Kültürel kimlik
Bu konu başlığı altında 92 tez
Changing identity and acquiring a self in a postcolonial context: the namesake by jhumpa lahiri
Identity is a complex aspect that signifies an individual's position within society. It can exhibit contradictions over time, often influenced by societal norms, power dynamics, cultural shifts, and traditional values. These contradictions can lead to a sense of identity crisis, particularly prevalent in post-colonial eras. Colonized nations have consistently faced various forms of discrimination based on factors such as race, language, religion, and skin color, resulting in their perpetual categorization as the "other." The Namesake by Jhumpa Lahiri serves as a compelling illustration of the identity confusion experienced by colonized individuals. Drawing upon the postcolonial theorist Homi K. Bhabha's notions of mimicry, hybridity, and the third space, the novel highlights the characters' struggle to navigate their sense of self amidst the challenges and complexities of migration.
Translation and politics of identity: Türkiye in the eyes of Europe (1999-2008)
This thesis examines the English and French translations of Turkish literature, viewing the world translation system as a transnational cultural system, following Johan Heilbron (1999, 2010). It aims to explore how the Turkish identity is (re)framed in the mass media, considering Türkiye's historical background and its socio-political dynamics with Europe. Using Niklas Luhmann's Social Systems Theory (1990, 2012, 2013), particularly his concepts of communication, autopoiesis, systemic differentiation, and observation, the study analyzes translations in their broader socio-political context. It also employs social narrative theory by Margaret Somers and Gloria Gibson (1993, 1994) to understand media discourse from 1999-2008. The thesis focuses on the discourse surrounding two bestselling novels by prominent Turkish writers: Snow by Orhan Pamuk and The Bastard of Istanbul by Elif Şafak. It analyzes the narrative strategies in press articles and the paratextual elements of translations in the British and French subsystems of the European system, aiming to uncover how translation and media representations shape the portrayal of Turkish identity. The findings suggest that the 'narrative of difference' based on comparing Europeanness and Turkishness centers on the 'bridge' metaphor, indicating the hybridity of Turkish identity as both Eastern and European. The study emphasizes that the European perception of Türkiye and Europe's self-referential reproduction (systemic autopoiesis, survival, and autonomy) are influenced by mass media representations of Türkiye. These representations, constructed through translational and paratextual data, highlight the differences between Europe and the Turkish Other. The thesis concludes that this narrative influences the global reception of Pamuk and Şafak. Pamuk is widely regarded as an internationally consecrated writer, often considered a classic, especially within the French subsystem, while Şafak's status in the global literary landscape leans more towards popular literature, with relatively less recognition in the British and French subsystems.
Postmodern durumda insan hakları
Bu çalışmada, kimliksel ve kültürel taleplere karşı insan haklarının sonu söylemlerinin gündeme gelmesine neden olan bir olgu olarak postmodern durumun, tarihsel, fikirsel ve olgusal kökenleri gösterilecek, bu kökenlerin insan hakları fikrine etkisi incelenecek ve insan haklarına dayanan taleplerle aynı anda ve aynı konuda ileri sürülen tikel taleplerin, insan haklarıyla farklı türden normları dile getirdikleri ortaya koyulacaktır. Bugün küresel olarak devletlerin meşruiyetlerini sağlamak adına kendisine dayandıkları insan hakları, sağladığı pragmatik yarardan dolayı temellendirilmeye ihtiyaç duyulmadığı fikirleriyle beraber bir boş gösteren haline gelmiş ve değerinin bilgisine gidilmeksizin her türlü tikel talep ulusal ve uluslararası metinlerde kavrama eklemlenmiştir. İnsan haklarının bilgisel temelleri gösterilerek, bugün insan haklarını reddetmek yoluyla ya da kavramın içeriğini bulanıklaştırarak dile getirilen tikel taleplerin, insan haklarına dayananlarının grup hakları içinde ileri sürülebileceği ifade edilecektir.
Emek pazarı ve kimliklenme ilişkisi: İzmir Urla Sıra Mahallesi Romanları örneği
Bu çalışma, emek pazarıyla temasın, Roman kimliğine etkisini konu edinmektedir. Bu çalışmanın yöneldiği özgün soru, hipergetto bir yerleşke olan Sıra Mahallesi'nde yaşayan Romanların, kendi kültürel kimliklerinin penceresinden ve değer setlerinden hareketle emek piyasalarını nasıl gördükleridir. Çalışmada Romanların yaşam koşullarını, onların sesleri ve bakışı, taktikleri ve eylem pratikleri üzerinden görmek hedeflenmiştir ve yoksul, hipergetto bir mahalle olan Sıra mahallesinde (Urla-İzmir) yaklaşık iki yıl boyunca etnografik saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Tez, Romanların mekan, eğitim ve çalışma deneyimlerine odaklanırken, yaşam alanlarına ilişkin detaylı, mikro bir perspektif sunmaktadır. Toplumsal alanlarda hakim pozisyonlarda bulunan ve emek pazarını hakimiyetinde bulunduran Gaco (Roman olmayanlar), dikte ettiği kültürel değer ve yaşam biçimleri ile Romanların yaşamlarını da büyük ölçüde belirlemektedir. Tezde, emek pazarı ile ilişkilenen Romanların, tahakküm-direniş ilişkisi üzerinden Gaco ile nasıl bir kültürlerarası bir müzakere sürdürdüğü ve güç asimetrisi içeren bu müzakerenin bir sonucu olarak Roman kimliklenmesinin nasıl gerçekleştiği incelenmiştir. Yoksulluğa dair kuramsal tartışmalar ve yoksulların norm-dışı davranışlarına odaklanan literatürün ışığında, etno-ırksal ve maduniyet ekseninde gerçekleşen Roman kimliklenmesindeki faillik sorgulanmış ve Romanların yaşam tercihlerinde kültürel değerlerin ve sınıfsal bağlamın nasıl yer bulduğu irdelenmiştir. Mevcut yoksulluk literatüründe genellikle yoksulluğun yapısal şartlarına odaklanılırken, yoksul bireylerin, topluma ve emek piyasalarına eklemlenmek arzusu taşıdığı varsayımından hareket edilmektedir. Yoksullara emek piyasasına eklemlenme arzusu atfetmek yerine, Romanlar örneğinde doğrudan onların gözünden piyasaya bakmak, normalleştirilmiş/meşrulaştırılmış kimlik-emek ilişkisini sorgulamak için verimli bir başlangıç noktası olmuştur. Bu çerçeveden yoksulluğun ve başarısızlığın yükünü maduna yükleyen egemen bakışı sorgulamak hedeflenmiştir.
