Havacılık
70 theses under this subject heading
Yeni kurumsal kuram perspektifiyle havacılıkta emniyet yönetim sistemi uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu son yıllarda havacılık örgütleri arasında hızla yayılan Emniyet Yönetim Sistemi (EYS) uygulamalarıdır. EYS havacılık faaliyetlerinin emniyetli bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ortaya çıkmış ve kısa sürede hem ulusal hem de uluslararası alanda yayılım göstermiş yönetsel bir uygulamadır. Havacılık sektörü içinde faaliyet gösteren birçok örgütün EYS uyguladıkları ve bünyelerinde EYS bölümleri oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, sözü edilen yeni uygulama karşısında havacılık örgütlerinin ne türden tepkiler verdiklerini, örgütsel alanda eşbiçimliliğin oluşup oluşmadığını ve uygulamanın gerçekten benimsenip benimsenmediğini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Veri toplarken birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Çalışmanın birincil verileri araştırmacı tarafından oluşturulan 13 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ve gözlemlerden alınan notlar ile toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiş olan, Türkiye'deki A grubu ruhsat sahibi yer hizmeti örgütleri ile yer hizmetleri kapsamında faaliyet gösteren ikram kuruluşları ve terminal örgütlerinden oluşan toplam 11 örgütün Emniyet Yönetim Sistemi'ni kurup yönetmekten sorumlu yöneticileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya ilgili tüm tarafları dahil edebilmek adına alanda düzenleyici ve denetleyici otorite rolünde olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden 1 EYS denetçisi ile de yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nitel verilerin analiz edilmesinde tümevarımsal ve tümdengelimsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın ikincil verileri, katılımcı örgütlerden elde edilen belgeler ve araştırmacı günlüğünden elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmaya dahil edilen örgütlerde EYS uygulamalarının yayılımın altında yatan nedenler olarak kuralcı kurumsal baskılar, sivil havacılık otoritesinin mevzuatına uyma zorunluluğu ortaya çıkmış ve alanda zorlayıcı eşbiçimlilik mekanizmasının ve meşruiyet kaygısının hakim olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen kurumsal baskı karşısında araştırma alanı içerisindeki havacılık örgütlerin çoğunluğunun kaçınma ve ayrı tutma stratejisi bir kısmının ise kabullenme ve uyma stratejisi izlediği ortaya çıkmıştır. Son olarak, araştırma alanı içerisindeki örgütlerin büyük çoğunluğunun EYS uygulamalarını törensel olarak benimsedikleri de ortaya çıkmıştır.
Havaaracı bakım faaliyetlerinin dış kaynaklardan tedarik edilme sürecinde havacılık emniyetine etki eden faktörlerin tespit edilmesine yönelik bir araştırma
Günümüzde havayolu işletmeleri, bir yandan öz yeteneklerine odaklanırken diğer yandan uzmanlık alanları olmayan faaliyetler konusunda dış kaynaklara başvurmaktadırlar. Dış kaynaklardan yararlanma, hem artan bir nitelikte hem de çeşitliliktedir. Havaaracı bakımı faaliyetleri, havayolu işletmelerinin dış kaynaklardan temin ettiği hizmetlerin başında gelmektedir. Yatırım maliyetlerinin yüksek, uzmanlık ve tecrübe gereksiniminin çok fazla olduğu bakım faaliyetlerinin dış kaynaklardan temin edilmesinin en önemli amacı maliyetlerin azaltılmasıdır. Diğer yandan havaaracı bakımı emniyeti etkileyen faaliyet alanlarının başında gelmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki havayolu işletmelerinin havaaracı bakım faaliyetlerini dış kaynaklardan sağlamaları (DKK) halinde bu duruma özgü olarak ortaya çıkması muhtemel potansiyel tehlikelerin (hazard) neler olabileceğinin ve sebeplerinin ortaya çıkartılması amaçlanmaktadır. Emniyeti neden ve nasıl etkileyeceklerinin anlaşılması sayesinde ne gibi önlemlerin alınabileceği ortaya çıkacaktır. Bu amaçlara ulaşabilmek için nitel araştırma deseni tercih edilmiş, Türkiye bağlamında yarı yapılandırılmış görüşme, nominal grup görüşmesi (NGG) ve açık uçlu anketler aracılığıyla nitel veriler toplanarak tümevarımsal bir yöntemle analiz edilmişlerdir. Bu bağlamda, araştırmaya destek almak amacıyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM)'yle görüşme, Anadolu Üniversitesi'nin Sivil Havacılık Kalite Müdürü ve EYS Koordinatörü'yle ve Sunexpress Havayolu'nun EYS (Safety Management System-SMS) uzmanıyla, yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Söz konusu görüşmelerden elde edilen veriler, 17 Şubat 2014'de yapılan Nominal Grup Görüşme Tekniği (NGGT)'nin tasarımında kullanılmıştır. Veriler Türkiye'de faaliyet gösteren SHY-145 onaylı havayolu işletmeleri ve öz yeteneği havaaracı bakım faaliyetleri olan bakım işletmelerinden toplanmıştır. NGG'lerinin verileri analiz edildiğinde, havaaracı bakım faaliyetlerinin DKK'yla tedarik edilmesi sonucu havacılık emniyetini etkileme potansiyeli taşıyan 13 farklı kategori ortaya çıkmıştır. Bunlar; MRO'nun insan kaynakları, zaman baskısı, kalite/SMS (MRO), MRO örgüt/yönetim, kontrat, tesis; ekipman; çevre; iklim koşulları, iletişim, kontrol, raporlama, dokümantasyon, eğitim, otorite/mevzuat ve dış çevre kategorileridir. NGGT'ye katılamayan fakat DKK sürecini iyi bilen teknisyen ve diğer havacılık uzmanlarının da görüşlerinin alınmasının faydalı olacağı düşünülmüştür. Bu bağlamda, amaçlı örneklem kapsamında belirlenen katılımcılardan açık uçlu anket yöntemi vasıtasıyla nitel veriler elde edilmiştir. Açık uçlu anketlerden elde edilen nitel veriler tümevarımsal olarak analiz edildiğinde 3 farklı tema tespit edilmiştir. Bunlar; Fiyatın MRO işletmeleri arasında temel rekabet aracı olması, DKK'nın maliyetleri azaltma aracı olarak görülmesi ve üretim işlevinin iki işletme arasında paylaştırılması temalarıdır. Ayrıca katılımcıların söz konusu sorunlara yönelik önerdikleri çözüm önerileri, tespit edilen temalar altında gruplandırılmıştır. Her iki veri toplama yöntemi sonucunda yapılan analizlerde dikkat çeken faktörlerin insan kaynakları ve zaman baskısı temalarında yoğunlaştığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Havaaracı Bakım Faaliyetleri, Dış Kaynak Kullanımı, Havacılık Emniyeti, Potansiyel Tehlike, Sivil Havacılık Yönetimi.
