Anestezi işleminden sonra kanal tedavisi için hastanın ilişkili dişine rubber dam yerleştirilerek endodontik giriş kavitesi açıldı ve kanal preparasyon işlemlerine başlandı. Hastaların endodontik tedavi aşamalarında ( tedavi başlangıcı, endodontik giriş kavitesinin açılması ve pulpa ekstirpasyonu esnasında olmak üzere) hissettikleri ağrı düzeyleri Heft-Parker VAS skalası ile belirlendi. İşlemler esnasında hiç ağrı hissetmeyen (HP-VAS oranı = 0) veya hafif düzeyde ağrı hisseden (HP-VAS oranı ≤ 54) hastalarda anestezi başarılı kabul edildi. Verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki Kare ve Shapiro-Wilk testi kullanıldı. VAS değerlerinin takip boyunca değişimini incelemek ve bu değişime etki eden özellikleri belirlemek için Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (Generalized Estimating Equations- GEE) yöntemi kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Araştırma sonucunda İASB + BI ve BI + ILI grupları için anestezik başarı oranları sırasıyla % 44 ve % 36 olarak tespit edildi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı. (p>0.05). Araştırma limitasyonları göz önünde bulundurularak; semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde anestezi yöntemi olarak BI + ILI, IASB + BI anestezisine alternatif olabilir.
Kök kanallarından farklı kök kanal alet çıkarma tekniklerinin dinamik yükleme sonrası kök kırıklarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, ultrasonik-BTR-Pen veya trefan frez BTR-Pen teknikleri ile kök kanallarından alet çıkarıldıktan sonra restore edilen dişlerin çiğneme simülatöründe yaşlanma sonrası kırılma direncinin değerlendirilmesidir. Elli dört tek köklü insan dişi, kırılan enstrümanın çıkarılma yöntemine göre 4 gruba (2 kontrol grubu ve 2 çalışma grubu) ayrıldı. Kırık aletler ya ultrasonik+BTR-Pen sistemi ile ya da trepan frez+BTR Pen teknikleri kullanılarak çıkarıldı. Aletin çıkarılmasındaki başarı oranı ve harcanan süre kaydedildi. Kanallarından aletler çıkarıldıktan sonra restore edilen dişlere çiğneme simülatörü ile yükleme yapıldı. Bu çalışmada 6 aya tekabül eden 120.000 devir (1.6 Hz) kullanılmıştır. Yaşlandırma işlemlerinden sonra dişler kesilmiş ve kök bölümleri üniversal test cihazında 1mm/dak hızla bir yüke maruz bırakıldı. Dişlerin kırık alet çıkarma başarı oranı, süresi ve kök kırılma direnci istatistiksel olarak analiz edildi. Trefan frez + BTR Pen ve ultrasonik sistem + BTR Pen ile kırık aleti çıkarma başarısı sırasıyla %95,50 ve %86,40 olarak bulundu ve iki teknik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Süre karşılaştırıldığında, ultrasonik+BTR-Pen sistemi (23,97±8,35 dk), trepan frez+BTR-Pen (24,1 ± 8,28 dk) ile benzer sonuçlar gösterdi (p > 0,05). Dişlerin kök kırılma dirençleri incelendiğinde trefan ve ultrasonik grupları arasında fark yoktur (p=0.989). Hem Trefan hem de ultrasonik grup pozitif ve negatif kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak kırılma dirençleri anlamlı derece daha düşüktür (p<0,0001). Sonuç olarak trefan frez +BTR Pen ve ultrasonik sistem + BTR Pen grupları arasında kırık alet çıkarılabilme başarısı, süresi ve kök kırılma direnci açısından anlamlı derecede fark yoktur. Anahtar Sözcükler: BTR-Pen, kırık alet, ultrasonik,trefan frez
Farklı endodontik giriş kavitesi açılan mandibular molar dişlere termodöngü uygulandıktan sonra kırılma dirençlerinin karşılaştırılması
