Intolerance of uncertainty
83 theses under this subject heading
The relationship between looming cognitive style and health anxiety
In this thesis study, it was aimed to investigate whether looming cognitive style, that was found to be a cognitive vulnerability factor for anxiety disorders by several studies, predicts health anxiety. While studying this relationship, the effect of anxiety sensitivity and intolerance of uncertainty that were other cognitive vulnerabilities related to health anxiety, and some sociodemographic variables that were found to affect health anxiety by conducting analyses in the current study were controlled statistically. The sample of the study was constructed with the convenience sampling method, and the data of 241 participants were included in the sample. Data were collected by applying the Looming Maladaptive Style Questionnaire-Revised, Anxiety Sensitivity Index-3, Intolerance of Uncertainty Scale, Short Health Anxiety Inventory, and demographic information form. Collected data were analyzed by conducting hierarchical regression analysis and it was found that looming cognitive style did not predict health anxiety after controlling the effects of the control variables in question. To make sense of this result, a mediation analysis was conducted as an ad hoc analysis, and it was found that looming cognitive style predicted health anxiety through the mediation of anxiety sensitivity and intolerance of uncertainty. Findings were discussed within the scope of the literature. Keywords: Looming Cognitive Style, Health Anxiety, Intolerance of Uncertainty, Anxiety Sensitivity
Yetişkinlerde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve çocukluk çağı ebeveyn tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın esas amacı yetişkinlerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve ebeveyn tutumlarının bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ne düzeyde yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılan katılımcıların yaşları "25-52" arasındadır. Örneklem grubu 65 kadın (%65) ve 35 erkek (%35) olmak üzere toplam 100 kişiden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında; Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumu Ölçeği ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği kullanılmıştır. Bununla birlikte katılımcılar Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu ile Demografik Bilgiler Formunu doldurmuştur. Elde edilen verilere yönelik analizde "Bağımsız Örneklem T-Testi", "Korelasyon Analizi" ve "Hiyerarşik Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında; Algılanan Ebeveyn Tutumları kadın katılımcılarda erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunurken, Algılanan Ebeveyn Tutumları değişkeni alt faktörleri olan reddetme anne ve baba tutumları ile aşırı korumacılık anne ve baba tutumları kadın katılımcılarda daha yüksek seviyelerde tespit edilmiştir. Korelasyon analizlerine bakıldığında, değişkenlere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre; reddetme anne tutumu, duygusal yakınlık baba tutumu ve ileriye yönelik kaygının düşünceye odaklanma bilişsel duygu düzenleme stratejisini pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Belirsizliğe tahammülsüzlük kavramının ve ebeveyn tutumları kavramının bilişsel duygu düzenleme stratejilerini düzenlemede önemli bir faktör olduğu ve tedavi müdahalelerinde bu faktöre yönelik müdahalelerin daha uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri geliştirilmesinde önemli katkısı olabileceği düşünülmektedir.
Psikiyatrik belirtiler ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın aracı rolü
Bu çalışmada psikiyatrik belirtiler ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve olumsuz mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın aracı rolü yapısal eşitlik modeliyle sınanmıştır. Araştırma panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, agorafobisi, özgül fobi hastalık kaygısı, majör depresyonu, komorbid anksiyete ve depresyon veya tanımlanmamış diğer bir kaygı bozukluğu tanılarına sahip olan 18-65 yaş aralığında 221 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Sonuçlar deneyimsel kaçınmanın psikiyatrik belirtiler ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve olumsuz mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiye tümden aracılık ettiğini göstermiştir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ve olumsuz mükemmeliyetçilik arttıkça deneyimsel kaçınmanın arttığı, artan deneyimsel kaçınmanın da psikiyatrik belirtileri arttırdığı görülmüştür. Modelin deneyimsel kaçınmadaki varyansın %55'ini açıkladığı; psikiyatrik belirtilerdeki varyansın da %63'ünü açıkladığı bulunmuştur. Çalışma bulguları deneyimsel kaçınmanın tanılar üstü özelliğini desteklemiş ve deneyimsel kaçınmanın çeşitli psikopatolojiler ve klinik özellikler ile yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Klinik değerlendirmelerde ve tedavide deneyimsel kaçınmanın odağa alınmasının tedavilerin etkisini arttıracağı düşünülmektedir. Araştırma bulguları ilgili alan yazın ışığında tartışılarak klinik uygulamalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deneyimsel Kaçınma, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Mükemmeliyetçilik, Psikiyatrik Belirtiler, Tanılar Üstü Yaklaşım
Başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki: COVID-19 sürecine özgü bir çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı, bireylerin başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri ve psikolojik belirtilerin ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 370'i kadın ve 205'i erkek olmak üzere toplam 575 yetişkin katılımcı dahil edilmiş olup yaş ortalaması 32.10±11.54'tür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%64.3), evli olmayan (%56.2), ekonomik durumu orta düzeyde (%67.5) ve sağlık sigortası olan (%90.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun hane halkından biri Covid-19 tanısı almamış (%89) ya da bu nedenle yakın kaybı yaşamamıştır (%85.2); ayrıca, büyük çoğunluğu evinde kişisel alana sahip (%85.9) olup çoğunluğunun hanesinde risk grubu (%84.3), 65 yaş üzeri (%64.2) ya da kronik hastalığı olan (%71.8) kişiler bulunmamaktadır. Sonuçlarımız, belirsizliğe tahammülsüzlüğün işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarını yordadığını; belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarının ise psikolojik belirtileri yordadığını göstermektedir. Aynı zamanda bu değişkenler sosyodemografik özelliklerle ve pandemi ile ilişkili tutumlarla ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bireylerin işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelme eğiliminde oldukları; Covid-19 sürecinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelen bireylerde psikolojik belirtilerin görülme sıklığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bireylerin duruma yönelik algıları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri, başa çıkma tutumları ve psikolojik faktörler salgınları yönetme stratejilerinin başarısında kritik bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Başa Çıkma Tutumları, Psikolojik Belirtiler
COVİD-19 pandemi sürecinde meme kanseri tanısı olan kadınlarda psikolojik sıkıntı ve travma sonrası gelişimin belirleyicileri: Kontrollü bir çalışma
Bu çalışmanın temel amacı, Covid-19 pandemisinden önce kanser gibi yoğun stresli bir yaşam olayı deneyimlemiş olan meme kanserinden sağkalan kadınların Covid-19 pandemi sürecindeki psikolojik sıkıntı (depresyon, anksiyete ve stres) ve travma sonrası gelişim (TSG) düzeyleri ile ilişkili olan faktörleri incelemektir. Çalışmanın örneklemini çalışma grubu olarak yaşları 26-74 arasında (Ort.= 49.86, SS= 9.31) değişen 95 meme kanserinden sağkalan ve kontrol grubu olarak yaşları 27-69 arasında (Ort.= 47.60, SS= 10.04) değişen 87 kanser tanısı bulunmayan olmak üzere toplam 182 kadın oluşturmaktadır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DAS-21), Travma Sonrası Gelişim Envanteri (TSGE), Sosyal Destek Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF) uygulanmıştır. Çalışmanın hipotezlerini test etmek için sosyodemografik değişkenler, Covid-19 ile ilişkili değişkenler, sosyal destek, belirsizliğe tahammülsüzlük ve başa çıkma stratejileri ile psikolojik sıkıntılar ve TSG arasındaki ilişkiler bağımsız gruplar T-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çok değişkenli varyans analizi (MANOVA), Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarında, meme kanseri tanısının kadınların Covid-19 pandemisindeki depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı ancak azalan stres düzeyi ile ilişkili olduğu ve meme kanseri tanısı almış olmanın artan TSG düzeyi ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bağımsız değişkenlerden azalan sosyal destek düzeyi, artan belirsizliğe tahammülsüzlük ve artan duygu odaklı başa çıkmanın artan psikolojik sıkıntıları yordadığı azalan problem odaklı başa çıkmanın ise yalnızca artan anksiyete ve stres düzeylerini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. TSG düzeyini arttıran değişkenler ise artan sosyal destek düzeyi, artan belirsizliğe tahammülsüzlük ve artan problem odaklı başa çıkma olarak belirlenmiştir. Covid-19 ile ilişkili faktörlere bakıldığında, kadınların bir yakınının Covid-19 tanısı alması ve kadınların Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden yakınlarının olması artan stres düzeyi ile ilişkiliyken kadınların kendisinin Covid-19 tanısı alması artan TSG düzeyi ile ilişkili bulunmuştur. Sosyodemografik değişkenler incelendiğinde ise yaşın stres düzeyi ile negatif, eğitim düzeyinin ise TSG düzeyi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Son olarak, anksiyete düzeyi arttıkça TSG düzeyinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde sosyal destek, belirsizliğe tahammülsüzlük ve başa çıkmanın hem psikolojik sıkıntılar hem de TSG üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu sebeple alanda hem genel popülasyon hem de kanser gibi travmatik bir süreç yaşayan bireyler ile çalışan profesyonellerin mevcut faktörlere odaklanması uygulayacakları terapötik müdahalelerin Covid-19 dönemindeki olumsuz psikolojik sonuçların azalırken olumlu psikolojik sonuçların artmasına katkı sağlayacaktır.
