Medeni hukuk

Bu konu başlığı altında 85 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Arabulucunun özel hukuktan doğan sorumluluğu

Bu çalışmanın amacı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile getirilen arabuluculuk süreci bakımından arabulucunun sorumluluğunun incelenmesidir. Arabulucunun sorumluluğunun belirlenmesi için tarafların arasındaki hukuki ilişkiler ele alınmıştır. Bu çerçevede, dava şartı arabuluculuk bakımından kanundan doğan, ihtiyari arabuluculuk bakımından ise tarafların aralarındaki uyuşmazlığı arabuluculuk yöntemiyle çözmeye karar vermeleri sonucunda ortaya çıkan arabuluculuk sözleşmesinin bir adi ortaklık türü teşkil eder. Buradan hareketle, tarafların arabuluculuk sürecini planlayıp yürütmesi ve yönetmesi için arabulucunun yetkilendirilmesi amacıyla yaptıkları arabulucu sözleşmesi ise Türk Borçlar Kanunu m. 630/1 uyarınca vekalet sözleşmesinin bir türünü oluşturur. Bu çalışmada arabulucunun arabulucu sözleşmesinin ihlali veya ifa etmemesi sonucu doğan sorumluluğunun yanında vekaletsiz işgörme, sebepsiz zenginleşme ve haksız fiilden doğan sorumluluğu İsviçre ve Alman öğreti ve uygulaması dikkate alınarak Türk hukuku bakımından irdelenmiştir. Ayrıca, arabulucunun arabulucu sözleşmesinden doğan sorumluluğu ile diğer sorumluluk halleri arasında sorumluluk taleplerinin yarışması da incelenmek suretiyle arabulucunun sorumluluğunun uygulama alanı ortaya konmaya çalışılmıştır.

Medeni hukuk
Ali Akın Metiner
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni hukuk çerçevesinde Bezm-i Alem Vakıfları özelinde mazbut vakıflar

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Osmanlı Devleti'nden itibaren devam edegelen pek çok mesele gibi vakıflar da çözüm bekleyen ve iktibas üzerine kurulu yeni hukuk sistemine uyarlanması gereken bir kurum olmuştur. Kanun Koyucu, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile yeni vakıf - eski vakıf şeklinde bir ayrım benimsemiştir. Buna göre 743 sayılı Kanun'dan sonra kurulacak yeni vakıflara ilişkin ayrı bir rejim belirlenmiş; Osmanlı döneminde kurulup varlığı devam eden eski vakıflar için ise farklı düzenlemelere yer verilmiştir. Eski vakıflar içerisindeki en büyük grup olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare ve temsil edilen mazbut vakıflar, Türk hukukunda yaşanan geçiş sürecinden en çok etkilenen kurumlardan biri olmuştur. Zaman içerisinde devletin müdahalesiyle pek çok mazbut vakıf tasfiye edilmiş; vakıflara ait mallar, vakıf hukuku prensiplerine aykırı şekilde devletleştirilmiş ve elden çıkarılmıştır. Bütün bunlara rağmen mazbut vakıfların hala mevcudiyetini sürdürmesi ve mahkeme kararlarına konu olması, mazbut vakıflar konusunda bütüncül, kapsamlı ve mukayeseli bir çalışmayı gerektirmektedir. Nitekim bir mazbut vakıf olan Bezm-i Âlem Vakfı'nın, Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi ve Bezm-i Âlem Vakıf Hastanesi gibi iki büyük müessesenin kurucusu olduğu düşünüldüğünde; mazbut vakıfların idaresinin ve mal rejiminin önemi anlaşılabilmektedir. Bu çerçevede tezimizde, mazbut vakıflara ilişkin tarihi süreç ve mevcut hukuki düzenlemeler, Bezm-i Âlem Vakfı özelinde değerlendirilmiştir.

Bezm-i Alem VakfıKarşılaştırmalı hukukMedeni hukuk+3
Meryem Solmaz Bilici
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk medeni hukukuna göre zürri vakıflarda galle üzerinde hak sahipliği

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlüğüyle birlikte bu kanunun yürürlüğünden önce kurulan vakıflar ile sonra kurulan vakıflar ayrı hukuki düzenlemelere tabi tutulmuştur. Söz konusu kanunun yürürlüğünden sonra kurulan vakıflar yeni vakıf olarak tabir edilmiştir. Bu vakıfların hukuki esasları ilk olarak 743 sayılı Kanuna, bu kanunun ilgasından sonra ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleriyle birlikte 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine tabi tutulmuştur. 743 sayılı kanunun yürürlüğünden önce kurulan vakıflar eski vakıf olarak ifade edilmiş ve öncelikle 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, bu kanunun ilgasından sonra ise 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine tabi tutulmuştur. Eski vakıflar, İslam/Osmanlı hukuk düzeninden Türk hukuk düzenine intikal etmiş vakıflar niteliğindedir. Zürri vakıflar, bu nitelikte bir eski vakıftır. Bu vakıflar 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'na göre mazbut ya da mülhak vakıf niteliğindedir. Zürri vakıflarda vakıf malvarlığının gallesi anlamına gelen geliri, vakfedenle kan bağı ilişkisi içinde olan birtakım kimselere şart koşulmaktadır. Bu kimselerin lehlerine şart koşulan galleden yararlanması ise Türk hukukunda dava açma şartına bağlanmıştır. Bu davaya uygulamada galleye müstehak vakıf evladiyetinin tespiti davası denmekle birlikte çalışmamızda bu dava galle üzerinde hak sahipliği davası olarak isimlendirilmiştir. Bu dava, çalışmamızda zürri vakıflar temelinde inceleme konusu yapılmıştır. Bu kapsamda çalışmamızın ilk temel araştırması zürri vakfın hukuki yapısı üzerinde olmuştur. Bu doğrultuda zürri vakıf kavramı, hukuki niteliği, kuruluşu ve unsurları bu vakıfların kaynağı olan İslam hukukuna görev incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ana araştırması vakfın gallesi ve Türk hukukunda bu galleden yararlanma şartları üzerinde yapılmıştır. Bu kapsamda ayrıca galleden yararlanma kapsamındaki vakfiye şartları değerlendirilmiş ve bu bağlamda vakfiyenin yorumu ele alınmıştır. Çalışmamız kapsamındaki son ana inceleme ise galle üzerinde hak sahipliği davası üzerinde yapılmıştır. Bu dava hukuki nitelik, konu, taraflar, deliller, esasa ilişkin inceleme, hüküm ve sonuçlar bakımından incelenmiştir.

