Georgia
90 theses under this subject heading
Neoklasik realizm ve neo-revizyonist dış politika: Rusya'nın Gürcistan ve Ukrayna müdahaleleri
Rusya Federasyonu'nun 2000'li yılların sonlarından itibaren izlemeye başladığı aktif dış politika gözlerin tekrar Moskova'ya çevrilmesine yol açmıştır. Gorbaçov ve Yeltsin döneminde takip edilen statükocu dış politika Putin döneminin ilk yıllarında devam etse de dönüşüme uğrayarak neo-revizyonist bir hal almıştır. Çalışma, Rusya'nın izlediği dış politikayı revizyonizm ve reformizmden ayrı tutarak bunun nedenlerini açıklamaktadır. Rusya'nın neo-revizyonist dış politikası neoklasik realizm üzerinden incelenmektedir. Neo-revizyonizmin yükselmesiyle gerçekleşen dış politika dönüşümü iki hipotez ile açıklanmıştır. Çalışmanın hipotezleri devletlerin dış politika davranışlarını uluslararası sistemdeki konumlarına göre belirlediklerini savunurken uluslararası stratejik ortamın belirsiz doğasının dış politika yapım sürecinde stratejik kültür ve tehdit algısı gibi ara faktörlerin rol oynamasını daha muhtemel bir hale getireceğini savunmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden vaka analizi yöntemini kullanan çalışma hipotezlerini 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan Savaşı, 2014 yılında Ukrayna toprağı Kırım'a yapılan askeri müdahale ve Donbas bölgesine yapılan sınırlı müdahale ile test etmiştir.
Finansal piyasalardaki gelişmenin ekonomik büyüme üzerine etkisi: Gürcistan örneği
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından finansal piyasaların gelişimi ve ekonomik büyüme ilişkisi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle Gürcistan`da finansal piyasalardaki gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz edebilmek için Breitung & Candelon (2006) frekans alan nedensellik testi ve Pesaran vd. tarafından 2001 yılında geliştirilen ARDL eş bütünleşme testlerinden yararlanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, değişkenler arasında uzun dönemli ilişki tespit edilmiştir. Nedensellik test sonuçlarına göre, ekonomik büyüme ve finansal gelişme endeksleri arasında uzun dönemli nedensellik ilişkisinin varlığı belirlenmiştir. Nedensellik ilişkisinin yönü ise ekonomik büyümenin finansal piyasalarda verimliliğe pozitif etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Eş bütünleşme analiz sonuçlarına göre ise, uzun vadede finansal gelişmenin ekonomik büyümeyi olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır.
Gürcistan Yahudileri
Kafkasya bölgesinin bir parçası olan Gürcistan‟da yaşayan Yahudilerin bu topraklardaki dini varlıkları, yaşamları, sosyo-kültürel etkileşimleri ve nüfuzları araştırılırken farklı dönemlerde yaşayanbir çok bilim insanlarınınzamana ve zemine göre farklı fikirlerine ve incelemelerinede değinilmiştir. Gürcistan Yahudilerinin Gürcistan topraklarına geldikleri ilk dönem hakkında araştırmacılar farklı fikirlere sahiptirler. Araştırmacılardan bazıları Yahudilerin atalarından bir kısmının, M.Ö. 722‟de yaşanan Asur sürgünü ile birlikte Gürcistan‟a göç ettiğini düşünmektedir. Birtakım araştırmacılar ise Gürcistan Yahudileri‟nin Babil Sürgünü ile bu topraklara göç ettiğinden bahsetmektedir. Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler SSCB döneminde birçok sürgün ve politik yaptırımlar yaşamışlardır. Köle olarak alınıp satılmak da bunlara dâhildir. Gürcistan‟ın bağımsızlığından ve kendilerine sunulan yeni haklardan sonra sosyal hayata çok çabuk adapte olmuş, kendi işçi sendikaları ve benzeri yapılar kurmuş, kendi cemaatlerine iş imkânı sunacak iş sahaları geliştirmişlerdir. Bu zaman zarfında kendilerine yapılan dini baskılara karşı direnmiş ve dinlerini de değiştirmemişlerdir. Bu çalışmada Gürcistan Yahudileri hakkında yapılmış araştırmalar, arşiv belgelerindeki bilgiler, gazete haberleri, yapılan alan araştırmaları akademik yöntemlere göre değerlendirilmiştir. Günümüzde Gürcistan‟da yaşayan Yahudiler, Gürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefaradlar, Aşkenazlar ve Habad Cemaati olmak üzere beş ayrı grup olarak varlıklarını sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, G//ürcü Yahudileri, Dağ Yahudileri, Sefarad, Aşkenaz, Habad.
