Fertilization-in vitro

82 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

Correlation of plasma and follicular reactive oxygen species levels with fertilization rate following in vitro fertilization (IVF)

At least one year of unprotected intercourse is required for a pair to be considered infertile. The Higher Institute of Infertility Diagnostics and Assisted Reproductive Technologies at Al-Nahrain University in Baghdad, Iraq, carried out the current comparative investigation. Among them were a randomized sample of 120 infertile women. A clinical examination and ovarian stimulation were performed on all patients, as well as a standard injection of serum and plasma intracytoplasmic sperm. As a result of our research, we found that there were no significant variations between the average age of participants and their height, weight, and BMI. In our investigation, the levels of follicle-stimulating hormone, antimyelinizing hormone, and prolactin were significant statistical indicators that might be used as a diagnostic and therapeutic marker if their levels were managed and controlled. In our research, we discovered a link between in vitro fertilization (IVF) and levels of reactive oxygen species (ROS), which showed a statistically significant association between ROS levels and in vitro fertilization. modified. The type of infertility, BMI, FSH, and LH were shown to be positively correlated using the Pearson test. Egg count, body mass index, FSH, and grad-1 egg stage were shown to have a negative connection.

Fertilization-in vitroInfertilityReactive oxygen species+1
Noor Akram Ameer Al-lamı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF-ICSI-ET sikluslarinda luteal faz desteği için verilen progesteron ve progesteron + östradiolün gebelik oranlarina etkisi

Amaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovarian hiperstimulasyon yapılan IVF- ICSI-ET sikluslarında, luteal faz desteği için tek başına progesteron ile progesterona ilave olarak verilen östrojen ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: GnRH anologunun kullanıldığı kontrollü ovaryan hiperstimülasyon sikluslarında luteal fazda agonist tedavisi kesildikten sonra hipofizer baskılanma devam edeceği için luteal faz ortasında östrojen ve progesteron seviyelerinde düşme olmaktadır. Bu çalışma ile rutin olarak luteal faz desteği amacıyla kullanılan progesteron desteğine ek olarak östrojen kullanılmasının gebelik oranlarını iyileştirip iyileştirmediğini araştırdık. Çalışmamız Aralık 2008-Ekim 2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları-Doğum Kliniğinin Yardımla Üreme Merkezi Ünitesinde prospektif olarak kadın yaşı 20 ile 40 olan 142 infertil hasta alınarak yapıldı. 71 hastaya vajinal yoldan 90 mg progesteron jel, 71 hastaya aynı doz progesterona ek olarak haftada bir transdermal östrojen verildi. Embriyo transfer günü ve embriyo tranferi sonrası 12. Günde E2 serum seviyeleri ölçüldü. Her iki grup serum E2 seviyeleri, ßhCG pozitifliği, devam eden gebelik oranları, biyokimyasal abortus, klinik abortus oranları açısından karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastalardan progesteron + östrojen alan grupta ßhCG pozitifliği 20 (% 28,2), progesteron alan grupta ise 18 (% 25,4) tesbit edildi. Devam eden gebelik oranları progesteron + östrojen alan grupta 11 (% 15,5), progesteron alan grupta ise 10 (% 14,1) hastada tesbit edildi. Biyokimyasal abortus progesteron + östrojen alan grupta 7 (% 9,9), progesteron alan grupta ise 6 (% 8,5) hastada tesbit edildi. Klinik abortus her iki grup da 1 (% 1,4) hastada tesbit edildi.Sonuç: Çalışmamızda progesterona östrojen eklemenin ßhCG pozitifliği, devam eden gebelik, biyokimyasal ve klinik abortus oranlarına etkisi olmamıştır. Östrojen eklenen grupta embriyo transfer günü ve embriyo transferi sonrası 12. Gün E2 seviyelerinde anlamlı değişiklik izlenmedi. Gebe olanların 12. Gün E2 seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. Çalışmadan çıkarılacak sonuç luteal faza östrojen eklemenin faydası yoktur. Embriyo transferi sonrası 12. Gün E2 seviyesi OHSS gelişmemiş olan hastalarda gebeliğin bir göstergesi olabilir.Anahtar Kelimeler: IVF-ICSI-ET siklusları, GnRH agonisti, Luteal faz desteği, progesteron, östrojen.

Fertilizasyon-in vitroGonadorelinGonadotropinler+5
Çiğdem Akçabay
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anti-Müllerian Hormonunun (AMH) IVF hastalarında over rezervini belirlemekteki rolü

ÖZETAnti-Müllerian Hormonunun (AMH) IVF Hastalarında Over Rezervini Belirlemekteki RolüAmaç: Over rezervini belirlemede AMH(anti-müllerian hormon)'un diğer kullanılan rezerv belirteçleriyle kıyaslayarak etkinlik ve güvenirliliğini tespit etmektir.Gereç- Yöntem: Çalışmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde prospektif olarak planlandı. Eylül 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında hastanemiz Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezinde yaşı 18-45 arası olan 89 infertil çift değerlendirmeye alındı. Hastalar ilk başvurduklarında öyküleri alınıp, fizik muayene ve pelvik muayeneleri yapıldı. Adetin 3.günü bazal serum FSH, LH, E2, prolaktin, sT3, sT4, TSH seviyeleri ölçüldü. Aynı gün AMH için kan alınıp, Eliza yöntemiyle AMH değerleri ölçüldü. Transvaginal ultrason ile over volümü ve AFC (antral folikül sayısı) belirlendi. Çalışmamızda tüm hastalara GnRH agonisti ile long protokol uygulandı. 18 mm'den büyük folikül gelişen hastalardan oosit toplama işlemi yapıldı. Tedavi başarısı toplanan oosit sayısına göre belirlendi. Toplanan oosit sayısı >=4(iyi yanıt), <4(kötü yanıt) olarak 2 gruba ayrıldı. Daha sonra elde edilen sonuçlar over rezerv tespitinde kullanılan diğer parametrelerle istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Ayrıca AMH ile gebelik oranları arasında istatistiksel ilişki olup olmadığı araştırıldı.Bulgular: İki grup arasında infertilite süresi (p: 0,867), vücut kitle indeksi (p: 0,819), LH (p: 0,779), E2 düzeyleri (p: 0,487) ortalamaları açısından anlamlı fark görülmemiştir. İki grup arasında yaş (p: 0,027), serum FSH (p: 0,036) , MİF düzeyleri (p: 0,001), hCG günü E2 düzeyleri (p: 0,001) , antral folikül sayısı (p: 0,002), hCG günü folikül sayısı (p:0,001), matür oosit sayısı (p: 0,001) istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. MİF için cut off değeri 0,24 ng/ml alındığı zaman sensitivitesi % 82,1; spesifitesi % 72,7 olarak saptandı. MİF en yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip bulundu. MİF>0,24 ng/ml olan grupta 24 (% 39,3), diğer grupta ise 3 (% 10,7) gebelik izlendi ve p=0,006 idi gruplar istatistiksel olarak farklı bulunmuştur. MİF>0.24 ng/ml olan grupta 17 (% 27,8) canlı gebelik, diğer grupta ise 2 (% 7,1) canlı gebelik izlendi ve p=0,075 idi ve gruplar istatistiksel olarak farklı bulunmamıştır.Sonuç: Serum AMH seviyesi ile over cevabı arasında kuvvetli ilişki olduğunu gördük. Aynı zamanda yüksek MİF seviyeleri kimyasal gebelik başarısıyla da ilişkilidir. Ancak canlı doğumla MİF arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır.Anahtar kelimeler: IVF-ICSI-ET siklusları, AMH/MİF, over rezervi, gebelik

Antimüllerian hormonEmbriyo nakliFertilizasyon-in vitro+6
Haççe Yeniçeri
Çukurova University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kontrollü Overyan Hiperstimülasyon (KOH) uygulanan Olgularda Overyan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS) görülme insidansı