Havacılıkta örgütsel sessizlik: Havaaracı bakım personelinin raporlamada bulunmamalarının nedenleri üzerine bir araştırma
Yeni nesil emniyet yönetim yaklaşımları havacılık emniyet performansının sürekli artırılması esasına dayanmaktadır. Emniyet performansının sürekli artırılabilmesi ise örgütlerin yeni nesil emniyet yönetimindeki en temel araç olan Emniyet Yönetim Sistemini (EYS) kullanarak, öneylemci ve kestirimci bir yaklaşım sergilemesi ile mümkün olabilmektedir. EYS'nin başarılı bir şekilde uygulanması için zamanında, nitelikli ve zengin bir veri setine ihtiyaç duyulmaktadır. Emniyete ilişkin veri ve bilgilerin önemli bir kaynağı ise işgörenlerin yapmış olduğu gönüllü raporlamalardır. Ancak işgörenlerin, emniyetin sağlanması için çok kıymetli olan emniyetsiz olayları, sebeplerini ve risk azaltıcı önlemleri yeterince ve gönüllü olarak raporlamadıkları düşünülmektedir. Örgütlerin başarıya ulaşmalarının önündeki en büyük engel olarak görülen ve işgörenlerin örgütlerinde karşılaştıkları sorunlara ilişkin duygu, düşünce ve fikirlerini dile getirmekten kaçınmaları olarak ifade edilen örgütsel sessizlik, havacılık örgütlerinde karşımıza gönüllü raporlamadan kaçınma olarak çıkmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı, havacılık örgütlerinde işgörenlerin hangi faktörlerden dolayı gördükleri emniyetsiz olaylar/durumlar karşısında ya da emniyeti arttırıcı önerileri dile getirme konusunda sessiz kalarak gönüllü raporlamada bulunmadıklarının nedenlerini boyutlar halinde ortaya koymaktır. Bu kapsamda çalışma, havacılık emniyetinin sağlanmasında kilit rol üstlenen havaaracı bakım kuruluşlarındaki işgörenler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında araştırmanın problemine ve araştırma sorularına uygun olarak bir veri toplama aracı geliştirilmiştir. 483 işgörenden elde edilen verilerin önce geçerlilik ve güvenirlilik analizleri yapılmıştır. Sonrasında açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılarak havacılıkta gönüllü raporlamamanın nedenlerine ilişkin yapı test edilmiştir. Sonuç olarak işgörenlerin, ilişkisel ve prososyal sessizlik, umursamazlık yaklaşımına dayalı sessizlik, boyun eğmeye ve kabullenmeye dayalı sessizlik ve korkuya ve korunmaya dayalı sessizlik faktörlerine bağlı olarak gönüllü raporlamada bulunmadıkları tespit edilmiştir.
Kaynak tamamlayıcılığı ve bütünleşme derecesi kapsamında küresel havayolu işbirliklerinde elde edilen sinerjiler
Küresel havayolu işbirlikleri, havacılık sektöründe toplam tarifeli uçuş trafiğinin %61,2'sini gerçekleştirmesi açısından önemli stratejik işbirlikleri arasında yer almaktadır. İşbirliklerinden elde edilen faydalar, havayolu işletmelerine rekabet anlamında avantajlar sağlamaktadır. Bu çalışmada; küresel havayolu işbirliklerinden elde edilen faydalar, sinerji kavramı altında incelenmekte ve sinerjilerin elde edilmesinde etkili olan faktörler ile sinerjilerin işletmelerin performansına nasıl etki ettiği araştırılmaktadır. Sinerjiler; faaliyet sinerjileri, pazar gücü sinerjileri, finansal sinerjiler ve yönetim sinerjileri olmak üzere dört sınıf altında incelenmektedir. Bu kapsamda ilk olarak, küresel havayolu işbirliğine üye havayolu işletmelerinin, işbirliğine getirdikleri kaynaklarla birbirlerini tamamlama durumlarının ve işbirliği içinde birbirleriyle bütünleşme derecelerinin, elde edilen sinerji türleri üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. İkinci olarak ise, elde edilen farklı türde sinerjilerin, üye havayolu işletmelerinin performansları üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Bu amaçla, kaynak tamamlayıcılığı, bütünleşme derecesi, sinerji türleri ve performans arasındaki ilişkileri gösteren kavramsal bir model oluşturulmuş, oluşturulan modele göre geliştirilen araştırma hipotezleri korelasyon ve regresyon analizleri ile test edilmiştir. Araştırma hipotezlerinin test edilmesi için gerekli veriler, anket aracılığıyla, Star, SkyTeam ve oneworld küresel havayolu işbirliği gruplarına üye 26 havayolu işletmesi yöneticilerinden sağlanmıştır. Araştırma sonucunda, birinci olarak, bütünleşme derecesinin sinerji türleri ve performans üzerinde bir etkisi bulunamazken, kaynak tamamlayıcılığının faaliyet sinerjileri, pazar gücü sinerjileri, finansal sinerjiler ve yönetim sinerjileri üzerinde olumlu ve istatistiksel açıdan anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. İkinci olarak, faaliyet sinerjilerinin performans üzerinde etkisi bulunamamış, ancak pazar gücü sinerjileri, finansal sinerjiler ve yönetim sinerjilerinin performans üzerinde olumlu ve istatistiksel açıdan anlamlı etkide bulunduğu ortaya konulmuştur. İncelenen ilişkiler bağlamında, yönetim sinerjilerinin küresel havayolu işbirlikleri için en önemli sinerji türü olduğu görülmüştür.
