Injections

84 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hemşirelere verilen ventrogluteal bölgeye intramüsküler enjeksiyon eğitiminin hemşirelerin bilgi, görüş ve uygulamayı tercih etme durumlarına etkisi

İntramüsküler (İM) enjeksiyon için kullanılan enjeksiyon bölgesi komplikasyonların en önemli belirleyicisidir. Hemşirelerin çoğunluğu İM enjeksiyonda dorsogluteal (DG) bölgeyi tercih etmekte ve güvenilir bulmaktadır. Bununla beraber, İM enjeksiyon için ventrogluteal (VG) bölgenin birçok yönden üstünlüğü vardır. Çalışmanın amacı, hemşirelere VG bölgeye enjeksiyon uygulaması ile ilgili verilen eğitimin hemşirelerin bilgi, görüş ve uygulamayı tercih etme durumlarına etkisinin belirlenmesidir. Çalışma ön test–son test tek gruplu yarı deneysel tasarımda yürütüldü. Çalışma için etik kurul izni, kurum izni ve hemşirelerin katılım izinleri alındı. Çalışmanın verileri, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi yetişkin acil servisinde Mayıs–Ağustos 2021 tarihleri arasında toplandı. Çalışmaya acil serviste çalışan ve çalışmayı kabul eden 30 hemşire dâhil edildi. Veriler hazırlanan "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Ventrogluteal Bölge Kullanımı Değerlendirme Formu", "Ventrogluteal Bölge Görüş Formu", "Ventrogluteal Bölge Bilgi Formu", "Ventrogluteal Bölge Eğitim Sonrası Değerlendirme Formu" ile toplandı. Veriler de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma Friedman testi, Shapiro – Wilks testi, Wilcoxon testi, McNemar testi ve Mann Whitney-U testleri kullanıldı. Araştırma sonucunda, eğitim sonrası hemşirelerin %86,7 (n=26)'sinin VG bölge ile ilgili görüşlerinin olumlu yönde değiştiği, eğitim öncesi VG bölgeye ilişkin puan ortalaması 14,80+3,09 iken, eğitim sonrasında 18,50+1,68 olduğu (p<0,001), eğitim öncesinde VG bölgeye enjeksiyon uygulamayan 16 hemşirenin 7'si VG bölgeye enjeksiyon uygulamaya başladığı tespit edildi. Sonuç olarak; hemşirelere verilen VG bölgeye İM enjeksiyon eğitiminin hemşirelerin bilgi düzeyini arttırmada anlamlı düzeyde etkili olduğu, VG bölge ile ilgili görüşlerinin yüksek oranda olumlu düzeyde değiştiği, uygulamayı tercih etme durumlarında ise anlamlı düzeyde olmamakla birlikte VG bölgeye enjeksiyon uygulaması yaptıkları belirlendi. Hemşirelere düzenli aralıklarla VG bölgeye ilişkin eğitimlerin tekrarlanması ve becerilerinin değerlendirilmesi önerilmektedir.

Bilgi düzeyiDorsogluteal bölgeEnjeksiyonlar+6
Çisem Meteris
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ventrogluteal alana intramüsküler enjeksiyon uygulaması için artırılmış gerçeklik gözlüğü tasarımı- ventrosim

Tasarım tabanlı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada ventrogluteal alanda enjeksiyon yer tespitinde kullanılacak artırılmış gerçeklik gözlüğü VentroSim'in prototipi geliştirilmesi amaçlanmıştır. VentroSim'in prototipinin geliştirilmesinde Şelale yöntemi (Analiz, Tasarım, Geliştirme, Test, Entegrasyon) kullanılmıştır. Araştırmanın Analiz basamağında 20 adet bilgisayarlı tomografi görüntüsü değerlendirilmiş, ventrogluteal alanın paralel düzlemde görüntülenebilmesini sağlayacak tahmini uzunluk ve açılar ile yazılımsal algoritma yapılandırılmıştır. Tasarım basamağında uygulamanın gereksinimleri belirlenmiş ve 7 basamaklı bir arayüze sahip tasarım oluşturulmuştur. Geliştirme basamağında, Unity 3D yazılım geliştirme ortamında, Magic Leap One kütüphaneleri kullanılarak yazılım geliştirilmiştir. Test basamağında iki uzman hemşire tarafından 15 katılımcı (30 sağ kalça, 30 sol kalça) üzerinde geleneksel V yöntemi ile VentroSim'in karşılaştırılmalı testleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada birinci ve ikinci hemşirenin VentroSim yöntemi ile tespit ettiği tüm enjeksiyon noktaları geleneksel yöntem (V yöntemi) ile bulunan üçgen alanının içinde kalmıştır. Hemşirelerin geleneksel yöntemle (V yöntemi) bulduğu enjeksiyon noktası ile VentroSim yöntemi ile bulduğu enjeksiyon noktası arasında sağ ve sol spina iliaka anterior superior'a uzaklık (cm), üçgenin tepesine olan uzaklık (cm) ve üçgenin tabanına olan uzaklık (cm) ölçümlerinin ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu doğrultuda VentroSim'in prototipinin ventrogluteal alanda enjeksiyon noktasını tespit etmede başarılı olduğu sonucuna varılmıştır. VentroSim'in ventrogluteal alan enjeksiyon yer tespitinde daha geniş hemşire kullanıcı tarafından deneyimlendiği çalışmaların planlanması önerilmiştir.

Artırılmış gerçeklikEnjeksiyonlarEnjeksiyonlar-intramusküler+2
Hülya Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi

Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.

Akut ağrıAnksiyeteAğrı+7
Gülmelek İnanlı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabet tanısı alan bireylerde insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörler

Araştırma, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörleri belirleyebilmek amacıyla; kesitsel, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya insülin tedavisine yeni başlayan 122 hasta alındı. Veriler Tanımlayıcı Hasta Formu, Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu (D-FISQ) ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve Spearman korelasyon kullanıldı. Ölçek puanları üzerindeki etkili faktörler çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Çalışma grubunun %56,6'sını erkek hastalar oluşturdu. Kadınların kendi kendine enjeksiyon yapma korku (enjeksiyon), kendi kendine test yapma korku (test) ve toplam korku (toplam) puanları istatistiksel olarak erkeklerden yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Yaş, cinsiyet ve ağrı deneyimi hastaların enjeksiyon korkunu etkileyen önemli değişkenlerdi. Bir birimlik yaş artışı ile enjeksiyon korku puanın 0,13 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların enjeksiyon korku puan ortalamaları 2,11 puan yüksekti. Yaş, cinsiyet, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin kendi kendine test yapma korkusunu etkileyen önemli değişkenler olduğu belirlendi. Bir birimlik yaş artışı ile test korku puanının 0,18 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların test korku puanları ortalama 3,358 puan, tek yaşayanların test korku puanları aile bireyleri ile yaşayanlara göre ortalama 4,711 puan, ve kanbağışı yapmayanların test korku puanları kan bağışı yapanlara göre 2,572 puan yüksek olduğu saptandı. Sonuç olarak, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen en önemli faktörlerin yaş, cinsiyet, geçmiş ağrı deneyimi, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Enjeksiyon korkusu, İğne fobisi, İnsülin enjeksiyonu.

Diabetes mellitusEnjeksiyonlarFobiler+3
Gaye Demirtaş Adlı
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sleeve gastrektomi sonrası komplikasyon olarak ortaya çıkabilecek kaçakların pilora botilinum enjeksiyonu sonrası tedavisi: Bir sıçan çalışması

Obezite mortalite ve morbiteyi artıran, gittikçe artan, sağlık maliyetlerini yükselten küresel sigara ve savaşlardan sonra ülke ekonomisi üzerinede olumsuz etkileri olan bir sorun haline gelmiştir. 10. Yüzyılda bir sağlık sorunu olarak görülmeye başlansa da ancak 19.yy. da hastalık olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Tüm dünyada hekimler obezite ve metabolik hastalıkları engellemeye ve tedavi etmeye yönelik metodlar geliştirselerde bu küresel salgın hızla büyümektedir. 1952 yılında başlayan açık cerrahi uygulamalar zamanla gelişmiş yerini Minimal Invazif tekniklere bırakmış ve gelişmeye devam etmektedir. Dünya sağlık örgütü (DSÖ) verilerine göre, 2022 yılında erişkinlerin %16'ü obez ve %43'u aşırı kiloludur. Görülme sıklığı hem yetişkinlerde hemde çocuk ve ergenlerde giderek artmaktadır.(1) Obezite, koroner kalp hastalığı serebrovasküler hastalık, ateroskleroz ve bazı kanserler (kolorektal, meme vd), hipertansiyon, hiperlipidemi, diabetes mellitus, safra kesesi hastalığı, serebrovasküler hastalık, gastroözefagial reflü hastalığı, depresyon, polikistik over hastalığı, uyku apne sendromu, infertilite ve osteoporoz gibi birçok hastalığa neden olmaktadır. Sonuçta, obezite yaşam süresini kısaltan, hastalıklara ait mortalite ve morbiditeyi arttıran önemli patolojilerden birisidir.(2) Önlenebilir mortalitenin, sigaradan sonra ikinci nedeni obezitedir.(3) Amaç: Tüm dünyada halk sağlığı olarak kabul edilen ve sürekli olarak artmaya devam eden bir halk sağlığı sorunu olması nedeniyle obezite ile mücadele teknikleri sürekli olarak güncelliğini korumaktadır. Obeziteyle mücadelede tedavi algoritmaları oluşturulmuştur. Tedavisinin multidisipliner olması, fiziksel aktivitenin ve psikolojik desteğin artırılması, diyet düzenlenmesi ve medikal tedavi öncelikli olarak önerilse de, bu yöntemlerin çoğunlukla yetersiz kalması cerrahi tedavinin kılavuzlarda ilk sıradaki ve en etkili yöntem olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Bu büyüyen problemin çözümünde en kalıcı tedaviyi sağlayan bariatrik cerrahi yöntemler daha sık yapılmaya başlanmış ve muhtemelen önümüzdeki yıllarda daha da sık yapılacaktır. Cerrahide ki bu artış doğal olarak cerrahi komplikasyonlarda da artışa neden olacaktır. Bu proje işte bu komplikasyonların en ölümcül komplikasyonu olan anastomoz kaçaklarının tedavisi üzerine odaklanmıştır. x Materyal ve metod: Çalışma için her biri 10 erkek winstar albino rattan oluşan toplam 30 rat kullanıldı Ratlar rastgele 3 gruba (n=10) ayrıldı. Grup 1 (n:10): Kontrol grubu. Bu grupta yer alan ratlara sadece standart cerrahi protokol ile sleeve gastrektomi yapıldı ve kontrol grubu olarak belirlendi. Grup 2 (n:10): Cerrahi grubu. Bu grupta ratlara standart cerrahi protokol ile sleeve gastrektomi yapıldı ve anastomoz hattında kaçak oluşturuldu. Grup 3 (n:10): Cerrahi sonrası botilinum verilecek grup. Bu gruptaki ratlara grup 2 deki işlemlere ek olarak pilora botilinum toksini uygulandı. Standart cerrahi işlem: Ratların mideleri bulunduktan sonra mide hacminin yaklaşık %50'si rezeke edildi. Kaçak için mide proksimal kesimde yaklaşık 1 mm ebatlı standart kaçak yapıldı. Botulinium A toksini uygulanması; Botoks+kaçak grubunda ki deneklerin pilorları bulundu ve her dört kadrana 2 İ/U olmak üzere toplam 8 ünite Botulinium A toksini uyguland Bu üç grup uygulamalar tamamlandıktan sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Deneysel Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 14 gün takip edildi. Ratların ölüm günleri kaydedildi ve postop 14. Gün tam iyleşme olarak kabul edildi. 14 günden erken ölen ratlar açılarak batın içi yapışıklıklar açısından değerlendirildi. Postop 14. gün Ratlar sacrifiye edilmeden önce gavaj yöntemi ile mide metilen mavisi ile şişirildi ardından tüm ratlar yüksek doz anestezik ajan verilerek sacrifiye edildi. Erken ölen ratlara yapıldığı gibi sacrifiye edilen ratlarda açılarak metilen mavisi kaçağı olup olmadığı ve batın içi yapışıklıklar açısından değerlendirildi. 14 günü tamamlayan hiçbir denekte metilen mavisi ekstravazasonu görülmedi Bulgular: "Tanı gruplarının", sağkalım süresi üzerine istatistik olarak anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir (p>0,05). Buna göre; "Sleeve yapılan" grupta deneklerin ortalama sağkalım süresi (11,5 gün), "Kaçak gruptaki" deneklerin (5,1 gün), "Botok- Kaçak" grubunda (8.1 gün) olarak belirlenmiştir. Ancak bu fark anlamlı kabul edilmemiştir. Genel Sağkalıma bakıldığında ise ortalama sağkalım süresi 8,2 gün olduğu görülmüştür. Sonuç: Botoks kaçak tedavisinde olumlu etkilerinin olmasına rağmen tek başına tedavi xi yöntemi olarak kullanılması için yeterli etkide olmadığını saptadık. Botoks; primer onarımlar, endoskopik tedavi yöntemleri veya sadece pigtail ile takibi planlanan minimal sızıntılarda kombine tedavi yöntemi olarak kullanılmasının tedavinin başarı oranını artıracaktır. Ancak bulgularımız bir rat çalışmasından elde edildiğinden doğrudan doğruya klinik olarak yorumlanmasının doğru olmadığını bu sonuçların klinik çalışmalarla da desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Enjeksiyonlar
Faruk Dündar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe üniversitesi ağrı kliniğinde sigara içen ve içmeyen hastaların kronik bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonundan fayda görme oranının kıyaslanması