Amaç: Overyan hiperstimülasyon sendromu gonadotropinlerle yapılan ovulasyon indüksiyonunun iatrojenik bir komplikasyonudur. Bu çalışmada; kliniğimizde IVF- ICSI / ET siklusuna alınan ve kontrollü overyan hiperstimülasyon uygulanan olgularda OHSS insidansını belirlemek amaçlandı. Bunun yanında OHSS risk faktörleri açısından OHSS gelişen ve gelişmeyen gruptaki hastaların karşılaştırılması hedeflendi.Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezinde 01 Ocak 2006 ve 30 Aralık 2009 tarihleri arasında kontrollü overyan hiperstimülasyon yapılan IVF- ICSI / ET siklusları incelendi. Hastalar OHSS gelişen ve gelişmeyen olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların dosyaları yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi, PKOS varlığı, önceki OHSS öyküsü, bazal USG bulguları, adetin 3. günü bakılan E2, FSH, LH seviyeleri, kullanılan tedavi protokolü, kullanılan gonadotropin dozları ve süreleri, hCG dozları ve tipi, hCG günü matür folikül sayısı ve E2 konsantrasyonu, aspire edilen preovulatuar folikül sayısı, aspire edilen küçük folikül sayısı ve toplanan oosit sayıları ve gebelik olup olmadığı açısından tarandı.Bulgular: OHSS gelişen gurupta 69 siklus, gelişmeyen grupta ise 1373 siklus mevcuttu. Çalışmamızda orta şiddetli OHSS insidansı % 4, şiddetli OHSS insidansı % 0,2 olarak bulundu. Tüm OHSS vakaları için ise insidansımız % 4,7 idi. Bazal LH değeri, LH/FSH oranı ve hCG günü E2 değeri yüksek olan hastalarda OHSS gelişimi daha fazla izlendi. OHSS gelişen grubun hCG günü matür folikül sayısı, aspire edilen preovulatuar folikül sayısı, aspire edilen küçük folikül sayısı ve toplanan oosit sayıları OHSS gelişmeyen gruba göre daha yüksekti (p=0,0001). PKOS olan hastalarda OHSS gelişme riski PKOS olmayan hastalara göre 7,6 (% 95 GA 4,3-13,5) kat daha fazladır. Gebelik oluşan gruplarda OHSS riski oluşmayana göre daha fazladır (p=0,0001). OHSS öyküsü olan hastalarda OHSS gelişme olasılığı olmayanlara göre 15,2 (% 95 GA 4,71-49,35) kat daha fazla bulundu. Yine hCG günü E2 değeri 3000 pg/ml'nin üzerinde olanlarda OHSS gelişme olasılığı 7,7 (% 95 GA 4,6-12,8) kat daha fazla saptandı. Antagonist protokol ile long luteal agonist protokol karşılaştırıldığında OHSS gelişimi açısından aralarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,069). Çalışmamızda OHSS gelişimi açısından üriner 10000 IU ve rekombinant 250 mcg hCG arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,992). Yaş, VKİ, LH/FSH tek değişkenli analizde risk faktörü olarak bulunsa da çoklu logistik regresyon analizi sonucunda OHSS için bir risk faktörü olmadığı saptanmıştır. OHSS gelişen grup (n=69) OHSS tipine bakıldığında 51 hasta erken tip,18 hasta ise geç tip OHSS idi. Yine hastaların 8 tanesi hafif, 58 tanesi orta, 3 tanesi şiddetli OHSS idi.Sonuç: Çalışmamızda gebelik, E2 değerinin >3000 pg/ml olması, LH/FSH oranının>2 olması, PKOS öyküsü OHSS için risk faktörü olarak bulundu. Riskli olgularda kontrollü olarak uygun folikül gelişimini sağlayacak en düşük dozda tedavi verilmelidir ve tedavi protokolleri bireyselleştirilmelidir. Tedavi esnasında folikül gelişimi, ultrasonografi ve östradiol takibi ile yakından izlenmelidir. Gerekli vakalar hastaneye yatırılmalı ve yakından takip edilmelidir.Anahtar kelimeler: IVF-ICSI/ET siklusları, hCG, östradiol, gonadotropin, OHSS

Embriyo nakliFertilizasyon-in vitroGonadotropinler+6
Hüseyin Kunter Tatar
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması

İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği

EmbriyoEmbriyo nakliEnjeksiyonlar+7
Mehmet Murat Işıkalan
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çoğul gebeliklerde perinatal sonuçlar

Amaç: Bu çalışmada kliniğimizde gerçekleşen, spontan çoğul gebelikleri ve invitrofertilizasyon yöntemi sonucu oluşmuş çoğul gebelikleri inceleyerek perinatal sonuçlarını retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında Ocak 2005 ile Aralık 2009 tarihleri arasında gerçekleşen çoğul gebelikler retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınan olgular; gebeliklerinin yıllara göre dağılımı? gebelerin yaş ortalaması, ortalama gebelik haftası, parite, doğum şekli, doğum ağırlığı, EMR varlığı¸ gebeliklerin spontan mı yoksa tedaviyle mi oluştuğu, tedavi ile oluştuysa hangi tür yardımcı üreme tekniklerinin kullanıldığı, cinsiyet, sezaryen endikasyonları, abortus ortalamaları, doğum sırasındaki prezantasyonları, fetal problemler, gebeliklerin koryoniste ve amniyosite durumları, fetal redüksiyon, fetuslar arasındaki diskordans durumları gebelik anemisi, anneye kan transfüzyonu, serklaj, abortus imminens, emezis gravidarum, hiperemezis, APGAR değerleri? HTC doğum öncesi ve sonrası, RH uyuşmazlığı, BMI, yoğun bakım gereksinimleri, yatış nedenleri ölü doğan¸ gebelikte ortaya çıkan obstetrik komplikasyonlar açısından incelendi. Gruplar arasında morbidite ve mortalite yönünden fark araştırıldı.Bulgular: Çalışma kriterlerine uyan toplam 29 spontan ve 40 tedavi gebelik olgusu çalışmaya alındı. iki grup karşılaştırıldığında anne yaşı ortalamaları gruplar arası fark anlamlı bulundu. Bebeklerin ortalama gebelik haftaları ve ortalama doğum ağırlıkları her iki grupta da düşüktü ve gruplar arası fark anlamlı bulundu. Bebeklerin 1. ve 5. dakika APGAR değerleri ortalamaları karşılaştırıldığında spontan grupta ve tedavi grubunda sonuçlar benzerdi ve istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Apgar skoru düşüklüğü ile prematürite ve immatürite arasında anlamlı ilişki saptandı. EMR sıklığında; Tedavi gebeliği ile spontan gebelik arasında istatistiksel olarak ilişkide anlamlı farklılık bulunamadı. Perinatal mortalite ile gebelik haftası ve düşük doğum ağırlığı arasında istatistiksel anlamlılık mevcuttu, yatış nedenleri, hastanede kalış süreleri, yoğun bakım gereksinimleri, ölen bebek sayıları açısından ortalamalar benzerdi. iki grup arasında anlamlı farklılık yoktu.

Anne ölümleriBebek ölümleriBebek-prematür+7
Necdet Öncü
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açıklanamayan infertilitede olası risk faktörü olarak herediter tromofilinin yeri