Medeni hukuk
Şevval Tunç
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimAR

Malî konularla ilgili küllî kaidelerin Irak Medeni Kanununa etkisi

İslam hukuku bütün zaman ve mekânlara uygundur ve uygun olmaya da devam etmektedir. İslam hukuku bünyesinde geniş ve esnek faktörleri barındırmaktadır. Kuşkusuz İslam âleminin İslam hukuk kurallarını hayata tatbik etmeye ve fıkıh ile amel etmeye ihtiyacı vardır. Bu ise hâkimlerin hüküm vermede işlerini kolaylaştırmak, dava meselelerinde tarafların davalarında dayandıkları hükmü kolay kılmak ve hüküm vermede kadıların verdikleri kararlar arasında birliği sağlamak fıkhın kanunlaştırılması ile daha kolay olmaktadır. Söz konusu olgu, âlimlerden oluşan bir heyetle herhangi bir mezhebe bağlı kalmadan mahza maslahatı gözetmekle yerine getirilebilir. Bu heyet, ciddi ve azimli uğraşla fıkıhtan istifade ettiği kanunu ortaya çıkararak Kur'an ve sünnete müracaat edip insanların sorunlarına cevap bulacaktır. Bu ise, egemen sistem, din ve hayat arasındaki çift başlılığı gidererek gönüllere sekînet ve huzur verecektir. Fıkhın birbirinden farklı hükümlerinden istifade etmek, Müslümanların gücüne güç katmakta ve onların önünü genişletmektedir. Ayrıca aslı itibariyle mübah olan şeylerden Allah tarafından kendilerine verilen mal ve hayattan mahrum olmamaktadırlar. Bütün bunlar zor ve ağır olan hükümlerden uzak durup tamamen Müslümanların maslahatını gözeterek kolay hükümlerle ortaya çıkar. Nitekim ayette "Allah'ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah'ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın" (Enfal, 60) buyrularak içerden ve dışardan saldırılara maruz kalmış İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanların hayatlarını kolaylaştırmak adına bu hususa riayet edilmelidir. Bu durum İslam hukukunu bütün zaman ve mekânlara uygun hale getirmektedir. Bu faktörlerden bir tanesi de müctehid fakihlerin zannî delillere dayanarak ortaya koydukları hükümlerdeki ihtilaflardır. Bu asır, İslam hukukunun hayatın her alanına hâkim olması açısından, asrın ihtiyaçlarını ve hukuk sisteminin taleplerini karşılayabilmesi için geniş bir kanunlaştırma hareketine tanık olmuştur. Aslında kanunlaştırmaya duyulan zaruri durum da böyle bir hareketliliği zorunlu kılmaktadır. Biz de şer'î hükümlerin kanunlaştırılmasının gerekliliğini ortaya koymak için bu çalışmayı ele aldık. Günümüz Irak Medeni hukuku farlı alanlarda olmak üzere büyük ölçüde fıkıh kurallarını almış ve bu kuralları İslam hukukunda olduğu gibi kanunlaştırmıştır. Bu uygulamayla kanun fıkıh kurallarında yaşanan ihtilafı dikkate aldığından herhangi bir eleştiri ya da itirazla karşılaşmamıştır. 1951 senesine ait 40 numaralı Irak medeni kanunu birbirinden farklı birçok alanda İslam hukukundan hükümler almıştır. Irak medeni kanunun Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyeden etkilendiği görülmüştür. Daha sonra 1976 senesine ait 43 numaralı Ürdün medeni hukuku, bu hususta Irak medeni kanununu takip etmiştir. Daha sonraları ise diğer Arap ülkeleri birbirlerini izlemiştir. Mesela Sudan 1984, Birleşik Arap Emirlikleri 1985, Filistin ve Yemen 2012'de medeni muamele hukukunu kanunlaştırmıştır. Bu kaideleri biçim ve içerik bakımından karşılaştırmalı ve tenkit olan fıkhi- hukuki bir araştırmada ele aldık. Fıkhi kaideleri bilimsel ve nesnel olarak sınıflandırdık. Böylece tek bir başlık altında, tek bir konuyu oluşturacak şekilde kaideleri birleştirdik. Öyle ki bu kaidelerin hepsi akit teorisi gibi bir başlık altında toplanabilir. Bununla birlikte bazı kaideler birden fazla konunun altına girmektedir. Örneğin: "Kelam ve te'vilin tefsiri", "İrade ve ifadeyle istidlal", "Örf", "İstishab", "Zarar", "İhtiyaç", Kolaylık ve sıkıntının giderilmesi", "Zararın İzalesi", "Başkasının mülkünde tasarruf yetkisi", "Damân", "Tevabî ve İğtifâr", "Şart ve Manî", "Zan ve Tevehhüm", "Haram", "Telazüm", "İçtihad", "Şer'i Siyaset", "Müteferrika" kaidesi gibi. Mali alışverişlere hükmeden ve kendisinden kurallar bütünü oluşturulan ve medeni hukuku etkilediğinden dolayı mali fıkhi kaideleri önceden zikrettik. Bu kurallar ışığında meydana gelen alışverişler ya hukuka uygunluk arz eder ya da sonradan ortaya çıkmış ve muasır olduğu için hukuka uygunluk arz etmez. Kurallar sayesinde siyasi hedefler, stratejiler, plan ve programlar çizilip belirlenmektedir. Kurallar alışveriş ve finansal yapıları destekler ve gözetler, meydana gelebilecek problemleri en güzel şekilde İslam hukuku ışığında çözüm üretir ve o sıkıntıyı gidermeye çalışır. Bu bağlamda kanunlaştırmanın en önemli ve faydalı kural ve kaidelerini zikrettik. Bununla birlikte araştırmada kanunlaştırma hareketinin tarihinden söz ettik. İslam ülkelerinde İslam hukuku alanında yapılan kanunlaştırma hareketini ve bunun neticesinde meydana getirilen kanunları ortaya koymaya çalıştık. Öte yandan İslam hukukunun kanunlaştırılması yönünde olumlu ve olumsuz görüş beyan eden İslam hukukçuların görüş ve gerekçelerini irdelemeye çalıştık.

Sadradın Qader Sedeeq
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İslâm hukukuna göre elektronik ortamda yapılan akitlerde rıza unsuru (Medenî kanunla mukayeseli)

