Enjeksiyonlar
70 theses under this subject heading
Keçilere karprofenin ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetiğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlardan karprofenin keçilere ağız, damariçi ve derialtı yol ile uygulanmasını takiben farmakokinetik parametrelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada deneme hayvan materyali olarak canlı ağırlıkları 33-38 kg, yaşları 12-14 aylık toplam 15 baş sağlıklı Alphin ırkı keçi kullanıldı. Keçiler ortalama canlı ağırlıkları dengeli olacak şekilde her biri 5 hayvan içeren ağız (Grup I), damar içi (Grup II) ve deri altı (Grup III) olmak üzere üç guruba ayrılarak ayrı bölmelere konuldu. Hayvanlara 1,4 mg/kg dozda karprofen ağız, damariçi ve derialtı yolla uygulandı. İlaç uygulanmadan önce ve ilaç uygulamasını takiben 2. dk ile 120. saatler arasında Vena jugularis'ten kan örnekleri (5 ml) heparinli tüplere alındı. Alınan örneklerde karprofen miktarı yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile belirlendi. Çalışma süresince ilaç kaynaklı hayvanlarda herhangi bir yan etki gözlenmedi. Uygulama sonrası 120. saate kadar plazmada ilaç tespit edildi. İlacın doruk plazma yoğunluğu damariçi uygulamada (11,92±0,76 µg/ml) derialtı (4,11±1,51 µg/ml) ve ağız yolu ile uygulamaya göre (3,71±0,26 µg/ml) istatiksel olarak daha yüksek bulundu. Doruk plazma yoğunluğuna ulaşma zamanının ise derialtı uygulamada (5,00±2,45 saat), ağız yolu ile uygulamaya göre (7,00±1,22 saat) daha kısa olduğu tespit edildi. Yarılanma ömrü ağız yolu ile uygulamada (27,43±1,78 saat), deri altı (33,93±7,48 saat) ve damariçi yol (30,99±2,00 saat) ile uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa bulundu. Ortalama kalış süresi damar içi uygulamada (34,54±1,35 saat) ağız (37,09±3,85 saat) ve deri altı (39,71±1.34) uygulamaya göre istatiksel olarak daha kısa tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada keçilerde farklı yollarla uygulanan karprofenin biyoyararlanımı deri altı yol ile uygulamada daha yüksek tespit edildi. İlaçla en kısa sürede en yüksek plazma yoğunluğu elde edilmek isteniyorsa damar içi, derialtı ve ağız yolu sıralamasına göre uygun olan tercih edilebilir.
Vezikoüreteral reflülü çocuklarda subüreterik enjeksiyon öncesi ultrasonografi ile ölçülen subüreterik tünel uzunluğu, mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapının tedavi başarısı ile ilişkisi
Primer vezikoüreteral reflülü (VUR) çocuklarda subüreterik enjeksiyon tedavisi öncesi ultrasonografi (USG) ile ölçülen subüreterik tünel uzunluğu (detrüsör giriş-orifis mesafesi), mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapının tedavi başarısı ile ilişkisini değerlendirmek amaçlandı. Çalışmamıza bu amaç doğrultusunda 2020-2022 yıllarında primer VUR nedeniyle subüreterik enjeksiyon yapılan 1-16 yaş arasında 35 hasta (53 renal ünite) dahil edildi. Veriler prospektif olarak toplanıp değerlendirildi. Hastalara ameliyat öncesi yapılan USG ile üreter orifisi konumundaki mesanenin duvar kalınlığı, subüreterik tünel uzunluğu ve üreter distal çapı ''mm'' olarak ölçüldü ve kaydedildi. Aynı zamanda yaş, cinsiyet, VUR derecesi, taraf, hidronefroz derecesi, başvuru şikayeti, mesane-bağırsak disfonksiyonu, renal skar bulguları kaydedildi. Bu verilerin tedavi başarısı üzerine etkisi değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 6,83 ± 3,84 yıl olarak hesaplandı. Hastaların 32' si kız (%91,4), 3'ü erkekti (%8,6). Hastaların 6' sında (%17,1) reflü sağ tarafta iken, 11' inde sol (%31,4), 18' inde (%51,4) bilateraldi. Sağda en sık grade 3 (%25,7), solda ise grade 4 reflü (%34,3) izlendi. Ameliyatın genel başarısı %79 (n=42/53) olarak hesaplandı. Başarısız ve başarılı gruplar yaş, cinsiyet, VUR derecesi, taraf, bilateralite, hidronefroz derecesi, başvuru şikayeti, mesane-bağırsak disfonksiyonu, mesane duvar kalınlığı ve distal üreter çapı açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmadı (p0,05). Başarılı grupta 16 hastada (%38,1) renal skar, başarısız grupta 10 hastada (%90,9) renal skar mevcuttu. Başarılı ve başarısız gruplar arasında renal skar varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=0,002). Başarısız olan grupta detrüsör orifis mesafesi ortalama 7,32 ± 3,15 mm, başarılı olan grupta ise 10,64 ± 3,78 mm olarak ölçülmüştür. Her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır (p=0,004). Detrüsör orifis mesafesinin üreter distal çapına oranına (D/Ü oranı) bakıldığında başarısız olan grupta ortalama 1,37±0,45 olarak hesaplanmış iken başarılı olan grupta 2,12±0,83 olarak hesaplanmıştır. Başarısız olan grupta bu oranın başarılı olan gruba göre anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür (p=0,006). Detrüsör orifis giriş mesafesi <7,4 mm olanlarda başarısızlık ihtimali %81,82 (%95 CI=48,2-97,7), bu değerin üstünde olanlar için başarı ihtimali %80,95 (%95 CI=65,9-91,4) olarak tahmin edilmiştir. VUR' un endoskopik enjeksiyon tedavisinin başarısını öngörme, hastanın ebeveynlerinin bu doğrultuda bilgilendirilmesi ve uygun tedavi yöntemine karar verilebilmesi açısından USG ile ölçülen detrüsör orifis mesafesi ve D/Ü oranı güvenilir parametrelerdir. Anahtar Kelimeler: vezikoüreteral reflü, subüreterik tünel, endoskopik enjeksiyon
Basit kemik kistinde lokal steroid enjeksiyonlarının sonuçları
Amaç: Basit kemik kistlerinde kist içine steroid enjeksiyonu basit tedavi seçeneklerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, basit kemik kisti tedavisinde lokal steroid enjeksiyonu sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışma planı: Basit kemik kisti saptanan 17 hasta (11 erkek, 6 kız ; ort. yaş 12.4; dağılım 2-39) iki iğne tekniği kullanılarak kist içine metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonuyla tedavi edildi. Kist altı olguda humerus proksimaline, iki olguda kalkaneusa (olgulardan biri bilateral), yedi olguda proksimal femura ve iki olguda da tibiaya yerleşmişti. Üç hastada steroid enjeksiyonu öncesinde patolojik kırık oluşmuştu. Patolojik kırığı olan bu üç hastaya metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonu kırıkları iyileştikten sonra yapıldı. Hastalara sekiz hafta arayla, herbiri 40-160 mg metilprednizolon asetat içeren en fazla dört enjeksiyon uygulandı. Hastalar enjeksiyon sonrasında birinci, üçüncü, altıncı aylarda ve birinci yılda çekilen düz grafiler ile takip edildi. İlk yıldan sonra hastalar yılda bir kez düz grafilerle takibe alındı. Hastaların ortalama takip süresi 22 ay (dağılım 3-48 ay) idi. Kist iyileşmesi Neer sınıflandırmasına göre değerlendirildi. Sonuçlar: Metilprednizolon asetat tedavisi on kistte (%55) tamamen, üç kistte (%17) rezidüel lezyonla iyileşme sağladı. Üç hasta (%17) steroide hiç yanıt vermedi; iki hastada kist tekrarladı (%11). Tamamen veya rezidüel lezyonla iyileşen hastalardaki sonuçlar tatminkar bulunurken (%72), beş hastada (%28) steroid tedavisi başarısız bulundu. Kistin tekrarladığı hastalar küretaj ve greftlemeyle veya küretaj ve sementleme ile tedavi edildi. İşlemle ilgili hiçbir hastada komplikasyon görülmedi. Çıkarımlar: Bulgularımız, basit kemik kistlerinde lokal steroid enjeksiyonunun tatmin edici sonuçlar sağladığını ve agresif tedaviler öncesinde düşük morbiditeli bu tedavinin denenebileceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Kemik kisti/ilaç tedavisi; enjeksiyon, intralezyonal; metilprednizolon/terapötik kullanım; steroid/terapötik kullanım.