Belirsizliğe tahammülsüzlüğün ayrılma anksiyetesi ile ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü: Sağlık çalışanları ve toplum örneklemi karşılaştırması
Koronavirüs (Covid-19) salgını döneminde gerçekleştirilen, sağlık çalışanları ve toplum örnekleminin yer aldığı araştırmada, belirsizliğe tahammülsüzlüğün ayrılma anksiyetesi ile ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi yaşları 19-77 arasında değişen (X= 33.62 SS= 10.43) 525 kişiden (264 kadın, 261 erkek) oluşmakta olup, grup karşılaştırmalı yürütülen bu araştırmada, 265 sağlık çalışanı ile 260 sağlık çalışanı olmayan gönüllü katılımcı yer almaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Envanteri (YAA-27), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Testi (YAB-7) ile toplanmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, sağlık çalışanlarının belirsizliğe tahammülsüzlük, ayrılma anksiyetesi, duygu düzenleme güçlüğü ve yaygın anksiyete belirtileri düzeylerinin, sağlık çalışanı olmayan katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca belirsizliğe tahammülsüzlük, ayrılma anksiyetesi, duygu düzenleme güçlüğü ve yaygın anksiyete belirtileri değişkenleri arasında pozitif yönde ilişkilerin varlığı tespit edilmiş, yaygın anksiyete belirtilerinin etkisi kontrol edildiği durumda dahi belirsizliğe tahammülsüzlük ile ayrılma anksiyetesi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Son ergenlik döneminde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, son ergenlik dönemindeki bireylerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı rolünü incelemektir. Araştırma kapsamında içleme ve dışlama kriterlerine uygun bulunan 430 katılımcının verisi ile analizler gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak kişilerin sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ - 20) ve Beck Anksiyete Envanteri kullanılmıştır. Araştırmamızdaki temel hipotezleri test etmek için, basit regresyon ve doğrusal hiyerarşik regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre belirsizliğe tahammülsüzlük ile aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin anlamlı kısmi aracı etkisi (p=0,000) olduğu tespit edilmiştir p<0.05. Araştırma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkinin anksiyete aracılığı ile gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
Obsesif kompulsif belirtiler, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaygı arasındaki ilişki: Covid-19 sürecine özgü bir çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemi sürecindeki bireylerde obsesif kompulsif belirti, belirsizliğe tahammülsüzlük ve durumluk kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmada 233'ü (%70.2) kadın ve 99'u (%29.8) erkek olmak üzere toplam 332 yetişkin katılımcıya internet üzerinden ulaşılmış olup yaş ortalaması 32.11±10.89 yıldır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu (PE-WEÜR), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ve Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) uygulanmıştır. Verilerin analizi aşamasında bağımsız gruplar t test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), basit doğrusal regresyon ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada katılımcılar DKÖ toplam puanı bakımından karşılaştırıldığında, bekar, yalnız yaşayan, toplu taşıma kullanan, evinde Covid-19 risk grubundan bireyler ile yaşayan, ekonomik düzeyi düşük katılımcıların kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre BTÖ-12 alt boyutlarından hem ileriye yönelik kaygının hem de engelleyici kaygının kaygı düzeyini yordadığı görülmüştür. Yapılan çoklu regresyon analiz sonuçlarına göre ise birlikte ele alındıklarında belirsizliğe tahammülsüzlük kaygıyı yordarken obsesif kompulsif belirtilerin kaygıyı yordamadığı saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmanın bulgularından yola çıkarak belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin obsesif kompulsif belirti düzeylerini yordayıcı bir etken olduğu gözlenmektedir. Pandemi sürecinin belirsizlik içeren doğası düşünüldüğünde, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi yüksek olan bireylerin bu dönemde kaygı düzeylerinin de yüksek olması beklenen şekilde doğrulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Kaygı.
Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi
Yapılan çalışmada 18-45 yaş arası erişkin bireylerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Hedef doğrultusunda dışlama ve dahil edilme kriterleri belirlenmiş ve semptomları manipüle edebilecek etkenlerin dışarıda bırakılması için katılımcıların nörolojik rahatsızlıktan bağımsız olabilmesi için maksimum 45 yaşında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almamış, bu tanıya istinaden ilaç kullanmayan, herhangi bir psikiyatrik ilaç kullanmayan bireylerden oluşması sağlanmıştır. Veriler online olarak toplanmış, toplamda 343 katılımcının katıldığı araştırmada dışlama kriterleri doğrultusunda çalışmadan çıkarılan 139 katılımcı sonrasında 204 katılımcının verileri ile çalışma sürdürülmüştür. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği (EBBÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16) ve Olumlu Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (O-DDGÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS-25 programı kullanılmış, DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü demografik bilgilere göre incelenirken bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Analizlerde ortaya çıkan anlamlı farklar içinse post-hoc testlerinden biri olan Tukey testi kullanılmıştır. Ek olarak DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla pearson korelayson analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile arasında pozitif; güvenli bağlanma stili ile negatif yönlü anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur (p<.05). Kaygılı ve kaçıngan bağlanan katılımcıların DEHB şiddeti güvenli bağlananlara göre daha yüksek olduğu, katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyi arttıkça da DEHB şiddetinin arttığı bulunmuştur.
Aile öngörülemezliği, öngörülemezlik inançları ve kontrol odağının depresif belirtiler, obsesif-kompulsif belirtiler ve kaygı belirtileri ile olan ilişkisinde duygu düzenleme zorlukları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve stresle başa çıkma tarzlarının aracı rolünün yapısal eşitlik modellemesi ile incelenmesi
Depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk ve kaygı bozuklukları işlevselliği ciddi biçimde sekteye uğratabilen bozukluklardır. Yapılan çalışmalar, bu bozuklukların ortaya çıkışında ortak mekanizmaların olduğunu göstermiştir. Bu çalışma kapsamında bahsi geçen tanılar üstü faktörlerden öngörülemezlik inançları, aile öngörülemezliği, kontrol odağı, belirsizliğe tahammülsüzlük, duygu düzenleme zorlukları ve stresle başa çıkma tarzları ele alınmıştır. Ana çalışmadan önce bir ön çalışma yapılarak Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkçeye uyarlama çalışması gerçekleştirilmiştir. Ana çalışmada ise depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk ve kaygı bozukluklarının ortaya çıkışında rol oynayan tanılar üstü değişkenlerle oluşturulan bir model test edilmiştir. Ön çalışmanın örneklemi 563 kişiden oluşurken, ana çalışmanın örneklemi 795 kişiden oluşmuştur. Ön çalışma bulgularından yola çıkarak Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkiye örnekleminde kullanılmak için geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ana çalışmada test edilen model aracılığıyla psikolojik belirtilerdeki varyansın önemli bir kısmı açıklanmıştır. Çeşitli sınırlılıkların yanı sıra yeni bir ölçüm aracının dilimize kazandırılması, öngörülemezlik inançları ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkilerin ilk kez incelenmiş olması ve psikolojik belirtilerle ilişkili birçok tanılar üstü faktörün bir araya getirilmesiyle bu tez çalışmasının alana önemli katkıları olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında birçok tanılar üstü mekanizmayı hedef alan müdahale programları için bir temel oluşturması bakımından da klinisyenler için değerli bilgiler sunmaktadır. Ek olarak davranış örüntülerinin işlevselliğinin bağlama göre değişimi tartışılmış, çevresel öngörülemezlik gibi olumsuz yaşantıların hem psikolojik dayanıklılık hem de psikopatolojiler için yatkınlık faktörü haline gelebileceğine dikkat çekilmiştir.