İnternet, ülkeler arasındaki coğrafi sınırları kaldırması ve dünyayı küçük bir köye çevirmeye yardımcı olması hasebiyle geçen yüzyılın sonlarından itibaren enformasyon alanında insan aklının ulaştığı en önemli buluşlardan biri sayılmaktadır. İnternet tıpkı diğer buluşlar ve iletişim araçları gibi tek seferde geliştirilmemiş, aksine soğuk savaş döneminde askerî amaçlar doğrultusunda peyderpey geliştirilerek uygar gayeler ve daha sonraları ticaret ve elektronik kontratların onaylanmasında kullanılmaya başlanmıştır. Modern dönem öncesi İslâm hukukunda elektronik akit bahsi geçmediği gibi bilinmiyordu da. Çünkü daha öncede değinildiği gibi 20. yüzyılın sonlarından itibaren bu kavram gündeme getirilmiş ve üzerinde konuşulmaya başlanmıştır. Bu kavram için ekonomi uzmanları tarafından birçok tanım öne sürülmüştür. "modern iletişim araçları yoluyla ve meşru bir şekilde bir malın başka bir malla değiştirilmesi" şeklindeki tanım bizim tercih ettiğimiz tanımdır. İslâm hukukunda elektronik ticaret akdinin meşruluğu ve keyfiyeti, ticaret akitlerindeki rıza ile beraber ispat kuralları, teslim etme ve teslim alma olanaklarının bu önemli alanda bir sözleşme özgörlüğü ve alışveriş kolaylığını ön görüyor. Öte yandan İslâm hukuku, yapılan akitleri yazılı bir şekilde kayıt altına almayı rıza nedenlerinden saymakta ve rızayı her akitte olduğu gibi özellikle ticaret akdinde insanlar arasındaki muamele ve ilişkilerin en önemli özelliği olarak addetmektedir. Bu açıdan çağdaş ve meşru fıkhî araştırmalar, ticaret alanına kolaylık getirmesi ve insanlara fayda sağlamasından hareketle, icâb ve kabul ilkelerinin de benimsenmesiyle Kur'ân-ı Kerîm ve sünnetten çıkarsama yaparak modern teknolojinin kullanılması yoluyla alışveriş akitlerinin gerçekleştirilmesine cevaz tanımaktadır. Elektronik akit, iki tarafın rızasıyla gerçekleşmektedir. Rızanın gerçekleşmesi de irade beyanının yanı sıra herhangi bir ifade yoluyla karşılıklı olarak yapılan akdin icâbı ve bu icâbın kabulüne dayanmaktadır. Konuşma, yazışma ve yaygın olarak kullanılan emoji ve göstergeler ile birlikte akit esnasında inkâr edilmesi mümkün olmayan bir uygulama ifade yolları arasında sayılmaktadır. İrâde beyanının da kişisel e posta ve özel bir web sitesi aracılığıyla gerçekleştirilmesinde bir mahszr görülmemiştir. Aynı zamanda irâde beyanı toplumda kabul gören genel yöntemlerle gerçekleştirilebildiği gibi görüntülü konuşma esnasında elektronik mesajlarla da gerçekleştirilebilmektedir. Aslında ifade ediliş tarzı dışında elektronik icâbın geleneksel icabtan bir farkı yoktur. Bununla birlikte icâb ve yüzyüze görüşmeye davet arasında icâbtan dönme olasılığının olup olmaması hususunda bir farktan söz edilebilir. Çünkü elektronik icâbta akdin onayıyla birlikte bir geri dönüş ve cayma söz konusu olamazken yüzyüze görüşmede onay sonrası olsa bile kişinin bir geri dönüş hakkı bulunmaktadır. Elektronik icâbın açık ve net olması, doğrudan belirli şahıs veya şahıslara yöneltilmesi ve istenilen düzeyde kesin olması gibi şartları da bulunmaktadır. Elektronik icâb için ön görülen genel şart ve kurallar aynı şekilde elektronik kabul için de geçerlidir. Elektronik kabulün, kabul ikonu ve butonuna basılması ve yapılan yükleme işlemleri esnasında ekranda yatay ve içi boş bir şekilde bulunan çizginin dolması gibi kendisine özgü yöntemleri de bulunmaktadır. Ayrıca bazen elektronik kabul, açık ve zımnî bir şekilde yapılmaktadır ama sukut, bazı istisnâi durumlar dışında bir elektronik kabul sayılmamıştır. Elektronik akit gibi alışverişin yapıldığı akit meclisleri de oldukça önemlidir. Genelde bu meclisler, hakikî ve hükmî olacak şekilde ikiye ayrılmaktadır. Hakiki meclis, alıcı ve satıcının bir ortamda birbirleriyle doğrudan iletişime geçerek ve birbirlerini duyacak şekilde icâb ile başlayıp kabul ile son bulan ya da tamamıyla reddedilen veya reddedilmeden feshedilen meclislerdir. Hükmî meclis ise genelde elektronik akitlerin gerçekleştirildiği alıcı ve satıcının satış esnasında hazır bulunmayıp birbirleriyle doğrudan temasa geçmediği meclislerdir. Elektronik akitlerin gerçekleşmesi sonrası yapılan ödemeler de elektronik ödemeler olarak bilinmektedir. Bu da satın alınan ürünün, hizmetin veya verinin yine internet üzerinden ücretinin verilmesi şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bu anlamda "Elekrtonik ödeme, elektronik ticaretin özellikleriyle bir uyumluluk içindedir" denilebilir. Elektronik ödeme yöntemleri maddelendirilmek istense aşağıdaki gibi bir maddelendirmeye gidilebilir: Kredi Kartı: Bu kart, bankalar tarafından müşterilerine belirli bir dönemde istifade edilmek üzere belli bir miktarda limitle verilen ve anlaşmalı üye iş yerlerinde POS cihazı üzerinden belirlenen limit ve dönem dahilinde alışverişlerde kullanılabilen manyetik ve plastik yapılı bir çeşit ödeme veya borçlanma kartı şeklinde tanımlanabilir. Elektronik Havale: Bu yöntem, borçlunun bankalar veya bu işe tahsis edilmiş özel kurumlar aracılığıyla ürün bedelini alacaklının hesabına belli bir para cinsiyle havale etmesi şeklinde gerçekleştirilir. Elektronik Bankacılık: Cep telefonuna indirilen uygulama yazılımı veya internet bankacılığı üzerinden yapılan ödemeler için kullanılan bir tabirdir. Diğer Modern Elektronik Cihazlar: Bu cihazlarla internet üzerinden etkileşim gerçekleştirilmekte ve internet şebekeleri yoluyla karşılıklı iletişime geçilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuk, Kanun, Hüküm, Görüşler. Sayfa Sayısı: 141. Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN.

Idrees Ahmed Sulaıman Sulaıman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İslam hukukuna göre azınlık hakları (Irak Medeni Kanunu ile mukayeseli)

Azınlık hakları, günümüzde insanların büyük bir bölümünün hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı önemli bir araştırma konusudur. İslam hukuku, Müslüman olmayan azınlıklara birçok haklar vermektedir. Ne var ki, azınlıkların yaşadıkları İslam ülkelerinde faydalanabilecekleri bu hakların neler olduğunu insanların çoğu bilmez. Irak Anayasasının bu konuda İslam hukukunun metodunu nispeten takip ettiği söylenebilir. İslam ülkelerinde yürürlükte bulunan anayasa ve düzenlemelerde de Müslüman olmayan azınlıkların sahip oldukları haklara geniş yer verilmiş, fakat bunlarla İslam hukuku arasında büyük farklar bulunmaktadır. Müslüman olmayan azınlıkların sahip oldukları hakları açıklayan konularda birçok bilimsel araştırma ve inceleme bulunuyor olsa da bizim çalışmamız, temelde bütün bu çalışmalardan faklıdır. Çünkü çalışmamız, Müslüman olmayan azınlıkların hakları ile ilgili Irak'ta yürürlükte bulunan mevcut anayasa ve kanunları İslam hukukuyla karşılaştırmalı bir şekilde incelemektedir. Ayrıca bu karşılaştırmalı çalışma, azınlık hakları konusunda yürürlükteki Irak kanunları ile İslam hukuku arasında bulunan farkları ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra çalışmamız, iki hukuk sistemini karşılaştırmakla yetinmeyerek konuyla alakası bulunan ve mutlaka değinilmesi gereken önemli pek çok hususu da ele almaktadır. Bu çalışma, önsöz, giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Ön söz'de konunun öneminden, konunun problemlerinden, çalışma boyunca karşılaştığımız zorluklardan ve bu konun seçmesınde etkili olan sebeplerin neler olduğundan söz ettik. Girişte ise hakk'ın tanımı ve mahiyetini fıkıh ve Irak'ta halihazırda yürürlükte olan yasalara uygun olarak vermeye çalıştık. Fıkhın sözlük ve fukahâ ıstılahındaki anlamları üzerinde durduğumuz gibi kanunun yürürlükteki yasalarda ve kullanımdaki sözlük ve terim anlamları üzerinde de durduk. Ardından azınlık kavramının fıkıh ve kanunlardaki sözlük ve terim anlamlarını karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Birinci bölümde azınlık kavramını ve bu kavramın Kur'an ve Hadislerde geçen eş anlamlı kelimeleri inceledik. Ayrıca yürürlükteki kanunlarda azınlık kavramını, tanımlarını ve kapsamını ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümü ise, İslam hukukunda azınlıklarla muamelatın nasıl yapılacağına dair somut örneklere yer verdik. Bu örnekler, Hz. Muhammed (s.a.v)'in, Hulefa-i Raşidin'in, Sahâbenin azınlıklarla olan muamelata dair pek çok Örnek Bunlardandır. İkinci bölümde İslam hukukunda ve Irak yasalarında azınlık haklarını ayrıntılı bir şekilde inceledik. Üçüncü bölümde ise fakihlerin Müslüman olmayan azınlıkların haklarına dair görüşlerini inceledik. Ulemanın bu konudaki görüşlerini dört mezhebe göre ve ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Ardından İslam hukuku'ndaki ve Irak'ta yürürlükte bulunan kanunlardaki azınlık haklarını karşılaştırmaya çalıştık. Bu konuyu öneminden dolayı ayrıntılı bir şekilde ele aldık. İslam hukukunda azınlıklara verilen haklardan, bu hakların nasıl korunduğundan ve yürürlükteki yasalardan hangi yönleriyle farklı olduğundan bahsettik. Bunu takiben Irak yasalarında bu hakların nasıl ele alındığını ortaya koymaya çalıştık. Bu bölümde İslam hukukunun genel olarak insan haklarının korunması, özel olarak ise azınlık haklarının korunması ve uygulanması konusunda sahip olduğu üstünlük ve bu konuda hiçbir hukuk sisteminin İslam hukukuyla Seviyesine Ulaşamadığı içinde ortaya koymaya çalıştık. Sonuç bölümünde ise araştırma boyunca vardığımız önemli sonuçları ortaya koymaya çalışarak çalışmayı bitirdik. Son olarak çalışmam boyunca sağlamış olduğu destekten ve yardımlardan dolayı danışman hocam Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN'a teşekkür ederim. Ayrıca çalışmam boyunca bana yardımı dokunan herkese de teşekkür etmeyi borç bilirim.