Hacettepe Üniversitesi Ağrı Kliniğinde Sigara İçen ve İçmeyen Hastaların Kronik Bel Ağrısı Tedavisi İçin Faset Eklem Enjeksiyonundan Fayda Görme Oranının Kıyaslanması Giriş ve amaç: Faset eklem kaynaklı kronik bel ağrısı tüm toplumlarda sık rastlanan yaygın klinik durum olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içenler içmeyenlerle kıyaslandığında bel ağrısı ve spinal hastalıklar açısından daha büyük risk altındadır. Sigara içen hastalarla içmeyen hastalar arasında faset eklem sendromu olan ve aynı şekilde tedavi edilen hastalarda işlemden fayda görme açısından karşılaştırmaktır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre sigaranın hastalarımızın girişimsel ağrı tedavisi üzerinde etkilerini inceleyip, bu etkiler üzerine daha farklı çalışmalar için fikir sahibi olmak ve benzer çalışmalara faydalı olmak amacı taşıyoruz. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2019 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Kronik Bel ağrısı tedavisi için faset eklem enjeksiyonu yapılan 18 yaşından büyük hastalar dahil edildi. Hastaların onamı alınarak demografik verileri ve ağrı skorlamalarının dosya taraması yapıldıktan sonra hastalarla irtibata geçilerek işlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi (Ek 2). Hastalara NRS ağrı skorlamasına göre işlem öncesi ve sonrası ağrı değerlerini 0-10 arası 5 kategoride değerlendirmeleri istendi, "0 – 2 arası (1) - ağrım yok veya (bazen) çok hafif, 2-4 arası (2) - hafif –orta şiddetli ağrım var, 4-6 arası (3) – orta şiddetli ağrım var, 6 –8 arası (4) çok şiddetli ağrım var, 8-10 arası (5) – çok şiddetli ve bazen dayanılmaz ağrım var" şeklinde değerlendirmeler veri tabanına eklendi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi. Çalışmaya katılım tamamıyla gönüllük esasına dayalıydı. Sözlü onam vermeyi reddeden, dosyası kaybolan, kontrol muayeneye gelmeyen, ex olan ve ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular ve Tartışma: Çalışmamızda 1 Ocak 2019 -31 Aralık 2019 tarihleri arasında 18 yaşından büyük, faset eklemden kaynaklanan kronik bel ağrısı MRG görüntüleme ve fizik muayene ile doğrulanarak işlem yapılmış hastalar gözlendi. Hastaların demografik verileri ve ağrı skorlarının dosya taraması yapılarak hastalarla telefonla irtibata geçildi. İşlem öncesi ve işlem sonrası 6. ay NRS skorları, sigara içme öyküleri alınıp veri toplama formlarına kaydedildi. Telefonda katılımcılara onam metni okunarak, sözlü onam için ses kayıtları alınacağı bildirildi, reddedenler çalışma dışı bırakıldı. Toplam 234 hasta istatiksel analize dahil edildi. Hastaların yaş dağılımına baktığımızda işlem yapılmış en genç hastamız 20 yaşında, en yaşlı 90 yaşında olmakla, median yaş grubu 60.6 olarak gözlendi. Hastalardan işlem öncesi ve sonrası NRS ağrı skorlarını 5 kategoride belirtmeleri istendi. İkiden fazla kategorik bağımlı iki grubun istatistiksel analizi için marjinal homojenlik testi kullanarak faset eklem enjeksiyonu öncesi ve sonrası uyguladığımız işlemin etkiliğini değerlendirdik. Hipotez test sonuçlarımız p‹0.01, anlamlı kabul edilerek, istatistiksel olarak işlemden sonra ağrı skorlarında ciddi düşüş gözlendiği sonucuna varıldı. Sigaranın işlem öncesi ağrı skorlarına etkisini değerlendirmek için yaptığımız istatistiksel analiz sonuçlarına göre, sigaranın işlem öncesi ağrıyla ilişkisi gözlenmedi. (p=0,976) Faset eklemlerden kaynaklanan kronik bel ağrısının tedavisi için uyguladığımız faset eklem enjeksiyonun sonrasında işlemden fayda görme oranlarını kıyasladığımızda, sigara içme öyküsüyle işlem sonrası NRS skorları arasında ilişki bulunmadı. (p=0.649) Ancak , işlem öncesi istatistiksel analiz sonuçlarımızdan farklı olarak, işlem sonrası p değeri 1'e değil, alfaya yakın olduğundan örneklem büyüklüğü artarsa, sigara ve işlem sonrası ağrı skorları arasındakı ilişki anlamlı olabilir. Yaş ve işlem öncesi ağrı skorlarının istatistiksel analizinde, işlem öncesi NRS skor grupları arasında yaş değişkeni ortancaları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunamadı. (p=0.605) Yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda işlem sonrası NRS skor gruplarında yaş değişkeni ortalamaları bakımından farklılık gözlenmedi. (p=0,709) Sonuç: Faset eklem enjeksiyonları sonrası ağrı skorlarında anlamlı düşüş gözlenen hastalarda, işlem öncesi ve sonrası ağrı skorlarıyla sigara içme öyküleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bizim çalışmamızda çalışmaya başlamadan önce yaptığımız güç analizi çalışma sırasında NRS skorlarının kategorik değerler şeklinde sistematize etmemiz nedeniyle anlamlı olmadığı için, bulgularımızın istatistiksel analizi sonrası post-hoc güç analizi yaptık. Bulunan değerin Power=0.601 olması çalışmanın gücünün 234 hastayla %61 olmasını ortaya koydu. Güç analizinin %80'nin üzerinde olacağı ileri dönemde yapılacak çalışmalarda örneklem sayısının artırılmasıyla sigara içme ile NRS skorları arasında ilişki bulunabilir. Çalışmamızın sonuçlarına göre faset eklem enjeksiyonları etkin bir tedavi yöntemi olarak hastaların bel ağrılarını belirgin azaltmaktadır. Hastaların yaş, cinsiyet ve sigara içme öyküsünün işlem öncesi ve sonrası ağrı skorları üzerine anlamlı etkisi olmamakla birlikte örneklem genişliği daha büyük olan hasta popülasyonlarında anlamlı sonuçlar ortaya çıkabileceği öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Faset eklem osteoartriti, Sigara ve kronik bel ağrısı, Faset Eklem Enjeksiyonu

AğrıBel ağrısıEnjeksiyonlar+5
Turana Rasulova
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında hassas noktalarına uygulanan transkutanöz radyofrekans ve ıslak iğne tedavi yöntemlerinin ağrı üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Fibromiyalji yaygın muskuloskeletal ağrı, uyku bozukluğu ve aşırı yorgunluk hissi ile karekterize kronik bir hastalıktır. Hastalığın tedavisinde farmakolojik veya nonfarmakolojik bir çok tedavi modalitesi uygulanmasına rağmen semptomların nüksü oldukça yaygındır ve yaşam kalitesini anlamlı ölçüde negatif etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, fibromiyalji tanılı hastalarda transkutanöz radyofrekans (TCRF) ve ıslak iğne tedavilerinin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 - Eylül 2021 tarihleri arasında merkezimizde Fibromiyalji tanısı konulan toplamda 100 erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar TCRF ve ıslak iğne tedavisi uygulananlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Yanıt değerlendirilmesi amacıyla tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.inci ve 6.ıncı ay VAS (Visual Analogue Scale) ağrı skorları incelenmiştir. Zamanla tedavi modalitesinin VAS üzerindeki olan etkisi, tekrarlı ölçümler varyans analizi (Repeated Measures ANOVA) ile ortaya konulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %76'sı kadın, %24'ü ise erkek olup, hastaların ortanca yaşı 52 (22-60) idi. Tedavi kolları arasında cinsiyet ve yaş dağılımına göre istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (sırasıyla p=0.349 ve 0.745). Tedavi öncesi (giriş) VAS skoru ortalaması erkeklerde kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu öğrenilmiştir (8.25 vs. 7.78, p=0.037). Hastaların giriş VAS skoru ortalaması 7.89±0.97 iken, 2. ay VAS skoru ortalaması 5.5±1.7, 6.ay VAS skoru ortalaması ise 6.12±1.4 idi (p<0.001). Tedavi gruplarına göre VAS değişimi varyans analizinde TCRF uygulanan grupta tekrarlayan ölçümlerde VAS skoru ıslak iğne tedavisi uygulanan gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda fibromiyalji prevalansının kadınlarda erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Diğer yandan, erkeklerde tedavi öncesi VAS skorunun kadınlara göre daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Her iki tedavi modalitesi ile VAS skorunda anlamlı ölçüde azalma olmakla beraber, TCRF alan grupta VAS yanıtının ıslak iğne tedavisi uygulanan hastalara göre anlamlı ölçüde daha iyi olduğu gösterilmiştir.

