Helicobacter pylori

83 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrit tanısı alan hastaların endoskopik biyopsilerindeki histomorfolojik değişikliklerin kesitsel olarak retrospektif değerlendirilmesi

Akut ve kronik gastrit mide mukozasındaki inflamatuar değişiklikleri tanımlamaktadır. Başta Helicobacter pylori enfeksiyonu olmak üzere otoimmünite, beslenme biçimi, ilaç kullanımı ve alkol gibi birçok faktör akut ve kronik gastrit etiyolojisinde rol oynamaktadır. Gastrit tanısı mide endoskopik görüntülenmesi ve bu sırada alınan endoskopik biyopsilerin ışık mikroskobunda incelenmesi ile konulmaktadır. Aktif ve/veya kronik gastritin tanısının doğru şekilde konulması ve mümkünse etiyolojisinin aydınlatılması sadece hastanın tedavisi için değil, aynı zamanda bu etiyolojik faktörlerin (örn. H. pylori enfeksiyonu, otoimmün gastrit) neden olabileceği maligniteler açısından da önem taşımaktadır. Tüm dünyada en sık reçete edilen ilaç gruplarından biri olan proton pompa inhibitörlerinin (PPI) mide mukozası üzerinde ve tipik olarak antrum baskın kronik aktif gastrit tablosuna neden olan H. pylori gastritinin topografisinde değişiklikler yaptığı bilinmektedir. Ayrıca uzun dönem PPI kullanımı birçok yan etki ile ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle gastrit tanısı konulan hastalarda bu değişikliklerin tanınması önemlidir. Gastritlerin endoskopik ve patolojik olarak kapsamlı, evrensel ve tekrarlanabilir sınıflamasını amaçlayan güncellenmiş Sydney Sistemi, midenin en uygun şekilde değerlendirilebilmesi için antrum, korpus ve incisura angularis bölgelerinin örneklenmesini önermektedir. Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalında 1995 ve 2015 yıllarında gastrit tanısı alan 400 hastanın mide endoskopik biyopsileri retrospektif olarak ışık mikroskobunda tekrar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonunda 1995 yılında sadece antrum bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 155 (%77,5); sadece korpus bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 18 (%9); hem antrum hem korpus bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 27'dir (%13,5). 2015 yılında sadece antrum bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 85 (%42,5); sadece korpus bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 23 (%11,5); hem antrum hem korpus bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 92'dir (%46). 2015 yılında hem antrum hem korpus bölgesinin örneklendiği vaka sayısı 1995 yılına göre artmıştır (p<0,05). 1995 yılına ait 200 vakadan 152 tanesi (%76) H. pylori gastriti (HP), 1 tanesi (%0,5) otoimmün gastrit (OİG), 5 tanesi (%2,5) H. pylori gastriti ve OİG (HP+OİG), 30 tanesi (%15) kronik gastrit (KG), 7 tanesi (%3,5) kimyasal gastrit/gastropati (KimG), 3 tanesi (%1,5) gastrik ülser (GÜ), 1 tanesi (%0,5) lenfositik gastrit (LG) ve 1 tanesi (%0,5) doğal görünümde mide mukozası (MM); 2015 yılında 200 vakadan 87 tanesi (%43,5) HP, 8 tanesi (%4) OİG, 10 tanesi (%5) HP+OİG, 79 tanesi (%39,5) KG, 12 tanesi (%6) KimG, 2 tanesi (%1) GÜ ve 2 tanesi (%1) MM konsensüs tanısı almıştır. 2015 yılında H. pylori gastriti konsensüs tanısı alan vaka sayısı 1995 yılına göre azalmıştır (p<0,05). OİG ve HP+OİG konsensüs tanılı vakalar karşılaştırıldığında 1995 ve 2015 yılları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,7). 2015 yılında parietal hücrelerde belirginleşme morfolojik bulgusunun görüldüğü vaka sayısı 1995 yılına göre artmıştır (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda (i) mide endoskopik biyopsilerinde hem antrum hem korpus örneklemesinin zaman içerisinde arttığı ancak halen rutin bir uygulama haline gelmediği; (ii) H. pylori gastriti oranının 20 sene içerisinde anlamlı olarak azaldığı (%78,5'a karşı %48,5); (iii) otoimmün gastrit oranının uygun örnekleme yapılmadan verilemeyeceği; 1995-2015 yılları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadığı; (iv) PPI kullanımının 2015 yılında 1995 yılına göre anlamlı bir artış gösterdiği bulunmuştur. Tüm dünyada giderek azalan H. pylori gastriti prevalansı, otoimmün gastrit tanısını tekrar gündeme getirmiştir. Son yıllarda gittikçe artan PPI kullanımının kısa ve uzun dönem olası sonuçları hakkında birçok çalışma mevcuttur. Gastroenterolog ve patologların bu konularda farkındalık sahibi olması gereklidir.

BiyopsiEndoskopiGastrit+5
Özge Sular
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mide kanserinde polimorfik Helicobacter Pylori CagA genotiplerinde miR-200a-3p, miR-223-5p ve miR-29a-3p ekspresyon analizi

Mide kanseri, dünyada en yaygın beşinci malignite olup kansere bağlı ölümlerin önde gelen üçüncü nedenidir. Helicobacter pylori, mide kanser gelişimiyle ilişkili cagA virülans faktörü içermektedir. CagA geninin 3' değişken bölgesindeki dizi varyasyonlarının (A, B, C EPIYA motiflerinin sayısı ve R1, R2, R3 bölgelerinin organizasyonuyla oluşan A, B, C ve D cagA yapısı) mide kanser riskini etkilediği saptanmıştır. Özellikle birden fazla EPIYA-C motifi içeren C-tipi cagA'ya sahip suşların, mide kanser riskini artırdığı gösterilmiştir. Helicobacter pylori virülans faktör cagA' nın, let-7 dahil birçok miRNA ifadesini değiştirdiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada kanserli mide dokularından izole edilen Helicobacter pylori suşlarının cagA geninin 3' değişken bölgesindeki dizi varyasyonlarını saptamak üzere PZR analizi yapıldı. Helicobacter pylori enfekte kanserli mide dokularında, miR-200a-3p, miR-223-5p ve miR-29a-3p miRNA'larının ifade değişimi kantitatif gerçek zamanlı PZR ile analiz edildi. CagA 3' değişken bölgedeki dizi varyasyonlarına (ABC EPIYA motifli A-tipi cagA ve AB-ABC EPIYA motifli A ve C tipi cagA) sahip suşlarla enfekte dokularda, miR-29a-3p ve miR-200a-3p ifadesinin azaldığı, miR-223-5p ifadesinin ise arttığı belirlendi.

Helicobacter pyloriMikro RNA
Meyrem Osum
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mide kanserinde polimorfik Helicobacter pylori vaca genotiplerinde miR-200a-3p, miR-223-5p AND miR-29a-3P miRNA'larının ekspresyon analizi

Mide kanseri insidansı ve mortalitesi oldukça yüksek olan bir kanser türüdür. Küresel çapta kansere bağlı ölüm oranlarında ikinci sırada yer almaktadır. H. pylori mide kanseri risk faktörü olarak bilinmektedir. H. pylori'den vakuol oluşturucu bir protein salınmaktadır. Vakuol oluşturucu proteinin vacA adı verilen gen tarafından kodlandığı bilinmektedir. VacA'nın kodladığı protein prekürsör halde 140 kDa boyutundadır. Salgılanan proteinden proteolotik prosesler sonucunda 88 kDa'lık aktif toksin bölgesi oluşmaktadır. Aktif toksin bölgesi p33 ve p55 adlı iki koldan meydana gelmektedir. Bu iki kol üzerinde s-, m- ve i- bölgeleri mevcuttur. H. pylori vacA toksin bölgelerinde farklı alleller (S1/M1/i1 veya S2/M2/İ2) içeren formlar bulunmaktadır. S1/M1/İ1 allelleri en polimorfik formlardır. H. pylori vacA'nın vakuol oluşturma yeteneği ile apoptozu tetiklemesi ve T lenfositlerinin proliferasyonunun baskılanması gibi diğer etkileri arasında doğrudan bir ilişki mevcuttur. H. pylori virülans faktör VacA'nın, let-7 dahil birçok miRNA ifadesini değiştirdiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada kanserli mide dokularından izole edilen H. pylori suşlarında VacA geninin polimorfik bölgelerini saptamak üzere PZR analizi yapıldı. Farklı VacA formlarına sahip kanserli mide dokularında, miR-29a-3p, miR-200a-5p ve miR-223-3p miRNA'larının ifade değişimi kantitatif gerçek zamanlı PZR ile analiz edildi. Farklı VacA formlarının mide kanseri dokularında, çalışılan miRNA'ların ifade seviyesini etkileyebileceği gözlemlendi.