New culturalism and a critical analysis on post-colonial identity
This study primarily aimed to analyze post-colonialist seemingly polarized sides of the oppressor/oppressed from close perspectives and discussed related nested concepts with their own paradoxal conceptualizations. The first chapter of the research necessarily mentioned about the internalized areas of interior and exterior colonial discourses, additionally about their inclusive politics to see the space between what was cultural practice and what was colonial experience. The second chapter attempted to analyze schismatic tendencies based on ethnicity, race, language, social status and hybrid identities in colonial representations. The last chapter aimed to decode the colonial process focusing on sub-identities and power relations. Consequentially, it put forth the need of a new reading of identity labeled as `New-Culturalism? (my conceptualization). It doesn?t intent to legalize, label or deny the process of Western identity formation. It also doesn?t reflect a plain objectiveness; above all, it aims to be in the process of sense-making that will hopefully serve to humanity to what we are indebted.
Yavuz Turgul sinemasında kültürel kodlar ve kültürel temsiller
Bir sanat olarak sinema en temelde sosyolojiktir. Toplumların dinamikleri, etkileşimleri, çatışmaları, serzenişleri ya da beklentileri, her dönemde beyaz perdeye yansımış, sinema toplumsal bir dil olarak kullanılmıştır. Türkiye'de de, sinema ve sosyoloji ilişkisi, toplumun hafızası ve iç sesi olarak zuhur etmiştir. Yavuz Turgul da bu hafızanın en berrak hatıratında, en net duyulan iç seslerden biridir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada bir hikayeci ve yönetmen olarak Yavuz Turgul'un içinde bulunduğu dönem ve toplumla hassas bir bağı olduğu tespitinden hareketle, kültürel değişim karşısındaki duruşu irdelenerek, kültürel değişime bir karşı bilinç göstergesi olarak filmlerinde kullandığı kültürel kodlar ve kültürel temsiller değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yönetmenin 1986 – 1996 arasında yazıp yönettiği Muhsin Bey(1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni(1990), Gölge Oyunu(1993) ve Eşkıya(1996) filmlerinin, çekildikleri 80'li ve 90'lı yılların siyasal, sosyolojik konjonktürü bağlamında, kültürel kodlar ve kültürel temsilleri çerçevesinde incelenmiştir. Yönetmenin Gönül Yarası (2005) ve Av Mevsimi (2010) filmleri de örneklem olarak mercek altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Turgul, kültürel değişim, doğu kültürü, kültürel çatışma, toplumsal değişim
The maintenance of identity and transnational family ties across generations: The role of Palestinian mothers in Turkey
This thesis explores the practices and strategies Palestinian mothers use to maintain their Palestinian identity in Turkey and to continue doing family with their transnational family members. This thesis also focuses on the mothers' role in encouraging their children to preserve their sense of being Palestinian and to keep ties with their transnational family members. This thesis engages in discussions related to the literature on ethnic identities and transnational families by investigating these issues from the perspective of mothers. In this qualitative study, I employed semi-structured in-depth interviews with sixteen mothers who reside in Istanbul. I recruited these mothers through convenience sampling. These mothers vary in their birth country, the number of years they spent in Turkey, and their citizenship. I use the grounded theory approach to analyze the data I collected from these interviews. I then organized the finding into two sections, one related to the Palestinian identity and the other related to doing family. Regarding Palestinian identity, mothers used some strategies emphasizing the heritage Arabic language, Islamic identity, Palestinian food, and traditional clothes to preserve their and their children's sense of ethnic identity. Mothers also reported the practices through which they maintained communication with their family members outside Turkey mainly by using ICTs. They also reported many forms of support they exchange with their transnational family members. This study reveals some important aspects of the Palestinian community in Turkey and gives insights into the second generation of Palestinian immigrants.
Roma Dönemi konut mimarisinde avlu kullanımı ve kültürel kimlik ilişkisi_ Ephesos, Priene, Aphrodisias, Kremna, Sia, Zeugma örnekleri ışığında
Toplumu oluşturan bireylerin aidiyet gösterdiği etnik kimlik o toplumun kültürünü oluşturan temel öğelerden biridir. Toplumların gelişimini ve kültürel yönelimlerini anlamak için epigrafik ve arkeolojik verilerin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Son dönem araştırmaları göstermiştir ki mimari kalıntılar bir toplumun kültürü hakkında epigrafik veriler ve antik kaynakların anlatımları kadar işlevsel veriler sunmaktadır. Mimari yapıların kültür materyali olarak değerlendirilmesine yönelik yaklaşımlar konut mimarisinin bu anlamda özel bir yere konumlandırılmasını sağlamıştır. Bu bağlamda önceki çalışmalarda sosyal olarak sadece aile ve günlük yaşantıyı yansıttığı düşünülen konut mimarisinin aslında toplumsal kültür kavramı ile yakından bağlantılı olduğu görülmüştür. Yeni dönem arkeolojik yaklaşımlar kültürel kimlik ve bunun dayandığı temelleri araştırırken önceden kabul görmüş terminolojik tanımları yeniden değerlendirmeye yönelmiştir. Bunun sonucunda, Roma İmparatorluğu ve imparatorluğun farklı coğrafyalarda kurduğu sosyo-politik yapılanmanın tek yönlü bir kültür emperyalizminden öte, hükmeden ve hükmedilen arasında karşılıklı bir kültür etkileşimine neden olduğuna dair görüş kabul görmeye başlamıştır. Bu çalışmada Roma İmparatorluğu'nun yerel kültüre etkisi ve yerel kültüre ait toplumsal kimlik kavramının Roma etkisinde nasıl şekillendiği Anadolu'daki Geç Cumhuriyet ve Erken İmparatorluk Dönemi konut örnekleri temel alınarak irdelenmiştir. Roma'ya özgü olan yapıların anlaşılması için önce İtalya'daki konut örnekleri incelenmiştir. Bu incelemede üst sınıfa ait konut örnekleri ele alınarak "Romalılık" kavramının konut mimarisine yansımaları anlaşılmaya çalışılmış, konutun bir kültür ifadesi olarak ne gibi veriler sunabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışma Roma İmparatorluğu'nda yer alan Batı Anadolu'dan Aphrodisias, Ephesos, Priene kentleri, Anadolu'nun güneyinden Kremna ve Sia kentleri ve Güneydoğu Anadolu'dan bir sınır yerleşkesi olan Zeugma kenti seçilerek, bu kentlerdeki konut mimarisi üzerinden incelemeler yapılmıştır. Bu kentlerde yer alan farklı konut mimarisi özellikleri gösteren Roma etkisine yoğun bir şekilde maruz kalmış Aphrodisias, Ephesos, Kremna, Zeugma kentleri ve Roma kültüründen daha az etkilendiği düşünülen Sia ve Priene kentleri, soyut olan kültürel kimlik, kültürel etkileşim gibi kavramların somut örneklerini göstermek amacıyla incelenmiştir.