Açıklanamayan İnfertilitede Olası Risk Faktörü Olarak Herediter Trombofilinin YeriAmaç: Bu çalışmadaki amacımız kliniğimize başvuran Açıklanamayan infertilite tanısı alarak invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi planlanan infertil kadınlarda herediter trombofili paramatrelerinin incelenmesi ve daha önce hiçbir abortus öyküsü, trombofilinin sebep olabileceği tromboz öyküsü olmayan 45 yaş altı, doğum yapmış, fertil kadınlar ile karşılaştırılması sonucunda trombofili parametrelerinin infertilite sebebi olup olamayacağını araştırmaktır.Son yıllarda yapılan araştırmalarda; herediter trombofilinin (metilentetrahidrofolatredüktaz C677T, Factor V Leiden G1691A, prothrombin G20210A, D-Dimer) tekrarlayan düşükler ve başarısız invitro fertilizasyon denemelerinin yanısıra açıklanamayan infertilite ön tanısıyla in vitro fertilizasyon programına alınan hastaların anlamlı bir kısmında mevcut olduğu ve açıklanamayan infertilite tanısı ve tedavisinde yeri olabileceği tartışılmaktadır.Bu bilgiye dayanarak üremeye yardımcı tedavi polikliniğinde açıklanamayan infertilite ön tanısıyla invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi programında tedaviye alınan hastalarda herediter trombofilinin infertilite etiyolojisindeki yeri ve güvenirliği açısından kullanılabilirliğini araştırmayı planladık. Böylece infertilite sebebi açıklanamayan hastaları herediter trombofili açısından da değerlendirip tedaviyi ona göre yönlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Hasta ve kontrol grubundaki tüm kadınlardan; Etilendiamintetraasetikasitli tüplere 2 cc venöz kan alınarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuvarında MagNA Pur LC cihazında polimeraz zincir reaksiyonu tekniğiyle methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyon, Factor V Leiden mutasyon ve prothrombin G20210A mutasyon kitleri kullanılarak; D-Dimer içinse koagülasyon tüpüne 4 cc venöz kan alınarak bekletilmeden yine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuarı'nda Coag MDA Auto-Dimer kiti kullanılarak MDA II cihazından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS 19.0 paket programında Pearson Chi-square ve Fishers Exact Testi and Students-t Testi kullanılarak değerlendirildi. P<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Sonuç: Açıklanamayan infertilite etiyopatogenezinde hala netleşmemiş noktalar mevcuttur. Çalışmamızın sonucu, Faktör V Leiden ve Faktör II G20210A ve methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyonları varlığının ve D-Dimer yüksekliğinin açıklanamayan infertilite ile istatistiksel anlamda ilişkisi olmadığını göstermiştir. Ancak sonuçların güvenilir olması ve klinik olarak kullanılabilmesi için daha büyük hasta ve kontrol grubu gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Açıklanamayan İnfertilite, Herediter trombofili

FertiliteFertilizasyon-in vitroKısırlık+3
Fikriye Işıl Adıgüzel
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İn vitro fertilizasyon-intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi sikluslarında kadının yaşının oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilizasyon, embriyo kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisi

Amaç: İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi sikluslarında kadının yaşının oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilizasyon, embriyo kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisini bulmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinin Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezinde 01.01.2009?01.01.2012 tarihleri arasında açıklanamayan infertilite gerekçesiyle Kontrollü Ovarian Stimülasyon için rekombinant Folikül Stimulan Hormon kullanılmış ve sonrasında İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi uygulanmış 408 hastanın dosyaları retrospektif olarak tarandı. 408 hastanın verileri toplandıktan sonra hastalar 35 yaş altı ve üstü olmak üzere gruplandırıldı.İki yaş grubunda yaşın oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilize oosit sayısı, Beta-Human Koryonik Gonadotropin pozitifliği, klinik gebelik ve canlı doğum sayılarına ait bilgiler tarandı.Bulgular: Artan yaşla beraber yardımcı üreme programlarındaki olumsuz gebelik sonuçlarını ortaya koyduğumuz çalışmamız literatürdeki diğer çalışmaların bulgularını destekler niteliktedir. 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre toplanan oosit sayısında ve elde edilen oosit kalitesinde anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir. (p=<0.01) 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre kaliteli embriyo sayısında anlamlı bir azalma gözlenmemiştir. (p=0.07) 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre fertilize oosit sayısında anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir. (p=0.04) 34 yaş ve altında Beta- Human Koryonik Gonadotropin pozitifliği anlamlı şekilde daha yüksek (p=0.01), klinik gebelik anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır. (p<0.01) 34 yaş ve altında canlı doğum oranı 35 yaş üstü hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. (p=0.02)Sonuç: İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi gibi pahalı tedaviler için başvuran hastalara danışmanlık sırasında yaşın gebelik sonuçları üzerine etkisi hakkında doğru bilgilendirip yardımcı üreme tekniklerini önermeden önce zayıf sonuçlar ve başarısızlık ihtimali çiftlere anlatılmalı, ebeveyn olma hayal ve umutları konusunda doğru yönlendirilmelidir.

Embriyo nakliFertilizasyon-in vitroGonadotropinler+6
Tuba Yar
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diagnostik histeroskopi IVF-ICSI/ET öncesi mi, sonrası mı yapılmalıdır?

Amaç: Çalışmada IVF-ICSI/ET yapılmış ancak başarısız olunmuş ve ilk kez IVFICSI/ET planlanmış olan iki ayrı hasta grubuna histeroskopi uygulanarak, intrauterin patolojilerin saptanması, patoloji saptanan grupta cerrahi düzeltme yapılarak, bundan sonraki IVF-ICSI/ET sürecinde canlı doğum oranlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reproduktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi Yöntem ve Gereçler: Prospektif yapılan bu çalışmada, 2014 – 2016 yılları arasında arasında infertilite polikliniğine başvuran, rutin değerlendirme sonucunda, ilk kez IVF-ICSI/ET kararı alınan hastalara, histeroskopi ile intrauterin patolojilerin saptanarak düzeltilmesi halinde gebeliğe olası katkıları hakkında ayrıntılı bilgi verilerek onamı alınan hasta Grup I (n=65) olarak belirlendi. Aynı süreçte daha önce IVFICSI/ET uygulanmış olan ancak histeroskopi uygulanmayan hastalar kontrol grubu Grup II (n=133) olarak belirlendi. Ayrıca histeroskopi uygulanan ve normal uterin kavite saptananlar Grup Ia (n=47), intrauterin patoloji saptananlar ise Grup Ib (n=18) olarak ikiye ayrılarak kontrol grubu ile canlı doğum oranları karşılaştırıldı Bulgular: Gruplar arasında yaş, infertilite süresi, infertilite etyolojisi, bazal FSH, LH, E2 değerleri ve transfer edilen embriyo sayıları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup I'de intrauterin patoloji sıklığı % 28, grup II'de intrauterin patoloji sıklığı %46 olarak (endometrial polip % 51-33, servikal adhezyon % 22-29 , servikal polip % 16-15 , intrauterin adhezyon % 11-19 ve submüköz myom % 0-4) saptandı. Grup I ve Grup II'de canlı doğum oranları sırasıyla % 27 ve % 30 olarak bulundu. Her iki grup arasında, ilk histeroskopi sonrası canlı doğum açısından istatistiksel bir fark saptanmadı (p=0.47). Grup Ia ve Grup II canlı doğum oranları açısından karşılaştırıldığında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmemiştir. (p=0.51). Grup Ib ve Grup II canlı doğum oranları açısından mukayese edilerek her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.41). Grup Ia ve Grup Ib canlı doğumlar açısından kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.11). Sonuçlar: IVF-ICSI/ET öncesi yapılan histeroskopi ve aynı seansta histeroskopi ile saptanan patolojilerin düzeltilmesi IVF-ICSI/ET başarısı ve canlı doğumu istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttırmadığını belirledik. Anahtar Kelimeler: Histeroskopi, intrauterin patolojiler, canlı doğum oranları, IVFICSI/ET öncesi histeroskop

DoğumDoğum sayısıFertilizasyon+5
Cenk Soysal
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF/ICSI-Et başarısızlığında histeroskopik bulgular

Amaç: Çalışmada daha önceden IVF-ICSI-ET yapılmış ancak başarısız olmuş hasta grubuna uygulanan histeroskopi sonucunda saptanan intrauterin patolojilerin saptanması ve bu patolojilerin sınıflandırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Hatalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Reprodüktif Endokrinoloji ve İnfertilite Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Retrospektif olarak yapılan bu tanımlayıcı çalışmada, 01.01.2013 ve 31.12.2019 tarihleri arasında İnfertilite Polikliniği'ne başvuran 228 primer ve sekonder infertilite tanılı, daha önceden dış merkezde veya kliniğimizde IVF-ICSI/ET yapılıp başarısızlıkla sonuçlanan hastalara uygulanan histeroskopi sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 228 hastanın histeroskopi sonuçları değerlendirildiğinde, hastaların 97 tanesi (%42.5) normal histeroskopik bulgulara, 131 tanesi (%57.5) anormal histeroskopik bulgulara sahipti. Bu anormal bulguları inceleyecek olursak, en sık izlenen patoloji % 23.1 oranla endometrial polip saptanmıştır. %20.5 intrauterin sineşi, %18.6 servikal patoloji (polip ve defekt), %13.5'inde servikal stenoz, %10.9 uterin septum/subseptum, %4.5'inde myoma uteri, %3.2'sinde arkuat uterus, %3.2'sinde T-shape uterus , %1.9'unda intrauterin enfeksiyon, %0.6'sında vajinal septum saptanmıştır. Sonuçlar: Bu tez çalışmamızın sonuçları incelendiğinde tartışmada bahsedilen literatür taramaları sonucunda değerlendirilen çalışmalarla büyük oranda benzerdir. İmplantasyon başarısızlığı olan hastalarda nedene yönelik ek incelemeler yapılmalıdır. Önerilen incelemeler; histeroskopi, histerosalpingografi, pelvik ultrasonografi, karyotip analizi, overyan rezerv ve fonksiyon testleridir. Bu hastalara uygulanacak tedaviler kanıta dayalı tıp dahilinde olmalıdır. Tedavideki amaç, embriyo kalitesi ve endometrial reseptiviteyi arttırmaktır. Histeroskopinin IVF üzerine olan pozitif etkisi endometrial kavitedeki lezyonları saptama ve tedavi etmesi ile ilişkilidir. Sonuçlarımıza göre ve mevcut literatüre uygun olarak, histeroskopi, diğer araştırma yöntemleri tarafından gözden kaçırılan intrauterin patolojileri saptamaktadır. Anahtar Kelimeler: IVF, IVF-ICSI/ET, IVF başarısızlığı, histeroskopi, intrauterin patolojiler, infertilite

