Gastrointestinal sistem

78 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dispeptik semptomları olan ve helicobakter pylori pozitif saptanan hastalarda helicobakter pylori eradikasyonun dispeptik semptomlar üzerine etkilerinin araştırılması

Dispepsi, kelime anlamı olarak sindirim güçlüğünü ifade etmekle birlikte, epigastrik bölgede olan farklı semptomları bir başlık altında incelemek için hekimler tarafından kullanılan bir terimdir. H. pylori infeksiyonu, dünyada en yaygın GİS infeksiyonudur. Epidemiyolojik çalışmalar, genel olarak H. pylori infeksiyonu için en önemli risk faktörünün sosyoekonomik şartlar olduğunu göstermektedir. Dispepsi etyopatogenezinde öne sürülen birçok mekanizma olup hangisinin daha etkili olduğu tartışmalıdır. Dispepside Helicobakter Pylori'nin rölü de tartışma konusudur.Çalışmamızda dispeptik semptomları olan ve Helikobakter Pylori pozitif saptanan hastalarda Helikobakter Pylori eradikasyonun dispeptik semptomlar üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya dahil edilen hastalara Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması kullanılarak dispepsi şiddeti belirlendi. H. pylori pozitif olan hastalara eradikasyon tedavisi verildi . H. pylori negatif olan hastalara PPI kullanması önerildi. Hastalar tedavi sonrası dispepsi şiddetinin değerlendirilmesi için polikliniğimize davet edildi. Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması kullanılarak tedavi sonrası dispepsi şiddeti belirlendi.Çalışma kriterlere uyan ve tedaviyi tamamlayıp kontrollere gelen toplam 137 hastada gerçekleştirildi. Hastalarının 75'i (% 54,7) kadın, 62'si (% 45,3) erkek cinsiyette olup hastalarımızın % 62'sinde (85 hasta) H.pylori pozitifliği saptanırken % 38'inde (52 hasta) H.pylori negatif idi.H.pylori pozitif ve negatif olan hastalardaki Modifiye Glasow Dispepsi Ciddiyet Skorlaması ile belirlenen tedavi sonrası total skorlardaki azalmalar karşılaştırıldığında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır ( p= 0,667 ) .

DispepsiGastrointestinal hastalıklarGastrointestinal sistem+1
Zafer Terzi
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Crohn hastalarında oksidatif ve nitrozatif stresin araştırılması

Crohn Hastalığı, ağızdan anüse kadar tüm gastrointestinal sistemi etkileyebilen, atlamalı tutulum ile karakterize, relaps ve remisyonlarla seyreden bir inflamatuar barsak hastalığıdır. Crohn hastalığı gelişiminde; barsak mikrobiyomundaki değişiklikler, intestinal mukozadaki bozulmalar ve genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca oksidatif stresin hastalığı karakterize eden doku hasarına ve fibrozisine önemli bir katkı yaptığı düşünülmektedir. Crohn hastalarında artan reaktif oksijen türlerininseviyeleri ile azalmış antioksidan savunma arasındaki dengesizlik ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dinamik tiyol/disülfit homeostazının, glutatyonun, glutatyon peroksidazın, miyeloperoksidazın, 3-nitrotirozin ve nitrik oksitinCrohn hastalığı patofizyolojisine olası katkılarını belirlemek ve değerlendirmektir. 01.06.2021 ile 30.10.2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalına başvurmuş ve Crohn hastalığı ile takipli 38 remisyondave 38 yeni tanılı aktif hasta olmak üzere toplam 76 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı.Çalışmaya alınan tüm hastaların yaş, cinsiyet, sigara öyküsü, hastalık yaşı, sigara içme durumu, takiplerde rutin olarak bakılan tam kan sayımı ve biyokimyasal parametreler ile oksidatif stres ve nitrozatif stres markerları kayıt altına alındı. NO, MPO, 3-NT, doğal tiyol, total tiyol, doğal/total tiyol, disülfit/doğal tiyol, disülfit/total tiyol markerları aktif hastalık, remisyon grubu ve kontrol grubu arasında karşılaştırıldı. Hem aktif hastalık grubunda hem de remisyon grubunda glutatyon ve glutatyon peroksidaz enzim aktivite düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.001). Nitrozatif stres markerlarından olan nitrik oksit düzeyi aktif hastalık ve remisyon grubunda anlamlı yüksek bulunmuştur(p<0.001). Miyeloperoksidaz enzimi ve 3-nitrotirozin düzeyleri ise her iki grupta da anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.001). Tiyol/disülfit homeostazının göstergelerinden olan doğal tiyol, total tiyol düzeyi ve doğal /total tiyol oranı sadece aktif hastalık grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük tespit edilmiştir(sırasıyla p<0.001, p<0.01 ve p<0.001). Disülfit düzeyi, disülfit/doğal tiyol ve disülfit/total tiyol oranları ise aktif hastalık grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek tespit edilmiştir (sırasıylap<0.01, p<0.001 ve p<0.001). ÇalışmamızdaCrohn Hastalığı'nda oksidatif stres özellikle aktif hastalık döneminde artmış olup tiyol/disülfit mekanizması oksidasyon lehine bozulmuştur. Aktif hastalık grubunda; antioksidan düzeylerinde azalma, oksidatif stres belirteçlerinde artış olması bizlere bu sonuçların hastalardaki yüksek düzey inflamasyona bağlı olabileceğini göstermiştir. Ayrıca nitrozatif stres belirteçlerinin her birinde farklı sonuçların ortaya çıkması bu konu ile ilgili daha kapsamlı randomize kontrollü çalışmalar yapılması gerektiğini düşündürmüştür.

Crohn hastalığıDisülfitlerGastrointestinal hastalıklar+7
Ancel Aysun Bağdaş
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bisfenol A ve S'nin sıçan gastrointestinal sistemindeki histopatolojik etkileri ve idrar kütle spektrometrik değerlendirilmesi

Bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH) dünya üzerinde sıklığı artmakta olan bir halk sağlığı problemidir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar arasında gıda alerjisi ve inflamatuar barsak hastalıkları (İBH) gibi pek çok hastalık sayılabilir. Endokrin bozucu kimyasallardan olan bisfenol A (BPA), polikarbonat plastikler ve epoksi reçinelerde kullanılmaktadır. Başlıca gıda ve sağlık endüstrisi olmak üzere geniş bir kullanım alanının olması insanlar üzerinde kronik maruziyete yol açmaktadır. BPA'nın zararlı etkilerinin ortaya çıkması üzerine başta bisfenol S (BPS) olmak üzere pek çok bisfenol türevi geliştirilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. BPA-free olarak ifade edilen ürünlerde kullanılan başlıca bisfenol türevi BPS'dir. Çalışmamızda bisfenol türevlerinden olan BPA ve BPS'nin dişi Sprague-Dawley cinsi sıçanların gastrointestinal sistemi üzerindeki inflamatuar etkisi araştırılmıştır. 21 gün boyunca oral gavaj ile BPA ve BPS'ye maruz bırakılan sıçanların kalın barsaklarında inflamasyon gelişimi açısından Erben histomorfolojik skorlama sistemi yapılmıştır. Bisfenol türevlerinin metabolizmasının kıyasına yönelik idrar atılım miktarları Sıvı Kromatografi-Kütle Spektrometresi (LC-MS/MS) ile; kan total kolesterol, idrar kreatinin değerleri ise biyokimyasal analiz ile tespit edilmiştir. BPA'nın BPS'ye kıyasla kalın barsakta inflamasyonu daha fazla tetiklediği gösterilmiştir. Hem BPA hem BPS'nin total kolesterolü artırdığı gözlenmiştir. İdrarda spektrometrik analizlerde BPS'nin BPA'ya göre biyo-yıkımının daha az olduğu tespit edilmiştir. Bu durum BPS'nin vücutta birikimi açısından endişe vericidir. Anahtar Kelimeler: Bisfenol A, Bisfenol S, barsak inflamasyonu, kütle spektrometresi

BağırsaklarBisfenolBisfenol A+5
Abdullah Mahiroğlu
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatında stapler hattı güçlendirme tekniklerinin postoperatif erken dönem sonuçları ve gastrointestinal semptomlar üzerine etkisi