İntravitreal enjeksiyon yapılan hastalarda tekrarlayan povidon iyot uygulamasının inflamatuar ve sitolojik etkisi
Amaç: Bu çalışmada tekrarlayan povidon iyot (PVI) uygulamasının intravitreal enjeksiyon yapılan hastaların gözyaşı film parametrelerine ve hayat kalitesine etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca tekrarlayan PVI maruziyetinin oküler yüzeye etkisini inflamatuar ve sitolojik açıdan değerlendirerek toksisitenin daha iyi anlaşılması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tek taraflı intravitreal enjeksiyon uygulanan yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) hastaları ile sağlıklı bireyler dahil edildi. YBMD hastalarının son 1 yılda en az 3 defa intravitreal enjeksiyon olan gözleri IVI (intravitreal injection) grubunu, enjeksiyon olmayan diğer gözleri NIVI (non- intravitreal injection) grubunu oluşturdu. Sağlıklı bireylerin çalışmaya dahil edilen tek gözleri ise kontrol grubu olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcıların oküler yüzeyi muayene sırasında gözyaşı kırılma zamanı (GKZ), Schirmer testi ve Oxford boyanma skoru ile tetkik edildi. Katılımcıların oküler yüzeye bağlı şikâyetleri oküler yüzey hastalık indeksi (OSDI) anketi ile değerlendirildi. Ayrıca konjonktival impresyon sitolojisi ve gözyaşında inflamatuar sitokin [interlökin (IL)-1β ve IL-6] analizi için de örnek alındı. Bulgular: Çalışmada 52 YBMD hastasının 104 gözü (52 IVI, 52 NIVI) ile 51 sağlıklı bireyin 51 kontrol gözü yer almıştır. IVI grubunun NIVI ve kontrol grubuna göre GKZ anlamlı derecede daha düşük (sırasıyla p=0.011, p=0.008), Oxford boyanma skoru anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır (sırasıyla p=0.011, p=0.009). Schirmer testinde ise en düşük sonuç IVI grubunda (13.85 ± 10.56 mm) izlenmiş olmakla birlikte gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p=0.161). IVI grubunun OSDI skoru (36.81 ± 19.49) kontrol grubuna (27.93 ± 15.4) göre anlamlı derecede yüksek izlenmiştir (p=0.03). NIVI grubunun OSDI skoru (29.31 ± 17.5) IVI grubuna göre daha düşük tespit edilmekle birlikte gruplar arasında istatikstiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.078). Konjonktival impresyon sitolojisi analizinde IVI grubunun NIVI ve kontrol grubuna göre Goblet hücre sayısının anlamlı derecede daha düşük (sırasıyla p=0.027, p=<0.001), Nelson evrelemesi sonucunun ise anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p=<0.001, p=<0.001). Gözyaşında sitokin analizi sonucunda IVI ve NIVI grubunun kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek IL-1β ve IL-6 seviyelerine sahip olduğu izlenmiştir (p=<0.05). Enjeksiyon sayısının ve uygulanan ilaç molekülünün ise değerlendirilen parametreler ile anlamlı bir ilişkisi tespit edilmemiştir (p=˃0.05). Sonuç: Tekrarlayan PVI uygulamasının oküler yüzey üzerine sitotoksik hasar vererek goblet hücre kaybına ve epitel hücrelerinde skuamöz metaplaziye neden olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda hastalarda gözyaşı film tabakasının stabilitesinin bozulduğu ve oküler yüzeye bağlı semptomların geliştiği saptanmıştır. Çalışmamızda sitokin analizinden elde edilen sonuçlar YBMD patogenezinde inflamatuar mekanizmaların yer aldığına işaret etmektedir. Ancak YBMD'ye bağlı gelişen bu inflamasyon nedeniyle de PVI ajanının inflamatuar etkisininin gösterilemediğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Povidon iyot, İntravitreal enjeksiyon, İmpresyon sitolojisi, Oküler yüzey, IL-1β, IL-6
Diyabetes mellituslu bireylerde insülin enjeksiyonu uygulama özelliklerinin belirlenmesi
Aim: The aim of this study was to assess the knowledge, attitudes and behaviors related to insulin administration in individuals with diabetes mellitus. Methodology: The study was conducted in Dhi_Qar Specialized Diabetes, Endocrine and Metabolism Center. It is descriptive and cross-sectional study. Data were collected from October 24, 2021- to March 10, 2022. The sample of the study consisted of 200 diabetes mellitus patients who were followed up with the diagnosis of diabetes mellitus and administered insulin with any insulin injection technique. The data were collected with the "Individual Identification Form", which includes sociodemographic characteristics and diabetes-related features, and the "Insulin Injection Application Form", which includes insulin injection applications. To collect data, questionnaires and face-to-face interviews were used. Data were analyzed with SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0. Results: Most of the participants were between the ages of 20-60 (59.0%). The majority were women (72.5%) and resided in the city of Dhi_Qar. (99.5%). 30% consisted of patients with Type 1 and 70% Type 2 diabetes mellitus. 41.5% of the participants had been using insulin for more than five years. 35.5% of them were making insulin 3-4 times a day. 59% were self-injecting insulin. When the insulin injection applications of the patients were examined, it was determined that there were wrong applications. Conclusion: In this study, it was determined that individuals with diabetes mellitus included in the sample had faulty practices in their knowledge, attitude and behavior of insulin injection application. Incorrect applications in insulin injection applications adversely affect blood glucose levels and therefore diabetes control in individuals with diabetes mellitus Recommendation: All individuals diagnosed with diabetes mellitus should receive education and counseling for diabetes to improve insulin injection technique, blood glucose control and diabetes management.
IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması
İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği
Pediatrik olgularda rokuronyum enjeksiyon ağrısının azaltılmasında rokuronyum uygulama hızı ve remifentanilin etkisi
Amaç: Çalışmamızda pediatrik olgularda yavaş ve hızlı rokuronyum enjeksiyonu öncesi uygulanan remifentanilin hemodinamik değişiklikler ve rokuronyum enjeksiyon ağrısı üzerine olan etkisinin plasebo ile karşılaştırılması hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza genel anestezi altında elektif cerrahi planalanan, yaşları 5-15 yaş arasında, ASA - grubu 120 pediatrik hasta alındı. Premedikasyon yapılmayan hastalar operasyon odasına alınıp rutin monitorize edildi. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu % 2,5 tiyopental (5 mg/kg) ile gerçekleştirildi. Ardından rokuronyum enjeksiyonu (0.6 mg/kg) yapıldı. Hastalara rokuronyum enjeksiyonu sonrasında anestezi idamesinde % 50 O2+ % 50 azot protoksit+ desfluran (% 6) başlandı. Olgular rastgele 4 gruba ayrılarak; Grup A'ya rokuronyum yavaş enjeksiyon- salin, Grup B'ye rokuronyum (0.6 mg/kg IV) yavaş enjeksiyonuremifentanil, Grup C'ye rokuronyum hızlı enjeksiyonu-salin, Grup D'ye rokuronyum hızlı enjeksiyonu-remifentanil uygulandı. Rokuronyum yavaş enjeksiyonu 1dk'da, rokuronyum hızlı enjeksiyonu 5sn'de yapıldı. Rokuronyum enjeksiyonu sırasında hastaların çekme yanıtları 0-3 puanlı çekme yanıt skoruna göre kaydedildi. Preoperatif, anestezi indüksiyonu öncesi ve sonrası, rokuronyum enjeksiyonu sonrası, entübasyon sonrası 1. ve 3.dk'da, ekstübasyon ve postoperatif dönemde SAB, DAB, KAH'ları ve O2 saturasyonu takip edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri birbirine benzerdi (p>0,05). SKB, DKB ve SpO2 ölçümleri karşılaştırıldığında dört grup arasında bir fark saptanmadı. Remifentanil yapılan gruplarda (Grup B ve D'de sırasıyla p: 0,0001;101,4±22,1, p: 0,003; 99,8±18,3), plasebo yapılan gruplara (Grup A ve C'de sırasıyla p:0,025; 107,4±21,7 , p: 0,012; 114,0±16,4) göre KAH rokuronyum enjeksiyonu sonrası 1.dk'da daha düşük bulundu. Hastaların çekme yanıt skorları incelendiğinde yanıtsızlık oranının en yüksek olduğu gruplar B (% 66,7) ve D grupları (% 70) idi. Yanıt olmayan hasta sayısı A ve C gruplarında 9 iken, remifentanil uygulanan B grubunda 20, D grubunda 21 idi. Jenarilize yani tüm vucütta olan yanıt ise en çok A (% 20, n=6) ve C (% 20, n=6) gruplarında görüldü. Sonuç: Pediyatrik olgularda rokuronyuma bağlı gelişen enjeksiyon ağrısında enjeksiyon hızının etkisinin olmadığı, rokuronyum öncesi yapılan remifentanilin ciddi hemodinamik deişikliklere yol açmaksızın enjeksiyon ağrısını enjeksiyon hızı ile ilişkisiz olarak önemli oranda azalttığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Rokuronyum, enjeksiyon ağrısı, pediyatrik hasta, hızlı enjeksiyon, yavaş enjeksiyon, remifentanil
Kendisine insülin enjeksiyonu uygulayan diyabetlilerin uygulama hataları ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
Çalışma kendisine insülin enjeksiyonu uygulayan diyabetlilerin uygulama hataları ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi'nde 9 Eylül-30 Aralık 2016 tarihleri arasında tüm dahili kliniklerde yatan ve diyaliz ünitesinde tedavi gören 110 diyabetli hasta ile gerçekleştirildi. Çalışmada veri toplamak amacıyla anket formu ve insülin uygulaması gözlem formu kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, t testi, One- Way ANOVA, korelasyon analizi ve ki-kare testi kullanıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %72,7'si kadın; %86,4'ü evli olup %42,7'si okur yazar değildir. Bireylerin %56,4'ü şişman (obez)dır. Hastaların %98,2'si bir yıldan fazla süredir kendisine enjeksiyon yapmakta; %40,9'u günde iki kez insülin enjeksiyonu uygulamakta; %80'i kullandığı kalem iğnesinin uzunluğunu bilmemekte; %49,1'i en sık karın bölgesinden enjeksiyon yapmaktadır. Hastaların %52,7'sinin enjeksiyon bölgesinde yumru/ şişlik (lipohipertrofi); %65,5'inde kanama/ morarma mevcuttur. Bireylerin %69,9'unun insülin eğitimi diyabet eğitim hemşiresi tarafından verildiği, %24,5'i en son bir yıl içinde eğitim aldığı, %70,9'unun enjeksiyon bölgelerinin hekim ya da hemşireler tarafından hiç kontrol edilmediği belirlendi. Okur yazar olmayan diyabetlilerin metabolik parametrelerinin diğerlerine göre daha yüksek olduğu saptandı (p=0, 016). İnsülin uygulamasının tüm basamaklarında hastalar tarafından farklı oranlarda hata yapıldığı belirlendi. Diyabetin tüm yönlerine ve insülin kullanıma dair kapsamlı ve düzenli bir eğitim; bireylerin hekim ve hemşireler tarafından düzenli takibi, hastaların diyabet, diyabet komplikasyonları ve insülin tedavisiyle ilgili farkındalığını artıracak, hata yapma oranlarını azaltacaktır.
