Family law
99 theses under this subject heading
Hanefilerin aile hukuku alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeler
Bu tez, İslam Hukukunda "Hile-i Şer'iyye"nin oluştuğu ortam, çıkış sebebi ve dayanağı; ayrıca tanımı, mahiyeti ve mezheplerin bu konu hakkındaki görüşleri, delilleri ve özellikle Hanefi mezhebinin "Aile Hukuku" alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeleri kapsamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde hile-i şer'iyye'nin ahlak ve hukuk ilişkisi tartışılmıştır; amel, niyet ve fiil çerçevesinde hile-i şer'iyye'ye genel bir açıdan bakılmaya çalışılmıştır; hile-i şer'iyye'nin ıstılahtaki tanımı, mahiyeti, mezheplerin görüşleri ve delilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam Aile Hukukunda nikah ve talak konusu hakkında genel bilgi verilip Hanefilerin nikah, talak ve bu konuların içinde yer alan bazı meselelerle alakalı ileri sürdükleri hile-i şer'iyye örneklerine geçilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Hanefiler, Hile-i Şer'iyye, Aile Hukuku, Nikah, Talak.
İlaveli Mecmua-i Cedîde'de yer alan nikâh ve talak ile ilgili fetvâların transkribi ve tahlili
Bu tez, İlâveli Mecmua-i Cedîde'de (R. 1326, H. 1329, M. 1911) yer alan aile hukukunun evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) ile ilgili fetvâlarını konu edinmektedir. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Temel amacımız, İlâveli Mecmua-i Cedîde'deki ilgili fetvâları transkribe etmek, nakillerini tercüme etmek ve ilgili fetvâları İslam hukuku açısından değerlendirmektir. Ancak daha önce fetvâ olgusunun tarihsel arka planı hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Osmanlılar'da fetvâ uygulamaları, müftülük, şeyhülislamlık ve fetvâ eminliği gibi kurumsal yapılar incelenmiştir. Bu şekilde İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin telif süreci öncesindeki tarihi süreç serimlenmiş ve İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin telif süreci ele alınmıştır. Bunun dışında fetvâları veren Şeyhülislamların biyografileri, fetvâlarda atıf yapılan kaynakların tespiti de amaçlarımız arasındadır. İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) bölümlerinde yer alan toplam fetvâ sayısı, evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) kitabının kaç babtan oluştuğu, bablara göre fetvâ sayıları, Şeyhülislamlar'ın fetvâ sayıları gibi sayısal verilere yer verilmiştir. Bu bilgilerin bir arada gösterilebilmesi için bazı tablolar da eklenmiştir. Hanefî fıkhına göre verildiği tespit edilen fetvâların, Hukuk-i Aile Kararnamesi ile mukayese edilmesi de asli amaçlarımız arasındadır. Bu sebeple Hukuk-i Aile Kararnamesi'ndeki maddeler incelenmiş, Kararname ile İlâveli Mecmua-i Cedîde'de yer alan fetvâlardan hangilerinin düzenlediği, hangi konularda farklı uygulamaların getirildiği tespit edilmiştir. Hukuk-i Aile Karanamesi'nin ilgili maddelerine göre "nikah, vekil ve fuzûlînin nikahı, veliler, denklikler, reddetme (nikahın geçersiz kabul edilmesi), anlaşmalı boşanma ve talak" bablarındaki bazı fetvâların düzenlediği hususlarda değişikliğin yapıldığı görülmüştür. Kitâbu'n-nikâh'ta bir; vekil ve fuzûlînin nikâhı babında üç; veliler, denklikler ve reddetme babında on; Bâbu'l-Hul'î bir; Kitabu't-talak'ta ise bir fetvâ olmak üzere toplam on altı fetvâ düzenlenen hükümler tarafından değişikliğe uğramıştır.
Kurtubî tefsirinde Aile Hukuku ayetleri bağlamında kıraat farklılıklarının etkisi
Kıraat farklılıklarının Kur'ân âyetleri üzerine etkisi konusunda eskiden beri tartışılmakta ve farklı görüşler ortaya sunulmaktadır. Kimilerine göre kıraat farklılıkları Kur'ân'ın farklı okunmasına imkan verirken özünde manaya hiçbir tesiri olmamıştır. Kimilerine göre ise bu vecihlerin bir kısmı bir şekilde manayı etkilemiştir. Her görüş sahibi kendi kanaatini ispat ve ikna amacını gütmüştür. Sahasında uzman olan bu kişiler kıraatlerde bulunan ihtilafları, gerek kıraatin kendi oluşum ve gelişim aşamalarını gerekse manaya tesirini kendi sahalarında (Kıraat, Tefsir ve Fıkıh İlimleri) kullanma yoluna gitmişlerdir. Kur'ân âyetlerine mana veren müfessirler, kıraat farklılıklarından dolayı Kur'ân metnine değişik anlamlar verseler dahi bu durum, tefsirlerde bir çelişki oluşturmamıştır. Bu, "Eğer bu Kur'ân Allah'tan gelmeseydi onda birçok çelişki bulurlardı" (4/82) âyeti gereğince onun mu'cizliğinin bir delilidir. Günümüze kadar bir çok müfessir bu mu'ciz Kur'ân'ı çeşitli yöntemlerle tefsir etmiştir. Bu bağlamda çalışmamızın teması gereği tezimizin ana çatısını oluşturacak eser olarak Kurtubî'nin, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân adlı tefsiri seçilmiştir. Kurtubi tefsirinde hem î'râba hem kıraatlere hem de ahkâm âyetlerine geniş yer vermektedir. Tezimizde Kurtubî Tefsiri bağlamında bazı aile hukuku âyetlerindeki kıraat farklılıkları ve müfessirlerin bu okuyuşlara göre âyetlere vermiş oldukları anlamlar incelenerek kıraat farklılıklarının manaya tesiri olup-olmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu amaçla araştırma çerçevesinde kıraat ilmi konularına değinilmiş, kıraat farklılıkları bazı aile ahkâmına yönelik âyetlerde tespit edilmiş ve bu farklılıkların fukahânın âyetlerden çıkarmış oldukları fıhki hükümlere tesirinin olup olmadığı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıraat Farklılıkları, Kur'ân, Kurtubi Tefsiri
Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer mezheplerden farklı kaldığı meseleler
Günümüz Müslüman toplumlarında, İslam hukuku yüzde yüz uygulanmasa da, bazı Müslüman ülkelerinde, muhtelif alanlarda hala uygulanmaktadır. Aile ve borçlar hukuku, en çok uygulanan İslam hukukunun alanlarındandır. Bu alanlarda, belli meseleler hakkında mezhepler arasında ihtilaflar olmuştur. Kimi meselelerde yaygın dört mezhep birbirinden ayrı görüşler beyan etmiş, kimi meselelerde ise dört mezhepten biri, görüş olarak diğer üç mezhepten farklı görüşler benimsemiştir. Bu çalışmada, Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer üç mezhepten farklı olarak görüş beyan ettiği meselelerini ele aldık. Bu meseleler hakkında Malikilerle diğer mezheplerin ortaya koyduğu görüşleri, delilleriyle beraber inceledik. Tezin ana konusu Maliki mezhebi olduğundan dolayı, çalışmamızın ilk bölümü İmam Malik ve mezhebinin yayılışı ile ilgili bilgilere ayırdık. İkinci bölümü aile hukuku, üçüncü bölümünü ise borçlar hukuku sahasında Malikilerin tek kaldığı konulara ayırdık. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yaptık.