Amaç: Morbid obezite nedeniyle laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) uygulanan hastalarda stapler hattı güçlendirme yöntemlerinin postoperatif erken dönem komplikasyonlar ve gastrointestinal semptomlar üzerine olan etkilerini ve ilişkilerini prospektif randomize olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda Haziran 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında obezite nedeniyle LSG ameliyatı endikasyonu alan 90 hasta çalışmaya dâhil edildi. Çalışma için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındı. Stapler hattı destekleme (SHD) tekniklerinden fibrin doku yapıştırıcısı (Tisseel® fibrin sealant) kullanılan (Grup – 1), omentopeksi yapılan (Grup – 2) ve stapler hattı güçlendirmesi yapılmayan grup (Grup – 3) olarak 3 grup (n=30) belirlendi ve hastalar www.random.org kullanılarak randomize edildi. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, komorbid hastalıkları, kullandıkları antikoagülan ilaçlar, beden kitle indeksi, preoperatif tüm batın ultrason ve özofagogastroskopi bulguları kaydedildi. Postoperatif komplikasyonlardan kanamanın karşılaştırılması için hastaların tümünden preoperatif, postoperatif 6.saat ve 24.saat kan alınarak hemoglobin değerleri ve postoperatif 1. 2. ve 3. gün dren debi miktarları ölçülerek kaydedildi. Postoperatif kaçak için tüm hastalara postoperatif 2.gün mide-duodenum pasaj grafisi yapıldı. Tüm hastalara postoperatif 1. hafta ve 1. ayda gastrointestinal semptom derecelendirme ölçeği (GSRS) yapılarak gastrointestinal semptomları (karın ağrısı, hazımsızlık, gastroözofagial reflü, kabızlık ve diyare) değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Hastaların 17'si (%18,9) erkek, 73'ü (%81,1) kadın, yaş ortalaması 35,3±11,6, ortalama VKİ 45,3±7,7 kg/m2 idi. Hastaların 57'sinde (%63,3) obezite ile ilişkili yandaş hastalıklar (n=46'sında (%51,1) tip 2 diyabet, n=21'inde (%23,3) hipertansiyon, n=10'unda (%11,1) hiperlipidemi, n=10'unda (%11,1) obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) ve n=7'sinde (%7,8) antikoagülan ilaç kullanımı) mevcut idi. Grupların demografik verileri ve yandaş hastalıkları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmadı ve grupların homojen dağıldığı tespit edildi. Mortalite izlenmedi. Grupların ameliyat süreleri; grup 1 için 83,6±17,7 dk, grup 2 için 85,4±16,2 dk. ve grup 3 için 70,7±11,9 dk. olarak kaydedildi. Ameliyat süreleri karşılaştırıldığında grup 3 diğer gruplara göre (grup 1 için (p=0,005), grup 2 için (p=0,001)) istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha kısa bulundu. Ortalama hastane yatış süresi 3,2±0,5 gün idi. Tüm hastalardan postoperatif 6. saat (p=0,582) ve 24.saat (p=261) alınan hemoglobin değerleri ve postoperatif 1. gün (p=0,193), 2.gün (p=0,233) ve 3.gün (p=0,363) dren debi miktarları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı fark izlenmedi. Grup 3'te postoperatif 2 hastada (%2,2) kanama gelişti. Hiçbir hastada kaçak izlenmedi. GSRS anketi sonuçlarına göre grup 3'te 1. haftadaki reflü semptomları ve hazımsızlık şikâyetleri, grup 1 ve 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha fazla bulundu (p<0,001). Ayrıca karın ağrısı skorlamasında 1.haftada gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,702). Sonuç: Günümüzde sleeve gastrektomi ameliyatında stapler hattı güçlendirme tekniklerin rutin kullanımı üzerine tartışmalar sürmektedir. Çalışmamız LSG'de SHD yöntemlerinin gastrointestinal sistem üzerine etkilerinin araştırıldığı ilk prospektif randomize klinik çalışmadır. Ameliyat sonrasında erken dönemde SHD yöntemlerinin kullanımının gastrointestinal sistem şikayetlerini azaltığını tespit ettik. Çalışmamızda LSG'de SHD yöntemleri postoperatif erken dönem komplikasyonlar üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermedi. Ancak SHD kullanımının klinik olarak komplikasyon oranlarının azalttığını tespit edildi. Daha iyi ve güçlü sonuçlar için; orta ve uzun dönem sonuçların değerlendirildiği daha geniş hasta gruplarını içeren karşılaştırmalı yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Belirti ve semptomlarGastrektomiGastrointestinal sistem+7
Yunus Yapalak
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst gastrointestinal kanaması olan hastalarda yeni kuşak oral antikoagülan kullanımının hastane içi advers olaylara etkisi

Giriş ve Amaç: Üst gastrointestinal sistem (GIS) kanaması, anatomik olarak ağızdan Treitz ligamentine kadar olan kısımda meydana gelen kanamalardır. Üst GI kanaması için yaygın risk faktörleri arasında önceki üst GI kanama hikayesi, antikoagülan kullanımı, yüksek doz nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı ve ileri yaş yer alır. Tıp alanında yaşanan gelişmelere rağmen gastrointestinal (GI) kanamalar halen ciddi bir mortalite ve morbidite nedeni olmaya devam etmektedir. Üst GI kanamaya bağlı ölüm oranları %4–%10 arasındadır. Akut üst GI kanaması için yıllık hastaneye yatış insidansı 100.000 kişide yaklaşık 100'dür [1] Günümüzde özellikle kardiyovasküler, serebrovasküler gibi hastalıkların prevalansı da artmaktadır. Yaşam süresinin uzaması ve kronik hastalıkların artışı ve daha bir çok nedenler oral antikoagülanların yaygın olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Bu ilaçların önemli yan etkisi başta gastrointestinal sistem olmak üzere kanamadır. Bazı klinik avantajlarından ve dozları açısından yakın izlem gerektirmedikleri için yeni kuşak oral antikoagülan (YOAK) ilaçların kullanım sıklığı giderek artmaktadır [2]. Biz bu çalışmamızda kullanım sıklığı giderek artmakta olan YOAK ilaçlarını kullanan hastaların, ilaç kullanmayan hastalara ve antitrombositik, antikoagülan ve diğer kronik ilaç kullanımı olan hastalara kıyasla hastane yatış süresi, klinik progresyon, kan transfüzyonu ve mortalite gibi hastane içi advers olaylara etkisini incelemeyi amaçladık. xii Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 11.09.2018 ile 11.09.2019 tarihleri arasında acil servise başvuran ve üst Gİ kanaması olan 18 yaş üstü hastalar dahil edildi. Toplam 358 hastanın dosyası retrospektif tarand ve içlerinden 222 hasta çalışmaya uygun kabul edildi. Dosyalarında verilerine ulaşılamayan hastalar, 18 yaş altı olanlar, travma hastaları, varis kanaması olanlar, diğer hastanelere sevk edilen hastalar çalışma dışında bırakıldı. Hastalar kronik ilaç kullanımı olanlar ve kronik ilaç kullanımı olmayanlar olarak iki grup olarak incelendi. Kronik ilaç kullanımı olanlar ise kullandıkları ilaç türüne göre antikoagülan (warfarin, DMAH), antitrombositikler (asetilsalisilik asit, klopidrogel, tikagrelor), YOAK (dabigatran, rivaroksaban, apiksaban, edoksaban) olarak sınıflandırıldı. Hastaların demografik verileri ve geliş şikayetleri, kanama şekli, kullandığı ilaçlar, ek hastalıkları, rektal tuşe bulgusu, vital bulguları (kan basıncı, nabız, ateş, solunum sayısı), bilinç durumu, laboratuvar sonuçları,WBC (White Blood Cell), hemoglobin(Hgb), hematocrit (Htc), MCV (Mean Corpuscular Volume), platelet, İNR (International Normalized Ratio), BUN (Blood Urea Nitrogen), kreatin (Cre), üre, PT (Protrombin Zamanı), PTT (Parsiyel Tromboplastin Zamanı), transfüzyon ihtiyacı, hastanede kalış süresi, endoskopi sonucu ve bulguları ile hastanın ne şekilde sonlandırıldığı bilgileri hazırladığımız forma kaydedildi. Tüm istatiksel analizler için IBM SPSS (Windows için Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi, Sürüm 21.0, Armonk, NY, IBM Corp.) paket programı kullanıldı. Bulgular: Retrospektif olarak taranan 358 hastanın 246 tanesi üst gis kanama olarak değerlendirildi. Bu hastaların 5 tanesi gebe olduğu için, 14 tanesi varis kanaması olduğu için, 1 tanesi travmaya sekonder kanama olduğu için, 4 tanesi de data eksikliğinden dolayı çalışmaya dahil edilmedi. 222 tanesi çalışmaya uygun kabul edildi. Çalışmaya katılan hastaların 135'i (%60.8) kadın 87'si (%39.2) ise erkekti. Yaş ortalaması ise 62.61 ± 18.62 olarak saptandı. Başvuran hastaların yarısından çoğunun (%54.1) yaşı 65 üzerindeydi. İlaç kullanımı 5 grupta incelendi. Çalışmaya katılanların 76'sı (%34.2) ilaç kullanmıyordu geriye kalan 146 hastanın 52 (%23.4) tanesi YOAK, 27(%12.1) tanesi düşük molekül ağırlık heparin (DMAH) veya coumadin, 17 (%7) tanesi antiagregan ve geri kalan 50 (%22.5) hasta ise bunların dışında herhangi başka bir ilaç kullanmaktaydı. İlaç kullanmayan hastalar ve her bir ilaç grubu arasında hastane içi advers olay, kan transfüzyon sayısı ve hastanede kalış süresi üzerinde anlamlı bir farklılık gözlenmedi. (p =0.387) Bunun yanında Htc/Hgb ve Bun/Cre oranlarının her ikisi de hastanede kalış süresi üzerinde anlamlı bir fark oluşturmamış olmasına rağmen hastane içi advers olayı göstermede anlamlı bir şekilde farklılık oluşturmuştur. (p =0.016, p=0.029) Sonuç: Retrospektif olarak 222 hasta ile gerçekleştirilen çalışmamızda, yeni kuşak oral antikoagülan kullanan hastaların ilaç kullanmayan veya diğer antiagregan ve antikoagülan kullanan hastalara göre; hastane içi advers olayda, hastanede kalış süresinde ve kan transfüzyonu ihtiyacında anlamlı olarak bir farklılık saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Gastointestinal kanama, yeni kuşak oral antikoagülanlar, kan trasfüzyonu, hastane içi advers olay