İntramüsküler enjeksiyon uygulama sonrası hastaların ağrı şiddeti ve memnuniyet düzeyleri açısından dorsogluteal ve ventrogluteal bölgelerinin karşılaştırılması
Amaç: Araştırma intramüsküler enjeksiyon uygulama sonrası hastaların ağrı şiddeti ve memnuniyet düzeyleri açısından dorsogluteal ve ventrogluteal bölgelerinin karşılaştırılmasını amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Eylül-Aralık 2018 tarihleri arasında Manisa Şehir Hastanesi enjeksiyon polikliniğine sefalosporin etken maddeli antibiyotik gruplarından 2*1 gr dozuyla İM enjeksiyon yaptırmaya gelen 60 hasta oluşturmuştur. Araştırma tek gruplu yarı deneysel olarak yapılmıştır. Bulgular: DG bölgenin ağrı şiddeti puan ortalaması ort±ss=4,61±1,65, VG bölgenin ağrı şiddeti puan ortalaması ort±ss= 3,25±1,51'dir. VG bölgenin ağrı şiddeti ortalaması ile DG bölgenin ağrı şiddeti ortalaması arasında anlamlı fark bulunmuştur (t=5,900, p=0,000). Hastaların DG bölgede memnuniyet düzeyine yönelik seçeneklerde 'çok iyi' cevabı hiç alınamazken VG bölgede hastaların %21,7 si 'çok iyi' cevabını verdiği görülmüştür. Memnuniyet düzeyi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (x2=12,551, p= 0.051). Sonuçlar: VG bölgede DG bölgeye göre daha az ağrı hissedilmiştir. VG bölgeden memnun kalma düzeyi DG bölgeye göre daha fazladır. Anahtar Kelimeler: ventrogluteal bölge, dorsogluteal bölge, ağrı şiddeti, memnuniyetlik düzeyi
Hemşirelerin subkutan heparin enjeksiyon uygulamasına ilişkin bilgi ve becerilerine eğitimin etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelerin SC enjeksiyon uygulaması konusunda bilgi eksikliklerini tespit etmek ve bu yönde bilgi, becerilerini artırmak için verilen eğitimin etkinliğini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü ön test-son test düzeninde deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Afyonkarahisar ilinde bulunan bir devlet hastanesinde görev yapan (girişim grubu=21, kontrol grubu=21) 42 hemşire oluşturdu. Girişim grubuna SC enjeksiyon uygulaması konusunda eğitim verildi, kontrol grubuna bir girişim yapılmadı. Veriler üç izlem sonucunda toplandı. İzlemler iki gözlemci tarafından yapıldı. Birinci izlemde hemşirelerin SC enjeksiyon uygulamalarının bilgi önermeleri içeren soru formu, İkinci izlemde hemşirelere SC enjeksiyon uygulama hakkında verilen eğitim sonrası beceri kontrol listesi ve bilgi önermeleri içeren soru formu ve üçüncü izlemde beceri kontrol listesi ve bilgi önermelerini içeren formlar kullanıldı. Bulgular: Girişim ve kontrol grubundaki hemşirelerin eğitim öncesi (Z=-2,231, p=0,026), eğitim sonrası (Z=-5,590, p=0,000) ve eğitimden 1 ay sonrası (Z=-4,712, p=0,000) bilgi puanları ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Girişim ve kontrol grubundaki hemşirelerin eğitim zamanlarına göre bilgi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sonuç: SC enjeksiyon uygulaması konusunda eğitim alan hemşirelerin eğitim sonrasında bilgileri ve becerileri artmıştır.
Çocularda intramusküler enjeksiyon uygulanırken oluşan ağrıyı azaltmada buzzy yönteminin etkisi
Araştırma, çocuklarda intramüsküler antibiyotik enjeksiyonuuygulamaları sırasında oluşan ağrının azaltılması için titreşim ve soğuk uygulamayı aynı anda uygulayabilen Buzzy® aygıtının etkisini belirlemek ve buna bağlı olarak çocuktaki kaygıyı azaltmak amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 03 Aralık 2021 – 27 Şubat 2022 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Kliniğinin "Enjeksiyon Odasında" intramusküler uygulanacak 7-12 yaş arasındaki çocukların tümü oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise vaka seçim ölçütlerine uyan, çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 100 çocuk oluşturdu ve çocuklar herbir gruba (Kontrol=50, Uygulama=50) basit randomizasyon olarak atandı. Veriler, Bilgi Formu, Çocuklar İçin Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), Visual Analog Skala (VAS), Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği-Facial Pain Scale (FPS-R) kullanılarak elde edildi. Araştırma sonucunda; Araştırmaya alınan çocukların, yaş grupları, cinsiyet, son bir yılda enjeksiyon yapılma sıklığı, enjeksiyon korkusu olup olmadığı, ebeveyn eğitimi, ebeveyn yaşları ve ailenin gelir durumları açısından uygulama ve kontrol grupları arasında fark olmadığı (p<,05) bulundu. Kontrol grubunda yer alan hasta çocukların VAS 5. dk çocuk ortalamalarının, uygulama grubunda yer alan hasta çocukların ortalamalarına göre anlamlı daha yüksek olduğu bulundu (p=0,029; p<0,05). Yapılan analiz sonucunda ugulama grubunda yer alan hasta çocukların delta FPS-R ebeveyn bulgularının, kontrol grubunda yer alan hasta çocuklarına göre anlamlı daha düşük ortalamaya sahip oldukları bulundu (p=0,030; p<0,05).ÇDKE son test bulguları tüm hasta çocuklarda FPS-R araştırmacı 5. dk (r=0,443), VAS 5. dk çocuk (r=0,514) ve FPS-R 5. dk ebeveyn (r=0,412) bulguları ile pozitif yönlü orta düzey anlamlı bir ilişkisi olduğu bulundu (p<0,05). Yapmış olduğumuz çalışmada elde ettiğimiz verilerde, Buzzy®aygıtı uygulamasının ağrı kontolünde olumlu etkisinin bulunduğu vebunun sonucunda kaygı düzeyini azalttığısonucu elde ettik.
İrreversible pulpitisli semptomatik mandibular molarlarda intraligamenter + bukkal infiltrasyon anestezisi ile inferior alveolar sinir bloğu + bukkal infiltrasyon anestezilerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu klinik çalışmanın amacı endodontik tedavi planlanan akut semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde bukkal infiltrasyon anestezisi +intraligamenter anestezi ile inferior alveolar sinir bloğu anestezisi + bukkal infiltrasyon anestezilerinin başarısını değerlendirmektir. Bu çalışmaya, yaşları 18-65 arasında değişen, mandibular molar dişine semptomatik irreversibl pulpitis teşhisi konulmuş olan toplam 50 hasta dahil edildi. Hastalar her bir grupta toplam 25 hasta olacak şekilde randomizasyon bloklarına uyularak iki gruba ayrıldı. İASB + BI anestezi uygulama tekniklerinde sırasıyla 1.8 ml + 1 ml olmak üzere toplam yaklaşık 2,8 ml anestezik solüsyon uygulanırken, BI + ILI için sırasıyla 1 ml + 0,72 ml olmak üzere toplam yaklaşık 1,72 ml anestezik solüsyon uygulandı. Anestezi işleminden sonra kanal tedavisi için hastanın ilişkili dişine rubber dam yerleştirilerek endodontik giriş kavitesi açıldı ve kanal preparasyon işlemlerine başlandı. Hastaların endodontik tedavi aşamalarında ( tedavi başlangıcı, endodontik giriş kavitesinin açılması ve pulpa ekstirpasyonu esnasında olmak üzere) hissettikleri ağrı düzeyleri Heft-Parker VAS skalası ile belirlendi. İşlemler esnasında hiç ağrı hissetmeyen (HP-VAS oranı = 0) veya hafif düzeyde ağrı hisseden (HP-VAS oranı ≤ 54) hastalarda anestezi başarılı kabul edildi. Verilerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki Kare ve Shapiro-Wilk testi kullanıldı. VAS değerlerinin takip boyunca değişimini incelemek ve bu değişime etki eden özellikleri belirlemek için Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (Generalized Estimating Equations- GEE) yöntemi kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Araştırma sonucunda İASB + BI ve BI + ILI grupları için anestezik başarı oranları sırasıyla % 44 ve % 36 olarak tespit edildi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı. (p>0.05). Araştırma limitasyonları göz önünde bulundurularak; semptomatik irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde anestezi yöntemi olarak BI + ILI, IASB + BI anestezisine alternatif olabilir.