Türkiye uydu haberleşme sistemlerindeki gelişmeler ve GPS uygulamaları
Bu çalışmada uydu ve uzay kavramı hakkında genel bir bilgi verilmiş olup, uzay çalışmalarının kısa tarihçesi ve Türkiye'de uzay çalışmalarının tarihi konuları kısaca sunulmuştur. Tarih bilgisinin ardından uzayda görev yapan insan yapımı uyduları incelemek üzere uydu tanımı, yörünge kavramı ve yörünge tipleri üzerinde durulararak, yörüngelerin kullanıldıkları görev alanları, önbilgi olarak belirtilmiştir. Uyduların görev yaptıkları alanlar, haberleşme, gözlem, seyrüsefer, meteoroloji, bilimsel ve arama kurtarma amaçlı uydular ana başlıkları altında toplanmıştır. Her anabaşlığın altında, bu görev alanına ait görevleri icra eden uydular ve teknolojileri hakkında bilgiler sunulmuştur. Bu örnekler eski ve yeni tip teknolojileri de içerecek şekilde alt sistemleri ile birlikte verilmeye çalışılmıştır. Uzay, uydular ve teknolojilerini oluşturan bölümlerin ardından ülkemizde uzay alanında çalışmalar yapan veya yapmaya çalışan kurumlar ve ülkemiz açısından önemli Bilsat, Rasat, Göktürk ve Türksat gibi projeler hakkında genel bilgiler sunulmuştur. Bu tezde ayrıca, Türkiye'nin bundan sonraki süreçte uzay çalışmaları bağlamında yapması gerekenler sıralanarak Ülkemiz için çıkarımlarda bulunulmuştur. Bununla birlikte, PBN yaklaşmaların havacılık sistemi içerisinde varlığının artırılmasının yanı sıra Ülkemizdeki havaalanlarında yaygınlaştırılmasına vurgu yapılarak tekniğinden ve sağlayacağı faydalardan bahsedilmiştir.
Havacılıkta emniyet kültürünün oluşturulmasında bir araç olarak emniyet yönetim sistemi: Nitel bir araştırma
Emniyet kültürü, örgüt içindeki ve dışındaki bireylerin olumsuz veya tehlikeli koşullara maruz kalmasını en aza indirmekle ilgilenen örgüt içi inançlar, normlar, tutumlar, roller, sosyal ve teknik uygulamalar seti olarak ifade edilmektedir. Herhangi bir ihlalden, engelden ve baskıdan bağımsız olarak örgütü ulaşılabilecek en yüksek emniyet hedefine doğru yönlendiren bir araç olma özelliği de taşımaktadır. Çalışanların sürekli olarak daha emniyetli çalışma koşullarına sahip olması için motivasyonlarını sağlayacak etkili bir araç olan bu kültür ayrıca emniyet ile ilgili risklerin daha kolay fark edilerek emniyetsiz davranışlardan sakınılmasına yardımcı olan bir emniyet yaklaşımı olarak da ifade edilebilir. Yüksek emniyet kültürü düzeyine sahip örgütlerde; yönetim ve çalışanlar arasında karşılıklı güvene dayalı etkili bir iletişim ortamı mevcuttur. Operasyonel tehlikeler ve hatalar daha kolay fark edilir. Çalışanların uygun emniyet davranışında bulunabilmeleri için bir çerçeve oluşmuştur ve çalışanlar yüksek riskli tesislerde emniyetli davranışlar gösterirler. Havacılık örgütlerinin tamamında yüksek düzeyde emniyet kültürü seviyesine ulaşılabilmesi ile insan faktörü kaynaklı kazalar, olaylar, hatalar, tehlikeler ve riskler büyük oranda engellenerek yüksek emniyet seviyesine ulaşılmasına büyük katkı sağlanacaktır. Bu seviyeye erişebilme noktasında en önemli unsur ise etkili bir Emniyet Yönetim Sistemi (EYS) aracılığı ile emniyet kültürünün oluşturulmasıdır. Emniyet kültürünün oluşturulabilmesi için EYS'ye yoğun bir şekilde odaklanmak önemlidir. EYS, çalışanların emniyet ile ilgili davranışlarına yön verebilmeleri için bir çerçeve sağlamakta ve bu çerçeve yönetimin uygun liderliği ile desteklenmelidir. EYS bileşenleri ve süreçlerinin etkin ve dinamik olarak uygulanması ile emniyet kültürü oluşturulabilir. Bu çalışmada, havacılıkta emniyet kültürünün oluşturulmasında EYS'nin bir araç olarak kullanılabileceği temel görüşünün doğruluğu sınanmak amacı ile Türkiye'de faaliyet gösteren havacılık işletmelerinde niteliksel bir araştırma yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise EYS ve süreçlerini etkin olarak uygulamayan işletmelerin emniyet kültürü seviyesinin düşük olduğu saptanmıştır. Etkin olarak uygulayan işletmelerde ise yüksek emniyet kültürü seviyesine ulaşıldığı tespit edilmiştir.
Application of GOV (flow peening) process for Ti-6Al-4V of aerospace materials
From medical industry to aerospace applications, Titanium (Ti-6Al-4V) finds place because of its excellent mechanical features such as high temperature strength, corrosion resistance and poor thermal conductivity. Beside these superior properties it is known as difficult-to-cut material. Owing to this reason, non-traditional finishing and surface treatment methods namely abrasive flow machining (AFM) and shot peening are applied to obtain desired surface quality for Ti-6Al-4V. By bringing the advantages of surface quality and strength improvement of these two processes together, GOV (flow peening) process has been developed and patented. In this paper, the investigations of the effects of the GOV process parameters (number of cycles, steel ball size, media ratio) on the surfaces of the Ti-6Al-4V already pre-processed by electric discharge machining (EDM) are carried out. Surface roughness, Ra, material removal (MR) and white layer thickness are selected as performance parameters of in this study. Through the surface of Ti-6Al-4V, this prepared media is forced in two directions at high pressure. Surface improvement is performed by applying GOV process with a decrease of 1.37µm in the surface roughness value of Ra (from 2.17 µm to 0.80 µm) and decrease of white layer, weight of 4.4 mg which is supported by the SEM images. It is clear to understand that the white layer formed due to nature of EDM process is almost completely removed from the material surface. The GOV (flow peening) process can be used to improve surface quality without any excess chip removal.