Covid-19 salgını'nda görev alan sağlık çalışanlarında travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve tükenmişlik belirtilerinin yordayıcısı olarak belirsizliğe tahammülsüzlük, algılanan tehdit boyutu ve duygusal emek değişkenlerinin rolünün incelenmesi
Bu tez çalışmasında COVID-19 Salgını'nda görev alan sağlık çalışanlarının travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve tükenmişlik belirtileri göstermelerinde demografik, salgına ilişkin ve psikolojik değişkenlerin yordayıcı rolü incelenmiştir. Araştırma için 202 kadın (%58.4), 144 erkek (%41.6) olmak üzere 19-66 (Ort = 34.6, ss = 9.0) yaş aralığında 346 katılımcıdan veri toplanmıştır. Anket setini Demografik Bilgi Formu, Olay Etkisi Ölçeği-R, Beck Depresyon Envanteri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Duygusal Emek Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve algılanan tehdit boyutu için bazı anket soruları oluşturmuştur. Bağımlı değişkenlerin belirti düzeyini belirlemek amacıyla betimleyici analizler yapılmıştır. Sonrasında, demografik, salgına ilişkin ve psikolojik bağımsız değişkenlerin travma sonrası stres, depresif ve tükenmişlik belirti düzeyleriyle ilişkisi Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi ile incelenmiştir. Travma sonrası stres, depresif ve tükenmişlik belirti düzeylerini anlamlı olarak yordayan değişkenleri incelemek amacıyla bir dizi Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yürütülmüştür. Araştırmadaki katılımcıların %58'i yüksek travma sonrası stres, %45'i yüksek depresif belirtiler, %26'sı yüksek duygusal tükenme, %26'sı yüksek duyarsızlaşma ve %65'i düşük kişisel başarı belirti düzeylerine sahip bulunmuştur. Ayrıca, genç olmak, erkek olmak, ön safta göre almak, kronik bir rahatsızlığa sahip olmak, sağlık sistemine güvenin azalması, düzenli görülen tedavinin aksaması, ev halkıyla ilişkilerin bozulması, COVID-19 haberlerini günlük takip etme süresinin artması ve meslek nedeniyle maruz kalınan ayrımcılık deneyiminin travma sonrası stres, depresif veya tükenmişlik belirti düzeylerini yordadığı görülmüştür. Psikolojik değişkenlerden belirsizliğe tahammülsüzlüğün İleriye Yönelik Kaygı alt boyutunun Kaçınma, Girici Düşünce, Duygusal Tükenme ve Duyarsızlaşma alt boyutlarını; Engelleyici Kaygı alt boyutunun Girici Düşünce ve Aşırı Uyarılmışlık alt boyutlarını; duygusal emeğin alt boyutlarından Sahte Duygular alt boyutunun tüm sonuç değişkenlerini (Kişisel Başarı alt boyutu hariç); Gizlenen Duygular alt boyutunun Kaçınma ve düşük Kişisel Başarı alt boyutlarını; Derinlemesine Eylem boyutunun yüksek Kişisel Başarı alt boyutunu ve son olarak COVID-19 Tehdit Algısı toplam puanının tüm bağımlı değişkenleri ve alt boyutlarını (düşük Kişisel Başarı) yordadığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler COVID-19 Salgını, sağlık çalışanı, travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler, tükenmişlik belirtileri
Pozitif bireysel faktörlerin Covid-19 kaygısı ile olan ilişkisinin obsesif kompulsif bozukluk ve yaygın kaygı bozukluğu belirtileri kapsamında incelenmesi: Belirsizliğe tahammülsüzlük ve COVİD-19 kaygısının aracı rolü
Salgın hastalıkların kişilerin ruh sağlığı üzerinde çeşitli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada COVID-19 ile ilişkili psikolojik zorlanma, obsesif-kompulsif bozukluk, yaygın kaygı bozukluğu düzeylerinin cinsiyet, COVID-19 tanısı alma, COVID-19 nedeniyle yakınını kaybetme, kronik fiziksel rahatsızlığın olması, 60 yaş üstü bir birey ya da bir çocukla birlikte yaşama ve sağlık çalışanı olma gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmektedir. Araştırmanın bir diğer amacı ise COVID-19 pandemisi döneminde bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik ile obsesif-kompulsif bozukluk ve yaygın kaygı bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik zorlanmanın aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi 18-64 yaş arasındaki 478 yetişkinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak COVID-19 Sıkıntısı Ölçeği, Obsesif-Kompulsif Envanteri-Revize, Yaygın Kaygı Bozukluğu-7 Testi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ile Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği uygulanmıştır. Gruplar arası tek yönlü çok faktörlü varyans analizi (MANOVA) sonuçlarına göre kadınların erkeklere göre, COVID-19 nedeniyle yakınını kaybetmeyenlerin kaybedenlere göre, evde çocuğu ile birlikte yaşayanların yaşamayanlara göre, sağlık çalışanı olanların olmayanlara göre daha düşük düzeyde obsesif-kompulsif bozukluk belirtisi gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca COVID-19 pandemisi döneminde bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik ile obsesif-kompulsif bozukluk ve yaygın kaygı bozukluğu arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik zorlanmanın aracı rol oynadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler COVID-19 sıkıntısı, obsesif-kompulsif bozukluk, yaygın kaygı bozukluğu, bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik, belirsizliğe tahammülsüzlük