Helicobacter pyloriMide kanseriMikro RNA
Ferhat Erdoğan
Haliç University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine başvuran hastalarda helicobacter pylori sıklığı

Helicobacter pylori (H. pylori) infeksiyonu dünyada oldukça sık görülmektedir. H. pylori'nin görülme sıklığı, özellikle düşük sosyo-ekonomik durum, sağlık önlemlerinin yetersizliği, toplu yaşam koşulları ve su kaynaklarındaki sorunlarla ilişkili olarak artış göstermektedir. H. pylori ile infekte ve aşırı asit salgılanması olan kişiler mide ülseri, mide kanseri ve duodenum ülseri açısından büyük risk taşırlar. Özellikle mide kanseri açısından H. pylori tanısı konup antimikrobiyal tedavi ile eradike edilen hastalarda kanser riski büyük oranda azalmaktadır. Çalışmada H. pylori tespit edilen kişilerin Gastroenteroloji Kliniğine yönlendirilmesi ve ileri tetkikler uygulanması neticesinde, teşhisin kesinleştirilmesi ve erken teşhis konulması suretiyle, tedavi planına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Van il merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezimize başvuran hastalardan rastgele seçilen 189'u kadın, 129'u erkek, 17-83 yaş aralığındaki (yaş ortalaması 45.24) 318 kişi üzerinde yapılan bu çalışmamızda; girişimsel olmayan (non-invaziv) testlerden özgüllüğü %100, duyarlılığı %98.8, doğruluğu %98.9 olan gaita hızlı antijen kaset testi kullanıldı. Çalışma sonunda hastaların gastrik şikâyetlerinin olup/olmadığı, H. pylori mikrobuna etki eden ilaç kullanımının olup-olmadığı cinsiyet, yaş ve test sonucu bilgilerinin SPSS programı yardımı ile istatistik çalışması yapılarak sonuçlar değerlendirildi. Çalışmamızda 75'i(%58.1) kadın ve 54'ü (%41.9) erkek olmak üzere 129 (%40.6) kişinin dışkısında H. pylori pozitif olarak tespit edildi. Cinsiyetlerin kendi içindeki test sonucu pozitifliği oranı açısından; kadınların %39.7'sinde ve erkeklerin %41.9'unda H. pylori pozitif olarak tespit edildi. H. pylori pozitif olanların yaş aralığının 17-74 ve yaş ortalamasının 45.90 olduğu ve yaşın ilerlemesine paralel olarak H. pylori pozitifliğinin de artış gösterdiği, 17-25 yaş grubunda % 36.6, 26-45 yaş grubunda % 38.4, 46-65 yaş grubunda %43.3 ve 65-83 yaş grubunda ise %41.4 olduğu; bu durumda en yüksek oranın 46-65 yaş grubunda (%43.3) olduğu sonraki yaş gruplarında ise biraz azaldığı tespit edildi. Test sonucu pozitif olanların 91'inde (%70.5) gastrik şikâyetlerin olduğu gözlendi. H. pylori antijen pozitifliği oranının erkek ve kadınlarda birbirine yakın olması nedeniyle herhangi bir cins lehine H. pylori'ye yatkınlık durumundan söz edilemez. H. pylori her yaşta görülebilir ve yaş ilerlemesine paralel olarak artış gösterir. Ülkemizde yapılmış diğer çalışmalar ile kıyas edildiğinde bu çalışmamızda H. pylori pozitifliğinin düşük olması önemlidir. Gastrik şikâyeti olan kişilerde test pozitiflik oranı daha yüksektir. PPI kullanımının H. pylori eradikasyonu üzerinde etkisi açıktır. Toplumumuzda genel olarak ilaç kullanımı özelde de antimikrobiyal ve PPI (Proton Pompa İnhibitörü) grubu ilaç kullanımı çok yaygındır ve bu sebeple H. pylori'nin farkında olmadan istem dışı olarak tedavi edilmiş olması muhtemeldir.

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziGastroözofageal reflü+5
Abdullah Sakman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan mide adenokarsinoma hücrelerinde Helicobacter pylori'nin neden olduğu DNA çift sarmal kırıkları ve oksidatif strein değerlendirilmesi

Çeşitli mikroorganizmaların oluşturduğu infeksiyonların reaktif oksijen bileşikleri (ROS) ve reaktif azot bileşiklerinin (RNS) oluşumuna yol açtığı iyi bilinmektedir. Bu bileşiklerin de intrasellüler oksidan/antioksidan dengeyi değiştirip oksidatif strese neden olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Oksidatif stres, birçok farklı mekanizma ile DNA hasarı oluşturabilmektedir. DNA hasarı, basit ve onarılabilir baz lezyonlarından, en tehlikeli DNA hasarı olan DNA çift sarmal kırıklarına (DSB) dek oldukça geniş bir yelpazede görülebilir. Radyasyon ve bazı bakteri toksinleri DSB'yi indükleyerek, karsinojeneze yol açabilir. Helicobacter pylori gastrik mukozada kronik infeksiyona neden olan bir Gram negatif bakteridir. Helicobacter pylori infeksiyonu Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından "Grup I karsinojen" olarak sınıflandırılmıştır. Helicobacter pylori'nin neden olduğu toksisite altında yatan mekanizmalar ve bu bakterinin yol açtığı gastrik karsinojenezin mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Çalışmalar Helicobacter pylori'nin hem doğrudan DNA hasarı yaparak, hem de epigenetik mekanizmalarla genetik instabiliteye neden olduğunu göstermektedir. Helicobacter pylori infeksiyonu konak DNA'sında oksidatif hasara neden olmaktadır. Literatürde, Helicobacter pylori infeksiyonunun oksidatif strese ve DSB'ye neden olduğu ve DSB onarım mekanizmalarını da etkileyebileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak, Helicobacter pylori infeksiyonu ile oksidatif stres arasındaki ilişkiyi inceleyen yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu verilerin ışığında gerçekleştirilen tez kapsamında, gastrik adenokarsinoma (AGS) hücrelerinin Helicobacter pylori'ye maruziyeti sonucu ortaya çıkabilecek olası sitotoksisite, intrasellüler ROS artışı ve oksidatif stres, DNA baz lezyonları, DNA onarım proteinlerindeki değişiklikler, apoptotik ve otofajik değişiklikler detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Ayrıca, AGS hücrelerinin Helicobacter pylori'yle infekte olması sonucu, hücrelerde DSB'nin bir biyogöstergesi olan histon 2A ailesi üyesi X (H2AX) fosforilasyonunun (-H2AX) belirlenmiştir. Diğer taraftan, DSB onarım yolaklarıyla ile Helicobacter pylori maruziyeti sonucu ortaya çıkabilecek DSB'lerin onarılabileceği de düşünülerek çalışmaya bir DSB onarımında önemli rolü olan DNA-protein kinaz (DNA-PK) inhibitörü eklenmiş ve ilgili parametreler DNA-protein kinaz inhibitörü varlığında da ölçülmüştür. Bu şekilde, DSB onarımı bozulmuş bireylerde Helicobacter pylori infeksiyonunun neden olabileceği olası durumun öngörülmesi planlanmıştır. Elde edilen sonuçlar, Helicobacter pylori infeksiyonunun özellikle DNA-PK inhibitörü varlığında oksidatif streste önemli artışlara, DNA onarım proteinlerinde değişikliklere ve g-H2AX düzeylerinde belirgin artışlara yol açtığı ve apoptozu ve otofajiyi tetiklediği görülmüştür. Diğer taraftan, Helicobacter pylori ve DNA-PK inhibitörü birlikte maruz kalan grupta apoptoz ve otofajinin çok daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Helicobacter pylori infeksiyonunun özellikle DSB onarımında sorun olan hücrelerde ciddi sorunlara yol açabileceği belirlenmiştir.