Macera rekreasyonunda heyecan arayışı, serbest zaman motivasyonu ve serbest zaman tatmini arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çok hafif hava araçları (çhha) pilot örneği
Bu araştırmanın amacı, maceraya dayalı hava sporlarından olan Yamaç Paraşütü, Yelken Kanat, Planör gibi Çok Hafif Hava Araçlarını (ÇHHA) kullanan pilotların etkinliğe katılım motivasyonlarının belirlenmesi, katılım motivasyonu ile heyecan arama düzeylerinin ilişkisi ve etkinlik sonunda bireysel olarak sağlanan tatmin düzeylerinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini Türkiye' de Çok Hafif Hava Araçları pilotluğuyla ilgilenen ve bu konuda Türk Hava Kurumu tarafından onaylanmış farklı kademelerdeki pilotluk lisansına sahip ya da lisansı eğitimi alan bireyler oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise yaşları 18 ila 67 yaş arası değişkenlik gösteren 118 kadın, 488 erkek katılımcı olmak üzere toplam 606 Çok Hafif Hava Aracı pilotu oluşturmaktadır. Katılımcılar hava sporları ile ilgili THK onaylı kuruluşlar, üniversite kulüpleri, özel eğitim veren okullar, hava sporları ile ilgili forum, blog ve internet üzerinden oluşturulan gruplara kayıtlı üyeler arasından olasılıklı örnekleme tekniklerinden basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmanın yöntem kısmında, üç ayrı ölçme aracı bir araya getirilerek bütünleşik bir anket formu oluşturulmuştur. Oluşturulan bu formun giriş bölümüne demografik değişkenlerin sorgulandığı kişisel bilgi alanı eklenmiş ve katılımcıların bilgilerini rahatça aktarabileceği şekilde dizayn edilmiştir. Ölçüm araçları olarak ise, Pelletier ve ark. (1991) tarafından geliştirilen Serbest Zaman Motivasyon Ölçeği (SZMÖ), Zuckerman (1994) tarafından geliştirilen Heyecan Arama Ölçeği (HAÖ) ve Beard ve Ragheb (1980) tarafından geliştirilen Serbest Zaman Tatmin Ölçeği (SZTÖ) kullanılmıştır. Ölçüm araçlarından elde edilen veriler istatistik analizleri yapılmak üzere elektronik ortamdaki istatistik paket programına aktarılmıştır. Verilerin istatistiksel gösterimi olarak tanımlayıcı istatistik ve frekans analizleri yapılmıştır. Katılımcıların motivasyonları, heyecan arama düzeyleri ve tatmin düzeyleri arasında demografik özelliklerine ilişkin farkı belirlemek için öncelikle "Levene" değerleri incelenerek varyansların homojenliği doğrulanmış daha sonra "t testi" ve "tek yönlü varyans analizi" (ANOVA) uygulanmıştır. Ölçeklerin ortalama puanları arasındaki ilişkinin düzeyini belirleyip yorumlamak için "pearson korelasyon testi" yapılmıştır. "Doğrusal regresyon analizi" ile ölçekler arasındaki etki test edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde ve yorumlarda, p<.05 anlamlılık düzeyi dikkate alınmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, pilotların heyecan arama düzeyleri, serbest zaman motivasyonları ve serbest zaman tatminlerine bağlı olarak cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu ve gelir seviyesi değişkenlerinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bununla birlikte, pilotların serbest zaman motivasyonları ile serbest zaman tatminleri arasında orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı (r: ,41; p< .05) ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Doğrusal regresyon analizi ile serbest zaman motivasyonu (β=.41, t=11.22, p=.00) ve heyecan aramanın (β=.12, t=3.24, p=.00) serbest zaman tatminini olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın macera rekreasyonuna yönelik alan yazına olan katkıları tartışılarak gelecek araştırmalara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Serbest zaman, rekreasyon, macera rekreasyonu, serbest zaman motivasyonu, heyecan arama, serbest zaman tatmini, çok hafif hava araçları, yamaç paraşütü, yelken kanat
Havayolu firmalarının iş modellerine göre müşteri tercihlerinde etkili olan faktörlerin karşılaştırılması
Havayolu işletmeleri yoğun rekabet ortamında ayakta kalabilmek ve rekabet avantajı elde etmek için farklı iş modelleri uygulamaktadır. Düzenli sefer yapan havayolu işletmelerinin temelde iki iş modeli uygulamaktadırlar. Bunlardan ilki, geniş ağ yapısına sahip geleneksel havayolu iş modeli ve ikincisi ise daha küçük alanda kısa uçuşlarla hizmet veren maliyet liderliğine dayanan düşük maliyetli havayolu iş modelidir. Bu iki iş modeline sahip olan havayolu işletmelerinin müşterilerine vadettikleri ve bu doğrultuda müşterilerinde bu iş modellerine sahip havayolu işletmelerini tercih etmelerinde etkili olan faktörler farklılık göstermektedir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı, havayolu firmalarının iş modellerine göre müşterilerin tercihlerinde etkili olan faktörleri karşılaştırmak ve bu faktörlerin, müşterilerin havayolu iş modeli tercihlerini ne düzeyde açıkladığını ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini, farklı iş modellerini uygulayan havayolu işletmeleri ile yurt içi ve yurt dışı seyahat eden yolcular oluşturmaktadır. Araştırmada örnekleme yöntemi olarak kümeleme örnekleme yöntemi seçilmiştir. Nicel araştırma yöntemi kapsamında anket tekniğinden yararlanılaran araştırma verileri İstanbul Atatürk Havalimanından ve Sabiha Gökçen Hava Limanından yurt içi ve yurt dışı uçuş gerçekleştiren yerli ve yabancı yolculardan toplanmıştır. Araştırma verilerinin toplanması sürecinde katılımcıların son on beş gün içerisinde seyahat etmiş olmaları dışında başka bir kriter dikkate alınmamıştır. Araştırmada toplam dörtyüzonsekiz anket formu değerlendirmeye alınmış ve veriler SPSS analiz programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, geleneksel havayolu işletmeleri ve düşük maliyetli havayolu işletmeleri ile seyahat eden yolcuların, firma tercihlerinde etkili olan alt bileşenler; avantaj, ekonomiklik, güvenlik, üstün hizmet, bilişim teknolojileri ve etkinlik faktörleri olmak üzere altı boyut altında toplanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, yolcuların firma tercihlerinde etkili olan faktörler havayolu iletmelerinin iş modellerine göre farklılık göstermektedir.