Dejeneratif osteoartritte polifenol bileşenlerin intraatiküler uygulanmasının kıkırdak üzerine olan etkisini gross morfolojik, radyolojik ve histolojik olarak değerlendirilmesi: Tavşan modeli
Amaç: Sızma zeytinyağında bulunan Polifenol bileşenlerinin osteoartrit oluşumunu azaltabiliceği ve kondroprotektif özellikte olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada deneysel osteoartrit oluşturulmuş olan tavşanlara intraartiküler uygulamasıyla Polifenolden zengin sızma zeytinyağının osteoartrit tedavisindeki etkilerinin araştırılması amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda her grupta 8 tavşan olmak üzere toplam 32 Yeni Zelanda beyaz ırkı tavşan kullanıldı. İlk önce rastgele olarak iki ana grup şeklinde 16 tavşanın sağ diz diğer 16 tavşanın ise sol diz MRG'ı çekildi. Tüm tavşanların ön çapraz bağları kesilerek sağ diz MRG'ı çekilen tavşanlara insizyon hattından 0.2 ml Polifenolden zengin sızma zeytinyağı, sol diz MRG'ı çekilen tavşanlara ise 0.2 ml serum fizyolojik uygulandı ve serbest dolaşıma bırakıldı. 5. haftanın sonunda her iki gruptan rastgele 8'er adet tavşan seçilerek kısa vadeli alt grup olarak MRG'ları çekildi daha sonra sakrifiye edildi. 2. haftanın sonunda polifenol uygulanan tavşan grubuna ikinci doz 0.2 ml polifenolden zengin sızma zeytinyağı uygulandı ve kontrol grubunun tavşanlarına ek tedavi verilmedi. 10. haftanın sonunda uzun vadeli grupların MRG'ı çekildi ve sakrifiye edildi. Sakrifikasyonlar sonucu elde edilen spesmenler gross morfolojik, radyolojik ve Mankin sınıflaması kullanılarak histolojik değerlendirilmesi yapıldı. Bulgular: Oluşturulmuş olan ostteoartritte kısa (5 hafta) ve uzun (10 hafta) vadede polifenol uygulanması sonrası ve kontrol grubu sonuçlarının gross morfolojik (p=0.055/p=0.0041), radyolojik (p=0.017/p=0.041) ve histolojik olarak mankin skorlaması olarak (p=0.001/ p=0.004) olarak karşılaştırılması sonucunda anlamlı farklılık saptandı. Sonuç: Çalışmamızda intraartiküler uygulanan polifenolden zengin sızma zeytinyağının eklem üzerinde osteoartritin dejeneratif etkisini azalttığı ve kondrosit rejenerasyon özelliği göstererek kondroprotektif etkisi olduğu gözlemlendi. Anahtar sözcükler: Polifenol, Osteoartrit, İntraartiküler enjeksiyon
6-12 yaş arası çocuklarda aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Araştırma 6-12 yaş arası çocuklarda aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün ağrı ve anksiyete üzerine etkisini belirmek amacı ile randomize kontrollü tipte deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi'nde Nisan 2019-Mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, yapılan güç analizi sonucu çalışmaya katılmayı kabul eden ve örneklem seçim kriterlerine uyan toplam 70 çocuk (deney grubu=35, kontrol grubu=35) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında çocuk ve ailelerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacı ile ''Kişisel Bilgi Formu'', işlem öncesi ve sonrası anksiyetelerini değerlendirmek için ''Çocuk Korku Ölçeği'' (Children's Fear Scale; CFS), işlem sonrası duyulan ağrı seviyesini değerlendirmek için ''Wong Baker Yüz İfadeleri Ağrı Derecelendirme Ölçeği-WBFPRS'' kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara aşı (tetanoz-difteri) uygulama işlemi süresince sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmiş, kontrol grubundaki çocuklara ise sadece rutin aşı (tetanoz-difteri) uygulaması yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. Uygulanan bağımsız örneklem testleri sonucunda deney ve kontrol grupları arasında Wong Baker Ölçeği ve CFS Ölçeği puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Buna göre deney grubundaki çocukların Wong Baker Ölçeği ve CFS Ölçeği puanlarının, kontrol grubundaki çocukların puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; aşı uygulaması sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izleme yönteminin, çocuklarda ağrı ve anksiyete seviyelerini azaltmada etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Aşı Enjeksiyonu, Çocuk, Dikkat Dağıtma, Hemşirelik, Sanal Gerçeklik
Çocuklarda aşı uygulaması sırasında kullanılan eksternal soğutma ve titreşimin ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı çocuklarda aşı uygulaması sırasında kullanılan eksternal soğutma ve titreşimin ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 03.9.2018-30.09.2018 tarihleri arasında Şehitkamil Toplum Sağlığı Merkezinin okul aşı günleri kapsamında DaBT-İPA aşısının rapel dozu (0.5 ml, IM) yapılacak olan ilköğretim 1. sınıf öğrencileri, öneklemini ise güç analizi ile belirlenen toplam 90 öğrenci (deney:45, kontrol:45) oluşturmuştur. Deney grubuna soğuk uygulama ve titreşim yapan bir cihaz (Buzzy®- external cold and a vibrating Device) aşı uygulamasından önce enjeksiyon alanında 30 saniye boyunca bırakıldı. Daha sonra cihaz enjeksiyon alanının yukarısına yerleştirildi ve enjeksiyon boyunca bu alanda bırakıldı. Kontrol grubundaki çocuklara ise enjeksiyon sırasında herhangi bir müdahale yapılmadı. Deney ve kontrol grubuna enjeksiyon aynı hemşire tarafından uygulandı. Araştırma verilerinin toplanmasında; Çocuk Tanıtım Formu, Wong -Baker Yüzler Ağrı Derecelendirme Skalası (WBYADS), Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk (ÇAS-D) Ölçeği kullanıldı. Çocukların işleme bağlı algıladıkları ağrı, korku ve anksiyete düzeyleri ve aşıyı uygulayan hemşirenin işleme bağlı çocuklarda gözlemledikleri ağrı ve korku düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grupları arasında çocuk WYADS, hemşire WYADS, hemşire ÇKÖ ve çocuk ÇAS-D puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0.05), çocuk ÇKÖ puanında ise istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Aşı uygulaması sırasında eksternal soğutma ve titreşim yönteminin çocukların ağrı ve anksiyetesi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Noninvaziv ve nonfarmakolojik avantaja sahip olan eksternal soğutma ve titreşim yönteminin çocukların ağrı ve anksiyete düzeylerini aşı uygulaması sırasında azalttığı için sağlık kurumlarında kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Aşı, Eksternal Soğutma ve Titreşim, Hemşirelik, Korku.