AğrıAğrı ölçümüEnjeksiyonlar+3
Leyla Alıyeva
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Musculus splenius capitis'in motor giriş noktalarının belirlenmesi

Musculus Splenius Capitis'in Motor Sinir Giriş Noktalarının Belirlenmesi Amaç: Boyun ve çevresindeki spazm ve ağrı ile karakterize çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ajanların enjeksiyonunda bölgedeki kasların motor giriş noktalarının belirlenmesi tedavinin daha etkin, doğru ve kolay biçimde yapılabilmesi için gereklidir. Servikal distoni ve "whiplash" yaralanmaları gibi rahatsızlıklarda en çok etkilenen kaslardan biri olan musculus splenius capitis'e (MSC) Botulinum Toksin (BT) enjeksiyon uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamalarda ilacın yan etkilerinin azaltılması, çevre yapılara zarar verilmemesi ve tedavinin daha etkin yapılabilmesi için MSC'nin motor giriş noktalarının bilinmesi gerekmektedir. Bu kadavra çalışmasının amacı boyun kaslarının spazmı ile seyreden çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde yer alan ajanların enjeksiyonuna yönelik MSC özelinde, hedef bölgelerin belirlenmesidir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı envanterine kayıtlı, eğitim ve araştırma amacıyla ilgili yasalar doğrultusunda temin edilmiş ve %10 formalin solüsyonu ile tespit edilmiş 10 erişkin insan kadavrasının ense bölgeleri (toplamda 20 taraf) diseke edilerek incelendi. Diseksiyonların ardından anatomik kılavuz noktaları belirlendi ve aralarındaki mesafeler ölçüldü. Cilt ve cilt altı yapıları korunmuş kadavralarda motor giriş noktalarının derinliği ölçüldü. Musculus splenius capitis'e sinirlerin giriş yaptığı noktalar (motor giriş noktaları-MGN) tespit edildi ve işaretlendi. Tespit edilen motor giriş noktalarının anatomik kılavuz noktalarına uzaklığı ölçüldü ve kaydedildi. Bulgular: Diseksiyonların ardından MSC'ye ait, altı kadavrada sağ ve sol taraflarda ikişer MGN; iki kadavrada sağ ve sol taraflarda üçer MGN; bir kadavrada sağ ve sol taraflarda birer MGN; bir kadavrada ise sağ tarafta üç, sol tarafta bir adet MGN saptandı. Anatomik kılavuz noktaları arasındaki mesafeler ise, X ekseni için ortalama 88,48 mm (±7,66 mm), Y ekseni için ortalama 127,77 (±15,41 mm) olarak bulundu. Bütünlüğü bozulmamış beş kadavrada cilt, cilt altı doku ve m. trapezius'un kalınlığı ense bölgesinde ortalama 12,16 mm (± 2,04 mm) olarak bulunmuştur. Musculus splenius capitis'in ortalama kalınlığı ise 2,58 mm (± 0,76 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en yakın MGN olan 1. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 46, 41 mm (± 10,48 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 40,87 mm (±10,26 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en uzak MGN olan, 3. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 56,28 mm (± 12,44 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 33,72 mm (± 9,21 mm) olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda MSC'ye yapılacak olan enjeksiyon uygulamaları için anatomik kılavuz noktaları ve MGN'ler belirlenmiştir. Elde ettiğimiz verilerin bu bölgede uygulama yapacak olan klinisyenlerin daha doğru ve güvenli hareket etmesine yardımcı olacağını ve bu alanda yapılacak diğer çalışmalar için rehberlik edeceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: m. splenius capitis; botulinum toksin; motor giriş noktası; enjeksiyon uygulamaları; servikal distoni; anatomik kılavuz noktaları

AnatomiAğrıBotulinum toksinleri+6
Mehmet Batuhan Solmazer
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Miyofasiyal ağrı sendromu olan bireylerde tetik nokta enjeksiyonu sırasında uygulanan inhaler aromaterapinin ağrı, anksiyete, konfor ve kortizol düzeyine etkisi

Araştırma; miyofasiyal ağrı sendromu (MAS) olan bireylerde tetik nokta enjeksiyonu sırasında uygulanan inhaler aromaterapinin ağrı, anksiyete, konfor ve kortizol düzeyine etkisini incelemek amacıyla plasebo-randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; Eylül 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Algoloji Polikliniği'ne başvuran MAS tanısı almış, ilk kez tetik nokta enjeksiyonu yapılacak ve örnekleme alınma kriterlerine uyan 22 aromaterapi, 22 plasebo ve 22 kontrol olmak üzere 66 hasta oluşturmuştur. Miyofasiyal ağrı sendromu olan bireylere tetik nokta enjeksiyonu sırasında; aromaterapi grubuna difüzör ile lavanta yağı, plasebo grubuna kokusuz bebe yağı inhalasyonu uygulanmıştır. Kontrol grubuna rutin tedavi dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Araştırma verileri; Birey Tanılama Formu, Görsel Analog Ölçek (Visuel Analog Scale-VAS), Durumluk Kaygı Envanteri, Distress Termometresi, Genel Konfor Ölçeği, Hasta ve Hekim Memnuniyet Skalası ve kortizol için tükürük örneği alınarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizi; bilgisayar ortamında Statistical Package for Social Science (SPSS) paket programı, kortizol değerlerinin analizi ise; Graphpad Prism v7 programı kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirmesinde numerik verilerin normal dağılıma uygunluğu shapiro-wilk testi ile değerlendirilmiş, tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde, ölçüm verileri ortalama ve standart sapma değerleri ile gösterilmiştir. Bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, ki-kare, Kruskal Wallis, Wilcoxon, Friedman ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda; örneklemi oluşturan hastaların yaş ortalaması 48.8±11.35 olup, %78.8'i kadındır. Hastaların ağrı puan ortalamaları incelendiğinde; aromaterapi grubunda plasebo ve kontrol grubuna göre işlem ortası ve işlem sonrası anlamlı şekilde azalmakta iken plasebo ve kontrol grubunda artmaktadır (p<0.05). Hastaların anksiyete düzeyleri incelendiğinde, aromaterapi grubundaki hastaların işlem sonrası ölçüm medyanının, işlem öncesi ölçüm medyanından anlamlı olarak düşük olduğu (p<0.05), ancak plasebo grubunda ve kontrol grubunda bireylerin işlem öncesi ve sonrası ölçüm durumluk kaygı medyan ölçümleri arasında anlamlı fark bulunmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca aromaterapi grubundaki bireylerin distress termometresi işlem sonrası ölçüm medyan değeri anlamlı olarak düşerken, plasebo ve kontrol grunundaki bireylerin anlamlı olarak artmaktadır. Aromaterapi, plasebo ve kontrol gruplarında genel konfor ölçeği işlem öncesi ve sonrası ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında aromaterapi grubunda işlem sonrası toplam ortalaması anlamlı olarak yüksek iken plasebo ve kontrol gruplarında anlamlı derece düşüktür (p<0.05). Hasta (8.3±1.46) ve hekimin (9.0±0.00) aromaterapi uygulamasından memnuniyet düzeyi yüksek bulunmuştur. Hastaların yaşam bulgularında ise; her üç grubun işlem öncesi ve sonrası vücut sıcaklığı ve satürasyon düzeylerinde anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Aromaterapi grubunda kontrol grubuna göre, işlem sonrası solunum sayısı, kalp hızı ve diyastolik kan basıncı işlem öncesine göre anlamlı olarak düşükken (p<0.05), sistolik kan basıncında bir anlamlılık saptanmamıştır (p>0.05). Ancak plasebo ve kontrol grubunun işlem sonrası sistolik kan basıncı değerleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Aromaterapi, plasebo ve kontrol grupları arasında ve grup içinde işlem öncesi ve işlem sonrası tükürük kortizol sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). Bu çalışmanın sonucu olarak; miyofasiyal ağrı sendromu olan bireylerde tetik nokta enjeksiyonu sırasında uygulanan aromaterapinin ağrı şiddetini, anksyete ve stres düzeyini azaltabildiği, konfor düzeyini ve hasta memnuniyetini arttırdığı görülmektedir. Bu olumlu etkiler göz önüne alındığında bağımsız bir hemşirelik müdahalesi olarak kullanılabileceği düşünümektedir. Anahtar kelimeler: Miyofasiyal ağrı sendromu; Aromaterapi; Hemşirelik; Ağrı; Anksiyete; Konfor; Kortizol

AnksiyeteAromaterapiAğrı+5
Kadriye Sayın Kasar
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Aspirasyonsuz hızlı aşı uygulama tekniği ile manuel basınç uygulamasının 4-6 aylık bebeklerde ağrı düzeyi ve ağlama süresine etkisi