AdenokarsinomApoptozisDNA hasarı+5
Didem Oral
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Apiterapötik yenilebilir nanoemülsiyonların sentezi ve karakterizasyonu

Son yıllarda apiterapötik ürünler, doğal biyolojik aktiviteleri ve fonksiyonel gıdalardaki potansiyelleri nedeniyle dikkat çekmektedir. Arı ürünlerinin bu terapötik etkileri, fenolik bileşikler ve flavonoidler gibi sekonder metabolitlerden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada, bahsedilen iki önemli arı ürününe dayalı yenilebilir nanoemülsiyon sistemleri geliştirilmiş ve çok yönlü olarak karakterize edilmiştir. İlk aşamada, farklı oranlarda biyoterapötik hammaddeler ile Tween 80 (TW 80) içeren formülasyonlar, ultrasonik prob homojenizasyonu ile nano boyutta emülsiyonlara dönüştürülmüştür. Elde edilen nanoemülsiyonlar, pH, optik yoğunluk, % geçirgenlik, boya çözünürlüğü ve yayılabilirlik gibi fizikokimyasal parametreler açısından değerlendirilmiş; ayrıca zamanla kararlılıklarını belirlemek amacıyla stabilite analizleri gerçekleştirilmiştir. Morfolojik incelemeler için SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri uygulanırken, FTIR spektroskopisi ile nanoemülsiyonlarda yer alan fonksiyonel gruplar ve olası etkileşimler ortaya konmuştur. Biyolojik açıdan, formülasyonların antioksidan aktiviteleri DPPH radikal süpürme yöntemiyle, antienflamatuvar potansiyelleri ise protein denatürasyonunu inhibe etme yetenekleriyle değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek biyolojik aktiviteye sahip formülasyonlar belirlenmiş ve optimizasyon çalışmaları yürütülmüştür. Ayrıca, propolis ve arı ekmeği ekstrelerinin fenolik içeriği HPLC analizleri ile ortaya konmuş, formülasyonlardaki etkinliğin kaynağı olan bileşikler tanımlanmıştır. Uygulanan Helicobacter pylori antimikrobiyal analizi ile gastrik ülser üzerindeki olası terapötik etkiler de değerlendirlmiştir. Elde edilen bulgular, propolis ve arı ekmeği bazlı nanoemülsiyonların hem biyolojik aktiviteleri hem de fizikokimyasal özellikleri bakımından fonksiyonel gıda veya farmasötik ürün geliştirme açısından yüksek potansiyel taşıdığını göstermektedir. Yüksek antioksidan, antienflamatuvar ve antimikrobiyal etkinin yanında minimum kararlılık kaybı ortaya konulmuş olup optimizasyon aşamalarından yararlanılarak elde edilen koşullar minimum hammadde ve maksimum kazanım ilkesini vurgulamaktadır.

Helicobacter pyloriPropolis
Aslıhan Erkek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Halk Sağlığı Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endoskopik tanı ile helikobakter pilori arasındakı ilişkinin değerlendirilmesi ve elde edilen bulguların son 20 yıl içindeki değişimi

Amaç: Çalışmada 1998-2000 ve 2018-2020 yıllarında histopatolojik olarak Helikobakter pilori araştırılan hastalarda, bölgemizde Hp prevalansı ve bu prevalansın yıllar içindeki değişimi saptanmaya çalışılırken aynı zamanda endoskopik tanı ile Helikobakter pilori arasındaki ilişki ve bu ilişkinin de yıllar içindeki değişimi belirlenmeye çalışıldı. Çalışmamıza 1998-2000 yılları arasında 3791 hasta, 2018-2020 yılları arasında ise 2831 hasta alındı. Çalışmamızda özellikle son 20 yıl içindeki değişim ortaya konulmaya çalışıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Gastroenteroloji Endoskopi Ünitesinde Özefgogastroduedonoskopi (ÖGD) incelemesi yapılan ve biyopside Helikobakter pilori araştırılan vakalar alındı. Çalışma retrospektif olarak yürütüldü. Mide rezeksiyonu geçiren veya son 2 haftada proton pompa inhibitörü ya da antibiyotik kullanan, ya da 18 yaştan küçük hastalar çalışmaya alınmadı. Bulgular: 1998-2000 yılları arasında 3791, 2018-2020 yılları arasında 2831 olmak üzere toplamda 6622 hasta çalışmaya alınmıştır. ÖGD yapılan hastalarda Hp prevalansı 1998-2000 yılları arasında %49.5, 2018-2020 yılları arasında %27.3 olarak saptanmıştır. Endoskopik tanılar ayrı ayrı değerlendirildiğinde Hp prevalansının tüm tanı kategorilerinde yıllar içinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gastroözofageal reflü; Helicobakter enfeksiyonları; Mide ca; Peptik ülser; Gastrit; Gastrik ülser; Helicobakter pylori prevalansı

EndoskopiGastritGastroözofageal reflü+5
Etıbar Mammadov
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mide kanserinde matriks metalloproteinaz (MMP) genlerinin ifadesi üzerine oksidatif stres ve RNA müdahalesinin etkisi

Mide kanseri dünya genelinde en sık görülen dördüncü kanser türü olup son yıllarda görülme sıklığının azalmasına rağmen, kanserle ilişkili ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Kanserin ortaya çıkmasında oksidatif stresin rol oynadığı her ne kadar bilinse de, bu ilişkinin nasıl olduğu çok iyi bilinmemektedir. Tümör hücrelerinin invazyon ve metastaz yapmaları, bölgesel bağ dokuyu parçalayan matriks metalloproteinazlar (MMP) ile gerçekleşir. Tümör hücrelerinin daha agresif hale gelmesinde ve genel anlamda kanserin yayılmasında MMP'ler büyük öneme sahiplerdir.Bu çalışmada, tümör invazyonunda rol oynayan MMP genlerinin ve onkojenik transformasyonda rol oynayan ß-katenin'in gastrik kanser biyopsilerinde ve hücre hatlarında oksidatif strese bağlı olarak değişimlerinin gösterilmesi amaçlanmıştır. AGS hücre hattında MMP-3'e özgü RNA müdahalesinin etkisini araştırmak çalışmanın diğer bir amacını oluşturmaktadır. Gastrik kanserli biyopsi örneklerinde gen ifadelerine RT PCR, hücre hatlarında stres koşulları altında değişen gen ifadelerine ise Q-RT PCR ile bakılmıştır. Doku örnekleri ve hücre hatlarında ß-katenin ve 8-OHdG'in lokalizasyonuna immünohistokimyasal yöntemle bakılmıştır. Değişen stres koşullarında hücre hatlarının invazyon seviyelerine bakılmıştır. MMP-3'ün ifade olduğu AGS hücre hattında MMP-3 siRNA'sı hücre içerisine transfeksiyon yöntemi ile sokulup gen ifadesi değişimlerine Q-RT PCR ile bakılmıştır.Çalışılan doku örneklerinde MMP ve ß-katenin geninlerinin tümörlü dokularda daha fazla ifade olduğu görülmüştür. Hücre içinde ß-katenin'in % 85 oranında sitoplazmik ve membranöz lokalizasyonu görülürken, % 20 oranında nükleer lokalizasyonu görülmüştür. Hücre hatlarında H2O2'nin göstermiş olduğu toksisite benzerlik gösterirken, hücrelerin bu strese verdikleri tepki farklı olmuştur. MKN-45 hücre hattı H2O2 ile apoptoza girerken diğer hücre hatlarının girmediği görülmüştür. H. pylori enfeksiyonu'nun ß-katenin ve MMP genlerinin ifadelerinde değişiklik yaratmazken H2O2 MMP-1, MMP-7, MMP-14, MMP-15, MMP-17 ve ß-katenin ifadesinde artışa sebep olmuştur. Stres koşulunun ortadan kaldırıldığı durumda gen ifadelerinde görülen azalış, gen ifadelerindeki değişmenin tamamen oksidatif strese bağlı olduğunun göstergesidir.AGS hücre hattında MMP-3 genin susturulması MMP-15 ifadesini azaltırken MMP-10'nun ifadesini arttırmıştır. Gastrik kanserde de MMP-3 genin diğer MMP'leri regüle etmesiyle kilit bir göreve sahip olabileceği düşünülmektedir.

Beta kateninHelicobacter pylori
Salih Gencer
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında Helicobacter pylori enfeksiyonunun rolü

Amaç: Psoriasis, sık görülen, kronik, inflamatuvar ve hiperproliferatif bir deri hastalığıdır. Psoriasisin tetiklenmesinde enfeksiyon hastalıkları özellikle beta hemolitik streptokoklar önemli rol oynayabilmektedir. Bu bakımdan gram-negatif eğri veya spiral bir bakteri olan H.pylori'nin psoriasisin oluşmasında rolü olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Temmuz 2009?Aralık 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran klinik olarak psoriasis tanısı almış 56 hasta (ortalama yaş, 38.43±14.08 yıl; 32 erkek, 24 kadın) dahil edildi. Kontrol grubu olarak da, psoriasis hastalığı ve H.pylori ile ilişkili dermatolojik hastalığı olmayan 57 hasta (ortalama yaş, 37.9±13.73 yıl; 26 erkek, 31 kadın) çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalar ve kontrol grubunda H.pylori araştırmak için ÜNT yapıldı.Bulgular: 56 psoriasisli hastanın 38'inde (%67.9) ve 57 kontrol hastasının 38'inde (%66.7) ÜNT pozitif saptandı. Psoriasis hastaları ve kontrol grubu arasında ÜNT pozitifliği yönünden anlamlı bir fark yoktu (p=0.89). Tırnak psoriasisi olan 33 hastanın 24'ünde (%72.7) ÜNT pozitif sapatanırken, tırnak tutulumu olmayan 23 hastanın 14'ünde (%60.9) ÜNT pozitif bulundu (p=0.35). GİS şikayetlerinden reflü şikayeti olan tüm psoriasis hastalarında ÜNT pozitif saptandı (p=0.005). Psoriasis tipine göre ÜNT pozitiflik oranları: plak, 34/46 (%73.9); guttat, 4/7 (%57.1); eritrodermik, 0/1 (%0); püstüler, 0/1 (%0); palmoplantar, 0/1 (%0) idi.Sonuç: Plak psoriasiste H.pylori enfeksiyonunun tetikleyici bir faktör olduğu yönünde bulgu elde edilemedi. Çalışmalarda palmoplantar püstüler psoriasiste H.pylori enfeksiyonunun rol oynadığını bildiren yayınlar vardır. Bu nedenle H.pylori enfeksiyonunun psoriasisin tetiklenmesinde rolü olup olmadığını belirlemek için, duyarlılığı ve özgüllüğü daha yüksek olan yöntemlerle ve daha geniş serilerde çalışma yapılması uygun olabilir.Anahtar kelimeler: Psoriasis, Helicobacter pylori, C14 üre nefes testi