Hawand Mohsin Jasim
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Yargı yoluyla yapılan boşamaların İslami açıdan hükmü (Irak Medeni Kanunu ile mukayeseli)

Yargı yoluyla gerçekleşen boşamalar, -özellikle günümüzde- üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü evlilik hayatının istikrarı, İslam'ın üzerinde durduğu önemli gayelerdendir. Zira aile, toplumun inşası ve devamı için temel bir unsurdur. Evlilik ise doğurma, çoğalma ve aile hayatının oluşturulması ve sürdürülmesi için çok önemli bir müessesedir. Öyle ki, İslam hukuku eşler arasındaki birlikteliği sürekli hale getirmek ve garanti altına almak için çok ince hükümler vaz etmiştir. Nikâh, aile hayatının sürekli olması üzerine ikame edilen bir akittir. İslam eşlere birbirlerine güzel muamelede bulunmayı emretmiş, erkeklere ve kadınlara hayrı tavsiye etmiştir. Kadına kocasının evini, malını ve çocuklarını gıyabında korumasını emretmiştir. Aile ile ilgili hükümlere baktığımızda bu hükümlerin, aile fertlerinin ihtiyaç duyacağı her şeyi kapsadığını görmekteyiz. Evliliğin sürdürülmesi bazen yarardan çok zararların ortaya çıkmasına neden olabilir. Malum olduğu üzere İslam dini insanın fıtrat ve tabiatına uygundur. Bundan dolayı İslam dini, eşler arasındaki ilişkinin sürdürülmesini zorlaştıracak geçimsizlik, tartışma ve nefret gibi durumları dikkate almıştır. Çalışmamıza bir önsöz ve girişle başladık. Araştırmayı beş bölüm ve bir sonuca ayırdık. Her bölüm birkaç meseleyi içermektedir. Giriş bölümünde konunun önemini birkaç noktada özetledik. Bu konuyu seçme nedenini belirtip, yargı yoluyla gerçekleşen boşama hakkında daha önce yapılan çalışmaları ortaya koyduk. Çalışmada takip edeceğimiz metot hakkında da bilgi verdik. Birinci bölümde yargı yoluyla boşamanın anlamı, meşruiyeti ve şartları üzerinde durduk. Daha sonra yargı yoluyla vuku bulan, talak, fesih ve infisah sözcükleri arasındaki ilişki üzerinde durduk. İkinci bölümde geçimsizlik, kadının nafakasını sağlamama gibi sebeplerle gerçekleşen boşamaları inceledik. Üçüncü bölümde kocanın hapsedilmesi veya fakir olmasından dolayı nafakayı sağlayamaması gibi gayri ihtiyari zararlar üzerinde durduk. Dördüncü bölümde her iki eş arasında boşamayı caiz kılan hastalık ve ayıplar konusuna değindik. Bu kapsamda boşamayı mubah kılan ayıpların şartları ve fakihlerin konu hakkındaki görüşlerini ele aldık. Beşinci bölümde ise eşlerden birinin dinden dönmesi veya Müslüman olmasından dolayı gerçekleşen boşamayı ve irtidâddan dolayı vuku bulan boşamanın çeşitlerini açıkladık. Her iv bölümün sonunda konuyla alakalı Irak Medeni Kanunu'nda bulunan maddeleri yazdık ve bunları İslam hukukunun konuyla ilgili hükümleriyle karşılaştırdık. Araştırmanın sonunda da araştırma sırasında edindiğimiz neticeleri sonuç kısmında belirttik. Bunun akabinde de araştırmamızda müracaat ettiğimiz kaynakları zikrettik. Bu alanda küçük bir çalışma ortaya koyduktan sonra bu çalışmanın kabul ve güzel bulunmasını ümit ediyoruz. Tabiki çalışmamız sırasında benden hiçbir yardımını esirgemeyen ve beni bu yolda doğruya ileten değerli danışman hocam Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN'a yardımlarından dolayı teşekkür ederim. Yine aynı şekilde yardımlarını benden esirgemeyen kıymetli hocam Heymen Balyesânî'ye de şükranlarımı bir borç bilirim. Aynı şekilde çalışmamız esnasında bana yardımları dokunan tüm hocalarıma teşekkür ederim Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Boşama, Yargı, Hüküm

Dıman Yousıf Alı Al Dawoudı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

İslam hukukunda geçerli olup olmadığına göre nikah akdinin hükümleri (Irak Medeni Kanunu ile mukayeseli) / The provisions of the marriage contract are valid and invalid in Islamic jurisprudence and comparing with the Law of Iraqi Personal status