Hemodiyaliz hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle iğne girişi sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisi
Bu araştırma hemodiyaliz (HD) hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle erişim sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisini incelemek amacıyla, Eylül 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Dahil edilme kriterleri doğrultusunda hastalar müdahale (34) ve plasebo (34) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri, soru formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde %5'lik lidokainli jel (2gr), daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Araştırmacı gözetimi doğrultusunda 30 dakika süreyi dolduran hastalar hemşire tarafından hemodiyalize alındı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca, toplam bir hafta yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrıyı, VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Plasebo grubunda yer alan hastalara ise, bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde steril spanç yardımı ile serum fizyolojik daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrı şiddetini VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Araştırmadan elde edilen veriler sayı yüzde, Ki-kare, T testi, tekrarlı ölçümlerde varyans testleri ile analiz edildi. Müdahale grubundaki hastaların lidokainli jel uygulaması öncesi 4,50±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, lidokainli jel uyguladıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 3,52±2,67'ye, ikinci HD seansı sonrasında 3,41±2,67'ye düştüğü ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,55±2,31'e yükseldiği saptandı (p>0.05). Plasebo grubundaki hastaların serum fizyolojik uygulaması öncesi 4,47±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, serum fizyolojik uygulandıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 4,32±3,14'e, ikinci HD seansı sonrasında 4,17±2,70'a ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,88±2,79'a düştüğü saptandı (p>0.05). Plasebo ve jel uygulanan hastaların dört tekrarlı ölçüm sonucunda ağrı puan ortalamalarında fark olmadığı görüldü (p>0.05). Anahtar sözcükler: Ağrı, Arteriyovenöz Fistül, Hemodiyaliz, Hemşirelik, Lidokainli Jel
Subakromial sıkışma sendromu tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin etkinliğinin karşılaştırılması
ÖZET Çalışmamızın amacı subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) tanılı hastaların tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkinliğini incelemek ve bu etkinlikleri birbirleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmaya SSS evre 2 tanısı konan 90 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek üç gruba ayrıldı. Birinci grubta etkilenen omuzun subakromial aralığına PRP enjeksiyonu, ikinci grupta subakromial aralığa kortikosteroid enjeksiyonu, üçüncü gruba haftada 5 kez 10 seans fizik tedavi (TENS+ultrason+sıcak paket) uygulandı. Tüm gruplara toplam 8 haftalık eklem hareket açıklığı, sarkaç (codman), germe ve izotonik güçlendirme egzersizleri uygulandı. Hastaların istirahat ve hareketle oluşan omuz ağrısı visüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durum değerlendirmek için; Omuz Özürlülük Sorgulaması (OÖS), Quick Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Score (Kısa DASH), The University of California and Los Angeles Rating Score (UCLA) testleri kullanıldı. Genel yaşam kalitesi, jenerik bir ölçek olan Short form 36 (SF-36) ile yapıldı. Çalışmamızın sonunda üç gruptaki hastaların hepsinde tedavi öncesine göre tüm skorlarda iyileşme sağlandı. Grupların kendi aralarındaki karşılaştırmalarında 8. hafta Kısa DASH, UCLA, hareket VAS, SF-36 ağrı alt grup skorunda PRP enjeksiyon tedavisi kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedaviye göre daha üstündü. Sonuç olarak subakromiyal PRP enjeksiyonu, subakromiyal steroid enjeksiyonu ve fizik tedavi modalitelerinin her üçünün de SSS tedavisinde etkili olduğu ve tedavi sonrası iyilik halinin 3. ve 8. hafta da devam ettiği görüldü. Buna karşılık ucuz, noninvaziv, yan etkisi olmayan fizik tedavi ve egzersizin SSS tedavisinde öncelikli tercih edilebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. ANAHTAR KELİMELER, Subakromial sıkışma sendromu, plateletten zengin plazma enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu, fizik tedavi, egzersiz
Hemşirelerin kas içi enjeksiyon uygulamalarında kullanılan "Z tekniği"ne ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın temel amacı, hemşirelerin kas içi enjeksiyon uygulamalarında kullanılan Z tekniğine yönelik görüşlerinin ve kullanımını engelleyen faktörlerin belirlenmesidir. Belirtilen amacın gerçekleştirilmesi için fenomenolojik desende niteliksel bir araştırma yapılmış ve örneklem seçiminde amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini çalışmaya gönüllü olarak katılan Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde en az bir yıl süre ile çalışan 38 hemşire oluşturmuştur. Araştırma kurum ve etik kurul izinlerinin alınmasıyla birlikte 2016-2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri yüzyüze görüşme tekniğinin kullanıldığı yarı yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşme ile toplanmıştır. Görüşme kayıtları araştırmacı tarafından deşifre edilmiş ve görüşmeler neticesinde 528 sayfalık veri elde edilmiştir. Söz konusu verilerin çözümlenmesinde nitel veri analizi yöntemlerinden içerik analizi ve nitel veri analizi programlarından NVivo 11 programı kullanılarak kodlanmıştır. Görüşmenin içerik analizi sonucunda kişisel deneyimlere ilişkin görüşler, kullanımı etkileyen faktörler, meslektaşlara ilişkin görüşler, Z tekniğinin uygulandığı hastalıklar, ilaçlar ve yaygınlaşmaya ilişkin öneriler olmak üzere yedi (7) tema belirlenmiştir. Görüşme verileri bu temalar ve alt temalar altında kurum, sağlık çalışanı, eğitim ve hasta açısından değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşireler Z tekniği kullanımını olumlu yönde etkileyen en önemli faktörler olarak sızıntıyı önleme, doz kaybı yaşamama ve daha az ağrı deneyimleme; engeller olarak alışkın olunan teknikleri bırakmak istememe ve hizmetiçi eğitim program içeriğinde yer verilmeme olarak belirtmişlerdir. Bununla birlikte, Z tekniği kullanımı önündeki engellerin eğitim döneminden başladığı ve çalışılan kurumda da devam ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, Z tekniği kullanımına ilişkin engellerin çoğunlukla eğitim ve rol model eksikliğinden kaynaklandığı görülmüştür. Ayrıca çalışma ile Z tekniği uygulamasına ilişkin standartların belirlenmesi, geliştirilmesi ve yaygınlaşmasına ilişkin düzenlemelere gereksinim olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşireler, enjeksiyon, kas içi enjeksiyon, Z tekniği