Türkiye-Gürcistan sınırında düzensiz göç hareketleri: Doğu Karadeniz örneğinde göçmen deneyimleri
Dünya genelinde artan göç hareketlerine bağlı olarak son yıllarda Türkiye'ye yönelik gerçekleşen göç hareketleri de önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar artmıştır. Bu artış Türkiye'deki göç çalışmalarına olan gereksinimi ve ilgiyi de arttırmakta ve bu çalışmanın yapılması için öncelikli motivasyon kaynağını oluşturmaktadır. İnsan hakları, sosyal adalet, eşitlik, bireyin onuru ve saygınlığı gibi ilkeler üzerinden şekillenen sosyal hizmet disiplininin bakış açısıyla gerçekleştirilen bu çalışmada Gürcü göçmenlerin araştırma evreni olarak seçilmesinde iki farklı neden bulunmaktadır. Bu nedenlerden ilki araştırmacının kişisel yaşantısıyla ilgilidir. Diğeri ise Gürcü göçmenlerin 2011 yılından itibaren Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki düzensiz göç hareketlerinin giderek yoğunlaşmasına bağlı olarak ortaya çıkan gereksinimlerinin, yaşadıkları sorunların ve oluşan mağduriyetlerinin artmasıdır. Nitel araştırma yöntemleri içinde fenomenolojik araştırma deseni kullanılarak yapılan bu çalışmada genel olarak Gürcü göçmenlerin Doğu Karadeniz Bölgesi'nde gerçekleşen düzensiz göçü nasıl deneyimledikleri, içinde bulundukları koşulları nasıl anlamlandırdıkları, gündelik yaşam içinde yerel toplum ile nasıl iletişime geçtikleri, onlarla olan ilişkilerini nasıl düzenledikleri, yerel toplumun Gürcü göçmenler hakkında neler düşündükleri, onlarla nasıl iletişim kurdukları ve onlara nasıl davrandıkları gibi konular araştırılmıştır. Maksimum çeşitlilik örneklemi kullanılarak gerçekleştirilen bu araştırma kapsamında 25 Gürcü göçmen ve 23 yerel toplum üyesi olmak üzere toplam 48 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler fenomenolojik veri analiz süreçlerine uygun olarak analiz edilerek (1) Gürcü göçmenlerin deneyimlerine ilişkin bulgular, (2) Yerel toplumun deneyimine ilişkin bulgular, (3) Birlikte yaşam ve karşılıklı uyuma yönelik bulgular olmak üzere üç farklı tema altında yorumlanmıştır. Bu araştırma süreci sonunda elde edilen bulgular ve yapılan yorumlardan hareketle bölgeye yönelik gerçekleşen Gürcü göçünün karakteristik özelliklerinin tanımlanması, bölgede çalışan Gürcü göçmenlerin gereksinimlerinin belirlenmesi ve giderilmesi, yerel toplum ile birlikte yaşam ve karşılıklı uyum konularında gerekli göç ve sosyal politika tedbirlerinin geliştirilmesine yönelik tespitler yapılmış ve öneriler sunulmuştur.
Rusya Federasyonu'nun güvenlik politikası aracı olarak çatışmaları dondurması: Gürcistan ve Ukrayna örnekleri
RF'nin güvenlik politikasının ele alındığı bu tezde, Kremlin'in Gürcistan ve Ukrayna müdahaleleri üzerinden çatışmaları dondurma stratejisine odaklanılmaktadır. SSCB'nin dağılmasının ardından ekonomik ve siyasi bir krize giren RF'nin Nisan 1993'te ilân ettiği Dış Politika Konsepti ile eski Sovyet coğrafyasındaki "özel çıkarlarına" işaret eden bir Yakın Çevre Politikası geliştirdiği görülmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada, literatürde sıklıkla karşılaşılan ve 1993'e kadar RF dış politikasını Atlantikçi olarak tanımlayan anlayışa itirazla RF'nin dış ve güvenlik politikasının Yakın Çevre'yi önceleyen şekilde bir tutarlılık içinde olduğu öne sürülmektedir. RF dış politikasına yönelik Atlantikçi tanımlaması, ekonomik ve siyasi krizlere ek olarak Çeçenya'daki savaşın RF'yi Yakın Çevre Politikası'nı uygulamaktan alıkoymasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çalışmanın birinci bölümünde RF'nin geçirdiği ekonomik ve siyasi dönüşüm ele alınmaktadır. RF'nin güvenlik politikasının ele alındığı ikinci bölüm, eski Sovyet coğrafyasında görülen ve "renkli devrim" adı verilen hareketler ile NATO'nun genişleme politikası üzerinden RF'nin ABD tarafından Soğuk Savaş mantığı ile yeni(den) çevreleme politikasına maruz bırakıldığını ortaya koymaktadır. RF'nin bu çevrelemeye karşı güvenlik politikasının temelinde ise Yakın Çevre'deki çatışmaları dondurmak yer almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın örnek olayları olarak üçüncü ve dördüncü bölümlerde RF'nin 2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna müdahaleleri ele alınmaktadır.