Yaygın kaygı bozukluğu belirtileri ile aile öngörülemezliği, duygu düzenleme ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkilerin incelenmesi
İnsanların gelecekte karşılaşabilecekleri olası olumsuz durumlar hakkında bilişsel bir hazırlık içine girmeleri yani endişelenmeleri yaşamlarını idame ettirmeleri için gereklidir. Ancak bu sürecin aşırı ve kontrol edilemez bir hal alması bireylerin yaşamlarını hatırı sayılır derecede etkileyen bir sorun haline dönüşebilmektedir. Yaygın Kaygı Bozukluğu (YKB), aşırı ve kontrol edilemeyen endişe ile karakterize bir sorundur. Bu çalışmanın amacı YKB belirtileri ile aile öngörülemezliği, duygu düzenleme ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini 18-65 yaş aralığındaki 380 kadın (%71,3) ve 153 (%28,7) erkek oluşturmaktadır (N=533). Katılımcıların yaş ortalaması 30.11'dir (SS=10.55). Araştırmada Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Testi, Penn Eyalet Endişe Ölçeği, Geçmişe Dönük Aile Öngörülemezliği Ölçeği, Özgül Duygular Temelli Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizlerinin sonuçlarına göre YKB belirtileri, endişe ve depresyon belirtileri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Aile öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasındaki ilişkinin aile öngörülemezliği toplam puanı, öğün boyutu, anne disiplin boyutu ve baba disiplin boyutu için geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak finansal öngörülemezlikler, anne ve baba kaynaklı fiziksel duygusal doyum öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasında ilişki bulunmamaktadır. YKB belirtileri ile olumsuz duygular arasında pozitif yönde ilişkiler bulunurken olumlu duygular arasında negatif yönde ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Tekrar ölçümlü tek yönlü varyans analizi sonuçları (ANOVA) YKB belirtileri çerçevesinde oluşturulan belirti üst grubu ile belirti alt grubunun duygu örüntüleri açısından farklılaştığını göstermiştir. YKB belirtileri ile genel duygu düzenleme becerileri arasındaki negatif ilişkinin yanı sıra kaygı ve neşe gibi özgül duyguları düzenleme becerileri ile YKB belirtileri arasında da negatif yönde ilişkiler bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, belirsizliğe tahammülsüzlük ile YKB belirtileri arasındaki ilişkinin pozitif yönde olduğu görülmüştür. Yürütülen aracı değişken analizlerinin sonuçları duygu düzenleme becerileri ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aile öngörülemezliği ile YKB belirtileri arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını göstermiştir. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Psikolojik iyi oluşun belirsizliğe tahammülsüzlük, kendini sabotaj ve psikolojik esneklik açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş (mentâl) düzeylerinin belirsizliğe tahammülsüzlük, kendini sabotaj ve psikolojik esneklik açısından incelenmesi; psikolojik esneklik ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide kendini sabotajın aracı rolünün test edilmesidir. İlişkisel tarama yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada çalışma grubu 2022-2023 eğitim-öğretim döneminde üniversite eğitimine devam eden 18-26 yaş aralığında (x̄= 21,55) olan 235'i kadın, 77'si erkek olmak üzere toplam 312 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)", "Kabul ve Eylem Formu II", "Kendini Sabotaj Ölçeği (KSÖ)", "Warwick Edinburgh Mentâl İyi Oluş Ölçeği" kullanılmış ve veriler çevrimiçi ortamda dijital formlar aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı, Hiyerarşik Regresyon Analizi ve Process Macro Model 4 ile Aracı Değişken Analizi kullanılmıştır. Analizler için SPSS 25 paket programı ve SPSS için Process Macro eklentisinden faydalanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre engelleyici kaygı ve ileriye yönelik kaygı olarak iki alt boyutta değerlendirilen belirsizliğe tahammülsüzlüğün mentâl iyi oluşun anlamlı bir yordayıcısı olmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, psikolojik katılık ve kendini sabotajın mentâl iyi oluşu anlamlı olarak yordadığı ve mentâl iyi oluş değişkenindeki toplam varyansın %29'unu açıkladığı saptanmıştır. Aracılık analizine göre de psikolojik katılık ve mentâl iyi oluş arasındaki ilişkide kendini sabotajın aracılık etkisinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların mentâl iyi oluş düzeylerinin demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiş ve hem yaş hem de cinsiyet açısından bireylerin mentâl iyi oluş düzeylerinde anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular literatürde yer alan çalışmalar ışığında tartışılmıştır.