Balancing cultural identity in transnational fiction: Trauma and ambivalence in the namesake and the Kite Runner
Centering on the identity crises of the characters, this study aims to present their journeys of identity search and constructing a bicultural identity through balancing two cultures.
Zurna pratikleri ve kültürel kimlik: Turgutlulu Abdal Zurnacılar örneği
Bu tez, Turgutlulu Subaşı mahallesinde yetişen zurnacıların Abdal kültürel kimliğinin zurna pratiklerindeki dışavurumunu ve bu zurna pratiklerinin benimsenen kültürel kimliğin sürekliliğini sağlamadaki rolünü inceler. Turgutlulu Abdal zurnacılar örneklemi hem müzisyen kastına üye olmaları hem heterodoks İslam inancına sahip olmaları hem de profesyonel müzisyenler olarak Abdalların görünmez Romanların görünür olduğu Kıyı Ege'de yaşamaları nedeniyle çokboyutlu bir toplumsal marjinallik sergilerler. Kök kültür saydıkları Orta Anadolu Abdallarından uzakta, fakat reddettikleri kimliğe sahip Romanlarla akrabalık kurarak yaşamalarına karşın Abdal kimliğinin sürekliliğini sağlamayı başarırlar. Tezin temel araştırma soruları Noam Chomsky'nin ilk kez dilbilimde kullandığı Blacking'in ise etnomüzikolojik incelemeleri için önerdiği derin yapı-yüzey yapı kavramlarına dayanılarak sorulur. Tezde bu iki yapı arasındaki etkileşimin belirlenmesi amaçlanır. Derin yapının en önemli parçası olan Abdal kültürel kimliğinin yapılanışı ise Nuri Bilgin'in önerdiği, incelenen topluma ait bir "resim" çizilmesi ve "adres" in belirlenmesi şeklinde basitçe formüle ettiği yöntem benimsenerek çözümlenir. Bu formüle uyularak incelenen topluluğun bir "resmini" çizebilmek için, örneklemin yaşam, inanç ve müzik pratikleri antropolojik yöntem ve teknikler ve etnografiler kullanılarak ortaya konur. Bu resim derin yapının yüzey yapıdaki dışavurumlarını gösterir. "Adres" ise örneklemin kimlik düzleminde ilişkilendiği diğer toplumlara göre konumunun belirlenmesiyle saptanır. Bu saptamalardan sosyokültürel yapılanışın, yeniye uyum ve kültürde süreklilik stratejilerinin ortaya çıkarılmasında yararlanılır. Söz konusu zurna pratiklerindeki yüzey yapı, yani ideal tınının zurnada müziksel ifadesi hem geleneksel müzik çözümleme yöntemlerinden hem de müzik bilgi erişim yöntemlerinden yararlanılarak çözümlenir. Tezin çeşitli başlıkları altında ve özellikle sonuç bölümünde yüzey yapı ile derin yapı arasındaki etkileşim tartışılır.
Kıbrıs Doğu Mesarya Bölgesi (Mesarga Ovası)kına gecesi geleneğinde müzik
Bu tez, Doğu Mesarya Bölgesi içerisindeki kına gecelerinde yer alan pratiklerin edimsel ve söylemsel olarak kültürel zeminde irdelenmesine odaklanır. Kıbrıs adasında 1974 yılında, Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğünde kurulan "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin" bir devlet olarak uluslararası tanınırlığının olmaması, adanın Kuzey kısmındaki Türkler için kimlik ekseninde özellikle siyasal zeminde ciddi sıkıntıları beraberinde getirir. Bu siyasal sıkıntılar adanın bu kısmına yönelik akademik ve kültürel çalışmalara da yansır. Bu çalışma, Kıbrıs'taki güncel durumun yani iki devletli ve iki uluslu yapının tanımlanması üzerine inşa edilmiş ve mümkün olduğunca siyasal ve kültürel bir polemik üretmekten uzak durulmaya çalışılmış, yalnızca müzikbilimi açısından veriler toplanıp, kuramsal bir çerçevede değerlendirilmiştir. Günümüzde kültürün homojen olmadığına hatta aynı soydan gelen toplulukların bile kimi davranışlarıyla birbirlerinden ayrıştığına ilişkin genel kabule destek veren bir etnografik çalışma olarak bu tez, Kıbrıs adasındaki Türklerin bahsedilen siyasal konjonktür çerçevesinde müzik özelinde nasıl bir kimliksel alan yarattıklarına yönelir. Kıbrıs'taki Türkler, zaman içindeki kendi içlerinde farklılaşmalarına ve Türkiyeli Türklerin de Kıbrıs'a göç etmeleri sonucunda kültürel temas yoluyla yeni bir melez kültür ürettiğine de şahitlik eder. Dolayısıyla bu tezde kına gecesi ve müzik özelinde Kıbrıs'taki kültürel pratik sahipleri, Türklük ekseninde iki farklı kültürel grup olarak kategorize edilmiş ve Kıbrıslı yerleşik olarak yaşayan (yerliler) "Kıbrıslı Türkler"; Türkiye'den özellikle 1974 sonrası göç edenler ise (göçmenler) "Türkiyeli Türkler" olarak tanımlanmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında yaşamlarını sürdüren bu heterojen toplumun kına geceleri içerisinde uygulamış oldukları edimler irdelenerek, edimler arasında farklılığı üreten dinamikler çerçevesinde, özellikle müziksel eksende kültürel kimliklerini nasıl biçimlendirdikleri ortaya konmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Mesarya Ovası, Müzik, Kına, Kültürel Kimlik
Çağdaş Türk sanatında arabesk kültür: Gülsün Karamustafa'nın işlerinde göç, kimlik ve estetik