Havacılıkta uçuş değişkenlerinin uyku bozuklukları ve yorgunluk üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada pilotların uyku sorunları, uykuda solunum bozukluğu, uykululuk ve algılanan yorgunluk düzeylerinin belirlenmesi ve kısa-orta, uzun mesafe uçuşlarının uyku ve yorgunluk üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 1 Temmuz 2019- 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi Atakent Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı'na başvuran ve Sivil Havacılık Pilotları Birliği kapsamında ulusal ve uluslararası uçuş gerçekleştiren 343 pilot çalışmaya dahil edildi. Pilotlar bire bir görüşme ve e-posta ile davet edildi. Uyku problemlerini değerlendirmek için JSS, uyku halini değerlendirmek için ESS, yorgunluk tarama anketi olarak FSS ve uyku apnesi riskini değerlendirmek için BQ kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların %28,0'ının (n=96) yorgunluk şiddeti yüksek, %29,7'sinin (n=102) uyku problemi çok, %6,1'inin (n=21) gündüz uykululuğu çok, %11,7'sinin (n=40) uyku apne riski yüksektir. Kısa-orta mesafe uçuş grubu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yaşlı, meslekte geçirdikleri süre daha fazla ve daha fazla sıklıkta kaptan pilotlardan oluşmaktadır. Uzun mesafe grubu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha sık kahve tüketmekte ve daha sık uyku sorunları yaşamaktadır. Yorgunluk şiddeti yüksek olan grubun uyku latans süresi, uyku yoksunluğu, JSS skoru, ESS skoru ve uyku apne riski istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Daha fazla uyku problemi olan pilotların uyku yoksunluğu ve FSS skoru istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır. Gündüz uykululuğu fazla olan grubun yaş, meslekte geçirdiği süre ve kaptan olma sıklığı istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük iken, VKİ, uyku latans süresi ve uyku apne riski istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Uyku apne riski yüksek olan grubun VKİ, uçuş süresi, uyku yoksunluğu, FSS skoru ve ESS skoru istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuç: Yorgunluk şiddeti, uyku problemi, gündüz uyku hali ve uyku apne riski birbiriyle ilişkili durumlardır. Uzun uçuş süresi ve uyku yoksunluğu bu değişkenleri etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Havacılık, Yorgunluk Şiddeti, Uyku Sorunları, Gündüz Uykuluğu, Uyku Apne Riski
Lojistik destek analiz ve Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayi Anonim Şirketi uygulamaları
Günümüzdeki çevresel tehditler/kaygılar, sürekli değişen gereksinimler, artan uluslar arası rekabet, sistem yapısındaki giderek artan karmaşıklık, uzatılan sistem ömür döngüsü, rafta bulanan ekipman kullanımı, artan küreselleşme, endüstriyel üslerin yapı değişikliği, yüksek ömür döngüsü maliyeti ve yüksek pazar rekabeti, ürünün bütün hayat döngüsü boyunca müşteri memnuniyetine, tarihin diğer dönemlerine kıyasla, daha büyük bir önem getirdi. Bu gereksinimler beraberinde lojistik destek kaynak gereksinimlerinin ürün tasarımının erken fazlarında tanımlanmasına neden oldu. Nihai ürünün ve sistemlerin desteklenebilirlik ve düşük sahip olma maliyeti kriterleri açısından açısından tasarlanması, geleceğin iş gücünü geliştirmekten sorumlu olan işletmelere, akademisyenlere, araştırmacılara, lojistikçilere ve yöneticilere lojistik destek kaynaklarını tanımlama gibi sorumluluklar yükledi.Bu araştırma ile lojistik destek analiz sürecinin ürün, müşteri, pazar üzerindeki etkisi ve savunma sanayinde çalışan işletmeler arasında lojistik destek sürecinin farkındalılığı değerlendirildi. Yapılan araştırma, Lojistik Destek Analiz sürecinin, zamanında ve uygun metotlarla uygulandığında, maliyet, zaman, güvenilirlik ve emniyet gibi alt başlıklar üzerinde oldukça etkin olduğunu belirginleştirmektedir. Aynı zamanda, müşteri ve destek isterlerinin tasarımın erken fazında girdi olarak kullanılması ile temel lojistik destek kaynakları sağlıklı bir şekilde tanımlanabilinmektedir. Bakım görevleri ve planlaması, destek personeli, ikmal desteği, teknik veri, taşıma, ulaştırma, paketleme, depolama, bakım tesis ve imkanları, müşteri destek ve tersine lojistik temel lojistik destek elemanlarıdır. Bu temel elemanlar ile doğru ürünün, doğru yerde ve zamanında olması sağlanır.
Uzay hukuku'nda gelişmeler ve Türkiye'nin yeri
Bu tezde, uzay hukukunda gelişmeler ve Türkiye'nin yeri anlatılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde hava ve uzay hukukunun temel özellikleri, tarihi, uluslararası hukukta ve Türk hukukundaki yeri temel kaynaklar ve uluslararası sözleşmeler ışığında ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde uzay hukuku ile ilgili düzenlenmiş olan sözleşmeler, kurum ve kuruluşlar, örgütler incelenmiştir. Başta BM Genel Kurulu tarafından ortaya konulan Genel Kurul kararları, ardından uzay hukuku alanında düzenlenmiş beş temel uluslararası anlaşma incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türk uzay hukuku ele alınmış önce uzay alanındaki faaliyetler aktarılmış ardından uzay hukuku mevzuatı ve çalışmaları incelenerek Türkiye'nin uzay hukuku alanında uluslararası hukukta nerede yer aldığı ve iç hukukunda uzay hukukuna ilişkin ne gibi düzenlemeler planladığı ele alınmıştır.
Türk havacılığı (1911 - 1922)
Bulanık küme teorisi ile yüksek seviyede buzlanma potansiyelini tahmin eden program tasarımı
Bu tezde amaç, havacılık sektöründe can ve mal güvenligi açısından büyük önem arz eden buzlanma hadisesi ile ilgili olarak, halihazırda sunulamayan bazı tahmin bilgilerini bilgisayar destekli olarak saglamaktır. Uçus öncesi hazırlanan uçus rotası meteorolojik durumu ve tahmin raporunda kullanılmak üzere, daha önce Türkiye'de kullanılmayan bir metot kullanılarak üretilen tahmin bilgilerinin operasyonel olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Bu tez çalısmasında, bulanık küme teorisi kullanılarak, havacılık açısından en önemli olaylardan biri olan buzlanma hadisesinin, Türkiye için sonraki 24 saati kapsayan konum, seviye ve zaman tahminlerini periyodik olarak yapan ve tahmin sonuçlarını kullanıcıya sunan bir sistem gelistirilmistir. Çalısmada, buzlanma tahmini için bilinmesi gerekli olan parametreler, yani sistem girdileri, sayısal bir hava tahmin modelinin çıktılarından alınmıs, alınan bu parametreler, olusturulmus olan bulanık kümeler ve bulanık sistem aracılıgı ile degerlendirilerek buzlanma potansiyeli tahmini, beklendigi yer, seviye ve zaman bilgileri çıktı olarak olusturulmustur. Sistem çıktıları analiz edilip gerçek gözlem verileri ile karsılastırılarak dogrulama ve tutarlılık analizi yapılmıs, sonuçta bu çalısma ile elde edilen çıktıların operasyonel meteorolojide kullanılabilir oldugu görülmüstür. Anahtar Kelimeler : Bulanık küme teorisi, bulanık çıkarım sistemi, yüksek seviye buzlanma potansiyeli, buzlanma tahmini
Türkiye için hava trafik yönetimi stratejik/master plan önerisi
Sivil Havacılık faaliyetleri hızlı, konforlu ve emniyetli ulaşım imkânı sağlaması nedeniyle son yıllarda önemli bir gelişim göstermiştir. Sivil havacılık faaliyetlerinin merkezinde yer alan Hava Seyrüsefer Hizmetleri (ANS) de elde edilen gelişmeden payını almıştır. Böylelikle hava trafiği geçtiğimiz yıllarda önemli bir büyüme elde etmiştir ve bu büyümenin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi beklenmektedir. Beklenen artışın sürdürülebilir olması ve emniyet seviyesinin korunabilmesi için değişim ve gelişim kaçınılmazdır. Dünya genelinde birçok ülke geleceğin Haberleşme Seyrüsefer Gözetim /Hava Trafik Yönetimi (CNS/ATM) mimarisinin tesisi yolunda yol haritaları belirlemişlerdir. Türkiye, konumu ve gelişmekte olan havacılık yapısı ile dünya genelinde en fazla trafik artışı sağlayan ülkelerdendir. Fakat ülkemizin henüz geleceğe yönelik somut ve Şeffaf bir yol haritası bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de CNS/ATM'in mevcut durumu ve geleceğe yönelik beklentileri açıklanmakta, dünya üzerinde uygulamaya konulmuş CNS/ATM veya ANS Master plan örnekleri incelenmekte ve Türkiye için bir Master Plan önerisi geliştirilmektedir.