AntikoagülanlarGastrointestinal hemorajiGastrointestinal sistem+4
Ayşe Büşra Özcan
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsisi olan erişkinlerde eşlik eden psikolojik bozukluklar, uyku sorunları, gastrointestinal semptomlar araştırması

Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni (MBBE) ve epilepsi arasındaki ilişki bir süredir preklinik olarak araştırılmaktadır. Bu konuda yapılan klinik çalışma sayısı azdır. Fonksiyonel gastrointestinal sistemin (FGIS) patolojisinde MBBE'nin önemli rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar MBBE'nin anksiyete, depresyon, aleksitimi gibi nöropsikiyatrik bozuklukların gelişimi ve ilerlemesi ilişkisine odaklanmıştır. Sirkadiyen ritim ve epilepsi arasındaki etkileşim FGİS hastalıkları ile psikolojik ve uyku sorunları arasındaki ilişkiler de ayrı ayrı çalışılmıştır. Çalışmamızda bu dört durumun erişkinde birlikteliği araştırılacaktır.

Belirti ve semptomlarEpilepsiEpilepsi-genel+7
Gizem Nur Khan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken ve ileri evre gastrointestinal stromal tümör olgularında DOG1 ve ki-67 doku belirteçlerinin tanısal ve prognostik önemi

Amaç: Gastrointestinal stromal tümör , gastrointestinal sistemin en sık görülen mezenkimal neoplazisidir ve beningden maligne kadar değişkenlik gösteren geniş bir patolojik patern spektrumu ve klinik özellikleri mevcuttur. Erken evre hastalarda sonucu ön görmede tümör boyutu ve mitotik indeks iyi bilinen parametreler olmasına rağmen; ileri evre GİST?li hastalarda rekurrens ya da metastaz olması, medikal tedaviye direnç olması ve mutasyon analizi prognostik faktörlerdir. Bu çalışmanın amacı DOG1 ve Ki-67 gibi yeni ve daha pratik doku belirteçlerinin GİST tanısındaki yerini belirlemek ve aynı zamanda hem lokalize ve hem de ileri evre GİST?li hastalarda sonucu ön görmedeki yerini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya hastane verilerinden, 1999 yılından 2013 yılına kadar son 14 yıldır histopatolojik olarak GİST tanısı almış 111 hasta alındı. Hastaların parafin blok örneklerinden immunohistokimyasal olarak DOG1 ve Ki-67 ekspresyonu Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi?ndeki iki farklı patolog tarafından değerlendirildi. Hastalar cerrahi sonrası lokalize hastalığı olan hastalar ve ileri ya da metastatik hastalığı olan hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Her iki grupta da DOG1 ve Ki-67 ekspresyonu diğer tanısal ve prognostik histopatolojik markerlarla ve klinik sonuçlarla karşılaştırıldı. Sonuçlar: DOG1?in GİST tanısındaki spesifitesi ve sensitivitesi sırasıyla % 94.1 ve % 42.9 olarak bulundu. DOG1 ekspresyonu özellikle c-kit negatif olguların tanısında anlamlıydı. Ki-67 toplam sağkalım için istatiksel olarak anlamlı bir prognostik faktör olarak bulunmamasına karşın, lokalize hastalık için iyi bilinen prognostik faktör olan mitotik indeks ile arasında kuvvetli korelasyon bulundu. Tartışma: DOG1, klinik olarak GİST şüphesi olan, tümör c-kit ekpresyonu negatif olan hem erken hem de ileri evre hastaların tanısında önemli bir araç olarak görülmektedir. Diğer taraftan Ki-67 ise mitoz fazı dışındaki proliferatif hücreleri de göstermesi ile mitotik indeks yerine kullanılabilecek güçlü bir prognostik faktör belirteç adayı olabilir ancak bu sonucun daha fazla sayıdaki hastalarda yapılan çalışmalarla doğrulanması gerekmektedir.

Gastrointestinal neoplazmlarGastrointestinal sistemGen ifadesi+6
Didem Sözütek
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye servisinde yatan hastalarda gastrointestinal sistem semptomları sıklığı ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi

Araştırma, hastaların gastrointestinal semptomlarının yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Kasım 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi'nde dâhiliye servislerinde yatan ve örnekleme dâhil edilen 500 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Hasta Bilgi Formu, Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik Chronbaha Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada hastaların Yaşam Kalitesi Ölçeği Alt Boyut puan ortalaması orta düzeyde (48,37 ± 23,15) olduğu bulunmuştur. Gastrointestinal Semptom Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması ise 2,328±1,23 olarak bulunmuştur. Hastaların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden en düşük puanı fiziksel rol güçlüğünden, en yüksek puanı ise ruhsal sağlık alt boyutundan aldıkları belirlenmiştir. Hastaların GSDÖ'ne göre en yüksek semptom şiddetinin karın ağrısı, en düşük semptom şiddetinin ise diyare olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hastaların diyare semptom şiddeti ile genel sağlık ve fiziksel fonksiyon, reflü semptom şiddeti ile ağrı arasında negatif yönde düşük ilişkiler olduğu saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesinin orta düzeyde olduğu ve gastrointestinal semptomların yaşam kalitesini azalttığı bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; risk grubu olan bireylere, düzenli aralıklarla gastrointestinal semptomlarının azaltılmasına yönelik hemşirelik bakım planlamalarının yapılması ve danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gastrointestinal semptom, hasta, hemşirelik, yaşam kalitesi.

Belirti ve semptomlarGastrointestinal sistemYatan hastalar+2
Kaplan Borhan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üst gastrointestinal endoskopi işlemi uygulanan hastalara müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin vital bulgulara etkisi

Çalışma, üst gastrointestinal endoskopi işlemi yapılan hastalara müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin vital bulgulara ve oksijen satürasyonuna etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan gerekli tüm izinler alındı. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Müdahale grupları; müzik (grup 1: 30), aromaterapi (grup 2: 30), müzik eşliğinde aromaterapi yapılan grup (grup 3: 30) şeklinde üç gruptan oluşturuldu. Müzik grubuna işlem öncesi kulaklık ile 10 dakika ve işlem süresince hastaya verilen pozisyon gereği hoparlörden beş dakika süreyle, rast makamı enstrumental klasik Türk müziği dinlettirildi. Aromaterapi grubuna; lavanta, papatya ve neroli yağı ile 6:2:0.5 oranlarında hazırlanmış olan karışım spanç üzerine üç damla damlatılarak ve hastanın omzuna konarak işlem öncesi (beş dakika) ve işlem başlangıcından bitimine kadar inhalasyon ile uygulandı. Grup 3'e ise; işlem öncesinde ve işlem süresince hem müzik dinletildi hem de aromaterapi uygulandı. Araştırmanın verileri soru formu ve vital bulgu takip formu ile toplandı. Veriler; ki-kare, student t, paired t ve bir faktörü tekrarlı olan iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirildi. Tüm gruplarda işlem öncesine göre işlem sırasında nabız değerlerinin arttığı, fakat en az artışın müzik grubu ile müzik eşliğinde aromaterapi uygulanan grupta, en çok artışın ise kontrol grubunda olduğu görüldü (p<0.05). Benzer şekilde işlem sırasında işlem öncesine göre sadece kontrol grubunda oksijen satürasyonunun düştüğü, sistolik ve diyastolik kan basıncının da kontrol grubunda işlem öncesine göre belirgin şekilde yükseldiği, en az artışın müzik eşliğinde aromaterapi uygulanan grupta olduğu tespit edildi. Müzik ve müzik eşliğinde uygulanan inhaler aromaterapinin endoskopi işlemi sırasında nabız ve kan basıncını olumlu yönde etkilediği, oksijen satürasyonunun düşmesini önlediği görüldü. Anahtar Kelimeler: Endoskopi, müzik, inhaler aromaterapi, vital bulgu, hemşirelik.