زواج الصغير وطلاقه في الفقه الإسلامي وقانون الأحوال الشخصية العراقي (دراسة مقارنة)
The importance of this study comes from the fact that it addresses the most important issues of the Islamic society, it is the issue of child marriage and divorce, and its great impact on protecting the family from moral deviation and loss, and providing psychological and spiritual security for family members. The study aimed to know the judgements of child marriage and divorce in Islamic jurisprudence and Iraqi law, especially most of new jurists permitted the marriage of a young man or girl under puberty. The study also aimed to determine the legal age for marriage, as well as determining the punishment for legal violations in this matter in the Iraqi personal status law and methods of treatment. The researcher followed the descriptive, analytical and comparative approach between what came from the provisions of Sharia in the marriage and divorce of minors, and the effective Iraqi Personal Status Law No. 188 for the year (1959), and eliciting the appropriate opinion of custom, interest, and the spirit of Sharia, and one of the most important findings of the study. The validity of the minor's marriage contract with the consent of his guardian, whether he is discerning or not, according to Islamic law. Contrary to what came from the Iraqi legislator, who stipulated that the young person reach fifteen years of age, and that is only after the approval of the judge. As well as the agreement of the Sharia and the law on the age (eighteen) of age is the appropriate age for marriage. As for the divorce of a minor, it does not count as such according to the majority of scholars, unlike the Hanbalis, who said that the divorce of a discerning boy is valid. As for the issue of forcing a minor to marry or divorce, Sharia has forbidden it, and the Iraqi legislator has set a punishment for that as well. Keywords: Jurisprudence(Fiqh), Child Marriage, Child Divorce, Minor, Iraqi Law.
أثر وسائل الاتصال الحديثة على ميراث المفقود في الفقه الإسلامي والقانون العراقي (دراسة مقارنة)
The purpose of this dissertation is to identify the extent to which the Iraqi law absorbs the legal provisions of lineage and to clarify the position of the Iraqi judiciary on them. As for the scope of this thesis, it was specific in comparison and shedding light on modern technological means and their impact on the jurisprudential dispute, related to the effects of the return of the lost through examining several points, such as collecting the different jurisprudential parts on this subject,And absorbing most of the provisions of the lost, according to a careful and careful study based on tracking and extrapolation, and highlighting the role of jurisprudential rooting in resolving the dispute regarding the waiting period for the lost, introducing some provisions that modern means of communication had an impact on, and revealing the impact of developments in clarifying some facts that It is an auxiliary tributary of Islamic jurisprudence and positive law in influencing the ruling in some cases related to the missing person, such as the issue of bequeathing him after multiplying a period of waiting for him and issuing a ruling in this regard. The researcher used the analytical and comparative inductive method. The research concluded with the following conclusions: The legislator gave the heir the right By the inheritance of his bequeather, and he has established a methodology to achieve that right, and that inheritance refers to this right, and the inheritance indicates the transmission of the methodology of that right. Inheritance and his knowledge of Islamic law occupies a great position that makes it of great importance, and we see this clear and obvious in the Qur'an and the honorable Sunnah and among the previous nation. And it could The heirs have conditions that change between existence and non-existence, and change between a male and a female. Thus, the image of the last estate in these cases has become unclear, and this is a reason for us to take precaution and appreciation. It has been found that the legal texts regulating the provisions of missing persons contained in Iraqi law are not all compatible with Islamic Sharia, for example, the Iraqi Personal Status Law did not stipulate the issue of stopping the share of the missing person until his life appears or the death sentence, as some Arab personal status laws did.