Havalimanlarında sürdürülebilir gürültü yönetimi
Son yıllarda artan hava trafiği ve havayolu taşımacılığındaki yolcu sayısının artışı ile birlikte hava aracı gürültüsüne maruz kalan kişi sayısı büyük oranda artmıştır. Geçmişten bugüne hava aracı kaynaklı gürültü emisyonları havacılıkta çevre yönetimi açısından önemli araştırma konularından birisi haline gelmiştir. Özellikle havalimanlarına yakın bölgelerde, hava aracı kaynaklı (iniş, kalkış, taksi ve yer operasyonları sırasında) oluşan gürültü emisyonunun önlenmesi hususunda yeni nesil uçak motorlarının üretiminde motor üreticilerinin gürültü konusunda önemli iyileştirmeler yaptığı görülmektedir. Ülkemizdeki ve dünyadaki mevcut havalimanlarının pek çoğunun daha çok şehir merkezleri ve yoğun yerleşim yerleri yakınında konuşlandırıldığı gözlemlenmektedir. Şehirlerde nüfus artması sonucunda havalimanı lokasyonlarının şehir içinde kalması, gürültüye maruz kalan insan sayısının gün geçtikçe artmasını beraberinde getirmiştir. Havalimanları çevresindeki ve yerleşim yerleri üzerindeki gürültü etkisinin insanlar üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak uyku bozukluğu, konsantrasyon eksikliği, anksiyete ve yüksek tansiyona bağlı kalp rahatsızlıkları gibi negatif etkileri belirlenmiştir. Bu nedenle hava aracı kaynaklı oluşan gürültü etkisinin incelenmesi ve alınacak gerekli önlemlerin belirlenmesi havacılığın sürdürülebilir gelişimi açısından oldukça önemlidir. Bu tezde öncelikle havalimanları için sürdürülebilir bir akustik gürültü yönetim modeli oluşturulmuştur. Model kapsamında ilk olarak Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı'nın IMMI yazılımı ile ECAC Doc 29 numaralı direktife göre uçak kaynaklı gürültü haritalandırma çalışması mühendislik hesaplama metodu ile gerçekleştirilmiştir Ardından Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı'nda uçuşlarını gerçekleştiren piston-prop motor tipine sahip CESSNA 172-S uçağının farklı çalışma koşullarında oluşturduğu gürültü emisyonlarının deneysel olarak ölçümleri gerçekleştirilmiş ve teknik analizleri yapılmıştır. Bununla birlikte, Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı'ndaki gürültü kaynaklarının tanımlanması, gürültü etki indeksleri ile, gürültü haritalarının oluşturulması ve hedef parametrelerin tanımlanması ilgili standartlar ve ölçüm metodolojisi çerçevesine uygun olarak teknik analiz ile sonuçlandırılmıştır.
Havacılık ve savunma sektöründe ISO süreçlerinin değerlendirilmesi
Bu tezin amacı, Türkiye'de bulunan havacılık ve savunma kuruluşlarının ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi uygulamalarına bakış açısını, karşılaşılan problemleri, sertifikasyon sürecinde sağlanan faydaları çalışanlar tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile betimsel analiz yaparak tespit etmektir. Anketler sonucunda alınan çıktılar istatiksel olarak analiz edilerek yorumlanmıştır. ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemi, kalite kavramı, kalitenin oluşumu, tarihçesi ve gereklilikleri incelenerek AS9100 Havacılık, Savunma ve Uzay Kalite Yönetim Sisteminin gerekliliklerine tez kapsamında değinilmiştir. Şirketler, büyüme stratejileri doğrultusunda yönetim sistemlerine uyum göstermekte ve sertifikasyon sürecinden geçmektedir. Havacılık ve savunma sektöründe sistemlerin uygulanması ile birlikte kalite ve çevre bilincinin arttırılması, müşterilerin memnuniyetlerinin sağlanması gibi getirilerin de sektör çalışanları tarafından anlaşıldığı gözlenmiştir. Araştırma ve anketlerin sonucu doğrultusunda firmaların kalite bakış açısını benimsediği, yönetim sistemleri hakkında bilgi sahibi olduğu ancak çevre yönetim sistemleri konusunda farkındalığın arttırılması konusunda çalışmalar yapılması gerektiği görülmüştür.