Bu tezde, Çağdaş Türk sanatının bir alt kültür olan arabeskle kurduğu ilişkinin ilk örnekleri sayılabilecek Gülsün Karamustafa'nın işleri incelenmiştir. 1950'lerde siyasal ve ekonomik dönüşümlerin neticesinde kırdan kente doğru başlayan göç hareketi, 1980'lere dek uzanmış, bu göçün etkisiyle büyük şehirlerde – özellikle İstanbul'da- yeni bir kentli yaşam biçimi gündeme gelmiştir. Şehirdeki değişimin 80'li yıllardaki dönüşümüne tanık olan Karamustafa, göç olgusunu köycü söylemden farklı olarak incelemiş, çalışmalarında "yeni kentlilerin" yaşam biçimi olan arabesk kültüre odaklanmıştır. Arabesk kültürü "vakanüvis" bir bakış açısıyla incelediği ve resmettiği çalışmaları, sanatçının ilk dönem işlerini oluşturması ve dönemi anlamak bakımından önem arz etmektedir. Sanatçının işlerinde görülen bu bakış açısı, 1980'lerdeki kır-kent, geleneksel-modern, merkez-çevre kutuplaşmalarının ve birlikteliğinin görsel bir tarihyazımını sunmaktadır. Bu açıdan tezde sanatçının işleri üzerinden dönem hakkında bazı bilgilere ulaşılmaya çalışılmış, bununla beraber sanatçının ilk dönem çalışmaları incelenmiştir. Tezde, sanatçının 1980-1990 yılları arasında arabesk olgusuyla şekillendirdiği, kente göçenlerin yaşam biçimlerini takip eden ve "belgeleyen" işlerine odaklanarak dönemin olgularının çeşitli cepheleriyle tanınıp anlaşılmasına/çözümlenmesine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gülsün Karamustafa'nın dönemin değişimlerini arabesk üzerinden aktardığı işleri, Çağdaş Türk sanatının ve arabeskin oluşum, gelişim ve dönüşümüyle beraber dört başlıkta değerlendirilmiştir. Sanatçının arabeski nasıl ele aldığını anlamak açısından ilk bölümde arabeskin anlamı ve kullanım alanları üzerine çeşitli görüşlere yer verilmiştir. İkinci olarak arabeskin tarihsel süreci Osmanlı'nın Batılılaşma hareketinden başlayarak, Erken Cumhuriyet dönemindeki kültür politikaları, çok partili dönemdeki merkez-çevre ilişkilerinin kültürel alana etkileri ve 1980 sonrasında metropol, küreselleşme ve kimlik siyaseti üzerinde durularak incelenmiştir. 80 sonrası Türk sanatındaki dönüşümler, arabeskin içinde barındırdığı göç, kimlik ve estetik olguları göz önüne alınarak sunulmuştur. Son bölümde ise sanatçının hayatı ve sanatına yer verilmiş, arabeskle ilişkilendirdiği çalışmaları göç, kültür ve kimlik, estetik başlıkları altında sunulmuştur.
Mübadele sonrası Yunanistan'da iki dilli küçük Asya şarkıları
Türkiye ve Yunanistan'da geleneksel kabul edilen ve bugün her iki sınır ülkede popüler olan çok sayıda iki dilli ortak şarkı vardır. Yunanistan'ın şehirlerinde, geleneksel panayırlarında, festivallerinde duyulabilecek çok sayıda ortak ezgi, Türkiye'de Türkçe, Yunanistan'da Yunanca veya Türkçe sözleriyle bilinmektedir. Bu şarkıların ilk olarak Mübadele'den önce ve sonra (30 Ocak 1923) çok sayıda Rum müzisyen tarafından plaklara kaydedildiği ve Yunanistan'da oldukça popüler olduğu gözlemlenmektedir. 1980'li yıllarda özellikle genç jenerasyon müzisyenlerin öncülük ettiği geleneksel müzik uyanışı da denilebilecek yeni bir akımla birlikte, Anadolu şarkı repertuvarına bir ilginin başladığı, 2000'li yıllardan itibaren çok sayıda Türk-Yunan müzisyenin, Türkiye ve Yunanistan'daki mübadil dernekleri aracılığıyla kurulan mübadil korolarının, Mübadele'yi anma günlerinde, barış ve dostluk temalı konserlerinde iki dilli ortak şarkıları birlikte söylemeye başladıkları gözlemlenmiştir. Bu çalışmayı başlatan bulgu, Yunan toplumunda Anadolu şarkılarına olan bu ilginin Türk toplumuna göre daha muhafazakar, nostaljik ve hassas yaklaşımlar taşımasıdır. Araştırmalar sırasında geleneksel Anadolu şarkılarının Yunan müziği tarihinde de önemli bir yere sahip olduğu farkedilmiş, Türkçe ve Yunanca sözlü bu Anadolu ezgilerinin, bugün Türkiye'de eğlence sektöründe, albümlerde duyulan bir halk müziği tanımlamasından çok daha farklı, sembolik ve nostaljik bir anlam taşıdığı, özellikle müzisyenlerin geleneksel Anadolu şarkılarını kültürel bir ifade aracı olarak kullandıkları gözlemlenmiştir. Bu durum, Mübadele'nin Yunan toplumuna yansıyan kültürel boyutunun yanı sıra Yunanistan tarihinde önemli bir yeri olan Anadolu müziğine karşı devletin geliştirdiği ideolojik yaklaşımın bir sonucu olarak görülebilir. Bir milyonun üzerinde Rum mübadilin Anadolu'yla dinsel ve kültürel bir bağa sahip olması, vatan saydıkları toprağın şarkılarıyla duygusal bir bağ kurulmasına, şarkılara sembolik bir anlam yüklenmesine neden olmuş olabilir. Bugün, Yunanistan'da anonim Anadolu türküleri niçin popülerdir? Kimi zaman Türkçe sözleriyle duyulabilecek Anadolu türkülerinin bu popülerliği, toplumun şarkılara olan hassas ve muhafazakar yaklaşımı, Mübadele'nin kültürel bir sonucu mudur? Türkçe-Yunanca sözlü anonim şarkılar ve toplumun kültürel kimliği arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, Türkiye'de bilinen Anadolu türkülerinin hikayesine, zaman, mekan ve değişen koşullar dikkate alınarak yabancı olduğumuz Yunanistan tarihinin içerisinden bakmakta, Mübadele'nin ardından Yunanistan'da yaşanan tarihi değişim ve dönüşümlerin bugüne etkisini, toplumsal anlamda kültürel bir aidiyetin göstergesi olan geleneksel Anadolu şarkıları üzerinden anlamlandırabilmeyi, araştırmada elde edilen sonuçları objektif bir anlatımla sunabilmeyi amaçlamaktadır.