Bu araştırma, 4-6 aylık bebeklerde DaBT-IPA-Hib (5' li karma) aşı uygulamasında, aşı öncesinde enjeksiyon bölgesine uygulanan 10 sn. manuel basıncın ve aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniğinin, ağrı düzeyine ve ağlama süresine etkisini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiş, çift kör randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Nisan-Ağustos 2015 tarihleri arasında Çankırı Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı Merkez Cumhuriyet ve Aksu Aile Sağlığı Merkezlerine 5'li karma aşısı için başvuran tüm bebekler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi, %95 güvenirlikte ve %80 teorik güç ile 128 bebek olarak belirlenmiştir. Aşı uygulanan bebekler; manuel basınç, aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği, hem aşı enjeksiyonu öncesi manuel basınç hem de aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği ve kontrol grubu olmak üzere 32'şer kişilik 4 gruba ayrılmıştır. Her bir girişim ve kontrol grubu kendi içinde cinsiyet açısından eşleştirilmiştir. Araştırmada örneklem grubunun randomizasyonu, tabakalandırma ve bloklu randomizasyon yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yürütülebilmesi için Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan ve araştırmanın yürütüldüğü kurumdan yazılı izin alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Bebek Tanıtım Formu", "Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (NIPS)", "Video Kamera" ve kalp atım hızı ile oksijen saturasyon düzeylerinin belirlenmesinde "Pulse Oksimetre Cihazı" kullanılmıştır. Çalışmada, ASM'ye gelen bebekler ebevynlerinden sözlü ve yazılı onam alındıktan sonra kura yöntemi ile 4 çalışma grubundan birine dahil edilmiştir. Aşı işlemi öncesi, sırası ve sonrasında bebeğin ağrı düzeyinin ve ağlama süresinin belirlenebilmesi için çekilen video görüntüleri araştırmacıdan bağımsız 2 ağrı uzmanı tarafından NIPS kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, SPSS 20,0 (Statsistical Package For Social Sciences) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Girişim ve kontrol gruplarındaki bebeklerin cinsiyetleri, yaş (ay), kilo, boy, kilo persantil değerleri ve IM uygulama sayıları açısından benzer olduğu belirlenmiştir. Araştırmada işlem sırası ve sonrasında her üç girişim grubundaki bebeklerin hem ağrı puan ortalamalarının hemde ağlama sürelerinin(sn) kontrol grubundaki bebeklere göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p=0.001). Bebeklerin ağlama süreleri(sn) ile işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak güçlü ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Hem girişim hem de kontrol grubundaki bebeklerin işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arttıkça ağlama sürelerinin(sn) de arttığı belirlenmiştir. İşlem sırası ve sonrası için kalp atım hızı ortalamasındaki en düşük yükselmenin aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerde olduğu ve farkında istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca; aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrasında oksijen saturasyon ortalamaları diğer üç gruptaki bebeklere göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Ancak bu gruptaki iki bebeğin işlem öncesinde ağrılarının olması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması grubun oksijen saturasyon ortalamasını düşürmüştür. Ayrıca, bu gruptaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrası oksijen saturasyon düzeyleri arasında anlamlı bir farkın olmaması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması da grubun oksijen saturasyon ortalamasının diğer üç gruba göre düşük çıkmasının nedeninin uygulanan aşı ve yöntemden kaynaklanmadığını göstermiştir. Aşı uygulanan 4-6 aylık bebeklerde "Manuel Basınç" ve "Aspirasyonsuz Hızlı Aşı Uygulama Tekniği" nin aşı enjeksiyonuna bağlı ağrının giderilmesinde ve ağlama süresinin azaltılmasında etkili ve yararlı olduğu sonucuna varılmıştır. Aşı enjeksiyonu uygulamalarında ağrının giderilmesi için kolay, hızlı ve hazırlık gerektirmeyen non-farmakolojik yöntemlerin kullanılması ve etkilerinin izlenmesi önerisinde bulunulmuştur.

AspirasyonAğlamaAğrı+6
İlknur Göl
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuklarda aşı enjeksiyonlarına ilişkin akut ağrıyı azaltmada soğuk uygulamanın etkileri

Bağışıklama hastalıkların önlenmesi için önemli bir stratejidir. Ancak aşılama, çocukluk dönemindeki ağrılı/stresli işlemler arasında ilk sırada yer almaktadır. Non-farmakolojik yöntemlerden olan soğuk uygulama ağrının azaltılması için önemli bir araçtır. Bu araştırma, 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve hemofilusinfluenza tip b (DaBT-IPA-Hib ) aşı enjeksiyonu öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma girişim grubuna (soğuk uygulama grubu) 39, kontrol grubuna ise 37 çocuk alınmıştır. Cinsiyet ve yaşa göre randomizasyon yapılmıştır. Çalışma sonuçlarının güvenirliliğini sağlamak için, aşı enjeksiyonu çalışma boyunca aynı hemşire tarafından uygulanmıştır, çocukların ağrı ve ağlama izlemleri aynı gözlemci hemşire tarafından gözlenmiştir. . Aşı uygulanması sürecinde kontrol ve girişim grubundaki çocuklar ebeveynlerinin kucağında tutulmuşlardır. Aşı girişimi/sonrası bir dakika boyunca sessizlik sağlanmış olup çocuğu avutabilmek için girişimlere izin verilmemiştir Araştırmacı tarafından uyluğun üst 1/3 kısmında vastus lateralis kasının ön bölümüne yapılan 45 saniyelik soğuk uygulama uygulanmıştır. Soğuk uygulamanın hemen sonrasında aşı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocuğa ise rutin aşı işlemleri uygulanmıştır. İşlem öncesindeki FLACC ağrı puan ortalamaları ve FLACC ağrı puan seviyeleri açısından girişim ve kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmamıştır(p>0.05). İşlem sırasında kontrol grubunun FLACC ağrı puan ortalamaları(7.43±1.17), girişim grubununkilere (4.69±1.15 ) göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun(%5.1 şiddetli ağrı/rahatsızlık) FLACC ağrı puan seviyesinin kontrol grubuna(%70.3 şiddetli ağrı/rahatsızlık) göre anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun ağlama süresi, kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Ancak ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). İşlem sonrası kontrol grubunun işlem sonrasındaki FLACC ağrı puan ortalamaları girişim grubununkilere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p <0.05). Araştırma sonunda; 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda (DaBT-IPA-Hib) aşı bölgesine enjeksiyon öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrıyı azalttığı bulunmuştur. Soğuk uygulama ve diğer yöntemlerin kombine kullanımını içeren çalışmaların yapılması önerilmektedir.

AğrıAşılamaEnjeksiyonlar+4
Sabriye Karataş Özcan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ventrogluteal enjeksiyon alanını tespit etmek için araç geliştirilmesi ve aracın geçerliğinin ve güvenilirliğinin saptanması

Metodolojik olarak tasarlanan araştırmada, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek için araç geliştirilmesi ve bu aracın geçerlik ve güvenirliğinin saptanması amaçlandı. Araştırma kapsamına, gönüllü 75 kadın ve 75 erkek olmak üzere 150 birey alındı. Araştırmanın verileri Temmuz 2015- Aralık 2015 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Radyoloji/Ultrason biriminde toplandı. Araştırmaya katılmayı kabul eden, 18- 65 yaş arasında olan ve beden kitle indeksleri 18,5-40 arasındaki bireyler alındı. Araştırmanın ilk aşamasında gerekli yasal ve etik izinler alındıktan sonra, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek için tasarlanan araç mühendislik bölümü ile birlikte oluşturuldu. ikinci aşamada, geliştirilen aracın geçerlik ve güvenirlik çalışması yapıldı. Bu aşamada geliştirilen aracın geçerliğini belirlemek için halen ventrogluteal alanı belirlemek için kullanılan el yöntemi ile ve araç ile araştırmacı tarafından enjeksiyon alanı belirlendi. Geliştirilen aracın güvenirlik çalışması için, araştırmacı tarafından araçla yapılan ölçümler başka bir ölçücü tarafından tekrarlandı. Araştırmacı ve ölçücü tarafından belirlenen enjeksiyon alanları ve enjeksiyon noktasının 2 cm ve 4 cm etrafındaki noktalardaki subkütan doku ve kas dokusu kalınlıkları ultrason ile belirlendi. Araştırmadan elde edilen veriler; Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 18.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; sayısal ve yüzdelik dağılım, t testi, ANOVA testi, güvenirlik testi ve kappa testi kullanıldı. Tüm sonuçlar için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda, araçla ve el ile belirlenen subkütan doku kalınlığı ortalaması arasında fark olmadığı belirlendi (15.68± 7.55 mm; 15.44±8.01 mm; p:0.403 p<0.05). Kadınlarda subkütan doku kalınlığının erkeklere göre daha fazla olduğu saptandı (17.77±7.83; 13.59±6.69; p: 0.00 p<0.05). Beden kitle indeksi 18,5-24.9 kg/m2 arasındaki bireylerde subkütan doku kalınlığı ve kas dokusu kalınlığı diğer bireylere göre daha az bulundu (p:0.00 p<0.05). Geliştirilen aracın duyarlılığı % 98.3. özgünlüğü ise; % 72.4 olarak tespit edildi. Araç güvenirlik analizleri sonucunda yüksek ve mükemmel düzeyde güvenilir bulundu. Sonuç olarak, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek amacıyla geliştirilen aracın geçerli ve güvenilir olduğu tespit edildi. Araç ile belirlenen enjeksiyon noktası, 2 cm ve 4 cm etrafındaki noktalardan enjeksiyon yaparken kullanılacak iğnelerin bölgedeki subkütan doku kalınlığı göz önüne alınarak seçilmesi gerektiği belirlendi. Sonuç olarak, çalışma sonunda geliştirilen aracın hemşireler tarafından güvenle kullanılabileceği, fakat hemşirelerin bu konudaki bilgi eksiklilerini gidermeleri gerektiği önerildi. Anahtar kelimeler: Ventrogluteal enjeksiyon, araç, hemşirelik

EnjeksiyonlarEnjeksiyonlar-intramuskülerGüvenilirlik ve geçerlilik+6
Emel Tuğrul
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda intramuskuler enjeksiyon sırasında uygulanan dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin ağrı ve anksiyeteye etkisi

Bu tez çalışması çocuklarda, intramuskuler enjeksiyon sırasında uygulanabilecek dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin ağrı ile anksiyeteye etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü deneysel şekilde yapılmıştır. Veriler, Ekim-Aralık 2021 tarihlerinde Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil enjeksiyon biriminde toplanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 6-12 yaş grubu 180 çocuk basit randomizasyon yöntemi ile dört gruba ayrılmıştır. Araştırmada, çalışma grubuna, dikkati başka yöne çekme yöntemleri olarak video oyunu (n=45), kaleydoskop (n=45) ve sanal gerçeklik gözlüğü (n=45) kullanılmıştır. Kontrol grubuna (n=45) herhangi bir uygulama yapılmadan intramuskuler enjeksiyon (IM) işlemi yapılmıştır. Araştırmada ağrı düzeyini ölçmek için Wong-Baker Yüzler Ağrı Ölçeği (WBFPRS) ve anksiyete düzeyini ölçmek için Çocuk Korku Ölçeği (ÇFS) kullanılmıştır. Araştırma verileri çocuklarla yüz yüze görüşülerek araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların tanımlayıcı özelliklerinin benzer olduğu bulunmuştur (p>0,05). Video oyunu oynatma, kaleydoskop, sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının 6-12 yaş çocuklarda intramuskuler enjeksiyona bağlı ağrı ve anksiyeteyi azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. Çocuk acil servislerinin enjeksiyon birimlerinde 6-12 yaş grubu çocuklarda intramuskuler enjeksiyona bağlı ağrı ve anksiyeteyi azaltmada dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden video oyunu, kaleydoskop, sanal gerçeklik gözlüğü kullanımı önerilmektedir.