Hemşirelerin intramüsküler enjeksiyonda ventrogluteal bölgenin kullanımına yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi
HEMŞİRELERİN İNTRAMÜSKÜLER ENJEKSİYONDA VENTROGLUTEAL BÖLGENİN KULLANIMINA YÖNELİK BİLGİ DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ Bu araştırma, hemşirelerin intramüsküler enjeksiyonda VG bölgenin kullanımına yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Sağlık Bakanlığı Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bayındır Hastanesi Söğütözü ve Kavaklıdere Şubesi'nde yoğun bakım, acil servis ve yatan hasta servislerinde çalışan 283 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan veri toplama formu aracılığı ile toplanmıştır. Veri toplama formu üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde hemşirelerin tanıtıcı özelliklerine ilişkin 6 soru, ikinci bölümde hemşirelerin VG bölgenin kullanımına yönelik 9 soru bulunmaktadır. Üçüncü bölüm ise ventrogluteal bölgeye yönelik 24 önermeden oluşmaktadır. Hemşirelerin bu önermelere verdikleri cevaplar 24 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Veri toplama formunun kapsam geçerliliği için 5 uzmanın görüşüne başvurulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesapları, ortalama ölçüleri, Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, hemşirelerin IM enjeksiyon uygulamasında en sık kullandığı bölgenin dorsogluteal bölge (%85.9) olduğu, ikinci sırada ise ventrogluteal bölgenin (%7.4) yer aldığı belirlenmiştir. Hemşirelerin bilgi puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu (13.1±3.7) ve çalıştıkları kurum, cinsiyet, en son öğrenim durumu, hizmet yılı, çalışılan bölüm ve bölümdeki hizmet yılı ile bilgi puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Hemşirelerin ventrogluteal bölgeyi belirleme ve kullanma, IM enjeksiyon uygulaması için ilk tercih edilecek bölgenin ventrogluteal bölge olduğunu ve dorsogluteal bölgenin tercih edilmediğini bilme durumları ile bilgi puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İntramüsküler enjeksiyon, Ventrogluteal bölge, Hemşirelik, Bilgi düzeyi
Adrenalin otoenjektör kullanımında eğiticilerin eğitimi
Hekimlerin çoğu adrenalin otoenjektörü nasıl kullanacağını bilmemektedir. Anafilaksi eğitimlerinin sadece teorik bilgi içermesi bunda rol oynayabilir. Bu çalışmada amacımız, adrenalin otoenjektör kullanımı ile ilgili pratik ve teorik eğitimi entegre ederek, hekimlerin doğru kullanımı üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya dört ayrı üçüncü basamak hastanede allerji kliniklerinde çalışan hekimler hariç tutularak diğer pediatri asistan ve uzmanları dahil edilmiştir. Hekimlere öncelikle anafilaksi konusundaki mesleki deneyimlerinin ve bilgilerinin değerlendirildiği sekiz sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Bundan sonra hekimlerin adrenalin otoenjektör kullanımları, otoenjektörle birebir aynı olan ancak ilaç içermeyen maketiyle puan verilerek değerlendirilmiştir (doğru uygulama beş puan). Doğru uygulamayı gösteremeyen her hekime maketle uygulama birebir eğitimle öğretilmiştir. Pratik değerlendirmenin ardından hekimlere anafilaksi konusunda teorik eğitim verilmiş ve bu eğitimin sonunda bir kez daha adrenalin otoenjektör pratik uygulaması gösterilmiştir. Altı ay sonra hekimlerin adrenalin otoenjektör kullanımları pratik uygulamayla tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 196 hekiminin 151'i eğitim öncesi ve sonrası her iki uygulamaya da katılmıştır. Hekimlerin, eğitim sonrası adrenalin otoenjektörü doğru uygulama oranı eğitim öncesine göre % 23.3'ten % 74.2'ye, ortalama puanı ise 3.49±1.14'ten 4.66±0.65'e anlamlı oranda artmıştır (her biri için p<0.001). Hekimlerin eğitim sonrası ortalama adrenalin otoenjektör pratik uygulama süresi 28.07±6.22 saniyeden 19.62±5.01 saniyeye, uygulama öncesi prospektüs okuma ihtiyacı ise % 91.4'ten % 29.1'e düşmüştür (her biri için p<0.001). Adrenalin otoenjektör pratik uygulamalarında eğitim öncesine göre eğitim sonrasında yapılan hataların oranları anlamlı oranda azalırken, görülme sıklıklarında bir değişiklik saptanmamıştır (her biri için p<0.001). Bu çalışma, adrenalin otoenjektör konusunda entegre teorik ve pratik eğitimin, hekimlerin otoenjektörü doğru uygulama oranlarını artırdığını göstermiştir. Bu eğitime rağmen otoenjektör kullanımıyla ilgili devam eden hataların aynı basamaklarda yoğunlaşması, sorunun kısmen otoenjektör tasarımıyla da ilişkili olabileceğini desteklemektedir.Anahtar kelimeler: Anafilaksi, hekim, adrenalin otoenjektör, eğitim
Farklı ısılardaki roküronyum bromürün intravenöz enjeksiyon ağrısı ve nöromüsküler blok süresi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada +4º C ve +22 º C'de bekletilen rokuronyum bromür ve bu ısılardaki roküronyum bromür lidokain karışımının enjeksiyon ağrısına etkisini kol çekme hareketi ile değerlendirmeyi ve nöromüsküler monitörizasyon ile nöromüsküler blok süresine etkisini araştırmayı amaçladık.Çalışmaya elektif şartlarda genel anestezi altında rinoplasti uygulanacak, ASA I-II risk grubundan, 18-65 yaşları arasında 120 hasta dahil edildi. Olgulara TOF Watch SX cihazı ile nöromusküler monitörizasyon ve ASA standartlarına uygun monitörizasyon yapıldı. Rastgele altı guba ayrılan olgulara; Grup I'e (n=20) +4 ºC rokuronyum bromür, Grup II'ye (n=20) +4 ºC rokuronyum bromür + 2 mL serum fizyolojik, Grup III'e (n=20) +4 ºC rokuronyum bromür + 2 mL %2' lik lidokain, Grup IV'e (n=20)+22 ºC rokuronyum bromür, Grup V'e (n=20) +22 ºC rokuronyum bromür + 2 mL serum fizyolojik ve GrupVI'ya (n=20) +22 ºC rokuronyum bromür + 2 mL %2 lik lidokain hazırlandı.Anestezi indüksiyonu için 5 mg kg-1 sodyum tiyopental verilerek Grup I, II, III, IV, V, VI için hazırlanan rokuronyum bromür 0.6 mg kg-1 dozda 10-15 sn içinde intravenöz verildi. Rokuronyum bromüre bağlı enjeksiyon ağrısı ?Kol çekme skalası? ile değerlendirildi. Nöromusküler blok % 100 olduğu zaman (T0) endotrakeal entübasyon uygulandı. Anestezi idamesi; 0.05-0.2 ?g kg-1 dk-1 remifentanil, %1-2 sevofluran ile sürdürüldü. Olguların hemodinamikparametreleri ve TOF % değerleri 5 dk bir kayıt edildi. TOF %25, %50, %75 derlenmesine kadar süreleri kayıt edildi.Çalışmamızda kullandığımız altı grubunda kas gevşetici solüsyonlarının pH ve osmolaliteleri arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Kas gevşetici kullanımından sonra Grup I' de %30, Grup II'de %25, Grup III'te %70, Grup IV'te %20, Grup V'te %30, Grup VI'da ise %20 kol çekme hareketi tespit edilmedi. Grup III `de hareket gözlenmeyen hasta sayısı diğer gruplardan yüksek bulundu. Gruplar arasında TOF süreleri karşılaştırıldığında benzer olduğu saptandı.Sonuç olarak +4ºC rokuronyum bromüre eklenen %2'lik lidokain solüsyonunun enjeksiyon ağrısını azaltmada diğer gruplara göre etkin olduğu tesbit edildi. Farklı ısılardaki rokuronyum bromür solüsyonlarının nöromüsküler blok süresi üzerine etkileri benzer bulundu.