AromaterapiEndoskopi-gastrointestinalGastrointestinal hastalıklar+5
Gülsüm Gülşen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Determination of h. pylori prevalence and correlation between histopathologic diagnosis and h. pylori cagpai and vaca genotypes in paraffin embedded biopsy samples prepared from patients with upper gastrointestinal (gi) carcinoma and chronic gastritis

H. pylori is a Gram-negative, spiral shaped microaerophile pathogen which is colonized in more than half of the world population's stomach. It is a major cause of gastritis associated disease like gastritis, gastric ulcer, duodenal ulcer, gastric adenocarcinoma, mucosa associated lymphoid tissue lymphoma (MALT lymphoma). Helicobacter pylori is a gastric pathogen that colonizes majority of the world's population. World Health Organization classified Helicobacter pylori as a first class carcinogen in 1994. Genetic diversity within the virulence genes of bacteria such as Cytotoxin associated gene Pathogenicity Island (cagPAI) and vacuolating cytotoxinA (vacA) may have a modifying effect on the pathogenic potential of the infecting strain. This study aimed to investigate which genes can be suggested as potentially related virulence factors for H. pylori associated active chronic gastritis and stomach Adenocarcinoma in Iran and Turkey. We focused on some cag (PAI) components and vacA gene subtypes based on correlations shown in some previous studies. In order to achieve our goal, Formalin Fixed Paraffin Embedded (FFPE) tissues obtained from Iranian and Turkish patients. The prevalence of the cagA, cagE, cagT, cagG, cagM, vacA s1a, vacA s2, vacA m1 and vacA m2 genes were studied in these strains by using the polymerase chain reaction (PCR) method and specific primers. From all of 320 patients, H. pylori was detected in 28.43% of patients. We found that vacAs1a, vacAm2 and cagA genes with mean prevalence of 82.41%, 71.42% and 69.23% were dominant in Iranian and Turkish patients. In conclusion in Turkish and Iranian population the genes that were studied, was homogeneous and there is no significant differences in bacterial genetic and with the exception of H. pylori infection other factors such as host genetics and nourishment play an important role in the formation of gastric cancer. But it is possible that if statistical population increases, the cagA gene association with cancer will be meaningful.

AdenocarcinomaGastritisGastrointestinal system+6
Alı Bahadorı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İshalli köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçlerin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada, çeşitli nedenlere bağlı ishal gelişen köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçler arasında yer alan zonulin ve laktat düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya etiyolojik olarak sınıflandırılmayan 30 ishalli köpek ile 15 sağlıklı köpek dahil edildi. Her bir köpeğin Vena cephalica antebrachii'sinden tekniğine uygun olarak kan örnekleri alındı. Antikoagulantsız tüplere alınan kan örneklerinden ELISA prensibine dayalı ticari test kiti (Canine Zonulin ELISA Kit, Cat No. MBS2605074) kullanılarak serum zonulin düzeyleri ölçüldü. Heparinli tüplere alınan kan örneklerinden ise el analizatörü (Lactate Pro 2, Arkray, Hollanda) kullanılarak plazma laktat seviyeleri ölçüldü. Bulgular: Serum zonulin konsantrasyonlarının ishalli köpeklerde 9,80 ± 6,7 ng/ml seviyesinde bulunmasına karşın sağlıklı köpeklerde serum zonulin konsantrasyonlarının 1,94 ± 1,4 ng/ml düzeyinde olduğu tespit edildi. İshalli köpeklerin plazma laktat seviyelerinin ise 9,02 ± 4,7 mmol/L seviyesinde olduğu buna karşın sağlıklı köpeklerin plazma laktat konsantrasyonlarının 1,21 ± 1,4 mmol/L düzeyinde bulunduğu tespit edildi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede hem zonulin hem de laktat konsantrasyonlarının ishalli köpekler için yüksek düzeyde (p< 0,000) anlamlı olduğu tespit edildi. Sonuç: Sonuç olarak ishalli köpeklerde gastrointestinal biyobelirteçlerden zonulin ve laktat düzeylerinin kandaki konsantrasyonlarının arttığı ve ishale bağlı olarak bağırsaklarda meydana gelebilecek hasarın tespitinde zonulin ve laktatın dikkate alınabileceği, bu belirteçlerin ishalin prognozu ve sağaltımının takibinde kullanılabileceği kanısına varıldı.

BiyobelirteçlerDiyareGastrointestinal hastalıklar+5
Tugay Şen
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrointestinal sistemde yabancı madde nedeniyle başvuran hastaların demografik ve klinik özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmamızda 01.01.2000-01.01.2020 arasındaki 20 yıllık süreçte kliniğimizde yabancı cisim yutma nedeniyle yatırılarak izlenen 499 olgu incelenmiştir. Bu olgular arasında özofagusta yabancı cisim nedeniyle operasyona alınan 252 vaka ağırlıklı olarak incelenmiştir. Bu 252 vakada en sık şikâyet ağrılı yutkunma (odinofaji) (%36), tükürüğünü yutamama (%25,3), kusma (%18,6), göğüs ağrısı (%8,7), öksürük (%4,7) olarak tespit edildi, olguların yarısından fazlasının (%51,4) aktif bir şikâyeti yoktu. 18 olguda operasyon sırasında özofagoskopiye gerek kalmadan laringoskop yardımıyda magill penseti ile yabancı cisim çıkarıldı. 215 olguda yabancı cisim özofagoskop ile çıkarılırken 19 olguda özofagusta yabancı cisim tespit edilemedi. 9 olguda komplikasyonlar ve GİS'te uzun bekleme nedeniyle laparotomi yapılarak yabancı cisim çıkarıldı. Her olgu tüm özellikleriyle kendi özelinde değerlendirilerek en uygun tedavi yolu çizilerek hastalar hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Yabancı cisim yutmanın kısmen önlenebilir bir patoloji olduğu göz önüne alınarak, çocukların daha güvenli çevrede sağlıklı olarak büyümeleri için radikal ve multidisipliner önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.

BataryaDemografiGastrointestinal sistem+4
Bilal Arıkbaşı
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan hastalara ılık su içirmenin gastrointestinal sistem fonksiyonlarına etkisinin incelenmesi

Araştırma laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan hastalara ılık su içirmenin GİS fonksiyonlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde 50'si Çalışma Grubu (ÇG), 50'si Kontrol Grubu (KG) olmak üzere 100 hasta ile tamamlandı. ÇG 'deki hastalara cerrahi sonrası 2.saatte ılık su içirildi. KG'deki hastalara ise bağırsak sesleri başladıktan ve gaz çıkışı olduktan sonra ılık su içmelerine izin verildi. Her iki gruptaki hastalar cerrahi sonrası 2,4,8,12. saatlerde GİS fonksiyonları açısından değerlendirildi. İstatistiksel analiz SPSS 22.0 for Windows paket programında yapıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. ÇG'deki ve KG'deki hastalar bağırsak seslerinin başlama süresi ve gaz çıkarma süresi açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Bağırsak seslerinin başlama süresi ve gaz çıkarma süresinin etki büyüklükleri pos-hoc test ile değerlendirildiğinde ise etki büyüklüklerinin olduğu tespit edildi. LK cerrahisi uygulanan hastalarda cerrahi sonrası ikinci saate ılık su içirmek bağırsak seslerinin başlama ve gaz çıkarma sürelerinin kısalttığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Laporoskopik Kolesistektomi, Bağırsak Hareketleri, Gaz Çıkışı, Abdominal Distansiyon, Gastrointestinal Sistem Fonksiyonları