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroHisteroskopi+3
Lena Türeyici
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF gebeliklerin perinatal sonuçlarının değerlendirilmesi

IVF Gebeliklerin Perinatal Sonuçlarının Değerlendirilmesi Amaç: IVF gebeliklerde gebelik süresi boyunca oluşabilecek komplikasyonları, bunların hem maternal hem de fetal mortalite ve morbidite üzerine etkisini retrospektif çalışma yöntemiyle incelemek ve bu gebeliklerin yönetiminde en uygun yolları belirleyebilmektir. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Perinatoloji Bilim Dalı Yöntem ve Gereçler: Retrospektif olan bu çalışmada 01 Ocak 2015 ve 31 Aralık 2019 tarihleri arasında hastanemizde doğumu gerçekleşmiş olan ve in vitro fertilizasyon (IVF) ile gebe kalmış 241 hastanın dosyaları geriye dönük incelenerek analiz yapılması planlanmıştır. Yapılacak analizlerde hastaların yaşı, paritesi (nullipar - multipar), sigara kullanımı, gestasyonel diyabet gelişmesi, gestasyonel hipertansiyon gelişmesi, preeklampsi ya da eklampsi gelişimi, plasenta previa gelişimi, çoğulluk (tekiz-çoğul gebelik), doğum haftası, doğumun şekli (normal vajinal yolla - sezaryen ile) gibi parametrelerin incelenmesi planlandı. Çalışmada aynı zamanda; bebeğin doğum kilosu, bebeğin 5. Dakika APGAR (aktivite, nabız, yüz buruşturma, görünüm ve solunum) puanı, fetal anomali gelişmesi gibi bebeğe ait sonuçlar da incelenerek IVF gebeliklerde gebelik sonuçlarının da değerlendirilmesi planlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamızda; IVF gebeliklerin takibinde gelişebilecek komplikasyonlar hakkında önceden bilgi sahibi olmanın, hem gebelik takibini yapacak olan doğum hekiminin farkındalığının arttırılarak zamanında müdahale edilmesine hem de gebeye bu durumlar hakkında bilgi vermenin önemine dikkat çekmek istedik. Çalışmamızdan elde edilecek perinatal sonuçlar; gebeliğin takibi, komplikasyonların yönetimi ve doğum şeklini belirleme gibi konularda doğum hekimlerine yol gösterecektir. Aynı zamanda incelenen çoklu parametrelerle, maternal ve fetal mortalite ve morbiditenin en aza indirilmesi sağlanacak ve optimal yönetim şekli belirlenecektir. Bulgular: Çalışmaya IVF ile gebe kalan ve hastanemizde doğum yapmış toplamda 241 hasta dâhil edildi ve parametrelere göre tek tek incelendi. Çalışmamızda annelerin yaş ortalamaları 33,3 (Ortanca: 33, min: 19, maks: 58) yıl olduğu gözlenirken, bebeklerin doğum haftaları ortalama 35,54 (Ortanca: 37, min: 23, maks: 41) hafta olduğu, bebeklerin doğum kilosu ortalamaları ise 2480,55 (Ortanca: 2655, min: 200, maks: 4320) kilo oldukları belirlendi. Çalışmada yer alan gebelikler incelendiğinde % 62,7 (n=151)'si tekiz gebelik, % 33,2 (n=80)'si ikiz gebelik % 4,1 (n=10)'inin ise üçüz gebelik olduğu saptandı. Çalışmada yer alan hastaların 207 (% 85,9)'sinde DM(diabetes mellitus) varlığı gözlenmezken, 4 (% 1,7) hastada PGDM (pregestasyonel DM), 30 (% 12,4) hastada ise GDM (gestasyonel DM) varlığı saptandı. HT (hipertansiyon) varlığı bulguları incelendiğinde; 218 (% 90,5) hastada HT (hipertansiyon) bulgusuna rastlanılmazken, 9 (% 3,7) hastada KRHT (kronik HT), 14 (% 5,8) hastada ise GHT (gestasyonel HT) bulgusu tespit edildi. Hastaların doğum şekilleri incelendiğinde; 60 (% 24,9) hasta NVD(normal vajinal doğum) yaparken, 181 (% 75,1) hasta ise C/S (sezaryen) ile doğum yapmıştır. Sonuçlar: IVF gebeliklerin spontan gebeliklere göre komplikasyon oranları daha yüksek olup yönetimleri de farklılıklar göstermektedir. Kliniğimizin IVF gebelik sonuçlarının yüksek hasta sayılı çalışmaların yapıldığı diğer kliniklerin sonuçlarıyla benzer olduğu görülmüştür. Yapılacak yeni araştırmalar ve gebelik takiplerindeki hassasiyetlerle sağlıklı IVF gebelikleri ve sağlıklı IVF nesilleri elde edilebilecektir. Anahtar kelimeler: IVF (in vitro fertilizasyon), perinatal, gebelik sonuçları

Fertilizasyon-in vitroGebelikPerinatal bakım+1
Kübra Duran
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek glikozlu besiyeri ile deneysel diyabetik modelde hasara uğratılmış spermlere dondurma – çözme işlemi sonrası kök hücre ve niş etkisi

Amaç: Sperm dondurma işlemi, spermlerin kriyoprotektanlar ile -80 -196 °C sıcaklık arasında dondurularak ihtiyaç duyulduğunda tekrar kullanılması amacıyla saklanması işlemidir. Diyabetes Mellitus insülin hormonu eksikliği ya da etkisizliğidir. Yüksek kan şeker düzeyinden dolayı DM hastalarında tüm hücreler oksidatif stres altındadır ve DM nin oluşturduğu hücre hasarından dolayı sperm kalitesi düşmektedir. Kök hücreler organizmanın kendi bünyesinde bulundurduğu kolayca elde edilen ve faktörler aracılığı ile yönlendirilen öncül hücrelerdir. Çalışmalarda kök hücrelerin diğer hücreleri olumlu yönde etkiledikleri bilinmektedir. Çalışmamızda kök hücre ve çevresinin krioprezervasyonun olumsuz etkisi ve diabetin olumsuz etkisi üzerine etkisi değerlendirilerek literetürdeki eksiklik giderilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Mezenşimal kök hücre otolog olarak, Sperm hayvanın epididimisin mekanik ayrışma yöntemiyle, hazırlanmış olup deney grupları kök hücre, niş ve kök hücre + niş olacak şekilde diabet taklit grubu ve normal glikoz şeklinde gruplar hazırlandı. Bulgular: Tüm deney gruplarında krioprezervasyon ve zaman apoptatik etkiyi ve oksidatif sitresi artırdığı, diabet taklit gruplarında bu olumsuz etkilerin çok daha arttığı, fakat kök hücre niş ve kökhücre + niş olan gruplarda oksidatif sitres ros düzeylerinin ve canlılık hareket değerlerinde yapılan analizde iyileşme olduğu (p<0,01) gözlendi. Sonuçlar: Çalışmamız sonuçta bulgular ile yapılan değerlendirmede; Dondurma çözmenin sperm hasarını artırdı, Diabet in bu hasarları dahada artırdığı, Mezenşimal kök hücre ve niş uygulamarının bu hasarları azaltığı gözlendi.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselDondurarak saklama+3
Kaan Çelen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan implantasyon başarısızlığında endometrial hasarlanmanın endometriumdaki etkileri