Kentlerin dönüşüm sürecinde sosyal bir strüktür olarak peyzaj: Beykoz örneği
Bu çalışmada günümüz modern dünyasının bir getirisi olan çok kültürlülük ortamında peyzajın sosyal yönünün öne çıkarılarak araştırılması hedeflenmiştir. Bunun için yerleşim alanlarındaki sosyal yapı ve peyzaj değişimleri eş zamanlı olarak incelenmeye ve sosyal bir strüktür olarak peyzajı anlayabilmek için analiz edilmesi gereken parametreler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu parametreler dahilinde peyzaj, fiziksel mekandan sosyal mekana geçiş sağlayan bir unsur olarak tanımlanmış ve peyzajın bu sosyal yönüne gereken önemin verilmesi konusunda literatüre katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Peyzaj ve sosyal yaşantı kavramlarının eş zamanlı olarak incelenmesi sonucu bu iki unsurun da içerisinde barındırdığı nitel veri çokluğu sebebiyle araştırmanın üç aşamadan oluşmasına karar verilmiştir. İlk olarak peyzaj ve sosyal dokuyu oluşturan elemanların birbiriyle ilişkisinin tanımladığı ve buna bağlı olarak sosyal bir strüktür olarak peyzajı inceleyebilmek için birtakım parametrelerin belirlendiği bir literatür araştırması yapılmıştır. Bu literatür araştırmasında eş zamanlı ve çapraz okuma yöntemleri zihin haritaları ile desteklenerek uygulanmıştır. Yapılan literatür araştırması sonucunda sosyal bir strüktür olarak peyzajı tanımlayan temel parametreler kültür ve kolektif hafıza olarak belirlenmiştir. Bu parametrelerden kültür, kendi içerisinde peyzaj ölçeğinde kültürü oluşturan etmenler olan soyut değerler, erişilebilirlik ve mekan aidiyeti olmak üzere üç alt parametreye ayrılmıştır. Toplumdaki bireylerin mekana ait hissetmesinde en büyük etkenler mekana karşı varolan soyut değerleri ve o mekana fiziksel ve zihinsel olarak erişebilme özgürlüğüne sahip olmalarıdır. Bu bağlamda mekan aidiyeti, peyzaj ölçeğinde kültürü oluşturan etmenlerden en temel olanıdır. Peyzaj ve sosyal doku ilişkisi incelendiğinde karşımıza çıkan ikinci ana parametre kolektif hafızadır. Kolektif hafıza, aslında kültürün oluşmasında rol oynayan temel etkenlerden biridir fakat peyzaj ölçeğinde kültürü oluşturan etmenleri ve peyzajın kendisini aynı anda etkilemesi nedeniyle ayrı bir parametre olarak alınmıştır. Kolektif hafıza ve peyzaj ilişkisi ise tümdengelimsel olarak yapılan ikinci bir literatür araştırmasıyla peyzaj deneyimleri, peyzaj bilgisi/bilinci ve çevre/peyzaj algısı olmak üzere üç parametreye ayrılmıştır. Bu üç parametre, araştırmada peyzajı oluşturan etmenler olarak tanımlanmıştır. Sosyal bir strüktür olarak peyzajı oluşturan kültür ve kolektif hafıza kavramları, toplamda, soyut değerler, erişilebilirlik, mekan aidiyeti, kolektif hafıza ile peyzaj deneyimleri, peyzaj bilgisi/bilinci ve çevre/peyzaj algısı tekrar çapraz ve eş zamanlı olarak değerlendirilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, belirlenen bu parametrelerin güvenilirliğini ölçmek amacıyla saha çalışması yapılmıştır. Saha çalışma alanı, kısa sürede keskin bir dönüşüm gerçirmiş ve bu dönüşüm süreci hala devam etmekte olan İstanbul'un Beykoz ilçesi olarak belirlenmiştir. Saha çalışmasında ilk olarak yerinde gözlem ve yapılandırılmamış pilot görüşmeler yapılmıştır. Bu yerinde gözlem ve yapılandırılmamış pilot görüşmeler sonucunda bölgede sosyal doku ve peyzaj değişimi ilişkisinin en net olarak okunabileceği bölgeler Gümüşsuyu ve İncirköy Mahalleleri olarak belirlenmiştir. İlk bölümde incelenen parametrelerin nitel veri oranının yüksekliği sebebiyle saha çalışmasında belirlenen kişilerle yarı-yapılandırılmış görüşme yapılmasına karar verilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme yönteminin seçilmesindeki amaç, araştırma alanında sosyal doku ve peyzaj değişimini birebir gözleyen ve deneyimleyen bu grup temsilcilerinin görüşleri üzerinden değişimi okumaktır. Görüşme soruları hazırlanırken belirlenen temel parametreler, sosyal bir strüktür olarak peyzajı oluşturan ve dönüşüm süreci üzerinden okunmasını sağlayan sosyal doku ve peyzaj değişiminin eş zamanlı olarak incelenebilmesi doğrultusunda seçilmiştir. Görüşme sırasında sorulan sorular mümkün olduğunca objektif sorulmaya, görüşme yapılan kişinin fikirleri yönlendirilmemeye çalışılmıştır. Yapılan görüşmelerde ortaya çıkan sonuçlar, ilk bölümde oluşturulan kuramı ve belirlenen parametreleri desteklemiştir. Sosyal bir strüktür olarak peyzajı en yüksek oranda tarifleyen söylemlere kolektif hafıza incelenirken rastlanmıştır. Bu parametrelere ek olarak da bölgenin içerisinde bulunduğu dönüşüm sürecinde sosyal doku ve peyzaj ilişkisinin yeniden şekillenmesinde politik ve ekonomik söylemlere de sıkça rastlanmıştır. Sonuç ve araştırmanın üçüncü basamağı olarak, belirlenen parametreler saha çalışmasıyla tümdengelimsel olarak yeniden değerlendirilmiştir. Peyzaj ve sosyal yapı birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan sonsuz bir döngü içerisindedir. Özellikle kısa sürede keskin değişimler yaşayan bölgelerde bu döngü, mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Çok kültürlü metropollerin değişim süresince fiziksel mekandan sosyal mekana geçiş sağlayan bir unsur olarak peyzaj; hem sosyal, kültürel ve ekonomik yapıyı etkilemekte hem de bu yapıdan etkilenmektedir. Peyzajın sosyal boyutunu görmek ve iyi analiz etmek, özellikle ülkemizde yoğun olarak görülen dönüşüm çalışmaları süresince büyük öenm taşımaktadır. Bir bölgenin peyzajında ve/veya sosyal dokusunda yapılması planlanan değişimler, ilk olarak sosyal bir strüktür olarak peyzajı oluşturan bu parametreler inceleyerek yapılırsa, bölgeyi kullanan topluluklar için maddi ve manevi olarak daha sağlıklı yaşamlar üretmek mümkün olabilir.