Bağırsak hareketleriDistansiyonGastrointestinal sistem+3
Selda Güler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of food selection, nutrition and growth status in children with and without autism spectrum disorder

Autism Spectrum Disorder (ASD) as an umbrella term, is a single area of disability that brings together the previous diagnostic categories (autistic disorder, Asperger's syndrome, childhood disintegrative disorder, pervasive developmental disorder not otherwise specified). The purpose of this study is; to eavaluate the food selection, nutritional habits and nutritional and growth status children with autism spectrum disorder and healthy children of the same age and gender. The study was conducted with a total of 42 children diagnosed with ASD ( n: 21) who were getting training at Gaziantep Autism Foundation and healthy children ( n: 21) of DEVA Schools Gaziantep. Questionnaires were applied to the families, and the demographic characteristics, nutritional habits and physical activity status of the children were questioned. Children's Eating Behavior Inventory (CEBI), Gastrointestinal Sensitivity Index (GI), 24-hour dietary intakes were determined. Anthropometric measurements were taken at the beginning of the study and at the end of 3-month. Body mass index (BMI), waist/hip circumference ratio (WHR), waist circumference/height ratio (WHtR) were calculated. Depending on BMI z-scores 33.3% of ASD and 28.5% of healthy children were found overweight. A significant difference was found between the body fat percentages of children with ASD and healthy (p=0.020, p<0.05). Adherence of children to the Mediterranean Diet were evaluated with KIDMED index. Out of total 42,8% of children with ASD and 66,7% of healthy children were in the optimal diet (≥8 points), 42,9% of children with OBS and 33.3% of healthy children were in a diet that needs improvement (4-7 points) group and 14,3% of children with ASD are in the low-quality diet (<3 points) group. The mean KIDMED scores were 8,2±3,7 in ASD and 8,9±2,5 in healthy children (p=0,036) and adherence to optimal diet, was found higher in healthy children. According to the gastrointestinal sensitivity test constipation was observed in 29% of children with ASD, and 5% of healthy children. Out of total, 14% of children with ASD, and 5% of healthy children had diarrhea and abdominal pain. The mean stool density was found abnormal in 10% of children and, external odor different from normal in 33% of children. Also nighttime awakening, was seen in 52% of ASD children. Out of total, 14.3% of ASD children had GI severity score ≥7 (severe), (mean: ASD: 3,2±2,9, healthy: 0,8±0,7, p=0,000). The total score of the eating behavior inventory score (CEBI) in children with ASD was 93,6 and 97,9 in healthy children. Mean daily energy intakes (meeting recommendation %) of ASD children in ages 4-6, 7-11 ve 12-17 years were 1175,6±372,4 (97,9%), 1556,3±480,5 (97,3%) and 1649,9±360,1 (82,5%) kcal. ASD children's nutritional status, healthy food choices behavior and growth status should be followed by dietitians beginning from early years of life.

Mediterranean dietFood preferencesNutrition+6
Şenkan Kilin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopisi yapılan çocuklarda gastrointestinal sistem kanamalarının retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada GİS kanaması nedeni ile endoskopik inceleme yapılan hastalarda, yaş gruplarına göre kanama etiyolojilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yöntem: Aralık 2013-Kasım 2015 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümüne GİS kanaması nedeni ile başvuran ve endoskopik inceleme (özefagogastroduodenoskopi ve kolonoskopi) yapılan 70 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların (35 kız, 35 erkek) ortalama yaşları 11±4.8 yıl (2-17 yıl) idi. 43 hastada (%61.4) üst GİS kanaması, 27 hastada (%38.6) alt GİS kanaması bulundu. Üst GİS kanaması nedeni ile endoskopi yapılan hastalardan 16'sının (% 37.3) nonsteroid antiinflamatuar ilaç (NSAİİ) veya aspirin kullandığı ve bu hastaların 8'inin 2-5 yaş arasında olduğu saptandı. Hastaların ortalama hemoglobin değeri 11.4±2.3 (4.8-16.9) g/dL, ortalama hematokrit değeri 34.6±7.0 (15-52) idi. Üst GİS kanamalı 16 hastada (% 37.2) histopatolojik inceleme sonucunda H. pylori pozitifliği saptandı. Alt GİS kanamalı 7 hasta (% 25.9) histopatolojik inceleme sonucunda inflamatuar bağırsak hastalığı tanısı aldı. Karaciğer sirozu olan 1 hasta özefagus varis kanaması nedeniyle kaybedildi. Sonuç: Çocukluk çağında sık kullanılan NSAİİ'ler tedavi dozlarında bile üst GİS kanamalarına neden olabilir. Bu açıdan gereksiz NSAİİ kullanımından kaçınılmalıdır. Adölesan dönemdeki alt GİS kanamalarının önemli nedenlerinden birisinin inflamatuar bağırsak hastalıkları olduğu unutulmamalıdır.

Endoskopi-gastrointestinalEndoskopi-sindirim sistemiGastrointestinal hastalıklar+4
Engin Gerçeker
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrointestinal sistem tutulumu olan kistik fibrozisli olguların klinik, laboratuvar, genetik ve prognoz açısından değerlendirilmesi

ÖZET Gastrointestinal Sistem Tutulumu Olan Kistik Fibrozisli Olguların Klinik, Laboratuvar, Genetik ve Prognoz Açısından Değerlendirilmesi Amaç: Kistik fibrozis; gastrointestinal sistem, solunum sistemi, sinüsler, ter bezleri ve ürogenital sistem müköz bezlerinde yer alan, klor geçişini sağlayan KFTR kanalının defekti sonucu ortaya çıkan, otozomal resesif kalıtım gösteren kronik, multisistemik bir hastalıktır. Bu çalışmada GİS tutulumu olan KF tanılı olguların klinik süreçleri, antropometrik değerleri, laboratuvar, genetik, radyolojik görüntüleme sonuçları ve prognozlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji BD'da 2011-2022 yılları arasında izlenen GİS tutulumu olan KF tanılı 97 olgu dahil edildi. Bu olguların tanı anından itibaren demografik, antropometrik, laboratuvar, genetik ve radyolojik görüntüleme verileri retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Olguların %55,7'si kız, %44,3'ü erkek idi. Olguların KF tanı yaşı ortalaması 18,1±33,7 ay iken, GİS tutulum tanı yaşı 21,4±32,3 ay idi. Olguların %55,6'sında anne baba arasında akrabalık, %16,5'inde ailede KF öyküsü var idi. Olguların en sık gözlenen ilk bulgusu akciğer enfeksiyonu (%61,9) ve kilo alamama (%20,6) idi. Olguların %77,3'ünde hastane yatış öyküsü var idi. Hastaneye en sık yatış nedenleri; akciğer enfeksiyonu (%55,7), dehidratasyon (%25,8) ve oral alım bozukluğu (%23,7) olduğu gözlendi. Olguların genetik analizde F508del (%14,4) en sık görülen varyanttı. Tanı anından itibaren 5 yıllık takipte olguların antropometrik değerlerinden kilo-boy persentil ve SD skorunda anlamlı bir fark saptandı (p<0,05) ancak VKİ persentil ve SD skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Malnütrisyon derecelerine bakıldığında ise Gomez (>%90) ve Waterlow (>%95) için normal aralığı birinci yılda yakaladıkları tespit edildi. Olgularda GİS tutulumu açısından; pankreatik yetmezlik (%75,3), büyüme geriliği (%64,9), kabızlık (%30,9), GÖRH (%14,4), hepatosteatoz (%4,1), pankreatit (%4,1), rektal prolapsus (%1) ve mekonyum ileusu (%1) saptandı. Olguların 78'ine karın USG yapılmış ve %50,5'i normal, %14,4'ünde karaciğer parankim heterojenitesi ve %12,4'ünde hepatomegali saptanmıştı. Olguların HRCT görüntülemelerinde en sık saptanan bulgu bronşektazi idi. Klinik takiplerinde safra taşı olguların %4,1'inde, pankreatit atağı ise %6,2'sinde görüldü. Olguların %95,9'u dornoz alfa, %94,8'i pankreatik enzim, %74,2'si multivitamin, %57,7'si DEKAs, %41,2'si enteral ürün, %25,8'inin PPI ve %3,1'i ursodeoksikolik asit kulanmakta idi. Yorum: Kistik fibrozis, multisistemik tutulumu olan mortalite ve morbiditesi yüksek bir hastalıktır. Tarama programına girmesi ile tanı yaşı giderek düşmektedir. Çalışmamızda tanı yaşı ortancası 5 ay idi. En sık görülen genetik mutasyon F508del idi. Olgularda en sık görülen GİS tutulumu pankreatik yetmezlik idi. Pankreatik enzim kullanım oranı %94,8 idi. Antropometrik ölçümlerden boy-kilo persentil ve SD skoru zaman içerisinde anlamlı bir farklılık gösterirken, VKİ'de farklılık saptanmadı. Bu durumda erken tanı, yeterli ilaç ve beslenme desteği ile KF'li olguların kilo ve boy persentillerinde, olumlu yönde anlamlı değişiklikler olmaktadır. Hem boy hem kilo artımı birlikte olduğundan vücut kitle indekslerinde anlamlı artış gözlenmediğini düşünmekteyiz. Takipli olgulardan eksitus olan yoktu ancak takibi bırakan bir olguların prognozu bilinmemekte idi. Anahtar Kelimeler: Kistik fibrozis, klinik, laboratuvar, gastrointestinal sistem, genetik, çocukluk çağı