Deri hastalıklarıHelicobacter enfeksiyonlarıHelicobacter pylori+2
Dursun Türkmen
İnönü University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisine bağlı reaktif trombositozu olan hastalarda helicobacter pylori sıklığının araştırılması

ÖZETBu çalışma DEA'de görülen reaktif trombositozlu hastalarda H.pylori 'nin sıklığını incelemek amacı ile yapıldı. Çalışmaya DEA'sine bağlı reaktif trombositozu olan 30 hasta ve DEA olan ancak reaktif trombositozu olmayan 30 hasta alındı. Hastalara DEA tanısı hemoglobin değerinin kadınlarda <12 g/dL, erkeklerde <13g/dL'nin altında olması ile birlikte serum ferritinin düzeyinin 15 µg/L'nin altında olması ile konuldu. Reaktif trombositoz ise tam kan sayımında trombosit değerinin 400.000 /?L'den yüksek olması olarak kabul edildi. H.pylori pozitifliğine üre nefes testi ile bakıldı. H.pylori pozitifliği araştırma grubu hastalarının 20'sinde (% 66.7) kontrol grubunun ise 22 tanesinde pozitif (%73.3) olarak bulundu, sonuçlar istatiksel olarak anlamsızdı (p=0.573). Çalışmamızda H.pylori 'nin DEA hastalarında görülen reaktif trombositozun patofizyolojisi üzerinde etkisinin olmadığı görüldü. Ancak kesin kanaate varmak için daha geniş kapsamlı çalişmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Demir eksikliği anemisi, Helicobacter pylori, reaktif trombositoz

Anemi-demir eksikliğiHelicobacter pyloriTrombosit sayısı+1
Mehmet Sait Koç
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 18 yaş üzeri hastaların proton pompa inhibitörü kullanım özellikleri ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

Asit ilişkili patolojilerde anaakım tedavi olan Proton Pompa İnhibitörleri (PPI), tüm dünyada ve ülkemizde en çok reçete edilen ilaç gruplarındandır. Uzun sürelerde artan miktarlarda kullanılması ve potansiyel advers etkileri bildiren yayınların çoğalmasıyla, uygunsuz kullanımı ile ilgili araştırmaları beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran PPI kullanmakta olan 18 yaş üzeri 160 gönüllüye tıbbi literatür ışığında oluşturulmuş anketteki sorular, araştırmacılar tarafından yöneltilerek elde edilecek sonuçlara göre PPI kullanan hastaların özelliklerinin, PPI kullanım ve reçetelendirilme trendlerinin tespit edilmesi ve uygunsuz PPI kullanımı ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda, PPI uygunsuz kullanımı %26,9 oranında saptanmış olup literatürdeki uygunsuz kullanım oranlarından daha düşüktür. Uygunsuz kullanım ile cinsiyet, eğitim durumu ve gelir düzeyi arasında herhangi bir anlamlı ilişki bulunamamıştır. Ancak 65 yaş ve üzerinde PPI uygun kullanım oranı, 65 yaş altına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla saptanmıştır (p=0,008). Daha önce Helicobacter pylori (HP) eradikasyon tedavisi alma oranı yaklaşık %20 olarak saptanmıştır ve ülkemizdeki HP prevalansı göz önünde bulundurulduğunda bu oran oldukça düşüktür. Hastalarda PPI kesme denemesi yapılma oranı %43,8 olup, bunların %82'si hastaların kendisi tarafından yapılmıştır ve %95'i şikâyetlerin tekrar başlaması üzerine PPI tedavisine geri dönmüştür. İlk reçetelenmelerinden sonra PPI'ları tek başına aile hekimleri en çok reçete eden hekim grubudur. Bu nedenle, ilaç kesimi girişimlerinin uygun hastalarda ve uygun stratejilerle aile hekimleri tarafından yapılması en ideal yaklaşım olarak görülmektedir.

Akılcı ilaç kullanımıHelicobacter pyloriProton pompası inhibitörleri+2
Reyhan Deniz Tokkan Sezer
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dispeptik semptomları olan ve helicobakter pylori pozitif saptanan hastalarda helicobakter pylori eradikasyonun dispeptik semptomlar üzerine etkilerinin araştırılması

Dispepsi, kelime anlamı olarak sindirim güçlüğünü ifade etmekle birlikte, epigastrik bölgede olan farklı semptomları bir başlık altında incelemek için hekimler tarafından kullanılan bir terimdir. H. pylori infeksiyonu, dünyada en yaygın GİS infeksiyonudur. Epidemiyolojik çalışmalar, genel olarak H. pylori infeksiyonu için en önemli risk faktörünün sosyoekonomik şartlar olduğunu göstermektedir. Dispepsi etyopatogenezinde öne sürülen birçok mekanizma olup hangisinin daha etkili olduğu tartışmalıdır. Dispepside Helicobakter Pylori'nin rölü de tartışma konusudur.Çalışmamızda dispeptik semptomları olan ve Helikobakter Pylori pozitif saptanan hastalarda Helikobakter Pylori eradikasyonun dispeptik semptomlar üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya dahil edilen hastalara Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması kullanılarak dispepsi şiddeti belirlendi. H. pylori pozitif olan hastalara eradikasyon tedavisi verildi . H. pylori negatif olan hastalara PPI kullanması önerildi. Hastalar tedavi sonrası dispepsi şiddetinin değerlendirilmesi için polikliniğimize davet edildi. Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması kullanılarak tedavi sonrası dispepsi şiddeti belirlendi.Çalışma kriterlere uyan ve tedaviyi tamamlayıp kontrollere gelen toplam 137 hastada gerçekleştirildi. Hastalarının 75'i (% 54,7) kadın, 62'si (% 45,3) erkek cinsiyette olup hastalarımızın % 62'sinde (85 hasta) H.pylori pozitifliği saptanırken % 38'inde (52 hasta) H.pylori negatif idi.H.pylori pozitif ve negatif olan hastalardaki Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması ile belirlenen tedavi sonrası total skorlardaki azalmalar karşılaştırıldığında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır ( p= 0,667 ) .

DispepsiGastrointestinal hastalıklarGastrointestinal sistem+1
Zafer Terzi
İnönü University
2011
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda helicobacter pylori gastritinde virülans faktörleri ve antibiyotik direnci