Kral Ι. Solomon Döneminde (1752-1784) İmereti Krallığı'nın Osmanlı Devleti ile ilişkileri
Kafkasya coğrafyasında meydana gelen önemli olaylar arasında 18. yüzyılın Gürcistan – Osmanlı ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Söz konusu araştırmada ele alınacak bölge, Osmanlı kaynaklarında hanlık⁄meliklik şeklinde idare edildiği söylenen ve yabancı literatürde İmereti Krallığı adıyla kaydedilen bölgedir. Çalışmanın amacı, 18. yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan ve Osmanlı Devleti arasındaki siyasi ilişkilerin tespit edilmesidir. Bu çalışmada, İmereti Kralı Ι. Solomon'un Osmanlı Devleti'ne karşı olan isyanları ve bu isyanlardan diğer Gürcü krallıklarının ve bizzat Osmanlı Devletinin nasıl etkilendiği ortaya konulacaktır. Ayrıca bu isyanların nedenleri ve sonuçları da çalışmanın konusunu oluşturacaktır. Çalışmamızda, 18. yüzyılın ikinci yarısını kapsayan dönemde, İmereti Kralı V. Aleksandre'nin ölümünden sonra, 1752 yılında oğlu Ι. Solomon'un İmereti tahtına çıkması ve Osmanlı Devleti ile iplerin kopuşu, Batı Gürcistan'da 1768'e kadar yaşanan istikrarsız süreç, Solomon'un nafile ittifak arayışları ve görevden azli ve bu olaylar üzerindeki Osmanlı Devleti'nin etkileri ortaya konulacaktır. Çünkü, Ι. Solomon Osmanlı Devleti ile bazı problemler yaşadığı için 1766'de görevine son verilmiştir. Osmanlı Devleti tarafından, 1768'e kadar geçen sürede Solomon'u cezalandırmak için bölgeye birkaç defa yapılan askerî seferler ve neticeleri de çalışmamızda yer alacaktır. Sonunda 1768'de Bağdatcık Kalesi yakınlarında, Osmanlı devlet adamlarıyla isyancı Solomon arasında yüz yüze yapılan bir görüşme dikkat çekicidir. Solomon tarafından, Osmanlı heyetine bazı belgeler verilmektedir. Bunlar arasında Gürcü dilinde yazılmış olan kendi özel mektupları da vardır. İşte bu çalışmada, hem 1768'e kadar Osmanlı Devleti ile Ι. Solomon arasında, İmereti'ye hâkim olma mücadelesi, 1768'den 1784'te Solomon'un ölümüne kadar, ikinci dönem olarak zikredilen süreç ele alınacak; hem de söz konusu görüşmeye ait mektuplar ve diğer belgeler yardımıyla, Osmanlı-Rus Savaşı'nın hemen öncesinde Batı Gürcistan'da, siyasi dengelerin Rusya lehine nasıl değiştiğine işaret edilmeye çalışılacaktır. Bu çalışmada Osmanlı'nın Gürcistan politikasının çöküşü, Osmanlı heyetinin Ι. Solomon'la yaptığı mülakatın tutanağı, meseleye dair çeşitli mülahazalar, Solomon'un Osmanlı'dan kopuşu ve Rusya'yla ittifakı ile ilgili konuların değerlendirilmesi yapılacaktır.
Gürcüceye geçen Türkçe kelimeler üzerine gürcistan'da yapılan çalışmalar
Dil, kültürün en güçlü aynı zamanda en değişken ögesidir. Her ulusun tarihi, maddi ve manevi kültürü, dili diğer uluslarla temas ederek gelişmektedir. Kaynaklara göre, Gürcistan-Türkiye arasındaki ilk ilişkiler IV-XXI. yüzyıllar arasına dayanmaktadır. Kaynaklar Gürcülerin, Kuzey Kafkasya'da yaşayan Türk kökenli Hunlar, Hazarlar ve Kıpçaklar'la sıkı bağlantıları olduğunu göstermektedir. Zaman içinde Gürcüceye farklı alanlarda çok sayıda Türkçe kelime girmiştir. Her iki dilin birbirinden çok farklı bir yapısı ve işleme sistemi vardır. Bu nedenle Türkçeden geçen kelimeler de Gürcücenin ses yapısına uymuş, anlamsal değişikliklere uğramış, anlam genişlemeleri ya da daralmaları ortaya çıkmıştır. Gürcü dilbilimcilere göre Gürcüceye başka dillerden geçen kelimeler; anlamsal özlerine, kullanım alanlarına, Gürcüce dilsel alışkanlıklara göre ve Gürcü realiteye uygun olarak değişmektedir. Bu çalışma Gürcüce ile Türkçe arasında tarihî, sosyal, ekonomik, siyasal ve edebî ilişkilerle gelişen dilsel alış verişin bir sonucu olan "Gürcücedeki Türkçe kelimeler ve bu konuda yapılan çalışmalar"ı kapsamaktadır. Amacımız, Gürcüceye geçen Türkçe kelimeleri sadece liste olarak vermek değil; bu kelimeler üzerinde Gürcistan'da yapılan çalışmaları da incelemektir. Bugüne kadar Gürcistan'da "Gürcüceye Geçen Türkçe Kelimeler" konusunda yapılmış olan tüm çalışmalar; amacına, yöntemine ve kapsamına göre incelenecektir. Böylelikle Türkçe-Gürcüce konusunda çok az sayıda bulunan Türkçe yazılmış kaynaklara bir katkı sağlanması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkçe – Gürcüce ilişkiler, dilsel alış veriş, onomatik, toponimi.