Amaç: Tekrarlayan implantasyon başarısızlığı (TİB) olan hastalarda IVF'in başarısı endometrium ile blastokistin uyumlu gelişimine bağlıdır. TİB'in sebepleri arasında, embriyo ve endometrium ile bağlantılı problemler olduğu ileri sürülmektedir. TİB olan kadınlarda iyi kalitede embriyo transferi yapılmasına rağmen gebeliğin oluşmaması sebebiyle endometrial faktörlerin değerlendirilmesi görüşü ön plana çıkmaktadır. Endometrium 'implantasyon penceresi' olarak adlandırılan zaman dilimi içinde embriyoyu kabul eder. Endometriumdan pipel yardımı ile biyopsi alınmasıyla yaratılan endometrial hasarlamanın endometrial reseptiviteyi arttırdığına yönelik birçok çalışma yayınlanmasına rağmen endometrial hasarlanmanın hangi mekanizma ile bunu yaptığı net olarak bilinmemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda TİB tanısı konulmuş 19 hastaya, menstrüel siklusun 19-21. günleri arasında tanısal histeroskopi ile endometriumun yapısal ve histolojik patolojisi olmadığı saptandı ve alınan materyal endometrial reseptivite belirteçlerinden LIF, integrin αvβ3, östrojen alpha reseptörü için immunohistokimyasal değerlendirmeye, pinopod oluşumları açısından elektron mikroskopisi değerlendirmesine alındı. Aynı hasta grubunda takip eden bir sonraki siklusta yine 19-21. günler arasında tedaviye yanıt araştırması için yapılan endometrial örnekleme materyalleri de endometrial reseptivite belirteçleri için değerlendirildi. Herhangi bir endometrial patolojisi olmayan tedavisiz gebe kalabilmiş kadınlardan oluşan endometrial reseptivite referans grubunun sonuçları alınarak karşılaştırma yapıldı. Bulgular ve Sonuç: TİB tanılı hastaların hasarlandırma öncesinde endometriumlarında fertil kadınlardan farklı saptanan ultrastrüktüel bulguların hasarlandırma sonrasında fertil kadınların endometirumuna benzeyen özelliklere dönüştüğü saptandı. İmmunohistokimyasal olarak LIF düzeylerinin hasarlandırma ile arttığı, Östrojen alpha reseptörünün ve İntegrin αvβ3 düzeylerinin hasarlandırma ile anlamlı farklılık oluşturmadığı saptandı.

Embriyo implantasyonuEndometriyumFertilizasyon+3
Ömer Faruk Geçkil
Çukurova University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kök hücre uygulamasının kök hücre uygulamasının sıçan modelinde in vitro fertilizasyon üzerine etkileri

Günümüzde artan bir şekilde sorun haline gelen çocuk sahibi olamama durumu, geliştirilen yeni tekniklerle aşılmaya çalışılmaktadır. Bu tekniklerin önemli bir tanesi ise fertilizasyonun laboratuar koşullarında sağlandığı in vitro fertilizasyon (İVF) olup başarı oranı maalesef hala yeterli değildir. Bu başarının artırılması için değişik besiyeri, büyüme faktörleri ve hormonlar gibi etkenler ile daha iyi sonuç elde edilmeye çalışılmaktadır. Kök hücreler organizmanın kendi bünyesinde bulundurduğu kolayca elde edilen ve faktörler aracılığı ile yönlendirilen öncül hücrelerdir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda bu kök hücrelerin bizatihi kendilerinin dışında salgıladığı faktörler ile niş denilen bir mikroçevre oluşturarak özellikle kanser hücrelerinde olmak üzere diğer hücreleri olumlu yönde etkiledikleri bilinmektedir. Bu çalışmada sıçanlardan toplanan oositler, kök hücre ortamında ve kök hücrenin beklediği besiyeri ile muamele edilerek fertilizasyona etkisi ve embriyo gelişimine etkisi saptandı. Kök hücre mikroçevresinin fertilizasyon üzerine etkileri ilgili parametrelerle ortaya konup daha kaliteli bir embriyo ve daha başarılı bir gelişim saptanmaya çalışıldı. Bu çalışmada, erişkin ve ortalama ağırlıkları 250 ± 50 gr wistar sıçanlar kullanıldı. Erkek ve dişi sıçanlardan alınan sperm ve oositler kök hücre niş etkisine maruz bırakılarak oluşan değişiklikler olgunlaşma açısından incelendi. Dişi sıçanlar süperovulasyon yapılan ile yapılmayan olarak iki gruba ayrıldı. Bu iki gruptaki sıçanlardan toplanan oositler İTSBY (İnsan Tubal Sıvı Besiyeri), SSBY (Single Step Besiyeri), AMBY (Alfa-MEM Besiyeri) ve KİMKHBY (Kemik İliği Mezenkimal Kök Hücre Besiyeri) içerisine eşit miktarlarda olacak şekilde oositler paylaştırıldı. Erkek sıçanlarda epididimisten spermler toplanarak kriterler açısından değerlendirildi. Bu spermler oositlerin bulundukları besiyerleri içerisine ortalama bin sperm olacak şekilde sperm solüsyonu eklendi. İVF yapılan örneklerde oluşan embriyolar on birinci güne kadar izlendi. Fertilizasyon ve embriyo gelişimine etkileri ile arrest, dejenerasyon oranları ve canlılığı süren embriyoların durumları ortaya kondu. Çalışmamızda İTSBY, SSBY, AMBY ve KİMKHBY'ne maruz bırakılan oositlerde sıfır ile dokuzuncu günler arasındaki süreçte oosit olgunlaşması, iki ile on altı hücreli ve morula safhasında embriyoların oluştuğu gözlendi. Aynı şekilde spermlerin hareket, sperm kalitesi ve canlılığı yönünden etkileri ortaya kondu. Olgunlaştırılan germ hücrelerinin fertilizasyon ve embriyo gelişimine etkisi AMBY besiyerinde çok az iken, İTSBY ve SSBY besiyerlerinde daha iyi olduğu ancak en iyi etkinin KİMKHBY ile oluştuğu gözlemlendi. Kök hücre nişinin, oosit ve spermin olgunlaşmasına, kalitesine ve canlılık süresini uzatmasına önemli etkisinin olduğunu gözlemledik. İVF açısından da KİMKHBY embriyo kalitesine ve canlılığına önemli ölçüde katkı sağladığını gösterdik. Sonuç olarak kök hücre uygulamalarının infertiliteye yönelik tedavi için bir umut olmakla kalmayıp koruyucu bir yaklaşım olarak kullanılabileceği görüldü. Ayrıca mezenkimal kök hücre tedavisinin zarar vermeme anlamında etkinliği ve güvenilirliği çalışmamızın sonuçlarını daha da önemli hale getirmektedir. Kök hücre uygulamalarının germ hücresine yaptığı etkilerin mekanizmalarının anlaşılması IVF için hala yeterli olmayan başarının artmasını sağlamada büyük önem taşıyacaktır.

Fertilizasyon-in vitro
Ali Can Gümürdü
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

İn Vitro Fertilizasyon (IVF) hastalarında serum ve foliküler sıvıda solübl Fas, solübl Fas ligand ve oksidatif stres biomarkerlerinin değerlendirilmesi

Daha sonra eklenecektir.