Nikah akdi, yüce Allah'ın yürürlüğe koyduğu en kutsal sözleşmelerden biridir. Bu akid, doğrudan cinsel birlikteliği ifade etmekle birlikte, taraflar (damat-gelin) ancak sahih bir evlilik akdinin kurulması sonucunda birbirine helal olabilirler. Aynı zamanda taraflar boşanırlarsa aralarındaki durum tekrar harama dönüşür. Bu nedenle İslam bu konuya özel ve benzeri görülmemiş bir önem vermiştir. Nitekim Kur'an'da nikah akdi büyük sözleşme olarak şöyle tarif ediliyor: وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا ۚ أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا {20}وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا {21} النساء،4], İslam, evlilik sözleşmesinin sürekliliğini esas alarak, bu bağın korunması ve sağlanması için uygun yasalar ve hükümler sistemi ortaya koymuş ve sahih bir evlilik sözleşmesi için bazı şartlar ileri sürmüş. Aslında evlilik insan uygarlığının en büyük direğidir. insanlığın kalıcılığını sağlamanın tek helal yoludur ve bununla birlikte insan ırkını sürdürebilen eşsiz bir sistemdir, Evlilik toplumları ahlaki ve psikolojik sapmalardan korumanın en iyi yoludur. Bu çalışmamız, bir giriş, bir önsöz ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın önemi ve bu araştırmanın isteğe bağlı nedenleri hakkında kısaca bilgi verdikten sonra önsözde, dil açısından sözleşme, sağlık ve hükümsüzlük gibi konuları ele aldık. Daha sonra Irak hukuku çerçevesinde hukukçuların konu hakkındaki görüşlerine değindik. Ayrıca sağlıkla ilgili terimler, geçersizlik ve terimler arasındaki ayırımları ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın birinci bölümünde, nikah akdinin inikad ve sıhhat şartları ve bunun sağlık ve geçersizlik üzerindeki etkisine değindik. Hemen ardından üç talep olarak ifade edilen nikah akdinin şartları, şartların yokluğu ve bunların sözleşmenin geçerliliği ve geçersizliği üzerindekietkisi üzerinde durmaya gayret ettik. ikinci bölümde, sağlık ve malullüğün yasal etkileri, üçüncü bölümde evlilik sözleşmesinin hükümsüzlüğü üzerindeki cezai etkiler ve dördüncü bölümde ise nikah akdinin geçersizliği sonucunda meydana gelen maddi etkiler (boşandıktan sonra çeyiz kararı, para tasarrufu ve dağılımı, yasal yaptırımlar) gibi konular üzerinde durduk. Ayrıca her bölümün sonunda da Irak hukukuna ait hukuki metinlerine yer vererek, bu yasal metinlerle şer'î hükümler karşılaştırmaya özen gösterdik. Araştırmamızın sonunda bizde hasıl olan düşünceleri sonuç bölümünde belirttikten sonra çalışmamız boyunca müracaat ettiğimiz kaynakları da kaynakça bölümünde belirttik. Insanın kıusursuz olamayacağı düşüncesinden hareketle bu çalışmamızın da kusurları olabileceğini ifade ederek, çalışmamızın kabul görülmesi ve bu alanda yapılacak çaışmalara mütevazi bir katkı sunmasını temenni diyoruz. Çalışmamız boyunca yardımlarını esirgemeyen kıymetli danışman hocam Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN'a teşekkür ederim. Ayrıca sürekli desteklerini sağlayan değerli hocam Dr. Kerim Hemin Balisani'ye ve eğitim hayatım boyunca üzerimde emeği olan tüm hocalarıma da teşekkürü bir borç bilirim. Anahtar Kelimeler: İslam hukuku, Nikah, akid, sahih, batıl, evlilik sözleşmesi

Nasreen Nuro Qader
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Viyana Satım Sözleşmesi (CİSG), Arnavutluk Cumhuriyeti Medeni Kanunu ve Kosova Cumhuriyeti Borçlar Kanunu'na göre satıcının malı teslim borcu

Bu çalışmanın amacı Viyana Satım Sözleşmesi, Arnavutluk Cumhuriyeti Medeni Kanunu ve Kosova Cumhuriyeti Borçlar Kanunu'na göre, karşılaştırmalı olarak satıcının malı teslim borcunun belirlenmesidir. Satıcının malı teslim borcuna geçilmeden önce, teslim kavramı incelenmeye çalışılmıştır. Viyana Satım Sözleşmesi'nde teslim kavramı hakkında bir tanım bulunmamaktadır fakat teslimin nerede ne zaman ve ne şekilde olacağı hakkında bilgiler mevcuttur. Çalışmanın devamında, malın teslim yerinin belirlenmesi ele alınmaktadır. Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre satıcı, malları alıcıya teslim etmek, mallara ilişkin belgeleri alıcıya vermek ve malların mülkiyetini alıcıya geçirmekle yükümlüdür. Ancak, bu borçlardan sadece sözleşmede taraflarca aksinin kararlaştırılmadığı veya herhangi bir düzenleme bulunmadığı zaman bahsetmek mümkündür. Çünkü Viyana Satım Sözleşmesi'nde satıcının malı teslim borcuna ilişkin hükümleri tamamlayıcı hukuk kuralı olarak nitelendirilmektedir. Satıcının malı teslim borcu açısından ise CISG, ACMK ve KCBK büyük ölçüde paralellik göstermektedir.

ArnavutlukArnavutluk hukukuBorçlar Kanunu+7
Fatmira Mulaj
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanmada evcil hayvanların velayeti

Geçmiş zamanlardan günümüze kadar, tabiatta yaşayan bütün canlı varlıkların devamlı olarak bir ilişki içerisinde bulundukları bilinmektedir. Tarih boyunca hayvanlar, insanlar için farklı anlamlar kazanmıştır. Hayvanlar, insanlar için kimi zaman dost veya arkadaş gibi rollerdeyken zaman zaman da inanç sistemi içerisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Modern çağ olarak bilinen günümüzde insanlar tarafından evcil hayvan sahiplenme oranı gün geçtikçe artmaktadır. Evcil hayvanın sahiplenilmesi; insanların hayatında sosyal, psikoljik ve duygusal açıdan farklı rollere sahiptir. Günümüzde insanları tedavi etmek amacıyla hayvanların kullanımı, hastalarda depresyonun azaltılması, motivasyonun arttırılması ve iletişimi sağlamak gibi birçok faktör evcil hayvanları, insanların yaşamlarının önemli parçası haline getirmiştir. Aynı zamanda hem günümüz bireyler arası ilişki anlayışının değişmesi hem de teknolojinin gelişmesi ve bunun sonucu olarak insanların daha içedönük bir yaşamı tercih etmeleri, insanların evcil hayvanları daha çok sahiplenmesine veya var olan evcil hayvanlarına daha çok bağlanmalarına neden olmuştur. Evcil hayvanın çiftler tarafından evlat edinilmesi ve daha sonrasında boşanma durumu ile karşılaşıldığı zaman evcil hayvanın velayetinin kimde kalacağı dünya genelinde oldukça sık tartışılan bir sorundur. Boşanan çifler arasında yaşanan sorunlar ve huzurlu ortamın bozulması çocukları etkilediği gibi, evcil hayvanları da etkilemektedir. Boşanma sürecinde evcil hayvanların bakımının kimin üstleneceği anlaşmazlıklara neden olduğundan boşanma davası uzayabilmektedir. Bu çalışmada, evcil hayvan sahipliğinin istatiksel görülme sıklığına değinmekle birlikte, insanların evcil hayvanlara olan ihtiyacını, evcil hayvanlardaki sahiplik ve mülkiyyet hakları ele alınacaktır. Hayvan türleri içinde belirli hayvanların sahipleri arasındaki telafisi mümkün olmayan ayrılık acısı üzerine evcil hayvanlarla ilgili zımni temas ve ikamet haklarına karar verirken mahkemler tarafından kullanılan kriterler ana hatlarıyla belirtilmekte ve vurgulanmaktadır. Böylece hem mevcut yasadaki eksiklikler hem de bu eksikliklerin giderilmesinin olası yolları irdelenmekte ve öneriler hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler: boşanma, evcil hayvan velayeti, boşanmada evcil hayvan, evcil hayvanların korunması