İslâm aile hukukunda boşanmanın mali sonuçları
İslâm Aile Hukukunda "mîsâgan galîza" olarak tanımlanan evlilik akdi ve bu akdin sonlandırılması diğer hukuk alanlarına göre ayrı bir önem arz etmektedir. Nasslarda evlilik akdi ve bunun getirdiği mali sorumluluklar ile boşanma ve sonrasında tarafların yükümlülüklerine yer verilmiştir. İslâm aile hukukunda boşanmanın mali sonuçları kadına tanınan nafaka (iddet nafakası) hakkı, tazminat, süknâ (mesken) hakkı, tamamının veya bir bölümünün müeccel olması durumunda mehir hakkı, boşamanın maraz-ı mevt (ölüm hastalığı) halinde yapılması durumunda miras hakkı ve müt'a hakkından oluşmaktadır. Boşanmanın mali sonuçlarını oluşturan bu başlıklar içerisinde boşanma nafakası ve tazminatı günümüz hukuk sistemlerinin güncel sorunlarını da oluşturması açısından ayrı bir öneme sahiptir. İslâm hukuku boşanma sonrası nafaka sorumluluğunun süresi, kapsamı ve nafaka yükümlüsü kişiler hususunda getirdiği sistem ile günümüz hukuk sistemlerinde yer alan boşanma sonrası nafaka sorumluluğu ve süresi hususundaki güncel sorunlara önemli bir çözüm yolu sunmaktadır. Boşanma sonrası tazminat klasik fıkıh kaynaklarında müstakil bir başlık altında yer almasa da temel hukuk ilkeleri ve makasıd teorisi boşanma tazminatının İslâm hukukuna yabancı bir kavram olmadığını göstermektedir. Bu temel prensipler dikkate alındığında maddi ve manevi zarara uğrayan kusursuz eşin zararlarının tazmini İslâm hukuku açısından ehemmiyet arz etmektedir. Evliliğin sona ermesi durumunda nafaka ve boşanma tazminatı gibi mali sorumlulukların yanı sıra kadının belirli süre barınma ihtiyacını temin yükümlülüğü, müt'a ve mehir gibi ekonomik yükümlülükler boşanma sonrası kadının temel ihtiyaçlarının karşılanması ve hayatını idame ettirmesi için önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Tezimizin temel konularını teşkil eden boşanma hukukunun (özellikle evliliğin sona ermesi sebebiyle karşılaşılan) mali konular analiz edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Nafaka, Tazminat, Süknâ, Müt'a.
Aile şirketlerinde kurumsallaşma ve aile anayasası: Bursa örneği
Dünyada ve Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin çok büyük bir kısmını oluşturan aile şirketleri, ekonomide önemli bir yere sahiptirler. Aile şirketleri, kurucunun girişimi ile doğar; yoğun çalışma, çaba ve azimleriyle birlikte büyümekte ve gelişmektedir. Bu büyüyüp gelişen aile şirketleri, varlığını nesiler boyu sürdürebilmekte ve bazen uluslararası alanda faaliyet gösterebilmektedirler. Fakat varlığını devam ettiremeyen, uzun ömürlü olamayan birçok aile şirketi de bulunmaktadır. Bu şirketlerin ömrünün kısa olmasının en büyük sebebi kurumsallaşma konusuna gerekli önemin gösterilmemesi veya yetersiz kalınmasıdır. Kurumsallaşamayan ve profesyonel bir şekilde yönetilemeyen aile şirketleri, yok olmaya mahkûmdurlar. Kurumsallaşma adına atılacak en önemli adım ise aile anayasasının hazırlanmasıdır. Aile anayasası ile birlikte, işleyiş belirli kurallar çerçevesinde şekillenmiş olur ve aile bireyleri arasında olması muhtemel problemler engellenmektedir. Ülkemizde birçok ticari şirketin aile şirketi olarak kurulmuş olduğu yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Ülkemizde aile şirketleri ile ilgili literatür çalışmalarının çoğunluğu şirket ve organizasyon anabilim dalları temelinde yapılmaktadır. Fakat aile şirketlerinde yaşanmış olan problemlerin niteliği ve bu problemlere yönelik çözüm üretilmesi farklı bilim dalları ile çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmanın amacı, aile şirketi, kurumsallaşma ve aile anayasası kavramlarını detaylı bir şekilde ele alarak, aile anayasasına yönelik Bursa ilindeki aile şirketlerinin düşüncelerini, aile anayasası uygulamama sebeplerini ortaya koymaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen'in Ahkâm ayetleriyle ilgili görüşleri
Bu tez son dönem İslâm âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen'in ahkâm ayetleriyle ilgili görüşlerinin ne olduğunu ortaya çıkarmak ve meydana getirdiği tefsir eserindeki görüşlerin kendi içtihadının sonucu ortaya çıkmış görüşler olup olmadığını tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Söz konusu tespit yapılırken ahkâm ayetlerinin tamamı değil örneklendirme metoduyla daha ziyade geçmişten bu yana üzerinde tartışmaların yoğunlaştırıldığı ayetler incelenmiştir. Ayetler incelenirken genel itibarıyla önce konuyla ilgili tarih içerisinde oluşmuş görüşlere yer verilmiş, sonra da Bilmen'in görüşlerine değinilmiştir. Daha sonra ise konuyla ilgili farklı yaklaşım tarzlarına, farklı fikirlere sahip araştırmacıların görüşlerine yer verilerek geçmiş ve günümüz arasında bir anlamda köprü görevi yapmış olan Bilmen'in fikrî olarak nerede durduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırmamız dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü olarak hazırlanan birinci bölüm tezin konusu, amacı, yöntemi ile bilmenin hayatı ve eserlerine ilişkin açıklamalardan oluşmaktadır. İkinci bölümde temel ibadetlerden namaz, oruç, hac ve zekâtla ilgili ayetlerin açıklanması ve incelenmesine yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise aile hukuku ve ceza hukukuyla ilgili ayetlerin incelenmesine ayrılmıştır. Son bölümde ise diğer bazı ayetlerin tahlili yapılmıştır.Anahtar Sözcükler: Ömer Nasuhi Bilmen, Ahkâm, Ayet, Aile Hukuku, Ceza, Görüş, Faiz, İbadetler
Şevkânî'nin aile hukuku alanındaki görüşleri (Neylü'l-Evtâr özelinde)
Bu çalışmada, Yemenli din âlimi Muhammed b. Alî eş-Şevkânî'nin (v. 1250/1834), Mecdüddîn İbn Teymiyye tarafından (v. 652/1254) fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş hadis kitabı "el-Müntekâ mine'l-ahbâri'l-Mustafâ"ya şerh olarak kaleme aldığı "Neylü'l-evtâr" adlı eseri, aile hukuku bağlamında incelenmiştir. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Şevkânî'nin hayatı ve ilmî kişiliği hakkında genel bilgiler verilmek suretiyle müellifin tanıtılması amaçlanmıştır. İkinci bölümde "nikâh ve hukukî sonuçları" ele alınmış, üçüncü bölümde ise "talâk ve hukukî sonuçlarına" değinilmiştir. Çalışma sonucunda Şevkânî'nin, aile hukuku alanındaki görüşleri tespit edilmiştir. Onun bu görüşlere ulaşmasında taklitten uzak ictihadla nasları aklî değerlendirmelere tabi tutarak diyalektik bir yöntem izlemesinin rolü büyüktür. Bu yöntemin bir yansıması olarak kimi zaman cumhura muvafakat etmiş; kimi zamanda onları eleştirerek muhalif görüş sahiplerine iştirak etmiştir. Öte yandan kendisine özgü bazı kanaatleri olduğu da görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Şevkânî, Neylü'l-evtâr, nikâh, talâk, ictihad, şart, sahih.