Covid-19 pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı COVID-19 Pandemisi sürecinde üniversite öğrencilerinde belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çin'in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını insanların gündelik hayatlarına belirsizlik ile girmiştir. Nasıl bulaştığını ve tedavisinin ne olduğunun bilinmediği bu virüs baştan itibaren ciddi ölümlere sebep olmuş ve tüm dünyada insanları tedirgin etmiştir. Bu araştırma 600 üniversite öğrencisine online anket olarak uygulanmıştır. Anketlerden eksik dolduranlar çıkartıldığında 574 kişinin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bu araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonucunda çoklu doğrusal regresyon analizine göre; aylık gelir düzeyinin yüksek olması psikolojik iyi oluşu olumlu yönde yordarken geçmiş psikolojik rahatsızlık öyküsü olması olumsuz yönde yordadığı ortaya konulmuştur. ''Psikolojik İyi Oluş'' ve ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeğinin'' alt boyutu toplam puanlar arasındaki korelasyonlar incelendiğinde sadece engelleyici kaygı ile olumsuz yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. ''Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği'' toplam puanları karşılaştırıldığında kadınların erkeklere göre anlamlı oranda yüksek puanlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Alkol kullanmayanların puanları kullananlara göre anlamlı yüksek olduğu bulunmuştur. ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" toplam puanları karşılaştırıldığında sigara kullanmayan insanların ölçek puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak ilaç kullanan insanların puanlarının da anlamlı oranda yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" toplam puanları karşılaştırıldığında; cinsiyet ve kardeş sayısına göre gruplar arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kadınlar erkeklerden, kardeş sayısı 1 olanlar kardeşi olmayanlardan daha yüksek puan aldıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcıların "Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği" ve "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" alt boyut ve toplam puanları arasındaki korelasyonlar incelendiğinde; tüm puanlar arasında olumlu yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Katılımcıların "Psikolojik İyi Oluş" toplam puanı ile "Koronavirüs 19 Fobisi" alt boyut ve toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ortaya çıkmıştır.
Bireylerin bağlanma stilleri ile üstbiliş düzeyleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, bireylerin bağlanma stillerinin, üstbiliş ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkinin ve demografik veriler üzerinden değişkenliğinin incelenmesidir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli doğrultusunda, 2022 yılının son çeyreğinde, Türkiye genelinde, 18-65 yaş arası kadın/erkek katılımcılar ile çevrimiçi olarak yürütülmüştür. Katılımcılara "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II", "Üstbiliş-30 Ölçeği" ve "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, IBM SPSS 24 ve LISREL 8.8 paket programları ile test edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede, sonuçlar normal dağılım göstermiş olup, parametrik testlerden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde, "Bağımsız Örneklem T Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)", "Pearson Korelasyon Analizi", "Yapısal Eşitlik Modeli" ve "Bootstrapping Yöntemi" kullanılmıştır. Analizlere göre, bağlanma stillerinin, üstbiliş ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II'ye göre kaçınma ve kaygı alt ölçekleri ile belirsizliğe tahammülsüzlük alt ölçekleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki elde edilmiştir. Üstbiliş alt ölçekleri ile belirsizliğe tahammülsüzlük alt ölçekleri arasında da anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve travma sonrası stres belirtileri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolünün incelenmesi
Bu tez çalışması kapsamında iki çalışma yürütülmüştür. İlk olarak Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5'in Türkçe uyarlama ve geçerlik güvenirlik çalışması gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada ise çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı istatistiki olarak kontrol edildiğinde belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolü araştırılmıştır. Ölçek uyarlama çalışmasında hayatlarında herhangi bir travmatik yaşantıya maruz kalmış 530 katılımcıdan Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Olay Etkisi Ölçeği-R, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Depresyon Envanteri kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Temel eksenler faktör analizi sonucunda ölçeğin "girici düşünce", "kaçınma", "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" olmak üzere dört faktörden oluştuğu tespit edilmiştir. Cronbach Alfa katsayıları tüm ölçek için .84 ve faktörler için .72 ile .89 arasında değişen katsayılar elde edilmiştir. Ölçeğin test-tekrar test güvenirliği için elde edilen korelasyon katsayılarının .67 ile .83 arasında değiştiği gözlenmiştir. Uyuşma ve ayrışma geçerliği için ölçeklerin korelasyon katsayıları Steiger'in Z-puanı hesaplanarak karşılaştırılmış ve elde edilen sonuç ölçeğin yapı geçerliğine yönelik kanıt olarak kullanılmıştır. Son olarak İşlem Karakteristik Eğrisi (ROC) analizi yapılarak en uygun kesme noktası 25.5 puan olarak belirtilenmiştir. Ölçeğin özgüllüğü .79, duyarlılığı ise .95 olarak bulunmuştur. İkinci çalışma kapsamında 475 üniversite öğrencisinden Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, Penn Eyalet Endişe Ölçeği ve Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Değişkenlerin travma sonrası stres belirtileri üzerinde yordayıcı rolleri hiyerarşik regresyon analizleri ile araştırılmıştır. Buna göre "ileriye yönelik kaygı"nın "girici düşünce" alt boyutunu; "engelleyici kaygı"nın ise "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" alt boyutlarını yordadığı bulunmuştur. "Kaçınma" alt boyutunun ise yordanmadığı tespit edilmiştir. Son olarak düzenleyici değişken analizi kullanılarak çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı sabit tutulduğunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün rolü incelenmiş ve model anlamlı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler TSSTÖ-5, Travma sonrası stres belirtileri, belirsizliğe tahammülsüzlük, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, endişe, kaygı duyarlılığı
Kaygı, karar verme ve belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin sürekli kaygı düzeyi, karar verme davranışı ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arasındaki ilişkilerin ve bu değişkenlerin cinsiyete göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Araştırma, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesindeki çeşitli lisans programlarında öğrenim görmekte olan 105 üniversite öğrencisinin (kadın: 62, erkek: 43) gönüllü katılımıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak Bilgi Formu, Sürekli Kaygı Ölçeği, Iowa Kumar Testi (IKT) ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için ''korelasyon analizi'' ve ''ilişkisiz örneklemler için t-testi'' yapılmıştır.Yapılan analizler sonucunda; üniversite öğrencilerinin IKT performansı ile sürekli kaygı düzeyi ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı çıkmamıştır. Sürekli kaygı düzeyi ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arasında iki cinsiyet grubunda da aynı yönde anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Erkek öğrencilerin IKT performansının kadın öğrencilerden daha yüksek olduğu, kadın öğrencilerin sürekli kaygı düzeyinin erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyinde cinsiyete göre anlamlı bir farklılık olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırma bulguları literatür doğrultusunda tartışılmış ve gelecek çalışmalar için bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karar verme, Iowa Kumar Testi, IKT, kaygı, belirsizliğe tahammülsüzlük, beliren yetişkinlik.