BiyobelirteçlerFertilizasyon-in vitroFoliküler sıvı+4
Aslıhan Pekel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

35 yaş üstü, ilk siklus IVF denemesinde FSH değeri <10 IU/L olan hastalarda kullanılan tedavi protokollerinin karşılaştırılması

Son 20 yıldır aile kurmaya karar veren kadınların yaşları yükselmekte, böylece asiste reprodüktif terapi yardımı alan kadın yaşı ve 35 yaşın üstünde tedavi ihtiyacı olan kadın sayısı artmaktadır. Kontrollü ovaryen hiperstimülasyonda amaç, sağlıklı bir kadının her ay yaşadığı tek bir dominant follikül seçiminin aksine, gonadotropinlerle çok sayıda büyüyegelen follikül elde etmektir. GnRH agonist/antagonist kullanılarak pitüiter gonadotropin salınımı inhibe edilip, folliküler gelişim eksojen gonadotropinlerle sağlanarak siklus kontrolü ele geçirilir. Otuzbeş yaştan sonra follikül kaybındaki hızlı artış, oosit kalitesindeki düşüş, reprodüktif yaşlanma ve beraberinde kontrollü ovaryen hiperstimülasyona zayıf cevabı getirir. Çalışmamızda, retrospektif olarak Gazi Üniversitesi Tüp Bebek Merkezinde 2004-2012 yılları arasında tedavi görmüş, 35 yaş üstü, ilk siklus in-vitro fertilizasyon tedavisi alan, FSH düzeyi <10 IU/L olan ve herhangi bir endokrinolojik ek hastalığı olmayan hastaların uzun protokol, antagonist protokol ve mikrodoz flare-up protokollerle ovaryen hiperstimülasyona verdikleri cevap; klinik gebelik ve canlı doğum oranları incelenmiştir. 35 yaş üstü hastalarda ilk gelişte en etkin tedavi protokolü bulunmaya çalışılmıştır. Hasta dağılımına bakıldığında uzun protokol alanların daha genç ve antral follikül sayılarının daha fazla olduğu görülmüştür. Elde edilen olgun follikül sayısı, embriyo sayısı, hCG günü östradiol seviyesi, endometrium kalınlığı, klinik gebelik ve canlı doğum oranları da diğer protokollerden daha yüksek saptanmıştır. Antagonist protokolün, gebelik oranı ve canlı doğum oranları açasından sonuçları uzun protokole benzer ve mikrodoz flare-up protokolden daha olumlu izlenmiştir. Total gonadotropin miktarı ve stimülasyon süresi göz önüne alındığında da mikrodoz protokolden daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir. İleri istatistiksel analizde uygulanan tedavi protokolleri arasında gebeliği elde etmek üzerine, bir fark saptanmamıştır. Gebelik üzerine direkt etkisinin olduğu saptanan faktörler; antral follikül sayısı, yaş, toplanan oosit sayısı ve hCG günü endometrium kalınlığıdır. Bu faktörleri olumlu etkileyen uzun protokolü daha genç, antral follikül sayısı fazla hastalarda tercih edebilirken, ileri yaştaki antral follikül sayısı düşük hastalarda daha kısa stimülasyon günü, daha az gonadotropin miktarı ile antagonist protokolü tercih edebiliriz. Bu bulgular ıığında her olgu için en yüksek başarının elde edilebileceği, bireysel özellikler, over rezervi, endokrinolojik tablo ve yaş gibi kritik faktörlerin göz önüne alınacağı, kontrollü ovaryen hiperstimülasyon protokolü seçimi önerilebilir.

Fertilizasyon-in vitroFolikül uyarıcı hormonKadınlar+5
Pınar Telli
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tiroid otoantikoru pozitif olan invitro fertilizasyon hastalarında prednisolon tedavisinin gebelik hızına etkisi

İVF programında, yüksek antitiroid antikoru olan kadınlarda metilprednizolon tedavisinin gebelik oranlarına etkisi- Retrospektif vaka-kontrol çalışması.Son çalışmalarda anti-tiroid antikor pozitifliğinin asiste reprodüktif tedavide düşük gebelik oranları ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Metilprednisolon tedavisi, lokal inflamasyonu azaltmak ve gelişmekte olan embriyo için uygun immun tolerans sağlamak için tavsiye edilmiştir. Önceki çalışmalarda prednizolon ile birlikte asetilsalisilat ya da tiroid hormon tedavi kombinasyonu araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı sadece metilprednisolon tedavisinin, İVF-ET tedavisi alan antitiroid antikor pozitifliği olan kadınlardaki gebelik oranlarının artışına etkisini araştırmaktır. Çalışmamızın bir alt grubu olarak tiroid hormon replasmanı alan hastalar ikincil kontrol grubu olarak ele alınmıştır.Bu retrospektif, vaka-kontrol çalışmada, antitiroid antikor normal sınırların üstünde olan 158 hasta, anti-T > 64 IU/ml ve anti TPO > 57 IU/ml olanlar, araştırmaya dahil edildi ve 3 gruba ayrıldı. Grup 1: 16mg/gün metilprednisolon tedavisi oosit toplanışından itibaren 14 gün verilen ve eğer gebelik var ise 21 gün daha 4mg/gün olarak devam edilen (n=44). Grup 2: levotiroksin-devamli + 16 mg/gün metilprednisolon tedavisi oosit toplanışından embriyo transferine kadar (ortalama 3.7 gün) alt kontrol grubu olarak alındı (n=41). Grup 3: 16 mg/gün metilprednisolon tedavisi oosit toplanışından embriyo transferine kadar (ortalama 3.6 gün) kontrol grubu olarak verilen (n=73).Araştırma sonucunda şu bulgulara ulaşıldı; Prednisolone kullanmak gebelik hizini %32 den %43 e arttirmasina ragmen, bu %11 artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0.20). Ortalama standart olarak sadece 3.7 gün metilprednisolon alan hastalar bile normalden daha fazla gebe gebe kalıyor olabilir. Anti T seviyesi, grup 1'de 115,2 ± 121,5 ten 86,85 ± 88,2 ye düşerken, %26 anlamli bir azalma oluşturmuştur (p=0,047). Grup3 te ise 214,3±380,6 den 251,1±444,3 ve istatistiki anlamlı olarak %14 arttığı izlenmiştir (p=0.027).Anti TPO, prednisolone uzun süreli kullanan grupta 658,9±1060,8 den 539,3±907,8 ye % 18 azalmiştir (p=0.007). Grup 3 ise 313,3±682,1 ten 741,6±1343,6 istatistiki olarak %136 anlamlı arttığı izlenmiştir (p=0.000)Prednisolonun uzun süreli kullanımı olup(grup 1) gebe kalmış hastaların Anti TPO düzeyleri, grup 3'ün gebe kalamiyan grubuyla karşılaştırıldığında % 82 anlamli bir düşüş izlenmiştir. Bu bulgu prednizolon uzun süreli kullanımının Anti TPO seviyesini düşürerek gebe kalmaya yardimci oluyor olabilir.Prednisolonun uzun süreli kullanımı olup(grup 1) gebe kalmış hastaların Anti TPO seviyeleri, Anti T seviyeleri ile karşılaştırıldığında, prednisolonu uzun süre almamış ve gebe kalmamış hastaların değerlerine göre % 51.2 daha fazla baskılanmış bulunmuştur. Bu bulgu belki de asil gebelik arttirici etkinin Anti T'den ziyade Anti TPO daki azalmadan kaynaklandığını göstermektedir.Ovülasyon indüksiyonu tekniklerinin indüklediği olası immün mekanizmaların antitiroid antikor düzeylerini yükselttiği ve bu antikorların implantasyonu etkilediği görülmektedir. Bu araştırma sadece kortikosteroidlerle immünterapinin, tiroid otoantikorları yüksek olan İVF-ET tedavisi alan hastalarda oto antikorlari duzeyini azaltarak klinik gebelik oranlarını arttırır hipotezini desteklemektedir.Anahtar Kelimeler: Tiroid otoantikoru, Metilprednisolon, İnfertilite, İn vitro fertilizasyon.

Fertilizasyon-in vitroHashimoto hastalığıKısırlık+4
Şefik Gökçe
Gazi University
2012
00
Master'sOpen AccessAR

سبل اختيار الجنين والتلقيح الاصطناعي ومدى مشروعيتهما في الشريعة والقانون

The subject of this study is the problem of artificial insemination and determining the gender of the child in terms of Islamic law. As is known, the desire to have a child is an inexhaustible desire. If this desire cannot be realized naturally, medical intervention comes into play. In our study, the reasons for using artificial insemination or in test-tube baby were emphasized and the solutions to this problem were investigated. In our study, the phenomenon of artificial insemination has been analyzed from the perspective of Islamic law and laws in different countries, especially Iraqi law. In our study, it was concluded that the artificial insemination or in test- tube baby were emphasized and the solutions to this problem were investigated. Method combines the sperm of the woman and the male within the framework of a certain rule, and it has been concluded the this procedure must be based sex determination in terms of religion and legal laws, and the evidence based on those who accepted and opposed it was analyzed. Keywords: Vaccine, test-tube baby, child, fetus, artificial, reproduction, sperm, specification, tubes.