BoşanmaMedeni hukukOrtak velayet
Elmira Mammadli
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma sözleşmeler hukuku'nda kusur

Roma sözleşmeler hukukunda kusur kavramını detaylı olarak incelemeyi amaçlayan bu çalışmanın ilk bölümünde Roma hukukunda sözleşmeden doğan sorumlulukta kusur kavramının açıklanmıştır. Roma İmparatorluğu'nun hukukla alakalı tarihi sürecinde önemli bir rol oynayan kusursuz sorumlulukta bu bölümde incelenmiştir. Kusursuz sorumluluğun bir türü olarak kabul edilen custodia sorumluluğu ve kusur sorumluluğunun türleri olan diligentia, dolus, omnis culpa ve utilitas (fayda prensibi) kavramları açıklanarak metodolojik açıdan Roma hukukunda kusur kavramı incelenmiştir. Bu bölümün temel amacı Roma hukuk sisteminde kusurun ve buna bağlı olarak değişkenlik gösteren hükümlerin metin tenkit yöntemiyle açıklanmasıdır. Kusurun, Roma sözleşmeler hukuku açısından incelenmesi üzerine yoğunlaşılan ikinci bölümde Roma hukukundaki farklı sözleşme türlerini analizci bir yöntemle açıklamaktadır. Akitleri sözlü, yazılı, aynî, rızai, isimsiz sözleşmeler ve pactumlar çerçevesinde değerlendiren bu bölümde, her sözleşme türü detaylı bir şekilde açıklanmış ve kusur unsurunun bu sözleşmeler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Türk hukukunda yer alan kusur ve sorumluluk kavramları betimleyici bir yöntemle açıklanmaya çalışılmıştır. Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde yapılan bu açıklamalarda sorumluluğun kurucu unsuru olarak kusur, kast ve ihmal kavramlarının açıklanmasıyla detaylı olarak incelenmiştir. Bu bölümün temel amacı sözleşmeden doğan sorumlulukta kusurun önemini belirlemektir.

Alman hukukuBorçlar hukukuMedeni hukuk
Betül Yakar
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Klasik Dönem Roma hukukunda paylı mülkiyet

Bir hukuki kavramın eksiksiz anlaşılabilmesi ancak doğuşunun, gelişiminin ve genel olarak günümüz hukuk düzenine ne şekilde ulaştığının irdelenmesiyle mümkün olabilir. Bu kapsamda çalışma, Roma hukukunda paylı mülkiyet kavramının temellerinin ortaya konulmasını, Roma hukukunun Klasik Hukuk Dönemi'nde paylı mülkiyete ilişkin kurallarının irdelenmesini, neticede çağdaş hukukumuzun konuya bakış açısına benzeyen ve ondan farklılaşan yönlerinin tespit edilmesini hedeflemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Roma hukukunda paylı mülkiyet (communio) kavramı ve paylı mülkiyetin Roma hukukundaki gelişimi incelenmektedir. İkinci bölümde, Roma hukukunda paylı mülkiyetin ortaya çıktığı haller ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde Roma hukukunda paylı mülkiyette paydaşlar arası ilişkiler, paydaşların yetkileri ve yükümlülükleri açıklanmaktadır. Son olarak, çalışmanın dördüncü bölümünde, actio communi dividundo incelenmektedir.

Eşya hukukuHukuk tarihiMedeni hukuk+1
Setenay Baytemir
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Engellilerin yasa önünde eşit tanınma hakkı çerçevesinde vesayet hükümlerinin değerlendirilmesi

Türk Medeni Hukukuna göre, vesayet kurumu; kanunda sayılmış sebeplerden herhangi biri nedeniyle kısıtlanarak hukuki işlem ehliyetinden yoksun kalmış "korunmaya ve yardıma muhtaç olan" kişileri korumak amacıyla düzenlemiştir. Bu bakış açısı; engelli bireylerin, merhamet ya da şefkat uyandıran ve yetersizliklerini telafi etmek için toplumsal korumaya ve desteğe ihtiyacı olan bağımlı bireyler olarak algılanmasının sonucudur. Engelli bireylerin, insan haklarının yasal özneleri olmaktan ziyade, çoğunlukla birer hasta ya da bakım nesnesi olarak görülmesi çağımızın çok gerisinde kalmıştır. İrademizin yasalar önünde geçerliliğinin olması; kendi yaşamımızı kontrol edebilmemizi ve diğer bireylerle birlikte sosyal yaşama dâhil olabilmemizi sağlayan en temel araçlardan biridir. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme; engellilere dair bir paradigma değişikliği simgelemektedir. Bu sözleşme ile birlikte, engelli bireyler hayırseverliğin, sosyal korumanın nesneleri değil, toplumun aktif mensupları olan, haklarını arayabilen ve özgürce karar alabilen haklarla donatılmış özneler olarak tanınmışlardır. Engelli bireylerin insanlık onuruna saygı gösterilmesi ve kendi kararlarını alabilmelerine dair bireysel özerkliklerinin ve özgürlüklerinin tanınması sözleşmenin temel prensiplerindendir. Sözleşmenin 12. maddesi engelli bireylerin yasa önünde eşit tanınmaları konusunu düzenlemektedir. Madde; Taraf Devletleri "engellilerin hukuki ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri" almakla ve "hukuki ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin, uluslararası insan hakları hukukuna uygun şekilde istismarı önleyici uygun ve etkili güvenceler sağlamasını garanti etmekle" yükümlü kılmıştır. Taraf Devletlerin hukuki ehliyet konusunda neler yapması gerektiğini açıklayan Sözleşmenin 12 nci maddesinin incelenmesi ve taraf devletlerden biri olarak Türkiye açısından da değerlendirilmesi çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Vesayet, Yasa Önünde Eşit Tanınma, Hukuki Ehliyet

Engelli haklarıEngelli haklarıEngelli kişiler+7
Leyla Ağca Demiray
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk yargılama hukukunda maddi gerçeğin araştırılması

Bu çalışmada temel alınan düşünce, yargılama sonunda adil bir sonucun ortaya çıkması için uyuşmazlık konusu olayların maddi gerçeğe uygun olarak ele alınması gerekliliğinin vurgulanmasıdır. Bunun için öncelikle yargılama kavramının çeşitli yönleriyle açıklanması gerekir. Yargılama etimolojik kökeni itibariyle bir değer atfetme eylemidir. İnsanlar kişileri, eylemleri ve hatta nesneleri bazı değerler üzerinden anlamlandırmaya çalışırlar. Yargılama, ihlal eylemini gerçekleştiren kişinin hukuk normları bakımından değerlendirilmesidir. Sosyolojik açıdan yargılama ise haksızlığın cezalandırma yoluyla giderilmesidir. Bu tanım yargılamanın amacı sorununa yakından bakmayı gerekli kılar. Yargılamanın amaçları arasında gösterilen maddi gerçeğe ulaşma, adalete ulaşma amacına hizmet etmesi yönüyle önemlidir. Yargılama hukukunda maddi gerçek, geçmişte yaşanmış bir olayın deliller vasıtasıyla hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mahkeme önüne getirilmiş hali olarak tanımlanabilir. Yargı ayrılığı rejiminin uygulandığı ülkemizde farklı yargılama kollarında yer alan farklı usul kuralları nedeniyle maddi gerçeğe ulaşma noktasında bazı sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle medeni yargılama usulüne hâkim olan ilkeler nedeniyle yargılamanın maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet etmediği söylenebilir. Bu durum çalışmamızda tüm yargılama kollarına hâkim olan ilkelerin mukayeseli şekilde incelenmesi ve bazı yüksek mahkeme kararlarının değerlendirilmesi yoluyla ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: maddi gerçek, yargılama, yargılamanın amacı, hak, yargılamaya hâkim olan ilkeler

GerçeklikHak aramaKamu hukuku+5
İsmail Özden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma

bu çalışmada 4721 sayılı türk medeni kanunu 166.maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma incelenmiştir. birinci bölümde boşanma genel olarak ele alınmış ikinci bölümde ise özel boşanma sebepleri ve evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma, anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanma kurumu düzenlenmiştir.