XVIII. yüzyıl Adana Şer'iyye sicilleri özelinde Aile Hukuku
XVIII. Yüzyılda Adana mahkemelerinde kayıt altına alınan 72 şer'iyye sicili defteri, klasik fıkıh eserleri ve dönemin fetva mecmuaları çerçevesinde hazırlanan bu çalışma, aile hukuku uygulamalarını ele alarak karşılaşılan problemleri ve bu problemlere sunulan çözüm yollarını göstermeyi ve bilimsel/doğru verilerden hareketle Osmanlı aile yapısıyla ilgili isabetli sonuçlara ulaşmayı amaçlamaktadır. Giriş, sonuç ve üç bölümden meydana gelen bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kaynakları ve Adana'nın kısa tarihçesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Adana'nın idari, sosyal ve hukukî hayatı ele alınmış, mülki yapılanması, mahalleleri, demografik yapısı hakkında bilgi verilerek Adana'da XVIII. yüzyılda görev yapmış kadılar, müftüler ve nakibü'l-eşraflar hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ailenin teşekkülü, üçüncü bölümde ise evliliğin sona ermesi Adana şer'iyye sicillerinden tespit edilen uygulamalar çerçevesinde ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir.
İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-Müctehid adlı eserinde haber-i vahidi delil olarak kullanması: Aile Hukuku örneği
İslam hukuku, yapısı itibarıyla İslam dininin temel metinleri olan Kur'an ve hadislerden hareket etmek durumundadır. Kur'an'ın mütevâtir olmasından dolayı sübutu hakkında ittifak söz konusu olup ayetlerin delaletleri noktasında bazı ihtilaflar bulunmaktadır. Ancak İslam hukuk metodolojisindeki asıl ihtilaflar haber-i vahid konusunda yaşanmıştır. Prensip olarak haber-i vahidin bilgi gerektirmeyeceği ancak amel gerektireceği kabul edilmiştir. Bunun neticesinde bütün mezhepler bazı usul ve kaideler çerçevesinde haber-i vahid ile amel etmiştir. Diğer mezhepler gibi Malikî mezhebi de haber-i vahidin amel değerini kabul etmiş ve bu haberler ile amel etmek için bazı şartlar ileri sürmüştür. İbn Rüşd'ün haber-i vahid ile ilgili görüşlerine bakıldığında genel kabule uygun bir şekilde haber-i vahidin amel gerektireceğini kabul ettiği görülmektedir. Ancak o da haber-i vahidin kabulü için bazı şartlar ileri sürmektedir. Bu şartlar incelendiğinde bunların genel olarak Malikî ekolünün kabul ettiği şartlara uygun olduğu söylenebilir. İbn Rüşd teorik olarak haber-i vahidi kabul etmiş ayrıca pratik olarak da fürû-i fıkıh alanında delil olarak kullanmıştır. Fürû fıkıh alanındaki kitabının nikâh ve talak bölümleri incelendiğinde mezheplerin bu konudaki delillerinin tahlil edildiği ileri sürülebilir. İbn Rüşd bu tahlil esnasında mezhepler arası benzerlikleri zikretmiştir.
İslam aile hukuku bağlamında İbn Kayyim el-Cevziyye'nin görüşleri
Bu çalışmada, İbn Kayyim'in (ö. 751/1350) İslam aile hukuku alanındaki görüşleri ele alınmıştır. Üç ana başlıktan oluşan çalışmanın ilk bölümünde onun hayatı ve ilmî kişiliğini tanıtmaya dönük özlü bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde görüşleri diğer âlimlerle mukayeseli bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu çerçevede nişanlanma, evlilik, akdin rükûnları-şartları ve bunların fıkhî sonuçları izah edilmiştir. Evlilik cihetinden bakıldığı takdirde İbn Kayyim, nikâh akdinin gerçekleşmesinde kolaylaştırıcı bir anlayış benimsemiştir. Onun îcâb ve kabûl için kullanılacak Arapça nikâh ve tezvîc kavramları yanında diğer dillerdeki lafızların da geçerli olduğunu söylemesi bunun açık bir tezahürüdür. Üçüncü bölümde boşama ve onunla doğrudan ilişkili konular incelenmiştir. Onun bu bağlamda çerçeveyi oldukça daraltarak talâkın cari olmasına sebebiyet veren nedenleri azalttığı tespit edilmiştir. Bidʻî talâkın geçersiz, üç talâkın ise bir boşama şeklinde geçerli olacağını ifade etmesi; sarhoş ve zor altında olan şahsın talâkını boşama niyeti bulunmadığı için muteber görmemesi bu anlayışının bir yansımasıdır. İbn Kayyim, yer yer Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) ve İbn Teymiyye'ye (ö. 728/1328) muhalefet etmiş olsa da çoğunlukla onlara muvafık kalmıştır. Onun, toplumun sorunlarına başarılı çözüm önerileri getirmesi fetvalarının hüsnü kabul görmesinde etkili olmuştur. Bunda engin ilmî, diyalektik ve objektif metodu ve ictihad ameliyesini etkin bir şekilde işletmesinin rolü büyüktür. Böylece hayattayken yaygınlık kazanan şöhreti giderek artmıştır. Nihayet görüşleri yakın ve muasır dönem âlimler için referans olmuştur. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, İbn Kayyim, İbn Teymiyye, aile hukuku, evlilik, boşama.