Gastrointestinal hastalıklarGastrointestinal sistemKistik fibroz
Lale İnce
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrointestinal sistem kanserli hastalarda beslenme durumunun postoperatif mortalite ve morbiditeye etkisi

Hastaların vücut fonksiyonlarını etkileyen, ameliyat sonrası morbidite ve mortalite ile yakından ilişkisi bulunan önemli faktörlerden birisi kişinin beslenme durumudur. Nutrisyonel durumun ortaya konması ve eksikliklerin giderilmesi prognoz üzerine pozitif yönden etkili olacağı bilinen bir gerçektir. Hastanede yatan kişilerde malnutrisyon gelişme olasılığı biliniyor olmasına rağmen, halen hastaların beslenme durumları tam olarak saptanamamaktadır. Malnutrisyon tanısında kullanılan altın standart kabul edilen bir yöntem olmamakla beraber birçok laboratuar ve tarama yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bunlar arasında Beden Kitle İndeksi, Subjektif Global Değerlendirme ve NRS-2002 sayılabilir. Özellikle gastrointestinal maligniteye bağlı olarak cerrahi planlanan hastalarda nütrisyon durumu yapılacak cerrahinin sonuçlarında anahtar bir role sahiptir . NRS ve SGD değerleri malnütrisyon ve majör abdominal cerrahi komplikasyonları açısından prediktif olabilir. Bu yüzden nütrisyon durumunun değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi, postoperatif morbidite ve mortalite oranlarının azalmasını, hastanede yatış süresinin kısalmasını, yaşam kalitesinin artmasını ve maliyet oranlarının azalmasını sağlayabilir. Çalışmamızda NRS ve SGD tarafından ağır malnutrisyonlu hastaların belirgin olarak daha yüksek postoperatif mortalite ve morbiditeye sahip olduğu saptandı. Bu çalışmalar ışığında preoperatif dönemde nutrisyonel statünün saptanması ; gereken hastalara destek verilmesi postoperatif komplikasyon oranlarının ve mortalitenin azalmasına katkı sağlayacaktır.

BeslenmeBeslenme durumuGastrointestinal neoplazmlar+6
Halil Durmaz
Manisa Celal Bayar University
2018
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tanı ve tedavide kullanılan hiperosmolar kontrast maddelerin farelerde intestinal mukoza üzerine olumsuz etkisi ve L-argininin koruyucu rolü

Günümüzde yeni doğan dönemi gastrointestinal hastalıkların tanı ve tedavide noninvaziv radyolojik gelişmeler olmasına karşın hala invaziv işlemlere sıklıkla başvurulmaktadır. Yeni doğan döneminde tanı ve tedavi sırasında sıklıkla kullanılan hiperosmolar kontrast maddelerin mukoza hasarı bilinmektedir. Yeni doğan döneminde esansiyel bir amino asit olan L-arginin iskemi reperfzyon, NEK sırasında koruyucu etkinliğin bilinmesi bizi hiperosmolar kontrast maddelerin gastrointestinal mukoza hasarında koruyucu olabileceğine yöneltmiştir. Çalışmamızda, deneysel modelde yenidoğanlarda hiperosmolar kontrast maddelerin gastrointestinal bağırsak hasarı ve L-arginin koruyucu etkisini değerlendirmesi amaçlanmıştır.Deney 28 günlük 70 fareler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Fareler cinsiyet ayırımı olmaksızın randomize olarak her birinde 10 fare olacak şekilde 7 eşit gruba ayrılmıştır. Grup I'e oral yoldan sadece 2 cc serum fizyolojik verilerek kontrol grubu oluşturulmuştur. Grup II'ye oral yoldan iohexol ve Grup III'e oral yoldan 3 gr/kg'dan L-Arginin verildikten sonra 2 saat sonra oral yoldan iohexol verilmiştir. Grup IV'e oral yoldan 2 cc diatrizoate Na+ meglumine diatrizoate ve Grup V'e oral yoldan 3 gr/kg'dan L-arginin verildikten 2 saat sonra oral olarak 2cc diatrizoate Na+ meglumine diatrizoate verilmiştir. Grup VI'ya distile su ile % 50 oranında dilüe edilen 2cc diatrizoate Na+ meglumine diatrizoate verilmiştir. Grup VII'ye oral yoldan 3 gr/kg'dan L-arginin verildikten sonra oral yoldan distile su ile %50 oranında dilue edilen 2cc diatrizoate Na+meglumine diatrizoate verilmiştir. Kontrast maddelerin oral yoldan verilmesinden 2 saat sonra tüm deneklere laparotomi eksplore edildikten sonra terminal ileumu içine alacak şekilde 5 cm'lik ileal ans rezeke edilmiş ve denekler sakrifiye edilmiştir.İmmunohistopatolojik olarak alınan kesitler doku morfolojisini değerlendirmek için hematoksilen ile boyanırken ve immunohistolojik olarak iNOS ve e NOS değerlendirilmiştir. Biyokimyasal olarak dokuda NO, MDA seviyeleri sırasıyla Griess, Ohkawa metoduyla değerlendirilmiştir.Çalışmamızda hiperrosmolar kontrast maddelerin gastrointestinal mukozaya zararlı etkisi immunohistopatoloijk olarak tespit edilemese de bağırsak hasarı biyokimyasal olarak NO ve MDA seviyelerinin artışı ile ortaya konulmuştur. Kontrast madde verimeden 2 saat önce oral yoldan verilen L-Arg'in hiperosmolar kontrast maddelerin gastrointestinal hasar üzerine koruyucu etkisi NO ve MDA seviyelerinde ki belirgin azalma ile biyokimyasal olarak ortaya konulmuştur.Sonuç olarak, çalışmamızda yeni doğan Formula mamalarında bulunan L-Arg kouyucu ajan olarak kullanılmış ve etkinliği gösterilmiştir. Yeni doğanların kontrast çalışma yapılmadan önce L-Arg içeren Formula ile beslenmesinin barsak hasarı oluşmasında engelleyici rolü olacağı düşünülmektedir. Hiperosmolar kontrast maddelerin oluşturduğu barsak hasarına karşı L-Arg'nin tek başına rutin kullanımını önermek için ileri klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

ArjininGastrointestinal sistemKontrast maddeler+3
Alparslan Aşcı
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Post-fundoplikasyon erken dönem disfajinin interstisyel cajal hücreleri ile ilişkisi