I. Dünya Savaşı sonrası Türk-Transkafkasya ilişkileri (1918-1921)
1917 yılı Ekim Devrimi'nden sonra Transkafkasya'da azalan Rus otoritesinin neticesinde bölgedeki üç farklı milletten olan Azerbaycan Türkleri, Gürcüler ve Ermenilerin, ulusların kendi kaderlerini tayin etme ilkesi hususundaki girişimleri gerçekleşmiştir. İlk başlarda üçlü bir federasyon yapı ve daha sonra ayrı ayrı bağımsız devletler yapısında hareket eden taraflar, komşuları olan Türkiye ile ikili ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Bölgede üçlü federasyonun ardından kurulan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan millî cumhuriyetleri demokratik bir yapıyı teşkil etme düşüncesinde bulunmuşlardır. Üç cumhuriyet, 1918-1921 yılları arasında oluşturdukları heyetler vasıtasıyla çeşitli konferanslara katılarak dış devletler tarafından de facto ve de jure, yani fiilen ve hukuken tanınma gayreti içerisinde bulunmuşlardır. Tezde genel olarak Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan devlet arşivleri ile Milletler Cemiyeti Arşivi'nden istifade edilerek 1918-1921 yıllarında Transkafkasya cumhuriyetlerinin Birinci Dünya Savaşı sonrası hem Türkiye hem de Müttefik Devletler ile gerçekleştirdiği diplomatik tartışmalar ve görüşmeler ele alınmıştır. 1919 yılındaki Paris Barış Konferansı'nda Transkafkasya heyetlerinin çeşitli yetkiler arasında yazışmaları, arşivler, döneme ait bildiriler, el yazmaları ve telgraflardan edinilen bilgiler esas alınmıştır. Sonrasında üç Transkafkasya cumhuriyetinin Anadolu'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından Sovyetleşmeye kadarki dönem aralığında Ankara Hükûmeti ile diplomatik görüşme ve haberleşmelerine dair belge ve kaynaklar konu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diplomatik İlişkiler, Paris Barış Konferansı, Transkafkasya, Türkiye, Uluslararası Politika
The changing framework of Russian foreign policy in the Caucasus after Georgian-Russian War
With the disintegration of Soviet Union, Russia that emerged as the one of the fifteen states was faced with economic and political difficulties. Despite of this, it overcame economic problem using its natural resources. With Putin's presidency, political stability was provided. At the beginning, it was kept good relation with the West, because the necessary economic helps could not be taken, Russia started to produce more active policies with the effect of Eurasianism ideas. It tried to develop relations with the countries that are in the ex-Soviet territory and paid attention to the natural resources there. It continued its influence using old ties and Russian speaking people. After these countries gained their independence, the Western countries that need the energy started to develop their relations. At the beginning, the Western countries followed policies using Russia. The Western countries searches alternative routes and resources. Naturally, the struggle of power and effect started between Russia and the Western countries in this region. Russia created " Near Abroad Policy" and started to apply it because it did not want influence of the other powers in its near abroad. In relation to this, Russia declared to the world with Russian-Georgian war that it would not avoid to use force for its benefits. Georgian war was the turning point for Russia and it is the first intervention outside its borders after the disintegration of the Soviet Union. Russia was effective more, increased its struggles to modernize the army, paid much attention to the events that occur outside its border in the world. Especially, it paid attention to save the current status in the Karabakh problem in the South Caucasus. It did not give permission the growth of the conflict using its effects on conflicted countries with stability that emerge from instability. The aim of this study is to reveal Russia's changing policy in the Caucasus after Russian Georgian war that was in August 2008. It was searched the events and relations. The descriptive-historical approach method was used. The growing military expenses, growing tendency of use of power and growing struggle of influence against the Western countries especially in its near abroad showed us Russian policy changed in this region. Key words: The Soviet Union, Near Abroad Policy, Caucasus, Russian Georgian War
Gürcistan bankacılık sektöründe etkinlik ve verimlilik analizi: Veri zarflama analizi uygulaması
Bankacılık sektörü, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Gürcistan'da da finans piyasalarının en önemli bileşenlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, 2013–2018 yılları arasında Gürcistan bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 15 ticari bankanın etkinliğini ve verimliliğini Veri Zarflama Analizi yöntemiyle incelemektir. Çalışmada, üç girdi (toplam mevduat, toplam sermaye, toplam giderler) ve iki çıktı (toplam krediler, toplam gelirler) değişkeni kullanılarak, ölçeğe göre sabit getiri varsayımı altında girdiye yönelik CCR modeline göre bankaların etkinlik ve verimlilik skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın bulguları, genel olarak bankaların etkinlik düzeylerinin yüksek olduğunu, dört bankanın analiz döneminin her yılında tam etkinlik düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde, Gürcistan bankacılık sektöründe etkinliğin 2013-2015 yıllarında bir artma eğilimi gösterdiği, 2016-2017 yıllarında düşüşe geçtiği ve 2018 yılında yeniden bir artış olduğu görülmüştür. Malmquist toplam faktör verimlilik (TFV) endeksine bakıldığından, Gürcistan bankacılık sektöründe ortalama verimlilik skorları 2013-2014 döneminden 2015-2016 dönemine kadar %22,3 oranında düşüş gösterirken, 2015-2016 döneminden 2017-2018 dönemine kadar %21,3 oranında artış göstermektedir.
Military intervention as status-seeking in Russian foreign policy (2008-2015)
Many observers contend that Russian foreign policy has become more assertive since 2008. The increase in the level of Russian assertiveness manifested itself, especially in the military interventions in Georgia (2008), Ukraine (2014), and Syria (2015). This dissertation aims to contribute to the efforts to explain the Russian rationale for pursuing assertive policies in post-Soviet space and beyond. In this endeavor, it is committed to a framework that entails focusing on the interplay between Russia's great power identity and the Russian perception of repeated misrecognition of its great power status by the Euro-Atlantic bloc. To trace Russian status considerations in the respective interventions, this dissertation utilized ninety-five transcripts of Vladimir Putin's addresses and interviews complemented with Russian foreign policy concepts, statements, and articles from other Russian officials. The foundational argument of this study is that great power identity and status considerations are the defining characteristics of Vladimir Putin's foreign policy. For Putin, Russia's inherent qualities necessitate an independent foreign policy materializing a multipolar world order, and this necessity is augmented by the very configuration of the post-Cold War order, in which the US asserts its interests at the expense of Russian interests in a triumphalist manner. The case studies conducted in guidance with this argument provided three conjoining findings. First, Russian decision-makers are confident that their interests have been constantly disregarded by their Western counterparts before and during the developments leading up to each intervention, leaving them with no other choice than hard power. Second, for Russian decision-makers, intervention has become an end in itself because imitating US actions is one of the means to materialize multipolarity by signaling equal status between Russia and the US. Third, Russian decision-makers utilized Russia's developing military capabilities to demonstrate their determination to ensure recognition of Russia's great power status.