Cessâs'ın nikahla ilgili ayetlere yaklaşımı
Ahkâm tefsirleri, Kurân-ı Kerîm'de hüküm bildiren ayetleri açıklayan, İslam hukuku açısından önemli bir yere sahip olan eserlerdir. Bu çalışmada, hicri dördüncü yüzyılda yaşamış olan Hanefi fakihi Ebû Bekr el-Cessâs'ın, Ahkâmu'l Kur'ân adlı eserinde nikâhla ilgili ayetlere yaklaşımı ve bazı tercihleri ele alınmaktadır. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Cessâs'ın yaşadığı dönemdeki siyasi, sosyal, ilmi ve kültürel durum ile birlikte, Cessâs'ın hayatı, ilmi kişiliği, kendisini yetiştiren hocaları, yetiştirdiği talebeleri ve eserleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, İslam Aile Hukukunun temel konularından olan nikâh konusu ana hatlarıyla ele alınmakta, Hanefi mezhebinin görüşleri temelinde yeri geldikçe diğer mezheplerin de görüşleri belirtilerek aktarılmaktadır. Çalışmanın esasını oluşturan üçüncü bölüm ise, Cessâs'ın Ahkâmu'l Kur'ân adlı eserinde ele aldığı nikâhla ilgili bazı meselelerdeki tercih ve yorumlarından oluşmaktadır. Bu bölümde müellifin nikâh akdini konu alan ayetler ile ilgili yorumları, yaptığı yorumlama işinde takip ettiği yöntem, ayetlerden hukukî sonuçlar çıkarma noktasında izlediği usûl ve ele alınan konularla ilgili görüşleri işlenmektedir. Ayrıca müellifin, ele alınan konu ile ilgili görüşleri, diğer bazı müctehid ve imamların görüş ve ictihadları ile karşılaştırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cessâs, Ahkâmu'l Kur'ân, İslam Aile Hukuku, Nikâh, Evlilik
Aile hukuku çerçevesinde- Zühaylî'nin "El-Fıkhü'l İslâmî ve Edilletüh" adlı eserinde Hanefî-Şafiî mezheplerinin mukayesesi ve tercihi
İslam hukuku, aile gibi toplumda önemli bir yere sahip olan müesselere çok önem vermiş ve bu alanda gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Fukaha İslam hukuku ile ilgili pekçok eser kaleme almıştır. Vehbe ez-Zühaylî de bu alanla ilgili el-Fıkhü'l İslâmî ve edilletüh adlı eseri yazmıştır. Bu çalışmada son dönem İslam hukukçularından Vehbe ez-Zühaylî'nin bu eserinde geçen aile hukukuna dair Hanefîler ile Şafiîlerin ihtilaf ettikleri konular, ihtilaf sebepleri ve Hanefiler ile Şafiilerin ihtilaf ettikleri noktalarda Zühaylî'nin tercihleri ele alınmıştır. Hanefi ve Şafiî mezheplerin ihtilaf etmelerinin temel sebepleri, hüküm istinbat etmede farklı delillere başvurmaları ve nasları farklı yorumlamalarıdır. Anahtar kelimeler: Aile hukuku, mezhep, Hanefî, Şafiî, Vehbe ez-Zühaylî
İslam aile hukukunda sarhoşun tasarrufları
Toplumun en küçük ama en önemli yapı taşı olan aile, hem aile fertleri hem de toplum için vazgeçilmez bir kurumdur. Bu önemine binaen İslam hukukunda aile müessesesinin kurulumu ve sona ermesi için taraflarda birtakım şartlar aranmaktadır. Taraflarda bulunması gereken şartlardan biri de ehliyettir. Hak ve sorumlulukların sübutu için kişilerde zaruri olarak bulunması gereken ehliyet vasfını ortadan kaldıran bazı semavi (gayri iradî) ve müktesep (iradî) arızalar vardır. Müktesep arızalardan biri olan sarhoşluğun evliliğin kurulumu ve sona erdirilmesindeki rolünün ne olduğu İslam hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Konu halen güncelliğini korumaktadır. Bu nedenle yapılan çalışmada sarhoşun İslam aile hukukundaki tasarrufları ele alınmıştır. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın önemi ve amacı, yöntemi ve kaynakları, kapsamı ve sınırlılıkları ele alınmıştır. Birinci bölümde "İslam Aile Hukukunda Genel Hükümler" ana başlığı altında aile kavramı ve ailenin önemi, evlilik akdi (nikâh), evliliğin sona ermesi gibi konular incelenmiştir. İkinci bölümde ise "Sarhoşluk ve Kişi Ehliyetine Etkisi" ana başlığı altında sarhoşluk, sarhoşluğun ehliyete tesiri konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise dört mezhep çerçevesinde sarhoşun İslam aile hukuku alanındaki tasarruflarının fıkhi hükmü ele alınmıştır. Bununla birlikte konuyla ilgili çağdaş yaklaşımlarda sarhoşun tasarruflarına ve bugünkü hukuk düzenlerinde sarhoş/sarhoşluk konusuna yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: aile, tasarruf, sarhoşluk, nikâh, talâk.