AnksiyeteAğrıDikkat dağıtma+6
Senem Merve Kurt
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda enjeksiyon yöntemlerinin ve cerrahi tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) en sık görülen periferik nöropatidir. Ellerde uyuşma karıncalanma ve ilerleyen dönemde güç kaybı ile kendini gösterir. Tanısı anamnez, klinik muayene, elektrofizyolojik ve radyolojik değerlendirme ile konulur. Tedavide konservatif ve cerrahi yöntemler kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı hafif ve orta düzey KTS'de cerrahi, steroid ve plateletten zengin plazma (PRP) enjeksiyonu tedavisini karşılaştırmak; klinik, elektrofizyolojik ve ultrasonografik olarak birbirlerine olan üstünlüklerinin değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya hafif ve orta düzey KTS olan 68 hasta, 92 el bileği dahil edildi. Hastalar randomize edildikten sonra 1. gruba cerrahi tedavi, 2. gruba ultrasonografi (USG) rehberliğinde steroid enjeksiyonu, 3. gruba ise USG rehberliğinde PRP enjeksiyonu yapıldı. Hastalar tedavi öncesinde ve tedavi sonrası 1., 3. ve 6. aylarda değerlendirildi. Hastaların fizik muayenelerinde phalen ve tinel testlerine bakıldı. Hastaların ağrı ve uyuşukluk şiddeti vizüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durumları ve semptomların şiddeti Boston karpal tünel anketi ile değerlendirildi. Ayrıca hastalara sinir iletim çalışmaları yapıldı; USG ile median sinirin kesit alanı (MSKA) ve yassılaşma oranı (YO) hesaplandı. Bulgular: Cerrahi tedavide 3. ay kontrolünde tüm hastaların phalen testleri negatifleşti. Her üç grupta da 1. ay kontrolünde VAS ve Boston semptom şiddetindeki azalma anlamlıydı ve cerrahi tedavi tüm kontrollerde diğer tedavi yöntemlerinden üstündü. Boston fonksiyonel durum skorlarında anlamlı iyileşme sadece cerrahi tedavi grubunda ortaya çıktı. Elektrofizyolojik incelemede cerrahi tedavide duyu iletim hızı, distal motor latans ve duyu amplitüdünde, steroid tedavisinde motor distal latans ve duyu amplitüdde, PRP tedavisinde ise duyu iletim hızında anlamlı iyileşme mevcuttu. Duyu iletim hızında 3. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.049), 6. ayda cerrahi tedavinin steroid (p=0.040) ve PRP tedavisinden (p=0.024), motor distal latans değerlendirilmesinde 6. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.012) üstün olduğu gösterildi. MSKA ölçümlerinde 1. ay kontrolünde tüm gruplarda anlamlı iyileşme oldu. Sonuç: Her üç tedavi yönteminde erken dönemde hastalarda ağrıda, semptomlarda ve MSKA'da azalma olduğu izlendi. Erken ve geç dönemde ağrı ve semptom şiddetinde azalma bakımından cerrahi tedavinin üstün olduğu görüldü. Fonksiyonel iyileşmedeki anlamlı artma sadece cerrahi tedavide erken dönemde ortaya çıktı. Elektrofizyolojik değerlendirmelerde iyileşme olan parametre sayısı cerrahi tedavide anlamlı olarak fazlaydı. Hafif ve orta dönem KTS olan hastalarda cerrahi tedavi ilk seçenek olarak düşünülebilir. İlerleyen dönemde daha geniş hasta grupları ile daha uzun takip süreli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

CerrahiCerrahi tedaviElektrofizyoloji+6
Yusuf Kıratlıoğlu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Simülasyon yöntemiyle, lomber ponksiyon işleminde, konvansiyonel yaklaşım, ultrason eşliğinde statik ve dinamik yaklaşım başarı oranlarının karşılaştırılması

Amaç: Lomber ponksiyon (LP), çocuk ve yetişkin acil servislerde sık kullanılan prosedürlerden birisidir. Bu işlemin hızlı ve başarılı şekilde yapılabilmesi oldukça önemlidir. Acil servislerde sık yapılan bir işlem olmasına rağmen başarılı LP oranı düşüktür ve travmatik LP oranı yüksektir. Başarısız ve/veya travmatik LP işlemi; laboratuvar sonuçların yanlış yorumlanması, gereksiz antibiyotik kullanımı, uzamış hastane yatışı, ağrı, hematom, enfeksiyon ve sinir hasarı gibi komplikasyonlara yol açabilir. Oluşabilecek ciddi komplikasyonlar nedeniyle LP işleminin başarılı bir şekilde yapılması önemlidir. LP işlemi sırasında rutin pratikte kullanılan bazı teknikler mevcuttur. Bunlar konvansiyonel (geleneksel) yöntem ve ultrason kullanılan teknikler olarak tanımlanabilir. Yapılan çalışmalar çocuk ve erişkinde ultrason kullanılan yöntemlerin LP başarı oranını artırdığı göstermiştir. Ayrıca bu çalışmalarda ultrason yardımlı (statik) yöntemin; işlem hızını, ilk giriş başarısını ve hasta konforunu artırdığı, travmatik işlem sayısını ve sinir hasarını azalttığı gösterilmiştir. Literatürde daha çok konvansiyonel yöntem ile ultrason yardımlı (statik) yöntemin karşılaştırıldığı çalışmalar mevcuttur. Yetişkin hastalarda LP işlemi sırasında ultrason kılavuzlu (dinamik) yöntemin kullanılmasına dair çalışmalar literatürde mevcut değildir. Bu çalışmada, acil tıp araştırma görevlilerinin (ATAG) lomber ponksiyon modeli (LPM) üzerinde yaptıkları LP işlemi sırasında kullanılan ultrason kılavuzlu (dinamik) yöntemin, LP başarısı açısından geleneksel ve ultrason yardımlı (statik) yönteme üstünlüğünün olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya dahil olan 24 ATAG temel ve ileri ultrasonografi konusunda yeterlilik sahibi ve eğitici kimliği olan bir acil tıp uzmanı tarafından hem teorik hem de hasta başı uygulamalı olarak farklı yöntemlerle (KY, UYSY, UKDY) LP eğitimi verildi. Daha sonra tarafımızca LPM oluşturuldu ve standardize edildi. Gönüllü katılımcılardan LPM üzerinde KY, UYSY ve UKDY ile LP işlemi yapmaları istendi. LP işlemi, intervertebral aralığın belirlenmesi işlemleri ile başladı ve LPM'den spinal iğnenin tamamen çıkışı ile sonlandırıldı.Araştırma yürütücüsü tarafından işlem başarısı, ilk giriş başarısı, işlem hızı (saniye), travmatik işlem sayısı ve komplikasyon olup olmaması not edildi. Her uygulayıcıya iki girişim hakkı verildi. İğnenin modele girişinden sonra dışarı tamamen çıkması bir girişim olarak değerlendirildi. İğnenin içeride yönlendirmesi ek girişim olarak kabul edilmedi. İşlem başarısı iğneden BOS'u temsil eden serum fizyolojik (SF) gelip gelmemesine göre değerlendirildi. Eğer iki deneme sonucunda SF elde edilemezse işlem başarısız sayıldı. İki işlemin herhangi birinde SF elde edilmesi başarılı olarak kabul edildi. İlk denemede SF elde edilmesi ise ilk giriş başarısı olarak değerlendirildi. Uygulama süresi araştırmacı tarafından kronometre ile takip edildi ve kaydedildi. Uygulayıcı model başına geçip uygun vertebral aralığı bulmak için palpasyon veya ultrason yöntemlerinden birini kullanmaya başladığı an süre başlatıldı. Daha sonra iğne girişi ve başarılı veya başarısız işlem sonucu geçen süre de kaydedildi. Eğer işlem sırasında LPM üzerinden BOS'u temsil eden SF sızıntısı olursa ve/veya iğne hasarlanırsa komplikasyon olarak kabul edildi. ATAG, LP eğitimi alıp LPM üzerinde ilk işlemlerini yaptıktan bir hafta sonra tekrar işleme alındı. Hangi uygulayıcının hangi sırayla hangi yöntemi kullanacağı bilgisayar tabanlı randomizasyon sağlayan bir program üzerinden tekrar belirlendi. Önceki işlemlerdeki ile benzer şekilde veriler toplandı ve kaydedildi. Çalışma sonunda LP başarı oranı, ilk giriş başarı oranı, giriş sayısı, işlem süresi, travmatik işlem sayısı ve komplikasyon oranı değerlendirildi. Ayrıca bir hafta sonra tekrarlayan işlemler sonucunda elde edilen veriler de ilk grubun verileri ile karşılaştırıldı. Burada eğitim sonrası pratik yapılmasının sonradan tekrarlayan işlemlerdeki başarılara etkisine bakıldı. Çalışmanın sonunda ise uygulayıcılara anket uygulandı. Çalışmayla ilgili fikirleri soruldu. Bulgular: Çalışmaya alınan 24 katılımcının 9'u ise kadın (%27,5), 15 ise erkektir (%62,5). 24 katılımcının ortanca yaş değeri 27,5 (27-28) idi. 24 katılımcının asistanlık sürelerine bakıldığında <1 yıl 9 (%37,5) , ≥ 1 yıl 15 (%62,5) olarak dağılım göstermektedir. 24 katılımcı içinde ≥ 5 sayıda LP işlemi yapmış olanların sayısı 10 (%42,7), <5 sayıda LP işlemi yapmış olanların sayısı 14 (%53,7) tür. Çalışmamızın primer sonlanım noktası başarı oranıydı. 24 ATAG birinci işlemde UKDY ile gerçekleştirdikleri LP işleminde 20 başarılı girişim sağlandı (p=0,514). İkinci işlemde 21 başarılı işlem gerçekleştirildi (p=0,692). Birinci ve ikinci işlemde diğer yöntemler ile UKDY arasında başarı açısından anlamlı bir fark saptanmadı. İkinci işlemde artan başarı oranında da istatistiksel anlamlılık bulunamadı (p=0,833). İlk giriş başarısı açısından UKDY kullanılan LP işlemlerine bakıldığında birinci işlemde 15 uygulama, ikinci işlemde 17 uygulama ilk giriş başarısı ile sonuçlandı. Her iki işlemde ilk giriş başarısı açısından istatistiksel anlamlılık saptanmadı. İkinci işlemde artan ilk giriş başarısı iki işlem arası değerlendirmeye tabi tutulduğunda istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0,166). Birinci ve ikinci işlemde de giriş sayısı daha fazla olan yöntem UKDY'ydi. Ancak istatistiki anlamlılık yoktu. İkinci işlemde girişim sayısı azalmasına rağmen birinci ve ikinci işlem karşılaştırıldığında giriş sayısındaki azalmada istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0,317). Birinci ve ikinci işlemde işlem hızı saniye olarak en yavaş olan yöntem UKDY'ydi (Median süre 177,5 e karşı 165,5). İkinci işlemde işlem hızında düşüş olmasına rağmen istatistiksel anlamlılık yoktu (p=0,308). Travmatik işlem sayısı açısından UKDY'de birinci işlemde 9, ikinci işlemde 7 travmatik LP kaydedildi. İki işlem karşılaştırıldığında travmatik işlem sayısındaki düşüş istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,034). Ancak birinci ve ikinci işlemde yöntemler arası travmatik işlem oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. UKDY kullanılan birinci işlemde 2, ikinci işlemde 1 komplikasyon gerçekleşti. Ancak diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlılık saptanmadı. Başarı oranları açısından 3 yöntem arasında istatistiki anlamlılık yoktu. İlk giriş başarısı açısından birinci işlemde istatistiksel olarak UYSY daha başarılıydı (p=0,042). Ancak iki işlem arasında fark saptanmadı. Giriş sayısı açısından UYSY'de birinci işlem sırasında daha az giriş ile başarılı işlem sağlandı (p=0,042). Ancak birinci ve ikinci işlem arasında anlamlı fark yoktu. Tüm yöntemler arasında KY en hızlı yöntemdi (p<0,005). USG kullanılan yöntemler karşılaştırıldığında UYSY daha hızlıydı (p<0,005). Travmatik işlem ve komplikasyon oranları açısından yöntemler arasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı . Uygulayıcıların kıdemli (≥1 yıl çalışma süresi) ve çömez (<1 yıl çalışma süresi) olmasına göre yöntemler arası karşılaştırma sonucunda; kıdemli asistanların birinci işlem sonucunda UYSY ile yapılan LP işlemlerde ilk giriş başarıları daha yüksektir (p=0,042). Kıdemli asistanlar KY ile birinci LP işlemini daha az giriş sayısı ile başarılı olarak gerçekleştirmişlerdir (p=0,042). Medyan işlem hızına bakıldığında ise hem KY'de (p<0,005) hem UYSY'de (p<0,005) kıdemli asistanlar LP işlemini daha hızlı gerçekleştirmişlerdir. Ayrıca ikinci işlemde anlamlı ölçüde KY ve UYSY'de işlemlerini daha hızlı yapmışlardır (p<0,005). Çalışma sonrası uygulanan anket sonuçlarına göre çalışmaya katılan ATAG çalışma öncesi verilen LP ve USG eğitimin faydalı buldu ve eğitim aldıktan sonra ve LPM üzerinde çalışmayı gerçekleştirdikten sonra LP işlemi açısından özgüvenlerinin arttığını belirttiler. Sonuç: LP işlemi sırasında kullanılan üç yöntemden UKDY ile yapılan işlemlerde KY ve UYSY ile yapılan işlemlere göre başarı oranı, ilk giriş başarısı, giriş sayısı, işlem hızı, travmatik işlem oranı ve komplikasyon oranı açısından istatistiksel bir fark saptanmadı. Ancak elde ettiğimiz verilerden yaptığımız çıkarımda LP işlemi sırasında gerçek zamanlı USG kullanımı zor ve zaman alan bir yöntemdir. Bu nedenle acil servis gibi hızlı ve doğru tanı ve tedavinin gerektiği bir klinikte bu kadar zaman alan ve uygulaması zor bir tekniği olan yöntemi önermiyoruz. İleride bu konu ile ilgili yapılacak daha kapsamlı ve örneklem sayısı daha büyük çalışmalar ile tekniğin geliştirilebileceğini ve istatistiksel olarak daha güçlü sonuçlar çıkarılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: LP, konvansiyonel yöntem, statik ultrason, dinamik ultrason, simülasyon , lomber ponksiyon modeli