Kafkasya'da büyük güçlerin enerji rekabeti: Gürcistan örneği (2002-2016)
21. yüzyılda, devletlerin politikalarını belirleyecek en önemli unsurların başında enerji konusu gelmektedir. Bu noktada uluslararası güç mücadelesinin konusu olan enerjiye ulaşım ve enerji nakil hatları üzerinde hâkimiyet kurabilmek devletler için önem kazanmıştır. Gürcistan, Orta Asya ve Hazar enerji kaynaklarına yakınlığı ve bu kaynakların Avrupa'ya taşınması noktasında önemli jeopolitik konuma sahiptir. Bu bağlamda, gerek bölge güçlerinin gerek küresel güçlerin ilgisini çekmektedir. Bu çalışmada, Gürcistan'da önemli bir kırılma tarihi olan 2003 Gül Devrimi ile başlayıp 2016 yılına kadarki süreçte enerji sektöründeki büyük güçlerin rekabeti ele alınmaktadır. Bir taraftan, ABD ve Avrupa ülkeleri, Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına nakli konusunda, Doğu-Batı Enerji Koridorunu desteklemektedir. Diğer taraftan Rusya ise, "yakın çevre" olarak tanımladığı eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olan Gürcistan'da, Kuzey-Güney hattı boyunca nüfuzunu artırmak istemektedir. Bu noktadan hareketle, bu çalışma, Gürcistan enerji (elektrik, petrol ve doğal gaz) sektöründe, büyük güçlerin enerji şirketleri eliyle yürüttüğü mücadeleyi incelemeye çalışacaktır.
Rusya'nın Gürcistan ve Suriye müdahaleleri çerçevesinde Rus dış politikasındaki değişim
Bu çalışma Soğuk Savaş sonrası Rus dış politikasındaki değişimi iki önemli müdahale üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu iki müdahaleden ilki Rusya'nın Soğuk Savaş sonrasında toprakları dışında giriştiği ilk askeri müdahale olan Gürcistan müdahalesi, diğeri ise Rusya'nın yakın çevresi dışındaki ilk askeri müdahalesi olan Suriye müdahalesidir. Her iki müdahale de sebepleri ve sonuçları itibariyle Rus dış politikasına dair önemli ipuçları vermektedir. Çalışmada bu iki müdahalenin ulusal, bölgesel ve küresel düzeydeki sebep ve sonuçları ele alınarak Rusya'nın dış politikasına dair temel gelişmeler ortaya konulacaktır. Bu amaçla, çalışmada öncelikle Soğuk Savaş sonrası Rus dış politikasının temel dinamikleri ele alınacak ve bu dönemde Rusya'nın Batı'ya karşı takip etmek zorunda kaldığı ılımlı politikanın ekonomik ve siyasi sebeplerine değinilecektir. Putin döneminde Rusya'nın elde ettiği ekonomik ve siyasi başarının yakın çevresine yönelik gelişmelere nasıl yansıdığı ele alınarak 2008 yılında Rusya'nın icra ettiği Gürcistan müdahalesinin Rusya'nın Batı ile ilişkileri açısından temsil ettiği önem vurgulanacaktır. Ardından Rusya'nın 2015 yılındaki Suriye müdahalesi ele alınarak bu müdahalenin bölgesel ve küresel sonuçları ve Rus dış politikası üzerindeki etkisi analiz edilecektir.
Avrupa Birliği'nin Güney Kafkasya'daki normatif gücü: Ermenistan ve Gürcistan örneği
Ian Manners tarafından ortaya atılan Normatif Güç kuramı kısaca normal olanı belirleme kabiliyeti olarak tanımlanmaktadır. Manners'a göre AB, ilişki kurduğu ülkelere, kendi değerler sisteminin de temelinde yer alan insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi evrensel normları yerleştirmekte ve böylece onları Avrupalılaştırmaktadır. 2007 yılında meydana gelen beşinci genişleme dalgası sonrasında Güney Kafkasya bölgesinin AB ile komşu olmasına neden olmuştur. Bu çerçevede, Güney Kafkasya ülkeleri olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ı önce Komşuluk Politikaları içine dâhil edilmiş, ardından 2009 yılında ilan edilen Doğu Ortaklığı girişiminin parçası olmuşlardır. Böylece Güney Kafkasya bölgesinde yer alan ülkelerle AB arasında Ortaklık Antlaşmaları imzalanması için çalışmalara başlanmıştır. Nitekim 2014 yılında Gürcistan'la, 2017 yılında ise Ermenistan'la Doğu Ortaklığı Antlaşmaları imzalanmıştır. Doğu Ortaklığı Antlaşmaları, içerdikleri hükümler nedeniyle, Manners'ın Normatif güç kuramında tanımladığı normali belirleme yetisine sahip anlaşmalardır. AB bu antlaşmalar aracılığıyla ortak ülkelere, kurumsal ve biçimsel olarak yayılmayı, kendi norm ve değerlerini aktarmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, Gürcistan ve Ermenistan özelinden yola çıkarak AB'nin Güney Kafkasya ülkelerine yönelik politikalarının normatif güç ile ilişkisi ile etkileri ve boyutunun ne olduğu sorusuna odaklanmıştır. Bu bağlamda uygulanan politikaların her iki ülkede eşit ağırlığa sahip olup olmadığı, Ortaklık Anlaşmaları ve ilerleme raporları aracılığıyla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılmış öncelikle normatif güç kuramı hakkında bir çerçeve çizilmiştir. Ardından AB'nin Gürcistan ve Ermenistan'la imzaladığı antlaşmalar incelenmiş, resmi politika belgeleri değerlendirilerek normatif gücü test edilmiştir. Çalışma sonucunda AB'nin Gürcistan ve Ermenistan'la imzaladığı antlaşmaların benzer hükümler içermesine rağmen, uygulamada benzer sonuçlar doğurmadığı görülmüştür.