İslâm aile hukukunda mal ayrılığı rejimi teorisi
Günümüzde, aile problemlerinin artması ve topluma olan etkisinin büyümesi nedeniyle aile kurumu, toplumun önemli konusu haline gelmiştir. Bu sebeple aile hukukuna yönelimler artmış olup, aile ile ilgili çalışmalar önem arz etmeye başlamıştır. İslâm aile hukukunda mal rejimi, mal ayrılığı rejimidir. Mal ayrılığı rejimi, mülkiyet sahibi olan çiftlerden her birinin tek taraflı yetki ile mülkiyetlerinde bulunan malların yönetimi, kullanımı ve tasarruflarından doğan bütün hak ve sorumluluklarının kendilerine ait olduğunu ifade eden hukukî kavramdır. Her insanın mülk edinme ve tasarruf etme hakkı bulunmakla beraber bu hak ve yetkiler bazı durumlarda sınırlandırılmaktadır. Klasik eserlerde mal ayrılığı rejimi, kavramsal olarak bulunmamakla beraber mal ayrılığı rejiminin ihtiva ettiği birçok konu ayrı başlıklar halinde ele alınmıştır. Bu çalışmada, mal ayrılığı rejiminin temeli olan mal, mülkiyet, ehliyet ve haklar konusunu klasik eserler ışığında ele alarak İslâm aile hukuku mal ayrılığı rejimi teorisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde mal ve mülkiyet konusu ele alınıp, sorunlara çözümler üretilmiş, ikinci bölümde ise ehliyet ve hak konusu ele alınıp, problemlere çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar kelimeler; Mal, Mal rejimi, Mal ayrılığı rejimi, Mülkiyet, Ehliyet, Haklar.
Günümüzde ortaya çıkan nikâh akitlerinde Makâsıdü'ş-Şerîa
Bu çalışma, modern evlilik akidlerinde Makâsıdü'ş-Şerîa ve onun etkilerini ele almıştır. Çalışma giriş, iki ana bölüm ile bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde Makâsıdü'ş-Şerîa ve modern evliliklerdeki etkisi açıklanmıştır. Bu ana başlık aşağıda belirtilen iki alt başlık altında ele alınmıştır. a) Makâsıdü'ş-Şerîa'nın tanımı ve bölümleri b) Meşru evlilik, tanımı erkânı, şartları ve maksatları. İkinci bölüm de ise çalışmanın ele aldığı moderm evlilik türleri hakkında uygulamalı örnekler verilmiştir. Ayrıca Makasıdü'ş-Şeria'nın maslahat ve mefsedet üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Bu ana başlık, çağdaş evlilik türlerini ele alan yedi alt başlık altında incelenmiştir. a) Turistik evlilik, b) Arkadaşlık evliliği, c) Maddi ayrıcalıklar elde etmek amacıyla gerçekleştirilen formalite evlilik, d) Medeni evlilik, d) Misyar evliliği, e) Örfi evlilik f) Darü'l-harp ülkelerinde, İslami kuruluşlarda veli olmaksızın yapılan evlilik. Bu evlilik türlerinin her birinin dil ve terim anlamlarına yer verilmiş, ardından hükümleri ve konu hakkında alimlerin görüşleri aktarılmıştır. Ardından her bir konu Makasıdü'ş-Şeria'nın maslahat ve mefsedet üzerindeki etkisi ele alınarak tamamlanmıştır. Son olarak çalışma, sonuçlar ve öneriler bölümüyle sonlandırılmıştır. Ulaşılan en önemlisi sonuçlar arasında maslahat ve mefsedenin belirlenmesinin temelinde meşru maksatları yatmaktadır. Batı ülkelerinde, İslami kuruluşlarda veli olmaksızın yapılan evlilikler ve misyar evliliği Makasıdü'ş-Şeria'ya uygundur. Geri kalanlar ise Makasıdü'ş-Şeria'ya uygun değildir, bu nedenle bunların mubah sayılmasında herhangi bir maslahat bulunmamakta ve maslahat onların tam olarak bulunmasıyla tahakkuk etmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Makasıdü'ş-Şeria, Evlilik, Nikah, Modern Evlilik Akdi, Aile hukuku, şahsi haller.
İslam hukukunda aile içi huzursuzluklar ve çözümü (Diyarbakır Şer'iyye Sicilleri örneği)
İnsanlık tarihinin her döneminde, aile içi huzursuzlukların hangi şekillerde vuku bulduğunu anlamak, çözüm sunmak için önemlidir. Nüşûz, İslam aile düzeninde karı-koca arasında yaşanabilecek huzursuzluk ve sorunları ifade eden bir kavram olarak kullanılmıştır. Nüşûz ve diğer ilişkili kavramların Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiş olması meselenin ehemmiyetini göstermektedir. Bu çalışmada aile içi huzursuzluklara neden olabilecek durumlar tespit edilmeye çalışılmış; nüşûz, şikâk, irâz kavramları incelenmiş ve bu kavramların hangi durumları tanımlamada kullanıldığı ve hukuki alana yansımaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Kavramların pratikte nasıl işlendiği ve yansımalarının Diyarbakır Şer'iyye Sicilleri'nde yer alıp almadığı araştırılmıştır. Karı-koca arasında nüşûz vuku bulduğu zaman sunulan çözüm önerileri ve hukuki sonuçları incelenmiştir. Tezde sırasıyla; İslam'da Aile içi hak ve sorumluluklar, Aile içi huzursuzluk olarak tabir edilen nüşûz ve ilgili kavramlar araştırılmış, varsa şer'iyye sicillerinden elde edilen veriler sunulmuştur. Ayrıca günümüz türkçesi ile daha kolay anlaşılması için çaba sarf edilmiştir. Karı-kocanın nüşûzunun çözümü ve hukuki sonuçları incelenmiş bu bağlamda Şer'iyye sicillerinden örneklendirme yapılmıştır.