Language, religion and place in Romanian adaptations of Turkish tv series
Over time, Romanian television has undergone turbulence that has led to a series of constant changes in the audiovisual market. Socio-political, economic patterns and daily life habits have influenced the flow of television to which audiences have been exposed. The television adaptation industry has gradually evolved from literary adaptations to various internationally recognized and broadcast foreign series adaptations. Over the years television adaptations have conformed to international trends, but the political economy of the market has contributed to fluctuations in the adaptation process. In the 2000s, Romania has seen an exponential increase in Latin American adaptations, and in the last five years local production of TV adaptations has focused on the famous Turkish series. In this regard, this dissertation aims to study the cultural adaptations of Turkish television series in Romanian environment as a way to exemplify how global television series are getting national and culturally localized. Through a critical perspective, this research emphasizes how Romanian cultural identity has been preserved throughout the television history, following the line of socio-political events and investigates how television series adaptations contribute to the cultural identity of Romanians highlighting on elements of language, religion, and place. Using a combination of qualitative methods, such as Focus group, analysis of data collection that implies online comments, news articles and blog posts, this research presents a complex analytical framework based on the analysis of four television adaptations of Turkish series in Romania (Aşk-I Memnu/Fructul Oprit; Ezel/Vlad; O Hayat Benim/Adela; İçere/Clanul) and their original version. Research findings show how television adaptations are reinterpreted and reconfigured in the local context, pointing to symbols, myths, practices, and representations of everyday life. As such, the broadcasting television market is open to the assimilation of new values and cultural traditions without changing its basic identity structure. The constant exposure to series from the international market familiarized the audience with new cultural patterns. Thus, even if Romania and Turkey are spatially close, the adaptation of the Turkish series in the Romanian space addressed global issues from different perspectives. The cultural negotiation and local character were provided by the distinctive elements that gave uniqueness to the new television productions and ensured the transfer to the international market flow of television series.
Kültürel kimliğin kamusal temsiliyeti üzerine sosyomekânsal bir analiz: Siirt şehri örneği
Kültürel kimlik gündelik hayatımızı belirleyen faktörlerin başında gelmektedir. Sosyalleşen insan, özel alan ile birlikte içinde yaşadığı toplumsal grup veya grupların oluşturdukları kamusal alanlarda yer edinmeye, kendini göstermeye ve toplum ile bütünleşme gayreti içine girmektedir. Kültürel çeşitliliğin oluşturduğu çokkültürlü toplum modeli mekân içerisinde farklı dinamikleri ortaya çıkarmaktadır. Çünkü mekânın üretimi Harvey'e ve Lefebvre'nin de işaret ettiği gibi fiziksel görünürlükle beraber aslında sosyal ve toplumsal bir içeriğe sahiptir. Habermas ve Arendt kamusal alanın şekillenmesini insanın yapıp ettiklerinin eylemselliği ve iletişim gücü üzerinden kurgularken Sennett ise insanın kapitalizm ile kamusal anlamda bir çöküşün yaşandığını belirtir. Bu bağlamlar içerinde Siirt şehrinde kültürel kimliğin kamusal alanda sosyomekânsal olarak nasıl izlendiğinin analizinin yapılması çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu amaca ulaşmak için Siirt şehrinde bulunan on iki mahalleden otuz beş katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada kültürel kimliğin kamusal alanlarda farklı etkilere sahip olduğu mekânsal kullanım pratiklerinde bilinçli tercihleri beraberinde getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Kamusal alanda var oluşun çokkültürlü bir şekilde yansımasının ancak inanç, gelenek ve görenekler üzerinden hayat bulduğu görülmüştür. Sosyal, psikolojik ve politik anlamda ötekileştirme ve ayrıştırmanın toplumsal birlikteliğe zarar verdiği görülmüştür. Çalışmanın analizleri içeren bulgular bölümü kültürel kimliğin farklılık, benzerlik ve ilişkisellik bağlamları üzerinden kamusal alan ve mekân kavramlarının irdelenmesi üzerine kurgulanmıştır.
Kurdish tribes and the question of assimilation in Turkey
After modern Turkey was founded, state elite initiated a comprehensive nation-building process and assimilation of Kurds has been a fundamental of part that project. From forced resettlement to compulsory Turkish education, various Turkification policies were put into force. However, it is hard to say that the Turkish state has achieved goal of Turkification in most of Kurdish geographies today. It has become a substantial question what enabled the Kurds to resist assimilation throughout 20th century in the face of ever-growing state repression. I accept that the repression has been the main reason behind the development of Kurdish nationalism in Turkey. However, based on a hypothesis-generating case study that I conducted on several tribal and non-tribal Kurdish groups, I argue that the so-called state repression entered into a dialectical relation with the local socio-political power blocks, Kurdish tribes, which decelerated assimilation of the Kurds to a certain degree. Marginalized and ill-treated Kurds were forced to gather around tribes and continue to live within boundaries of these sociologically powerful communities. I also claim that the Kurdish tribes in themselves have a potential to slow down cultural assimilation to a certain degree. They take consent of their members, generate their loyalty and they could become divergent sources of political authority as distributor of scarce economic resources particularly when the state showed infrastructural, economic and administrative incapacity.
Kültürel kimlik bağlamında Mardin Süryani müziği
6000 yıllık geçmişe sahip olan Süryaniler, ilk Hristiyan hükümdar olan Kral Abgar'ın yardımıyla kendilerini putperestlikten ayırmak için kendi topluluklarına Suriye'den gelen 'Süryani' ismini vermişlerdir. Bu topluluk Mezopotamya olarak bilinen, geçmişinde birçok ırka ve devlete ev sahipliği yapan bölgede yüzyıllar boyunca var olmuşlardır. Çok kültürlülüğün bir tezahürü olarak, Süryaniler'de müziğin doğuşu, eski Mezopotamya'da imparatorluk kurmuş olan Asurluların dini bir kimlikle kiliseye girmesiyle oluşmuştur. Kilisedeki kutsama törenleri, vaftiz ve özel günlerin ayin müzikleri Süryani müziğinin bir parçasıdır. Süryaniler de birçok toplulukta olduğu gibi çeşitli sanatlara ve müziğe büyük ölçüde ilgi duymuşlardır. Mardin merkez yöresinde yaşayan Süryanilerin kültürel kimliğinin inşasında, geçmişten günümüze müziğin nasıl bir rol oynadığı araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Bu araştırma, kültürel kimlik ekseninde, Mardin yöresinde yaşayan Süryanilerin tarihsel süreç içinde, dini ve din dışı müzik pratiklerinin kayıt altına alınıp betimlenerek alana kaynak oluşturulması hedefini taşımaktadır. Mardin yöresi, çok sayıda etnik ve dini grubun binlerce yıl yan yana yaşadığı bir geçiş noktası olmuştur. Günümüzde ortaya konan popüler Süryani müziği, Süryani kilisesinin zengin birikimine ve mirasına dayanmaktadır. Konuyla ilgili sistematik bir kaynağın olmaması, bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Kültürel Kimlik, Süryani, Mardin, Müzik, Pratik.