BenzetimEnjeksiyonlarOsteoartrit+3
Şefik Meriç Uysal
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde intramediastinum testis enjeksiyon tekniği ve kimyasal kastrasyon

Çalışma, köpeklerde formol ve kalsiyum klorürün (CaCl2) intramediastinum testise enjeksiyonunun sperma kalitesi, testiküler ölçüler, testosteron seviyesi ve histopatolojik değişiklikler üzerine etkisinin belirlenmesi, intramediastinum enjeksiyon tekniğinin kimyasal kastrasyonda kullanılabilirliği ve başarısını incelemek amacıyla yürütüldü. Dölverimi problemi olmayan, 18 erkek köpek kullanıldı. Köpekler kontrol (n=6), formol (n=6), CaCl2 (n=6) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna serum fizyolojik, formol grubuna %5'lik formol ve CaCl2 grubuna ise %50'lik CaCl2 solüsyonlarından 0.5 ml ultrason eşliğinde mediastinum testise uygulandı. Çalışma gruplarında 0. 22. ve 44. günlerde fiziksel ve USG testiküler ölçümler, spermatolojik özellikler ve testosteron konsantrasyonları belirlendi. Köpekler 45. günde kastre edildi ve testisler histopatolojik incelemeler için laboratuvara gönderildi. Çalışmada, 0. günde spermatolojik özellikler bakımından farklılık gözlenmedi. 22. günde, kontrol grubuna göre formol ve kalsiyum klorür gruplarında spermanın motilitesi ve yoğunluğunun azaldığı (p>0.05), ölü ve anormal spermatozoon oranlarının ise yükseldiği (p<0.05) gözlendi. Ayrıca, CaCl2 grubunda en yüksek anormal spermatozoon oranı tespit edildi. 44. gün spermatolojik muayenelerde, kalsiyum klorür grubundaki köpeklerden sperma alınamadı, kontrol ve formol grupları arasında ise farklılıkların önemli olduğu saptandı (p<0.05). Araştırma gruplarında 0. ve 22. günlerde testiküler ölçümler açısından farklılık bulunmadı. Sadece 44. günde CaCl2 da elde edilen fiziksel testis çapının formol grubundan farklı olduğu saptandı (p<0.05). Gruplarda testosteron konsantrasyonları değerlendirildiğinde, sadece 44. günde CaCl2 grubu ile kontrol ve formol grupları arasında farklılık gözlendi (p<0.05). Histopatolojik değerlendirmelerde, formol grubunun testis dokusunda orta şiddetlerde dejeneratif değişiklikler, seminifer tübüllerde epitel hücre döküntüleri, bazal membranlarında düzensizlikler, tübülusların bir kısmının kollabe olduğu bir kısmınında ise lümene dökülmüş, dejenere ve sağlam hücrelerle birlikte çok çekirdekli dev hücrelerinin bulunduğu saptandı. CaCl2 grubu testis dokularında benzer histopatolojik değişikliklere ilave olarak seminifer tübüllerde çok az sayıda spermatagonia ve sertoli hücreleri ile döşeli olduğu, lümenlerinin ise hemen hemen boş olduğu görüldü. Sonuç olarak, köpeklerde 0.5 ml formol ve CaCl2'nin intramediastinal uygulanmasının sperma kalitesini düşürmesi ve testis dokusunda önemli histopatolojik değişiklikler oluşturması, yöntemin cerrahi kastrasyona alternatif olarak üremenin kontrolünde kullanılabileceği kanaatine varıldı.

EnjeksiyonlarKalsiyum klorürKastrasyon+4
Zehra Coşkun
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Non-steroid anti-inflamatuar ilaç enjeksiyonu sonrası siyatik sinir hasarı

Amaç: Çalışmadaki amacımız non-steroid anti-inflamatuar analjezik olan diklofenak sodyumun siyatik sinir hasarı sonrasında total antioksidan status (TAS), total oksidanstatus (TOS) ve Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) değerlerini araştırmak, siyatik sinir üzerindeki histopatolojik değişiklikleri incelemek ve alınabilecek sonuçlar ile tedavide önemli değişiklikler yapmaya olanak sağlamaktır. Yöntemler: Hayvanların ortama adaptasyonları için 1 hafta öncesinden deney ortamına yerleştirilmeleri, isteğe göre musluk suyu verilerek, 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlıkta, yaklaşık %55 nemli ortamda 20-22 santigrad derecede standart rat yemi ile beslenmeleri sağlandı. Çalışma kontrol, sham, travma, izotonik sıvı ve diklofenak sodyum olarak 5 ana gruba ayrıldı. Sham, travma, izotonik sıvı ve diklofenak sodyum grupları 1. gün, 3. gün, 7. gün ve 14. gün olmak üzere dört alt gruba ayrıldı. Oluşabilecek fireler istatistiksel anlamlılık göz önünde bulundurularak her grup 7 rattan oluşturuldu. Kontrol grubu hariç her alt gruba prone pozisyonunda sağ taraftan povidon iyot ile antisepti sonrası osfemoralis'in hemen altından lineer insizyon ile cilt, cilt altı geçildi ve biseps femoralis künt diseksiyonu sonrasında siyatik sinire ulaşıldı. Sham gruplarına sadece cerrahi işlem yapıldı.Travma gruplarına sadece enjeksiyon hasarı yapıldı. İzotonik sıvı gruplarına siyatik sinire 0,5ml izotonik sıvı enjeksiyonu yapıldı. Diklofenak gruplarına siyatik sinire 2mg/kg/0,5ml diklofenak sodyum enjeksiyonu yapıldı. Tüm alt gruplar 1.gün, 3.gün, 7.gün ve 14.günde denekler sakrifiye edilerek kan ve sinir dokusu örneği alındı. Her gruptaki denekler günlük olarak Tarlow skalasına göre nörolojik muayene ile değerlendirildi. Sakrifikasyon için Xylasine (30mg/kg) ve ketamin hidroklorür (200mg/kg) intraperitoneal yolla kullanıldı. Bulgular: Kontrol, sham, travma, izotonik ve diklofenak grupkarı arasında biyokimyasal olarak TAS, TOS, Osi ölçümlerinde ve histopatolojik inceleme ile immün boyama bulgularında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: çalışmamızda diklofenak sodyumun nöral hasarda patohistolojik ve biyokimyasal değişikliklere ve fonksiyon kayıplara sebep olduğu tespit edilmiştir. Enjeksiyon sonrası gelişen nöropati riskini azaltmak için mümkün olduğu kadar İ.m ilaç uygulamalarından çok diğer ilaç uygulamalarının tercih edilmesi ve zorunlu ise ventrogluteal bölgenin tercih edilmesi önemlidir. Ayrıca ilaç uygulamasını yapan yardımcı sağlık çalışanın bu konuda eğitilmesi ve kişisel anatomik varyasyonların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir Anahtar kelimeler: Enjeksiyon nöropatisi, diklofenak sodum, siyatik sinir

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidDiklofenak sodyumEnjeksiyonlar+3
Ali Maksut Aykut
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan kadınların tedavisinde lokal otolog trombositten zengin plazma (PRP) enjeksiyonunun etkinliği