Endodontik tedavi görmüş dişlerin kırılma direnci, vital dişlere göre daha düşüktür. Geleneksel endodontik kavite tasarımlı dişlerde, önemli ölçüde dentin kaybına bağlı olarak fonksiyon sırasında dişlerin kırılma direncini azalır. Bu çalışmanın amacı, kompozit rezin ile restore edilmiş ve termodöngü uygulanmış mandibular molar dişlerde farklı endodontik kavite tasarımlarının kırılma direncine olan etkisini karşılaştırmaktır. Toplam 50 adet yakın zamanda çekilmiş, çürüksüz mandibular molar diş toplandı. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile görüntülendi ve kök kanal morfolojileri göz önüne alınarak dişler kontrol (n=8) ve 3 test grubuna (n=14) ayrıldı. Grup1 kontrol, grup2 geleneksel endodontik kavite (GEK), grup3 truss (kafes) endodontik kavite (TREK) ve grup4 ninja (ultrakonservatif) endodontik kavite (NEK) olacak şekilde ayrıldı. Giriş kavitesinin gruplarda belirtildiği şekilde hazırlanmasından sonra, tüm dişlerin kontrol grubu hariç WaveOne Gold eğeleriyle (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kanal preparasyonu yapıldı ve %1,25 sodyum hipoklorit ile irigasyonu yapıldı. Kök kanalları Waveone Conform Fit gutta perka ve AHplus kanal patı kullanılarak tek kon tekniği ile dolduruldu. Giriş kaviteleri kompozit ile restore edildi. Tüm dişler daha sonra 5°C ile 55°C arasında 60 saniye boyunca 1200 ısıl döngüye tabi tutularak 6 ay yaşlandırıldı. Örnekler, 1 mm/dk hızda 2,5 mm çapında yuvarlak uçlu bir pistona sahip evrensel bir yükleme makinesinde (Testometric, M500-25kN, İngiltere) kırılmak üzere yüklendi ve kırılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. Veriler tek yönlü ANOVA varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey post hoc analizi ile analiz edildi (P <.05). Kırılma paternleri 'onarılabilir' ve 'onarılamaz' olmak üzere kategorize edildi. En yüksek kırılma değeri kontrol grubunda elde edilmiş olup; GEK, TREK ve NEK gruplarından isitatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir (sırasıyla, p<0.0001, p=0.003 ve p=0.017). Kafes ve ninja kavite grupları arasında fark bulunmazken (p=0.900), ninja grubu geleneksel kavite grubundan anlamlı derede daha yüksek kırılma değeri göstermiştir (p=0.035). Kök kanal şekillendirme süreleri açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.112). Toplam süreler incelendiğinde kafes ve ninja kavite grupları arasında fark gözlenmezken (p=0.710) geleneksel kavite grubunda kafes ve ninja kavite gruplarına göre daha kısa sürede kök kanal tedavisi tamamlanmıştır (sırasıyla, p=0.003 ve p<0.0001). En fazla onarılabilir kırık sağlam kontrol grubunda (%75) iken diğer gruplarda benzer oranda onarılabilir kırık mevcuttu (%28,57). GEK erişimli dişler, TREK veya NEK ile hazırlananlardan daha düşük kırılma mukavemeti gösterdi. Ninja "ultra konservatif" endodontik kavite erişimi, truss "kafes" endodontik kavite erişimi ile hazırlananlara kıyasla dişlerin kırılma mukavemetini artırmadı. Giriş kavite boyutunun küçültülmesi ile elde edilen dentin koruması, endodontik tedavili dişin kırılma direncini arttırmaktadır. Farklı giriş kaviteleri kök kanal şekillendirme sürelerini etkilemedi. Ancak Geleneksel kavite grubunda daha kısa sürede kök kanal tedavisi tamamlanmıştır. Kontrol grubundaki dişler, hazırlanan tüm dişlerden daha fazla kırılma direncine sahipti ve daha fazla restore edilebilir kırık gösterdi.