China as the rising power in the world hegemony and its influence on the South Caucasus region
The long history of China and its ambitions on future world hegemony proves the importance of research about the current power of China, its relationship with leading states such as the United States and Russia, and its impact on specific areas like the South Caucasus region. It should be noted that the rising power and concrete position of China in the mentioned regions cannot be limited within economic or other aspects of authority. For that reason,the capacity of China to have the specific effect on the two central hegemonic powers and the South Caucasus territory is cleared throughout the thesis in different directions of potency such as economy, soft power, political relations and others. Before that, the evolution and historical aspect of China's economic, inner political and foreign policy system is investigated to understand the progress from the early times of the twentieth century. Moreover, the progressive development of China's role in the world hegemony, the relationships among China, the United States and Russia, and its appearance in the South Caucasus territory, especially in the case of Azerbaijan are analyzed with the help of some predictions based on relevant facts. The main goal of the research is to examine the evolutionary history, the current and future role of China in the hegemonic world system, and its central position in the South Caucasus regions, in the case of correlation with the related countries. In addition to the economic and political presence of China in the South Caucasus, its soft power policy over the countries within this region is researched to bring the situation into the open. Some challenges on this road, such as Russia andthe USA power dilemma are the main critical points throughout inquiry as well. All these analyses help to elucidate some obscurities about the concerning issue and give some prognosis on the future threats and possibilities.
The EU's differentiated democracy promotion policies in Ukraine and Georgia: The effects of Russia as an illiberal regional power
After the end of Cold War, the EU has ascribed itself the leading role of promoting democracy across the world not only through tying democracy clauses in agreements with third parties but also through allocating huge amounts of funds for promoting European values such democracy, respect for human rights and rule of law. Over time, The EU's institutional transformation due to deepening and widening processes and changing international conjuncture has necessitated the transformation of EU democracy promotion policies. By the mid-2000s, not only normative ideals to export these European values, but also geostrategic and security considerations have been built into the EU democracy promotion policies. Within this new framework, the EU has declared that it would start to apply "tailor-made" democracy promotion agendas towards different countries depending on their domestic conditions. Yet, empirical evidences have revealed that the EU has applied different democracy promotion policies towards the countries with similar domestic conditions. Therefore, this dissertation attempts to answer the following question: What are the determinants of variation in the substance of EU democracy promotion agendas across target states? To answer it, this dissertation uses Wetzel and Orbie's model of embedded liberal democracy as an analytical framework. However, as different from the determinants suggested by Wetzel and Orbie, this dissertation adds a new variable shaping the substance of EU democracy promotion policies: the illiberal regional power. To investigate the role of illiberal regional power on the substance, this dissertation aims to examine the EU's differentiated democracy promotion policies in Ukraine and Georgia based on the assumption that the substance of EU democracy promotion can be shaped directly or indirectly by Russia, who has certain level of leverage over target country at stake. By conducting the content analysis of EU official documents, policy frameworks, reports as well as incorporating relevant studies in democracy promotion literature, this dissertation comes to the conclusion that the EU has changed democracy promotion agendas towards Ukraine and Georgia at critical turning points when the leverage of Russia as an illiberal regional power over Ukraine/Georgia has changed considerably. This study makes an important contribution to existing knowledge in the field on the impact of regional powers over the EU democracy promotion policies.
Türkiye'deki Gürcü ve Çerkes Diasporasının gözüyle Abhazya meselesi ve kimlik sorunu
Bu çalışma, SSCB döneminden sonra ortaya çıkan Abhazya Meselesinin Türkiye'deki Çerkes ve Gürcü topluluklarının kimlik yapısını nasıl etkilediğini göstermektedir. Bir de bu çalışma, bu topluluklar için Abhazya Meselesi'nin anlamının nasıl değiştiğini anlatmaktadır. 1993'te meydana gelen Gürcü-Abhaz Çatışması, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda, özellikle genç Çerkesler arasında ?diaspora? kimliğini oluşturmuştur. Ayrıca Abhazya Meselesi, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda ?birleşme?nin sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki Gürcü topluluğu ise 2003 yılındaki ?Gül Devrimi?nden sonra Gürcistan ile ilişkileri güçlendirmiştir. Bu süreçte Türkiye'deki Gürcü topluluğu içinde de ?diaspora? bilinci oluşmaya başlamıştır. Abhazya meselesi de Gürcistan ve Türkiye'deki Gürcüleri bağlayan ?birleştirici? işlevini kazanmıştır. 2008'de Abhazya'nın bağımsızlığının tanınması, 2014'teki Soçi Olimpiyatları'nı ve Çerkes Sürgünü'nü de gündeme getirmiştir. Bu durumun günümüzde Çerkes topluluğu içinde bölünmeler yarattığı söylenebilir. Özellikle Kafkaslarla ilişkileri güçlendirmesi Gürcistan'ın kendi kimliği ile ilgili tartışmalara sebep olmuştur. Sonuç olarak; Abhazya meselesi, hem Çerkesler hem de Gürcüler arasında ?diaspora? kimliğinin oluşumunu hızlandırmıştır. Aynı zamanda, son yıllarda bu toplulukların ?ana yurtları? ile ilişkilerini güçlendirmiştir. Bilhassa teknolojinin gelişmesiyle Abhazya ve Gürcistan'daki gelişmeleri yakından takip etmeleri Türkiye'deki Çerkes ve Gürcüleri daha derinden etkilemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu toplulukların yapısı da daha karmaşık olmuştur.