Trıske Salah Othman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken foliküler fazdaki FSH/LH oranının matür oosit sayısına ve embriyo gelişimine etkisinin araştırılması

İnvitro fertilizasyon (IVF) işlem öncesi, over rezervini göstermek için bazal serum folikülstimülan hormon (FSH), Estradiol (E2), inhibin-B, folikülstimülan hormon/lüteinizan hormon oranı (FSH/LH), antral follikül sayısı (AFS) gibi testler kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, infertilite nedeniyle kliniğimize başvuran hastaların bazal FSH/LH oranın IVF sonuçlarına etkilerini incelemektir. Çalışmaya, 2012-2014 yılları arasında kliniğimizde IVF tedavisine alınan 648 hasta dahil edildi. Hastalar bazal FSH/LH oranına göre 2 gruba ayrılarak analiz edildi. Grup 1 (G1): FSH/LH<2,n=473, Grup 2 (G1): FSH/LH≥ 2,n=175.Hasta dosyalarından adetin 3. günü (D3) hormon profili, AFS, IVF etyolojisi, kadın yaşı, erkek yaşı, daha önceki deneme sayısı, IVF protokolü, kullanılan gonadotropin tipi ve dozu, total oosit sayısı (TOS), matür oosit sayısı (MOS), iki pronükleus embriyo skoru, transfer edilen embriyo sayısı, gebelik sonucu, gebelik akıbeti, insan koryonik gonadotropin (hCG) enjeksiyon günü E2 ve progesteron değerleri taranarak bilgisayar ortamına SPSS 21 programı ile aktarıldı. G1 ve G2 demografik özellikleri açısından kıyaslandığında G2' de; D3 FSH düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek, AFS daha düşük, kadın ve erkek yaşları daha yüksekti. İnfertilite etyolojisi açısından G2' de azalmış over rezervi ve endometriozis anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken, erkek faktörü ve tubal faktör G1' de istatistiksel olarak daha yüksekti. G2' de kullanılan gonadotropin dozu daha yüksek, TOS ve MOS G1' de daha yüksek iken gebelik ve canlı doğum oranları her iki grupta benzerdi. FSH/LH oranının IVF öncesi azalmış over rezervini göstermede kullanılabilecek makul bir parametre olduğunu düşünmekteyiz. Fakat FSH/LH oranının 2' nin üzerine çıkmasının IVF sonuçlarında gebelik ve canlı doğum oranlarına negatif bir etkisinin olmadığını görmekteyiz. Anahtar Kelimeler: FSH/LH oranı, IVF verileri, Overyan rezerv, Gebelik oranı

Fertilizasyon-in vitroFolikül uyarıcı hormonFoliküler faz+2
Özgür Arat
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

IVF tedavisi alan ve poor, normo ve high responder olan infertil bayan hastalarda follikül sıvısında AMH (Anti-Müllerian Hormon) ve inhibin A düzeyleri ve gebelik üzerine etkileri

Bu çalışmada amaç görülme sıklığı gitikçe artan kötü ovaryen yanıtlıhastalarda follikül sıvısındaki AMH ve İnhibin A düzeylerinin kontrollü ovaryenstimulasyon sonrası ovaryen yanıtı ve gebelik oluşum hızını öngörmedekietkinliğini belirlemektir.Subat -Nisan 2011 ayları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi KadınHastalıkları ve Doğum A.D. Tüp Bebek Merkezine başvuran ve infertilitedeğerlendirmeleri sonucunda IVF tedavisi planlanan 64 hasta dahil edilmiştir.Çalışma prospektif ve tek merkezli olarak dizayn edilmiştir. Kontrollüstimülasyona verilen over cevabına göre hastalar poor responder, normoresponder ve high responder olarak üç gruba ayrılmıştır. Yumurta toplama işlemisırasında dominant follikül sıvısı toplanarak santrifüj edilmiş (500 x g ) ayrıcapolypropilen tüplerde -70°C de daha sonra bir seferde çalıştırılmak üzeresaklanmıştır. AMH ve İnhibin A ölçümleri kantitatif olarak Enzyme-linkedImunosorbent Assay yöntemiyle gerçekleştirilmiştir.ß- HCG testi pozitif gelenhastalarda ultrasonografik olarak gestasyonel kese varlığı klinik gebelik olaraktanımlanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programıkullanılmıştır.Çalışmamızda gruplar arasındaki folliküler sıvı AMH ve İnhibin Adüzeyleri benzer olarak bulunmuş, istatistiksel olarak anlam saptanamamıştır.Gebelik gerçekleşmeyen hastalarda İnhibin A düzeyinin daha yüksek olduğu veAnti-müllerian Hormon düzeyinin daha düşük olduğu saptanmış; istatistikselolarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Follikül gelişiminde, maturasyonunda vegebeliği öngörmede İnhibin A ve Anti-müllerian Hormon düzeyinin rollerininolmadığı saptanmıştır.Araştırmaya dahil edilen hasta sayısı arttırılarak infertil populasyonundaha iyi temsil edildiği yeni araştırmalar planlanabilir, follikül sıvısında bakılanbu parametreler kan serum düzeyinde de eş zamanlı çalışılarak folliküler sıvı vekan serum düzeyi arasında bir korelasyonun olup olmadığı gelecektekiaraştırmalarda değerlendirilebilir.

Antimüllerian hormonFertilizasyon-in vitroGebelik+5
Mustafa Baran Celtemen
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İn vitro fertilizasyon sikluslarında overyan yanıtın prediksiyonunda anti-mülleryan hormon ve sitokinlerin yeri

ÖZET Kontrollü overyan hiperstimülasyon (KOH) tedavilerine başlamadan önce overyan yanıtın öngörülmesi; siklus iptallerini azaltır ve hekime uygun tedavi stratejileri geliştirme imkanı sağlar. Anti-mülleryan hormon (AMH) seviyeleri preantral, geç pre-antral ve preovulatuar folliküllerde oositin gelişim evreleriyle paralel olarak düzenlenir ve intra-interfolliküler koordinasyonda görevlidir. Kemik morfogenetik protein-15 (BMP-15); primordial-primer, preantral-antral follikül geçiş aşamasında ve progesteron (P4) sentezini baskılayarak prematür lüteinizasyon inhibisyonunda görev alır. Bu çalışmada; AMH ve BMP-15'in KOH yanıtının öngörülmesindeki yerini değerlendirmeyi amaçladık. Bu prospektif, randomize, kesitsel çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'nde 01.06.2012-01.06.2013 tarihleri arasında yapıldı. Hastalar gonadotropin salgılatıcı hormon (GnRH) agonist (G1; n= 38), GnRH antagonist (G2; n=44), olarak 2 gruba ayrıldı. Hastalardan adetin 3. günü (D3) ve oosit toplama günü (OPU) 8 mL kan; OPU günü 8 mL follikül sıvısı alındı. Kanlardan santrifüj sonrası elde edilen serumlar ve follikül sıvıları -20 °C'de bir defada çalışılmak üzere saklandı. AMH ve BMP-15 ölçümleri kantitatif olarak ELİSA yöntemi ile gerçekleştirildi. Hastaların ortalama yaşı; G1'de G2'den anlamlı olarak düşük iken (p<0,05); antral follikül sayıları (AFS), human koryonik gonadotropin (hcg) günü östradiol (E2) düzeyleri ve toplanan oosit sayıları anlamlı olarak yüksek idi (p<0,05). G1 ve G2'de D3, OPU kanı ile folliküler sıvı BMP-15 düzeyleri ile D3 ve OPU kanı AMH düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Follikül sıvısı AMH düzeyi G2'de anlamlı olarak yüksek idi (p<0,05). Her bir grup kendi içinde kıyaslandığında; D3, OPU kanı AMH ve follikül sıvısı AMH düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,017). D3 BMP-15 düzeyi ile OPU BMP-15 düzeyleri benzer iken (p >0,017), follikül sıvısı BMP-15 düzeyleri ile aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,017). D3 ve OPU kanı AMH düzeyleri ve OPU kanı BMP-15 düzeyleri ile fertilizasyon oranları (FR) arasında anlamlı negatif korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak; bizim sonuçlarımızın tartışılabilmesi için AMH ve BMP-15 düzeylerinin inceleneceği daha geniş populasyonlu çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, over rezervi, BMP-15, AMH