Gastroözofageal reflü tedavisinde en sık uygulanan yöntem olan Nissen fundoplikasyonu sonrası en sık komplikasyonlardan birisi erken dönem gelişen disfajidir. Disfajinin etiyolojisi kesin olarak belli değildir, nedeninin operasyon sonrası geçici ödem veya özofageal hipomotilite olduğu düşünülmektedir. İnsanlarda yapılan bazı manometrik çalışmalarda operasyon sonrası özofagusta hipomotilite geliştiği bildirilmektedir. Ancak bu çalışmaların kesin etiyolojik bir açıklama getirememesi bizi konuyu araştırmaya yöneltmiştir. Bu çalışmada deneysel modelde gastroözofageal reflü , Nissen fundoplikasyonu ve özofagus disseksiyonunun intestinal sistem pacemaker hücreleri üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışma deney ağırlıkları 250-300 gram arasında değişen, Wistar albino cinsi, 16 erişkin erkek ratlar üzerinde gerçekleştirildi. Ratlar, çalışma grubu 9 rat, kontrol grubu 7 rattan oluşmak üzere randomize olarak 2 gruba ayrıldı . Birinci gruba operasyonun özofagus üzerindeki etkinliğinin araştırılması için Nissen fundoplikasyonu operasyonu uygulandı. İkinci grup hiçbir işlem uygulanmayan kontrol grubu olarak değerlendirildi. Disfaji yaklaşık 2. haftada pik yaptığı için bu süre sonunda denekler sakrifiye edilerek özofaguslar ve özofago-gastrik bileşkeler patolojik inceleme için çıkartıldı. Patolojik inceleme esnasında bu gruplar da kendi içlerinde iki eşit gruba ayrıldı.Histopatolojik olarak alınan kesitlerde interstisyel Cajal hücreleri, 5-HT2A ve 5-HT3A dağılımları incelendi.Sonuçta gastro-intestinal sistemin pacemaker hücreleri olan interstisyel Cajal hücrelerinin sayıca miktarının azalmasının post-fundoplikasyon olgularında erken dönem disfajiye etkisi olabileceği düşünülmüştür. İnterstisyel Cajal hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirmede aracı olan ve gastrointestinal sistemde bireysel olarak da fonksiyon gören 5-HT2A ve 5-HT3A dağılımlarında belirgin farklılık bulunmaması konu hakkında ileri araştırmaların gerekli olduğunu göstermektedir. Bu bulguların özellikle post-fundoplikasyon olgularında erken dönem disfajinin yönetiminde tedaviye yönelik katkısı olabileceğini düşünmekteyiz.

CerrahiCerrahi-sindirim sistemiGastrointestinal hastalıklar+4
Cansu Ünden Özcan
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Trachystemon orientalis (L.) G. don bitkisinin gastrointestinal sistem kanser hücreleri üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, Düzce'de yetişen Trachystemon orientalis (L.) G. Don bitkisinin gastrointestinal sistem kanser hücreleri üzerine etkinliği araştırılmıştır. Bu kapsamda, antikanser etkinliği HCT-116 kolon kanseri, HepG2 hepatoselüler karsinom hücrelerinde ve AGS mide kanseri hücre hatlarında çalışılmıştır. Kanser hücrelerinin antiproliferasyon düzeyi WST-1 kiti ile incelenmiş olup anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Apoptozun önemli bir ölçütü olan Kaspaz aktivasyonu ise Kaspaz 3, Kaspaz 8, Kaspaz 9 Elisa kitleri ile belirlenmiştir. Antiproliferasyon düzeylerindeki değişimler ve Kaspaz aktivitelerindeki artışlar göze alındığında Trachystemon orientalis'in potansiyel olarak kanser araştırmalarında kullanılabilecek bir bitki olduğu gözlemlenmiştir. Hepatoselüler karsinom ve kolorektal kanser hücrelerine nazaran AGS mide kanseri hücrelerinde antiproliferasyon seviyeleri ve özellikle kaspaz 8 aktivasyon seviyeleri arasında farklar görünmüştür. Trachystemon orientalis'in mide kanseri üzerine etkileri detaylıca araştırılmalıdır. Bulunan sonuçların daha fazla gözlem ve deney ile desteklenmesi gerekmektedir.

Antineoplastik ajanlarApoptozisDüzce+5
Serkan Soymaz
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üst gastrointestinal sistem kanamalarında sıcak forseps ile hemoklip uygulamalarının retrospektif karşılaştırılması

Giriş: Üst gastrointestinal kanama (ÜGİK), doktorlar tarafından en sık karşılaşılan acil durumlardan biridir. Yıllık insidans 100.000'de 133'tür. Peptik ülser hastalığı, tüm vakaların %31 ila %67'sinden sorumludur ve ÜGİK'nin en yaygın nedenidir. Bunun yanında diğer nedenler varis kanaması, eroziv hastalıklar, Mallory-Weiss yırtığı, Dieulafoy lezyonları, vasküler ektazi ve malignite olarak sıralanabilir. Tedavi genellikle asit baskılama ve endoskopik yöntemlerin kullanımına dayanır. ÜGİK tedavisinde kullanılabilecek endoskopik teknikler; enjeksiyon tedavisi, termal pıhtılaşma tedavisi, hemostatik klipsler, fibrin örtücü, argon plazma pıhtılaştırması ve bu sayılan tekniklerin herhangi biri ile epinefrin enjeksiyonu kombinasyonu yer almaktadır. Bununla birlikte, hangi yöntemin en iyi olduğuna ve seçim yöntemini oluşturması gerektiğine dair net bir kanıt yoktur. Endoskopistin kişisel tercihi, mevcut ekipman, lezyonun yeri ve özellikleri tedavi seçiminde rol oynar. Endoskopik HC, ÜGİK tedavisinde sıklıkla kullanılan mekanik bir tekniktir. Bu mekanik aparat kanayan lezyona ve periferik dokuya tutunarak tamponad ve hemostaz sağlar. Termal tedaviler ise vasküler yapılarda koagülasyon nekrozu ile daralma yaparak hemostaz sağlar. Üç ana tip termal temas cihazı vardır; çok kutuplu sondalar, ısıtıcı sondalar ve monopolar sondalar. Düşük maliyetli olan sıcak forseps (HF), monopolar hemostatik forsepse benzer şekilde çalışır. HF özellikle polipektomide ve endoskopik submukozal diseksiyonda (ESD) hemostaz sağlanmasında faydalıdır. Çalışmamızda ÜGİK tedavisinde HC ve HF'nin etkinliği ve maliyet etkinliğinin retrospektif karşılaştırmasını yaptık. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Düzce Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nda; Haziran 2017-Mart 2022 tarihleri arasında Gastroenteroloji ve İç Hastalıkları polikliniklerine başvuran hastalarla gerçekleştirildi. Hastalar araştırmaya katılmaya gönüllü olanlardan seçildi ve yazılı bilgilendirilmiş onam formu alındı. Üst gastrointestinal sistem kanaması olan hastalara endoskopi sırasında gereği halinde sıcak forseps veya hemoklip uygulamaları rutin olarak yapılmaktadır. Hastalar uygulanan endoskopik hemostatik yönteme göre iki gruba ayrıldı. HF grubu, sıcak forseps koagülasyon, HC grubu ise hemoklips uygulanan kişilerden seçildi. Primer hemostaz oranları, tekrarlayan kanama, transfüzyon gereksinimleri, hastanede kalış süreleri ve maliyetler iki grup arasında karşılaştırıldı. Acil servise ve/veya polikliniğe hematokezya ve/veya melena ve/veya hematemez nedeniyle başvuran hastalara gastroenterologlar tarafından tüm endoskopik prosedürler başvurudan sonraki 48 saat içinde gerçekleştirildi. Her hastada hemostaz yönteminin seçimi, kanamalı lezyonun konumuna, antiagregan ve antikoagülan kullanımına bağlı olarak, gastroenteroloğun kararına göre seçildi. Kalp hızı, kan basıncı ve hemoglobin düzeylerinin ilk stabilizasyonunu takiben 24 saat içinde, şok veya hemoglobin konsantrasyonlarında >2 g/dl azalma, taze hematemez veya melena yeniden kanamayı işaret eder olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların demografik özellikleri açısından HC ve HF gruplarının karşılaştırma analizinde yaş ve cinsiyet homojendir. Her iki grupta işlem sonrası ilk 24 saatte hipotansiyon ve taşikardi gelişimi açısından yapılan karşılaştırma analizinde, anlamlı fark tespit edilmedi. HC ve HF tedavi gruplarında tekrarlayan kanama oranlarının arasında anlamlı fark bulunmadı. HC ve HF tedavi grupları arasında primer hemostaz oranları sırasıyla %83,33 ve %87,21 olarak saptandı (p=0,537). Her iki grupta hospitalizasyon süresi ortalama üç gün olarak tespit edildi (p=0,206). Maliyet açısından tedavi grupları karşılaştırıldığında, HC grubunda maliyet HF grubuna göre yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç: Bu çalışma görece daha yeni olan HF tedavisinin HC kadar güvenli ve etkin olmasının yanı sıra maliyet etkinliği açısından HC'den üstün olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda HF tedavisi uygun endikasyonda ÜGİK hastalarında kullanılabilir. Bu konuda daha geniş hasta sayısına sahip, prospektüs ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Gastrointestinal kanama, sıcak forseps, hemoklips, endoskopi

EndoskopiGastrointestinal hemorajiGastrointestinal sistem+3
Talha Ercan
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İrritabl bağırsak sendromu subgruplarında α-galaktozidaz düzeyleri