Makro ekonomik göstergelerin ekonomik büyüme üzeri etkileri Yunanistan, Gürcistan, Pakistan ve Tunus'da
This study examines the impact of macroeconomic variables on economic growth in selected four countries. Variables of the models are GDP, Cash surplus/ deficit, money supply (M2), government expenditure and exchange rate. An annual data for the period Hausman test was used because it has an asymptotic chi-square distribution, the results of Hausman test indicated that the Random (FEM) was the most appropriate model for the study. The empirical results of the study indicated a significant and positive impact of macroeconomic indicators such as Cash Surplus Deficit, Government Spending and Money supply are a significant and positive relationships on GDP, but Real Exchange Rate is a significant and negative relationships on GDP (economic growth proxy) in four selected countries
Türkiye-Gürcistan arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkiler
Gürcistan Kafkas ve Karadeniz bölgesinde jeopolitik ve iktisadi bakımından oldukça önemlidir. Türkiye ve Gürcistan'ın tarihi, siyasi ve iktisadi inişli ve çıkışlı olmakla birlikte münasebetleri devamlı olmuştur. Gürcistan'ın Bağımsızlığı ile birlikte Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hatlarının katkısıyla ikili ve çoklu ilişkiler artmıştır. Gürcistan, Türkiye'nin Kafkaslara açılan kapısı olarak da oldukça önemlidir. İki ülke arasında pek çok ticari ve siyasi anlaşma imzalanmış olsa da aralarındaki ticaret hâlâ potansiyelin altındadır. Gürcistan'ın iklimi ve doğal kaynakları zengindir ve bölgeden kısmen müspet ayrışır. İkilinin imzaladıkları 1 Kasım 2008 yılında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması ile Gürcistan Avrupa'ya daha kolay ihracat yapma imkânı elde etmiştir. Gürcistan ile Azerbaycan'ın imzaladıkları "Yüzyılın Anlaşması" ile de iki ülke uluslararası arenada ve kendi aralarında görünürlüklerini arttırmış ve ilişkilerini geliştirmişlerdir. Bu çalışmada, Türkiye ve Gürcistan'ın ithalat-ihracat rakamları, imzaladıkları siyasi, ticari ve kültürel anlaşmalar sayesinde gün geçtikçe büyümektedir. Gürcistan'ın hidroelektrik, tarım, turizm gibi farklı sektörlerde verdiği teşviklerle ülkeye yatırımcı çekmeye çalışılmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde Gürcistan tarihi, ticari ve ikili ilişkileri incelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye'nin 1990 sonrasından günümüze kadar ekonomik durumu ve Gürcistan ile ilişkileri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde iste Gürcistan'ın teşvikleri Türkiye ile karşılaşılan sorunlar, olası iş fırsatları ve öneriler ele alınmıştır.
Georgia's ethnic minority integration policies in Kvemo Kartli region
In multiethnic Georgia, the largest ethnic minorities are Azerbaijanis and they compactly and peacefully live in the Kvemo Kartli region which is also home to people from various ethnic, cultural, and religious backgrounds. This thesis aims to explain the survival and maintenance of Georgian Azerbaijani identity in post-soviet Georgia. We delve into evolving circumstances of ethnic minorities in the Kvemo Kartli region over recent decades and we analyze the nature of Georgia's policies towards Azerbaijanis and other ethnic minorities. The study also endeavors to assess the consequences of governmental policies that have been implemented since Georgia's attainment of independence. We conducted a case study of Azerbaijanis in the Kvemo Kartli region which included documental analyses, and semi structured expert interviews. For documental analyses, we examined main reports, websites, media analyses, and literature on Georgian Azerbaijanis and ethnicity, nationalism. Through conducting a case study, and historical and documental analysis of Georgia's policies for ethnic minority integration, as well as external influences on the region, this study sheds light on the principal accomplishments, shortcomings and future requirements. The research discerns that despite maintaining the cohesion of Georgian Azerbaijanis within the Georgian state and upholding the rich diversity of ethnic communities, disparities in ensuring equality among these groups persist as a hindrance to the successful ethnic-cultural integration of Georgian Azerbaijanis into Georgian society.
II. Dünya Savaşından bağımsızlığına kadar Gürcistan (1939-1991)
Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güneyinde bulunan Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir. Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve doğal zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır. Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır. Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu devlet olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür. Burada daha çok İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın iç politikası ve Gürcistan'da yaşanan etnik sorunlar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler diğer Güney Kafkasyalı milletler olan Azeriler ve Ermeniler gibi 1991 yılında Rusya Federasyonu'nun dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve İngiltere'nin Güney Kafkasya'da çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede II. Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın Kafkas halkları ile siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda bağımsızlık öncesi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ele alınarak sanayi ve endüstri hakkında da bilgiler incelenmiştir. Ayrıca savaştan sonra Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, Güney Kafkasya, Transkafkasya, Türkiye, SSCB, Rusya Federasyonu, Stalin.