Antimüllerian hormonFertilizasyon-in vitroKemik morfojenik proteinleri+3
Raşit İlhan
Fırat University
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

IVF tedavisi sonrası implantasyon başarısızlığı olan olgularda endometrial Igf2 ve H19 gen ekspresyonlarının fertil grupla karşılaştırılması

Endometrium ve blastosist arasındaki hücresel ve moleküler etkilesimler günümüzde hala anlaşılamamıştır. Bu nedenle implantasyon basarısızlığı, IVF sırasında hız kısıtlayan önemli bir adımdır. İmprint genlerin implantasyondaki rolleri henüz araştırılmaya başlanmıştır. IGF2 ve H19 bu genlerden ikisi olup IGF2 bir büyüme faktörü iken H19'un tümör baskılayıcı gen olarak görev yaptığı düşünülmektedir. Çalışmamızda, IGF2 ve H19 genlerinin ekspresyon düzeylerini belirleyerek IVF tedavisi sonrası implantasyon başarısızlığı olan olgulardaki olası rolünü araştırmayı amaçladık. Çalışmaya 15 infertil, 16 fertil olgu dahil edildi. Endometriyum örneklerinden total RNA ve DNA izolasyonu yapıldı. IGF2 ve H19 genlerinin nicel mRNA ifade düzeyleri Real time PCR yöntemi ile ölçüldü. Fertil ve infertil bireylere ait doku örnekleri sonuçları karşılaştırıldığında, infertil grupta IGF2 geninin mRNA ifade düzeyinde bir azalma gözlendi ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. H19 mRNA düzeyinin ise infertil grupta anlamlı olarak azaldığı belirlendi. Bu genlere ait allelik ifadelerdeki değişimler de araştırıldı ancak, her iki genin de mono allelik olarak eksprese edildiği gösterildi. Sonuçlarımız, H19 gen ekpresyonunun infertil grupta kontrole göre anlamlı olarak az bulunması, bu hastaların implantasyon kusurunun altında yatan moleküler nedenlerden biri olabileceğini düşündürmüştür.

EndometriyumFertilizasyon-in vitroGen ifadesi+3
Aydan Asyalı Biri
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Tüp Bebek Merkezinde 1999-2008 yılları arasında in vitro fertilizasyon/ intrastoplazmik sperm injeksiyonu uygulanan sikluslarda mevsimsel değişkenliğin etkisinin değerlendirilmesi

Memelilerde mevsimsel değişim ve günlerin uzun olup olmamasınınüreme sistemine etkisiyle ilkbaharda doğumların yoğun olarak gerçekleşmesi iyibilinen bir durumdur ve bu fotoperiodizim olarak bilinir.Mevsimlerin Yardımcı Üreme Teknikleri üzerine olan etkisi çok net olarakbilinmemektedir. Bu çalışma 9 yıl boyunca, Merkezimizde standardize edilmiş1732 İVF ve İCSİ sikluslarını içermektedir. Günlerin uzun olduğu yaz aylarında(Nisan ? Eylül) gerçekleştirilmiş 891 siklus ve günlerin kısa olduğu kış aylarında(Ekim ? Mart) gerçekleştirilmiş 841 siklus bilgileri analiz edilmiştir. Günlerinkısa olduğu Kış aylarında gerçekleştirilen Yardımcı Üreme Tekniklerisonuçlarında Yaz aylarına göre önemli bir gelişme olduğunu göstermektedir.Ovaryen stimulasyon için oosit başına düşen toplam gonadotropin dozu Kışaylarında 3212,5 IU iken ilkbahar aylarında 3590,1 IU dir (p= 0,008). Embriyobaşına düşen implantasyon oranı önemli değildi, kış aylarında % 21,4 ikenilkbahar aylarında % 17,3 idi (p= 0,131) ve klinik gebelik oranları Kış aylarında% 45,2, ilkbahar aylarında % 38,7 idi (p= 0,107) ( Kış aylarında % 16,8 artış). Buçalışma günlerin uzun olmasının İVF/İCSİ siklus sonuçları üzerine, beklenildiğişekilde olumlu bir değişikliğe neden olmadığını göstermektedir.Vakaların dağılımındaki kadın ve erkek yaş farklılıklarını düzeltecekşekilde gruplar yeniden düzenlendiğinde sadece kısa ve uzun günler arasındaklinik gebelik oranı ve doğum oranında istatistiki fark izlenmiştir. Klinik gebelikoranı ortalaması; Uzun günlerde % 41,8, Kısa günlerde % 48,2 ( p= 0,016) kısa günlerde uzun günlere göre % 15 artış saptandı. Doğum oranı ortalaması; Uzungünlerde % 29,1, Kısa günlerde % 35,8 ( p= 0,007) , kısa günlerde uzun günleregöre % 23 artış saptandı.Bunun nedeni fotoperyodizim ile zıt bir dağılım olup daha çok personelin,ilaçların ve embriyo kültür kimyasallarının kısa gün peryodlarındaki kalitelerinindaha yüksek olabilmesi hipotezi ile açıklanabilirsede elimizde bir kanıt yoktur.Anahtar Kelimeler: Fotoperiyodizm, Yardımcı Üreme, Üreme Sonuçları

Fertilizasyon-in vitroFotoperiyotMevsimler+2
Turgay Algül
Gazi University
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

İn vitro fertilizasyon (IVF) hastalarının folikül sıvılarında oksidan-antioksidan enzim aktiviteleri ve lipid peroksidasyonu seviyelerinin araştırılması

Bu çalışmada invitro fertilizasyon hastalarından poor, normo ve high responder gruplarına ait toplam 54 hastanın folikül sıvılarında serbest radikal metabolizmasında görev alan enzimlerden SOD, CAT ve GST aktiviteleri araştırılmıştır. Ayrıca oksidan antioksidan statü hakkında fikir sahibi olabilmek açısından da invivo süperoksit radikali üreten ve aynı zamanda pürin yıkım yolu enzimlerinden olan XO aktivitesi ile lipid peroksidasyonu indeksi ve son ürünü olarak bilinen MDA seviyeleri araştırılmıştır.Elde edilen bulgular antioksidan savunma ile ilgili enzim aktiviteleri incelendiğinde;High gruba ait CAT aktivitesi hem normo hem de poor gruba göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p<00.001). Poor grup ile normo grup CAT aktivitesi arasında ise anlamlı bir farklılık tesbit edilememiştir.SOD aktivitesi normo grupta poor gruba göre anlamlı derecede yükselmesine karşılık (p<0.05), normo-high ve poor-high arasında anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir.High gruba ait GST aktivitesi normo ve poor gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca normo grubuna ait GST aktivitesi poor gruba göre anlamlı derecede yüksek olarak belirlenmiştir (p<0.001).Oksidan parametrelerden XO aktivitesi poor grupta hem high hem de normo grubuna göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p<0.001). High grubuna ait XO aktivitesi gruplar içerisinde en düşük değere sahiptir.Lipid peroksidasyonu son ürünü ve oksidan indeks olarak kabul edilen MDA miktarı, poor grupta hem normo ve hem de high gruba göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur sırası ile p<0.05 ve p<0.001. High ve normo gruplara ait MDA miktarları arasında önemli bir farklılık tesbit edilememiştir.Yukarıdaki bilgiler ışığına poor grupta genel olarak oksidan parametrelerin yükselmiş, antioksidan parametrelerin ise düşük olarak seyretmesi sebebi ile oksidatif strese daha fazla maruz kaldığını görmekteyiz. High ve normo grupların oksidan ve antioksidan kapasiteleri incelendiğinde, mevcut peroksidatif baskılara cevap olarak özellikle high ve normo grupta antioksidan enzim aktiviteleri artış göstermektedir.IVF'li hastaların oksidant-antioksidant statülerini daha iyi açıklayabilmek için daha fazla sayıda örnek ve hem enzimatik hem de enzimatik olmayan parametrelerin birlikte incelenmesi ile aydınlatılabileceği düşüncesindeyiz.

AntioksidanlarEnzim aktivasyonuFertilizasyon-in vitro+7
Cengiz Karakaya
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00

Related subjects