Akciğer kanseri hastalarında travma sonrası gelişim, tekrarlayıcı düşünme örüntüleri, algılanan sosyal destek ve belirsizliğe karşı tahammülsüzlük belirtileri arasındaki ilişkiler
Bu çalışma akciğer kanseri hastalarında travma sonrası gelişim, tekrarlayıcı düşünme örüntüleri, algılanan sosyal destek ve belirsizliğe karşı tahammülsüzlük belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde onkoloji polikliniğine kontrole gelen, akciğer kanseri hastası, 90 kişi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Tamamı erkek olan 37-70 yaş aralığındaki hastalara ' Travma Sonrası Gelişim Ölçeği', 'Tekrarlayıcı Düşünme Ölçeği', 'Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve 'Belirsizliğe Karşı Tahammülsüzlük Ölçeği' ölçekleri uygulanmıştır. Hastalıkla ilgili değişkenlerin etkisini görmek amacıyla, çok yönlü varyans analizi, tek yönlü varyans analizi ve bağlantısız örneklem t testi uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkileri belirlemek için ise, korelasyon analizi ve aşamalı regresyon analizi yapılmıştır. Sonuçlara göre; evrenin travma sonrası gelişim puanı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur F (3,86) = 4.01, p<.05. Korelasyon analizi sonucunda travma sonrası gelişim toplam puanı ile algılanan sosyal destek ve belirsizliğe tahammülsüzlük toplam puanı ve alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<.01). Regresyon analizi sonuçlarına göre travma sonrası gelişim üzerinde tek anlamlı değişken, algılanan sosyal destektir [β = .314, t (88) = 4.212, p < .01]. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Travma Sonrası Gelişim, Akciğer Kanseri, Algılanan Sosyal Destek, Ruminasyon.
Major depresif bozukluk tanılı hastalarda iklim değişikliği endişesinin ve değişkenlerinin incelenmesi
Major depresif bozukluk toplumun tüm kesimlerinde sıklıkla görülen, işlevselliği türlü alanlarda bozabilen, mortalite ve morbiditesi yüksek bir psikiyatrik hastalıktır. Hastalığın prognozunu, tedavi yaklaşımını etkileyen birçok faktörden birinin de eşlik eden diğer ruhsal yakınmalar olduğu bilinmektedir. İklim değişikliği endişesi bu kapsamda hem depresif hastaların bütüncül değerlendirilmesi yönünden hem de başlı başına yeni bir ruhsal bozukluk olarak iyi tanımlanması gereken, oluşumunda etkili olabilecek etmenleri açıklamak amacıyla güncel araştırmalara konu olmayı başarmış bir kavramdır. Bu çalışmanın amacı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde majör depresif bozukluk tanısıyla takip edilen hastaların iklim değişikliği endişe düzeylerinin ve bu kavramın bağlı olabileceği düşünülen demografik değişkenlerin, belirsizliğe tahammül düzeyinin ve baş etme tutumlarının incelenmesi, iklim değişikliği endişesine dair bilgi dağarcığının genişletilmesine katkıda bulunmaktır. Bu doğrultuda çalışmaya 82 major depresif bozukluk tanılı hasta ve 80 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Veriler Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Depresyon Ölçeği, İklim Değişikliği Endişesi Ölçeği, İklim Değişikliğinin Önlenmesine Yönelik Umut Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmamızın sonucunda eğitim düzeyi arttıkça eko-anksiyetenin arttığı, yaş ve belirsizliğe tahammülsüzlük ile eko-anksiyetenin doğru orantılı olduğu saptandı. İklim değişikliği endişesi daha fazla olan bireylerin bu antitenin önlenebileceğine dair umutlarının da daha fazla olduğu görüldü. Eko- anksiyetenin cinsiyet ile ilişkili olmadığı saptandı; anksiyete düzeyi değiştikçe ön planda tercih edilen başa çıkma tutumlarında da değişkenlik olduğu bulundu. İklim değişikliği endişesinin depresyon hastalarında ortaya çıkardığı kötü prognostik faktörlerin ve sağlıklı bireylerde oluşturduğu ruhsal yakınmaların daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemli uzunlamasına çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük, depresyon, eko-anksiyete, iklim değişikliği endişesi
Belirsizliğe tahammülsüzlük ile kişiler arası problem çözme arasındaki ilişkide olumlu ve olumsuz ruminasyonun aracılık rolü
Bu araştırmada belirsizliğe tahammülsüzlük ile kişiler arası problem çözme arasındaki ilişkide olumlu ruminasyon ve olumsuz ruminasyonun aracı rolleri incelenmiştir. Bu amaçla 983 üniversite öğrencisi ile çalışma yürütülmüştür. Katılımcılardan "Kişisel Bilgi Formu", "Kişiler Arası Problem Çözme Envanteri", "Olumlu ve Olumsuz Ruminasyon Ölçeği", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Katsayısı için SPSS 26.0 paket programı ve aracı değişkenlerin etkisi için SPSS Process Makro (Model 4) kullanılmıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile kişiler arası problem çözme envanteri alt boyutları (probleme olumsuz yaklaşma, yapıcı problem çözme, kendine güvensizlik, sorumluluk almama, ısrarcı-sebatkâr yaklaşım) arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Olumlu ruminasyon ile probleme olumsuz yaklaşma, kendine güvensizlik ve sorumluluk almama arasında anlamlı negatif; yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkâr yaklaşım ile anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Olumsuz ruminasyon ile probleme olumsuz yaklaşma, kendine güvensizlik ve sorumluluk almama arasında anlamlı