İki Dünya Savaşı arasında Gürcistan: 1918-1939
Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güney ucunda Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup, çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir.Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve tabii zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır.Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya Bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır.Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür.Burada daha çok 1917 Rus ihtilalinden sonra Kafkasya'da geçen olaylar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler gibi diğer Kafkasya'lı milletlerden Azeriler ve Ermeniler için, bağımsızlıklarına kavuştukları 1918 yılının Mayıs ayı, özel bir anlam ve değer taşır.Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın Bolşevik ihtilali sonrasında, Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere, Almanya ve Güney Kafkasya halklarının I. Dünya Savaşı'nda çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin, bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede I. Dünya Savaşı sonlarında Gürcistan'ın İtilaf ve İttifak devletleriyle Kafkasya siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin iç politikası, bu politikaya yön veren akımlar ve Osmanlı'yı Kafkasya'ya yönlendiren dış sebepler incelenmiştir. Ayrıca, savaşla birlikte Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Gürcüler, Kafkasya, Transkafkasya, Bolşevik İhtilali, Maverayı Kafkasya.
Karapapakların Anadolu'ya göçü (1877-1914)
19. yüzyılın ilk yarısında yaşanan siyasi gelişmeler, Karapapakların Kafkasya, İran ve Osmanlı toprakları dâhilinde göç hareketlerine sebep olmuştur. 1826-28 Rus-İran Harbi sonrası imzalanan Türkmençay Antlaşması gereğince Revan'ın Rusya'ya bırakılması bu bölgede yaşayan Karapapakların göçüne neden olmuştur. Karapapaklar yoğun olarak Anadolu'ya göç etmişlerdir. Bu göçler Kafkasya'dan Anadolu'ya doğru gerçekleştirilen yüzyılın ilk göç hareketidir. Bu ve bunu takip eden diğer göçler Türk-Rus savaşları ve onun getirdiği değişimin sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır.Karapapak göçleri, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında kitlesel bir boyut kazanmıştır. Bunun en önemli sebebi Rusya'nın savaştan galip çıkması, kurulması muhtemel bir Ermeni devleti ve Kars, Ardahan ve Batum'un Rus işgali altında kalmasıdır. Rus işgali altında yaşamaktansa Osmanlı topraklarına göç etmeyi tercih eden Karapapaklar Anadolu'nun iç kesimlerine doğru yoğun bir göç hareketi gerçekleştirmişlerdir.Sonuç olarak, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'ne kadar Kafkasya'da ve Elviye-i Selase'de yaşayan Karapapaklar bu tarihten sonra Anadolu'nun iç kesimlerinde yerleşmeye başlamışlardır.Anahtar Sözcükler:1.Karapapaklar2.Göç3.Osmanlı4.Rusya5.Kafkasya
Geç Ortaçağ Güney Kafkasya (Azerbaycan-Gürcistan-Ahıska) Tarihi Coğrafyası (11. YY. başlarından 15. YY. ikinci yarısına kadar)
Çok eski devirlerden beri yerleşmelerin olduğu Güney Kafkasya coğrafyası tarihi süreç içerisinde bulunduğu coğrafi konumu, stratejik açıdan geçiş bölgesinde olması ve yeraltı ve yerüstü kaynaklarının zengin olması bakımından birçok devletin egemenlik sahasında yer aldığı bir bölge oldu. Coğrafyanın otlak bakımından zengin olması Oğuzların Kınık Boyuna mensup Selçuklu Türkmenlerinin dikkatlerinden kaçmamış ve Anadolu'ya yapılacak seferler için önemli üs bölgesi olması bakımından da Selçukluların egemenlik sahasında yer almıştır. Tuğrul ve Çağrı Beylerin başında bulunduğu Türkmen grupları bir taraftan bağımsızlık kurma yolunda iken, bir taraftan da Güney Kafkasya coğrafyasında keşif hareketlerinde bulunmaktaydılar. Yapılan keşif hareketleri sonunda bölgede siyasi bir birlikteliğin olmadığı tespit edilmiş ve bu durum karşısında Selçuklu Türkmenleri siyasi teşekküllerini Güney Kafkasya üzerinde yoğunlaştırdılar. Siyasi vaziyetin mücadeleler için uygun olması ile birlikte Selçuklu akınları meydana gelmiş ve bunun sonunda da Türkmen göçleri yaşandı. Yaşanan göç hareketleri sadece Selçuklular ile sınırlı kalmayıp tarihin belirli dönemlerinde devam etti. Özellikle Moğolların önünden kaçan Türkmen birlikleri Güney Kafkasya bölgesine geldi. Bu göçler sonunda bölgede edebiyat dilinin Türkçe olmasında büyük katkı sağladı. Selçuklular ile başlayan askeri mücadeleler Selçukluya bağlı vasal devletler, Moğollar, İlhanlı Moğolları, Harezmşahlar ve Timur Devleti ile devam etmiştir. Bu devletler ise bölgede egemenlik kurması ile birlikte sanatkârları, edip ve şairleri desteklemeleri sonucunda önemli mimari yapıların ve edebi eserlerin meydana gelmesinde büyük katkıları oldu.