Kültürel kimlik bağlamında Eskişehir yöresel mutfağının incelenmesi
Günümüzde önemi gittikçe artan yöresel mutfak kavramı, bir bölgenin yerel halkı tarafından bölgeye özgü pişirme yöntemleri ile hazırlanan yiyecek ve içecekleri ifade etmektedir. Somut olmayan kültürel mirasın bir parçası olan yöresel mutfak ürünleri, aynı zamanda bulunduğu bölgenin kültürel kimliğini de yansıtmaktadır. Destinasyonlar, sahip oldukları yöresel yemekleri ön plana çıkararak destinasyona çekicilik kazandırmakta ve bölgenin kültürünü deneyimlemek isteyen turistler de bu doğrultuda yöresel lezzetleri tatmaktadır. Gastronomi turizmi ise bölgeye çeşitli katkılar sağlamakta ve yiyecek içecek işletmeleri de bu amaçla yöresel yemekleri menülerinde kullanmaktadır. Türkiye'nin her bölgesinde köklü bir mutfak kültürü bulunmaktadır. Eskişehir de sahip olduğu göçmen nüfusun etkisi ile zengin bir yöresel mutfağı bünyesinde barındırmakta ve bu nedenle Eskişehir mutfağının incelenmesi önem arz etmektedir. Konunun öneminden yola çıkılarak hazırlanan bu çalışmada; Eskişehir mutfak kültürü incelenmekte ve Eskişehir ili yöresel mutfağı; genel yapısı, mevsimsel hazırlıkları, mutfak mimarisi ve araç gereçleri ile birlikte ele alınmaktadır. Eskişehir mutfağında özel günlerde yapılan geleneksel uygulamalar detaylı olarak sunulmakta ve son olarak da Eskişehir mutfağında öne çıkan yöresel yiyecek ve içecekler ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir. Eskişehir ilinde bulunan yiyecek içecek işletmelerinde yöresel mutfak ürünlerinin ne düzeyde yer aldığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın anakütlesini Eskişehir'de faaliyet gösteren 1. sınıf restoranlar oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yönteminden yararlanılmış ve Eskişehir ilinde bulunan toplamda 12 tane 1. sınıf restoran ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, 9 restoranda yöresel yemeklerin hiç yer almadığı, 3 restoranın ise menülerinde yöresel yiyecek ve içeceklere sınırlı düzeyde yer verdiği bilgisine ulaşılmıştır. Çalışmanın sonunda sektöre ve akademiye öneriler getirilmiştir.
Avrupa'da Türk diasporası 3. kuşak sinemacılığı: Tevfik Başer örneği
Sinema, tarih boyunca toplumla olan etkileşimini sürdürerek, dönemin değişen koşullarına uyum sağlamış ve varlığını devam ettirmiştir. Günümüzde varlığını sürdüren göç konusu da sinema aracılığıyla toplumun bir yansıması olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllarda başlayan göç olgusu, ekonomik faktörlere dayanmakta olup, kültürel ve sosyal alanlarda da çeşitli değişimlere neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşümlerle beraber toplumsal konulara odaklanan Türk Sineması'nda 1960'lı yıllardan itibaren göç konusu öne çıkan önemli temalardan biri haline gelmiş ve ardından Türkiye'deki ekonomik kalkınma, döviz akışını artırma ve ulusal ekonomiye katkıda bulunma gibi amaçlar doğrultusunda yurtdışına göçlerin başladığı gözlenmiştir. Özellikle Almanya, sanayisini geliştirmek ve iş gücünü artırmak amacıyla ülkelerden işçi göçü almayı hedeflemiş ve 1961 tarihinde Türkiye ile yapılan diplomatik anlaşma ile Türk işçi göçü gerçekleşmiştir. Ancak, bu mekansal hareketlilik bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. Yabancı bir ülkede yaşamak zorunda olan bireylerin karşılaştıkları kültürel ve kimlik sorunlarının dikkat çekmesiyle birlikte 1970'li yıllardan itibaren Türk yönetmenler tarafından dış göç olgusu işlenmeye başlanmış ve göçmen kökenli bireylerin temsili üzerine odaklanan filmlerde artış gözlenmiştir. Bu çalışma kapsamında; eğitim amacıyla Almanya'ya giden ve Alman-Türk ortak yapımı olarak Almanya'ya göç konusu üzerinden ilk uzun metraj film çeken Türk yönetmen Tevfik Başer, bir parçası olduğu göçmen toplumunun yanlarında getirdikleri kültürleri ve yabancı kimliği altında yaşanan deneyimleri filmlerine aktarmıştır. 'Yalıtılmış Yaşam Üçlemesi' olarak adlandırılan 40 Metrekare Almanya (1986), Sahte Cennete Veda (1989) ve Elveda Yabancı (1991) filmleri dış göç konusuna odaklanmakta ve karakterlerin yalıtılmış yaşamlarını farklı ölçekteki mekanlar üzerinden temsil etmektedir. Bu yapımlar, fiziksel yer değiştirme eyleminin ötesinde, göç olgusunun bireyin etnik, toplumsal ve sınıfsal sorunlarının yanı sıra yeni bir kültür, mekan ve sosyal yapıyla karşılaşmasını işlemektedir. Yapımlarda, karakterlerin ötekileştirilme, kimlik çatışması ve yabancılaşma gibi kimlik sorunlarıyla mücadele ettiği, bu zorlukların temelinde ise bireyin mekânsal edinimleri ile yeni mekan arasında yaşadığı gerilime vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda çalışma; seçilen yapımların mekansal unsurlarını da dikkate alarak göç olgusunun birey üzerindeki etkilerini ve karakterlerin sınırlı mekanlarda yaşadıkları kimlik sorunlarının ilişkisini içerik analizi yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır.