Amaç:Helicobacter pylori (Hp) dünya nüfusunun yarısından fazlasını kronik olarak enfekte eden bir patojendir. Hp gastrit, peptik ülser, gastrik mukoza ilişkili lenfoit doku lenfoması ve mide kanserinin en önemli sebebidir.Helicobacter pylori, genetik olarak farklı virulansa sahip suşları bulunan ve belli suşların daha ağır hastalığa yol açabildiği bir mikroorganizmadır. Taşıdıkları cagA, cagE, babA, iceA ve vacA gibi virülans faktörleri mide mukozasında oluşan inflamasyonun derecesinde etkilidir. Helicobacter pylori virülans faktörleri ve klinik önemleri, erişkin hastalarda yoğun olarak araştırıldığı halde çocuklarda yapılmış çalışmalar azdır.Helicobacter pylori tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı tüm dünyada giderek artan bir direnç mevcuttur. Türkiye'de ve özellikle de çocuklarda Hp'nin antibiyotik direnci ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu nedenle Hp suşlarının antimikrobiyal direnç durumunu belirlemek tedavinin başarısını öngörmede önemlidir.Çalışmamızda Türkiye'nin doğusunda Hp gastriti bulunan çocuklarda virülans faktörlerinin durumunu, antibiyotik dirençlerini, gastrit tablosu ve antibiyotik direncinin Hp genotipleri ile ilişkisini belirlemeyi amaçladık.Hastalar ve Yöntem:Tekrarlayan karın ağrısı şikayeti bulunan 159 hastaya üst gastrointestinal endoskopi yapılarak her hastadan iki adet antral biyopsi alındı. Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR), kültür ve histopatolojik inceleme ile Hp enfeksiyonu saptanmaya çalışıldı. Antibiyotik duyarlılıkları disk difüzyon yöntemi ile araştırıldı. Virülans faktörlerinin tespit edilmesi için PCR kullanıldı. Histopatolojik olarak gastritin değerlendirilmesinde güncellenmiş Sydney sınıflanması kullanıldı.Bulgular:Helicobacter pylori sıklığı kültür ile %32,1, histopatoloji ile %40,9 ve PCR ile % 61,6 olarak tespit edildi. Hastaların %76,5'inde antral nodülarite görüldü. PCR sonuçlarına göre histopatolojik incelemenin duyarlılık ve özgüllüğü sırasıyla %66,3 ve %100, kültürün duyarlılık ve özgüllüğü %52 ve %100 idi.Kültürde Hp üremesi tespit edilen 51 olgunun antibiyogram sonuçlarına göre antibiyotik direnç oranları; Klaritromisinde %23,5, metronidazolde %11,7 ve amoksisilinde %3,9 idi.Hastaların %51'inde cagA, %70,4'ünde cagE, %49'unda babA2, %34,7'sinde iceA1 ve %25,5'inde iceA2 pozitif saptandı. PCR pozitif tüm hastalarda vacA da pozitif iken, %81,6'sı vacAs1, %19,4'ü vacAs2, %38'i vacAm1 ve %62'si vacAm2 idi. VacA subtipleri arasında en sık rastlananlar; s1am2 (%32,7), s1am1 (%14,3) ve s2m2 (%12,) idi.CagA pozitif olgularda antral nodülarite anlamlı olarak daha fazla görüldü (p<0,05). IceA2 pozitiflerde ülser sıklığı yüksek iken lenfoid aggregat, inflamasyon ve Hp yoğunluğu anlamlı olarak düşük saptandı. VacAs1a pozitif olanlarda histopatolojik aktivasyon ve kronik aktif gastrit daha sık görülmekte idi (p<0,05). VacAs1c pozitif olanlarda nötrofil aktivasyonu ve özofajit daha az idi (p<0,05). CagE, iceA1, babA2 ve vacAs1c pozitifliğinde klaritromisin direnci sıklığının, vacAs1 ve vacAs1c pozitif olanlarda ise metronidazol direnci sıklığının arttığı görüldü.Helicobacter pylori pozitifliğini etkileyebilecek çevresel koşullara bakıldığında; sosyoekonomik düzeyi düşük olanlarda, ailede fert sayısı dörtten fazla olanlarda ve pasif sigara içiciliğinde anlamlı olarak Hp sıklığında artış saptandı (p<0,05).Sonuç:Helicobacter pylori enfeksiyonu bölgemiz için önemli bir problemdir. Bölgemizde ve dünyada giderek artan bir oranda klaritromisin direnci görülmektedir. Kültür ve PCR yöntemleri ile klaritromisin direncinin saptanması başarılı Hp eradikasyonu için gereklidir.Tekrarlayan karın ağrısı ve Hp gastriti bıulunan Türk çocuklarında ağırlıklı bulunan Hp genotipleri cagE ve vacA s1a/m2'dir. Hastalarda cagA, vacAs1a ve iceA2 genotiplerinin bulunması gastrit belirtilerinin ağırlığı ile ilişkilidir.

AntibiyotiklerGastritHelicobacter pylori+3
Hamza Karabiber
İnönü University
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helicobacter pylori enfeksiyonunda serum prolidaz enzim aktivitesi

Amaç: Helicobacter pylori enfeksiyonunun tanısında duyarlılığı ve özgüllüğü yüksek, kolay uygulanabilen, ucuz, hemen sonuç veren ve minimal invaziv olan ideal bir yöntem hala yoktur. Bu nedenle Helicobacter pylori enfeksiyonunu tahmin edebilecek invaziv olmayan yöntemler araştırılmaktadır. Yapılan çalışmalarda kollajen turnoverinin arttığı durumlarda prolidaz enzim aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada invaziv olmayan yöntemle hastaların atrofi, metaplazi, kronik inflamasyon ve Helicobacter pylori ile prolidaz enzim aktivitesi arasında ilişki olup olmadığını ve Helicobacter pylori enfeksiyon tedavisi sonrasında değişiklik olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza dispeptik yakınmaları nedeniyle üst gastrointestinal sistem endoskopisi yapılan, ülser saptanmayan ve antrum ve korpustan biyopsi alınmış 146 hasta alındı. Hastalar Helicobacter pylori negatif ve pozitif olarak iki gruba ayrıldı. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile diğer laboratuvar tetkikleri gruplar arasında karşılaştırıldı. Ayrıca patolojide atrofi ve intestinal metaplazi saptanan hastaların prolidaz enzim aktivitesi, atrofi ve intestinal metaplazi saptanmayan hastalarla karşılaştırıldı. Helicobacter pylori pozitif saptanan hastaların bizmut içeren 4'lü tedavi ile Helicobacter pylori eradike edildikten sonra tekrar serum prolidaz enzim aktivitesi ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya alınan hastalardan 63'ünde Helicobacter pylori negatif, 83'ünde pozitif saptandı. Yaş, cinsiyet ve laboratuvar değerleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Serum prolidaz aktivitesi Helicobacter pylori pozitif grupta negatif gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (p=0,002) ve Helicobacter pylori enfeksiyonu şiddeti ile doğru orantılıydı (p<0,01). Prolidaz düzeyi eradikasyon tedavisi sonrası yükseldi ama istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Endoskopik biyopsi sonucunda histolojik incelemede atrofi saptanan hastalarda atrofi olmayanlara oranla serum prolidaz enzim aktivitesi istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: Helicobacter pylori ile serum prolidaz enzim aktivitesi arasında ilişki olduğu bulundu. Prolidazın Helicobacter pylori patogenezinde yer alabileceği düşünülmüştür. Patogenezin net olarak ortaya konması ile tedavide yeni moleküller üzerinde çalışılabilir. Ayrıca, prolidaz enzim aktivitesinin Helicobacter pylori enfeksiyonu ve komplikasyonlarını ön görmede invaziv olmayan bir belirteç olarak kullanılabileceği bulunmuş olup ileri çalışmalarda desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Helicobacter pylori, Atrofi, Prolidaz, İnvaziv olmayan yöntem, İntestinal metaplazi

AtrofiGastrointestinal hastalıklarHelicobacter pylori+3
Osman Nuri Koyun
Hitit University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst gastrointestinal sistem şikayeti olan hastalarda aile içi helicobacter pylori bulunma sıklığının retrospektif olarak üre nefes testi,clo testi veya patolojik tanı ile gösterilmesi

Çalışmamız Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Kliniğinde yapılmıştır.1.10.2014 ile 1.10.2016 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği'ne dispepsi, reflü veya dismotilite şikayetlerinden biri veya birkaçı ile başvurup, endoskopi yapılarak Helicobacter Pylori saptanan 60 hasta çalışmaya alındı. Bu hastaların aynı evde yaşayan ve C13 üre nefes testi veya endoskopik işlem yapılarak Helicobacter Pylori enfeksiyonu olup olmadığı araştırılmış 1. dereceden yakınlarına (eş, çocuk) bakıldı. Aile içi Helicobacter Pylori geçiş sıklığı araştırıldı Hasta eşlerinin 44 (%74,58)'ünde, çocuklarının(ailelerin bir çocuğunda) 26 (%55,32)'sında ve ikinci çocuklarının (iki çocuklu ailelerin) 9 (%45)'unda üre nefes testi pozitif bulunmuştur Bu tespitte özellikle eşlerde %74,58'lik oran dikkat çekmiştir. Sonuç olarak çalışmamız HP'nin aile içi geçişi olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın, HP'nin özelliklerinin ortaya konduğu genetik analizinin yapılarak desteklenmesi gerektiği kanaatindeyiz

Gastrointestinal sistemHelicobacterHelicobacter enfeksiyonları+5
Halil Aydar
Yeditepe University
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Origanum minutiflorum as a potential therapy for the eradication of Helicobacter Pylori

Helicobacter pylori is a gram negative, spiral shaped, microaerophilic bacterium which colonizes the human stomach of more than half of the world?s population. H. pylori infection plays a crucial role in the pathogenesis of peptic ulcer, gastritis, and gastric cancer. Infection of H. pylori treatment consists of a proton pump inhibitor (PPI) with a combination of antibiotics. This study aims to investigate the potential use of commercial extracts of Siberian ginseng (Eleutherococcus senticosus), Black cohosh (Cimicifuga racemosa), Red clover (Trifolium pratense), Milk thistle (Silybum marianum) and various extracts (methanol, ethanol, aqueous, essential oil) of a Turkish endemic plant Origanum minutiflorum for the eradication of H. pylori. Methanol, ethanol, aqueous and essential oil (EO) extracts of O. minutiflorum were collected via soxhlet extractor and clevenger apparatus. The anti-bacterial activity (agar well diffusion method) and the minimum bactericidal concentration (MBC) of all extracts were determined according to CLSI protocols. The chemical composition of the extract showing the strongest antimicrobial activity was determined via gas chromotography mass spectrom (GC-MS). The cell viability effects of the chosen extract were determined on AGS (human adenocarcinoma) cell line by WST-1 assay for 24, 48, and 72 hours. H. pylori adhesion and invasion of cultured cells was carried out using a standard gentamicin assay at 1/20,000- 1/40,000 (v/v) dilutions of O. minutiflorum EO. Examination of effect of O. minutiflorum EO on H. pylori and H. pylori infected cells were done by scanning electron microscopy (SEM). The results of in vitro studies indicated that the EO extract of O. minutiflorum (92 µg/ml) displayed the strongest antimicrobial effect against H. pylori (ZI= ?90) in comparison to all other plant extracts. The major compound of the EO was determined as carvacrol (29.22 %). The MBC was observed at a concentration of 46 µg/ml (equal to 1/20,000 (v/v) dilution) EO. The MBC value of EO did not show any cytotoxic effect against AGS cells and exhibited a reduction of more than 80 % H. pylori adhered or invaded AGS cells. The findings of this study show the potential future use of O. minutiflorum EO as an alternative therapy to antibiotics for treatment of H. pylori infections.