Milletlerarası Özel Hukukta velâyet
Genel olarak küçüğün ya da bazı durumlarda ergin kısıtlı çocukların şahıs ve mallarının korunması amacıyla, onların temsili konusunda ana babanın sahip oldukları hak ve yükümlülüklerin tamamı olarak ifade edilebilecek velayet, çocuğun menfaatinin korunması açısından günden güne artan bir öneme sahiptir.Uygulamada velâyetin milletlerarası özel hukuk açısından birçok uyuşmazlığa konu olduğu görülmektedir. Farklı vatandaşlığa sahip ya da farklı ülkelerde sakin tarafların evlilikleri ve bu evliliklerin son bulması hali çocukların velâyetinin belirlenmesi sorununu da gündeme getirmektedir. Diğer yandan farklı ülke vatandaşı olan tarafların evlilik dışında doğan çocuklarının velâyetinin kime ait olacağı sorunu da yine milletlerarası uyuşmazlıklara meydan verebilecektir.Milletlerarası alanda velâyete ilişkin olarak öne çıkan üç milletlerarası sözleşme bulunmaktadır. Bunlar, 1961 tarihli Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine Dair La Haye Sözleşmesi, 1980 tarihli Çocukların Velâyetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velâyetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve 1980 tarihli Çocukların Milletlerarası Kaçırılmasının Hukukî Yönlerine Dair La Haye Sözleşmesi'dir. Anılan sözleşmeler dışında 1961 La Haye Sözleşmesi'nin yerini almak üzere 1996 yılında Velâyet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Tedbirleri Hakkında Yetkiye, Uygulanacak Kanuna, Tanıma, Tenfize ve İşbirliğine Dair Sözleşme kabul edilmiştir. 1996 La Haye Sözleşmesi, 1961 La Haye Sözleşmesi'nden farklı ve eksikliklerini gideren önemli düzenlemelere sahiptir. Ancak Türkiye henüz 1996 La Haye Sözleşmesi'ne taraf değildir.Anayasa'nın 90/5. ve MÖHUK'un 1/2. maddelerindeki düzenlemeler gereğince söz konusu milletlerarası sözleşmeler uygulanma alanına giren uyuşmazlıklarda esas alınacaktır. Bu sözleşmelerin uygulanma alanına girmeyen hususlarda ise 5718 sayılı MÖHUK hükümleri uygulanacaktır.Bu tez çalışmasında öncelikle, velayete ilişkin milletlerarası sözleşmelerin amacı, kapsamı ve temel kavramları belirlenerek, tanıtılması amaçlanmıştır. Bunun ardından yabancı unsur taşıyan velayet ilişkin uyuşmazlıklarda milletlerarası yetkinin ve uygulanacak hukukun tespiti yapılmıştır.Üzerinde durulan bir başka husus velâyete ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizidir. Zira yabancı bir devlet makamları tarafından verilen kararların ancak Türkiye'de tanınması ile kesin hüküm kuvveti kazanması; tenfizi ile de icrası mümkün olabilecektir.
Polygamy and its provisions in Islamic and Iraqi law(Comparative study)
This research deals with the study of polygamy in light of Islamic law and Iraqi law. Its nature necessitated that it be divided into three parts: the first section talks about the meaning of marriage in Sharia and Iraqi law, it also talks about the legality and rule of marriage, and it talks about the wisdom of marriage and the types of marriage before Islam. The second section talks about polygamy in previous nations, especially before Islam, as well as polygamy in the divine religions "Jews and Christians," as well as it talks about the multiplicity of prophets and polygamy in the pre-Islamic era and in Islam. The third section deals with the meaning of polygamy, its legality and ruling, with mentioning the reasons for polygamy, and it also talks about conditions and controls for polygamy. Finally, the research deals with polygamy in the Iraqi Personal Status Law and the law of some Arab countries, and it mentions in the conclusion the most important findings and recommendations. Key words: Husband, polygamy, conditions, reasons, judgment, Islamic law, Iraqi law.
Evlilik birliğinin korunması
Aile, toplumun temel yapı taşı, en küçük sosyal birimidir. Ailenin dağılmadan, dirlik ve düzen içinde devam etmesinin aile bireylerine olduğu kadar içinde bulunduğu topluma da faydaları vardır. Bu nedenle aile kurumu hem anayasal hem de genel ve özel kanunlarla koruma altına alınmıştır.Dayanağı Anayasa'nın 41. maddesindeki ailenin korunması ilkesi olan evlilik birliğinin korunması kurumu temel olarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 195 ve 201. maddeleri arasında ve ayrı ayrı bazı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler, hâkimin uyuşmazlık içerisindeki evlilik birliğine müdahalesi ile evlilik birliğinin devamı sırasında ortaya çıkan sorunların, boşanma veya ayrılık aşamasına gelinmeden çözülmesini ve evlilik birliğinin huzurlu bir şekilde devamını sağlamaya yönelik olarak düzenlenmiş hükümlerdir. Ancak evlilik birliğini korumaya yönelik hükümler bunlarla sınırlı değildir. Türk Medenî Kanunu'nun Aile Hukuku başlıklı kitabında dağınık bir şekilde evlilik birliğini koruyucu birçok hüküm yer almaktadır. Bu hükümler, evlilik birliğinde henüz bir uyuşmazlık söz konusu olmamasına rağmen uyuşmazlık çıkması muhtemel konularda eşlerin sözleşme özgürlüğüne sınırlamalar getirerek evlilik birliğini korumayı amaçlamaktadır.Türk Medenî Kanunu'nun evlilik birliğini koruyucu hükümlerinin aile içi şiddeti önlemede yetersiz kaldığı düşüncesiyle 14.01.1998 tarihinde 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kabul edilmiş; böylece toplumun huzuru ve refahı için ailenin daha etkin bir şekilde korunması amaçlanmıştır. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 04.05.2007 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile önemli değişikliklere uğramış, birçok açıdan kanunun daha yaygın şekilde uygulanması hedeflenmiştir. 