Giriş ve Amaç: İrritabl Bağırsak Sendromu (İBS) toplumda sık görülen fonksiyonel gastrointestinal sistem hastalığıdır. Hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Abdominal şişkinlik İBS'li hastalarda en sık görülen semptomlardan biridir ve kolonik fermentasyon sonucu oluşan gaz üretimine bağlı olabileceği söylenmektedir. -galaktozidazın (AG) İBS semptomlarını kontrol etmede kullanılabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada İBS'li hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve serum -galaktozidaz düzeylerinin hastalıkla ilişkisi olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Nisan 2015 –Nisan 2016 tarihleri arasında polikliniğe başvuran erişkin, Rome III tanı kriterlerine göre İBS tanısı konan 110 hasta değerlendirildi. Hastalar içerisinden dışlama kriterlerini taşımayan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Ayrıca kontrol grubu için 25 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların, İBS-Konstipasyon (İBS-K), İBS-Diyare (İBS-D), İBS-Mikst (İBS-M) olmak üzere alt tipleri belirlendi ve her gruptan 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla Short Form 36 (SF-36) uygulandı. Hasta ve sağlıklı gönüllülere kuru kan damlası (KKD) yöntemi uygulanarak serum -galaktozidaz düzeyleri belirlendi. Bulgular: AG açısından gruplar karşılaştırıldığında İBS-K ve kontrol grubunun ortalaması diğer 2 gruptan anlamlı düzeyde düşüktü, bunun dışında anlamlı bir fark yoktu. SF-36 sonuçları değerlendirildiğinde mental sağlık ve vitalite dışındaki tüm alt boyutlarda kontrol grubunun puan ortalaması İBS'li hastaların ortalamalarına göre anlamlı olarak yüksekti, İBS subgruplarının puan ortalamaları arasında da anlamlı fark saptanmadı. Fiziksel fonksiyon bakımından gruplar karşılaştırıldığında kontrol grubunun puan ortalamasının İBS-D grubundan anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü. Sonuç: İBS'nin yaşam kalitesini kötü etkilediği gösterildi. AG enzim eksikliğinin İBS'de rolü olmadığı saptandı.

GalaktosidazlarGastrointestinal hastalıklarGastrointestinal sistem+2
Tuba Soysal
Düzce University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan karın ağrısı nedeniyle endoskopi yapılan çocuk olguların değerlendirilmesi

Çocukluk çağı tekrarlayan karın ağrısının tanı ve tedavisinde son yıllarda gastrointestinal sistem endoskopisi daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Endoskopinin tekrarlayan karın ağrısının tanı ve tedavisinde kullanımına yönelik olarak birçok klinik çalışma mevcuttur. Bu çalışmalarda birbirinden farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bu klinik çalışmanın amacı bölgemizde çocukluk çağı tekrarlayan karın ağrısı nedeniyle endoskopi yapılmış olguların klinik ve laboratuvar özelliklerini incelemeyi planlanmıştır. Karın ağrısı ile gelip endoskopi yapılan toplam 541 hasta vardı. Bu hastaların 201(%37.2)'i erkek, 340(%62.8)'ı kız idi. Tekrarlayan karın ağrısı olan 541 olguda karın ağrısı dışında en sık eşlik eden yakınma %3.5'inde (19 olgu) kusma, ishal %0.9'unda (5 olgu), kanlı dışkılama %0.3'ünde (2 olgu), kanlı kusma %0.1 (1 olgu), sarılık %0.1'inde (1 olgu) ve kabızlık %0.1'inde (1 olgu) saptandı. Tekrarlayan karın ağrısı olan 541 hastanın yapılan endoskopilerinde makroskopik bulgulardan sırasıyla en sık midede hiperemi %76.1'inde (412 olgu), midede nodülarite %23.1'nde (125 olgu), duodenumda düzensizlik %9.7'sinde (53 olgu), midede ülser %2.2'sinde (12 olgu), duodenumda ülser % 1.4 'ünde (8 olgu), özefagusta polip % 0.2'sinde (1 olgu) izlendi. Endoskopi yapılan 541 hastanın 500'ünde histopatolojik tanı açısından biyopsi gönderilmişti. Olguların %52,6'sında ( 263 olgu) Helikobacter Pylori pozitifliği saptandı. Erkek hastaların %49,2'inde (11 olgu), kız hastaların ise %54.8'sinde ( 171 olgu) HP pozitifliği saptandı. Erkek ve kız cinsiyet arasında HP açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.(p=0.2) . Son yıllarda tekrarlayan karın ağrısının organik nedenlerinde artış gözlemlenmektedir. Organik nedenli karın ağrısının erken tanı ve tedavisi ile komplikasyonlar önlenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tekrarlayan karın ağrısı, endoskopi, çocuk

AğrıEndoskopi-gastrointestinalGastrointestinal hastalıklar+3
Abdullah Murat Kayaokay
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Varis dışı üst gastrointestinal sistem kanamalı hastalarımızın demografik ve klinik özellikleri

Varis dışı üst gastrointestinal sistem kanaması (VDÜGK) gastroenteroloji kliniklerinde sık karşılaşılan önemli acillerden biridir. Bu çalışmanın amacı VDÜGK ile takip edilen hastaların etyolojik faktörlerinin, tedavilerinin ve mortalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Fırat üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde 2005-2010 yılları arasında VDÜGK nedeniyle endoskopi yapılarak izlenmiş olan toplam 330 hastanın demografik özellikleri, etyolojileri, risk faktörleri, tedavileri ve mortaliteleri yönünden retrospektif olarak değerlendirilmiştir.228'i (%69.1) erkek, 102'si (%30.9) kadın olan 330 hastanın yaş ortalaması 59.9 (17-99) idi. Hastaların 84'ü (%25.5) sigara, 12'si (%7) alkol, 292'si (%88.5) ilaç; (148'i (%44.8) nonsteroid anti-inflamatuvar ilaç (NSAİİ) , 113'ü (%34.2) aspirin kullanıyordu. Hastaların 73'ünde (%22.1) kardiyovasküler hastalık, 96'da (%29.1) hipertansiyon, 36'da (%10.9) diabetes mellitusu vardı. Hastaların 156'sına (%47.3) ilk 12 saatte, 117'sine (%35.5) ilk 12-24 saatte, 57'sine (%17.3) 24 saat sonrasında endoskopi yapılmıştır. 84 (%25.5) hastaya endoskopik tedavi uygulanmıştır. Endoskopik tedavilerden en fazla (%88.1) adrenalin enjeksiyonu yapılmıştır. Medikal tedavilerinde ise proton pompa inhibibitörleri (PPİ) kullanılmıştır. Hastaların 122'sine (%37) üreaz testi yapılmış ve test yapılan hastaların 107'sinde (%87) helikobakter pozitif olarak bulundu. Hastalara ilk 12 saatte 0.81±1.0, totalde 1.8±2.1 eritrosit süspansiyonu verildi.En sık rastlanan kanama nedenleri; 257'de (%77.9) peptik ülser, 119'da (%36.1) mide ülseri, 138'de (%41.8) duodenal ülser, 203'de (%61.5) eroziv gastrit tespit edildi. Hastaların riskinin değerlendirilmesi için forrest evrelemesi ve rockall skorlaması kullanıldı. Rockall skorlamasına göre 61 (%18.5) hasta düşük risk, 260 (%78.8) hasta orta risk ve 9 (%2.7) hasta yüksek riskli idi. Forrest evrelemesine göre hastaların çoğu evre 3 ülsere sahipti (153 hasta, %40.9). 7 hastaya (%2.1) cerrahi tedavi gerekti, 6'sında (%1.8) ölüm gerçekleşti.Varis dışı üst gastrointestinal kanama etyolojisi olarak en sık peptik ülser saptandı. Hastalarımızın yarısından fazlasında NSAİİ ve aspirin kullanımı risk faktörü olarak saptandı. Varis dışı üst gastrointestinal kanama erkeklerde ve yaşlılarda daha sık görülmekte, ileri yaş ve yandaş hastalıklar olması VDÜGK'nın halen önemli bir sağlık problemi olmasına yol açmaktadır. Varis dışı üst gastrointestinal kanama mortalitesi, cerrahi ve eritrosit süspansiyon replasmanı ihtiyacı oldukça düşük saptandı. Bunun nedeni yüksek oranda endoskopinin ilk 24 saatte yapılması ve endoskopik müdahale yapılmasından kaynaklanabilir.Anahtar kelimeler: Varis dışı üst gastrointestinal kanama, etyoloji, endoskopi

EndoskopiEndoskopi-gastrointestinalEndoskopi-sindirim sistemi+5
Dilek Bahadır
Fırat University
2011
10

Related subjects