Helicobacter pyloriOriganum minutiflorum L.
Fatma Özen
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helicobacter pylori eradikasyon tedavisinin insülin direnci, beta hücre fonksiyonu, leptin düzeyi ve diğer metabolik parametreler üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada, Helicobacter pylori taşıyıcısı olan prediyabetik hastaların metabolik durumlarını ve Helicobacter pylori eradikasyonu sonrası biyokimyasal parametrelerindeki değişimleri değerlendirmeyi planlandık. Materyal ve Metod: Bu prospektif çalışma, insülin direnci olan ve Helicobacter pylori taşıyıcısı 36 gönüllü üzerinde yapıldı. İnsülin direncini doğrulamak için HOMA-IR kullanıldı. Denekleri değerlendirmede çeşitli klinik ve laboratuar parametrelerinin (vücut-kitle indeksi, HOMA-IR, lipid profili, CRP, leptin) kullanılması planlandı. Helicobacter pylori pozitif gönüllülere iki hafta süreyle eradikasyon tedavisi (Klaritromisin, Amoksisilin/Klavulanat, Lansoprazol) verildi. Hastalar tedavinin bitişinden 16 hafta sonra tedavi öncesi ile aynı parametreler kullanılarak yeniden değerlendirildi. Sonuçlar: Hastalar tedavi başarısına göre iki gruba ayrıldı. Tedavi başarısı pozitif olan 19 hastaya karşılık, 17 hasta negatif grupta idi. Grupların bazal karakteristikleri benzerdi. Başarılı tedavi grubunda, tedavi sonrası değerlere bakıldığında HOMA-IR (p=0,0001) ve vücut-kitle indeksi (p=0,002) parametrelerinde istatistiki olarak anlamlı derecede azalma gözlendi. Diğer grupta, bu iki parametrede anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Her iki grupta diğer parametreler bakımından (lipid profili, CRP, Leptin) tedavi öncesi ve sonrası arasında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Yorum: Bu çalışmada, Helicobacter pylori eradikasyon tedavisinin insülin direnci üzerinde olumlu bir etkisi olduğu gösterildi. Eradikasyon tedavisi ile insülin direncinde olan gerilemeye rağmen, diğer parametrelerde herhangi bir değişiklik olmaması nedeniyle Helicobacter pylori enfeksiyonunun diabet gelişimi üzerindeki rolü tam olarak ortaya konamamıştır ve bu alanda ileri çalışmalara gereksinim mevcuttur. Anahtar Kelimeler: Helicobacter pylori, Eradikasyon tedavisi, İnsülin direnci, CRP, Leptin

C reaktif proteinHelicobacter pyloriLeptin+3
Emrah Turunç
Yeditepe University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helicobacter pylori gastritli çocukların gastrik mukozalarında p21, p53 ekspresyonu ve ki-67 proliferatif aktivitelerinin değerlendirilmesi

Giriş: Genellikle çocukluk çağında edinilerek gastrik mukozayı enfekte eden Helicobacter pylori gastrik kanser patogeneziyle ilişkili birçok patobiyolojik değişiklikten sorumlu tutulmaktadır. Konuyla ilgili erişkinlerde yapılan birçok çalışma olmasına rağmen erken dönem enfeksiyonu gösterdiğinden daha önem arz eden çocuklarda kısıtlı sayıda çalışma mevcuttur.Amaç: H.pylori ve/veya gastrit varlığının gastrik mukozadaki çeşitli histopatolojik değişikliklerde ve gastrik kanserle ilişkisi bilinen p53, p21 ve hücre proliferasyonu ile ilişkili Ki-67 antijeninin ekspresyonundaki rolü araştırıldı.Materyal ve metod: Başvuru yaşları 7,5 ± 4,5 yıl olan 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar endoskopik olarak ve gastrik antral biopsi örneklerinin değerlendirilmesiyle gastriti olmayan, H.pylori (+) veya (-) gastriti olan üç grup halinde incelendi. Gastrik biopsi örneklerinde p53, Ki-67 ve p21 ekspresyonlarını değerlendirmek için immunohistokimyasal boyama yapıldı.Bulgular: Histopatolojik parametrelerden nötrofil aktivitesi sıklığı H.pylori gastritinde diğer iki gruba göre anlamlı oranda yüksek bulunurken lenfoid agregat varlığı da H.pylori +/- gastrit varlığında anlamlı oranda daha sık bulundu. H.pylori (+) gastriti olan grupta gastriti olmayan gruba göre p53 ekspresyonunda anlamlı yükseklik görüldü. Ki-67 ve p21 ekspresyonu açısından H.pylori (+) gastriti olan grupta gastriti olmayan ve H.pylori (-) gastriti olan gruplara göre anlamlı yükseklik saptandı. H.pylori yoğunluğuna göre yapılan değerlendirmede H.pylori dansitesi arttıkça p53, Ki-67 ve p21 ekspresyonlarının anlamlı derecede arttığını saptadık.Sonuç: Araştırdığımız prekanseröz belirteçlerin çocukluk çağında H.pylori enfeksiyonuyla anlamlı düzeyde ekspresyonu bakterinin erken dönemde tanınıp eradike edilmesinin erişkin çağda olası gastrik kanser oluşumunun önlenmesindeki önemi ortaya koymaktadır.Anahtar kelimeler: Helicobacter pylori, gastrit, p53, p21, Ki-67, intestinal metaplazi, gastrik atrofi

AdenokarsinomGastritHelicobacter enfeksiyonları+5
Coskun Saf
Yeditepe University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Helicobacter pylori'ye bağlı mide hastalıklarında tanısal biyobelirteç olarak plazmada mikroRNA'ların belirlenmesi

Mide kanseri (GC), dünya genelinde sıklığı giderek artan ve ciddi sağlık sorunlarına yol açan malignitelerden biridir. Bu hastalığın etiyolojisinde Helicobacter pylori (H. pylori) enfeksiyonu önemli bir risk faktörü olarak öne çıkmaktadır. H. pylori'nin neden olduğu kronik inflamasyon hem genetik hem de epigenetik mekanizmalar aracılığıyla mide mukozasında kanserleşme sürecini başlatmakta ve ilerletmektedir. Son yıllarda, MikroRNA'lar (miRNA'lar) hastalıkların erken tanı ve prognozunun belirlenmesinde potansiyel biyobelirteçler olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, miR-106b ve miR-25'in H. pylori ile ilişkili mide hastalıklarında (ülser, gastrit ve GC evrelerinde) ekspresyon düzeyleri değerlendirilmiş ve bu miRNA'ların tanısal potansiyeli araştırılmıştır. Bu amaçla, klinik olarak H. pylori pozitif tanısı almış 10 GC hastası, 10 ülser/gastrit hastası ve 10 sağlıklı H. pylori negatif birey (kontrol) olmak üzere toplam 30 kişiden 3 mL'lik periferik kan örnekleri toplanmıştır. Alınan örnekler -80 °C'de muhafaza edilmiştir. miRNA izolasyonu Nepenthe kiti kullanılarak gerçekleştirilmiş, ardından elde edilmiş miRNA'lardan cDNA sentezi yapılmıştır. miR-106b ve miR-25'e özgü primer dizileri kullanılarak Real-Time PCR (qRT-PCR) yöntemi ile gen ekspresyon düzeyleri kantitatif olarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, miR-106b ve miR-25'in ekspresyon seviyelerinin ülser ve gastrit grubunda kontrol grubuna göre artış gösterdiği, ancak bu artışın GC grubunda çok daha belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilmiş veriler, bu miRNA'ların mide hastalıklarının patogenezinde rol alabileceğini ve özellikle hastalığın erken evrelerinde tanı amaçlı biyobelirteç olarak değerlendirilebilecek potansiyele sahip olduklarını düşündürmektedir. Bu bağlamda, daha geniş örneklem grupları ve ileri düzey moleküler analizlerle desteklenen çalışmalar, miR-106b ve miR-25'in klinik uygulamalarda kullanılabilirliğini daha net açıklayacaktır. Anahtar Kelimeler: Biyobelirteç, H. pylori, Mide Kanseri, MikroRNA

BiyobelirteçlerGerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR)Helicobacter pylori+2
Kadir Ziya Karadağ
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helicobacter pylori enfeksiyonu tanısı almış hastalarda helicobacter pylori varlığının ve klaritromisin direncinin PCR ve multipleks real time PCR ile araştırılması

Helicobacter pylori (H.pylori), en yaygın kronik bakteriyel enfeksiyon etkeni olup dünya nüfusunun yaklaşık yarısı bu bakteri ile enfektedir. Midede yerleşerek gastrit, peptik ülser ve gastrik kanser gibi önemli sağlık sorunlarına yol açan bu patojenin, enfeksiyonun erken döneminde örneklerden doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilmesi, söz konusu hastalıklarla mücadelede en önemli ilk basamaktır. H.pylori enfeksiyonunun tanısında farklı üstünlüklere sahip invaziv ve non-invaziv çeşitli testler kullanılmaktadır. Son zamanlarda konvansiyonel testlere alternatif, hızlı ve güvenli sonuç veren moleküler mikrobiyolojik testler yaygın kullanım alanı bulmaya başlamıştır. H.pylori ile mücadelede ikinci önemli basamak etkin tedavidir. Ne yazık ki te-davide kilit antibiyotik kabul edilen klaritromisine karşı giderek artan direnç ve buna bağlı düşük eradikasyon başarısı oranları daha sık gözlenir olmuştur. Bu bağlamda standart tedavi kılavuzları, tedavi rejimi belirlenirken bölgedeki klaritromisin direnç prevelansının göz önünde bulundurulmasını şart koşmaktadır. Direnç araştırmasında kullanılan, kültüre dayalı agar dilüsyon ve gradiyent testi gibi fenotipik yöntemlerin zorluğu zaman alıcı olmaları gibi kısıtlılıklar bunlara da alternatif, farklı duyarlılık ve özgüllükte moleküler yöntemlerin geliştirilmesine yol açmıştır. Çalışmamızda öncelikle; 49 taze, 132 parafinize gastrik biyopsi örneğinde polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve multipleks gerçek zamanlı PCR (M.Rt-PCR) yöntemlerinin H.pylori saptama etkinlikleri, histopatolojik inceleme (HPİ) sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Buna ek olarak aynı örnek setinde M.Rt-PCR ve Sanger dizileme yöntemleri ile klaritromisin direnç varlığı ve bundan sorumlu peptidiltransferaz mutasyonları araştırılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde Cochran Q testi, Bonferroni düzeltmeli McNemar testi ve Cohen'in Kappa uyum katsayısı kullanılmıştır. HPİ (+) taze örneklerin PCR ile % 86'sı, M.Rt-PCR ile % 89'u pozitif bulunurken; HPİ (+) parafinize örneklerin PCR ile % 63'ü, M.Rt-PCR ile % 74'ü pozitif bulunmuştur. HPİ (-) taze örneklerde PCR ve M.Rt-PCR pozitifliği, sırasıyla % 33 ve % 41 iken HPİ (-) parafinize örneklerde bu oranlar % 0.0 ve % 6 olarak belirlenmiştir. 181 örneğin toplam sonuçlarında HPİ ile PCR ve Rt-PCR uyumu sırasıyla % 75.14 ve %80.11 olarak belirlenmiştir. Gerçek uyuma ek olarak, tahmin olasılığının dahil edildiği kappa uyum katsayısı ise PCR için 0.485 (0.067), Rt-PCR için ise 0.551 (0.064) olarak hesaplanmış; her iki yöntemde de HPİ sonucu ile orta düzeyde uyum gözlenmiştir. Taze dokularda, karşılaştırılan üç yöntem arasında duyarlılık açısından istatistiki olarak anlamlı fark bulunmazken, parafinize dokularda HPİ, moleküler yöntemlere göre anlamlı derecede daha duyarlı bulunmuştur (p<0.05). Parafinize örneklerde Rt-PCR'nin de PCR'den daha duyarlı olduğu gözlenmiştir (p< 0.05). Moleküler inceleme sonucu pozitif bulunan toplam 102 örneğin 12'sinde (%11.76) klaritromisin direnci saptanmıştır. M.Rt-PCR kiti ile elde edilen klaritromisin direnç sonuçları Sanger dizileme ile bire bir uyumlu bulunmuştur. Dirençten sorumlu mutasyonlar 11 örnekte A2143G (% 92), bir örnekte A2142G (% 8) olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, taze gastrik biyopsi örneklerinde H.pylori araştırılmasında, uygun şekilde optimize ve valide edilmiş PCR ve Rt-PCR'nin HPİ kadar etkin ve doğru sonuçlar ürettiği, dolayısıyla rutin tanıda hızlı, güvenilir bir yöntem olarak kullanılabilecekleri; parafinize örneklerde ise bu iki yöntemin - Rt-PCR diğerinden nispeten üstün olsa da- HPİ'ye göre daha düşük duyarlılığa sahip oldukları ve sonuçlarının ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Rt-PCR ile elde edilen direnç sonuçlarının Sanger dizileme ile bire bir uyum göstermesi de söz konusu yöntemin direnç tayininde -en azından pozitif sonuçları açısından- güvenle kullanılabileceğini düşündürmektedir. Çalışmamızda saptanan klaritromisin direnç oranı, hem kılavuzların antibiyogram şartı için belirlediği sınır olan %15'ten hem de ülkemizden bildirilen oranlardan (>%20) düşüktür. Bu sonucun gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığı, kullanılan yön-temlerin saptayamadığı olası heterorezistans profillerine bağlı olup olmadığı daha geniş ölçekli araştırmalarla doğrulanmalıdır.

Helicobacter enfeksiyonlarıHelicobacter pyloriKlaritromisin+3
Ahmet Murat Yavaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Helicobacter pylorı ve epstein barr virüsü ilişkili gastrik karsinomların P73 ekspresyon profili ve klinikopatolojik parametrelerle ilişkisi

Mide kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri olup kanserle ilişkili ölümlerde üçüncü sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gastrik adenokarsinomun birincil nedeni olarak Helicobacter pylori (H.pylori) enfeksiyonunu göstermiştir. Epidemiyolojik çalışmalar ve bir çok meta analiz H.pylori enfeksiyonu ile mide kanseri arasında güçlü bir korelasyon saptamıştır. Yine yapılan çalışmalarda Epstein Barr virüsü (EBV) ilişkili gastrik karsinomlar %5-10 arasında bulunmuştur. P73 tümör baskılayıcı aday bir gen olduğu üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada; gastrik kanserli hastalarda, H. pylori ve EBV pozitif ve negatif tümör dokuları arasında p73 gen ekspresyon durumlarının karşılaştırılması ve bu değişimlerin, hastalara ait klinik ve patolojik özellikler ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda mide kanserli 111olgu ile, kansersiz 110 olgu ele alındı. Kanserli olgular total ya da subtotal gastrektomi materyallerinden, kansersiz olgular ise mide küçültme operasyonu uygulanmış sleeve gastrektomi materyallerinden oluşmakta idi. Hastalara ait demografik veriler ile tümörlere ait histopatolojik veriler ve tümör evrelemesi ile ilgili sonuçlar hastane kayıt sistemi ve patoloji raporlarından elde edildi. Arşivdeki lamlar üzerinden olgular H.pylori yönünden tekrar değerlendirildi. Uygun görülen bloklar seçilerek yapılan kesitlere immünhistokimyasal (İHK) olarak p73, EBV varlığı için de in-situ hibridizasyon (ISH) yöntemi ile EBER uygulandı. Olguların %68,5'i erkek, %31,5'i kadındır. Erkeklerde en küçük yaş 37, kadınlarda 34'dür. Tümör yerleşimi %54,1 ile en sık distal bölge, %45,9 ile de proksimal yerleşimlidir. Tümörler %72,1 diffüz tipteyken, %27,9 intestinal tiptedir. Tümör evreleri incelendiğinde %15,3'ünün evre I, %12,6'sının evre II, %65,8'inin evre III ve %6,3'ünün evre IV olduğu görülmüştür. %36,9 hastada H. pylori ve %7,2 hastada EBV pozitiftir. İnvazyon durumlarına bakıldığında tümörlerin %75,7 lenfatik, %56,1 kan damarı, %73,5 perinöral ve %37,0 pleksus invazyonu yaptıkları görülmüştür. %81,9 lenf nodu tulumu vardır. Hasta ve kontrol grubu arasında p73 yoğunluğu açısından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ancak EBV ve H.pylori varlığının p73 yoğunluğu ile anlamlı bir farklılık oluşturmadığı gözlenmiştir. Diğer taraftan, kan damarı invazyon varlığına göre p73 yoğunluğu açısından anlamlı fark saptanırken diğer parametrelerle anlamlı fark belirlenememiştir. Tümör yerleşim yerine göre p73 yoğunluğu açısından da anlamlı fark saptanamamıştır. Cinsiyetler arasında yaş ve tümör çapı açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. p73 geninin gastrik karsinomlarda aday bir tümör süpresör gen olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular, normal mide dokularında saptanmazken, mide karsinomu gelişiminde p73 gen ürünü olan bu proteinin etkili olduğunu göstermiştir. Ancak bulgularımız EBV ve H.pylori varlığının gastrik kanserlerde p73 salınımını arttırdığını yeterli düzeyde ortaya koyamamıştır. Olgu sayısının arttırılması ve diğer aday tümör süpresör genlerin de araştırılması bu alanda yapılabilecek ileri çalışmaları gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: Gastrik karsinom, mide kanseri, Helicobacter pylori, Epstein Barr virüsü, p73.