01.03.2008 tarihinde yayınlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un Uygulanması Hakkında Yönetmelik ile kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, kanunun uygulanmasına birçok konuda açıklık getirilmiştir.?Evlilik Birliğinin Korunması? başlıklı bu çalışmada Türk Medenî Kanunu'nun ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un evlilik birliğini koruyucu hükümleri incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde konu ve konu ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümünde Türk Medenî Kanunu'nun eşlerin sözleşme özgürlüğünü sınırlayan hükümleri; ikinci bölümde Türk Medenî Kanunu'nun hâkimin evlilik birliğinin iç işleyişine müdahalesini öngören hükümleri incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise eşleri ve aynı zamanda diğer aile bireylerini aile içi şiddetten korumak amacıyla özel olarak hazırlanan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında hâkimin alabileceği tedbirler ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Medenî Hukuk2.Aile Hukuku3.Evlilik Birliği4.Ailenin Korunması5.Aile İçi Şiddet
Nikâh akdinde feshin hukuki sonuçlarının medeni hukuk ve İslam hukuku bağlamında mukayesesi
İslam dininin temel gayesi hak ve adâleti ayakta tutmak, toplum düzenini sağlamaktır. Bu bağlamda aile hayatı kurulurken evlenmeye büyük önem vermiştir. Zira evlenme, hem birey hem de toplum açısından dünyevî ve uhrevî birçok faydayı barındırmaktadır. Bunların en önemlisi de fıtrî bazı arzuların helal dairede karşılanması ve neslin bir düzen dâhilinde devamının sağlanmasıdır. Ancak bazı durumlarda taraflar, rahmet, ülfet ve muhabbet duygularını yitirebildiklerinden evliliğin sona erdirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bu nedenle İslam hukukunda evlenme gibi evliliğin sonlandırılmasına ilişkin de köklü düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmada karşılaştırmalı bir biçimde İslam hukuku ile medeni hukuka göre nikâh akdinin fesih sebepleri incelenmiştir. Konunun İslam hukukuna bakan yönü dört mezhebin görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır. Nitekim İslam hukukçuları, nassların farklı yorumlanmasına bağlı olarak nikâh akdinin feshi ile ilgili bazı meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Konunun medeni hukuka bakan yönü ise evlenmenin yokluk ve butlanı kavramları üzerinden işlenmiştir. Zira medeni hukukun evlenmenin sonlandırılmasıyla ilgili kanun maddelerinde, fesih kavramı yerine yokluk ve butlan kavramları geçmektedir.
Aile Hukukunda vesayet ve uygulamada vesayet davaları
1982 Anayasası'nın ikinci maddesinde sosyal devlet olmak Türkiye Cumhuriyeti devletinin nitelikleri arasında sayılmıştır. Sosyal devlet ilkesinin gereklerinden biri, devletin zayıf ve savunmasız vatandaşlarının kişisel ve ekonomik çıkarlarını gözetmesidir. Korunmaya muhtaç olanlar arasında çocuklar ilk sırada yer almaktadır. Kural olarak, çocuklar ebeveynlerinin velayeti altındadır. Kanun, çocuğun çıkarlarını en iyi koruyacak kişinin anne-baba olduğu varsayımından hareket ederken bununla birlikte, bazı durumlarda çocuk ebeveynlerinin velayeti dışında olabilir. Bu durumda çocuğun menfaatini korumak isteyen kanunumuz vesayet müessesesini düzenlemiştir. Vesayet ve velayet birbirini ikame eden kurumlardır. Vesayet, yalnızca çocukları değil, ergin olmakla birlikte kendi kişisel ve ekonomik hak ve menfaatlerini koruyamayacak durumdaki vatandaşlar için de bir güvencedir. Kanunda sınırlı olarak sayılan hallerden bir ya da bir kaçının bulunmasıyla zorunlu olarak kamu eliyle korunma söz konusu olabileceği gibi, ergin kişinin yine kanunda sayılan belirli koşulların bulunması durumunda tamamen kendi istek ve arzusuyla, kişisel ve ekonomik çıkarlarının kamu eliyle korunmasını istemesi de mümkündür. Bu gibi hallerde de vesayet kurumu devreye girer. Gerek küçük olması, gerekse kısıtlanması nedeniyle korunma ihtiyacı duyan kişi adına her türlü işlemi yapmak ve onun kişiliğine ve mallarına özen gösterip korumakla yükümlü bulunan kişi ise vasidir. Vasi, kanunda belirtilen niteliklere sahip, vasiliğin olumlu ve olumsuz koşullarını taşıyan kişiler arasından vesayet makamı tarafından belirli bir süre için atanır. Vasi, görevi süresince kanunda belirtilen hak ve yükümlülüklere sahip olmakla birlikte, küçüğün ve kısıtlının her türlü kişisel ve ekonomik menfaatlerini korumak ve vesayet makamına periyodik olarak hesap vermek zorundadır. Vesayet altındaki kişinin malvarlığını eksiksiz teslim etmekle yükümlüdür. Aksi halde vasi tazminattan sorumlu olabilir. Kurumun korumak istediği kişilerin korunması, sosyal hayata uyumları, bazı ekonomik ve kişilik hak ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bu kurumun her yönden sağlıklı işleyişine ve gelişmesine bağlıdır. Dolayısıyla vesayet organları olan vasi, vesayet makamı ve denetim makamının şekli olarak var olması tek başına vesayet altındaki kişinin korunmasını sağlamaya yetmez. Belirtilen amaçları yerine getirmedikleri takdirde bu organlar zamanla işlevsiz birer kurum haline dönüşürler. Bu sebeple bu durum söz konusu organların her açıdan desteklenmesi ve geliştirilmesini gerekli kılar. Türk kanun koyucu 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanununu kabul etmiş ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe koymuştur. Kanun vesayet alanında da bazı reformlar yapmıştır. Bu reformlar kurumun işleyişine katkı sağlamış ve eski hukuk döneminde oluşan boşlukları doldurmuştur. Bu düzenlemeler dikkate alındığında, vesayet altındaki kişi ile vesayet organlarının adeta bütünleştiği görülmektedir. Vesayet organları, vesayet altındaki kişinin zaaflarını tamamlar, kişiliğini korur, onun adına ekonomik ve hukuki işlemlerde bulunur. Bunu yaparken de çıkarlarını gözetmek zorundadır. Kısacası, küçüklerin sosyal hayata hazırlanması ve kısıtlıların haklarını kaybetmeden yaşamalarının düzenlenmesi vesayet kurumlarının başarısına bağlıdır.