Geleneksel Türk Halk Müziğinde yörelere özgü müzikal kimlik saptamaları "Güneydoğu Anadolu Bölgesi örneği"
Bu araştırma Geleneksel Türk Halk Müziği kapsamında Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan iller ile özdeşleşmiş türkülerin çeşitli müzikal özelliklerinin tespit ve tasnifine odaklanmıştır. Araştırmada Güneydoğu Anadolu bölgesi örneklem olarak ele alınmış ve bu bölgedeki TRT repertuvarında kayıtlı türkülerin (Sözlü ve usûllü) müzikal özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan araştırma kapsamında TRT repertuvarında kayıt altına alınmış, bölgeye ait olan ve ulaşılan "295" türkü makam, usul, ses aralığı gibi değişkenler ile incelenmiştir. Bunun yanı sıra bölgede ağırlıklı kullanılan çalgıların yöresel müzik icrasına ne gibi etkilerinin olduğu da incelenmiştir. Araştırmanın yöntemi, mevcut durumun belirlenmesine yönelik betimsel bir araştırma olmakla birlikte, görüşme tekniği ve doküman analizinin kullanıldığı nitel bir model şeklinde tasarlanmıştır. Ayrıca türkülerin tasnif ve yorumlama bölümlerinde nicel verilerden de yararlanılmıştır. Araştırmanın ilk evresinden itibaren detaylı bir şekilde literatür taraması yapılmıştır ve konu ile ilgili olduğu düşünülen "Tez, Makale, Bildiri ve Kitaplara" ulaşılıp detaylı olarak analiz edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda araştırma problem ile ilişkilendirilen çalışmalar ayırt edilip kuramsal çerçevenin bir bölümü bu kaynaklar ışığında şekillendirilmiştir.
Malatya yöresel müziğinin ilçelere göre dağılımı ve incelenmesi
Bu çalışmada Malatya, yöresel müziğinin ilçelere göre dağılımı, `etnisite' ve `kültürel kimlik' e yönelik teorilerin ışığında ele alınmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, öncelikle Türk Halk Müziği'nin genel özellikleri üzerinde durulduktan sonra çalışmanın bölümlerinde Malatya ve yörelerinin müziği üzerinde durulacağı için, Malatya ilinin coğrafi konumu, ilçeleri ve sosyo-kültürel yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Malatya ve yöresinin, Anadolu'nun Doğu kısmında bulunması; çevre illeri ile ortak bir sınırının oluşu ve çevre illerden etkilenmiş olması, farklı etnik ve kültürel kimliğe mensup halkları içinde bulundurması, müzik kültürü açısından farklı yöresel özellikler taşımasına neden olmuştur. Bu bağlamda Malatya ve ilçelerine ait birkaç türden biri olan sözlü kırık havaların, uzun havaların ve oyun havalarının yörenin karakteristik, melodik ve ritmik tavrını yansıtabileceği düşünülmüştür. Kültür sürekli değişen bir olgudur, dolayısıyla ortaya çıkan bulgular, tüm zamanlar için geçerli olamayacaktır, fakat folk kültürü gibi köklü kültürlerde değişimin son derece yavaş olması nedeniyle, kültür analizi anlamında bu tez önemli bir örnek teşkil edecektir.Bu araştırmada Malatya ve ilçelerine ait sözlü kırık havalar, oyun havaları, uzun havalar TRT müzik dairesi bünyesindeki THM notalarını kapsayan CD kaydından, Malatya Belediyesi Kültür Yayınları arşivinden toplanmış, daha önce yapılmış olan tezler incelenmiştir. Uzman görüşleri ve kaynaklar doğrultusunda hazırlamış olduğumuz Malatya yöresel müzikleri değerlendirme ölçeği ile tahlil edilerek, elde edilen veriler SPSS (16.0) veri analiz programında analiz edilmiş, bulgular grafikler yardımı ile çözümlenmiş ve yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Türk Halk Müziği, Kültürel Kimlik, Malatya Yöresel Müziği
Kültürlerarası iletişim: Eskişehir'de yaşayan altkültür gruplarından biri olan Arnavutların, hâkim kültürle iletişimi bağlamında incelenmesi
Eskişehir'de yaşayan ve altkültür gruplarından biri olan Arnavutlar'ın hâkim kültürle olan iletişiminin kültürlerarası iletişim bağlamında incelenmesi, çalışmanın genel çerçevesini oluşturmaktadır. Kültürlerarası iletişim kavramının tanımlandığı çalışmada, kültürlerarası iletişim alanının beslendiği diğer disiplinlerden de söz edilmiştir. Kültürlerarası iletişim açısından öne çıkan bazı kavram ve süreçler irdelenmiş; bu kavram ve süreçlerin temel bileşenleri açıklanmıştır. Çalışmanın alanyazın başlığı altında ise, kültürlerarası iletişime yönelik farklı yaklaşım ve kuramlar da tartışılmış, çalışmanın sorunsalı bakımından öne çıkan Arnavut kimliğine ilişkin tarihsel arka plan bilgilerine de yer verilmiştir. Nitel çözümleme yönteminden yararlanılan çalışmada, kartopu örneklemi ile belirlenen 20 kişiyle yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler, kültürlerarası iletişim disiplini bağlamında irdelenmiştir. Sonuç olarak, Arnavut kültürünün hâkim kültür karşısında güç kaybettiği ve zamanla birçok karakteristik özelliğini yitirmeye başladığı saptanmıştır. Öte yandan, derinlemesine görüşmelerin gerçekleştirildiği bazı katılımcıların kültürel kimliklerini koruma noktasında belirli duyarlılıklara sahip oldukları da gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Kültürlerarası iletişim, hâkim kültür, altkültür, Arnavutlar, nitel çözümleme yöntemi
Kültürel kimliklerin ifade alanı olarak Facebook'un rolü: Eskişehir'de yaşayan Karaçaylar üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın konusu, kültürel kimliklerin ifade alanı olarak Facebook'un rolü ve Eskişehir'de yaşayan Karaçaylar'ın Facebook sayfalarını kendi kimliklerini oluşturma bağlamında nasıl kullandığıdır. Dolayısıyla bu kullanım pratiklerini ölçmek adına belirlenen örneklem ekseninde 100 kişiye anket uygulanmıştır. Uygulanan anket sonucunda; Facebook'un kişilere hem bireysel anlamda hem de kültürel anlamda kimliklerini oluşturup ifade edebilecekleri bir mecra yarattığı ortaya çıkmıştır; ayrıca ankete katılanların çoğu, Facebook'ta üye oldukları gruplardaki kişilerle gerçek hayatta da yüz yüze iletişime geçerek sosyal paylaşım sitelerinin bir bakıma sosyalleşme yönünü de ortaya koymuşlardır. Bu sonuç, yeni iletişim teknolojilerinin kişinin bireyselleşme üzerindeki etkisi ve toplumsallaşma bağlamında nasıl bir etki oluşturduğu çalışmaları için bir öngörü niteliği taşıyacağı varsayılmaktadır. Yeni iletişim teknolojileri bağlamında sosyal paylaşım sitelerinin giderek yaygınlaşması ve bu sitelerin kullanıcı sayılarının günden güne çoğalması, bu alanla ilgili çalışmaların da yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte bu çalışma, Eskişehir'deki Karaçaylarla ve önemli sosyal paylaşım sitelerinden biri olan Facebook ile sınırlıdır.