Gastrointestinal neoplazmlarGen ifadesiHelicobacter pylori+3
Burcu Gül
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel dispepsi hastalarında inek sütü ve ürünlerinin kesilmesinin dispepsiye etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Fonksiyonel Dispepsi (FD) etyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamış ve tedavisi konusunda yeni alternatiflerinin geliştirilmesine ihtiyaç olan bir hastalıktır. Bu çalışmada FD hastalarında inek sütü ve ürünlerinin kesilmesinin dispepsi semptomlarındaki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniğine başvuran ve Roma IV kriterlerine göre FD tanısı alan 18-65 yaş aralığındaki 120 hasta, kesitsel ve prospektif çalışma dizaynıyla dahil edilmiştir. Hastalar medikal tedavi almaksızın diyetisyen önerisiyle hazırlanan inek sütü ve ürünlerinin kesilmesine yönelik diyet önerisini uygulayan ve FD alt tiplerine göre uygun medikal tedavi alanlar olmak üzere 60 kişilik iki gruba ayrılarak 1 ay süreyle takip edilmiştir. Semptomların şiddetini değerlendirmek için Gastrointestinal Semptom Skorlama Sistemi (GSRS) kullanılarak çalışma başlangıcında ve 1 ay sonundaki sonuçlar karşılaştırıldı. Ayrıca hastaların demografik verileri, eşlik eden ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar sorgulanarak kaydedildi. Bulgular: Eşit hasta sayısına sahip iki grubun karşılaştırılmasında; yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), semptom başlangıç süreleri, haftada kaç gün semptom olduğu, son 6 aydaki kilo kaybı miktarı, FD alt tiplerinin oranı, gastroskopi sonuçlarınıa ait parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Süt ve süt ürünlerini kesen grupta kadın hasta oranı, medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (p=0,01). Süt ve süt ürünlerini kesen grubun başlangıç GSRS skorları medikal tedavi alan gruba göre daha yüksekken (p=0,01), takip sonunda iki grubun skorları benzerdi (p=0,99). Her iki grupta, çalışma sonundaki GSRS skorlarında azalma olduğu saptandı (p=0,01). Süt ve süt ürünlerini kesen grupta GSRS toplam skorundaki azalma düzeyi, medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksekti (p=0,01). GSRS semptom alt kümelerinin değerlendirmesinde süt ve süt ürünlerini kesen grupta medikal tedavi alan gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek düzeyde azalma olan yedi semptom saptandı (p<0,05). Ancak medikal tedavi alan grupta süt ve süt ürünlerini kesen gruba göre, hiçbir semptom alt küme skorunda istatistiksel olarak daha anlamlı azalma görülmedi (p>0,05). Sonuç: Bir ay boyunca takip edilen 120 FD hastasından, inek sütü ve ürünlerini kesen 60 hastada GSRS semptom skoru ve bazı alt semptom küme skorlarında, medikal tedavi alan 60 hastaya göre daha fazla azalma sağlamıştır. Anahtar kelimeler: Fonksiyonel dispepsi, inek sütü, süt ürünleri, helicobakter pylori, epigastrik ağrı, şişkinlik, gerginlik, erken doyma

AğrıDispepsiHelicobacter pylori+3
Atilla Akpınar
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Irak'ta helikobakter pilori enfeksiyonu olan hastalarda immün tepki

In this study 40 patients were used in the experiment, 30 patients infected with H. Pyloriinfection and 10 for control, In this study the blood group, IFN-beta, and IL12 were collcted by Enzyme-linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) technique, to define the H. pylori infection.The serum concentration of IL12 in patients infected with H.pylori was high level (162.314 ± 14.782) with a significant increase (p-value 0.0085), compared with healthy patients (control) (39.385 ± 6.819), and there was a significant increase (p-value 788) in serum concentration of IFN-beta in patients infected with H. pylori(168.360 ± 28.693) compared with healthy individuals (control) (50.640 ± 3.779). The Increase in IL12, IFN-beta in patients infected with h.pylori than the healthy patients showed us that the immunity system in infected patients resisted the pathogen, the aim of this study demonstrated the effect of the age risk factor on patients infected with helicobacter pylori and the effect of cytokines IFN-beta, IL12 in the immune response in patients infected with H. pylori, as a conclusion in this study older age consider as the main risk factor in patients infected with H. pyloriand cytokines (IL12,IFN-beta) level demonstrated immune response in patients with H. pylori.

Dendritic cellsHelicobacter pyloriIraq+2
Kamıl Idan Kamıl Al-kınanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'taki Helicobacter pylori enfeksiyonlarında bazı biyolojik ve sosyo-coğrafi parametrelerin değerlendirilmesi

Helicobacter pylori, sarmal şeklinde, kavisli çubuklu bir bakteridir ve yaklaşık 0.5 mikrometre çapında yaklaşık üç mikrometre uzunluğunda ölçülen gram negatiftir. Konakçı mideyi kolonize eder ve özellikle erişkinlikte peptik ülser, gastrit ve mide kanserinin başlıca nedenidir. H. pylori dünya çapında insanların% 50'sinden fazlasını kolonileştiriyor. Helicobacter pylori (H pylori), dünya çapında milyonlarca insanda bulunan yaygın bir bakteridir. Amerika Birleşik Devletleri'nde, 60 yaşından büyük kişilerin% 50'sinden fazlası etkilenir. Helicobacter pylori midenin mukoza astarında bulunur. Gastrik ülserlerin %60-80'inden ve duodenum ülserlerinin %70-90'ından sorumlu olduğu bilinmektedir. Kısa süre sonra, bu bakterinin, deneklerin bir alt kümesinde, özellikle peptik ülser hastalığı, distal gastrik adenokarsinomlar ve gastrik lenfomalar olmak üzere diğer koşullara ilerleyebilen kronik aktif gastrite neden olduğu anlaşıldı. Bu araştırmanın temel amacı, Helicobacter pylori ile biyolojik (vitB12 ve vitD3) ve sosyo-coğrafi parametreler arasındaki ilişkileri anlamaktır Çalışma tasarımı laboratuvar tabanlı bir çalışma olup, amaçlı örnekleme tekniği kullanılmıştır. Katılımcılar, Helicobacter pylori enfeksiyonu semptomları olan ve farklı yaş gruplarında bulunan tüm hastaları içeriyordu.Hastalardan 100 serum kan örneği toplandı ve demografik bilgileri kaydedildikten sonra anketler verildi. Serum kan örnekleri üzerinde yapılan H. pylori kan tecavüzü testi ve risk faktörleri için analiz edilen anketler. Ve bundan sonra laboratuarda vitD3 ve vitB12 testi yapın. Sonuç olarak, h.pylori'nin p değerine (0.05) bağlı etkisini göstermektedir. Bu çalışmanın bulguları, sağlık sektöründeki yetkililere H. pylori enfeksiyonuna karşı yeterli önleyici tedbirleri almak için iyi bir şans verecektir. Ve Vit D3 ve Vit B12 ve H. pylori enfeksiyonunun rolü ile ilişkili daha fazla parametrenin incelenmesi ve Vit D3 ve Vit B12 polimorfizminin genetik etkisi ve H. pylori enfeksiyonu ile ilişkili daha fazla hormonal ve mineral incelenmesi. Önemli olarak, doğrulanmış tüm H. pylori enfeksiyonları vakaları, bulaşma şansını ve sakinlere sürekli temiz su teminini önlemek için tedavi edilmelidir.

EnfeksiyonlarHelicobacter pyloriIrak+1
Noor Alhussın Alı Challoob
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00

Related subjects