Bal peteği çekirdekli poliüretan köpük dolgulu sandviç kompozitlerin mekanik özelliklerinin incelenmesi
Hava aracı yapılarında kullanılan sandviç kompozitlerde genellikle çekirdek malzemesi olarak bal peteği yapılar kullanılmaktadır. Bal peteği yapılarının uçakların yapısal bileşenleri için kullanıldığında bazı dezavantajları bulunmaktadır. Polimer köpük çekirdekli yapılar kullanıldığında da çekirdekte meydana gelen çatlaklar süratle tüm çekirdek yapısı boyunca yayılmaktadır. Bu çalışmada bal peteği çekirdekli yapılar ve polimerik köpük çekirdekli yapıların dezavantajlarını ortadan kaldırabilmek için potansiyel bir malzeme olarak poliüretan köpük – bal peteği yapı kombinasyonu kullanılmıştır. Çalışma kapsamında çekirdek malzeme olan bal peteği yapı üç boyutlu yazıcı kullanılarak polilaktik asit filamentlerden (PLA) üretilmiştir. Üretilen bal peteği yapı poliüretan köpük ile doldurulup elde edilen nihai çekirdek yapısı, yüz malzemesi olan karbonfiber ve epoksi reçine kullanılarak vakum infüzyon yöntemi ile sandviç kompozit formuna getirilmiştir. Karbonfiber/epoksi yüz malzemesi plain dokumaya sahip karbonfiber kumaşların 0°/90° yöneliminde vakum infüzyon yöntemi kullanılarak üretilmiştir. Üretilen sandviç kompozit düzlem içi basma, üç nokta eğme, kayma/kesme (shear) ve nem emilimi testlerine tabii tutulmuştur. Poliüretan köpük dolgusunun yapının mekanik dayanımına olan katkısı ve nem emilim özellikleri üzerindeki etkileri incelenmiştir.
Temel pilotaj eğitimi kapsamında kullanılan beechcraft C90 GTi uçağının rolü
Hızla gelişen havacılık sektöründe uçuş eğitim programlarının uygunluğu ve uygulanabilirliği denetlenmeli ve geliştirilmesi gereken yönlerin güncellenmesi gerekmektedir. Öğrenci pilotun uçuş eğitimi süresince potansiyelini en üst düzeye çıkarabilmek için tüm yönleri ile düşünülmüş eğitim programları yaratmak önemlidir. Bu araştırmanın amacı, temel pilotaj eğitiminin çok motor yetkilendirme safhasında kullanılan Beechcraft C90 GTi uçağının eğitim sürecini, eğitim gereksinimlerini ve öğrenci pilotların eğitim sürecindeki algılarını belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Eskişehir Teknik Üniversitesi Pilotaj bölümünde Beechcraft C90 GTi uçağı ile çok motor yetkilendirme eğitimi almış olan 14 öğrenci pilottan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu araştırmacı tarafından hazırlanmış uzman görüşü ile son şeklini almıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanan veriler betimsel analiz yöntemi ile bulgulara dönüştürülmüştür. Araştırmada Beechcraft C90 GTi uçağının çok motor yetkilendirme eğitiminde kullanılmasına yönelik öğrenci pilotların görüşleri değerlendirilmiş, Beechcraft C90 GTi uçağı ile alınan eğitimin avantajları, dezavantajları ve eğitimin daha iyi bir hale gelmesi için öğrenci pilotların önerileri alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Beechcraft C90 GTi uçağının çok motor yetkilendirme eğitiminde kullanılmasının teknolojik olarak gelişmiş uçak olmasından dolayı özel havayolu şirketlerinin nitelikli pilot ihtiyacına ve eğitim programlarına katkı sunduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın temel pilotaj eğitimi alanında verilen eğitim programlarının geliştirilmesine ve öğrenci pilotların potansiyelinin geliştirilen yeni uçuş eğitim programları ile üst düzeye çıkarılmasına yardımcı olması düşünülmektedir.
Uçuşa elverişliliğin zaman serilerinde kisa vadeli kestirimiçin modellenmesi
Havacılık alanında meteorolojik hâdiseler oldukça önem arz eden fenomenlerdir. Meteorolojik hâdiseler neticesinde havacılık faaliyetleri zaman zaman aksamaktadır. Envanter ya da insan faktörleri gibi ikame edilememeleri ve kontrol altına alınamamaları yönüyle öncelikle göz önünde bulundurulmalıdırlar. Bu çalışmada, uçuş eğitim organizasyonları için meteorolojik hâdiselerin önemi Eskişehir Teknik Üniversitesi Pilotaj Bölümü (ESTÜ-P) örneği üzerinde incelenmektedir. Havacılık otoriteleri tarafından belirlenen düzenlemelerin öngördüğü resmi ölçütler ve eğitmen pilot tecrübelerine dayanan gayri resmi ölçütlerle on iki seneyi kapsayan meydan rutin hava raporlarından (METAR, Meteorological Aerodrome Reports) elde edilmiş uçuşa elverişlilik zaman serilerinde ayrıştırma ve derin öğrenme yöntemleri ile izleyen güne ilişkin tahmin modeli önerilmektedir. Ayrıca planlama faaliyetlerine katkı sağlaması ve uçuş eğitim organizasyonlarını inceleyen araştırmacılara kaynak oluşturması maksadıyla 2009–2020 arasını kapsayan istatistikî uçuşa elverişlilik sonuçları ortaya konulmuştur.