Ultrasonografi eşliğinde yapılan karpal tünel sendromu enjeksiyonlarında görsel bilgilendirmenin anksiyete ve klinik parametreler üzerine etkisi
Ultrasonografi Eşliğinde Yapılan Karpal Tünel Sendromu Enjeksiyonlarında Görsel Bilgilendirmenin Anksiyete ve Klinik Parametreler Üzerine Etkisi Amaç: Karpal tünele yönelik lokal enjeksiyonlarda ultrasonografi (USG) eşliğinde yapılan görsel bilgilendirmenin anksiyete ve klinik parametreler üzerine etkisini incelemek Metod: 100 idyopatik karpal tünel sendromu (KTS) hastası çalışmaya dahil edildi. Hastalardan onam alınarak karpal tünel içine lokal steroid enjeksiyonu yapıldı. Steroid preparatı olarak 2 mg betametazon sodyum fosfat ve 5 mg betametazon di-propionat kombinasyonunu içeren preparat kullanıldı. Hastalar randomize olarak poliklinik sırasına göre iki gruba ayrıldı. USG eşliğinde enjeksiyon ve eş zamanlı USG üzerinden görsel bilgilendirme yapılanlar grup 1, her hangi bir bilgilendirme yapılmaksızın körleme teknikle enjeksiyon yapılanlar grup 2 olarak belirlendi. Hastalar enjeksiyondan 1 ay sonra kontrole çağrıldı. Çalışmayı 93 hasta tamamladı (79 kadın, 14 erkek). Hastaların enjeksiyon işleminden duydukları memnuniyet düzeyi 'kötü', 'orta', 'iyi' ve 'mükemmel' olarak derecelendirildi. Enjeksiyon öncesi ve hemen sonrasında anksiyete, enjeksiyon öncesi ve 1 ay sonrasında ağrı ve elin sıkma gücü değerlendirildi. Anksiyete değerlendirmesi için Durumluk ve Süreğen Anksiyete İnvanteri (STAİ: State and Trait Anxiety İnventory) kullanıldı. Ağrı değerlendirmesi için Görsel Ağrı Skalası (VAS) kullanıldı. Elin izometrik kavrama gücü el dinamometresi ile değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta enjeksiyon sonrası ağrı, anksiyete ve el fonksiyon parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzelme oldu. VAS skorları her iki grupta da anlamlı olarak azaldı (p<0.05). Enjeksiyon sonrası VAS skorları açısından gruplar arasında istatistiksel fark olmamakla beraber (p>0.05) VAS skorlarında grup 1'de grup 2'ye göre daha fazla azalma saptandı. STAI skorları her iki grupta anlamlı olarak azaldı (p<0.05) ve gruplar arasında fark saptanmadı (p>0.05). Dinamometre ile ölçülen elin izometrik kavrama gücü her iki grupta anlamlı olarak arttı (p<0.05). Enjeksiyon işlemine bağlı memnuniyet düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Tartışma: Çalışmamızın sonuçlarına göre KTS enjeksiyonlarında USG kullanımı ve eş zamanlı USG üzerinden görsel bilgilendirme yapılmasının anksiyete ve el fonksiyonu açısından körleme tekniğe kıyasla üstünlüğü saptanmadı ancak VAS skorlarındaki azalma diğer gruba göre daha fazlaydı. Bu sonuç lokal uygulamalarda USG kullanımının enjeksiyonun etkinliğini arttırabileceğini göstermektedir.
Gallium aluminium arsenide diode lazerin temporomandibular eklemde oluşturulan deneysel osteoartrit üzerine erken dönemdeki biyostimülasyon etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi
Osteoartrit (OA); eklem kartilajlarını ve kemik yapılarını etkileyen kronik non-inflamatuar bir hastalıktır. Osteoartritin temporomandibular eklem (TME) tutulumunda tedaviye aşırı miktarda olan ya da tekrarlayan travmayı uzaklaştırma ile başlamak gerekmektedir. Hastalığın ilerleyen durumlarında non-steroidal anti-enflamatuar ilaç kullanımı, termal tedaviler, ultrason, kızılötesi ısı terapisi, serbest cisimlerin debridmanı, osteotomi ve protetik replasmana varan tedaviler uygulanmaktadır. Literatürde OA'nın TME tutulumunda Gallium Aluminium Arsenide diode lazer (Düşük Seviyeli Lazer) biyostimülasyonunun uygulandığı başka bir çalışma bulunmadığından tavşan eklemleri üzerinde deneysel olarak oluşturulmuş OA'ya lazer biyostimülasyonun kısa dönem histopatolojik etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu sebeple 21 adet ergin tavşan TME'sine sodyum mono iyode asetat enjeksiyonu ile bir ay sürede deneysel OA oluşturulmuştur. Çalışma Grubu 1'i oluşturan yedi adet tavşanının TME'lerine aralıksız emüsyon, 940 nm dalgaboyu, 5 W güç, 15 J/cm2 yoğunlukta, 9 sn süreyle, 48 saat arayla 14 seans lazer uygulanmıştır, Çalışma Grubu 2'i oluşturan altı adet tavşana da aynı parametreler ile 24 saat aralıklarla 28 seans lazer uygulanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan sekiz adet tavşana ise deneysel OA oluşturup herhangi bir lazer tedavi prosedürü uygulanmamıştır. Deney prosedürü bitiminde bütün tavşanlar eş zamanlı olarak sakrifiye edilip TME'lerinin eklem kartilajları, osteokondral birleşimleri, kondrosit görünümleri ve subkondral kemikleşmeleri histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda lazer uygulanan çalışma gruplarındaki normal doku yüzdelerinin kontrol grubuna göre daha fazla oldukları görülmüştür ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak, çalışmada kullanılan lazer biyostimülasyon protokolleri etkin bulunmamıştır. Osteoartrit tedavisinde daha etkili olabilecek lazer biyostimülasyon protokollerinin belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Trombositten zengin plazmanın temporomandibular eklem kartilajı üzerindeki yara iyileşmesine etkisi
Temporomandibular Eklem (TME) osteoartriti (OA) artiküler kartilaj ve kemiğin normal sentez ve dejenerasyonu arasında ki dengenin mekanik ve biyolojik olaylar ile bozulması sonucunda TME'de kemik, kartilaj ve eklemi destekleyen dokuları etkileyen bir hastalıktır. Trombositten zengin plazma (TZP) hastanın kendi kanından elde edilen örneğin santrifüjü ile konsantre trombosit ve ilgili büyüme faktörlerinden oluşur. Trombositten zengin plazmanın klinik kullanımı hücrelerde proliferasyon ve diferansiasyon ve doku remodelingi üzerindeki olumlu etkilerine bağlı olarak potansiyel iyileştirici özellikBu çalışmanın amacı TZP enjeksiyonunun temporomandibular eklem kartilajı ve subkondral kemik iyileşmesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 16 Yeni Zelanda tavşanı, tek TZP enjeksiyon ve çoklu trombositten zengin plazma enjeksiyon olmak üzere rastlantısal olarak iki gruba ayrıldı. Literatürde belirtildiği şekilde OA modeli oluşturmak amacı ile tüm tavşanların temporomandibular eklemine bilateral olarak sodyum mono iodoasetat enjekte edildi. Sodyum mono iodoasetat enjeksiyonundan 4 hafta sonra tavşanlardan otolog kan alınarak TZP elde edildi. Trombositten zengin plazma sağ TME'ye tek enjeksiyon grubunda bir kez, çoklu enjeksiyon grubunda ise üç kez (haftada bir kez) enjekte edildi. Kontrol grubu olarak tüm hayvanların sol TME'sine her TZP enjeksiyon zamanında izotonik NaCl enjekte edildi. İlk TZP enjeksiyonundan 30 gün sonra tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmanın sonunda TZP'nin TME kartilaj ve kemik yüzeylerine etkisi histopatolojik olarak değerlendirildi. Histolojk değerlendirme sonunda gruplar arasında kartilaj ve subkondral kemik rejenerasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Ancak çoklu TZP enjeksiyon grubunda kartilaj ve subkondral kemikte daha fazla iyileşme gözlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda TME OA tedavisinde TZP enjeksiyonunun tek başına veya diğer tedavi modelleri ile beraber kullanılabileceğini düşünmekteyiz.