pozitif; yapıcı problem çözme ile anlamlı negatif ilişki bulunurken ısrarcı-sebatkâr yaklaşım ile anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlüğün olumlu ruminasyon aracılığıyla probleme olumsuz yaklaşma, yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkâr yaklaşım üzerindeki dolaylı etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Ayrıca belirsizliğe tahammülsüzlüğün olumlu ruminasyon aracılığıyla kendine güvensizlik ve sorumluluk almama üzerindeki dolaylı etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Belirsizliğe tahammülsüzlüğün olumsuz ruminasyon aracılığıyla probleme olumsuz yaklaşma, kendine güvensizlik, sorumluluk almama üzerindeki dolaylı etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Ayrıca belirsizliğe tahammülsüzlüğün olumsuz ruminasyon aracılığıyla yapıcı problem çözme, ısrarcı-sebatkâr yaklaşım üzerindeki dolaylı etkisinin anlamlı olmadığı görülmektedir. Araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve gelecekte yapılacak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Relationship between prenatal depression, cognitive distortions, emotion regulation, and perceived social support
The primary purpose of this study is to examine whether depressive symptoms experienced by expectant mothers are related to perceived social support, emotion regulation, and cognitive distortions. In addition, the predictive effect of these variables on pregnancy depression was also investigated. The study showed that there is a relationship between depression and perceived social support, use of cognitive distortions, and expressive suppression but not reappraisal. Experiencing stressful life events, expressive suppression, and cognitive distortions were found to predict depressive mood in pregnant women. This research aims to shed light on the future therapy models that can be created for pregnant women.
Öğretmen adaylarında belirsizliğe tahammülsüzlük ile öğrenme tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada, öğretmen adaylarının belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri ile öğrenme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 122 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" ve "Öğrenmeye İlişkin Tutumlar Ölçeği" uygulanmıştır. Öğretmen adaylarından alınan yanıtlar istatistik paket programına girişleri yapılarak veri analizine hazır hale getirilmiştir. Sosyodemografik değişkenler bakımından belirsizliğe tahammülsüzlük ve öğrenmeye ilişkin tutumlar ölçeklerinden elde edilen puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız örneklem T-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlük ve öğrenmeye ilişkin tutumlar arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının belirsizliğe tahammülsüzlük puanları ile öğrenmeye ilişkin tutumlar arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. COVID-19 öyküsü olmayan öğretmen adaylarının öğrenme tutumları puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. COVID-19 salgın döneminde öğretmen adaylarının öğrenmeye ilişkin tutumlarını etkileyen durumlar arasında belirsizliğe tahammülsüzlüğün olabileceği sonucu elde edilmiştir. Öğretmen adaylarına yönelik psikososyal ve psikoeğitim müdahalelerinin elde edilen bulgular kapsamında yapılandırılabileceği düşünülmektedir.
Yetişkinlerde yeme tutumları ile duygu düzenleme güçlüğü, bağlanma stilleri ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün ilişkisi
Bu araştırma, yetişkin bireylerin yeme tutumları ile duygu düzenleme güçlüğü, bağlanma stilleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaki çalışma grubu, Türkiye'nin çeşitli illerinden katılan, 18-57 yaş arasında 214 kadın, 176 erkek olmak üzere toplam 390 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılar uygun örnekleme yöntemi ile belirlenerek katılımcılara, çevrimiçi olarak Google Form aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırma verileri ise Hollanda Yeme Davranışları Anketi (YDA), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) , Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin istatistiksel olarak yorumlanabilmesi amacıyla frekans analizi, tek yönlü anova testi, bağımsız gruplar t testi, kruskal wallis testi, pearson korelasyon testi analizi gerçekleştirilmiştir. Genel anlamda, yeme tutumları ile kaygılı bağlanma stili, duygu düzenleme güçlüğü ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün anlamlı olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Duygusal yemenin kaygılı bağlanma stili, belirsizliğe tahammüldüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile; dışsal yemenin belirsizliğe tahammülsüzlük, kaçınmacı bağlanma stili, duygu düzenleme güçlüğü ile; kısıtlayıcı yemenin ise belirsizliğe tahammülsüzlük ile anlamlı olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca yeme tutumları demografik değişkenlerden yaş, cinsiyet, diyetisyene başvuru yapma, psikolojik destek alma, eğitim durumu, beden memnuniyetsizliği ve kilo değerlendirmesine göre farklılaşmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeme Tutumları, Yetişkin Bağlanma Stilleri, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Belirsizliğe Tahammülsüzlük