Amaç: Calışmamızda 20 yaş üstü SÜİ olan kadınlarda cerrahi tedaviye alternatif olarak periüretral otolog PRP etkinliğini görmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ürodinami ile belirlenen SUİ ve Stres ağırlıklı Mikst İnkontinans tanısı alan 36 hasta katıldı. Hastalara başlangıçta ve 1. ay sonunda Cence marka PRP için özel üretilen tüp ile implacer yardımıyla periüretral enjeksiyonu uygulandı. Hastalara başlangıç, 1. ay uygulama ve 3. ay kontrol sonrası Üİ değerlendirme ve yaşam kalite anketleri ( ICIQ-SF , UDİ-6 , IIQ-7) ve Öksürük Stres testi (ÖST) uygulanarak tedavinin etkinliği kontrol edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastalara uygulanan yaşam kalite anketlerinden ICIQ-SF anketinde 0 dan 21 e doğru semptomların etkilerinin artışını gösteren puanlamada preop ortalama puan 15.36±3.53 ten 3. ay sonunda 10.53±3.52 ye gerilemiştir (p<0,001). İrritatif semptomlar, stres semptomlar, obstrüktif / rahatsız edici ya da işeme güçlüğü oluşturan semptomları gösteren 0-18 arası puanlamanın olduğu UDİ-6 anketinin başlangıç değerinin 11,33±3,64 ten 3. ay sonunda 8.25±3.34 düştüğü gözlenmiştir (p<0,001). Fiziksel ve sosyal olarak 0 dan 21 e doğru kötüleşme etkilerinin gösterildiği IIQ-7 testinde preop 12.50±4.95 ten 8.94±4.34 e azalma izlenerek tüm anketlerde işlem öncesine göre anlamlı düzelme tespit edilmiştir.(p< 0,001). ÖST başlangıçta pozitif olan 35 hastanın 3. ay kontrol sonunda 14 tanesi negatif (%40) olup anlamlı farklılık tespit edildi.(p< 0,001). Sonuç: SÜİ inkontinans tedavisinde PRP uygulamasının invaziv cerrahiye alternatif olabileceği görülmüştür. PRP uygun maliyeti, kısa uygulama süresi, az yan etki profiliyle uygun bir tedavi gibi görünmekle beraber daha fazla hasta ve daha uzun süreli çalışma gereksinimi bulunmaktadır Anahtar kelimeler: Stres Üriner İnkontinans , PRP , periüretral enjeksiyon

EnjeksiyonlarKadınlarTrombositten zengin plazma+2
Semih Sezgin
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarının tedaviye uyumu ile insülin uygulama becerileri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Tip 2 Diyabet hastalarının tedaviye uyumu ile insülin uygulama becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi Bu çalışma, Tip 2 Diyabet hastalarının tedaviye uyumu ile insülin uygulama becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma İzmir'de bir Devlet Hastanesinde 01.10.2020-01.10.2021 tarihleri arasında ilişki arayıcı tanımlayıcı araştırma tasarımı kullanılarak yapıldı. Çalışmada örnek hacminin belirlenmesi için G Power 3.1 paket programı kullanılarak testin gücü 0.95'i sağlayacak şekilde örnek hacmi 174 kişi olarak belirlendi. Araştırmada veri toplama aracı olarak Hasta Tanılama Formu, Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği ve İnsülin Enjeksiyonu Beceri Gözlem Formu kullanıldı. Araştırmanın verilerinin istatistiksel analizinde; betimsel istatistikler, Kolmogorov Simirnov normallik testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis Varyans analizi ve Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bu çalışmadaki katılımcıların %55.2'si (n=96) kadın, %38.5'i (n=67) 51-60 yaş aralığında, %41.4'ü (n=72) 11-20 yıldır diyabet hastası ve hastalarının tamamı insülin tedavisi uygulamaktadır. Hastaların Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Uyum Ölçeği puan ortalamaları 77.24±10.84, İnsülin Enjeksiyonu Beceri Gözlem Formu puan ortalamaları ise 52.22± 6.58'dir. Hastaların cinsiyet, insülin kullanma süresi ile Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Uyum Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü. Hastaların yaş, diyabet hastalığı süresi ile İnsülin Enjeksiyonu Beceri Gözlem Formu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlendi. Bu çalışmada hastaların Tip 2 Diyabet hastalarının tedavisine uyumlarının orta düzeyde olduğu ve hastaların Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçek puanları ile İnsülin Enjeksiyonu Beceri Gözlem Formu puanları arasında negatif yönde anlamlı derecede bir ilişki olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet, Tedaviye Uyum, İnsülin uygulama becerisi

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Enjeksiyonlar+2
Gülden Kandemir Polat
Muğla Sıtkı Kocman University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı benzotiyazol türevi bileşiklerin streptozotosin ile deneysel alzheimer modeli oluşturulmuş sıçanlara ait öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında, yeni sentezlenmiş beş adet benzotiyazol türevinin, intraserebroventriküler streptozotosin (STZ) enjeksiyonu ile deneysel Alzheimer modeli (DAM) oluşturulmuş olan sıçanların öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır.Etkileri test edilecek olan bileşikler, Alzheimer hastalığı'nı (AH) tedavi edici etkileri kanıtlanmış olan donepezil, FK960 ve sabeluzol adlı bileşiklerin fonksiyonel gruplarından hareketle sentezlenmiştir.1 mg,kg-1, 5 mg,kg-1 ve 10 mg,kg-1 dozlarında test edilen bileşiklerin, DAM oluşturulmuş sıçanların öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkilerini araştırmak üzere, yükseltilmiş artı labirent, Morris su tankı ve aktif öğrenme testleri uygulanmıştır. Bileşiklerin sıçanların spontan lokomotor aktiviteleri ve anksiyete düzeyleri üzerine etki gösterip göstermediklerini araştırmak üzere ise aktivite kafesi deneyleri yapılmıştır.Bu araştırmanın sonucunda, farmakolojik aktiviteleri incelenen beş benzotiyazol türevi bileşiğin dördünün, DAM oluşumuna bağlı olarak sıçanlarda ortaya çıkan öğrenme ve bellek bozukluklarına ilişkin parametreleri düzelttiği, serideki etkin bileşiklerin referans ilaç olarak kullanılan donepezile yakın düzeyde etki gösterdiği ortaya konulmuştur.Bileşiklerin yapı-etki ilişkileri incelendiğinde, kimyasal yapılarında fenil yerine, benzil grubu içeren bileşiklerin daha aktif oldukları saptanmıştır. Diğer yandan, bileşiklerin lipofiliteleri yükseldikçe, öğrenme ve bellek parametreleri üzerine gösterdikleri aktivitelerin de arttığı belirlenmiştir. Bu sonuç, lipofilitesi yüksek olan bileşiklerin santral sinir sisitemine girişlerinin daha fazla olması ile ilişkilendirilmiştir.Bu araştırmada elde edilen bulguların, AH'na bağlı öğrenme ve bellek bozukluklarını düzeltme potansiyeline sahip kimyasalların sentezine yeni bir ışık tutacağına ve henüz radikal bir tedavisi olmayan AH'nı tedavisi etmek üzere hızla devam eden ilaç geliştirme çalışmalarına katkıda bulunacağına inanılmaktadır.

Aktif öğrenmeAlzheimer hastalığıBenzotiyazoller+6
Ümide Demir Özkay
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Hematoloji ve onkoloji günübirlik tanı-tedavi merkezine başvuran 4-6 yaş grubu çocuklara intravenöz girişim sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve fizyolojik göstergeler üzerine etkisinin belirlenmesi

ÖZET Demir,İH.(2018).Hematoloji ve onkoloji günübirlik tanı-tedavi merkezine başvuran 4-6 yaş grubu çocuklara intravenöz girişim sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve fizyolojik göstergeler üzerine etkisinin belirlenmesi,Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Giriş: Tanı ve tedaviye yönelik yapılacak tıbbı işlemlerden en çok çocuklar olumsuz etkilenmektedir. Özellikle venöz katater takılması ve venöz kan alma uygulamaları, çocuğa en çok ağrı veren ve korkutan işlemlerdir.Bu işlemler çok kısa sürmesine ve çok ağrılı olmamasına rağmen çocukların farklı ortamda bulunmaları ve işleme yönelik bilgilerinin olmaması anksiyete ve ağrıdüzeylerinin artırmasına neden olmakta ve çocuklar hem emosyonel hem fizyolojik birçok sorunlar yaşamaktadırlar. Amaç: Hematoloji ve onkoloji günübirlik tanı-tedavi merkezine başvuran 4-6 yaş grubu çocuklara intravenöz girişim sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve fizyolojik göstergeler ( nabız, oksijen saturasyonu ) üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlanarak, uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem:Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir devlet hastanesininhematoloji-onkoloji tanı-tedavi birimine gelen, 4-6 yaş arası çocuklardan Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında salı ve cuma günleri başvuran 52 çocuk oluşturmuştur ve çocuklar her bir gruba ( deney grubu ve kontrol grubu) geliş sırasına göre randomize olarak atanmıştır.İşlem öncesi ve işlem uygulanırken ki 5.dakikada deney grubundaki çocuklara pentatonik müzik dinletilmiş ve kontrol grubu rutin uygulamaya bırakılmıştır. Verilerin toplanmasında, işlem öncesinde araştırmacı tarafından hazırlanan4-6 yaş grubu çocuk hastaları ve aileleri tanıtıcı bilgi formu, işlem öncesi ve sırasında FLACC Ağrı Ölçeği uygulanmış ve fizyolojik parametreler ölçülmüş, işlem öncesi ve sonrasında ise Venham Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır.Veriler; SPSS 23.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilkinson, , Man Whitney-U , Wilcoxon test ve bağımsız t test kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular:Araştırma sonucunda; deney grubu ve kontrol grubundaki çocukların tanıtıcı özellikleri arasında istatiksel fark olmadığı saptanırken, ebeveynlerin tanıtıcı özelliklerinden babanın yaşı ve anne eğitim durumu dışında kalan diğer özellikler açısından aralarında istatiksel olarak fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Deney grubunun nabız değeri invaziv işlem uygulansa bile müziğin etkisi ile düştüğü, kontrol grubunun nabız değeri sıra ortalamasının yükseldiği ve istatiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür(p<0.05).Deney grubunun saturasyon değerleri sıra ortalamasının arttığı, kontrol grubunun ise düştüğü bulunmuştur ve hem grup içi hem de gruplar arası değişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05).Deney grubunun ağrı puanı sıra ortalamasının kontrol grubuna göre müziğin etkisi ile işlem sırasında düştüğü, kontrol grubunun ağrı puan sıra ortalamasının arttığı ve aralarında istatiksel olarak farkın olduğu görülmüştür( p<0.05). Anksiyete puanı sıra ortalamalarına göre deney grubunun işlem sırasındaki anksiyete puanı sıra ortalaması kontrol grubuna göre müziğin etkisiyle düştüğü, kontrol grubunun anksiyete puanı sıra ortalamasının arttığı ve aralarında istatiksel olarak farkın olduğu görülmüştür( p<0.05). Sonuç ve öneriler: Ağrılı tıbbi işlemler öncesi ve sırasında müzik (pentatonik müzik) dinletilerek çocukların dikkatinin başka yöne çekilmesi; işleme bağlı ağrıyı ve anksiyeteyi azalttığı, fizyolojik parametrelerdeki değişimi düzenlediği (nabzı düşürdüğü) görülmüştür. Pentatonik müziğin, çocuk servislerinde etkisinin anlatılması ve özellikle invaziv girişimlerde kullanımının yaygınlaştırması,farklı yaş gruplarında fazla sayıda örneklemin olduğu çalışmalarda etkinliğinin araştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, dikkati başka yöne çekme, pentatonik müzik