Havacılıkta güvenlik kültürü: Türk havacılık sektörü üzerine bir uygulama
Havacılık sektörü ilk yıllarından bugüne çeşitli yönlerden gelişim ve değişim göstermiştir. Havacılıkta son yıllarda ortaya çıkan en önemli değişim unsuru ise insandır. Örgüt kültürünün ve güvenlik kültürünün bir parçası olarak insan unsuru havacılıkta operasyonel süreçlerin bütün aşamalarında etkili olabilmektedir. İnsan, kültürü ve normları yaşadığı çevreden edinmekte, bulunduğu çevreyi de aynı şekilde etkilemektedir. Güvenliğe olan bakış açısı, güvenlik bilinci ve olumlu güvenlik kültürü bu unsurlarından etkilenebilmektedir. Araştırmada bu amaçla Schein'ın Örgütsel Kültür Modeli ile Türk havacılık endüstrisinde yer alan güvenlik kültürü üzerinde bir değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında anket aracılığı ile toplanan veriler Yapısal Eşitlik Modeli ile kurama dayalı üç ana faktör olan "Yönetim Sistemi, Lider Davranışları, Çalışan Davranışları" olmak üzere bölümlendirilmiştir. Anket, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından geliştirilen ölçeğin Türkçe'ye ve havacılık sektörüne uyarlanması ile elde edilmiştir. 5'li Likert tipi ölçek kullanılarak çevrim içi ve fiziksel anket yöntemiyle veriler toplanmıştır. Oluşturulan model ile gerçekleştirilen analiz neticesinde, modelin uyum değerleri içerisinde kaldığı görülmüş, nihai unsur olan güvenlik kültürünü söz konusu üç ana faktörün anlamlı düzeyde açıkladığı tespit edilmiştir. Farklı düzeylerde faktör yüklenimleri elde edildiğinden, güvenlik kültürü bu faktörler tarafından farklı düzeylerde açıklanmaktadır. Bu düzeyler büyükten küçüğe Lider Davranışları, Yönetim Sistemi ve Çalışan Davranışları şeklindedir. Elde edilen sonuç sadece güvenlik kültürüne olan faktör yüklenimlerini ve güvenlik kültürünü oluşturmadaki katkı düzeylerini ifade etmektedir. Bu bakımdan araştırma Türk havacılık endüstrisinde güvenlik kültürünü oluşturan faktörlerin, eksikliklerinin ve hangilerinin geliştirilmesi gerektiğinin ortaya konulması, güvenlik kültürünü oluşturan faktörlerin uygulamada geçerli olup olmadığının belirlenmesi ve açıklama düzeylerinin tespit edilmesi ile kullanılan ölçeğin Türkçe 'ye ve havacılığa uyarlanması açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Havacılık Endüstrisi, Havacılık Güvenliği, Güvenlik Kültürü, Havacılıkta Güvenlik Kültürü
Uçak performans parametrelerinin çok kriterli karar verme metodu ile değerlendirilmesi
Tarih öncesi çağlardan beri insanlar kuşların uçuşunu gözlemlemişler ve bunu yapacak güçten yoksun olmalarına rağmen onları taklit ederek uçmak istemişlerdir. Mantık, kuşların küçük kasları onları havaya kaldırabiliyor ve destekleyebiliyorsa, o zaman insanların daha büyük kaslarının da bu başarıya ulaşabilmesi gerektiğini dikte etti. Asırlar geçtikçe, bilim, teknoloji ve insan beyninin birleşmesiyle insanlar kendi uçma hayallerine kavuştular. Gittikçe gelişen çeşitli hava araçları günümüz dünyasında hem sivil, hem de askeri alanda çok önemli değere sahiptir. Bu yüzden uçuş emniyet ve güvenliğinin sağlanması, uçakların bakımının yapılması, en üst düzey performans veriminin alınması gibi konular havayolu şirketlerinin en büyük sorumluluğudur. Saatlerce süren uzun mesafeli uçuşlarla birlikte uçak performansının dengeli ve verimli kalması çok önemlidir. Uçak performansının düşmemesi ve arttırılması için birçok araştırma ve çalışma yapılmaktadır. Uçak performansına etki eden pek çok faktör mevcuttur. Bu çalışmada; uçak performansına etki edebilecek faktörler kapsamlı literatür taraması yapılarak belirlenmiştir. Bu faktörlerin uçak performansına ne derecede etki edebileceği "Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV)" yöntemi olan "Aşamalı Ağırlık Değerlendirme Oran Analizi (SWARA – Stepwise Weight Assessment Ratio Analysis)" yardımıyla analiz edilmiştir. Alanında uzman karar vericilerin görüşleri doğrultusunda elde edilen veriler SWARA yöntemi ile analiz edilerek; analizler sonucunda ağırlık kriterinin uçak performansına etki edebilecek diğer kriterlere nazaran daha fazla etki edebileceği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Havacılık, Uçak performansı, Çok kriterli karar verme, SWARA
Havacılık yönetimi öğrencilerinin yapay zekâ kaygısı ve teknoloji kaynaklı işsizlik endişesi
Yapay zeka teknolojileri, kullanımın ve talebin artmasından kaynaklı olarak pazara yatırım sürekli olarak arttırmaktadır. Hemen hemen her sektörün kullandığı teknolojiler, günlük hayatımızda da yaygınlaşmaya devam etmektedir. Ancak yapay zeka kavramının ortaya atılmasından itibaren ilgi odağı olan bu teknolojiler hakkında farklı görüşlerin hakim olduğu dönemler yaşanmıştır. Özellikle yapay zekaların geleceği konusunun tartışılması, alana yatırım yapan önemli ülkelerin zaman zaman yatırımlarını çekmesine neden olmuş ve iki Yapay Zeka Kışı yaşanmıştır. Her ne kadar verimliliği arttırma, maliyetleri düşürme ve hata payını azaltma gibi olumlu katkıları olsa da istihdam kaybına yol açtığı görülmektedir. Havacılık sektörü özelinde de farklı bir durum söz konusu değildir. Havacılığın her alanında yoğun biçimde kullanılan yapay zeka teknolojileri bazı mesleklerdeki çalışan insan sayısını azaltma yönünde bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle öğrencilerde hâlihazırda yaşanan işsizlik kaygısı, yapay zeka gelişmeleriyle birlikte artış yaşamıştır. Çalışmada Havacılık Yönetimi bölümü lisans öğrencileri incelenmiş olup yapay zeka kaygıları ve teknoloji kaynaklı işsizlik endişeleri araştırılmıştır. Toplanan veriler, Bağımsız T Testi ile analiz edilmiştir.
Bir yüksek irtifa uzun takat insansız hava aracında hibrit elektrik tahrik sisteminin menzil üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Fosil yakıtların hava araçlarında yaygın olarak kullanılması sonucunda oluşan olumsuz çevresel etkileri azaltmak, bu alanda fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak ve ileride yaşanabilecek arz problemlerinin önüne geçmek için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Temel amaç uzun vadede tamamen elektrikli hava araçlarının kullanılması olup, mevcut teknolojide bu henüz mümkün değildir. Geçiş adımı olarak hibrit tahrik sistemleri gündeme gelmiştir. Bu çalışmada hibrit elektrikli tahrik sistemi kullanan hava araçları için daha önce literatürde yayınlanmış olan menzil denkleminden faydalanarak, farklı motor tipleri ve farklı irtifalarda HALE sınıfı bir İHA için menzil hesabı yapılmıştır. Çalışma, hibrit elektrikli tahrik sistemlerinde kullanılan bataryaların enerji yoğunluğunun, motor verimliliğinin ve seyir irtifasının hibrit elektrikli İHA'ların menzili üzerinde önemli bir etki yarattığını göstermektedir. Ayrıca bu çalışma, batarya enerji yoğunluğu, itki sistemini oluşturan alt sistemlerin verimliliği ve hibridizasyon derecesi ile İHA'nın menzili arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bir vaka çalışması sunmaktadır. Mevcut batarya teknolojisi kullanıldığında hibridizasyon derecesi ile menzilin ters orantılı olduğu belirlenmiştir. Literatürde görülen çalışmalardan farklı olarak; irtifa faktörünün hibrit elektrikli itki sistemine sahip bir İHA'nın menzili üzerindeki etkileri de bu çalışmada incelenmiştir.