BoşanmaEvli çiftlerEvlilik+4
Makbule Tuğçe Özden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şer'i Hukuktan Medeni Hukuka evlilik: Çorum örneği (1840-1930)

Bu çalışmada, Eski Türklerde evlilik hukuku hakkında bilgi verildikten sonra Tanzimat, II. Abdülhamid, İttihat ve Terakki dönemleri evlilik hukuku üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet Dönemi Medeni Kanunu ve Çorum'daki uygulamaları incelenmiştir. Konu esas itibariyle iki ana başlıktan oluşturulmuştur. Birinci bölümde Tanzimat'tan Cumhuriyete kadar olan dönemde evlilik hukuku incelenmiştir. İkinci bölümde ise Medeni Kanun ve Çorum uygulaması üzerinde durulmuştur. Konumuzu Çorum Şer'iye sicillerinden, 1917 Aile nizamnamesinden ve 18401930 Çorum Evlenme Sicil Defterlerinden faydalanarak ortaya koymaya çalıştık. Bununla birlikte çalışmalarımızda diğer ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Anahtar Kavramlar: Evlilik Hukuku, Medeni Kanun, Çorum Evlenme Sicil Defterleri,Nikah

DefterlerMedeni KanunMedeni hukuk+6
Şuayip İbiş
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilişim hukukunda çocuğun dijital haklarının sosyal medyada korunması

Teknolojik gelişmelerin artmasıyla birlikte bilişim sistemlerinin kullanımı yaygınlaşmıştır. Sosyal medya kullanımı da artmaya başladıkça iletişim ve paylaşım biçimleri ağırlıklı olarak dijital ortamda gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Kullanıcılar fotoğraf, video, ses ve metin paylaşımı gerçekleştirirken başka kişilerin kişilik hakkı veya kişisel verileri zedelenebilmektedir. Bu bağlamda çocuklar da tehlike altındadır. Zira çocuklar üçüncü kişilerden gelen siber zorbalık ve istismar gibi tehlikelere maruz kalabilmektedir. Ebeveynler de çocuklarının kişisel verilerini sosyal medyada paylaşarak paylaşım ebeveynliği gerçekleştirmektedirler. Bu gerekçelerle çocukların sosyal medyada korunma gereksinimi olduğu açıktır. Çocukların kişilik haklarının korunabilmesi açısından Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen koruyucu davalar bulunmaktadır. Bununla birlikte "Kişisel Verilerin Korunması Kanunu" bağlamında korumaya başvurulması da mümkündür. 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun" ile öngörülen düzenlemelere başvurulması da mümkün bulunmaktadır. Avrupa Birliği hukukunda "Genel Veri Koruma Tüzüğü" (GDPR) uyarınca çocukların kişisel verileri korunmaktadır. İngiltere'de yürürlükte olan "Veri Koruma Tüzüğü" ile koruma sağlanırken Almanya'da "Federal Veri Koruma Tüzüğü" yürürlüktedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise "Çocukların Çevrimiçi Platformlarda Mahremiyetinin Korunmasına İlişkin Kanun" kabul edilmiştir. Bu çalışmada çocukların dijital hakları kapsamında kişilik hakları ile kişisel verilerinin sosyal medyada korunmasının yolları Türk hukukunda ve mukayeseli hukukta incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocuk Hakları, Sosyal Medya, Sosyal Medya Hukuku, Dijital Hak, Çocuğun Mahremiyeit, Çocuğun Kişilik Hakkı, Çocuğun Kişisel Verileri, Paylaşım Ebeveynliği, Siber Zorbalık.

Aile hukukuAlman hukukuAmerikan hukuku+4
Alara Naz Göney
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muris muvazaası

Bu çalışmanın konusunu muris muvazaası oluşturmaktadır. Muris, miras bırakan kişi olarak tanımlanmaktadır. Çalışmanın içeriğinde mirasçıların Medeni Hukuk kapsamında hangi haklarının olduğu ve bu haklarının ihlali halinde hangi yollara başvurabilecekleri ele alınmıştır.

Borçlar hukukuMedeni hukukMiras+3
Mehmet Ender Erenler
Antalya Bilim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi davası

Çalışmamız kapsamında, birlikte mülkiyet ilişkisinin çoğu zaman kaçınılmaz bir sonucu olan ortaklığın giderilmesi davası ve İİK m. 121 yetkisine dayanan, paydaşların açtığı ortaklığın giderilmesinden farklı olarak kendine özgü özel dava şartları bulunan ve esas amacı alacaklının alacağını tahsil imkânı sağlayan "alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi" davası incelenmeye çalışılmış, Türk Hukuk Siteminde malikin mülk üzerindeki mutlak tasarruf yetkisini sınırlandıran bu özel durumun kendine özgü usulî farklılıklarına değinilmiş, bu davaya özel dava şartları ayrı başlıklar altında irdelenmiştir. Çalışmamızla alakalı olarak öğretide ileri sürülen farklı görüşlerin yanında yüksek yargı içtihatlarına genişçe yer verilmiş, önemli sayılan hususların hemen ardından konuyla alakalı Yargıtay Kararları, karar künyesiyle birlikte sunulmuş, uygulamada sıkça yapılan hatalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ortaklığın giderilmesi davasına özgü tarafların davada hem davacı hem de davalı konumunda bulunmasının klasik hukuk davalarından farklı olarak yargılama giderlerinin paylaştırılmasına yansımasındaki hukuk mantığına ışık tutulmaya çalışılmıştır.

AlacaklıDavalarMedeni hukuk+6
Ömer Yavuz Şahin
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tüketici hukukunda dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk

Yazılımlardan dijital video mecralarına, elektronik kitaplardan bilgisayar oyunlarına kadar birçok çeşidi olan dijital içerik ve hizmetler, yaygın bir şekilde tüketici işlemlerinin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu işlemlerde, sözleşme hukukuna dair karşılaşılabilecek problemlerden biri, ifanın konusuyla ilişkili tüm hususlarda tam ve doğru bir ifayı gerçekleştirme yükümlülüğü anlamına gelen sözleşmeye uygunluk hâlini ilgilendirmektedir. Dijital içerik ve hizmetler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da normatif olarak mal kategorisinde değerlendirilmektedir (TKHK m. 3/h). Türk Hukukundaki tüketiciyi koruyan düzenlemelerde doğrudan bir karşılığı bulunmamakla birlikte sözleşmeye uygunluğun ayıptan ari ifa hâliyle özdeşleştirilmesi mümkündür. Yani dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk, TKHK'deki ayıplı mallara ilişkin hükümlere tabidir. Ancak bu hükümler, genellikle sofistike özellikler taşıyan dijital içerik ve hizmetlerin konu edildiği sözleşme ilişkilerinde tüketici menfaatlerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Mesela Kanun'da öngörülen lüzumlu vasıf kriterleri, dijital içerik ve hizmetler için oldukça soyuttur. Yine ayıplı mal hükümlerinin, bulut bilişim hizmetlerindeki gibi sürekli edimle temin edilen dijital içerik ve hizmetlere uygulanmasında çeşitli problemler doğabilir. Ayrıca 99/44 sayılı mehaz Direktif'te sözleşmeye uygunluk kavramına yer verilmesine rağmen TKHK'de ayıp kavramına başvurulması, ayıbın kapsamına ilişkin TBK'daki tartışmaların TKHK'ye taşınmasına yol açmıştır. Anılan problemlerin çözümü amacıyla oluşturulmuş bir yargı içtihadına rastlanmamıştır. Parasal sınır nedeniyle temyiz yoluna başvurmanın genellikle mümkün olmadığı tüketici uyuşmazlıkları için bu tür bir içtihadın oluşmasını beklemek de gerçekçi görünmemektedir. Öyleyse Türk Hukuku için bu konuda bir reform ihtiyacı doğmuştur. Gerçekleştirilecek reformda, bir dünya standardı hâline gelmesi muhtemel olan AB ve Alman Hukuku düzenlemeleri model alınabilir. Konuya ilişkin Avrupa Birliği 2019/770 sayılı Dijital İçerik Direktifi ile Alman Medeni Kanunu (BGB) § 327 vd. hükümlerinde, dijital içerik ve hizmetlerin sofistike özellikleri dikkate alınarak tüketicinin dijital dünyadaki menfaatlerinin korunmasına hizmet eden bir anlayış benimsenmiştir. Ne var ki bu hükümler, esasa ilişkin bazı yönlerden eleştiriye muhtaç olduğu gibi regülasyon yöntemi açısından da taşıması gereken nitelikler olan öz ve kolay anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu kapsamda çalışmada AB ve Alman Hukukunun anılan düzenlemeleri mercek altına alınarak Türk Hukukunda nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğine yoğunlaşılmaktadır.

Alman hukukuAmerikan hukukuAvrupa Birliği hukuku+7
Furkan Güven Taştan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk aile hukukunda evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet

Bu çalışmada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet kurumu ele alınmıştır. Bu kapsamda velâyetin amacı, hukuki niteliği, kapsamı, ortak velâyet kurumunun ortaya çıkışı, karşılaştırmalı hukukta ortak velâyetin düzenleniş şekli ortak velâyete yönelik uluslararası belgeler ışığında incelenmiş; mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde Türk aile hukukunda ortak velâyetin mümkün olup olmadığı, doktrinde yer alan görüşler, konuyla ilgili uluslararası belgelerin iç hukukumuza etkisi bakımından değerlendirilip tartışmalı konulara ilişkin öneriler getirilmiştir.

Aile hukukuBoşanmaEvlilik+5
Nagehan Çakır
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bangladeş medeni hukukunun gelişimi ve İslam hukuku açısından değerlendirilmesi

Hukuk, toplumda barış ve refahın sağlanması için kurulmuş olan sistemlerden biridir. Tezimizde inceleme konusu yapacağımız Bangladeş dünya haritasında küçük bir ülke olmasına rağmen, 160 milyon nüfusunun % 90.4'ü Müslüman ülkedir. Bangladeş'in medeni hukuk kanunlarında Müslüman halklara yönelik kanunlar uygulanmaya devam etmektedir. Bu çalışmamız Bangladeş'te yürürlükte olan medenin hukukun tarihsel gelişimi ve İslam hukukuna göre değerlendirilmesi için hazırlanmıştır. Bu çalışmada, Bangladeş'in siyasi ve coğrafi yapısı, dini nüfusu ve İslamlaşması hakkında genel bilgiler verildikten sonra Bangladeş'teki hukuk sisteminin tarihsel gelişimi dönemler halinde incelenmiş ve Bangladeş'teki medeni hukuk sistemi İslam hukuku açısından değerlendirilmiştir.

BangladeşKarşılaştırmalı hukukMedeni hukuk+1
Muhammad Nezam Uddın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni Hukukumuzda taşınmazların açık arttırma suretiyle satımı

Açık arttırma prosedürü günümüzde oldukça hızlı bir şekilde gelişmektedir.Aynı zamanda internet aracılığıyla da açık arttırmalar gerçekleştirilmektedir.Açık arttırmalar sözleşme özgürlüğü çerçevesinde gerçekleşebileceği gibi zorla da gerçekleşebilirler.İkincisi sadece satım sözleşmesi olmaktan öte bir devlet işlemidir.Ben bu çalışmamda açık arttırma hukukunu tüm yönleriyle ele almaya çalıştım.Özellillikle bir açık arttırmanın batıl olduğu durum üzerinde durdum.Bunun dışında bir açık arttırmanın sonucunda mülkiyetin geçiş anını irdeledim ki mülkiyetin geçiş anı ihtiyari açık arttırma ile cebri arttırma arasında ince bir fark arzetmektedir.

Açık artırma yöntemiGayrimenkul satışıGayrimenkuller+2
Mustafa Emir Üstündağ
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evlilik birliği içerisinde diğer eşin rızasına bağlı hukuki işlemler

Tezin konusu ''Evililik Birliği İçerisinde Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuki İşlemlerdir.'' Tez giriş ve sonuç bölümleri dışında üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Türk Hukuk'unda fiil ehliyeti kavramı ve evli kişilerin ehliyet durumu açıklanmıştır. İkinci bölümde; Türk Medeni Kanunu'nda eşin rızasının arandığı haller dört başlığa ayrılmış, tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin hükmün uygulanmasında, evli erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi işleminde, paylı mülkiyet konusu malda pay üzerindeki tasarruf işlemlerinde üstün hak sahibi olan eşin bu hak sahipliğinin niteliğini ve söz konusu haklarını kullanırken hangi hukuki işlemlerin diğer eşin rızasını gerektireceği üzerinde durulmuştur. Mal rejimlerini ilgilendiren düzenlemelerin yanı sıra, aile konutu kavramının kabulü, geçerliliği eşin rızasına bağlanan hukuki işlemlerin kapsamını genişletmiştir. Aile konutunun mülkiyetinin eşlerden birine ait olması ya da kiralanmış olmasına göre eşin rızasına bağlanan hukuki işlemler çalışmada açıklanmıştır. Üçüncü bölümde; kefalet sözleşmesi akdedilmesi durumunda ve aile konutunun kira sözleşmesine konu olması durumunda diğer eşin rızasının alınması hususu incelenmiştir. Tez hazırlanırken konuyla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili bulunan tüm eserler taranmaya çalışılmıştır. Bunun dışında, konuyla ilgili mahkeme kararları incelenmiş, konunun uygulamada ne tür uyuşmazlıklara neden olduğu hususuna dikkat çekilmiştir. Kanunun diğer eşin rızasının varlığını aradığı işlemlerde rızanın kapsamı her bir işlem için farklılık arz etmektedir. Bu sebeple her bir işlemde rızanın hukuki niteliği ve sonuçları ayrı ayrı incelenmelidir.

EvlilikEvlilik birliğiEşin rızası+5
Elif Yüksel
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

İlgili konular