AnksiyeteAyaktan tedaviAğrı+6
İlknur Demir Hatkenli
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Keçilere karprofenin ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetiğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlardan karprofenin keçilere ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetik parametrelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada deneme hayvan materyali olarak canlı ağırlıkları 33-38 kg, yaşları 12-14 aylık toplam 15 baş sağlıklı Alphin ırkı keçi kullanıldı. Keçiler ortalama canlı ağırlıkları dengeli olacak şekilde her biri 5 hayvan içeren ağız (Grup I), damar içi (Grup II) ve deri altı (Grup III) olmak üzere üç guruba ayrılarak ayrı bölmelere konuldu. Hayvanlara 1,4 mg/kg dozda karprofen ağız, damariçi ve derialtı yolla uygulandı. İlaç uygulanmadan önce ve ilaç uygulamasını takiben 2. dk ile 120. saatler arasında Vena jugularis'ten kan örnekleri (5 ml) heparinli tüplere alındı. Alınan örneklerde karprofen miktarı yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile belirlendi. Çalışma süresince ilaç kaynaklı hayvanlarda herhangi bir yan etki gözlenmedi. Uygulama sonrası 120. saate kadar plazmada ilaç tespit edildi. İlacın doruk plazma yoğunluğu damariçi uygulamada (11,92±0,76 µg/ml) derialtı (4,11±1,51 µg/ml) ve ağız yolu ile uygulamaya göre (3,71±0,26 µg/ml) istatiksel olarak daha yüksek bulundu. Doruk plazma yoğunluğuna ulaşma zamanının ise derialtı uygulamada (5,00±2,45 saat), ağız yolu ile uygulamaya göre (7,00±1,22 saat) daha kısa olduğu tespit edildi. Yarılanma ömrü ağız yolu ile uygulamada (27,43±1,78 saat), deri altı (33,93±7,48 saat) ve damariçi yol (30,99±2,00 saat) ile uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa bulundu. Ortalama kalış süresi damar içi uygulamada (34,54±1,35 saat) ağız (37,09±3,85 saat) ve deri altı (39,71±1.34) uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada keçilerde farklı yollarla uygulanan karprofenin biyoyararlanımı deri altı yol ile uygulamada daha yüksek tespit edildi. İlaçla en kısa sürede en yüksek plazma yoğunluğu elde edilmek isteniyorsa damar içi, derialtı ve ağız yolu sıralamasına göre uygun olan tercih edilebilir.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidEnjeksiyonlarEnjeksiyonlar-deri altı+5
Mustafa Özsemerci
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vezikoüreteral reflülü çocuklarda subüreterik enjeksiyon öncesi ultrasonografi ile ölçülen subüreterik tünel uzunluğu, mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapının tedavi başarısı ile ilişkisi

Primer vezikoüreteral reflülü (VUR) çocuklarda subüreterik enjeksiyon tedavisi öncesi ultrasonografi (USG) ile ölçülen subüreterik tünel uzunluğu (detrüsör giriş-orifis mesafesi), mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapının tedavi başarısı ile ilişkisini değerlendirmek amaçlandı. Çalışmamıza bu amaç doğrultusunda 2020-2022 yıllarında primer VUR nedeniyle subüreterik enjeksiyon yapılan 1-16 yaş arasında 35 hasta (53 renal ünite) dahil edildi. Veriler prospektif olarak toplanıp değerlendirildi. Hastalara ameliyat öncesi yapılan USG ile üreter orifisi konumundaki mesanenin duvar kalınlığı, subüreterik tünel uzunluğu ve üreter distal çapı ''mm'' olarak ölçüldü ve kaydedildi. Aynı zamanda yaş, cinsiyet, VUR derecesi, taraf, hidronefroz derecesi, başvuru şikayeti, mesane-bağırsak disfonksiyonu, renal skar bulguları kaydedildi. Bu verilerin tedavi başarısı üzerine etkisi değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 6,83 ± 3,84 yıl olarak hesaplandı. Hastaların 32' si kız (%91,4), 3'ü erkekti (%8,6). Hastaların 6' sında (%17,1) reflü sağ tarafta iken, 11' inde sol (%31,4), 18' inde (%51,4) bilateraldi. Sağda en sık grade 3 (%25,7), solda ise grade 4 reflü (%34,3) izlendi. Ameliyatın genel başarısı %79 (n=42/53) olarak hesaplandı. Başarısız ve başarılı gruplar yaş, cinsiyet, VUR derecesi, taraf, bilateralite, hidronefroz derecesi, başvuru şikayeti, mesane-bağırsak disfonksiyonu, mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapı açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmadı (p0,05). Başarılı grupta 16 hastada (%38,1) renal skar, başarısız grupta 10 hastada (%90,9) renal skar mevcuttu. Başarılı ve başarısız gruplar arasında renal skar varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=0,002). Başarısız olan grupta detrüsör orifis mesafesi ortalama 7,32 ± 3,15 mm, başarılı olan grupta ise 10,64 ± 3,78 mm olarak ölçülmüştür. Her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır (p=0,004). Detrüsör orifis mesafesinin üreter distal çapına oranına (D/Ü oranı) bakıldığında başarısız olan grupta ortalama 1,37±0,45 olarak hesaplanmış iken başarılı olan grupta 2,12±0,83 olarak hesaplanmıştır. Başarısız olan grupta bu oranın başarılı olan gruba göre anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür (p=0,006). Detrüsör orifis giriş mesafesi <7,4 mm olanlarda başarısızlık ihtimali %81,82 (%95 CI=48,2-97,7), bu değerin üstünde olanlar için başarı ihtimali %80,95 (%95 CI=65,9-91,4) olarak tahmin edilmiştir. VUR' un endoskopik enjeksiyon tedavisinin başarısını öngörme, hastanın ebeveynlerinin bu doğrultuda bilgilendirilmesi ve uygun tedavi yöntemine karar verilebilmesi açısından USG ile ölçülen detrüsör orifis mesafesi ve D/Ü oranı güvenilir parametrelerdir. Anahtar Kelimeler: vezikoüreteral reflü, subüreterik tünel, endoskopik enjeksiyon

EndoskopiEnjeksiyonlarMesane+4
Mehmet Öztürk
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sprey topikal anestezinin radial arter kan gazı alınırken oluşan ağrıya etkisi

Giriş ve Amaç: Arter kan gazı acil servislerde hastaların tanı ve tedavi sürecinde sık başvurulan bir laboratuvar testidir. Ancak bu işlem diğer vasküler işlemlere göre daha ağrılı bir işlem olduğu bilinmektedir. Biz çalışmamızda radial arterden kan gazı alınırken oluşacak ağrının azaltılmasında %10 lidokain topikal sprey lokal anestezik ile plaseboyu karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma Aralık 2018 - Eylül 2019 tarihleri arasında 3. basamak bir acil servise başvuran arter kan gazı alınma endikasyonu bulunan hastalarda yapıldı. Çalışma tek merkezli prospektif, randomize, kontrollü, çift kör olarak planlandı. Araştırmaya alınacak hastaların önce demografik bilgileri (hasta no, yaş, cinsiyet), acile başvuru şikayeti, ek hastalıkları ve daha önce radial bölgeden arter kan gazı alınıp alınmadığı sorularak kaydedildi. Randomizasyon başka bir acil tıp asistanı tarafından muhafaza edilen zarf içine yazılı kâğıtlardan hastaya özel çekmesi ve solüsyon şişelerini uygulayıcıya verilmesi ile sağlandı. Uygulama tek kişi tarafından yapıldı. Lidokain uygulanan gruba radial arter bölgesine %10 lidokain topikal sprey anestezi 5 cm uzaktan 6 kez püskürtme şeklinde uygulandı. Etanol içeren plasebo grubuna ise aynı şekilde uygulandı. Uygulamadan sonra 5 dakika beklendi ve arter kan gazı alınma işlemi gerçekleştirildi. İşlem sırasındaki görsel analog skala (VAS0) ve işlemden 5 dakika sonraki görsel analog skala (VAS5) hasta tarafından işaretlendi. 13 mm 'lik fark anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 70 hasta dahil edildi. Üç hastadan tek seferde kan gazı alınamadığı için çalışma dışı bırakıldı. 34 hasta tedavi grubuna 33 hasta ise plasebo grubuna alındı. Hastaların yaş dağılımı plasebo grubunda ortalama 57±17 yıl lidokain uygulanan grupta ise; 56±17 yıl olarak saptandı (p=0,831). Plasebo grubunda VAS0 ortalama değeri 41 mm olarak saptandı. Lidoakin uygulanan grupta VAS0 ortalama değeri 28 mm olarak saptandı. İki grup arasındaki VAS0 ortalama değerleri arasındaki fark 13 mm olarak saptandı. Hastaların plasebo ve lidokain uygulanan grupları arasındaki VAS0 değerleri arasında anlamlı fark saptandı (p=0,011). Plasebo grubun VAS5 ortalama değeri 11 mm olarak, lidokain uygulanan grubun VAS5 ortalama değeri 9 mm olarak saptandı. Hastaların plasebo ile lidokain uygulanan gruplar arasındaki VAS5 değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,117). Plasebo grubundaki hastalar "Tarafınıza yapılan işlemin bir sonraki sefere tekrar uygulanmasını ister misiniz" sorusuna %33,3 (n=11) oranında evet cevabını verirken lidokain uygulanan gruptakiler ise %76,5 (n=26) oranında evet cevabı vermişlerdir. Sonuç: Arter kan gazı alımı sırasında sprey topikal anestezi kullanımının işlem sırasında oluşan ağrıyı hem klinik olarak hem de istatiksel olarak anlamlı derecede azalttığını görüldü. İşlemden 5 dakika sonraki ağrıda plasebo ve lidokain uygulananlar arasında anlamlı bir fark görülmedi. Sprey topikal anestezi uygulanan hastaların büyük çoğunluğu bir sonraki radial arter kan gazı işleminde aynı işlemin tekrar uygulanmasını istediklerini belirttiler. Arter kan gazı alımı öncesinde sprey topikal anestezi, işlem sırasındaki ağrıyı azaltmak için ön tedavi olarak kullanılabilir.

AnesteziAğrıEnjeksiyonlar+5
İsmail Ufuk Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00

Related subjects